Etiket: Kilo

  • Bilinçaltı diyeti

    Bilinçaltı diyeti

    Diyetisyene, doktora gidiyorsunuz, size iyi öneriler, listeler veriliyor, ama sonra yapamıyorsanız, koltuktan kalkıp hareket edemiyorsanız, içimizde konuşan diğer ses bizi sabote ediyorsa, spor salonuna üye olup gidemeyenlerdenseniz, tok olduğunuz halde kontrolsüzce yemeye devam ediyorsanız beyninizin şefi olan bilinçaltını ikna edememişsiniz demektir.

    Bilinçaltını ikna etmenin yollarını öğrenmek ister misiniz?

    Bildiklerimizi neden yapamıyoruz?

    Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisinin birlikte kol kola girmesi gerekiyor.

    Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz, çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor.

    Örneğin sigaranın ne kadar zararlı olduğunu bilip içen birçok doktor var. Hani o içimizde konuşan öteki tarafımız var ya orası.

    Yunus‘un ’’Bir ben var benden içeru’’ dediği, Mevlana’nın ’’Sen Düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı.

    Bir sigara bırakma çalışmasında danışanım sigaranın kokusunun kendisini çok etkilediğini ,bir türlü sigarayı bırakamadığını söylemişti. Çalışmada sigara kokusunun ona babasının yanına gittiği yedi yaşındaki zamanı hatırlattığını fark etti. Babası tütün ticareti ile uğraşıyormuş, balya balya tütünlerin arasında babasının onunla ilgilendiği ve iyi vakit geçirdiği zamanları hatırladı. Bilinçli aklı, sigaranın zararlı olduğunu söylerken, bilinçaltı akıl sigara kokusuyla babasıyla iyi vakit geçirdiği anı hatırlamakta. Sürekli kilo verip alan bir danışanım da, kilo verdiği zamanlarda ne hissettiğini sorduğumda ilk aklına gelen onu büyüten ve çok seven anneannesinin söylediği idi: ’’Bu çırpı gibi bacaklarla, kemikleri fırlamış yüz ile seni kimse sevmez.’’ Maalesef bilinçaltı aklı ne derse o oluyor genelde, maçı çoğunlukla o kazanıyor.

    Kilo alınıp verilen yoyo diyetlerin, tokken bile yediğiniz duygusal açlıkların, kaygılıyken veya mutluyken yediğiniz bir kavanoz çikolatanın, sürekli pazartesi başlanacağı söylenen ama sıklıkla ertelenen kararların nedeni bilinçaltındaki duygu ve inançlardır.

    Bilinçli akıl soyut şeylerle ilgiliyken, bilinçaltı duygularla, inançlarla ilgilidir ve duygusal kayıtlar beynimizde daha büyük izler bırakır, daha kolay hatırlanır. Örneğin bilinçli aklın, ’’şişmanlık birçok hastalığın nedenidir’’ dediğini ve bilinçaltı aklın da ‘’profiterolün lezzetini, akan çikolatanın güzelliğini görüntüyü ‘’ hatırlattığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Mazeret Üretme Merkezi

    Belki kilodan bağcıklarımızı bağlayamıyoruz veya kalp, şeker hastasıyız veya kendimizi çirkin bulup beğenmiyoruz ve diyet, spor yapmamız gerektiğini biliyoruz, ama sonra yapmamak için mazeretler bulma uzmanı oluyoruz.

    İşte değişim için bilinçaltınız ile iletişim kurmak, sağlıklı ve kalıcı olarak kilo vermek istiyorsanız Hipnoterapi‘den yararlabilirsiniz.

    Fazla kilolu olmak bedensel, zihinsel ve ruhsal birçok nedenden kaynaklanabilir.

    Şeker hastalığı, tiroit yetmezliği, uykusuzluk, kahvaltı yapmamak, öğün atlamak, az su içmek, aşırı gazlı-asitli içecekler, fastfood yiyecekler gibi bedensel ve hormonal nedenler, stres, kaygı, üzüntü, değersizlik, suçluluk, yetersizlik inançları gibi zihinsel ve ruhsal nedenler olabilir.

    Bence en önemlisi zihinsel ve duygusal nedenlerdir. Nasıl ki savaş ya da kaos ortamlarında insanlar hayatta kalmak için un, şeker, bakliyat depoluyorlarsa bedenimiz de stres durumlarında yağ depolamaya eğilimlidir.

    Diyet sözcüğü yerine sağlıklı beslenmeyi kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü rejim, diyet sözcükleri bilinçaltı için genelde olumsuz çağrışımlar içerir. Sevdiğimiz şeylerden uzak kalacağımız bir süreyi anlatır ve bir gün mutlaka biter.

    Size ömür boyu kolayca uygulayabileceğiniz, yeni bir yaşam biçimi olarak göreceğimiz bir programdan bahsedeceğim.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yemeye neden olabilir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Diğer taraftan yemek yeme keyifli bir şeydir ve bununla ilgili çocukluğumuzdan beri bilinçaltımızda olumlu anılar mevcuttur. Doğum günleri pasta demektir, düğünler yemeksiz olmaz, tüm ailenin birlikte olduğu Pazar kahvaltıları sevgi, huzur anları demektir. Bu durumda bilinçaltı bu anları daha sık yaşatmak için size yedirtebilir. Bazen anne babayı memnun etmek, kızdırmamak için de yedirtebilir. Bilinçaltı çalışmaları, beslenme alışkanlıklarınızla ilgili hedeflere ulaşmak ve bu hedefleri korumak için çok etkili bir yöntemdir.

    Kendinize şu soruları da sormanızı öneririm:

    En büyük streslerim, kızgınlıklarım, öfkelerim neler? Kime, neye öfkeliyim?

    Kendime öfkeli miyim?

    Beni ne kadar etkiliyorlar?

    Stresi yönetebiliyor muyum?

    Bunun için ne yapıyorum?

    Suçluluk duyduğum şeyler var mı?

    Kendimi değerli ve yeterli hissediyor muyum?

    Kendimi sürekli eleştiriyor muyum?

    Sahip olduklarıma şükrediyor muyum?

    Bazıları rahatlamak için sigara, alkol, aşırı ve kontrolsüz yiyerek veya aşırı spor yapmak gibi sağlıksız yollarla rahatlamaya çalışıyorlar. Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, streslerini azaltabilmeyi öğrendiklerinde ise sigara ve alkol ihtiyaçlarının kalmadığını, kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri içinse kilo verdiklerini gözlemliyorum.

    Tabii ki sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için yapılması gerekenler bellidir: Düzenli beslenme, düzenli hareket etme, iyi uyku, stresi azaltma gibi.. Ama bilinçaltına bu kararlarınızı kabul ettirmezseniz başarı şansınız düşüktür. Kilo verseniz bile tekrar alırsınız.

    Her bakımdan özellikle duygusal ve ruhsal açıdan arınmanız ve ideal kilonuza inmeniz dileğiyle hoşçakalın…

  • OBEZİTE’NİN PSİKOLOJİK BOYUTU

    OBEZİTE’NİN PSİKOLOJİK BOYUTU

    Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan sağlığını bozacak şekilde vücutta aşırı miktarda yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır. Obezite ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Obezitenin gelişiminde hem genetik, hem çevresel ve psikolojik etmenlerin rolünün olduğu düşünülmektedir.

    Kilolu bireylere karşı önyargı ve saygısızlık son derece yaygındır. Kilo probleminin çocuklukta başlaması durumunda önyargı ve ayrım daha erken dönemde görülmektedir. Ayrımcılık, obez bireylerin özsaygılarının azalmasına, depresyona açık duruma gelmelerine yol açar

    Yapılan araştırmalarda, aşırı yeme bozukluğu olan kişilerde daha fazla psikolojik belirti görülmektedir. Kilolu kişilerde; düşük benlik değeri, major depresyon, bipolar bozukluk, panik bozukluk ve agorafobi gibi psikolojik sorunların daha sıklıkla görüldüğü bilinmektedir. Aynı zamanda anksiyete ve depresyonun da obeziteye neden olduğu ileri sürülebilir.

    Uygulanan tüm tedavi yöntemlerinde kilo kaybından sonra kişinin şiddetli stres altında eski yeme alışkanlıklarına döndüğü görülmüştür. Bu açıdan psikolojik desteğin ve takibin obezitenin kontrolünde önemi büyüktür. Obezitenin tedavisinde biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel etkenlerin hepsi dikkate alınmalıdır. Kilo verme sürecinde uygulanan Davranışçı Terapi’de amaca ulaşmak için günlük alışkanlıkların ve davranışların değiştirilmesi temeldir. Tedavi sürecinde amaç danışanın kilo vermesi gerektiğine yönelik kabullenmeyi sağlayarak başlar. Tedavinin başlangıcında bireyin günlük yeme ve fiziksel aktivite durumunu değerlendirmesi önemlidir. Uzman tarafından alınan beslenme eğitiminin yanı sıra; uyaran kontrolü, bilişsel ve davranışsal değişiklik, egzersiz yapmaya yönelik motivasyonları içeren terapi ile bireyin sağlıklı ve kalıcı kilo kaybına ulaşması sağlanır.

  • YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    Kilo problemi olan hastalarımızın nedenleri incelendiğinde, çoğunluğunda alınmış aşırı kilo yüklerinin kaynağı organik temelli nedenler (metabolizmanın yavaşlamış olması , haşimato hastalığı sonrası gelişen hipotiroidi, insülin direnci gelişmesi , genetik yatkınlıklar ve metabolik hastalıklar )den çok  psikolojik nedenlerle aşırı gıda tüketimiyle karşılaşmaktayız. Organik nedenli kilo fazlalıklarını konunun dışında bıraktığımız da özellikle kadın hasta grubunda daha fazla karşımıza çıkan , erkek hastalarda nispeten daha az oranda gördüğümüz psikolojik kaynaklı  aşırı yeme davranışı söz konusudur.Burada kişinin ihtiyacının çok üzerinde yemek tüketmesinden söz edilmektedir. 
           ‘Davranışa vurma’ diye nitelendirilen,kişinin hemen her kendini kötü hissettiğinde yemeye sarılması biçiminde ki  ‘Yeme Eyleminin’ gerçekleştirdiğini görüyoruz.
    Kişiler mutsuzken, kırgınken , öfke krizlerinde ,ayrılıklar , dargınlıklar yaşadıklarında kendilerini nasıl teselli edeceklerini bilemeyip, çareyi yemekte buluyor . Eyleme vurma tarzında ki bu yemeler  zaman içerisin de , sürekli tekrarlandığı için  ve  bu  yeme ile geçen kriz süreçlerinin sıklığından, gece kalkıp yemelerden dolayı , kısa zamanda kişiler  anormal kilolara  ulaşıyorlar.
            Ardından da acı diyet reçetelerine sarılıyorlar , bazı kişiler ise bunu da yapamayıp kilo üzerine kilo ekleyerek her yıl  daha fazla kilo alarak  yaşamını sürdürmeye çalışıyor.Yine bazı kişilerin yeme konusundaki bu tarz ‘’ Yeme Davranışı Bozukluklarının ‘’ psikolojik hastalıklar arasında önemli bir yeri olduğu biliniyor.
      Moral bozukluğu , kendini kötü hissetme , yoğun yalnızlık ve değersizlik duygusu ,boşluk hissi ve kendini nasıl sakinleştireceğini  bilememe gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda içine düştükleri duygusal boşluğu doldurmak ve kendinlerini teselli etme yolu olarak buz dolabının başına kamp kurup gidip gelip aşırı derecede patlayıncaya kadar ve de tıkınırcasına yemek, yemek ve yemek ve yemek… 
    Hat da öyle ki gözü başka bir şey görmeksizin  çılgınlar gibi yemek , özellikle endorfin kaynağı olarak bilinen çikolata ve türevlerine sıkıca sarılmak, kremalı pastalar ,börekler ,çörekler gibi ülkemizde çok sevilen bol şekerli / karbohidratlı besinleri yiyerek rahatlama eğilimi içine girmekten söz edilmektedir.

            Gece kalkıp yemelerin sürekli mevcut olduğu , tüm hırs ve öfkenin yiyeceklerden çıkarıldığı, kişinin yemek yiyerek rahatlamayı , iyi hissetmeyi adet haline getirdiği , öfkesini eritmeyi bu yolla sağladığı gerçektir.Kişi  ne yazık ki dışarı yansıtamadığı duygularını , söyleyemediği içinde kalmış sözlerini ancak bu duyguları  yiyerek, içinde tutabildiği bir durumdan söz edilir.
          Burada kişiler saldırır tarzda  yiyerek , sorunlarını ve kendini üzen şeyleri de yok edip ,adeta problemlerini  çözüyormuş gibi hissetmek , sıkıntısını gidermeye çalışmaktır yaptığı..Sonuçta günler aylar ve hat da yıllar boyunca bu şekilde davranmanın bedeli ciddi bir obezite sorunu olarak kişinin karşısında durmaktadır.Mevcut da başa çıkamadığı yaşam sorunlarına , belki de hepsinden daha vahim ve zorlu bir sorun daha eklenmiştir. Buna benzer bir yeme davranışını, çoğu kişi bu derece değilse de daha az oranda kendi hayatlarının zorlayıcı ve stresli bazı dönemlerinde kısa süreli deneyimlediklerini söyleyebilirler, bu normal sınırlar içerisinde  sınırlandırılsa da patolojik yeme davranışı aynıdır.
        Bu tür bir yeme patolojisi dışında ,  ‘Patolojik  Davranışa Vurmanın’ başka  hallerinden bir veya bir kaçını da  bazen birlik de  de görebiliriz bu kişiler de.. kişilik problemleri vardır ve kişiyi fena halde bunaltmak da ve köşeye sıkışmış hissettirmektedir. Kişi kötü ve mutsuz dönemlerinde çılgınca örneğin aşırı alış verişe vurma ,bol alkol hat da uyuşturucu kullanma , karşı cinsle tutarsız ,ani cinsel ilişkiye girme , çok hızlı araba kullanma, çok aşırı ve  kendine zarar verecek derecede aşırı ve sürekli egzersize yönelme gibi  davranışa vurma biçimlerini de benimseyebileceği unutulmamalıdır.
    Yaşamındaki boşluğu doldurup , dönüp kendi içine bakmaya ve kendine tahammül  etmeye dayanamayan kişinin ,  o anda  kendisine en iyi geleceğini hissettiği davranışa gitmesi neredeyse kaçınılmazdır.
    Aşırıya kaçarak,  davranışa- eyleme vurma ,boşluk hissini önlemek için yapmaktadır..
    Bu tür davranışa vurmalar arasında kişiyi en fazla zor durumda bırakanların başında şüphesiz aşırı yemek gelmektedir.Sonuçta giderek artan ve her yıl üzerine yenileri eklenen kilolar genç yaşta ki hastalarımızın sosyal yaşamını ,ilişkilerini olumsuz etkileyerek psikolojilerini daha da  bozmakta ve ayrıca bir  mutsuzluk hat da giderek depresyon sebebi olabilmektedir. Bu davranış şekliyle yıllarını geçirmiş hayatı boyunca elinde diyet listeleriyle yaşamış, neredeyse tüm hayatım diyet yaparak geçti diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
        Yalnızca yemekle kalmayıp ,bir yandan da her gün çok sayıda sigara içerek hat da neredeyse sigarayı yiyerek yaşamak zorunda olmak sık rastlanan bir durum. ORAL BAĞIMLILIK  olarak ifade edilen durum aşırı yemek yiyen kişinin aşırı sigara içmesini de içermektedir.

    Bir çok kişi kilo almaktan korktukları için sigarayı bırakamadıklarını söylerken, aslında bir çeşit aklileştirmeye gitmektedirler. Sigaranın  yemek yemeyi önleme  açısından sanıldığı gibi kurtarıcı olmadığı açıktır. oral bağımlılıklar dediğimiz aşırı yeme, sigara- tütün içme gibi bağımlılıklardan erken yaşlarda kurtulmak , sağlıklı ve ihtiyacı kadar yiyerek mutlu yaşamak , hayatınızda değiştiremediğiniz , tahammül etmek de zorlandığınız sorunlara kendinize zarar vererek dayanmaya çalışmak yerine  sorunlarınızı çözmeyi denemelisiniz.
    Kişilik bozukluğu, oral bağımlılık  getiren kişilik gelişim dönemlerine saplanıp kalmış kişilerin  psikoterapi yardımı  alması, bedeninine daha iyi davranıp, kendini sevmeyi öğrenmesi ,kişinin kendisi  için yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.

       Önemle dikkat çekilmesi gereken husus, kişileri yemeğe teşvik eden psikolojik  alt yapılarının incelenerek, çözüme yönelik destekleyici veya dinamik terapi yaklaşımları ile  ‘’Yeme Bozukluklarının’ çözümlenmeye çalışılması gerekmektedir.
    Kişilerin  sorunlarından yiyerek kaçmaya çalışan, yanı sıra çoğu kez sigara da  içerek ,şiddetle oral bağımlılık göstermelerinin  temelinde yatan psikolojik  sorunlara eğilmek yararlı olacaktır.

  • YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA ?

    Kilo problemi olan hastalarımızın nedenleri incelendiğinde, çoğunluğunda alınmış aşırı kilo yüklerinin kaynağı organik temelli nedenler (metabolizmanın yavaşlamış olması , haşimato hastalığı sonrası gelişen hipotiroidi, insülin direnci gelişmesi , genetik yatkınlıklar ve metabolik hastalıklar )den çok psikolojik nedenlerle aşırı gıda tüketimiyle karşılaşmaktayız. Organik nedenli kilo fazlalıklarını konunun dışında bıraktığımız da özellikle kadın hasta grubunda daha fazla karşımıza çıkan , erkek hastalarda nispeten daha az oranda gördüğümüz psikolojik kaynaklı aşırı yeme davranışı söz konusudur.Burada kişinin ihtiyacının çok üzerinde yemek tüketmesinden söz edilmektedir. 
    ‘Davranışa vurma’ diye nitelendirilen,kişinin hemen her kendini kötü hissettiğinde yemeye sarılması biçiminde ki ‘Yeme Eyleminin’ gerçekleştirdiğini görüyoruz.
    Kişiler mutsuzken, kırgınken , öfke krizlerinde ,ayrılıklar , dargınlıklar yaşadıklarında kendilerini nasıl teselli edeceklerini bilemeyip, çareyi yemekte buluyor . Eyleme vurma tarzında ki bu yemeler zaman içerisin de , sürekli tekrarlandığı için ve bu yeme ile geçen kriz süreçlerinin sıklığından, gece kalkıp yemelerden dolayı , kısa zamanda kişiler anormal kilolara ulaşıyorlar.
    Ardından da acı diyet reçetelerine sarılıyorlar , bazı kişiler ise bunu da yapamayıp kilo üzerine kilo ekleyerek her yıl daha fazla kilo alarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
    Yine bazı kişilerin yeme konusundaki bu tarz ‘’ Yeme Davranışı Bozukluklarının ‘’ psikolojik hastalıklar arasında önemli bir yeri olduğu biliniyor.
    Moral bozukluğu , kendini kötü hissetme , yoğun yalnızlık ve değersizlik duygusu ,boşluk hissi ve kendini nasıl sakinleştireceğini bilememe gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda içine düştükleri duygusal boşluğu doldurmak ve kendinlerini teselli etme yolu olarak buz dolabının başına kamp kurup gidip gelip aşırı derecede patlayıncaya kadar ve de tıkınırcasına yemek, yemek ve yemek ve yemek… 
    Hat da öyle ki gözü başka bir şey görmeksizin çılgınlar gibi yemek , özellikle endorfin kaynağı olarak bilinen çikolata ve türevlerine sıkıca sarılmak, kremalı pastalar ,börekler ,çörekler gibi ülkemizde çok sevilen bol şekerli / karbohidratlı besinleri yiyerek rahatlama eğilimi içine girmekten söz edilmektedir.

    Gece kalkıp yemelerin sürekli mevcut olduğu , tüm hırs ve öfkenin yiyeceklerden çıkarıldığı, kişinin yemek yiyerek rahatlamayı , iyi hissetmeyi adet haline getirdiği , öfkesini eritmeyi bu yolla sağladığı gerçektir.Kişi ne yazık ki dışarı yansıtamadığı duygularını , söyleyemediği içinde kalmış sözlerini ancak bu duyguları yiyerek, içinde tutabildiği bir durumdan söz edilir.
    Burada kişiler saldırır tarzda yiyerek , sorunlarını ve kendini üzen şeyleri de yok edip ,adeta problemlerini çözüyormuş gibi hissetmek , sıkıntısını gidermeye çalışmaktır yaptığı..
    Sonuçta günler aylar ve hat da yıllar boyunca bu şekilde davranmanın bedeli ciddi bir obezite sorunu olarak kişinin karşısında durmaktadır.
    Mevcut da başa çıkamadığı yaşam sorunlarına , belki de hepsinden daha vahim ve zorlu bir sorun daha eklenmiştir. Buna benzer bir yeme davranışını, çoğu kişi bu derece değilse de daha az oranda kendi hayatlarının zorlayıcı ve stresli bazı dönemlerinde kısa süreli deneyimlediklerini söyleyebilirler, bu normal sınırlar içerisinde sınırlandırılsa da patolojik yeme davranışı aynıdır.
    Bu tür bir yeme patolojisi dışında , ‘Patolojik Davranışa Vurmanın’ başka hallerinden bir veya bir kaçını da bazen birlik de de görebiliriz bu kişiler de.. kişilik problemleri vardır ve kişiyi fena halde bunaltmak da ve köşeye sıkışmış hissettirmektedir. Kişi kötü ve mutsuz dönemlerinde çılgınca örneğin aşırı alış verişe vurma ,bol alkol hat da uyuşturucu kullanma , karşı cinsle tutarsız ,ani cinsel ilişkiye girme , çok hızlı araba kullanma, çok aşırı ve kendine zarar verecek derecede aşırı ve sürekli egzersize yönelme gibi davranışa vurma biçimlerini de benimseyebileceği unutulmamalıdır.
    Yaşamındaki boşluğu doldurup , dönüp kendi içine bakmaya ve kendine tahammül etmeye dayanamayan kişinin , o anda kendisine en iyi geleceğini hissettiği davranışa gitmesi neredeyse kaçınılmazdır.
    Aşırıya kaçarak, davranışa- eyleme vurma ,boşluk hissini önlemek için yapmaktadır..
    Bu tür davranışa vurmalar arasında kişiyi en fazla zor durumda bırakanların başında şüphesiz aşırı yemek gelmektedir.
    Sonuçta giderek artan ve her yıl üzerine yenileri eklenen kilolar genç yaşta ki hastalarımızın sosyal yaşamını ,ilişkilerini olumsuz etkileyerek psikolojilerini daha da bozmakta ve ayrıca bir mutsuzluk hat da giderek depresyon sebebi olabilmektedir. Bu davranış şekliyle yıllarını geçirmiş hayatı boyunca elinde diyet listeleriyle yaşamış, neredeyse tüm hayatım diyet yaparak geçti diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
    Yalnızca yemekle kalmayıp ,bir yandan da her gün çok sayıda sigara içerek hat da neredeyse sigarayı yiyerek yaşamak zorunda olmak sık rastlanan bir durum. ORAL BAĞIMLILIK olarak ifade edilen durum aşırı yemek yiyen kişinin aşırı sigara içmesini de içermektedir.
    Bir çok kişi kilo almaktan korktukları için sigarayı bırakamadıklarını söylerken, aslında bir çeşit aklileştirmeye gitmektedirler. 
    Sigaranın yemek yemeyi önleme açısından sanıldığı gibi kurtarıcı olmadığı açıktır. oral bağımlılıklar dediğimiz aşırı yeme, sigara- tütün içme gibi bağımlılıklardan erken yaşlarda kurtulmak , sağlıklı ve ihtiyacı kadar yiyerek mutlu yaşamak , hayatınızda değiştiremediğiniz , tahammül etmek de zorlandığınız sorunlara kendinize zarar vererek dayanmaya çalışmak yerine sorunlarınızı çözmeyi denemelisiniz.
    Kişilik bozukluğu, oral bağımlılık getiren kişilik gelişim dönemlerine saplanıp kalmış kişilerin psikoterapi yardımı alması, bedeninine daha iyi davranıp, kendini sevmeyi öğrenmesi ,kişinin kendisi için yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.

    Önemle dikkat çekilmesi gereken husus, kişileri yemeğe teşvik eden psikolojik alt yapılarının incelenerek, çözüme yönelik destekleyici veya dinamik terapi yaklaşımları ile ‘’Yeme Bozukluklarının’ çözümlenmeye çalışılması gerekmektedir.
    Kişilerin sorunlarından yiyerek kaçmaya çalışan, yanı sıra çoğu kez sigara da içerek ,şiddetle oral bağımlılık göstermelerinin temelinde yatan psikolojik sorunlara eğilmek yararlı olacaktır.

    Klinik Psikolog
    Dr.Derya MÜFTÜOĞLU

  • Diyet ve İnsan ..

    Diyet ve İnsan ..

    Merhaba;

    Bu makalemde “diyet ve kilo verme” konusunu kaleme almak istedim. Diyet ve Kilo verme konusunda gerek medya da gerek sosyal medya da gerekse insanlar arasında çok fazla teorik bilgi, uygulama yöntemi ve dedikodu var. Günümüzde beslenme uzmanları hariç kimse bu konu hakkında ne yapması gerektiğini tam olarak bilmiyor ve herkes bir yerden duyduğu diyetleri ya da yöntemleri kendi üzerinde deneyip sonuç almak istiyor. Ama herkes bu denemelerin temelinde diyet reçetesinin kişiye özgü olması gerektiğini hatırlamıyor. Bu makalede diyet ve diyet sürecinden bahsedip kişilerin diyet yaparken önlerine çıkan zorluklar ve kişilerin sıkça karşılaştıkları başarısızlıklar üzerine yazmaya çalışacağım.

    “Diyet süreci” genellikle bir insanın etrafından aldığı geribildirimler ve eş zamanlı olarak kilo alarak kendisini rahatsız hissettiğinde başlayan bir süreçtir. Bu sürecin başında kişi kendisinden büyük bir başarı umarak diyete başlar. Ancak ilerleyen zaman içinde karşılaştığı çeşitli sıkıntılar, nefsine hâkim olamama ve yaptığı bilişsel hatalar sayesinde sürecin eline ayağına bulaşan zor, yıpratıcı ve kişinin psikolojisini önemli ölçüde etkileyen uzun bir süreç haline gelir. Kişi bu sürecin içine girdiği ilk dakikadan itibaren kişi üzerine adeta kocaman bir “ben diyetteyim” tabelası asar ve buna uygun davranmaya başlar. Bu tabela aslında kişinin geliştireceği savunma mekanizmalarının en büyüğüdür.

    Kişi bu evrede yemeğin gücünü küçümseyen bir tavır içine girer. Yemek yeme süreci ile ilgili direnci çok yüksektir. Kısacası tepeden tırnağa tüm önlemlerini almış olarak diyetine başlar. İlk aylarda kişi gerçekten çok iyi bir süreç geçirir. Yemek yeme düzenini sağlar. Spor yapma imkanı varsa spor yapar. Vücudunda belirgin değişiklikler görülmeye başlar. Ancak ilerleyen zaman dilimi içinde yediği yemek miktarı düşerken bu durumdan mutlu olmamaya başlar, hele ki diyetin ilk aylarında çok hızlı miktarda verilen kilo miktarı ortalama iki ya da üç ay sonunda minimum düzeye gelir. Bazı zamanlarda kişi hiç verememe durumuna dahi gelebilir. Bu durum karşısında kişi kendince başarısızlık yaşamaya başlamıştır ve bu durumdan mutlu olmamaya başlamıştır. Bütün yaptıklarına rağmen bir türlü kilo veremiyordur. O zaman diyet yapmasının ne anlamı vardır. Burada görüleceği üzere kişi kendi içsel motivasyonunu kaybetmeye başlamıştır ve tekrar yakalayamamaktadır. Kişi bu içsel motivasyonunun kaybı ve çevresinden istediği gibi gelmeyen geribildirimlerin etkisi sayesinde psikolojisi çökmeye başlar. Aynı zamanda kişi yemek yemediğinden dolayı daha sinirli, agresif bir ruh durumu içine girmeye başlamıştır. Bu durum öylesine bir hal alır ki kişinin kendini sorgulayan ve kendisi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olan biri olmaya başlar. Doğamız gereği bu içsel çatışmayı bitirmemiz ve mutlu olmamız gerekmektedir. Bu durumda insanın içindeki ilkel insan devreye girerek yeme dürtüsünün kişiyi mutlu ettiğini düşündürerek yemek yemesi için baskı yapmaya başlar. Bu süreden sonra kişi mutlu olmak için yemeye başlar ve sonunda kişi bir büyük bir umut içinde başladığı diyeti yarım bırakır ve normal yaşantısına geri döner. Diyeti bıraktıktan sonra kişi eski yaşantısına geri döner ve eskiden yaptığı yeme alışkanlığının şiddetini arttırarak daha fazla ve kalorili yemek yemeye başlar. Bu özgürlük düşüncesi sayesinde kişi zamanla diyet yaptığını unutur ve bu  şekilde yaşamaya devam eder. Ancak bir yandan da yaşamı sürmektedir.  Kişinin hayatı sürdükçe kilosuna dikkat etmez, sağlığında bozulmalar başlar, etrafından yine kötü geribildirimler alır. Ama kişi mutlu olduğundan dolayı bununla barışık olduğu, halinden memnun olduğu gibi savunma mekanizmalarını devreye sokarak kilosu hakkındaki olumsuz düşünceleri kendinden uzak tutar. Ta ki bir durumun onu etkilemesine kadar.. Örneğin; kişi alışveriş yapmak ve kendisine uygun beğendiği ürünleri almak için mağazalara girdiğinde satış temsilcisine beğendiği ürünü gösterir ve müşteri temsilcisinden istediği bedeni alıp soyunma kabininde istediği beden üzerine olmayıncaya kadar… Bu gibi mini olaylar kişiyi yine diyetin eşiğine getirir, bu sefer kişi daha kararlı ve deneyimlidir. Bir önceki denemesinde yaptığı hataları yapmayacak, erken teslim olmayacaktır. Ama yine kısır döngümüzün içine girer ve bu kısır döngü sürer gider.

    Bunun içi ne yapabilirsiniz eğer diyet yapan kişi siz seniz mutlak suretle kendinizi bir diyetisyene teslim etmek zorundasınız. Diyetisyeniniz size uygun diyeti ayarlayacak ve öncelikle sizde yemek düzeninizde dahil olmak üzere yiyeceklerinizi düzenlemeniz gerekecektir. Burada diyetisyenin rolü çok önemli diyetisyen kolay ulaşılabilir ve sorduğunuz sorulara sizin anlayacağınız şekilde cevap vermelidir. Diyetisyeninize sık sık gitmelisiniz. Çünkü atacağınız her minik adım (zayıflama) görmeniz ve kendinizi motive etmeniz için gereklidir. Bunun yanısıra kafanıza takılanları uzmana sormanız hedefinize kolay ulaşmanız adına yol göstericiniz olacaktır. Kişisel motivasyonunuzu üst seviyede tutmanız gerekmektedir. Kişisel motivasyonunuz düştüğü için diyeti bırakıyorsunuz. Diyet yapan kişi başta çok hırslı ve azimlidir. Ancak zaman içinde bu azmi düşer bu durum yaklaşık diyete başlayalı 3-4 ay arasında meydana gelir kişi bu noktada diyette yapsa kilo veremez ilerleyemez duruma gelmektedir. Bu durumu aşması için kararlılıkla diyet reçetesinin üzerinde durmalı ve süreçte durmadan ilelemeli bir süre sonra bu döngü kırılacak ve kişi kaldığı yerden kilo vermeye devam edecektir.

    Diyet yaparken çevrenizden alacağınız geri bildirimler ve etrafınızda size değer veren insanların çabalarını görmeniz gerekmektedir. Diyet zor bir süreçtir. Heleki yemeği seven ve damak zevki gelişmiş kişilerin yeme alışkanlıklarını bozmaları zordur. Bu durumda eski yemek alışkanlıklarınızdan uzak duracak yeme biçiminizi değiştimeniz gerektiğinden arkadaşlarınız ve özellikle aileniz bu konuda sizin hevesinizi kırmamaya özen göstermeliler, kısacası her taraftan destek almalısınız.

    Tüm bu yukarıda bahsedilen durumlarda kalıyorsanız, yapmak istiyor ancak başaramıyorsanız sizinde psikolojik destek almanız, özellikle bilişsel davranışçı tedaviler ile uzman bir psikologtan destek almanız yerinde olacaktır. Unutmayın, bedeninizle geçireceğiniz bir ömrünüz var ona iyi bakmalısınız.

    Sevgiler…

  • Diyetler Neden İşe Yaramıyor?

    Diyetler Neden İşe Yaramıyor?

    Mutlu Eden Bir Diyet Biliyor Musunuz?
     

    Aşırı kilo ve obezitenin oluşmasında modern yaşamın gerekleriyle birlikte genetik yatkınlık, metabolik sebepler, ilaç kullanımı gibi sosyal ya da psikolojik birçok sebepler sıralanabilir. Tüm bunların yanı sıra “diyet yapmak veya diyete dayalı bir anlayış neden işe yaramıyor” bunun irdelenmesi gerekir.

    Diyet yapmak çoğu kişiyi hissettirdiği mahrumiyet duygusundan dolayı mutsuz eder. Diyet yapmaktan vazgeçip durumlarını kabul edenler de mutsuzluklarıyla mutlu olmayı öğrenmişlerdir.

    Yemekten Vazgeçme İradesi Göstermek Neden Bu Kadar Zor?

    Kısıtlamaya dayalı bir yemek anlayışı bir süre sonra kendinizi hapishanede hissetmenize neden olur. Bu fasit daireden çıkamayan kişi bedensel hazda takılı kalır. Karbonhidrat kısıtlaması ve şekeri kesmek bir süre sonra kişiyi yüksek ölçüde rahatsız etmeye başlayabilir. Bu gıda türlerinin her ikisi de ölçülü olarak alınmalı, ancak rafine edilmiş gıdaların bağımlılık yapıcı etkisi göz ardı edilmeden.

    Bedensel İhtiyaçlarla Duygusal İhtiyaçlar Birbirine Karıştırılıyor

    Tüm hızlı, kontrolsüz ve aşırı yeme eylemlerinin fiziksel sebeplerden çok bilinçaltında yatan sebepleri var: Öfke, aşrı kıskançlık, ruhsal ve bedensel tatminsizlik, öz değer ve özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, kızgınlık, aşırı kıskançlık, ilişkisel ve cinsel problemler, kişinin çözmeye gücü yetmediği ya da gücü olmadığı için bastırdığı durumlar, yalnızlık duygusu gibi bilinçaltı düzeydeki olumsuz duygular, kilo almanın sebepleri arasında önemli yer tutuyor.

    Dengeli Beslenmek Ne Demek?

    Ortalama bir insan için ideal olan sağlıklı beslenme düzeninde toplam besinlerin yüzde 50’si karbonhidratlardan, yüzde 15’i proteinlerden, 20- 30’u da yağdan gelmelidir. Diyetisyenlerin kilo verme veya form koruma amacıyla ürettikleri formüllerin temelinde bu 3 kaynağın dengelenmesi yatar.
     

    Mideyi Değil Beyni Kontrol Etmek

    Birçok insanın farkına varamadığı şey açlık hissi ve enerji kullanımın beyin tarafından kontrol edildiğidir. Beyniniz siz bunları fark etmeden, düşünmeden bir yazılım gibi görevini yerine getirir. Bu açıdan bakılırsa iştah, motivasyon, duyguları yönetmek gibi dürtüsel davranışlarda değişiklik yapabilmekte ve dolayısıyla sağlıklı kilo kaybetme sürecinde iradenin çok az etkisi vardır.

    Vücudun Referans Değeri Değişmeden Asla Kalıcı Kilo Veremezsiniz

    Kaç kilo olması gerektiği konusunda vücudun kendine ait bir algısı vardır. Buna referans değeri denir. Vücut bu referans değer üzerinden 5-7 kilo arasında iniş çıkışları normal kabul eder. Bu aralığın dışına çıkmayı ise bir tehdit olarak algılar ve daha fazla kilo kaybı yaşadığında bütün sistemleri buna engel olmak için çalışır. “İşte su bile içsem yarıyor”, “kilo verme çabalarıma vücudum direniyor” gibi şikayetleri olanların esas gerçeği budur. Sistem tıpkı bir termostatın yaptığı gibi onlarca kimyasal aktiviteyi, sinyali, açlığı ve metabolizmayı aynı anda düzenleyen kompleks bir prensiple çalışır. Örneğin kışın termostat ayarı 24 dereceye ayarlıysa ve oda size sıcak geliyorsa, pencereyi açsanız bile kombi sisteminiz oda sıcaklığını 24 derecede tutacak şekilde çalışır ve pencereyi açmak o anda yarattığı serinlik dışında bir işe yaramaz. Vücudunuzun referans sistemi yıllar içinde oluşmuş ve pekişmiştir. Referans değeriniz 73-78 kilo, ideal kilonuz 58 kiloysa kişisel çabalarınızla diyet yaparak 58 kiloya gelmiş olsanız bile termostatınız devreye girip kısa süre içinde sizi referans aralığına geri çekecektir (73-78 kg). Yani kişisel çabalarınız referans ayarlarınız değişmediği sürece verdiğiniz kiloları tehlike olarak algılayacak kalıcı kilo kaybı imkansız hale gelecektir.

    İşte beyniniz de aynen bu şekilde çalışır. Şimdi zayıflama hapları, atlanan öğünler ve kardiyo egzersizlerinin neden kalıcı bir etki yapmadığını daha iyi anlayabilirsiniz. Eğer referans aralığınızın dışına çıktıysanız vücut hızlı kilo verme durumunu bir tehdit olarak algılar, kilo verdikçe aç hissetmeye başlamanız ve gittikçe halsizleşmeniz bundan kaynaklanır. Kısaca vücudunuz istemediğiniz kiloları normal değerler olarak algılamış; siz ise çaba göstererek bu değerleri değiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu çabayla bir süre sonra vücudun kilo verme direnci kırılıyor.

    Kolombiya Üniversitesi’nden Dr. Rudy Leibel vücut ağırlığının yüzde 10’unu kaybeden kişilerin uzun süredir aynı kiloda olanlara kıyasla 250-400 kalori daha az yaktığını tespit etmiştir. Bu nedenle kalıcı kilo vermek için metabolizmanın yeni duruma adapte edilip bir anlamda termostat ayarlarının revize edilerek bilinçaltının metabolizma hızı konusunda uyarılması gerekir.

    Bedeniniz Mi, Duygularınız Mı Aç?

    Biz psikologlar yeme alışkanlıkları konusunda insanları iki gruba ayırıyoruz; bedensel açlık çekenler ve duygusal açlık çekip bunu yemek yemeyi kısıtlayarak yani irade yoluyla kontrol etmeye çalışanlar. Birinci gruba içgüdüsel yiyenler, ikincisine ise kontrollü yiyenler yani diyet yapma yoluna gidenler diyebiliriz.

    Sezgisel olarak yiyenlerin kişisel özelliklerine baktığımızda kendileriyle daha barışık, duygularını daha kolay ifade edebilen ve ilişki ve iletişimlerinde daha dengeli davranan bireyler olduklarını söyleyebiliriz. Kontrollü yiyenlerin ise sağlıklı beslenme rutinlerini etkilendikleri bir görüntü ya da duygunun uyarımı ile bozarak ayaklarını frenden çekip gaza basmaları ve kaza yapma riskleri fazladır. Bir dilim baklava birden bir veya iki porsiyon tatlıya dönüşür. Suçluluk, güvensizlik, mutsuzluk da işin içine girdiğinde aşırı yeme arzusu kontrolü tekrar ele alır ve kilo verme konusunda içinden çıkılmaz bir kısır döngü meydana gelir.

    Diyete Ne Kadar Erken Yaşta Başlanılırsa Kilo Almaya Yatkınlık O Kadar Fazla Olur

    Bilimsel araştırmalara göre ergenlik çağında diyet yapan bayanlar; ideal kilolarını belli bir süreç içinde korumuş olsalar dahi kontrolle öğrenilen diyet yapma alışkanlığı nedeniyle beş yıl içinde kontrolsüz yeme alışkanlıkları geliştirmeye ve fazla kilo sorunu yaşamaya üç kat daha yatkın olmaktadır. Tüm bu çalışmalar göstermektedir ki; kilo alımını tetikleyen faktörler aynı zamanda yeme bozuklukları ve bunlarla bağlantılı kimi başka rahatsızlıkların gelişimine de zemin hazırlamaktadır.

    Diyet yapan her kişi kaybedilen kilolar sonrası ulaşılan vücut ağırlığını korumak için “kısıtlanmış bilinç” ile yani alışkanlıklarını kontrol etme güdüsüyle yaşar. Kişinin zihnen zayıf oldu bir anda bu dürtü mekanizması zarar görür ve kilo alma süreci yeniden başlar. Diyet yaptıktan beş yıl sonra birçok kişi vermiş olduğu kiloları geri alır. Hatta bu kişilerin yüzde 40’ı kaybettiğinden daha fazla kilo alabilmektedir. Bu verilerden hareketle diyet yapmanın uzun vadede kilo alma olasılığını arttırdığını söyleyebiliriz.

    Mutsuzsanız Daha Çok Acıkır ve Doyuma Daha Uzun Sürede Ulaşırsınız

    İçgüdüleri baskılanmış ve doğalarından kopartılmış canlılar mutsuz olurlar. Doğada kendi halinde yaşayan hiçbir canlı obez değildir, ancak evcilleştirilen hayvanlar mutsuzluk ve kıstırılmışlık duygusu sonucu obez olabilirler. Mutsuzluk; duygu durum bozukluğu ve yeme bozukluklarını beraberinde getirir. Acıkmadığı halde yemek yiyen ve tatmin duygusunu oral yolla doyuma ulaştıran bir kişi bedeninin verdiği sinyalleri duyamaz hale gelir. Sinyal sistemi ve daha sonra termostat bozulur. Sadece ve sadece dikkatinizi yediklerinize ve hissettiklerinize verip yeme kontrolünüzü içgüdülerinizle işbirliği yaptırabilir ve ne zaman durmanız gerektiğini yeniden öğrenmeye başlayabilirsiniz. Bu öğrenilen şey, aslında bilinçaltınızın bildiği ancak zamanla baskılanarak unuttuğu bir davranıştır.

    Psikologlarla İşbirliği Yapan Diyetisyenler Çözüm Üretme Daha Başarılı Olur

    Diyetisyenler kişilerin psikolojik durumlarının etkisi ve süregelen alışkanlıklarla oluşturdukları yeme bozukluklarıyla ilgilenmeyi genelde atlar, ne yapması ve yapmaması gerektiğini doğrudan söyleyip kişileri iradeleriyle başbaşa bırakırlar. Doktorlar kişiye ancak kilo vermesi gerektiğini söylüyor, kilo vermediği takdirde sağlık parametrelerindeki iniş çıkışların ilaçlarla kontrol edilemeyeceğine dikkat çekiyorlar.

    Haydi şu gerçekle yüzleşelim: Diyetler işe yaramıyor. Sağlıklı beslenme algısı da bilinçli bir çabayla oluşmuyor. Peki, neden sürekli aynı şeyi yaparken farklı sonuçlar elde etmeyi bekliyoruz? Bir araba çamura saplandıysa daha fazla gaza basarak çıkmaya çalışmak motoru da riske atmaz mı?

    Diyet yapmak en iyi ihtimal ve sonuçlar düşünüldüğünde bile zaman ve enerji kaybıdır. Motivasyona dayalı diyet er ya da geç motivasyon yetersizliğinden dolayı bozulacaktır. O halde neden diyete sadık kalmak için harcadığımız enerjiyi diyet dışı çözümlere ayırmıyor ve istemediğimiz sonuçların bize kendimizi güvensiz, suçlu, ve ümitsiz hissettirmelerine izin veriyoruz?

    Kendisiyle Barışık Olan Diyete İhtiyaç Duymaz

    Diyet yapanlara aç hissettiklerinde yiyebileceklerini söyleseydik ne olurdu? İştahlarından korkmak yerine iştahı yönetebilmeyi öğretseydik ve öğrendiklerini kısıtlama bilinciyle değil içgüdüleriyle ilişkilendirerek sistemin doğal akışından yararlanabilselerdi nasıl olurdu?

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • MORBİT OBEZİTE

    MORBİT OBEZİTE

    Obezitenin dünyada hızla yaygınlaşması ve bunu önleyebilmek adına şişmanlık ameliyatlarının ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nca sigorta kapsamına alınması; morbit obezite ve ona bağlı rahatsızlıkların çağımızın en önemli sorunlarından olduğuna dair yeterli bir kanıttır.

    Diyet ve Çabaların İşe Yaramadığı Durumlar

    Fazla kiloların vücuda yapışıkmış gibi kronik bir hale gelmesi ve sağlığı tehdit eden boyutlara varması sorununa“morbit obezite” diyoruz. Normal bir birey beyinden gelen uyarıcı sinyallerle karşısında yiyerek açlık duygusunu kesmeye çalışır. Morbit obezite tedavisi gerektirecek düzeye varan rahatsızlıklarda ise birey zamanla yeme dürtüsünü kontrolsüz bir alışkanlığa dönüştürür. Diyetler veya yemeği kısarak yaşamını sürdürme çabası kişinin beden bütünlüğünü tehdit ettiği gibi psikolojisini de olumsuz yönde oldukça yıpratır.

    Morbit Obezitenin Temel Nedeni

    Diyet, egzersiz, besin takviyesi kullanımı ve diğer kilo verme yöntemlerinin işe yaramadığı ya da sınırlı fayda sağladığı durumlarda cerrahi çözümlere başvuran ve dengeli beslenme reçeteleriyle iyileştirilmeye çalışılan hastaların tedavi sürecinde uygun psikolojik destek almamaları, süreç içinde aşırı mutsuzluğa ve artan dengesiz duygu durumu gibi farklı sıkıntılara yol açabilmektedir.

    Obezite ve psikoloji ilişkisini kurmak ilk bakışta size zor görünmüş olabilir. Ancak obez bireyler üzerinde yapılan araştırmalarda bu kişilerinçocukluk ve bebeklik dönemlerinde daha az kilo problemi olanlara kıyasla daha fazla olumsuz deneyim yaşadıkları saptanmıştır.

    Doymanın verdiği rahatlamahenüz bebekken öğrenilir. Bebekler “ilk rahatlama duygularını” açlığın yarattığı fiziksel huzursuzluğun giderilmesiyle yaşarlar.Bu huzursuzluğun bitişiyle bebek, iyi ve güvende olduğu hissiyle tanışmış olur. Özetlemek gerekirse açlık bebek için en erken “acı çekme” iken, tokluk en erken “rahatlamadır”. Kontrolsüz yeme, hızlı kilo alma, kilo verememe gibi günümüzde oldukça yaygın görülen problemlerin ve obezitenin psikolojik nedeni de özünde bu şartlanmaya dayalıdır. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin açlık duygusunun az giderilmesi ya da gereğinden fazla giderilmesi yetişkin yaşamında yemek yeme davranışı üzerinde etkili olmaktadır.  

    Kişinin kendi bedenini nasıl algıladığı, sorunlarla baş edemediğinde hangi yemeklere yöneldiği ya da yemek yemeyi hangi durumlarda normal ihtiyaç düzeyinin ötesine taşıdığı gibi konular da morbit obezitenin tedavisi sürecinde mutlaka üzerinde durulması gereken psikolojik verilerdir.

    Morbit Obezite, Diyetler, Cerrahi Müdahale Ve Psikoloji

    Kilo sorunu genetik, fizyolojik, nörolojik, çevresel ve duygusal faktörlerden, hatta bu faktörlerin çeşitli yönleriyle bir araya gelmelerinden doğabilir. Bu nedenle bütünü görmeden, yalnızca detaylar üzerinde yapılacak iyileştirmelerinistenen sonuçları vermemesi mümkündür. Günümüzde obezite cerrahisi ve kalori kısıtlamaya dayalı diyetler bu bütünü tam anlamıyla kapsayamadığından yapılan müdahaleler doğru olsa dahi eksik kalabilmekte, morbit obezite sorunu yaşayan bireyin mutsuz ve çaresiz hissetmesinin önüne geçememektedir.

    Kilo Vermek İsteyenlere Psikolog Desteği Şart

    • İştahımı Nasıl Kesebilirim?

    • Neden Gözüm Doymuyor?

    • Beni Daha Fazla Yemeğe İten İçgüdü Ne?

    • Korkularım ve Sınırlarım Nelerdir?

    • Mutsuz Eden Duygusal Bağımlılıklarım Nelerdir?

    Gibi sağlıklı kilo verme konusunda zihninizde oluşabilecek sorulara cevap bulunması, bilinçaltı düzeyde negatif kalıplarınızın yıkılıp zihninizin yeniden yapılandırılması, dengeli kilo kaybının sağlanması ve ideal kilonun korunması konusunda psikolojik destek; hedefinize kendinizi kötü hissetmeden, bütün dikkatinizi vererek ulaşabilmeniz açısından son derece kritiktir.

    Psikolog Ne Yapar?

    Yemek yemenin açlık dışında hangi ihtiyacımızı ya da çözemediğimiz sorunu (öfke, heyecan bozukluğu, kendini değersiz hissetme, sorunlarla baş edememe, yalnızlık, güvensizlik, cinsel tatminsizlik vb.) tatmin ettiğini tespit eder.Kilo vermeye karşı geliştirdiğiniz direncintemeline iner. Unutmayın ki sorunu doğru tespit etmek, onu çözmenin yarısıdır.

    Bilinçaltı düzeyde yer alan ve kilo vermeyi zorlaştıran yerleşik kalıpları kişinin bilincinin onayını alarak psikoteknik yöntemlerle(Hipnoz, EFT, bilişsel terapi gibi) yıkar, sağlıklı olan yapıyı bilinçaltınayeniden kodlar.

    Psikiyatrik desteğin yanında beslenme ve egzersiz konularında da güvenilir uzman tavsiyelerinde bulunur. Cerrahi müdahaleninzorunlu olması ve istenmesi halinde bu konuda yönlendirme yapar.

    Son Söz

    Morbit obezite ve diğer kilo sorunları söz konusu olduğunda herterapi kişinin ihtiyacına göre şekillenir. Çünkü yemek her birey için farklı ihtiyaçlara hizmet eder. Benzer sorunlar yaşayan kişilerin hepsinde görülen ortak özellikler ise yaşanan duygusal patlamalar ve kendini sınırlama konusunda çekilen sıkıntılardır. Tam da bu nedenle obezite tedavisi kapsamında uzmanından psikolojik destek alınması son derece önemlidir. Zamanında alınan bu destek yalnızca ameliyat ya da tedavi sürecinde değil, geri kalan süreçte de verilen kiloların hızla geri alınması, mutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik hissi yaşanması gibi durumlarda da kişinin en yakın dostu olacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • HİPNOZLA ZAYIFLAMAK MÜMKÜN MÜ ?

    HİPNOZLA ZAYIFLAMAK MÜMKÜN MÜ ?

    Çoğu diyet formülü yetersiz olduğu veya iyi olmadığı için işe yaramaz değildir. Bu formülleri uygulayacak irade bir süre sonra yapamayacağını düşünüp yerleşik alışkanlıklarını bırakmadığı için aldığı kiloları veremez veya kilo almaya devam eder. Bu da diyeti yetersiz veya uygulamayı zor hale getirir.

    Hipnozun doğasında zorlama yoktur. Zamanla doğal olmayan şeylere alışkanlık oluşturur sonra da bu alışkanlıkların direncini kırmak için “diyet” gibi zorlamaya dayalı bir rejim uygularız. İstatistikler göstermiştir ki verilen kiloların %98’i tekrar geri alınmakta. Kilo verdime konusunda iddialı olan kurumlar bu kiloların tekrar alınmasını engelleyecek hiçbir garanti verememektedir.

    İşte bu noktada etkilenmeye açık bilinçaltını doğru beslenmeye şartlandırmak ve fazla beslenmekten kaynaklanan yağ hücrelerinin yazılımlarını etkileyecek telkinlerle “içgüdüsel zayıflamak” mümkün.

    Herkes Hipnozla Zayıflayabilir Mi?

    Herkes her yöntemle zayıflayamayacağı malum. Hipnoz’a yatkın olanların bu yöntemden daha çok yararlanabileceğini söyleyebiliriz. Bu yönteme ne kadar yatkın olduğu 10 dakikalık bir test ile anlaşılır. Sonrası telkin seanslarına alınarak hangi beslenme alışkanlığını geliştirmesi gerekiyorsa ona şartlandırmak. Zaafları olan yiyeceklere karşı iştahsızlık yaratmak ve bunları yaparken açlık veya acı çekmeden hayatının normal rutinleri içinde gerçekleştirecek bir şartlandırmayı yerleştirmek hipnoz’un yaptığı/yaptırdığı işlerin bir kısmı. Sonrasında zaten mecburen zayıflıyor.

    Hipnoz İle Zayıflamayı Seçen Diyet Yapmıyor mu?

    Böyle bir şey yok. Giren kalori ile çıkan kalori arasındaki dengesizlik devam ettiği sürece hipnoz’da işe yaramaz. Ancak hipnotik etki altında zayıflayan kişi yeme alışkanlıklarını düzenlenirken diyet yapıyormuş gibi değil de içinden gelerek olması gerektiği gibi besleniyor.

    Mesela tatlıya zaafı olan kişinin canı tatlı çekmiyor. Çayı 2 şekerle içen kişiye iki şekerli çay fazla tatlı geliyor. Hareketi sevmeyen kişi yerinde duramıyor daha çok hareket etme ihtiyacı duyuyor. Bunun gibi hipnoz kişiyi zayıflatmıyor. Hipnozun etkilerinden yararlanarak kişinin davranışlarında kilo vermesini kolaylaştıracak yeni alışkanlıklar geliştiriyoruz.

    Kaç seans sürüyor ve bunun maliyetleri neler?

    Bir alışkanlığın oluşması normal koşullarda 21 gün sürer. 3 hafta içinde kişiyle 2 seanslık bir çalışma hedeflediği kilo verme sürecini programlamak için yeterlidir. Ancak sürecin uzun olması ve motivasyonun düşmemesi için toplam süreç içinde 3 haftada bir takip gerektirir. Mesela 3 haftada 6 seanslık bir çalışma ile belli bir disiplin kazanılmışken eğer mevcut kiloları vermek için 6 aylık bir hedef konulduysa bundan sonra her 3 haftada bir takip seanslarına katılarak ilave 7-8 seans daha gelmesi gerekebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Biorezonans + bilinçaltı telkin +  bach flowers  = ince beden

    Biorezonans + bilinçaltı telkin + bach flowers = ince beden

    Bu uygulamalar, sadece kilo vermek için değil daha pek çok sorunun dengelenmesinde kullanılan destekleyici güçlü bir sistemdir.

    Doğduğumuz günden bugüne kadar yaşadığımız tüm anılar ve bu anılara bağlı düşünce kalıpları ve duygusal blokajlar bilinçaltımızda kayıtlıdır. Bugün yaşadığımız her şey bu kayıtların ve blokajların hayatımıza yansımasıdır. Bedeninizde ki her fazla kiloyu bedeninize yerleştiren sizlersiniz.

    Kilolar nasıl olumsuz duygu ve düşünceler sonucu bedene yerleştiyse olumlu duygu ve düşüncelerle de hayatınızdan çekilecektir.

    Kilo Vermede Karşılaşılan Genel İnançlar, Duygu Durumları;

    İncelmek istiyor ama bir türlü başaramıyorum, veriyorum ama fazlasıyla tekrar alıyorum…

    Diyetler yapıyorum ama her seferinde tekrar başa dönüyorum.

    Sıkıntı hissedince, sinirlenince, heyecanlanınca üzüldüğümüz, yalnız kaldığımız anlarda, tatminsiz, yetersiz, mutsuz hissettiğimizde hemen yemek yemeğe başlıyorum

    Hayatımda ki en büyük zevklerden biri yemek yemek ve ben güzel yemeklerden vazgeçemiyorum.

    Spor yapmaya her karar verdiğimde ya yorgunum ya da meşgul…

    Sıkı diyet ve yoğun egzersiz programlarıyla verdiğiniz kiloları bir süre sonra tekrar geri alıyorum…

    BilinçaltıTelkin Uygulaması Size Ne Kazandırır?

    İdeal kilonuzla yaşamanıza engel olan bilinçaltı sorunlarınızı fark edip değiştirirsiniz.

    Sağlıklı beslenir ve düzenli spor yapma alışkanlığı kazanabilirsiniz.

    Hızlı yemek düzensiz yemek alışkanlığından bilinçli olarak uzaklaşabilirsiniz.

    Sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanarak, verdiğiniz kiloları yeniden alma ihtimalini ortadan kaldırabilirsiniz.

    Yeme alışkanlıklarınızı kalıcı olarak olumlu yönde değiştirebilirsiniz.

    Sonuç olarak, sağlıklı, zinde, dinamik bir bedene ve iç huzura kavuşursunuz.

    En önemli özelliği kalıcı değişiklik sağlaması ve yan etkisi ile riski bulunmamasıdır

    KİLO VERME’de BİOREZONANS uygulamaları Size Ne Kazandırır?

    Kilo almanıza neden olan gıdaların manyetik bilgisi bedenden temizlenir

    Sağ beyin sol beyin enerji dengesi sağlanır.

    Aşırı yeme ihtiyacı duymanıza neden olan duygusal ihtiyaç kaybolur

    Bireyin hedeflenen kiloya ulaşma arzusu canlı kalır

    Depresif, keyifsiz, tembel ruh hali değişir. Stres azalarak sakinlik hissedilir.

    Çakralar, Meridyenler, Akupunktur noktalarındaki enerji akışı dengelenir,

    Yaşam Enerjisi artar

    Uykular düzene girer

    Protein, Karbonhidrat, Yağ Metabolizması aktifleşir ve çok daha kolay kilo kaybı gerçekleşir

    Beden de detoks yaparak ve asidik beslenmenin yarattığı kilo vermedeki sorunlar kalkar

    BİOREZONANS fazla kilo almanın fiziksel ve duygusal nedenlerine etki ederek kolay ve kalıcı kilo verilmesini sağlar

    KİLO vermede BACH FLOWERS uygulamaları size ne kazandırır?

    Bach Flowers, Dr Bach’ın bulduğu bireyin negatif özelliklerini azaltıp pozitif özelliklerini arttırdığı 38 adet çiçek özünün kullanıldığı bir yöntemdir. Kilo almamıza neden olabilecek duygusal sorunlar, bazı korkular yapılan bir testle tespit edilir ve size en uygun çiçek özleri bulunur.

    Bu çiçeklerin öz enerjisinin uygulanması ile kilo almaya neden olan düşünsel ve duygusal kayıtlar dönüşüme uğrar.

    Bu sorunlar; Korku, kaygı, yalnızlık, Suçlu hissetme, Tükenmişlik hissi, Aşırı Utanma, Umutsuzluk, Haksızlığa uğramaktan korkma, Stres, Affedememe, Aşk Yarası ve benzeri sorunlardır.

  • Depresyon ve inflamasyon ilişkisi

    Depresyon dünyada hızla yayılan ve Türkiyede son 5 yılda %70 oranında artan bir hastalık. Türkiye ‘de nüfusun 10 da 1 i hayatlarının bir bölümünde antidepresan kullanan kişilerden oluşuyor. Buna ek olarak aslında depresyon hastası olup klinisyenler tarafından görülmemiş ve tanı konulmamış kişiler eklenirse depresyonun ne kadar yaygın bir sağlık sorunu olduğu apaçık karşımıza çıkıyor.

    Depresyonun çok geniş spektrumda nedenleri bulunmakta. Kötü yaşam koşulları, fiziksel cinsel suistimaller,genetik geçiş , hormonal bozukluklar , işsizlik , maddi problemler , aile içi problemler ve bazı ilaçlar yan etki olarak depresyona neden olabilir.

    Bunlara ek olarak depresyon durumunda beyinde bazı kimyasallarda dengesizlik gelişir. Anti depresan ilaçlar temelde bu kimyasalları dengelemek amacıyla Antidepresan ilaçları üretip hastaları tedavi etmeye çalışır.

    Ancak bazı çalışmalar bize beyinde değişen kimyasallar dışında depresyonun başka nedenleri de olabiliyor. Bazı depresyon hastaları üzerinde yapılan çalışmalarda hastaların sadece %25 inde beyinde seratonin ve norepinefrine hormonlarının azaldığından bahsediyor. https://bit.ly/2tWzgp5

    Bazı hastalarda bu hormonlar tam tersine yüksek bulunabiliyor.

    Tamda bu nedenlerle depresyona başka bir pencereden bakmak gerekiyor.

    Depresyon Nedir?

    ⦁ Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen hergün

    ⦁ Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.

    ⦁ Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği.

    ⦁ Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma ( psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.

    ⦁ İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı

    ⦁ Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.

    ⦁ Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme.

    ⦁ Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

    Depresyon – İnflamasyon İlişkisi

    Depresyondan bahsederken vücutta meydana gelen daha önemli bir durumdan bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. İnflamasyon…

    İnflamasyon(Yangı) akut veya kronik olabilir. Bizler bu konuda kronik inflamasyondan bahsedeceğiz. Kronik inflamasyon vücudun kendi hücrelerine saldırması sonucu dokuda oluşan problemlerin genel adıdır.

    Kronik inflamasyonun nedenleri arasında

    ⦁ Uyku bozuklukları ve az uyku

    ⦁ Fazla kilo

    ⦁ Vitamin ve mineral eksiklikleri

    ⦁ Stres

    ⦁ İnflamatuar besinler(Gluten, şekerli besinler , bazı tahıllar vb gibi)

    Araştırmacılar depresyon ve inflamasyon ilişkisini bulmakla kalmıyor , eğer depresyon tedavisinde belirttiğimiz nedenleri minimuma indirirsek hastalığın belirgin düzeyde azaldığından bahsediyorlar. Maalesef halihazırda beslenme tarzımız inflamasyon ve dolayısı ile depresyon için çok kolaylaştırıcı durumlar içeriyor.

    Genel olarak inflamasyon nedenlerini baslık olarak açıklarsak:

    Toksik Besinler:

    Beslenmemizde bu ürünleri ne kadar aza indirirsek birçok kronik hastalık ve konumuz olan depresyona yakalanma riskimizinde aynı oranda azalacağını belirtmek isterim.

    Özellikle diyetimizde bulunmaması ve kaçınmamız gereken besinler:

    ⦁ Şeker

    ⦁ Mısır surubu

    ⦁ Tatlandırıcılar

    ⦁ Mısır ,ayçiçegi ve kanola yağı

    ⦁ Palm yağı

    ⦁ Her türlü trans yağ

    ⦁ Renklendirici katkı maddeleri

    ⦁ Koruyucu içeren süt ve süt ürünleri

    ⦁ Yüksek sodyum içerikli besinler

    ⦁ Rafine un ve gluten içeren besinler

    Stres

    Stres hayatımızda birçok probleme yol açtığı gibi depresyona da yol açabilir. Stres vücutta inflamatuvar sitokinleri arttırıp depresyonu tetikler.

    Herkesin stresle başa çıkma yolları vardır, günde 10 dakikanızı stresle başa çıkmak için ayırmanızı önermekteyiz. Meditasyon , Yoga , Yürüyüş , Psikoterapi veya Tamamlayıcı Tıp yöntemleri stresi azaltmak için denenebilir.

    Fazla Kilolu Olmak:

    Fazla kilo inflamasyonu destekler. Obezite vücudunuzu inflamatuvar duruma sokar ve bu nedenle depresyon riskini arttırır. Nasıl ki kilo aldığımızda inflamatuvar sitokinler artıyorsa, kilo verdiğinizde bu sitokinlerin hepsi azalır ve birçok kronik hastalıktan koruma sağlarlar.

    Hareketsiz Yaşam Tarzı:

    İnsan vücudu masa başı oturup çalışmaya , tüm günü hareketsiz geçirmeye programlanmamıştır. İnsan vücudunun ihtiyacı olan hareketi yapmalıdır.Hastalarımıza günde en az 1 saat spor önermekteyiz. Bu bir saat kilo vermenin yanında ,kaslarınızı güçlendirecek , birçok olumlu hormonal değişie neden olacak, organların kanlanmasını arttıracak. Böylece hem fiziksel hemde ruhsal olarak iyilik haline neden olacaktır. Eğer hareketsiz bir yaşama ve masa başı işe sahipseniz spor çok daha önemli olacaktır.

    Hareketsiz yaşam bazı kanserlerin riskini arttırır. Aksiyete ve depresyona sebep olur. Birçok kardiovaskuler hastalık için belirgin risk faktörüdür.

    Kan kolesterol düzeyini arttırır ve koroner kalp ve damar hastalıklarının gelişmesine neden olur.

    Hareket etmek için sadece spor salonunu beklememek gerekerir.İşe giderken yürümek veya aracınızı uzak bir mesafeye bırakıp egzersiz yaparak gitmek. Merdiven asansör seçimlerinde merdivenleri seçmek. Tabi ki zamanınız varsa yüzme , doğa yürüyüşü, bisiklet sürmek en fazla önerdiğimiz aktivitelerdir.

    Vitamin Eksiklikleri:

    Bazı vitaminler özellikle vitamin D eksikliğinin depresyonla alakalı olduğu kanıtlanmıştır.Maalesef günümüzde toplumumuzda çok yüksek oranda Vitamin D eksikliği mevcuttur. Özellikle kış aylarında az güneş gören kişilerde D vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.

    Ayrıca vitamin D inflamatuvar sitokinleri süşürür ve depresyondan koruyucu etkisi bulunmaktadır. Eğer doğal olarak Vitamin D belli bir orana çekilemiyorsa dışardan takviye olarak vitamin D alınmalıdır. Ayrıca vitamin D sadece inflaasyonu baskılamaz ayrıca immun sistemi güçlendirir ve göbek çevresi yağlanmasını azaltır.

    Uyku Bozuklukları:

    Birçok kişide uyku bozuklukları ortaya çıkmakta ve bu sorun ilerlemektedir. Uyku bozuklukları sonucu hormonal aks bozulakta ve birçok hastalık için zemin hazırlanmaktadır.

    Çevresel Toksinler:

    Besinlerde olduğu gibi birçok çevresel faktör ve toksin inflamasyona neden olabilmektedir. Çevresel toksinleri havadan , kullandığımız temizlik eşyalarından vs. alabilekteyiz.

    Örnek vermek gerekirse:

    ⦁ Pasif sigara içiciliği

    ⦁ Ağır metaller

    ⦁ Küfler

    ⦁ Formaldehit içeren teizlik ürünleri

    ⦁ Kurşun elementi içeren ürünler

    ⦁ Organik olmayan pestisitler

    ⦁ Yüksek civa içeren balıklar

    ⦁ Paraben , sentetik renklendiriciler , SLS ve bunun gibi birçok koruyucu içeren ürünler

    Kökten Nedenleri Çözmeliyiz:

    Eğer depresyonunuz varsa ancak herhangi organik bir neden göremiyorsanız, depresyona neden olacak yaşam tarzı , hayat standartı problemleriniz yoksa kendinizi bu yazıyı okuduktan sonra inflamasyon yönünden değerlendiriniz.

    Ve eğer inflamasyonu durdurmaya karar verirseniz , işe doğal anti-inflamatuvar alımıyla başlamalıyız. Somon balığı , yeşil yapraklı sebzeler , Omega 3 , zerdeçal , orman meyveleri gibi besinler bolca tüketilmeli. Stres azaltılıp günde en az 30 dk spor yapılmalı.

    Bu konuda inflamasyon konusuna ilgili bir tamamlayıcı tıp uzmanı veya fonksiyonel tıp uzmanıyla görüşmek faydalı olabilir.

    Şimdi adım adım neler yapılmalı, inflamasyonu azaltmak için neler uygulamalısınız onları belirtelim

    ⦁ Şekerli ürünleri kesmet

    ⦁ Glutensiz diyet uygulamak

    ⦁ Tüm işlenmiş gıdaları bırakmak

    ⦁ Elinizden geldiğince süt ve süt ürünlerini kesmek

    ⦁ Haftada 2-3 adet deniz balığı özellikle somon tüketmek

    ⦁ Çevresel toksinleri minimuma indirmek

    ⦁ Kimyasal temizlik ürünlerinden uzaklaşın

    ⦁ Stresi azaltın

    ⦁ Uyku saatlerinizi düzenleyin gece 12 den geç yatmayın.

    ⦁ Günlük egersiz yapın

    ⦁ Organik güzellik ürünlerini seçin

    Bu uygulamaları yaptığınızda ilk haftalarda kendinizi enerjisi düşük,yorgun halsiz hissedebilirsiniz. Ancak ilerleyen haftalarda birçok faydası ile beraber daha enerjik, daha dinç hissedeceksiniz. Buna ek olarak algınızın açıldığı daha rahat ve huzurlu düşündüğünüzün farkına varacaksınız.

    Kliniğimizde Depresyon hastalarına psikoterapi , akupunktur ile destek olurken inflamasyonu baskılamak için de elemninasyon diyetleri öneriyoruz. Eleminasyon diyetlerinin sonucunda hastalarda gördüğümüz başlıca değişiklikler:

    ⦁ Kilo verme

    ⦁ İyi görünümlü bir cilt

    ⦁ Enerji artışı

    ⦁ Eklem ağrılarında azalma

    ⦁ Baş ağrılarında azalma

    ⦁ Sindirimin düzenlenmesi

    ⦁ Leaky Gut sendromu tedavi etme

    ⦁ Otoimmun hastalıklarda semptoların azalması

    ⦁ Şişkinliğin azalması