Etiket: Kırık

  • Osteoporoz (kemik erimesi) nedir? Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Osteoporoz (kemik erimesi) nedir? Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Osteoporoz nedir?

    Osteoporoz, hem kadın hem de erkekte özellikle yaşlanmayla artan, kemiklerde zayıflık ve buna bağlı kırığa yatkınlık durumudur. Oldukça yaygın görülür. Yaşlanmakla sıklığı artar; ancak risk faktörleri taşıyan genç-erişkin yaş grubunda da osteoporoz gelişebilir. Kemik dokusu devamlı kendisini yenileyen bir dokudur; yıkıp yok ettiği dokunun yerine yenisi yapılır. Ancak 30’lu yaşların ortasında kemik yıkımı, yapımı biraz geçer özellikle 50’li yaşlarda kemik yıkımı daha fazla olmaya başlar. Bu da kemik yapıda incelme ve dayanıksızlığa neden olur.

    Osteoporoz, sessiz gelişir, herhangi bir yakınmaya neden olmaz. Fakat kişide düşme gibi ufak yaralanmalarla kırık oluşur. En fazla omurga, el bileği ve kalçada oluşur. Özellikle kalça ve omurgada oluşan kırıklar, kronik ağrılara ve sakatlığa, hatta ölüme neden olabilir. Osteoporoz tedavisinin de esas amacı kırık gelişimini önlemektir.

    Osteoporozun nedenleri nelerdir?

    Osteoporoz, kemik kitlesinin azalması (kemik yoğunluğu olarak ölçülür) ve kemik yapısında değişim sonucunda oluşur. Osteoporoz gelişmesinde etkili bir çok risk faktörleri vardır.

    -Yaşlanma (Kadınlarda menopozdan sonra hormon replasman tedavisi almıyorsa ortalama 5 yıl, alıyorsa 10 yıl sonra, erkeklerde 70 yaşından sonra gelişir)

    -Beyaz ırkta daha fazladır

    -Küçük kemik yapısı

    -Zayıf olmak: Vücut kitle indeksi (VKİ) 19’un altındaysa (VKİ=Ağırlık (kg)/uzunluk (boy2)m2. Yani boyunuzu metre cinsinden birbiriyle çarpıp, bulduğunuz sonucu ağırlığınıza böleceksiniz. Örneğin 160 cm boy ve 54 kg kişi için VKİ= 54/1,6×1,6=54/2,56=21,09)

    -Ailede birinci derecede akrabalarda; osteoporoz veya onunla ilgili kırık öyküsü)

    -Daha önce özellikle hafif dereceli yaralanma ile kırık gelişmesi

    -Erken menopoz veya cerrahi menopoz (ameliyat sonrası aniden menopoza girilmesi)

    -Yeme bozukluğu; anoreksiya nervosa, bulimia gibi

    -Sigara

    -Alkol alışkanlığı

    -Diyette yetersiz kalsiyum ve D vitamini alınması veya bağırsaklarda emilim bozukluğu

    -Sedanter hayat tarzı veya hareketsizlik

    İlaçlara bağlı: kortizon, tiroit hormon tedavisi, heparin, seks hormonlarını baskılayan tedaviler, uzun süreli mide koruyucu olarak kullanılan proton pompa inhibitörleri gibi,

    -Kemikleri etkileyen bazı hastalıklar; endokrin (hormon) hastalıkları (hipertroidizm, hiperparatiroidizm, Cushing hastalığı gibi), iltihabi bağırsak hastalıkları gibi.

    Osteoporoz kimleri etkiler?

    Osteoporoz, her yaşta kadın ve erkekleri ve tüm etnik grupları etkilese de en fazla beyaz ırkta ve Asyalı yaşlı kadınlarda daha fazladır. 50 yaşından büyüklerde osteoporoz ve buna bağlı kırık daha fazladır. Yukarıda belirtilen risk faktörleri yok ise, kadınlarda özellikle menopozdan 5 yıl sonra; hormon replasman tedavisi almışsa 10 yıl sonra, erkeklerde ise daha geç 70 yaşında ortaya çıkar. Çok fazla yapılan bir hata; menopoza girerken bayanlar, kemik yoğunluğunu ölçtürüyorlar belki sonraki bir kaç yıl daha ölçtürüp normal olduğunu görünce de bu işin peşini bırakıyor. Oysa menopozun 5. yılından sonra, kemik yoğunluğuna baktırmak önemle gereklidir.

    Osteoporoz nasıl teşhis edilir?

    Kemik yoğunluğu DEXA yöntemiyle, kalça (femur kemiği ve boynu) ve bel (lomber) omurgadan ölçülür. Direkt film çekimi gibidir fakat ondan daha az radyasyon verir, ağrısız ve hızlı bir ölçümdür. Gebelikte yapılmaz. Ölçülen kemik yoğunluğunuz, olması gereken genç – erişkin yaş grubuyla karşılaştırılarak T-skoru elde edilir.

    T-skoru; -1 ve üzerinde ise normal,

    T-skoru;-1 ile -2,5 arasında ise osteopeni (kemik yoğunluğunda hafif azalma)

    T skoru; -2,5 veya daha altında ise osteoporoz vardır.

    Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Yalnızca osteopeniniz varsa (kemik yoğunluğunuz T skoru=-1 ila -2,5 arası) ve kırık öykünüz yoksa, sadece kalsiyum ve D vitamini almanız ve önerilen egzersizleri yapmanız yeterlidir. 50 yaş üzerinde, menapoz sonrası bayanlar ve 70 yaş üzeri erkekler, 1200 mg kalsiyum ve 800-1000 IU D vitamini almalıdır. 50 yaşından genç yetişkinler ise 1000 mg kalsiyum, 400-800 IU D vitamini almaları önerilir.

    Fiziksel aktivite olarak, ağırlık binen egzersiz (yürüme gibi) önerilir.

    Osteoporozunuz varsa veya osteopeniniz olup kırık öykünüz varsa; o zaman günlük alacağınız kalsiyum ve D vitaminine ilaveten osteoporoz ilaçları kullanmanız önerilir. Bunlar:

    Bifosfonatlar: Osteoporozu önlemek ve tedavi etmek amacıyla en fazla tercih edilen ve en etkin ilaçlardır. Bu ilaçlar kemik kaybını çok azaltarak, kırık riskini azaltırlar. Türkiye’de alendronat (günlük veya haftalık kullanımlı tabletler), risendronat (günlük veya haftalık veya ayda bir ardışık iki gün kullanılan tabletler), ibandronat (ayda bir kullanılan tablet veya üç ayda bir kullanılan IV infüzyon) ve zolendronic acid (yılda bir kez uygulanan IV infüzyon) adı altında farklı çeşitleri bulunmaktadır.

    Bu ilaçların hepsiyle mutlaka günlük önerilen dozda kalsiyum ve D vitamini de alınmalıdır. Günlük yeterince kalsiyum ve D vitamini alınmadığında; hem osteoporoz tedavisi etkisini göstermez, hem de kişide kalsiyum düşüklüğüne bağlı krampların gelişmesine neden olurlar. Ağız yoluyla kullanılan tüm bu bifosfonatların en önemli yan etkisi, yemek borusunda tahrişe neden olmalarıdır. İlacın daha iyi emilmesi için aç olarak bol su ile alınmalı ve 45-60 dakika sonra kahvaltı edilmeli; bu arada yatmadan dik veya oturarak durulmalıdır. Reflü ve mide yakınması olanlarda, damar yoluyla kullanılan ilaç formları tercih edilmelidir. Bifosfonatların; çenede osteonekroz ve atipik (anormal) femur kırığı gibi bildirilmiş vaka takdimi halinde çok nadir yan etkileri de vardır.

    Kalsitonin: Eskiden osteoporoz tedavisinde kullanılan bu ilacın etkisi çok azdır; omurgada kırık riskini azaltabilir. Son zamanlarda ciddi yan etkileri nedeniyle uzun süreli kullanımları sakıncalı bulunarak artık kullanılmamaya başlanmıştır. Osteoporoza bağlı omurga kırığında ağrıyı azaltmak amacıyla kullanılabilir. Burundan sprey şeklinde veya enjeksiyon formunda çok kısa süreli kullanılabilir.

    Östrojen veya hormon replasman tedavisi: Östrojen hormonu tek başına veya progesteron ile kombine olarak kullanılabilir. Ancak östrojen ve progesteron kombinasyon tedavisi; meme kanseri, inme ve kan pıhtılaşmasını artırarak damar tıkanık riskinde artışa neden olur. Tek östrojen kullanımı ise, inme riskini artırabilir ve adet benzeri kanamalara neden olabilir. Bu nedenle genellikle, menopoza bağlı şikayetleri azaltmak amacıyla kullanılır. Fakat bu arada menopoz sonrası kemik dansitesindeki azalmayı da geciktirir.

    Selektif östrojen reseptör düzenleyicileri (modülatörleri)-Raloksifen: Bu tedavilerin kemik üzerine olumlu etkileri vardır ve meme kanseri riskini artırmaz ancak hala damarda pıhtılaşma ve inme riski vardır.

    Teriparatide: Paratiroid hormonunun bir formu olup, kemiğin uyarılmasını sağlar. Osteoporotik kırık riski yüksek erkekler ve menapoz sonrası kadınlarda kullanımı ve steroide bağlı osteoporoz tedavisinde onaylanmıştır. Günlük cilt altı enjeksiyonlar halinde, en fazla iki yıla kadar uygulanabilir. Daha önce radyasyon tedavisi görmüş olanlarda veya paratiroid hormon seviyesi yüksek kişilerde kullanılmaz.

    Strontium renalate: Bu ilaç menapoz sonrası osteoporoz tedavisinde Amerika Birleşik Devletleri dışındaki bazı ülkelerde (Türkiye de dahil) kullanılmaktadır. Günlük kullanılır ve suda eriyen poşetler halindedir. Kanın pıhtılaşma riskini artırarak damar tıkanıklığına neden olabilir. Çok nadir-vaka bildirimleri halinde ancak ciddi ölümcül yan etki de bildirilmiştir.

    Denosumab: İnsan kaynaklı bir monoklonal antikor tedavisidir. Kemik yıkımında sorumlu hücreler üzerine etki eder. Oldukça etkin fakat pahalı bir tedavidir. Yüksek kırık riski bulunan menapoz sonrası kadınlarda onaylanmıştır. Ayrıca, meme kanseri veya prostat kanseri nedeniyle, hormon azaltıcı tedavi görmüş kişilerdeki, osteoporoz ve kırıklarda onaylanmıştır. Her 6 ayda bir cilt altına uygulanmaktadır. Bu tedavi başlanacak kişilerde kalsiyum ve D vitamini düşük olmamalıdır. Türkiye’de ‘Prolia’ adı altında satılmaktadır.

    Osteoporoz için kullanılan ilaçların hiç biri gebelik ve süt verme döneminde güvenli değildir, önerilmez.

    Osteoporozdan korunma:

    Yaşam tarzınızda değişiklik yaparak osteoporozun önlenmesi mümkündür.

    Beslenmeyle veya dışardan destekle yeterince kalsiyum aldığınızdan emin olun (kabaca 1000-1200mg/gün; yaşa bağlı değişir; menapoz sonrası ve 70 yaş üstü erkeklerde 1200-1500m/gün).

    Yeterince D vitamini (400-880 IU/gün) alın; bu yaşınıza ve kan D vitamini ölçümünüze bağlıdır. Menapoz sonrası ve erkeklerde 70 yaş sonrası ihtiyaç 880-1000 IU/gün arasındadır.

    Sigara kullanmayınız

    Aşırı alkol almayınız; günde 1-2 kadehten fazla değil.

    Ağırlık binen egzersiz yapın (her gün yarım saat veya haftada üç kez 50 dakika). Dengeyi geliştiren Tai Chi veya yoga gibi egzersizler, düşmeyi önlediği için önerilir.

    Osteoporoza yatkınlık sağlayan, yukarıda sıralanmış risk faktörlerinin azaltılmasına yönelik yaklaşımlar yapılmalıdır.

    Osteoporozlu hastalara öneriler:

    Unutmayın bu öneriler osteoporoz tedaviniz kadar önemli.

    Yürüme cihazı kullanın. Eğer denge bozukluğunuz varsa baston veya yürüteç kullanın.

    Evdeki tehlikeleri uzaklaştırın. Halı ve kilimleri çıkartın. Ortalıkta kablo veya takılıp düşebileceğiniz bir şey olmasın. Gece lambası kullanın; gece banyoya giderken yardımcı olacaktır. Banyoda düşmeyi engellemek için tutunma kolları, küvet ve lavabonun yanına kaymaz paspaslar yerleştirin.

    Ağır eşyaları kaldırırken veya taşırken yardım alın. Dikkat etmezseniz düşebilir veya düşme olmadan da omurganızda kırık olabilir.

    Sağlam ayakkabılar giyin. Özelikle kış aylarında ve yağmurlu havalarda kaymayan, yeri kavrayan ve denge problemi yaratmayan (yüksek topuklu olmayan, ayak tabanınızı destekleyen, yumuşak) ayakkabılar giyin.

  • Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar

    Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar

    Bifosfonatlar (alendronate, risedronate, ibandronate, zoledronic acid)

    Kemiğe bağlanır, osteoklast aktivitesini baskılar. Tablet veya enjeksiyon formları vardır. Tablet formunun emilimi zayıf fakat doğru alınırsa iyidir. Aç karnına alın. Aldıktan sonra ½-1 saat aç ve dik kalın. Osteoporotik kırık riskini azaltır ve KMD artırır. GIS yan etki; özafajit; çok nadiren osteonekroz

    Östrojen/Hormon tedavi

    Koruyucu anti-rezorbtif etkili. Meme kanseri, koroner kalp hastalığı, inme ve venöz tromboembolizm sıklığında artış. Perimenopozal hastalarda belki ikinci basamak tedavi olarak düşünülebilir

    Östrojen Agonist/Antagonist (raloxifene vb)

    Selektif östrojen reseptör modülatorü. KMD’de artış ve vertebral kırık riskini azaltır. Bisphosphonates ve östrojenden daha az etkilidir. Meme kanseri riskini azaltır. Birinci basamak ajanları (bisphosphonate) tolere edemeyenlerde verilebilir. Tromboemboli, flushing gibi yan etkileri var

    Calcitonin

    Osteoklastlara bağlanır ve rezorbsiyonu baskılar. Somon-kaynaklı ; somon allerjisi varsa dikkat. Nazal sprey en tercih edilen uygulamadır. Diğer tedavilerden daha az etkilidir. Vertebra kompresyon kırığına bağlı ağrıyı azaltmada yardımcı olur.

    Parathyroid Hormon (teriparatide vb.)

    Kemik oluşumunu rezorpsiyon daha fazla uyarır. Bisphosphonatları tolere edemeyen veya kullanımı sırasında kırık gelişenlerde kullanılır. Günlük enjeksiyon olarak uygulanır. Sadece 24 aya kadar kullanımı onaylanmıştır.

    Danasunumab, seçilmiş olgularda kullanilan bir tedavi.

    Strontium Ranelate (Protos®)

    Kemik rezorbsiyonunu önler ve kemik oluşumunu artırır. Yeni vertebral kırık riskini %41 azaltır, Vertebral olmayan kırık riskini %15 azaltır. 2g saşe /gün. Yan etkileri:Trombo-embolizm, DRESS Sendromu (Drug Rash with Eosinophilia and Systemic Symptoms)

    İnsan ömrü giderek uzuyor: hepimiz yaşlanmak değil yaş almak isteriz. Bu nedenle uzun ve sağlıklı ömür dileriz birbirimize. Unutmayın bu süreç içinde en değerli hazineniz kemikleriniz.

  • Azı karar çoğu zarar: d vitamini

    Azı karar çoğu zarar: d vitamini

    “D vitamini faydalı mıdır?” sorusu, gerek hastalarımız gerekse eş dost tarafından sıkça sorulan sorulardan birisi (ya da birisi haline geldi). Gerçekten de son yıllarda araştırmacıların D vitaminine karşı ilgisinde belirgin bir artış var ve neredeyse bildiğimiz tüm hastalıkların bir şekilde D vitamini ile ilişkili olduğunu ileri süren hatırı sayılır araştırma mevcut.

    Tahmin edeceğiniz üzere bu çalışmaların ortak sonucu “D vitamini faydalıdır” şeklinde. Bununla birlikte bu araştırmaların büyük bir kısmının sonuç bölümü incelendiğinde araştırmacıların “D vitamini alımınızı arttırın” gibi doğrudan bir tavsiyede bulunma konusunda biraz çekimser davrandıkları gözden kaçmıyor. Şimdi yazının başındaki soruya yanıt olarak, her ne kadar insanın içinden “adının içinde vitamin olduğuna göre faydalıdır elbette” diye refleks ve de kaçamak bir yanıt vermek gelse de, işin aslı göründüğünden biraz daha karmaşık gibi. Faydalı olduğu yönünde genel kanıtlar olsa bile, “kime faydalıdır?”, “hangi durumlarda faydalıdır?”, “hangi dozda faydalıdır?” gibi soruların öncelikle yanıt bulması gerekiyor.

    D vitamininin olumlu etkileri olduğu düşünülen ve en çok araştırılan konulardan birisi D vitamininin düşmeler ve de kırık gelişimi üzerine olan etkileri. Daha önce yapılmış çoğu klinik çalışma (aralarında bazı tutarsızlıklar olsa da) D vitamininin düşme ve kırık gelişimini azalttığı yönünde. Önceki çalışmaların sonuçlarına göre, günlük 700-800 ünite D vitamini alımının kırık riskini %13-26, düşme riskini %19-26 oranında azalttığı gösterilmiş. Ek olarak, bu çalışmalar D vitamini ile ilgili en önemli sorunlardan birinin hasta uyumu olduğunu, yani hastaların ilacı her gün düzenli kullanma konusunda pek istekli olmadığını, ortaya koymuş. Bu nedenle Sanders ve arkadaşları, JAMA’da 12 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanan araştırmayı planlarken, faydası zaten gösterilmiş olan D vitaminin kullanımını kolaylaştıracak bir şekilde, her gün (düşük doz) almak yerine yılda 1 defa (yüksek doz) uygulamanın, düşme sıklığı ve kırık gelişimi üzerine etkileri nedir sorusunu sormuşlar.

    Çalışma Avustralya’da tek bir merkezde 2003-2008 yılları arasında yürütülmüş. Yaşları 70’in üzerinde ve kalça kırığı için en az 1 risk faktörü bulunan (annede kalça kırığı, eski kırık hikâyesi vb.) 2258 kadının bir bölümüne senede 1 defa ağız yolu ile 500 000 Ünite koleskalsiferol (vitamin D3) diğer bölümüne de plasebo verilmiş ve katılımcılar 3-5 yıl süre ile takip edilmişler. Katılımcılardan düşmeleri ellerindeki takvime işlemeleri istenmiş, kırıklar zaten çekilen röntgen ile bir şekilde kayıt altına alınmış.

    Gelelim çalışmanın sonuçlarına; D vitamini verilen kişiler plasebo verilenler ile kıyaslandığında, düşme sıklığında %15, kırık sıklığında %26 artış saptanmış. Yanlış okuduğunuz ya da yazım hatası olduğu düşüncesiyle az önce okuduğunuz cümleyi yeniden okumayı aklınızdan geçiriyorsanız buna hiç gerek yok. Araştırmacılar burada yer veremeyeceğimiz pek çok ek analiz de yapmışlar ama bu yüksek doz D vitamininin düşme ve kırık riskini ARTTIRDIĞI sonucunu değiştirmemiş. Çalışmanın sonuçları arasında dikkati çeken diğer bir özellik de gerek düşme gerekse kırık sıklığının ilacın verilmesini takip eden ilk 3 ay içerisinde belirgin artış göstermesi (ki bu da bir şekilde düşme ve kırıkların sorumlusunun D vitamini olduğunu destekler nitelikte). İşin açıkçası araştırmacılar bu (beklenilmeyen) sonucu yorumlamaya çalışırken bir hayli zorlanmışlar. Şu an için A.B.D ve Kanada’da 70 yaş üzerindeki bireylere tavsiye edilen D vitamini dozu günde 600 Ünite (üst sınırı 2000 Ünite ki bu da senelik 700 000 Üniteye denk geliyor). Araştırmacılar biraz da buna dayanarak, buradaki sorunun dozun yüksekliğinden ziyade, bu kadar yüksek dozun tek seferde verilmesi olabileceği şeklinde yorum yapmışlar.

    Aslında bu çalışmanın bize anlattığı (ya da hatırlattığı) en önemli şey, insan vücudu ile ilgili hiçbir şeyi düz mantıkla düşünmememiz gerektiği. Araştırmacıların hipotezi tutsa ve bu yazının başlığı “senede 1 defa alınan D vitamini her derde deva” olsa mutlaka daha ilgi çekici olurdu ama her zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor.

  • Vertebroplasti işlemi nedir ?

    Omurga kırıkları, omurganın kötü huylu metastatik veya primer tümörlerinde, omurganın ağrılı hemanjiomlarında, multiple myeloma bağlı patolojik kırıklarında, uygun hasta grubunda lokal veya genel anestezi altında, ciltten 1 cm’lik kesi ile girilerek omurga içerisine kemik sement enjekte edilmesi işlemidir.

    En sık kullanıldığı alan omurganın osteoporoza (kemik erimesi) bağlı kırıklarının tedavisidir. Amaç istirhat ve ağrı kesicilere rağmen düzelmeyen ağrıların azaltılmasıdır. İşlemin asıl amacı ağrının azaltılması olmakla birlikte kırık omurgaya sağlamlık kazandırmaktır. Her omurga kırığı vertebroplasti işlemine uygun değildir. Uygun olan hastalarda ciddi anlamda ağrılar azalmakta ve kişiler normal hayatlarına dönebilmektedirler.

    Stabilizasyon cerrahisinin yapılamadığı veya yapılması gerekli olmayan, ortalama 4 haftalık istirahat ve medikal tedaviye rağmen ağrılarda anlamlı azalma olmayan hastalarda uygulanmaktadır.

    Kifoplasti işleminde ise vertebroplasti işlemine ek olarak omurga içerisinde bir balon şişirilerek kırık omurganın yüksekliğinin arttırılması ve sement enjekte edilecek alanın arttırılması amaçlanmaktadır. bu işlem daha çok omurganın belirgin açılanma veya deformasyon yarattığı durumlarda tercih edilmektedir.

    işlem sonrası 2. saatte hastalar ayağa kaldırımaktadır ve aynı gün veya bir sonraki gün taburcu edilmektedir.

  • Omurga kırıkları ve cerrahi tedavi

    Ufak travmalar sonrası bile omurga kırıkları ortaya çıkabilir. Bu kırıkların büyük bir kısmı cerrahi müdahaleye ihtiyaç duymaz. Ancak yüksek enerjili travma sonucu ortaya çıkan omurga kırıkları cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyabilir. Yüksek enerji ile ortaya çıkan kırıklar omurgada instabiliteye ve omurilik hasarına neden olmaktadır.

    Osteoporoz nedeniyle zayıflayan kemikte kırık ve kırık sonucu ağrı olabilir.

    Gelişen yeni tekniklerle hastaya kifoplasti yada vertebroplasti denilen yöntemlerle kemik içine sement enjeksiyonu yapılabilir. Hastanın minimal girişim ile ağrısı azaltılarak kemiğin güçlendirilmesi sağlanır.

    Kırığa Yol Açan Nedenler Nelerdir?

    Herhangi bir nedenle omurga üzerine binen aşırı yüklenmeler nedeni ile kırık ortaya çıkabillir. Omurganın ön bölümünde çökme kırığı olabilleceği gibi patlama kırığı nedeni ile omurganın tüm bölümlerinde kırık ortaya çıkabilir.
    Osteoporoz kırığa neden olan temel sebeplerden biridir.

    Tedavi seçenekleri Nelerdir?

    Medikal Tedavi

    Kırıkların çoğunun tedavisi istirahat ve ağrı kesici kullanmaktır. Korse kullanımı ağrıyı azaltmakta etkilidir.

    Cerrahi Tedavi

    • Vertebroplasti

    Kanül aracılığı ile kırık omurganın içine girilerek kemik içine segment enjekte etme yöntemidir. Bu şekilde hastanın ağrısını azaltarak kemiğin güçlendirilmesi sağlanır.

    • Kifoplasti

    Kanül aracılığı ile kırık omurganın içine girilerek kırık omurga gövdesinde balon şişirilerek bu boşluk içine segment yerleştirme yöntemidir.

    Tanı ve Tedavi

    Tanı ve tedavi amacıyla doktorunuza başvurun.

  • Santral sinir sistemi travmaları

    Ülkemizde oldukça sık rastlanan trafik kazalarının pek çoğunda ciddi santral sinir sistemi travmaları meydana gelmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde de travma, çocuklarda, adölesanlarda ve genç erişkinlerde ölümlere ve sakatlıklara yolaçan sebeplerin başında gelir. Kazaların büyük bölümünü oluşturan motorlu araç kazaları, düşmeler ve darplar sonucunda beyin, omurilik ve bunların destekleyici yapılarında ciddi yaralanmalar ortaya çıkabilir.

    Kafa Travmaları

    Kafa Derisi Yaralanması:

    Kafa derisi yaralanması hemen tedavi edilmezse, kanamaya ve sonrasında şoka neden olabilir. Kanama genellikle kafa derisine basınçlı pansuman ya da klemp konulmasıyla kontrol altına alınabilir. Kafa derisindeki kesiler, mümkün olan en kısa zamanda kapatılmalıdır. Çökme kırıklarını veya delici kafatası yaralanmalarını örten kafa derisi laserasyonları ameliyathanede temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Basit kafa derisi kesileri, galea ve cilt tabakalarının yaklaştırılmasına özen gösterilerek, temizlenmeli bolca yıkanmalı ve primer olarak kapatılmalıdır. Galea tabakası iyi kapatılırsa, mükemmel bir kanama kontrolu sağlanır. Kafa derisi avülziyonları tipik olarak periost dışındaki diğer tüm tabakaları kapsar. Eğer avülziyon küçük çaptaysa, yara kenarlarını primer olarak kapatmak genellikle başarıyla sonuçlanır. Büyük skalp avülzyonlarında kopan dokular doğru şekilde muhafaza edildiği ve ameliyat gecikmediği takdirde mikroşirürjikal teknik uygulayarak, kopan parçanın dikilmesi, tercih edilen metodtur.
    Yaralı kafa derisi canlılığını kaybettiği ancak periost tabakasının intakt olduğu olgularda greftler ile defekt kapatılabilir. Bu gibi durumlarda periost ameliyat öncesi nemli tutulmalıdır. Dış kemik tabula kanlanmasını periosteal tabaka vasıtasıyla karşıladığından, periostun bulunmadığı veya disseke olduğu bir durumda, onarım daha güçtür. Her türlü kafa derisi kesilerinin bir beyin cerahı tarafından değerlendirilmesi uygundur.

    Kafatası Kırıkları

    Kafatası kırıkları; kırığın üzerindeki derinin sağlam olmasına (kapalı kırık) veya yırtılmış olmasına (açık veya compound kırık), tek bir kırık hatttının olmasına (lineer kırık), tek bir odaktan yayılan birçok kırık hattı bulunmasına (stellate kırık), ya da parçalı (comminuted kırık) ve/veya kırık hattı kenarlarının çevre sağlam kemiklerin seviyesinin altına inmiş olmasına (çökme-depresse kırık) veya olmamasına (non-depresse kırık) göre sınıflandırılır.
    Basit kafatası kırıkları (lineer, stellate veya parçalı non depresse) hiçbir özel tedavi gerektirmezler. Buna karşın, bunlar arteria meningia media veya dural venöz sinüsler gibi kafatası içindeki vasküler kanalları çaprazlarlarsa potansiyel tehlike oluştururlar. Bu yapılar yırtılırlarsa, epidural veya subdural bir hematom oluşabilir. Havayla temas halinde olması nedeniyle nazal sinüsler ya da mastoid hava hücrelerine uzanmış olan basit kafatası kırıkları da “açık kırık” olarak tanımlanır.
    Çökme kırıkları, içeri doğru batan kemik parçaların kaldırılması için çoğunlukla cerrahi müdahale gerekir. Hiçbir nörolojik bulgu yoksa ve kırık kapalıysa, elektif şartlarda cerrahi uygulanabilir. Ameliyat sırasında dura incelenmeli ve gerekirse tamir edilmelidir.
    Açık kafatası kırıkları da cerrahi müdahale gerektirir. Lineer ya da stellate non-depresse açık kırıklar tamamen temizlendikten sonra basitçe kapatılarak tedavi edilebilir. Alttaki kemikte ciddi biçimde yaralanma olan birleşik açık kırıklar etkili bir debridmanın gerçekleştirilebileceği ameliyathanede onarılmalıdır. Dura yırtıklarının gözden kaçmaması için dura dikkatlice incelenmelidir. Dura yırtıkları, enfeksiyon riskini azaltmak ve BOS sızıntısını önlemek için primer olarak veya fascia greftleriyle kapatılmalıdır. Alttaki dura ve/veya beyin dokusunun daha iyi görülmesinin gerekli olabileceği göz önüne alınarak, açık çökme kırıkları ameliyathanede kraniotomi için hazırlıklar tamamlandıktan sonra temizlenmeli ve kaldırılmalıdır.
    Kaide kırıklarında göz çevresinde (rakun gözleri belirtisi) veya kulak arkasında (yarasa belirtisi) morarma görülebilir. Bu klinik belirtiler daha sıklıkla ön fossa ve orta fossa kırıklarında izlenir. Bu tip kırıklarda, kranial sinirlerin çıkış delikleri kafa tabanında yer aldığı için izole kranial sinir lezyonları görülebilir. Fasial sinir sıklıkla laserasyon veya ödeme bağlı olarak kafa kaidesi kırıklarından en çok etkilenen sinirdir. Fasial sinir lezyonlarının büyük bölümü kendiliğinden düzelir ve herhangi bir tedavi gerektirmez. Diğer yandan, fasial sinirin tam kesileri genellikle cerrahi olarak explore edilirler, ancak cerrahinin zamanlaması tartışmalıdır.
    Rinore veya otorenin yani burundan ve kulaktan beyin sıvısı gelmesi eşlik ettiği olguların tedavi edilmesi beklenir. Travmatik BOS sızıntıları, tipik olarak ilk 7 ile 10 gün içinde durur. Ancak bu tedavinin mutlaka beyin cerrahi kliniğinde gözetim altında yapılması gerekmektedir.

    Beyin Laserasyonu ( ezilmesi):

    Beyin laserasyonu, kafaya alınan bir darbeye bağlı olarak deceleration, acceleration, rotasyon ya da bunların birleşimi sonucunda meydana gelir. İlk darbe sırasında, primer hasarı oluşturan nöronal ve aksonal yırtıklar meydana gelebilir. İntrakranial hematom, beyin ödemi, hipoksi, hipotansiyon, hidrosefalus ya da endokrin bozukluklar gibi, daha sonra ortaya çıkan herhangi bir komplikasyon, sekonder hasarı oluşturur.
    Hafif şiddetteki kafa travmasına genellikle primer beyin hasarı eşlik etmez ve nörolojik defisitler genellikle geçici bilinç kaybıyla sınırlıdır (concussion). Diğer taraftan orta ve ciddi kafa travmalarında, tipik olarak reversible ya da irreversible nörolojik defisitler görülebilir. Dahası, bu derecedeki bir travmaya genellikle sekonder beyin hasarı da eşlik eder.
    Birincil hasara yol açan darbeler intraparankimal kapillerleri, yüzeyel subdural köprü venlerini, veya epidural arter ve venleri yırtacak kadar şiddetli olabilir ve sonuçta kan extravaze olarak hematom oluşabilir. Vazodilatasyon ve kan-beyin bariyerinin bozulması sonucunda beyin ödemi görülebilir. Hipotansiyon ve hipoksiden kaynaklanan iskemi, hücre ölümü ve sitotoksik ödeme yol açabilir. BOS’un kanla karışması, BOS emiliminin bozulmasına ve hidrosefaliye neden olabilir. Uygunsuz Antidiuretik hormonun salınımı veya diabetes insipidius, sıvı ve elektrolit dengesini bozarak serebral ödemi daha da ağırlaştırabilir. Ayrı ayrı ya da birlikte, bu değişiklikler, ICP’nin yükselmesiyle sonuçlanabilir.
    Yükselen ICP serebral perfüzyon basıncını (CPP) azaltarak ikincil bir beyin hasarında rol oynar..
    Intrakranial hipertansiyon kafa travmalarında prognozu etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle, serebral perfüzyon basıncı düştüğü zaman beyinde sekonder yaralanmayı önlemek için agresif tedavi uygulanması zorunludur. Eğer mümkünse kaza yerinde, hava yolu kontrolü ve hiperventilasyon kullanılarak erken müdahale yapılmalıdır.
    Hızlı klinik değerlendirme esastır. Her ne kadar tepki vermeyen ve koopere olmayan hastalarda kapsamlı bir nörolojik değerlendirme zor olsada travmalı hastalarda belli bazı özellikler kritik önem taşır.
    Başağrısı, letarji, ya da fokal nörolojik defisit görülmeyen hastalarda kafa travması sonucu sekonder bir komplikasyon gelişmesi pek olası değildir. Asemptomatik hastada görüntüleme incelemeleri genelde uygulanmaz. Buna karşı fokal nörolojik defisit olsun veya olmasın semptomatik hastalarda BT (bilgisayarlı tomografi) tetkiki yapılmalıdır.

    Omurilik Yaralanması

    Travmatik omurilik hasarı, omurga kırıkları, kırıklı çıkıkları, önceden dar kanalı olan olgularda hiperekstansiyon, intervertebral disk materyalinin kanal içine herniasyonu, ve ateşli silah ya da bıçaklanma gibi delici yaralanmalardan kaynaklanabilir. Nörolojik defisitler hafif ve geçici olabileceği gibi ciddi ve kalıcı da olabilir. Koma gelişsin veya gelişmesin, kafa travmalı ve multiple travmalı tüm olgularda omurga kırığından ve omurilik yaralanmasından şüphelenilmelidir. Başlangıçta omurganın stabil olmadığını varsayarak, dikkatli bir muayene ve tanısal incelemeler yapılıncaya dek hastayı düz bir yerde, sert bir boyunlukla immobil tutmak en iyisidir.
    Omurga veya omurilik zedelenmelerinde klinik bulgular; omurlarda hassaslık, ekstremitelerde kuvvet kaybı, uyuşma veya parestezi, solunum bozukluğu ve hipotansiyonu içerir. Spinal sinir köklerinin tutulumu ise ilgili myotom ve dermatomda motor ve duyu kaybı ile karakterize radikulopati şeklinde kendini gösterir .Omurilik tutulumu ise gelişen myelopatiye bağlı değişik ve çeşitli klinik bulgular verebilir.
    Tam bir lezyon tipik olarak motor ve duyu fonksiyonlarının yaralanma seviyesinin altında tamamen kaybedilmesi şeklinde görülür ve, omuriliğin anatomik ya da fizyolojik tam kesisinin bir göstergesidir. Akut kesiler lezyon seviyesinin altında arefleksia, flaksidite, anestezi ve otonomik paralizi ile karakterizedir. T5’in üzerindeki kesilerin hepsinde, sempatik vasküler tonusun kaybına bağlı gelişen arterial hipotansiyon değişmez bir bulgudur.
    Omuriliğin inkomplet lezyonları yaralanma seviyesinin altında ipsilateral motor fonksiyon ve pozisyon/vibrasyon duyusunun kaybıyla beraber, karşı vücut yarısında ağrı ve ısı duyusunun kaybı şeklinde kendini açıkça belli eden Brown Sequard sendromuna neden olabilir. Anatomik olarak bu durum, cordun yarı kesisi ile açıklanır. Santral cord sendromu üst ekstremitelerde iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybı ile alt ekstremitelerde bu fonksiyonların göreceli olarak korunması ile karakterizedir. Tipik olarak üst ekstremitelerin distali daha ciddi şekilde etkilenir, çünkü kortikospinal ve spinotalamik sistemlerin en medial kısımları bu bölgelerin liflerini taşır. Santral cord sendromu, kırık olsun olmasın, servikal hiperekstansiyon yaralanmasını takiben sıkça görülür. Anterior spinal arter sendromu; lezyon seviyesinin altında, pozisyon vibrasyon yüzeyel dokunma duyuları korunurken, iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybını içerir. Bu inkomplet lezyon, anterior spinal arterin zedelenmesi sonucu bu arterinin beslediği spinal kord bölgesindeki iskemiye bağlı olarak çift taraflı anterior ve lateral kolonları etkiler. Anterior spinal arter sendromunun en yaygın nedeni akut gelişen servikal disk hernisidir.
    Lomber spinal travma sonucunda cauda equina basısı belirtileri ve bulguları ortaya çıkabilir. Çeşitli şiddetlerde birçok lumbosakral radiokulopatiler kendini gösterebilir. Alt ekstremitelerde motor, duyu ve refleks fonksiyonları etkilenebilir. Çeşitli derecelerde kuvvet kaybı, duyu kaybı (tutulan köklerin spesifik dağlımındaki alanlarda bütün modaliteler) ve reflekslerde kayıp ya da azalma ortaya çıkar. Ciddi hasarlarda detrusor adalesi paralizisinden kaynaklanan mesane distansiyonu, anal sifinkterde flaksidite ve perineal duyu kaybı yaygındır.
    Gastrik distansiyon ile birlikte ileus yaygın olarak görülür, nasogastrik drenaj gerektirir. Benzer olarak, mesane distansiyonu, mesane ve pelvis tabanındaki kasların flaks olması nedeniyle görülür. Mesanenin boşaltılması, kalbe venöz dönüşü bozarak sistemik hipotansiyonun artmasına neden olabilecek inferior vena cava ve pelvik venlerde ciddi basınç oluşturan aşırı distansiyonu engelleyecektir.
    Omurilik yaralanması T5 seviyesinin üzerindeyse, kan basıncı genellikle düşüktür. Bu venöz göllenmenin artmasına ve venöz dönüşün azalmasına yol açan sempatetik sinir sisteminin denervasyonuna neden olur.
    Taşikardi, hipotansiyona karşı telafi edici yaygın bir cevaptır, fakat servikal spinal kord hasar gördüğü ve kalbin sempatik inputu kaybolduğunda bradikarda kaçınılmazdır. Hasta semptomatik olmadıkça ya da myokardial enfarktüs ya da yaşı veya diğer zayıf düşürücü hastalıklar nedeniyle felç riski taşımadıkça bu tip bradikardiye tedavi gerekmez.
    Hasta birkez hemodinamik dengeyi sağladığında omurga grafileri şarttır, fakat hasta sırt tahtası üzerinde sert boyun yakalığı içinde hareketsiz durmalıdır. Servikotorasik bağlantının iyi görüntülendiğinden emin olarak, standart grafiler çekilir .Koma halinde ve/veya birden fazla travması olan ciddi şekilde yaralanmış hastaların omurgasının tamamını gösteren iyi, net bir filmi çekilmelidir. Kırık bölgeleri BT ile hem aksial hem de sagittal görüntülerin ikisi de kullanılarak daha ayrıntılı incelenebilir. BT veya düz grafiler sonucunda hiçbir anormallik bulunmazsa ve nörolojik defisit spinal kordda seviye gösterir biçimde mevcutsa, travmatik intervertebral disk hernisi ya da spinal epidural hematom gibi diğer nedenleri belirlemede BT sonrası myelografi veya MRG kullanılmalıdır.

    Tedavinin amaçları omur dizilimini düzeltmek, hasar görmemiş nöral dokuyu korumak, hasar görmüş sinirsel dokuyu onarmak ve omurlarda kalıcı bir stabilizasyon sağlamaktır. Herhangi bir kırığın veya kaymanın düzeltilmesi ve sabitlenmesi bu amaçlarda önceliği almak zorundadır.
    Servikal bölgede dizilim bozukluğu nötral pozisyonda iskelet traksiyonu ile hemen hemen her zaman düzeltilebilir. Doğru dizilimden emin olmak için sık sık grafiler çekilir.

    Thorakal ve lomber omur kırığı olan hastalarda ilk olarak stabilizasyon ile tedaviye başlanır. Stabilizasyon servikal fraktürlere kıyasla çok sıkı değildir, fakat prensip olarak aynıdır. Bükme, germe, yana eğme ve rotasyonal hareketlerden sakınılırken hastalar hareket ettirilmeden yatakta düz bir halde tutulur. Tipik olarak nörolojik hasarlarıyla ilgili daha az sistemik komplikasyonları vardır ama yine de nörolojik iyileşmeyi sağlamak için uyanık olunması gereklidir.
    Omurilik hasarı olan hastalarda erken cerrahi uygulama endikasyonları şunlardır: kapalı yöntemlerle yeterli oranda düzeltilemeyen kırıklı/çıkık olguları; inkomplet lezyonu olan hastada nörolojik bozulma; myelografi ya da MRG ile gösterilen kanal içi kitle lezyonunun neden olduğu ciddi omurilik basısı ve BOS sızıntısı olan veya olmayan penetre bir yaralanma. Açık yaralanma, örneğin bıçaklanmalar ve ateşli silah yaralanmalarında tam bir kord hasarı olsa da olmasa da yara temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Omurgayı stabilize etmek için erken ameliyat yapılması haklı bir nedendir. Çünkü bu, erken hareket ve rehabilitasyon imkanı sağlar. Omurga hasarının tabiatına ve instabilitenin derecesine bağlı olarak ya anterior ya da posterior yaklaşım uygulanabilir.
    Kapalı redüksiyon başarılıysa ve kırık stabil ise yeterli iyileşmeden emin olmak için en az 3 ay eksternal immobilizasyon gereklidir.
    Cerrahi redüksiyon ve/veya stabilizasyonun zorunlu olduğu durumlarda da yine eksternal immobilizasyon endikedir. Anterior ve posterior metal plaklama uygulamalarından sonra, sert boyun yakalığının yeterli olabilir .Thorakal ve Lomber bölgede ise yine en az 3 ay boyunca genellikle plastik vücut ceketi ya da plastik alçı tespiti gereklidir. Düz grafiler iyileşme süresi boyunca omurga dizilimi ve füzyon derecesini takipte kullanılır.
    Kazadan hemen sonra spinal kordun herhangi bir fonksiyonu korunmuş durumdaysa kord ve omurga ikincil hasardan etkilenmediği takdirde genellikle bazı fonksiyonlar geri kazanılır. Komplet kord lezyonu olan olgularda nadiren lezyon seviyesinin altındaki fonksiyonlar geri döner. Bu olgular için rehabilitasyon kendi bakımları ve mesleki uyumları doğrultusunda uygulanmaktadır Cilt bakımı ve tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarıyla ilgili uzun vadeli problemler erken ölüm sebepleridir.