Etiket: Kilo

  • Psikolojik açlık mı? Fizyolojik açlık mı?

    Psikolojik açlık mı? Fizyolojik açlık mı?

    İnsanda Psikolojik açlık ve fizyolojik açlık vardır.
    Fizyolojik açlık, yaşamımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan miktarda
    giderilmesi gereken, giderilmediğinde, göz kararması, kan şekerinin düşmesi,
    karın gurultusu, titreme vs.. gibi belirtilerle kendini belli eden ve besin
    miktarının, vücudun ihtiyacı olan kadarıyla yeterli olabilen, kişide kilo
    problemine yol açmayacak açlıktır. Fizyolojik açlık kişide kilo problemine yol
    açmaz. Kişide fizyolojik bir problem (tirioid, insülin direnci, ilaç kullanımı vs..)
    olmadığı halde, kişide kilo problemi varsa kişinin bu kiloları kaçınılmaz olarak
    psikolojik açlık temellidir. Kişi örneğin, TV karşısında farkında bile olmadan bir
    şeyler yer, bu yenilenler boşluğa yenmiş gibi olur ve bilinç bunun farkında bile
    olmaz ve dolayısı ile de doyma beklenemez.
    Psikolojik açlık ise kişinin doyurulmayan ya da doyurulmayı bekleyen
    duygularının sonucunda ortaya çıkan, üzüntü, stres, yalnızlık, can sıkıntısı, boş
    kalma vs.. gibi etkenler sonucunda ortaya çıkan ve kişiye gereğinden fazla
    yedirtebilen açlıktır. Kişi, vücudunun ihtiyacından fazla olan besin tüketimine
    neden olan duygularını fark etmeli ve duygularını kontrol edebilmeyi
    öğrenmelidir. Hipnoterapi seanslarında kişi aslında bildiğini zannettiği ama
    bilinçaltında bastırdığı duygularını ortaya çıkartarak kendi duygularını kontrol
    edebilmeyi öğrenir.
    ‘su içsem bana yarıyor’, Su içmekle kimse kilo almaz!! Aldığınız kalori
    harcadığınız kaloriden fazla ise kilolar bedeninizde toplanır.
    Mükemmeliyetçi bir toplumuz özellikle de kadınlarımız. Toplum olarak sürekli
    kusur veya kusurlarımıza odaklanırız. Her şeyi mükemmel yapmak için
    enerjimizi harcarız en ufak bir sorunda yelkenleri suya bırakabiliriz. Örneğin bir
    diyete başladığımızda bir kurabiye yemek gibi bir kaçamakta bulunduğumuzda
    ‘diyeti nasılsa bozdum’ diye düşünerek tekrardan aşırı yemek yemeye
    başlamak, yaygın olarak görülür. Bu siyah- beyaz düşünme mükemmeliyetçiliğin
    bir özelliğidir.

    Hipnoterapi İle Zayıflama

    Kişi, hipnoterapi ile zayıflama seansları sayesinde, sağlıklı miktarda yemek
    yiyebilmenin kontrolünü telkinlerle kendisi sağlayabilir. Kişi, hipnoterapi
    öncesine göre daha az yemesine rağmen daha çok doyma hissi alabiliyor.
    Örneğin önceden bir paket çikolatayı bitirmesine rağmen alamadığı tatmini
    küçük bir parça çikolatadan rahatlıkla alabilir. Pek çoğumuz lokmaları
    çiğnemeden yutuyoruz dolayısı ile beynin doyma merkezine uyarı gitmediği için
    gereğinden fazla yiyoruz ama tatmin olamıyoruz. Hipnoterapi seansları ile
    yediğimiz her küçük lokmanın hazzını almakla birlikte, metabolizmamız için
    yeterli olan besin miktarını tüketebiliriz. Vücudumuzla barışık, kendimizi seven,
    farkındalığı olan birey olmak yerine, vücudumuzu çöplük olarak kullanıyoruz.
    Hipnoterapi seanslarından sonra vücudumuz için yeterli olan miktarda ve
    sağlıklı olan besinleri tüketmeye başlarız. Bunları zaten pek çoğumuz biliyoruz
    ama mesele bunu hayatımıza uygulayabilmekte, işte burada hipnoterapi sizin
    engellerinizi ortadan kaldırıyor ve sizi destekliyor.

    ‘Ben kilo veremiyorum!!’

    Kilo problemi olan kişilerde, ‘ spor yaptım, diyetisyene gittim her yolu denedim
    ama yine de kilo veremiyorum.’ İnancı vardır. Bilinçaltı, kişinin bu inancına
    inanır ve aslında burada kişi kendi kendine hipnoz etmiştir, kilo vermesi güç
    olur. Kişinin bu yanlış inancını aşabilmesi, bilinçaltındaki, ‘kilo veremiyorum’
    yerine sağlıklı ve faydalı düşünce olan ‘kilo verebilirim’ kararı ile yer
    değiştirebilmesi hipnoterapi ile aşılabilir. Kişinin güçlü olduğu yönlerinin açığa
    çıkartılması ve bu güçlü yönlerinin desteği ile kişi kendinde var olan ama fark
    etmediği bu gücünü keşfeder ve başarır.
    Hipnoterapi ile Kişinin yeterli miktardan fazla yemek yemekteki kontrolünü
    sağlayamamasının altındaki gizil duygularını fark etmesi ve bu gereğinden fazla
    yemek yemesine neden olan gizil duyguyu kontrol edebilmeleri sağlanır. Bu
    duygu kişide aşırı yemek yeme sonucunu çıkartabiliyorsa kişinin bu duyguyu
    kontrol edebilme becerisi kazandırılarak yemek yemekteki sınırını, becerisini
    sağlamayı öğrenir.
    Kendinize kilo verebilecek gücün sizde var olduğuna inanın!! yıllardır
    veremediğiniz kilolarınız için, ‘kilo veremiyorum’ telkinleri ile bilinçaltına
    gönderdiğiniz olumsuz mesajlar, gerçekten sizin kilo vermenizin önünü kapatır.

    Gerçekten kilo veremediğinize inandırdığınız, yanlış olarak bilinçaltına işlediğiniz
    telkinleri tam tersine çevirerek zihninize sizin için sağlıklı olan ‘kilo veriyorum’
    mesajını verin. İstediğiniz kiloya o an ulaşamasanız bile, eğer gerçekten kilo
    vermek istiyorsanız buna tüm bilincinizle inanın ve sizi asıl yöneten bilinçaltınıza
    bu mesajı gönderin. Başlangıçtan itibaren zihninize sanki şimdi hedefinize
    ulaşmış gibi; ‘her gün inceliyorum ve her gün daha da hafifliyor,
    özgürleşiyorum’ mesajını verin.

    OBEZİTE TEDAVİSİNDE HİPNOZ

    Hipnoterapi, başta obezite olmak üzere kilo problemleri yaşayanlar için uzun
    vadede başarılı bir kilo kaybı isteyenlere kapsamlı bir tedavi yaklaşımı sunar.
    Özellikle de dirençli obezitede etkilidir. Bu program kilo kaybı, kaygı ve
    depresyon gibi kiloyla bağlantılı olan duygusal sorunları ele alan kapsamlı bir
    çalışma sürecidir. Bu süreçte kişi zenginleştirici bir kişisel deneyim kazanmakla
    birlikte kişinin kendisine farklı bakış açılarından da bakabilmeyi öğrenmesi farklı
    olumlu duygular hissetmesini sağlayarak kilo vermesini hızlandırmak, en
    önemlisi sağlıklı bir beden, kişinin hipnoterapi ile pozitif yöndeki yeni yaşam
    tarzı ile hayatına devam etmesine rehberlik edilir. Burada kilo vermenin
    arkasındaki baskılanmış duyguların ortaya çıkartılması ile birlikte sadece ‘sonuç’
    olan kilolu olmanın altında yatan nedenleri kişi fark eder, keşfeder ve bu
    problemlerle baş etme becerileri kazanır. Hipnoterapi kişinin kendini
    keşfetmesindeki bir araçtır? Çünkü pek çok kişi canı sıkıldığında çikolataya
    başvurduğunu bilir, AMA bunun nedenini bilmez!! hoşlandığı bir yiyeceği
    yerken abartabildiğini ama kendini kontrol edebilmeyi başaramaz!!
    Üzüldüğünde yemek yemeyi kesebilir AMA bunun altında yatan baskılanmış
    nedeni bilmez!! Yaşamımızdaki benzer durumlara her birimizin vereceği tepki
    kendi deneyimlerimize, yaşanmışlıklarımıza, öğrenilmişliklerimize, mizacımıza
    göre değişebilir. Dolayısı ile hipnoterapi, kişinin kendisine özel, bireysel olarak
    yapılan özel çalışma ile bireyin kendini keşfetmesine yardımcı olur. keza
    hipnoterapi diğer terapi tekniklerinde de olduğu gibi kişiye dışardan yapılan bir
    aşılama tekniği kesinlikle değildir. Kişinin kendi içinde var olan gücünü
    kendisinde keşfetmesinde hipnoterapi ile yol gösterir.

    HİPNOTERAPİ SEANSLARINDA UYUYACAK MIYIM?

    Kişilerde genellikle, hipnoterapi seansları sırasında neler olduğunu
    bilmeyecekleri endişesini taşırlar oysa ki hipnoz seansları sırasında, bilinçlerini
    asla kaybetmez ve her ayrıntısına kadar hatırlarlar. Her zaman terapistin
    dediklerini, dışarıdan veya uygulama yapılan odada meydana gelebilecek
    günlük yaşama dair herhangi bir sesi duyabilirler. Hipnoz sırasında kişiler,
    sadece kendilerine, bedenlerine, ruhuna odaklanırlar ve günlük yaşamlarındaki
    streslerinden, üzüntülerinden, sıkıntılarından kendilerini o süreç sırasında
    arındırarak, rahatlamanın keyfini çıkartırlar. Seansı istedikleri zaman
    bırakabilirler. Ancak o keyfi yaşayan pek çok kişi bırakmak istemez..

    KALP MERKEZLİ HİNOTERAPİ
    Kalp Merkezli Hipnoterapi Diane Zimberof tarafından geliştirilmiş klasik
    hipnoterapi yöntemlerinin çeşitli tekniklerle zenginleştirilmiş şeklidir. İnsanı
    aklı, duyguları ve ruhu ile bir bütün olarak ele alan ve kişinin bu üç alanın
    bütünlüğü içinde kendini gerçekleştirmesine, farkındalığının artmasına, kendini
    geliştirmesine fırsat veren oldukça etkili bir tekniktir.
    Kalp Merkezli Hipnoterapi, Hümanistik yaklaşımdan, Transpersonel psikolojiden
    yararlanılarak Zimberoff tarafından,Fritz erls, Eric Berne Ve Virginia Satir gibi
    psikolojide büyük ses getiren kişilerle çalışılarak 25 yıllık bir çalışmanın
    sonucunda geliştirilmiştir. Kalp Merkezli Hipnoterapi, Gestalt terapisi,
    Transaksiyonel Analiz ve transpersonel Psikoloji tekniklerinden de faydalanılmış
    bir tekniktir. Bu eğitimin merkezi Amerika’daki Wellness Enstitüsüdür.
    Kalp Merkezli Hipnoterapi ile terapist danışanını yaşamında baş etmekte
    zorlandığı probleminin kaynağına götürür. İşte burada bu tekniğin diğer
    tekniklerden farklılığı ortaya çıkar ve kişinin bilinçaltında baskıladığı, sıkışmış
    olan duyguları tekniğin özel yöntemleri ile dışarı atılır. Kalp merkezli enerji
    çalışmaları ile süreç tamamlanmış olur.
    Kalp merkezli Hipnoterapi ile birey çok kısa sürede kendindeki gelişimleri fark
    eder ve hayatında yeni başlangıçlar yapar.

  • Gençlerde Beden Algısı ve Yeme Bozuklukları

    Gençlerde Beden Algısı ve Yeme Bozuklukları

    Gençlerde Beden Algısı ve Yeme Bozuklukları

    Büyüme ve gelişmenin tamamlanması, yaşamın sürdürülebilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması için yeterli ve dengeli beslenme önemlidir.

    Günümüz toplumunda çocuklar ve gençler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesidir. Hem gıda hem de güzellik endüstrisi bütün pazarlama olanaklarını bu gruplar için kullanmaktadır. Bir yandan bol kalorili popüler fast food zincirleri beslenme alışkanlıklarında dengesizliğe yol açarken diğer yandan ise kitle iletişim araçlarının güzelliği santimlik ölçülere indirgeyen anlayışı, sürekli olarak gençleri baskı altında bırakmaktadır.

    Bunların üzerine ergenin kendi bedeni ile uğraşma merakıeklendiğinde, neredeyse aç kalma sayılabilecek diyetlerin ergen kültürünün bir parçası haline gelmesi daha kolay anlaşılabilmektedir.

    Yeme bozukluklarının en sık rastlandığı dönem, ergenlik dönemidir. Ergenin beden imgesini yanlış değerlendirdiği, buna bağlı olarak kendisini şişman algıladığı, yemek yemeyi reddettiği ve bu nedenle aşırı kilo kaybına uğradığı dönemler olabilmektedir. Aç kalma noktasına varan diyet programları,kendini kusturma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ve müshiller kullanılması gibi yöntemler sıkça gözlenebilmektedir.

    Yeme Bozuklukları

    Her geçen gün pek çok insan yeme bozukluklarından etkilenmektedir. Ciddi fiziksel ve psikolojik sonuçlar doğuran yeme bozuklukları geçen yüzyılın sonlarına doğru artış göstermiş ve özelikle anoreksiya nevroza da ölüm riski yükselmiştir.

    Anoreksiya nevroza da; kilo kaybı için istemli davranışlar mevcuttur. Kilo kaybı, yemek ve kilo ile aşırı uğraş halinde olan birey, kilo almaktan yoğun bir şekilde korku duymaktadır. Adet görmeme bu sıkıntılara eşlikederken beden imajının bozulduğu gözlenmektedir.

    Hastalığın ciddi tıbbi sonuçları inkar edilirken, kilo vermek büyük başarı olarak değerlendirilir ve benlik değeri tümüyle buna bağlı hale gelebilmektedir.

    Yiyecek tüketimini kısıtlamak, bazı yiyecek gruplarından hiç yememek, ağır egzersiz, sürekli hareket, kusma, bağırsak hareketlerini hızlandırıcı ve idrar söktürücü ilaç kullanımı, yemek ile aşırı uğraş, yemek tarifleri toplama, aile fertleri için yemekler hazırlama, yemek biriktirmek görülebilmektedir.

    Beden şekli ve kilonun anlamı bozulmuştur. Zayıf olduklarının farkındadırlar ancak yine de bazı beden bölgelerini kilolu bulabilmektedirler.

    Daha çok kadınlarda görülen anoreksiya nevroza, çekici ve güzel olmanın zayıf olmakla bağlantılı bulunduğu endüstrileşmiş toplumlarda,stres verici yaşam olaylarından sonra ve birinci dereceden akrabalarında anoreksiya olan bireylerde daha sık görülmektedir.

    Ya hep, ya hiç düşünce biçimi, düzelmek için düşük motivasyon, anoreksiya olan bireylerde mevcuttur.

    Bulimiya Nervoza’da ise; tıkınırcasına yeme atakları,yemek ve kilo ile aşırı uğraş, kilo almaktan duyulan yoğun korku, tıkınırcasına yeme atakları sırasında alınabilecek yüksek kaloriyi dengelemek için yapılan uygunsuz davranışlar gözlenmektedir. Kilo fazla ya da normal olabilmektedir.

    Bulimiya nervoza başarılı ya da başarısız diyetten sonra başlar.

    Kilo kaybı anoreksiya nervozadaki düzeye ulaşmaz, kısıtlı yeme, tıka basa yeme atakları,karında şişlik ve ağrı, kusma, kendini kusturma, suçluluk hissi, depresyon, kilo kontrolu için laksatif, diüretik kullanımı mevcuttur.

    Yemeyi durduramayacağından korkma, tekrarlayan katı diyet dönemi, katı diyeti takiben kontrol kaybı ve yeme atakları, kiloda aşırı oynama,beden imajı, şekli ve kilo ile aşırı uğraş ancak anoreksiya nervozadaki kadar kilo verememe, psikolojik ve davranış sorunları, dürtü kontrolünde güçlük bulunur.

    Her iki bozuklukta da ortak temel nokta sonuçları ne olursa olsun, karşı konulamaz, zayıf olma isteği ve benlik değerinin tümüyle beden algısına bağlı olmasıdır.

    Mükemmeliyetçilik, düşük benlik değeri, olumsuz duygularla baş edememe yeme bozukluğu olan bireylerin psikolojik yapılarında gözlenmektedir.

    Üniversite öğrencileri arasında yeme tutumlarında bozukluk daha yaygın görülmektedir.

    Erken müdahale ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları beden ve ruh sağlığı için oldukça önemlidir. Sorunun dışarıdan anlaşılmaması için gayret içinde olan bireyi profesyonel destek almaya ikna etmek çoğu zaman kolay olmamaktadır. Profesyonel destek sürecinde tekrarları önleyecek programların seçilmesi ve süreci destekleyecek aile ve arkadaşların varlığı oldukça önemlidir.

    ;

  • Çocuklarda kilo problemi ve obezite

    Anne-Baba Obez Çocuğunu Genellikle Sağlıklı Görüyor

    Obez çocukların anne-babaları çocuklarını sağlıksız olarak değerlendirmiyor ve aşırı kilonun ya da hareketsizliğin sağlık açısından getireceği sonuçları fark etmiyor. Bu yeni araştırma çerçevesinde, Providence, R.I.’de bulunan Hasbro Çocuk Hastanesi’ndeki obezite kliniğine devam eden çocukların anne-babaları ankete tabi tutuldu.

    Anketler “Anne-babaların üçte birinin çocuklarının sağlığını mükemmel veya çok iyi” olarak değerlendirdiğini ifade ediyor. Rhee anne-babaların çocuklarının kilo vermesine yardımcı olmaya hazır olma durumunu değerlendirmek amacıyla 200’ü aşkın aileye anket uyguladı. Sonuç olarak, anne-babaların yüzde 28’inin çocuklarının kilosunu sağlık açısından endişe verici bulmadığını ortaya koydu. Ancak, çocuklukta yaşanan obezite kalp hastalıkları ve tip 2 diyabet riskleri dâhil olmak üzere, sağlık açısından hem orta hem de uzun vadede ciddi sonuçlar doğuruyor.

    Rhee’nin bulgularına göre, anne-babalar egzersizi arttırmak yerine, çocuklarının yeme alışkanlıklarını iyileştirmeye yöneliyor. Anne-babaların yüzde 61’i yeme alışkanlıklarını değiştirmeye çalıştığını belirtirken, yalnızca yüzde 41’i çocuklarının hareket düzeyini arttırdığını ifade etti.

    Obez olan anne-babaların ise çocuklarının alışkanlıklarını değiştirmesine yardım etme olasılığının daha düşük olduğu tespit edildi. Çocukların büyük çoğunluğu – yüzde 94’ü – obezdi ve çocuk doktorları, bu çocukları kilo vermeleri için kliniğe sevk etmişti. Geri kalan yüzde 6 ise fazla kiloluydu.

    Ebeveynlerin kendi kilo durumunun, çocuklarının yeme alışkanlıklarında değişiklik yapmaya olan isteklerini etkilediği görüldü. Rhee şu ifadeleri kullandı:

    Ankette buna özel bir soru bulunmadığından, araştırmacı bu bulgunun nedenini belirtemiyor. Ancak, Rhee ebeveynlerin cesaretlerinin diyet konusundaki kendi başarısız girişimlerinden dolayı kırıldığından şüpheleniyor.
    Çalışmada yer alan çocukların ortalama yaşı 14, yaş aralığı ise 5 ila 20 olarak belirlendi.

    Gelir, ırk veya etnik köken anne-babaların çocuklarının beslenme düzenini değiştirme çabalarını etkilemezken, gelir etkeninin ebeveynlerin çocuklarını egzersize yönlendirme durumunda bir rol oynadığı tespit edildi. Yıllık gelirleri düşük olan anne-babaların çocuğu egzersize teşvik etme olasılığı daha düşük bulundu. Ankette, bunun nedenleri sorulmadı.

    Anne-babalarsık sık çocuklarının kilo sorununu “büyüdükçe aşacağını” söyler, bizde onlara bu düşüncenin çok tehlikeli olduğu konusunda uyarıda bulunuruz. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine göre, obez olan çocukların yetişkinlikteki obezite olasılığıda yüksektir.

    Muinos, fazla kilolu çocukların anne-babalarına iyi beslenme alışkanlıklarının ve düzenli fiziksel aktivitenin erken safhada başlatılmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Kendi ifadesiyle,

  • Anne karnında yeterli beslenemeyen bebekler “ekonomi” yapıyor

    Plasenta, bir tarafta anne rahminden gelen kan akımları, diğer tarafta ise göbek kordonundaki kan akımı ile anne rahmindeki bebeğin beslenmesini sağlıyor. Bazı hamileliklerde ise bu kan akışı yetersiz olabiliyor. İşte böyle durumlarda bebek yetersiz kan alımını algılıyor ve bu duruma adapte olmak için kan dağıtımını yeniden organize ediyor. Yani bu bebekler aldığı besini tüketme konusunda ekonomik bir programlama yapıyor. Ancak bu “ekonomik” programlama; bebeklerde düşük kiloyla doğuma neden olurken hayatları boyunca karşılarına çıkabilecek pek çok hastalığın da belirleyicisi olabiliyor.

    Anne karnında yeterli beslenemeyen bebeklerde kalp damar hastalıkları görülüyor

    Bir bebeğin herhangi bir nedenle anne karnında iyi beslenememesi sonucu yeni bir programlama yapmasına anne karnında “intrauterin programlanma” denilir ve bu da metabolizmada kalıcı değişikliklere neden olarak ileride kardiyovasküler, metabolik ve endokrin hastalıklara yatkınlık yaratabiliyor. Bilimsel bir araştırmaya göre, tansiyon yüksekliği ve kalp rahatsızlığı olan kişilerin, doğum kilolarının çok düşük olduğu belirlenmiş. Araştırmaya dahil edilen kişilerin yıllar süren takipleri sonucunda; kalp hastalıklarının, doğum kilosu 2.5 kg’ın altındaki kişilerde daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir.

    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anne sütünün zekaya katkısı daha fazla

    Anne sütünün zekâ ve beyin gelişimine olumlu katkı yaptığı biliniyor Buna karşın düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anne sütünün zekâ gelişimine katkısı daha fazladır. Anne sütünün zekâ gelişimine katkısı sadece içeriği ile ilgili olmayıp emzirme ile annede uyarılan hormonlar, anne-bebek bağının daha iyi kurulması ve annenin bebeğe daha fazla odaklanması ile de ilişkilendirilebilir.

    Sağlıklı bir bebek için anne 10-12 kg almalı

    Bir anne adayının, bebeğini sağlıklı bir şekilde doğurması için gebelik boyunca alacağı ortalama kilonun 10-12 kg olması gerekmektedir. Emzirme döneminde annenin kilo vermesi olağandır. Anne normal gıdasını alırken, aşırı kalori almıyorsa kilo vermesi normal bir durumdur. Hamile beslenmesinde mineral, vitamin, karbonhidrat, protein dağılımının dengeli olması ve sebze ağırlıklı, antioksidan gıdaların alımının artırılması gereklidir.

  • Havaların Isısı Artıkça, Sizin Özgüveniniz Azalmasın !

    Havaların Isısı Artıkça, Sizin Özgüveniniz Azalmasın !

    Yavaş yavaş havaların ısınmasıyla birlikte, kıyafetlerimiz de incelmeye başlıyor. Kışın afiyetle televizyon başında yediğimiz gıdalar, kış tembelliğiyle birleşince kilo olarak vücudumuzda birikiyor.

    Yazın giyilen ince kıyafetlerden ortaya çıkan kiloları verme kaygısı,bizi ağır diyetlere itiyor. Bu diyetler bir yandan sağlığımızla oynarken diğer yandan psikolojimizi olumsuz yönde etkiliyor.

    Mevsimler değiştikçe, havalar sıcaklaştıkça üzerinizdeki katmanlar da azalıyor. Herkes git gide daha ince ve daha korunmasız kıyafetler giymeye başlıyor. Bir rüzgar çıktığında montunuzla fazlalıklarınızı örtmek daha kolaydı halbu ki ya da kalın çoraplarla sütun gibi olmayan bacakları kamufle etmek. Sanki baharla birlikte etraftaki tüm zayıf kadınlar ve erkekler sizi süzüyor, “şişman ve çirkinsin! Kimse seni beğenmiyor. Ne giysen de yakışmıyor !” diyor.Sonra tabi ki ardından her pazartesi başlayan diyet işkenceleri kapıyı çalıyor.

    Bu diyetler belki de ismi “diyet” olduğu için işe yaramıyor artık.

    Çevrenizdekiler eleştirileri ile kilo vermeyi amaçlayınca, hangi zayıflama programına uzun süre sadık kalabildiniz?

    Herhangi biri sizin canınızı sıktığında ya da karşıt bir fikirde olduğunda akşam çikolataya saldırdığınızı hatırlayın. Halbu ki aylardır kendinizi aç bırakıp kilo veriyordunuz siz.

    Ya da tatlı denen şeyi hayatınızdan çıkardığınızı söylüyordunuz ne oldu, odanıza kapanıp gizli gizli yediniz?

    Değerinizi ve kilonuzu zihninizde eşit tutmanın baskısı ile ağlayarak kocaman bir dondurmayı yediğinizi hatırlayın.

    Değerli olmak dediğimiz, kiloyla metreyle ölçülebilen bir kavram değildir.

    Kişi, bazı alanlarda başarılı olamasa bile bu onun değerini azaltmaz. Yani siz 36 beden değilsiniz, fazlalık ve selülitleriniz var diye bu durum, sizi diğer zayıf insanlardan daha az sevilmeye layık yapmaz. Bunu sadece, kilonuzu değil de özgüveninizi azaltan düşünceleriniz yapabilir. Özellikle bu kuralcı, baskıcı -meli,malı içerikli (zayıf olmalıyım, o kıyafete sığmalıyım, daha güzel olmalıyım)cümleleriniz yapar.Çünkü mantığınıza oturtmadığınız, dış dünyaya bağlı ve bağımlı attığınız her adım, olmalı!’lı her cümle size öfke, kaygı, reddedilme hissi ve depresyon olarak geri döner. Asıl başarısızlık böyle başlar.

    O zaman gelin, şu “diyetteyim” lafını değiştirip, “sağlıklı yaşamaya çalışıyorum” diyelim. Çünkü yasak olan caziptir. Beslenme şeklinizi ve yaşamınızı birbirine uydurduğunuzda diyet dediğiniz yaptırım bittiğindeki gibi kontrolü kaybetmemiş olursunuz.

    Zararlı maddeleri hayatınızdan çıkarırken, kendinizi de alternatif yöntemlerle ödüllendirin. Abur cubur ve fazla çikolata yerine mevsiminde olan taze meyveler veya atıştırmalık kuru meyveler, miktarı belirli kuruyemişler, süt, yoğurt ve en masum tatlı olarak dondurma diyetisyenlerin de önerisi ile işinizi kolaylaştırabilir.

    Bol su içmek, üzerinizdeki halsizlik ve yorgunluğu atıp daha dinamik olmanızı sağlar ve sürekli acıkmanızı engeller.

    Yürüyüş, hem bedava, hem keyifli hem de en stres atıcı yoldur. Serotonin artışı ile tatlıya olan istek de azalacaktır.

    Hedefleri küçültün. Hedefinize ulaşmanız ne kadar zor olursa pes etmeniz de o kadar çabuk olur.
    Unutmayın ki; AÇ kalarak kilo verilmez sadece beden sağlığı ve özgüveniniz bozulur.

  • YEME BOZUKLUKLARI

    YEME BOZUKLUKLARI

    Yeme Bozuklukları Pika, Geri Çıkarma (geviş getirme bozukluğu), Kaçıngan/Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu,Anoreksiya Nevroza, Bulimiya Nevroza, Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların içinde yer aldığı bir tanı grubudur. Bu hastalıklar ruhsal kaynaklıdır ve bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi ruhsal sorunlarla birliktedir.

    Yeme bozuklukları daha çok 12 ile 35 yaş arası kadınlarda olmak üzere milyonlarca kişiyi etkilemektedir. Yeme bozukluklarından kaynaklanan bu rahatsızlıklar tipik olarak yiyeceklere ve vücut ağırlığına karşı bir saplantı haline dönüşmektedir.

    Anoreksiya Nevroza, çok sıkı, sağlıksız bir diyet sonucu ciddi miktarda kilo kaybıyla kendini belli etmeye başlayan önceleri kontrol edilebilen iştahın bir süre sonra yok olarak zayıflamanın normal ölçüleri aşması ile görülen psikolojik bir hastalıktır. Anoreksiya Nervoza sadece genç kızlarda değil, erkeklerde de görülür. Tedavi edilmediğinde ölümcül sonuçlara varır. Kişi kilosunu kabullenemez ve sürekli kilo verme çabası içerisindedir, kilo almaktan aşırı derecede korku duyar, beden algısı düşüktür, bedenini beğenmez. Sadece diyet değil, müshil kullanımı, aşırı spor veya ek yöntemler uygulayabilir. Kalsiyum kaybı sonucunda kemik erimesi, saçlar ve tırnaklarda incelme, ciltte kuruma, sararma, anemi ve vitamin eksiklikleri, kalp kasları da dahil olmak üzere tüm kaslar zayıflama ve erimesine bağlı problemler, ileri derecede kabızlık, düşük kan basıncı gibi hayatı tehdit eden rahatsızlıklara neden olur.

    Bulimia Nervosa, kişinin tıkınırcasına çok yemek yedikten sonra bu yiyeceklerin şişmanlatıcı etkisinden kurtulmak için gösterdiği aşırı ve yanlış çabalardır. Bulumiya hastaları olağan dışı miktarlarda yiyecek tüketimini takip eden kilo almayı engellemek için kusma, oruç tutma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ya da laksatif kullanmayı seçerler.

    Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına kriz halinde yenen yemeklerden sonra suçluluk ve utanç duygusu yaşarlar.

    Anoreksiya hastalarının aksine, bulimiya hastaları yanlış yeme davranışlarının farkındadırlar. Bedensel olarak kullanılan ilaçlara bağlı olarak şişkinlik, ödem, kusmaya bağlı olarak da sıvı ve elektrolit kayıpları, halsizlik, sindirim sistemi şikayetleri, yemek borusunda aşırı kusmaya bağlı zararlar ve aşırı ishale bağlı makad kenarlarında incelme, ağız hijyeninde bozulma sıklıkla rastlanan neticelerdir. Bulimiya hastaları obez, normal kilolu ya da zayıf olabilirler. Bir süre sonra mide bulantısı ve kusma istem dışı oluşur.

    Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu,bir bireyin aynı zaman diliminde ve aynı koşullarda yiyebileceğinden çok daha fazla miktarda yiyeceği kısa bir süre içinde tükettiği, yemek yeme davranışını dizginleyemediği ve aşırı miktarlarda yemek yeme davranışının tekrar ettiği bir yeme bozukluğudur. Tanının konulabilmesi için tıkınırcasına yeme ataklarının üç ay içerisinde haftada en az bir kez olması gerekmektedir.

    Bulimiya Nevroza dan farkı tıkınırcasına yeme nöbetlerinin yol açabileceği etkileri giderebilmek için, hastanın kendini kusmaya zorlaması, ishale yol açan ya da idrar söktürücü ilaçlar kullanması, yeme alışkanlığını uzunca bir süre dizginlemesi yahut yorucu beden hareketleriyle metabolizmayı hızlandırması gibi tedbirlerin alınmamasıdır.

    Bu bireyler yemek yeme davranışlarından ya da kilolarından dolayı kendilerinden nefret etme, beden görünümlerinden hoşlanmama ya da iğrenme, bedensel kaygılar ve kişisel ilişkilerde sıkıntı yaşayabilirler. Öte yandan yemek yeme davranışları ya da kiloları kişinin öteki insanlarla ilişkilerini ve çalışma hayatını olumsuz yönde etkiler.

    Yeme bozukluklarının etkileri oldukça ciddidir,kişiler bu ciddi etkileri görmezden gelebilir,hafife alabilir ve tedaviyi reddedebilirler.Yeme bozukluklarının görülme yaşı genellikle ergenlik dönemin denk gelir ve yapılan araştırmalarda lise dönemindeki bireylerin %80 ninin kilo verme isteğine işaret etmektedir.İnce vücut idealinde medya ve yayınlarının rolü oldukça yüksektir.Ergenlerin kişilik ve kabul görme isteklerinin yoğun olduğu bu dönemde yeme bozukluklarına yakalanma riski daha yüksektir.

    Tedavide besinsel, tıbbi ve psikiyatrik değerlendirmenin ardından akut tıbbi sorunlara yönelik tedavi uygulanmalıdır. Yeme bozukluğu olan bireylerde hastaneye yatış kriterleri doğrulusunda gerekirse yatarak tedavi planlanmalıdır. Yeme bozukluğu olan kişilerin, hastalıklarını tetikleyen düşünceler, duygular ve davranışlar hakkında bilgi edinmesi ve anlaması için mutlaka psikoterapi gereklidir. Yeme Bozukluklarının tedavisinde Genel Tıbbi Bakım, Beslenme Danışmanlığı, Psikiyatrik Tedavi ve Psikoterapi Desteği Programlarının beraber yürütülmesi gerekmektedir.

  • Obezite (kilo fazlalığı/şişmanlık)

    Kilo fazlalığı ve obez (şişman) insan sayısı her geçen gün artmaktadır. Giderek artan şehirleşme, hareket azlığı, çocuk ve gençlerin televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri sürenin kontrol edilemez düzeyde artması, neredeyse bebeklik döneminden itibaren televizyon, bilgisayar ve elektronik oyuncaklar çok daha az hareket eden bir kuşak ortaya çıkartmıştır. Buna “beslenme alışkanlıklarındaki” değişiklikler de eklenince obezite zengin fakir ayrımı yapmadan küresel bir sorun haline gelmiş, Dünya'nın hem zengin hem de fakir ülkelerinde artmaya başlamıştır. Çünkü gıdaların enerji içeriği konusunda bilgisizlik, özensizlik, çocuğuna yeterince zaman ayıramayan anne baba ve daha birçok faktör sonucunda çocuk ve gençlerde kilo fazlalığı ve şişmanlık artmaktadır. Kilo fazlalığı ve şişmanlık sadece estetik bir sorun değildir. Çocuklarda erişkin dönemdeki bir çok önemli sağlık sorununun temelleri böylece atılmaktadır. Bu açıdan kilo fazlalığı ve şişmanlığın ÖNLENMESİ, TEDAVİSİ, BİRLİKTE GÖRÜLEN HASTALIKLARIN GETİRDİĞİ EKSTRA RİSKLERİN kontrol edilmesi açısından “HEKİM, ANNE-BABA; ÇOCUK-ERGEN, DİĞER AİLE BiREYLERİ” arasında iyi bir iletişim ile iyi yönetilmesi gereken bir sağlık durumudur obezite.

    KİLO FAZLALIĞI VE OBEZİTE İÇİN TEMEL BİLGİLER

    Dünya'da obez sayısı artıyor mu?

    1980'lerden sonra Dünya'da obez insan sayısı iki kat artmıştır. 2008 yılında Dünya'da 20 yaşın üzerinde 1.4 milyar kilo fazlası insan olduğu hesaplanmıştır. 200 milyon erkek ve 300 milyon kadın obez (şişman) tanımı içine girmektedir. 2010 yılında ise Dünya'da 5 yaşın altında 40 milyon'dan fazla kilo fazlası olan çocuk bulunmaktadır.

    Obezite'nin getirdiği riskler nelerdir?

    Kilo fazlalığı ve obezite Dünya'da 5. en sık ölüm nedenidir. Her yıl 2.8 milyon erişkin kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkili hastalıklardan ölmektedir. Diyabet, iskemik kalp hastalıkları, kanser'de ilişkili hastalıklar arasındadır.

    Hastalıkların kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkisi
    • Diyabetlerin %44'ü,
    • İskemik kalp hastallıklarının %23'ü,
    • Kanserlerin %7-41'i

    Obezite neden olur?

    • Alınan ve harcanan kalori miktarının dengesizliği
    • Enerji yoğun yiyeceklerin (yağ, şeker, tuz) fazla tüketilip, vitamin, mineral ve diğer mikrobesinlerin az tüketilmesi
    • Fiziksel aktivitenin şehirleşme, ulaşım kullanımındaki ve iş yaşantısındaki değişiklikler nedeni ile giderek azalması

    Kilo fazlalığı ve obezitenin yol açtığı hastalıkları

    • Kalp hastalıkları ve kalp krizi
    • Diabet
    • Kas iskelet sistemi hastalıkları (özellikle osteoartrtit)
    • Baz kanserler (endometrium, meme, kalın barsak) kanserleri

    Çocuklarda obezite'nin birlikte olduğu hastalıklar

    • İleride obez bir erişkin olması riski
    • Erişkin yaşamda erken engelli durumlar ve erken ölümler
    • Solunum problemleri
    • Daha fazla kırık görülmesi
    • Hipertansiyon
    • İnsülin dirençliliği
    • Kalp damar hastalıklarının erken belirtileri
    • Erişkin yaşama dair sağlık risklerinin artması

    Kilo fazlası ya da obez olunup olunmadığı nasıl anlaşılır
    Vücut ağırlığının değerlendirilmesi için yapılan ölçüm Vücut kitle indeksidir (BMI, Body Mass index).

    Vücut Kitle İndeksi şöyle hesaplanır;
    BMI (Vücut kitle indeksi, Body mass index) = Vücut ağırlığı/Boy2 (kg/m2)

    Vücut kitle indeksi nasıl yorumlanır?
    Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) kilo fazlalığı ve obeziteyi şöyle tanımlamaktadır.
    Kilo fazlalığı: BMI ≥ 25
    Obezite: BMI ≥ 30

  • YEME BOZUKLUĞU

    YEME BOZUKLUĞU

    Diğer bozukluklarda olduğu gibi, tek bir faktörün, yeme bozukluğuna yol açtığını söylemek doğru değildir. Çeşitli alanlarda yürütülmekte olan araştırmalar (kalıtım, beynin rolü, ince olmaya yönelik sosyokültürel baskılar, ailenin rolü ve çevresel baskıların rolü) yeme bozukluklarının bir kişinin yaşamındaki pek çok etkinin kesişmesi sonucunda ortaya çıktığını göstermektedir. Yeme bozuklukları, ergenlikte, çoğunlukla kadınlarda görülen ve yeme davranışının ciddi olarak etkilendiği psikiyatrik bozukluklardır. Anoreksiya nevroza(AN) ve bulimiya nevroza(BN) en çok bilinen ve tanınan yeme bozukluklarıdır

    Kontrollü aile çalışmalarında yeme bozukluklarının ailesel geçiş gösterdiği kanıtlanmış, ikiz çalışmaları ile bu bulgu desteklenmiştir. Bununla birlikte çevrenin özellikle de kişinin bireysel ortamının etkisi yeme bozukluklarında önemli derecede etkili olmaktadır. Yeme bozuklukları karmaşık hastalıklar olduğu için bir çok genin etkisi ile çevre faktörü altında geliştiği söylenebilir

    YEME BOZUKLUĞU TEDAVİSİ Yeme bozukluğu tedavisinde ilk adım düzenli psikoterapi yardımı ile kişinin yeme bozukluğu altında yatan duygusal sorunun bulunması, bu sorunun çözümüne yönelik çalışılmasıdır. Sağlıksız yeme davranışının tedavisinde diyetisyen ve psikoterapist iş birliği sağlanır. Kronik yeme bozukluğu vakalarında gelişen fizyolojik sorunlara müdahale açısından ise hekim kontrolü de işbirliğinin bir parçası olur

    AŞIRI ŞİŞMANLIK VE İŞTAHSIZLIK

    Bu 2 sendrom daha çok kadınlarda görülür ve iştahsızlık, bir kural olarak aşırı şişmanlığa çözüm olarak aşırı diyet yapmanın bir sonucu olarak gençlik yıllarında aşırı kilo kaybı olarak çıkar. Aşırı şişmanlık daha genel bir problemdir; iştahsızlığa göre daha az rastlanır.

    Aşırı şişmanlık gençlik yıllarında iştahsızlığa dönüşebilir.hasta bu kez bir başka uca savrulur, yeterince yemek yemeyi bırakır ve yaşı ile boyuna uygun ortalama kilonun altına düşer. Hasta kilo kaybetmeye başladıktan sonra genellikle sinirli ve düşmanca tavırlar sergiler. Zaman zaman aşırı şişmanlık iç salgısal bozukluk, yani tiroidlerin ya da hipofiz bezlerinin daha az çalışması gibi bozukluklardan beslenebilir Aşırı şişmanlığa çevrenin verdiği tepki gündeme gelir. bu kimi ölçülerde çocuklukta da etkili olur. Çocuklar arkadaşları tarafından ‘’şişko’’ ya da ‘’çiroz’’ olarak çağırılabilir. Bununla beraber aşırı yemek yemekte teselli daha büyük bir anlam kazanır. Hasta teselli bulmak için aşırı yemek yer ve kilo alır. Aşırı şişmanlık

    değersizlik hissinin kaynağı halini alır. İdari bir çaba sonucu aşırı yemek yemeyi bırakarak kilo verebilse dahi, karşılaşılan yeni hayal kırıklıkları sonucunda bu süreç yeniden başlar. Her iki türden vakaların tedavisi de güçtür. İştahsızlığın tedavisi aşırı şişmanlığa nazaran daha da güçtür.ciddi vakaların hastanede tedavi edilmeleri yerinde olabilir.

  • Obez olan bedenin değil bilinçaltındaki düşüncelerin!

    Obez olan bedenin değil bilinçaltındaki düşüncelerin!

    Dünya genelinde giderek yaygınlaşan obezite sorunu sadece kalp hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve felç riskini artırmıyor. Yapılan araştırmalar obezitenin özellikle kadınlarda rahim ağzı, meme kanseri ve kalınbağırsak kanseri riskini de artırdığını gösteriyor.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanan obezite tüm dünyanın alarma geçtiği global bir sağlık sorunudur hatta artık hastalık olarak kabul edilmektedir. DSÖ’nün araştırmalarına göre, 2008 yılında obez olan insan sayısı 400 milyonken, bu sayının 2015’te 700 milyon olması bekleniyor.

    Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı tarafından, 7 bölgedeki 7 ilde 15 bin 468 birey üzerinde yapılan ‘’Sağlıklı beslenelim, kalbimizi koruyalım’’ araştırmasına göre, erkeklerde obezite görülme sıklığı yüzde 21,2 olarak belirlendi. Bu oran, kadınlarda ise yüzde 41,5 olarak tespit edildi.

    Obezitenin nedeni..

    Obezitenin en önemli nedenleri yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği gibi görünse de asıl neden beynimizde yani bilinçaltımızın işleyişinde gizli.

    Zihnimiz, aldığı bilgileri hem bilinçli hem de bilinçaltı olarak işlemektedir. Bilinç, zihnin yaklaşık yüzde 1’ini oluşturan, mantık yürüten, kavrayan, eleştiren, yargılayan kısmıdır. Bilinçaltımız ise beynimizin yüzde 99’unu oluşturan farkında olmadığımız yanıdır. Birçok kişi yüzde 1’i şef sanar. Öyle olsaydı; doktorlar zararlarını bildikleri halde sigara içer veya kilolu olurlar mıydı?

    Gerçek şef bilinçaltıdır. Sadece bilincin bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna olması gerekiyor. Hepimiz sağlığımız için spor yapmamız, sağlıklı beslenmemiz gerektiğini biliyoruz ama yapamıyoruz. Çünkü bilmek yetmiyor, bilinçaltı çalışmaları ile yeme davranışı ile ilgili hataları bulup, bilinçaltını ikna etmek gerekiyor. Yoksa her şey geçici olur, kilo verirsiniz ama tekrar alırsınız ki bu çok zararlıdır.

    Kontrolsüz yemenin altında aslında duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımız yatıyor. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular, aşırı yemeye neden olabiliyor. Yemek yiyerek bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışıyor olabilirsiniz. Öte yandan yemek yeme keyifli bir şeydir ve bununla ilgili çocukluğumuzdan beri bilinçaltımızda olumlu anılar mevcuttur. Örneğin doğum günleri birçoğumuz için eğlence, pasta ve yemek demektir. Bu durumda bilinçaltı bu anları daha sık yaşamak, anne babayı memnun etmek, kızdırmamak için yedirtir. Ya da içindeki değersizlik duygusuna bir yanıt olarak “Madem kendini değersiz hissediyorsun, kendini beğenmiyorsun, ben de sana yardım edeyim” der ve çılgınca yedirerek sizi şişmanlatır.

    Bir hastamla bilinçaltı çalışmaları yaparken neden aşırı yediği ile ilgili imgelem çalışmasında 8 yaşlarındayken çok hasta olduğu bir zamanda annesinin ona söylediklerini hatırladı:’’Ben sana demedim mi iyi yemezsen hasta olur ve ölürsün’’. Bilinçaltımız bizi hayatta tutmak için vardır. Sonuç; yemezsem ölürüm düşüncesi bilinçatına yerleşince danışanım şişmanlamıştır.

    Yine bir hastamın aşırı çikolata yeme durumu ile çalışırken, babasını işten eve geç geldiği zamanlar çikolata getirdiğini ve kendisine sarılıp okşadığını hatırladı. Çikolata ile baba sevgisini ve güvende olmayı birbirine bağlamıştı ve kendini güvende hissetmediğinde canı çikolata çekiyordu.

    Bazen de zayıflamak için mide kelepçesi ameliyatı olan ama hala kilolu olan birçok hastam oluyor. Sorunun midede değil, beyinde yani bilinçaltında olduğunu farkettiklerinde ise hızla kilo vermeye başlıyorlar.

    Bence metaforik olarak mideye değil, bilinçaltına kelepçe gerek. Zaten ben de bilinçaltı imgelem çalışmalarında danışanlarıma midelerinin içi hava dolu balonun ağzı açıldığında sönmesi gibi küçüldüğünü ve çok az yediğinde bile hemen doyduklarını hayal ettiriyorum. Ayrıca aşırı yemenin, hızlı yemenin anlamlarını bilinçaltında farkettirince işim kolaylaşıyor.

    Peki ne yapmalıyız?

    Sağlıklı beslenme alışkanlığını egzersizle desteklemek kilo vermenizi hızlandırır, ama esas önemli olan sorunu temelde yani bilinçaltında çözmektir. Bataklığı kurutmazsak sivrisinekler bitmez. Terapi ancak bilinçaltını ikna ederek, inançlarını değiştirerek gerçekleşir. Dış şartları değiştirmek yerine içimizdeki inançları değiştirmek zorundayız. Mevlana’nın söylediği gibi: “Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’’

    Bilinçaltımızı olumlu düşünce ve duygularla doldurursak hastalığı sağlığa, mutsuzluğu mutluluğa, başarısızlığı başarıya çevirebiliriz. Kendinize 15 dakika ayırarak ’’Bilinçaltı Değişim Çalışması’’ olarak adlandırdığım çalışmayı yapabilirsiniz:

    Değiştirmek istediğiniz inancı ve yerine koymak istediğiniz inancı belirleyin ve başınızı hareket ettirmeden sadece gözlerinizle önce kaşlarınızın arasına gözlerinizi kırpmadan 10 saniye bakın, nefeslerinizi verirken içinizden veya sesli‘’rahat, daha rahat ” deyin. Sonra yine başınızı çevirmeden sadece gözlerinizle sol üst tarafa bakın. Böylece bilinçaltınız ile iletişime geçmiş olursunuz. Olumlu düşünceyi örneğin ’’Yavaş yavaş azar azar yiyorum’’ veya ‘’İdeal kiloma iniyorum.’’ telkinlerini içinizden veya sesli olarak bir kez söyleyin. Cümleniz bitince sağ elinizin işaret parmağı ile sol elinizin üstüne bir kere hafifçe vurun. Sol üst yöne olan bakışınızı bozmadan tekrar olumlamanızı söyleyin ve tekrar parmağınızla elinize vurun. Bu işlemi bu şekilde en az 40 kere tekrarlayın. Bu çalışma süresince gözünüz hep sol üst köşeye bakıyor olsun, gözünüz yorulursa kırpabilirsiniz ama sol üste bakmaya devam edin.Bu çalışmayı bir gün bile atlamadan 21 gün boyunca yapın. Atlarsanız baştan başlamanız gerekecek bunu hatırlayın. 21 gün bitince artık her gün yalnızca 1 kere sol üst köşeye bakarak parmağınızla elinize vurmanız ve 1 kere olumlamanızı söylemeniz yeterli olacaktır. Günde 1 den fazla olumsuz inanç ile çalışabilirsiniz. Ancak her biri ile 21 gün çalışmanız gerektiğini unutmayın. Tabii ki bir Hipnoterapist ile çalışırsanız,değişim daha hızlı ve kalıcı olacaktır.

    Bilinçaltınızı daha iyi tanıyarak ve yöneterek ideal kilonuza inmeniz dileğiyle…

  • Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Tatlı ve şekerlemelere dayanamıyorsanız, bir dilim çikolatadan sonra paketi bitiriyor ve iştahınızı frenleyemiyorsanız, kontrol edemediğiniz ve kontrol etmeye çalıştıkça güçlenen bir yeme isteğiniz varsa karbonhidrat bağımlısı olabilirsiniz.

    Bu bağımlılık sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı gibi belirtilerle karşımıza çıkıyor, durdurulamayan bir iştah ve kontrol edilemeyen yeme isteği oluyor. Bazı araştırmalar şekerin kokainden daha etkili bağımlılık oluşturduğunu gösteriyor. Karbonhidrat Bağımlılığı ile ilgili araştırmalar yapan Dr.Richard Heller’e göre de, kilo problemi olan kişilerin %75′i karbonhidrat bağımlısı. Fazla karbonhidrat tüketimi, kan şekerini yükselterek, pankreasın insülin hormonu salgılamasına neden oluyor. Bu hormon kandaki şekerin hücre içine girmesini ve enerji için kullanılmasını sağlıyor. Fakat şeker kullanımı artarak devam ediyorsa insülin de aşırı salgılanıyor, hücreler ise artık insüline duyarsızlaştığı için insülin direnci ortaya çıkıyor, bu da vücuttaki yağlanmayı arttırarak, diyabet ve kalp hastalıkları riskini arttırıyor. Bu yazımda karbonhidrat bağımlılığından kurtulmanızın, daha kolay ve kalıcı olarak nasıl kilo vereceğinizin bütüncül olarak bedensel, zihinsel ve ruhsal yollarını anlatacağım.

    California Üniversitesi’nden Dr.Robert Lustig,şekerin kokain kadar zararlı olduğunu, uyuşturucu maddeler gibi bağımlılık yaptığını söylüyor. Yine Fransa’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma şekerin kokainden daha güçlü bir bağımlılık haline dönüştüğünü ortaya koymuştu. Madde bağımlısı haline getirilen fareler, tercihlerini kokain yerine şekerli gıdalardan yana yapmıştı. Uzmanlar, şekerin beyinde çok güçlü bir ödüllendirme sinyali uyandırdığı ve irade mekanizmasını etkisizleştirdiği üzerinde duruyorlar. Hastalar ise şekerin geçici bir tatmin duygusu verdiğini, sonrasında daha çok tüketme isteği doğurduğundan bahsediyorlar. Bu daha sonra kişide suçluluk, değersizlik duygusu oluşturup daha fazla kilo almalarına neden olabiliyor.

    Karbonhidrat bağımlılığını yenmenin yolları:

    Bu konuya bedensel, zihinsel ve ruhsal olmak üzere bütüncül olarak bakmalıyız:

    Bedensel:

    1- Aşırı insülin hormonu salgılanmasına yol açan besinler daha az tüketilmelidir. Bunların en başında şekerli, nişastalı besinler, meyve suları, gazlı içecekler geliyor. İyi de bunu nasıl yapacağız. Yapmak için bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna edilmesi gerekiyor. İşte burada hipnoterapi,nefes çalışmaları, meditasyon, yaratıcı imgelem gibi bilinçaltı çalışmaları çok işe yarıyor. Yazının sonundaki hipnotik meditasyon yardımcı olacaktır.

    2- İnsülin direncini kırmanın en etkili yolu, daha fazla hareket etmektir. Yürüyüş gibi yapılan egzersizler, hücrelerin insülin hormonuna daha kolay cevap vermesini sağlar.

    3-Krom pikolinat destekleri insülin direncini azaltarak karbonhidrat bağımlılığına yardım edebilir.

    4- Omega-3 yağ asitleri içeren besinler (balık, ceviz, keten tohumu avokado) ,yağların enerji kaynağı olarak kullanılmasına yardımcı olabilir.

    5- Sabah kalktığınızda dinlenmiş hissettiğiniz kaliteli uyku,stresi azaltarak şeker bağımlılığında size yardım edebilir.

    Zihinsel ve ruhsal olarak:

    Karbonhidrat bağımlılığını tetikleyen asıl neden, bilinçaltındaki olumsuz mesajlar, sık tekrar edilen olumsuz düşünceler, duygular ve strestir. Stresli zamanlarınızda canınız tatlı çekiyor ve bu isteği zorlasanız da durduramıyorsanız, bilinçaltı eğitimi ile bunu çözebilirsiniz. Önce bilinçaltını biraz tanıyalım. Bilinçaltı, içimizde konuşan öteki tarafımız, bizi çoğunlukla sabote eden ses. Yunus Emre’nin ‘’Bir ben var benden içeru ’’dediği, Mevlana’nın ‘’Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı. Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisi birlikte kol kola girmeli. Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor. Örneğin bilinçli aklının, ’’çok şişmanladım, bağcıklarımı bağlayamıyorum’’ dediğini ve bilinçaltı aklının da ‘’çikolatanın lezzetini, güzelliğini, o görüntüyü ‘’hatırladığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı karbonhidrat tüketmeye neden olabilir.

    Kişi Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, stresini azaltabilmeyi bir uzman kontrolünde öğrendiğinde şekerli gıdalara ihtiyaçları azalır,kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri için de kilo verirler.

    Şeker, tatlı,çikolata bağımlılığını aşmanız ve ideal kilonuza inip ömrünüzce orada kalmanız dileğiyle hoşçakalın…