
Etiket: Kilo
-

Kilo verememenin 10 sebebi
Kilo verememenin 10 sebebiDiyet yapan bir kişinin 6 ay-1 yıl içerisinde ağırlığının %10’unu kaybetmesi yada ayda 2-4 kilo kaybı ideal olanıdır.Kilo verme başarısızlıkla sonuçlanmışsa yada kilo kaybı artık durma noktasına gelmişse bunun nedenlerini araştırmak gerekir.İşte 10 sebep1.Fazla kiloya sebep olabilen altta yatan bir hastalık bulunmasıKilolu kişilerin sık yaptığı hatalardan biridir. Bir doktora danışmadan , muayene olmadan ve tetkik yaptırmadan kendi kendine yapılan diyetler belli bir süre sonra başarısızlıkla sonuçlanabilir.Bunu akıntıya karşı kürek çekmek olarak değerlendirebiliriz.Farkında olmadığınız bir tiroid hastalığı, gizli şeker yada insülin direnci, böbreküstü bezlerinin fazla çalışması , polikistik over sendromu gibi durumlar kilo verememenizin tıbbi sebeplerin olabilir.Bu tür hastalıklar her yaşta ortaya çıkabileceği için kilo vermekte zorlandığınızda ya da kilo vermeniz durduğunda bu hastalıkların bir uzman hekim tarafından araştırılması gerekir.Eğer altta yatan sebep bulunursa kilo vermeniz çok daha kolay olacaktır.2.Doğru olmayan beslenme uygulamalarıBir diyet sizi aç bırakıyorsa o diyet doğru diyet değildir.Çok düşük kalorili diyetler vucudumuzdan yağ dokusu ile beraber fazla miktarda kas dokusu kaybına yol açarlar.Bizim gün içerisinde enerjiyi en fazla harcayan kaslarımızdır.Kas kaybı ile beraber metabolizma hızınız yavaşlar ve kilo kaybına karşı bir direnç oluşur.Hatta eskisinden fazla kilo almanızın da sebebi olabilir.3.Psikolojik problemler bulunması ve aşırı stress haliPsikolojik problemleriniz yada aşırı stresli bir haliniz varsa başarısız olma ihtimaliniz artar.Kullanılan bazı ilaçlarda yan etki olarak kilo artışına yol açabilir.Sorunlarınız varsa zayıflama tedavisine başlarken bir psikiyatri uzmanı yada psikolog tarafından değerlendirilmeniz daha uygun olur.4.Kişinin düzenli uygun bir egzersiz yapmamasıKilo kaybı kişinin günlük aldığı kaloriden daha fazla kalori yakmasıyla olur.Bunuda uygun bir beslenme programına ilave edilen egzersizlerle daha kolay sağlarız.En basitinden kişinin günlük 45 dk hızlı tempolu düzenli yürüyüş yapması 200 kcal eneji yakımı sağlar ve metabolizma hızınıza göre 200-300 kcal(kalori) daha düşük diyet verilmesi sizin haftada en az 0.5 kg ayda 4 kg kilo kaybına yol açar.Aynı zamanda yapılan egzersizler kas kitlenizin korunmasına yol açar ve metabolizma hızınızın azalması engellenmiş olur.5.Aileniz ve çevrenizden yeterli desteği alamamakKilo vermeye karar vermek sizin için en önemli adımdır.Bu adımı atarken ailenize ve çevrenizde beraber olduğunuz herkese söylemelisiniz.Onlardan size destek olmalarını ve gerektiğinde sizi uyarmalarını söyleyin.6.Öğünleri atlamakMetabolizmanın düzenli çalışması için günde 3 ana 3 ara öğün yapılması bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sabah kahvaltısı erken saatte yapılmalı,öğün atlanmamalıdır.Özellikle akşam yemeğini saat 19.00 dan önce yemeye çalışınız.Ana öğünlerden 2,5-3 saat sonra mutlaka ara öğün yapmanız metabolizmanızın hızını arttıran en önemli faktördür.7.Yeterli uyku uyunmaması ve dinlenilmemesiMetabolizmamızın en yavaş olduğu gece saatlerinde mutlaka uyumalı, en hızlı olduğu sabah saatlerinde de mutlaka ayakta olmalıyız.Uykusuzluk stres hormonlarını arttırır ve bu hormonlar kilo artışına yol açabilir.Bu yüzden mutlaka günde 7-8 saat uyumanız gerekir.8.Bol su içmemekMetabolizmamızın uygun çalışması için günde 2.5-3 lt su içmeyi bir alışkanlık haline getirmeliyiz.9.Zararlı alışkanlıkları bırakmamakSigara ve alkol gibi maddeleri tüketenlerin zayıflama programlarında daha az başarılı oldukları bilimsel çalışmalarda görülmüştür.Bu kişilerin diyet ve egzersiz programlarına daha zor uyum sağladıkları görülmüştür.10. Ümitsizliğe kapılmakBelli miktarda kilo verdikten sonra,vucut yeni durumuna karşı bir denge sağlamaya çalışır ve kilo kaybı azalır,bazen de durabilir.Bu dönemde ümitsizliğe kapılmamalı ,mevcut kilonuzu korumaya çalışmalı ve egzersiz miktarını arttırmaya çalışmalısınız.Ümitsizliğe kapıldığınız durumlarda bir uzmandan yardım istemekten çekinmeyin,teknolojinin ilerlemesi ile artık doktorlarınızda bir mail uzağınızda.. -
Kilo fazlalığı cinsel yaşamı nasıl etkiliyor ?
Tüm dünyada giderek daha fazla insanda görülen kilo sorununun şeker hastalığı, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, bazı kanserler, osteoartrit, sosyal problemler, erken ölüm gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabildiği iyi bilinmektedir. Ancak, şişmanlığın cinsel yaşam üzerindeki etkileri çok fazla incelenmemiştir.Şişmanlık ile vucuttaki artmış yağ dokusundan çeşitli hormonların dönüşümü artar bu hormonal değişimle kişide cinsel bozukluklara yol açabilir. Ayrıca şişmanlık, cinsel bozukluğa yol açtığı bilinen yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve depresyon gibi durumlarla yakından ilişkilidir, fazla kiloların damarlar üzerindeki olumsuz etkileri aracılığıyla cinsel yaşamı olumsuz etkilediği de düşünülmektedir.Ayrıca, şişmanlık bireyin ruh halinide etkileyerek cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir.
Yapılan çalışmalar, erkeklerde şişmanlık ile cinsel fonksiyon bozukluğu arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Kilolu erkeklerde sertleşme sorunları görülme riskinin normal kilolu olanlara göre %30-%90 oranında daha yüksek olabildiği saptanmıştır. Ayrıca, sertleşme sorunu olan erkekler, böyle bir sorunu olmayanlara göre daha kilolu ve daha geniş bir bel çevresine sahiptir. Bu kişilerde yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol düzeyleri bulunma olasılığı da daha yüksektir.
Kadınlarda şişmanlık ile cinsel işlev bozukluğu arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar çok az sayıdadır. Bazı çalışmalar kadınlarda kilo sorununun cinsel uyarılma ve tatmini olumsuz etkilediğini göstermiştir. Karın bölgesinde şişmanlığın yanı sıra yüksek kolesterol ve yüksek tansiyon gibi risk faktörlerinin bir araya geldiği metabolik sendromlu kadınlarda cinsel işlev bozukluğunun daha yaygın olduğu ortaya konmuştur. Bir çalışmada da özellikle genç yaştaki kadınlarda kilo arttıkça cinsel istek ve tatminde azalma eğilimi olduğu gözlenmiştir.
Kilo verilmesinin genel olarak hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel yaşamı iyileştirdiğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Orta derecede kilo vermenin (ortalama %13) cinsel açıdan kendini çekici hissetmeme, cinsel isteksizlik, çıplak görünmek istememe, cinsel ilişkide güçlük, cinsellikten kaçınma ve cinsel yaşamdan zevk almama gibi bir çok alanda iyileşme sağladığı gösterilmiştir. Ayrıca, kadınlarda kilo sorununun tedavi edilmesinin hamile kalma, gebelik süreci, kısırlık ve menopoz ile ilişkili risk faktörlerini de azaltabileceği bildirilmiştir.
Sonuc olarak daha sağlıklı bir hayat ve cinsel yaşam için fazla kilolarınızdan kurtulmanız gerekır. Bunun için öncelikle bir iç hastalıkları yada endokrinoloji uzmanı tarafından hormonal durumunuzun belirlenmesi ve sonrasında zayıflama tedavisine başlanması çok önemlidir.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Uzm.Dr.Burak Umut ÇAĞLAR
İç Hastalıkları Uzmanı
-

Pazartesi Başlayıp Salı Biten Diyetler
Kaç kere pazartesi diyete başlayıp salı bozdunuz? Ya da, kaç kere “nasıl olsa yarın diyete başlayacağım, bugün istediğimi yiyebilirim.” deyip öbür gün diyete başlayamadınız? Ya da, kaç kere “ bir parçadan bir şey olmaz” deyip, o parçayı yedikten sonra diyeti bıraktınız? Peki tüm bunlar size ekstra kilo olarak döndü mü? Cevabınız evet ise; YA HEP YA HİÇ şeklinde düşünmekten vazgeçmelisiniz.
Bir takım insanlar diyet yaparken kendilerine çok acımasız davranırlar. Fizyolojik açlık işaretlerine aldırmayarak, kendilerini sürekli olarak yemekten mahrum bırakırlar. Başka bir deyişle, sürekli olarak kendilerini bilinçli bir şekilde kontrol ederler.
Kilo problemi olan bir kişi, yediğini kontrol etmek için sürekli bilinçli bir çaba sarf ediyorsa, bir müddet sonra kendisini engellenmiş ve mahrum bırakılmış hissetmeye başlar. Böyle bir durumda, herhangi bir kontrol kaybı olduğunda, engellenme ve yoksun bırakılma duygusu ağır basmakta ve aşırı yeme davranışı ortaya çıkmaktadır. Bunun altında yatan mekanizma da, “ya hep ya hiç” düşünce yapısıdır. Diyetin gerekliliğini yerine getiremeyen kişi, planlanan miktardan daha fazla yediğinde ya da planlanan yemekten farklı bir şey yediğinde, sınırı geçtiğini düşünür ve “diyetin gerekliliğini yerine getiremediğime göre kendimi sevdiğim yiyeceklerden mahrum bırakmama gerek yok” şeklinde düşünerek diyetten vazgeçer ve tekrardan fazla yemeğe yönelir.
Kilo problemi yaşayanların bu konuya özellikle dikkat etmeleri gerekmektedir çünkü bu durum hem fazla kiloya sebep olur, hem de kilo probleminin devam etmesine ve alınan kiloların verilmesinde güçlüğe yol açar.
Yapılan araştırmalar, kısa süreli diyet yapmanın daha sonra aşırı yemeğe sebep olduğunu, bünyenin daha az enerji harcadığını ve bunun da daha çok kilo yaptığını ortaya koymuştur. Sık diyet uygulayanlar, bir yandan daha kolay kilo alırken, diğer yandan daha zor kilo kaybederler.
Dolayısıyla, bireyin kendisine sert bir disiplin uygulamaktansa, yaşam biçimini dönüştürmesi en etkili yoldur. Sağlıklı ve kalıcı bir şekilde kilo vermek için dengeli bir diyet uygulamak, egzersiz yapmak ve yeme alışkanlığını değiştirecek bir davranış düzenlemesi içine girmek en idealidir.
-

Yeme Bozuklukları
Yeme bozuklukları son zamanlarda özellikle genç kızlar arasında çok sık görülmeye başlanan bir rahatsızlıktır. Birçok insan hemen hemen her gün “fazla kilom var”, “diyete başlamalıyım” gibi cümleler sarf ediyor. Kimi hayatını döngüsel bir şekilde kilo vererek ve tekrar geri alarak geçiriyor; ki buna yo-yo diyeti denir; kimi ise bu döngüyü daha ileri boyuta taşıyarak yeme bozukluğu noktasına getiriyor.
Bir yandan kozmetik endüstrinin son yıllarda iyice gelişmesi ve plastik cerrahi ile fiziki görünümü değiştirmedeki etkisi bireylerin fiziksel görünümleri hakkındaki endişelerini ört bas eder nitelikte gözükse de, diğer yandan asıl endişenin daha çekici görünme ve benlik saygısını arttırma isteği olduğu görülmektedir. Günümüzde ne yediğimiz ve ne kadar egzersiz yaptığımız öyle hale geldi ki, bunlar değerlilik, erdem gibi duygularla eş değer görülmeye başlanmıştır.
Birey için yemek yemek ve kiloyla ilgili endişeler çok kuvvetli hale geldiğinde ve yemeye yönelik davranışlar ya da yemekten kaçınma davranışı kontrol dışı bir hale geldiğinde, o bireyde “yeme bozukluğu” olduğundan söz edilebilir.
Yeme bozukluklarının 3 belirgin çeşidi vardır. Bunlar:
-
Anoreksia Nervosa
-
Bulimia Nervosa
-
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu şeklindedir.
ANOREKSİA NERVOSA NEDİR:
Anoreksia Nervosa DSM 4 Tanı Kriterleri (APA,2000)
-
Yaşı ve boy uzunluğu için olağan sayılan en az kiloda ya da bunun üzerinde bir vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmeme (ör. beklenenin % 85’inin altında bir vücut ağırlığına sahip olmaya yol açan bir kilo kaybı ya da büyüme dönemi sırasında, beklenenin % 85’inin altında bir vücut ağırlığına sahip olmaya yol açacak bir biçimde beklenen kilo alımını gerçekleştirememe).
-
Beklenenin altında bir vücut ağırlığına sahip olmasına karşın kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı korkma.
-
Kişinin vücut ağırlığı ya da biçimini algılama biçiminde bozukluk olması, kendini değerlendirmede vücut ağırlığı ya da biçiminin anlamsız bir etkisinin olması ya da o sırada vücut ağırlığının düşük olmasının önemini inkâr etme.
-
Bayanlarda menarş sonrası amenore, yani en az ardışık üç menstural döngünün olmaması.
Anoreksiyalı Kişiler:
-
Kendilerini çok uzun süre oldukça az miktarda yiyerek ya da hiçbirşey yemeyerek bırakırlar. Buna rağmen daha fazla kilo vermeleri gerektiğine dair kuvvetli inançları vardır.
-
Çok zayıf olmalarına rağmen şişmanlayacaklarına dair aşırı korku duyarlar.
-
Beden algıları çarpıktır.
-
Kendilerini değerlendirmeleri kilolarına ve yemekleri üzerindeki kontrollerine dayalıdır.
-
Kilo kaybı bu kişilerde kronik bir yorgunluğa sebep olsa da kendilerini aşırı egzersiz yapmaya ve işte ya da okulda çok yorucu bir programa uymaya zorlarlar.
Anoreksiya Nervosanın yol açtığı fizyolojik etkiler:
-
Adet görememe
-
Kalp atışının yavaşlaması, düzensiz kalp atışı ve kalp yetmezliği gibi kadriyovasküler kompikasyonlar.
-
Kemiklerde zayıflama (osteoporoz)
-
Cilt ve deri kuruluğu
-
Saç ve tırnaklarda kırılganlık
-
Kan, potasyum, kalsiyum ve magnezyum düzeyinde düşüklük sonucu ortaya çıkan ve hayati risk oluşturabilen metabolik problemler
Anoreksiya Tipleri:
1. Kısıtlı Tip: Bu kişiler kilo alımını engellemek için yemek yemeyi reddederler. Bazıları günlerce hiçbir şey yemezler, çoğu yalnızca hayatta kalacakları kadar ve çevreden gelen baskılardan kaçmak için çok düşük miktarlarda yemek yer.
2. Tıkınırca Yeme / Çıkarma Tip: Bu kişiler periyodik olarak tıkınırca yeme ve sonrasında çıkartma (kendisinin yol açtığı kusma ya da laksatiflerin ve diüretiklerin kötüye kullanımı) davranışı gösterirler.
Anoreksiya nervosanın başlangıcı genellikle ergenliktedir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Son yapılan çalışmalarda anoreksiya nervosanın genel popülasyonda yaşam boyu görülme sıklığı % 0.51 ile % 3,7 arasında tespit edilmiştir. Anoreksiya nervosaya genel olarak depresyon, madde kötüye kullanımı ve obsesif-kompulsif bozukluğun eşlik ettiğine çok sık rastlanılmaktadır. Bozukluğun gidişatı kroniktir. Anoreksia vakalarının ölüm oranı % 5-8 arasında değişmektedir. Ölüm genellikle hastalığın fiziksel komplikasyonlarından ve pasif intihardan kaynaklanmaktadır.
BULUMİA NERVOSA NEDİR:
Bulumia Nervosa DSM 4 Tanı Kriterleri (APA,2000)
-
Yineleyen tıkınırcasına yeme epizodlarının olması. Bir tıkınırcasına yeme epizodu aşağıdakilerden her ikisi ile belirlidir:
1. Aynı zaman diliminde ve benzer koşullarda çoğu insanın yiyebileceğinden hiç tartışmasız çok daha fazla miktarda olan yiyeceği belirli bir zaman diliminde (örn. herhangi bir iki saatlik süre içinde) yeme
-
Bu epizod sırasında yeme kontrolünün kalktığı duyumunun olması (örn. yemeyi durduramayacağı ya da ne yediğini kontrol edememe duygusu)
-
Kilo almaktan sakınmak için, kendisinin yol açtığı laksatiflerin, diüretiklerin, lavmanların ya da diğer ilaçların yanlış yere kullanımı, hiç yemek yememe ya da aşırı egzersiz yapma gibi uygunsuz dengeleyici davranışlarda tekrar tekrar bulunma.
-
Tıkınırcasına yeme ya da uygunsuz dengeleyici davranışların her ikisi de 3 ay süreyle ortalama olarak en az haftada iki kez ortaya çıkmaktadır.
-
Kendini değerlendirirken anlamsız bir biçimde vücudunun biçimi ve ağırlığından etilenir.
-
Bu bozukluk sadece anoreksiya nervoza epizodları sırasında ortaya çıkmamaktadır.
Bulumik Kişiler:
-
Kontrol edilemeyen yeme ya da tıkınırcasına yeme davranışı sergilerler. Daha sonra denetimi yitirmiş olmaktan dolayı suçluluk ve vicdan azabı duygularıyla kendilerinden nefret ederler. Bu duyguların akabinde de, kilo alınmasını önlemeye yönelik istemli olarak başlatılan kusma, laksatif, diüretik ya da benzeri maddelerin kötüye kullanılması gibi davranışlar görülür.
-
Tıpkı anoreksikler gibi, kendilerini daha çok vücutlarının biçimi ve kilolarıyla değerlendirirler.
-
Beden imgeleri anoreksikler kadar çarpıtılmış değildir, vücutlarını daha gerçekçi bir şekilde algılarlar. Ancak yine de beden ve kilolarından memnun değillerdir ve sürekli kilo vermeyle ilgilenirler.
-
Tıkınmalar, kusmaların yaklaşık bir yıl öncesinde başlar.
-
Tıkınma atağı sırasında tatlı, kek, pasta gibi yüksek kalorili yumuşak gıdalar yerler. Gıdalar gizli ve hızlı, hatta bazen çiğnenmeden yutulur.
Bulumia Nervosanın yol açtığı fizyolojik etkiler:
-
Ellerin dış yüzeyinde kusmak için boğazlarına parmak sokmaları sonucu irritasyona bağlı nasır ve deri döküntüsü
-
Aşırı ve kronik kusma, laksatif ve diüretik kötüye kullanımını takiben yaşanan sıvı kaybı sonucu vücudun elektroidlerinde dengesizlik. Bu dengesizlik kalp yetmezliğine sebep olabilmektedir.
Bulumia Tipleri:
1. Çıkartma Olan Tip: Tıkınırcasına yedikten sonra kilosunu kontrol etmek için kendini kusturan ya da müshil ilaçları kullanan blumiklerden oluşan türüdür.
2. Çıkartma Olmayan Tip: Kilosunu kontrol etmek için aşırı egzersiz yapma ya da hiç yemek yememe davranışında bulunan fakat çıkarma davranışında bulunmayan blumiklerden oluşan türüdür.
Bulumia nervosanın başlangıç yaşı genellikle 15-19 arasıdır. Aynı anoreksia nervosa da olduğu gibi, kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Kadınlarda yaşam boyu görülme sıklığı % 1.1 ile % 4.2 arasında değişmektedir. Ölüm oranları ve fiziksel tehlike oranları anoreksiya kadar olmasa da, ciddi tıbbi komplikasyonlara neden olabilmektedir.
Anoreksia ve Bulumia Nervosa arasındaki temel farklar:
-
Bulimia nervosalı kişiler normal vücut ağırlıklarını korurlarken, anoreksik kişiler sağlıklı vücut ağırlıklarından en az %15 daha zayıftırlar.
-
Anoreksik kadınlarda genellikle adet kesilmesi görülürken, bulumia nervosa da bu duruma sık rastlanılmamaktadır.
TIKINIRCASINA YEME BOZUKLUĞU NEDİR:
-
Bu bozukluk pek çok yönden bulimia nervosaya benzemektedir ancak; bu kişiler tıkınırcasına yeme sonrası her zaman çıkartma, uzun süre aç kalma ya da aşırı egzersiz yapma gibi telafi edici davranışlarda bulunmazlar.
-
Bu kişiler genellikle aşırı kiloludurlar ve vücutlarından iğrenirler.
-
Tıkınrcasına yeme davranışlarından utanırlar.
-
Genellikle bu kişilerin öykülerinde sık sık diyet yapma ve kilo kontrolü programlarına üyelikte bulunma görülür.
-
Bu kişilerin ailelerinde genellikle obezite görülür.
-
Bu bozukluğun genel görülme oranı %2’dir.
-
Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür.
-
-

Leyla’nın Öyküsü
Leyla, 25- 26 yaşlarında esmer uzun siyah saçlı güzel bir kızdı. Beraber çalıştığım psikiyatrist arkadaşımın hastası olmadığından tanısı hakkında bir fikre sahip değildim. Sabahları bahçede karılaşır selamlaşırdık sadece. Vizitlerden birinde birkaç gün içerisinde taburcu olacağını duydum. Bunu duyan her hasta gibi gülücükler saçarak teşekkürler yağdırır diye beklerken gözlerinin dolduğunu fark ettim. Garipti. Vizit biter bitmez yanına gidip bir sorunun olup olmadığını sordum. Derin bir iç çekti. ”Aslında var ama… ”dedi ve koşarak yanımdan uzaklaştı. Bir probleminin olduğu kesindi ama ne olduğunu öğrenememiştim.
Bu olayın üstünden sadece iki gün geçti. Hastaneye geldiğimde herkes Leyla’nın yaptığından bahsediyordu. Bulimia nevrosa tanısıyla hastaneye yatırılan Leyla, dün gece yemek yedikten sonra ailesinin okuması için getirdiği gazete ve dergilerin içine kusup onları imha ederken yakalanmıştı.
Hemen psikiyatristinden dosyasını incelemek ve biraz konuşabilmek için izin aldım. Dosya pek kabarık değildi. Tipik bir bulimia öyküsüyle karşı karşıyaydım. Hastalığın başlangıcı ergenlik dönemi içinde tarif ediliyordu. Anne ve babanın bitip tükenmeyen kavgaları ve ergenlik döneminden kaynaklanan zorluklar bir araya gelmişti. Anne ve babası sürekli kavga ediyor ve ne yaparsa yapsın bu son bulmuyordu. Diğer taraftan vücudu, düşünceleri değişiyordu. Erkeklerin ilgisini çekememesi onu üzüyordu. Kilolu olduğu için kimsenin onu beğenmediğini sanıyordu. Halbuki, kilosu gayet normaldi. Az yemek için sofraya oturuyor, karnını tıka basa doldurarak masadan kalkıyordu. Böylelikle tüm sorunlarından kaçıyor, yemek yerken kötü olan her şeyi unutuyordu.Kendine hakim olamadığı için kendine çok kızıp, pişmanlık duyuyordu. Hemen banyoya koşarak zorla kusuyordu. Amacı suçluluk duygusundan kurtulabilmekti. Kusarken aklından geçen ne kadar iradesiz olduğuydu. Zorla kusarak iradesini yeniden kazanabildiğini düşünerek rahatlıyordu.
Bu iki ay boyunca böyle devam etti. O süre zarfında bir erkeğin ilgisini çektiğini fark etti. Beraber zaman geçirmekten çok hoşlandığı bu delikanlı çok geçmeden sevgilisi oldu. Artık yalnız değildi. Ailesindeki sorunları erkek arkadaşıyla paylaşarak rahatlıyordu. Bu arkadaşlık uzun yıllar devam etti. Dört ay önce Leyla erkek arkadaşı tarafından terk edilince tüm denge bozuldu. Yemek yedikten sonra zorla kusmalar geri gelmişti. Sürekli ağlıyor, kilo aldı diye terk edildiğini düşünüyordu. Evet kilo almıştı ama ayrılık nedenleri bu değildi. Çok fazla kustuğundan boğazları şişti. Kendini sadece kilosuyla değerlendiriyordu. Her yemek yediğinde kendisinden ve iradesizliğinden daha çok nefret ediyor, kusmak için kendini parçalıyordu. Dişleri çürüdü, saçları döküldü.
Ailesi durumun doktor yardımı olmadan çözülmeyeceğine kanaat getirerek bize başvurdu. Gerisini zaten biliyorsunuz…
Bulimia Nevrosa, hastanın midesini yemek ile doldurduktan sonra yediklerini kusarak istenmeyen kalorilerinden kurtulmaya çalışması olarak tarif edilir.
Başkalarının onayına çok fazla ihtiyaç duyan ve kendine güvenmeyen kişiler arasında görülür. Başkalarını mutlu edebilmek için ellerinden geleni yaparak kendi duygularını gizlemeye çalışırlar. Bir diğer yeme bozukluğu olan anoreksia nevrosadan farklı olarak bulimikler, hastalıklarının farkında olduklarından yardım arama oranları daha yüksektir.
Hastalığın nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte medyanın, ailenin ve kültürel özelliklerin bu hastalığı tetiklediği düşünülmektedir. Bu hastalık temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.
%90 kadınlarda görülen bu hastalığın en etkin tedavisi bir doktor, bir terapist ve bir yeme uzmanını beraber çalışması halinde sağlanır.
Bulimia nevrosa tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Kronikleşmesi durumunda hastayı ölüme götürebileceği unutulmamalı, üç ay boyunca haftada en az iki defa aşırı yiyerek kusma söz konusu ise mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.
-

Karar Verebiliyor Ama Uygulayamıyor Musunuz?
Kararı vermek kadar sürdürmekte önemli bir aşama. Her şeyden önce kendinize sormanız gereken soru, gerçekten karar verip vermediğinizdir.
Kilo vermeye, bir ilişkiye başlamaya, iş değiştirmeye, kötü bir davranışınızdan kurtulmaya, zararlı alışkanlıklardan ya da bağımlılıklardan uzaklaşmaya, vb…
Varsayalım kilo vermek için diyet yapmaya başlayacağım dediniz. Kilonuz gerçekten fazla mı yoksa bu sizin algınız mı?Eğer fazla ise, size bu fazla kilonun verdiği ya da verebileceği olası zararlar neler?
Fazla kiloların size sağladığı faydalar var mı?
Neden soruyoruz bu soruları kendimize.
Çünkü nelerin farkında olduğumuz verdiğimiz kararı eyleme dönüştürmemiz ve sürdürebilmemiz için gerekli olan motivasyonu sağlayacak bize. Motivasyon kararımızı uygulamada en güçlü kaynağımız olacak. Farkındalığınız yoksa hayatınıza yapmaya çalıştığınız müdahalelerde temelsiz inşaat yapmaya döner. Temel olmadığında da ilk zorlukta kararınızdan dönersiniz.
Değişime ihtiyacınız olduğu yönünde bir farkındalığınız varsa ve bu değişim için gerçekçi ve geçerli nedenleriniz varsa, değişim yönünde karar dengenizi sabitleştirmenizi sağlayacak motivasyonel kaynaklar kullanmaya ihtiyacınız olacak. Bunun için tavsiyem değişim ile ilgili algıladığınız artıları ve eksileri belirlemeniz. Yazarak, düşünerek bir şekilde kendinize hatırlatmanız ve zihninizi bu idrakle doldurmanız.
İlişkilerle ilgili tehlikeler
İş kaybı
Ekonomik kayıp
Prestij kaybı
Etik – Varoluşsal
Sağlık
Yasal problemler gibi alanlarda ne gibi eksilerle karşılaşacağınızı düşünebilirsiniz.
Şu an sahip olduğunuz davranış, alışkanlık ya da değiştirmek istediğiniz her ne ise ne gibi alanlarda artılar ve eksiler sağlayabilir size. Bu değişim gerçekleşirse yukarıdaki alanlarda ne gibi değişiklikler olur hatırlatın kendinize.
Tüm bunları yaptıktan sonra karar kısmına geçebilirsiniz. Hedefleri, zamanlamaları ve değişim stratejilerini netleştirebilirsiniz. Bir yandan da kendi analizinizi yapıp daha önceki denemelerinizde neden olmadığının cevabını kendinize dürüstçe vermelisiniz. Sizi kararınızdan caydırma ihtimali olan yüksek riskli durumları da belirledikten sonra üstesinden nasıl gelebileceğinize dair baş etme yöntemlerinizi belirlersiniz. Hem bu analizi yapmak geçmişte işe yarayan yöntemleri kullanıp işe yaramayanları eleme imkanı verir size.
Hedefi diyete başlamak olarak belirledik diyelim. Zamanını da haftanın ilk günü dediniz diyelim. Haftanın ilk günü olmak zorunda değil bu arada biliyorsunuz. İlk günler zor olacak elbette yemekten haz aldığınız yiyeceklerden uzak durmanız, onların size yasak olması. O anlarda zihninizde kayıtlı artı, eksi listenizi anımsayacaksınız. Seçeceksiniz artılardan en kıymetlisini, hatırlatacaksınız kendinize kararınızın arkasında durduğunuzda hayatınızda nasıl güzel değişiklikler olduğunu. Ya da tüm hedeflerinizi alt üst edecek o eylemi gerçekleştirmeden, yani diyetinizi bozacak o hamleyi yapmadan önce, eksiler listesinden bir maddeyi alıp zihninizde canlandırma yapacaksınız. Biliyoruz ki bazen kendimizi bir kabusla korkutmak, işe yarıyor. Aynı zamanda hala hayatınızın otoritesinin sizde olduğunu ispatlıyor. Kaldı ki tek haz kaynağınız size kilo aldıran besinler yemek değil! Değil mi?
Özetle hangi konuda karar vermiş olursan ol, şiddetli bir karardan dönme isteği gelirse motivasyonunu güçlendirecek kaynaklarına dön. Zaten o istek aynı oranda kalmayacak, zaman içinde dalgalanacak. Araştırmalar bize 10 dakika ile 60 dakika arasında bir yerde azalarak yok olacağını söylüyor şiddetli arzunun. Bazen tek yapman gereken durup, geçmesini beklemek olacak.
Sonuç olarak. Hayat tarzınızda yapacağınız her olumlu değişim kendinize olan inancınızı güçlendirecektir.
Değmez mi? -
Anoreksiya nervosa hakkında
Anoreksiya Nervosa, yeme bozuklukları içinde yer alan psikiyatrik bir bozukluktur.Ergenlikte başlaması veya hızla ilerleyip erken tanınması yönünden biz çocuk psikiyatristleri açısından son derece önem verdiğimiz bir konudur.
Anoreksiya Nervosa’nın nedeni açıkça gösterilemese de, öz benlik, vücut imaj düşünceleri, çevre baskısı ve genetik faktörlerin herbirinin ayrı ayrı bu hastalığın gelişmesinde rolü olduğu bilinmektedir.Anoreksiya nervosa yüksek oranda kadınlarda görülmekle birlikte en sık ergen kızlarda ortaya çıkmaktadır.
Orta ve yüksek sosyoekonomik düzey ailelerde görülen bu hastalık ölümle sonuçlanabilen psikiyatrik bir bozukluk olması açısından önemlidir.
Anorektik hastalarda yiyeceklerle ilgili takıntılı düşünceler ve kompulsif yeme davranışları sıklıkla sebat ederek tüm gün yediklerini ve kilosunu kontrol etme ihtiyacı duyarlar.
Erkek anorektik hastalarda başka ek psikiyatrik bozukluk görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır; kadın hastalar da daha mükemmelliyetçi yapıda ve vücutlarından memnuniyetsizdir.
Anorektik çocuk ve ergenlerde büyüme gelişme geriliği olasılığı fazladır. Sıkı diyet ve ciddi kilo kayıpları potansiyel olarak fatal düzeyde beslenme yetersizliğine neden olabilmektedir. Hastalığın diğer önemli komplikasyonları; kalp ritm bozukluğu, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kemik yoğunluğunda azalma, kansızlık, hormonal ve elektrolit dengesizlikleri olarak sayılabilir.Anorektik hastaların semptomlarını inkar etmeleri nedeniyle tanı genellikle aile çevresinden alınan hikayeyle konmaktadır ve aile tedavide de önemli rol oynamaktadır.
İlaç tedavisi uygulanmasının yanında bu hastalarda hastaya kilo kazandırtmaktan daha çok; tedavi bireysel, grup ve aile psikoterapileriyle diyetisyen konsültasyonu birlikte yürütülmesiyle mümkün olmaktadır.
Bu hastalığın gidişatı değişken olmakla birlikte bir kısım hastalar erken tanı ile iyileşmektedirler. Diğer çoğu kilo alıp verme şeklinde dalgalanma gösteren bir hayatı veya giderek artan kilo verme uğraşları şeklinde ilerleyici gidişat gösterir. Bu yüzden tedavisi uzun sürmekte, hemen müdahale ve relapsların önlenmesi için uzun dönem takip gerekmektedir.
ANOREKSİYA NERVOSA TANISI NASIL KONUR?
Bu hastalığın tanısını koymak güç ve geç olabilir çünkü bu hastalar hastalıklarını gizleme ve inkar mekanizmalarını çok sık kullanırlar. Anorektik hastaların profesyonel yardım istemeleri olağan değildir bu yüzden bu hastalarda kronik beslenme yetersizliğine bağlı tıbbi komplikasyonlar gelişmekte, diğer doktorlar ve aile tarafından da tıbbi rahatsızlıkların tedavisi üzerinde duruldukça hastanın psikiyatriste uğraması daha da gecikmektedir.
İlk olarak tanıda hastaların ciddi kilo kaybı bulgusu vardır. Birey yaş ve boyuna göre olağan sayılan kilonun %85 altındadır veya BKİ( beden kitle indeksi= kilo/boy2) 17.5 veya altındadır. Çocukluk ve erken ergenlikte bu kayıplar yaşandığında boy uzamasında gecikme yaşanmaktadır. İkinci olarak bu bireyler kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı derecede korkarlar. Kilo vermeye devam etseler de bu korku ile kilo verme hırsı devam eder. Üçüncü olarak bu hastalarda vücut ağırlığının ve biçiminin değerlendirilmesi ve önemi çarpıtılmıştır. Ne kadar kilo verseler veya etraftan zayıf olduklarına dair söylense de vücutlarının tümünü veya bazı bölümlerini çok şişman hissederler. Vücutlarını veya bölümlerini ayna karşısında sürekli denetler, ölçebilir veya kendilerini sürekli tartarlar. Kilo verme etkileyici bir başarı ve kendilik disiplini olarak görülürken, kilo alma kendilik denetiminde kabul edilemez bir başarısızlık olarak algılanır. Bu hastaların tanısında diğer önemli bir bulgu da en az üç aydır adet görememedir. Bu durum kilo yitiminin bir sonucudur ve cinsiyet hormonlarının yapımında azalma sonucu adet görmeme veya daha adet görmemiş kızlarda adet görmede gecikme şeklindedir.
Psikiyatrik bozukluk sınıflaması olan DSM-4’e göre, Anoreksiya Nervosa’nın iki alt tipi vardır. Kısıtlı tipinde, hastalar birincil olarak diyet yapma, aç kalma ve aşırı egsersiz gibi davranışlar gösterirler. Tıkanırcasına yeme/çıkartma tipinde ise, hasta düzenli olarak tıkanırcasına yeme ya da çıkartma ile uğraşır. Kendini kusturma, laksatif, diüretik kullanma, lavmanların aşırı kullanımı gibi farklı yollarla yediklerini çıkarmakla uğraşırlar.
ANOREKSİYA NERVOSA BELİRTİ VE BULGULARI
Anoreksiya Nervosa, kişinin tüm hayatını etkileyen ciddi davranışsal ve psikolojik etkilere neden olur. Bu hastalık ailenin diğer bireylerini de etkiler.
Hastalarda kilo kaybı sosyal içe çekilme ve depresyona yol açar. Bu kişiler huzursuz, hemen kızan ve başkalarıyla geçinemez hale gelirler.
Ciddi uyku problemleri, gün içerisinde yorgunluk ve halsizlik şikayetleri olur.
Dikkatlerinde azalma ve konsantrasyonlarında düşme meydana gelir. Çok başarılı ve mükemmelliyetçi kişilikte olan bu hastalarda yemek ile ilgili diğer uğraşları yüzünden okulda ders başarıları belirgin derecede düşer.
Yiyecek ve yemek yeme ile ilgili takıntılı düşünceler yiyecek seçme ve yeme ritüelleri konusunda kompulsif şekilde davranmalarına yol açar. Yeni yemek tarifleri toplarken sürekli başkalarına yemek yapma ile uğraşabilir, diyet yağsız yemek yapabilir, giderek kıstıkları yemek miktarlarını da yerken lokmaları böler veya uzun zamanda yerler. Tüm uğraşları kilo vermektir.
Hastalarda saç dökülmesi, deride pullanma, kabızlık, karın ağrısı, soğuğa dayanamama; kan tetkilerinde kansızlık, hipotansiyon,tüm vücutta ödem, kemik yoğunluğunda azalma, kalp ritm bozuklukları, böbrek işlevlerinde bozulma gibi fiziki belirtiler ve labaratuvar bulguları saptanabilir.
ANOREKSİYA NERVOSA TEDAVİSİ
Tedavisi ayaktan sürdürülebilse de hastanede yatarak tedavi çoğunlukla gereklidir. Kilo kaybı, organ yetersizlikleri, beslenme bozukluğu olan hastalarda malnutrisyon nazogastrik beslenme veya damar yoluyla beslenme ile tedavi başlanmaktadır. Yeme düzeni ve zamanları, fiziksel aktiviteleri kısıtlamak, hastanın hariçten kullandığı laksatif, diüretiklerin kesilmesi ile haftada istenen hedef kilolara ulaşmak gerekir. Tedavi hedefi psikiyatrik terapilerle kişiye yönelik tedavi şeklinde düzenlenir. Bireysel terapi, aile terapisi, kognitif davranışçı terapi, grup terapileri, analitik psikoterapiler işe yarayabilir. Bu hastalarda multidisiplineer yaklaşım gerekmektedir. Tibbi doktoru, diyetisyeni, klinik hemşiresi, psikiyatristi birlikte koordineli çalışır.İlaç tedavisinde çeşitli psikotrop ilaçlar, birlikte olan psikiyatrik bozukluklara göre kullanılabilir.
Psikiyatrik bozukluklar arasında mortal seyir oranı yüksek olan bir hastalıktır. Ciddi beslenme bozuklukları, intihar, kalp problemleri, elektrolit dengesizlikleri başlıca ölüm nedenleridir. Erken tanı ve tedaviye başlamak gidişatı önemli ölçüde etkiler. Hastalık belirtileri ve takıntılı düşünce ve davranışlar uzadıkça tedavi de güçleşir.
HASTALIĞIN ÖNLENMESİ
Beslenme ve obezitenin önlenmesi ile ilgili kamuya hitap eden bilgilendirme programlarında dikkatli davranılmalı, medyada vücut imajı ve yemek yeme reklamları ve kullanılan kelimeler dikkatlice seçilmeli hatta uzman görüşü ve kontrolü sağlanmalıdır. Okullarda, vücut imajının daha önemli olduğu moda okullarında yeme bozuklukları hakkında bilgilendirmeler yapılabilir. Çok ince olmanın iyi birşey olmadığı, insanların kendi görünümleri ve imajlarını sağlamak üzere destekleyici reklam ve bilgilendirmeler yapılmalı. Bu bilgilendirmeler özellikle ergenlere yapılarak kendi vücut imajlarını ve kimliklerini oluşturmaları sağlanmalıdır.
Dr. Selcen ESENYEL
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı -

Yeme Bozuklukları
Yeme bozukluklarının nedenlerine bakıldığında çeşitlilik göstermektedir. Bir yeme bozukluğunun ortaya çıkışını tek bir nedene bağlamak da çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Ancak yeme bozukluklarına zemin hazırlayan bir takım faktörler söz konusudur.
Özellikle ergenlik döneminde yaşanan yaşamsal, duygusal ve fiziksel değişimlerle aile özellikleri, mükemmeliyetçilik, medya etkisi gibi bir takım faktörler bir araya geldiğinde yeme bozukluklarını ortaya çıkışı için riskli bir zemin yaratabilir. Bunların üstüne spor ve egzersizin aşırılığı, masum başlayan diyetlerle aşırı kilo oynamaları ve kilo ve beslenmeyle aşırı ilgi, yeme bozuklarının başlangıcını tetikleyebilir. Bu faktörlerle ilgili daha ayrıntılı bilgiyi şurada bulabilirsiniz.
Yeme Bozuklukları Nasıl Başlar?
Yeme bozuklukları genellikle ergenlik döneminde başlar. Daha nadiren de geç çocukluk-ön ergenlikte ya da erken yetişkinlikte ortaya çıkar. Çoğunlukla kişinin kilosu ya da bedeniyle ilgilenmek için bir sebebi vardır. Bu illa da problemli bir sebep dolayısıyla problemli bir başlangıç olmak zorunda değildir. Örneğin, daha sağlıklı beslenmeye karar verebilir, bir kaç kilo fazlası olduğunu ve bu kilo vermesi gerektiğini düşünebilir, sağlık ya da vucüt şekillendirme amaçlı spora başlayabilir, vb. Ilk bakışta son derece sağlıklı ve masumane görünen bu sebepler başka bir takım zorlayıcı faktörlerle bir araya geldiğinde yeme bozukluklarını tetikleyebilir. Örneğin, bedeni ile ilgili olumsuz yorumlar almak, hayatında yönetmekte ve baş etmekte zorlandığı şeylerle uğraşıyor olmak, zayıf beden ideali ile ilgili yanlış yönlendirici bilgilere maruz kalmak gibi pek çok durum, bu sağlıklı ve masumane girişimleri rayından çıkarabilir. Kilo vermek giderek kişinin hayatının merkezine oturabilir, gittikçe artan şekilde bedeniyle, kilosuyla, ne yiyip ne yemediğiyle ilgilenmeye başlayabilir, kilo verdiyse geçici olarak mutlu olabilir ancak sonrasın hemen yine bedeninden memnuniyetsizliği artabilir ve daha fazla kilo verme çabasına girebilir, kendini sağlığını tehdit edecek şekilde zorlayabilir, tüm bunları daha sağlıklı-iyi-mutlu olmak için yaptığını düşünüp giderek daha sağlıksız-kötü-mutsuz olduğunu fark etmeyebilir. Bu noktada çoğunlukla aşırı ve kısıtlayıcı diyetler, sağlıksız beslenme davranışları, tıkınırcasına yeme nöbetleri, kendini kusturma yoluyla yediklerini telafi etme, aşırı spor ve egzersizle kilo kontrolü sağlamaya çalışma gibi bir takım yeme bozukluğu belirtileri ortaya çıkmaya başlar.
Yeme Bozuklukları Nasıl Anlaşılır?
Yeme bozuklukları çoğunlukla bir gizlilik içerir. Bu gizlilik, kişinin bedeninden ya da kilosundan veya yemek yemekle ilgili davranışlarından duyduğu utançla bağlantılıdır. Yeme bozukluğu olan pek çok kişi, durumunun ne kadar kötü ya da ciddi olduğunu fark etmese dahi, yemekle ve bedenleriyle ilgili tutumlarının başkaları gibi olmadığını düşünür ve bunu gizleme eğilimi gösterirler. Bu gizlilik sebebiyle yeme bozukluklarını fark etmek zor olabilir. Ancak yine de birkaç ipucu yol gösterici olabilir.
Aşırı ve ani şekilde kilo verdiyse,
Beslenmeyle, kalorilerle, çeşit diyet türleriyle giderek daha ilgili hale geldiyse,
Eskiden başka şeylere de ilgi duyarken artık sadece sağlıklı beslenme, diyet, spor ve nasıl göründüğü ile ilgili olmaya başladıysa,
Başkalarının yanında yemek yemekten kaçınıyorsa, yerken stresli ya da gergin görünüyorsa,
Her yemek yedikten sonra tuvalete gidiyorsa,
Ellerinde (kendini kusturmaktan kaynaklanan) morluk benzeri yaralar varsa,
Cildi, saçları güçsüzleşmişse, dişlerinde problemler varsa,
Kabızlık şikayeti çekiyorsa,
Neredeyse hiç yemek yemiyorsa,
Erzak dolabında, buzdolabında fazla miktarda yiyecek tükeniyorsa,
Spordan ödün vermiyorsa, acı ya da ağrı çekmesine rağmen devam ediyorsa,
Kilo almaktan korku, bedeniyle ilgili mutsuzluk ya da kaygı gözlemleniyorsa
Bir yeme bozukluğu söz konusu olabilir. Bu durumda utandırıcı ve suçlayıcı yüzleşmelerden kaçınılmalı, destekleyici ve empatik bir iletişim tarzıyla kişiye destek olunmalıdır. Bu anlayışlı destek yoluyla bir an evvel profesyonel yardım almaları konusunda yönlendirilmelidirler.Yeme Bozukluklarının Türleri
Anoreksiya Nervoza: Anoreksiya’da, gıda alımı neredeyse hiç yemek yemeyecek kadar azalmıştır. Aşırı kilo kaybı söz konusudur ve kilo almaktan veya şişman olmaktan çok fazla korkulur. Kilo ve bedenle ilgili çok rahatsızlık duyulur; bu rahatsızlık kendini sürekli olumsuz değerlendirmeye sebep olur.
Bulimia Nervoza: Bulimia’da tıkınırcasına yeme nöbetleri vardır. Bir yandan da tıkınırcasına yemeyi telafi edecek; aşırı diyet yapma ya da hiç yemek yememe, kusma, aşırı egzersiz yapma, lavman vb.ne başvurma gibi davranışlar mevcuttur. Kendini algılama ve değerlendirme sadece beden ve kiloya bağlıdır.
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu: Tıkınırcasına yeme nöbetleri görülür. Bu nöbetlerde, belirli bir zaman içerisinde (genellikle 2 saatten az sürede), çoğu insanın o zaman ve koşullar içinde yiyeceğinden somut şekilde çok daha fazla miktarda yemek, adeta kontrol edilemez şekilde yenir.
Gece Yeme Sendromu: Gece Yeme Sendromunda, gece uykudan uyanarak ya da akşam yemeğinden sonra aşırı besin tüketilen yeme nöbetleri vardır. Gece uyanıp yemek yemek, yemek yemeden tekrar uykuya dalamamak ve günlük besin miktarının çoğunu akşam yemeğinden sonra almak söz konusudur.
Yeme Bozukluğu Tedavisi
Yeme Bozukluklarının tedavisi oldukça kapsamlıdır. Bu konuda uzman bir psikolog denetiminde, gerektiğinde psikiyatrist, diyetisyen ve tıp hekimlerinin de desteğiyle tedavi yürütülür. Amaç öncelik sağlığı tehdit edici zararları durdurmak; duygusal donanımı güçlendirmek, kiloyu dengelemek ve yeme davranışlarını düzenlemektir.
Anoreksiyanın psikolojik tedavisinde kilo kaybının miktarına ve fiziksel zararların boyutuna göre, tıbbi destek de içeren bir tedavi gerekebilir. Öncelik, bireye eski psikolojik ve fiziksel işlevlerini geri kazandırmaktır. Bunun için önce yeme düzenlenir ve kilo kaybı durdurulur. Acil olarak beden imajı ve kişinin kendini algılamasıyla ilgili çalışmalara başlanır. Ailenin tedaviye katılımı ve desteği sağlanır. Uzun vadeli ve ciddi bir çalışma ile, hem beslenme, hem duygusal beceriler, hem fiziksel sağlık eski haline döndürülmeye çalışılır.
Bulimianın tedavisi yeme ve beslenme davranışının düzenlenlenmesini; sağlıklı beslenme ile ilgili psikoeğitimi; gerekli durumlarda ilaç tedavisini; stresle baş etmeyi ve mutlaka kendilik algısı ve özgüvenle ilgili çalışmaları kapsamaktadır.
Tıkınırcasına Yemenin tedavisinde, beslenme rutininin yeniden düzenlenmesine; yeme davranışının değiştirilmesine, beslenme ile ilgili psikoeğitime, olumsuz duygularla baş etmeye ve stres yönetimine odaklanılır.
Gece Yeme Sendromunun tedavisi, gün içindeki düzenli beslenmenin desteklenmesini, stresle baş edebilmeyi ve olumsuz duyguları yönetebilmeyi hedefler.
-

Duygusal Yeme
“Tok olduğumun farkındayım ama yemeye devam ediyorum.”
Eğer bunlar tanıdık geliyorsa, duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.
Duygusal yeme bozuklukları; özellikle çevremizden göremediğimiz ilgi ve sevgiyi, kendimize verebilmek ve iyi hissetmek için yemek yemenin zevkinden yararlanmak istememizden kaynaklanabilir. Eğer faydasını görmenize rağmen diyet yapmaya devam edemiyorsanız, kilolu olmaktan hoşlanmamanıza rağmen yeme isteğinizi durduramıyorsanız, sebepleri duygusal olabilir.
Duygusal yeme problemine sahip insanlar, hayatlarını sürekli yemek yeme ihtiyacı içinde geçirir. Bu ihtiyacın yarattığı yeme isteği ve sonrasında gelen suçluluk duygusu; uzun vadede tekrar yeme isteği yaratacak negatif duygular olarak geri dönüyor ve iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor.
Özellikle gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, mutsuzluğun en önemli nedenlerinden biri, yeme ve kilo problemleri.
Kilo almanın nedenleri
-
Yetersiz fiziksel egzersiz,
-
Fast food veya yüksek karbonhidrat içeren, sağlıksız yiyecekler tüketmek,
-
Tiroid disfonksiyonu gibi sağlık problemleri,
-
Duygusal nedenlere bağlı yemek yemek.
İlk üç madde ve çözüm önerileri hakkında detaylı bilgi olsa da; duygusal nedenler yüzünden yemek yiyen ve kilo alanların problemleriyle ilgili, uzun vadede çözüm olabilecek çok az bilgi var. Bilinçsizce yapılan bir çok diyet, sadece geçici çözümler üretebilirken, bu durum hayal kırıklığına uğramış milyonlarca duygusal yeme bozukluğundan muzdarip insan yaratıyor.
Duygusal yeme bozukluklarının çeşitleri
Aşırı yeme isteği, genellikle duygusal sebeplere dayanıyor. Duygusal yeme bozukluklarının iki türü var;
-
Stres, sevgisizlik, yalnızlık gibi negatif duygulardan kurtulmak için yemek
-
Kutlama ya da keyif almak gibi, ödül bazlı, pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme
Kötü hissettiğimiz zamanlarda, keyif veren yiyecekler tüketerek, negatif duygularımızı bir süreliğine kafamızdan uzaklaştırabiliyoruz. Yiyeceklerle gelen rahatlama hissi; bir süre sonra, negatif duyguları, yemek yemeyi tetikleyen bir hale dönüştürüyor.
Benzer bir durum, ödüllendirme konusunda da geçerli. Bir şeyleri kutlamak ya da kendimizi ödüllendirmek için yediğimizde, yedikten sonra sahip olduğumuz pozitif duygular; bir süre sonra bizi, benzer duyguları hissedebilmek için yememiz gerektiği konusunda şartlandırıyor.
Aşırı yeme isteğinin temelinde, genellikle bu iki tür koşullandırmadan biri yer alıyor.
İnançlar da söz konusu
Düşüncelerimiz de, yeme alışkanlıklarımız konusunda rol oynar. Bizi yemek yemeye yönlendiren bazı tipik düşünceler:
-
Başkaları tarafından kabul edilmenin yolu kusurlu olmak ve kilolarım benim kusurum,
-
Yemek yemek, hayattan zevk almanın en iyi yolu,
-
İstediğim şeyi istediğim zaman yiyememem, beni güçsüz kılar,
-
Seksten uzak durmanın en kolay yolu kilolu olmak,
-
İyi hissetmediğim zaman en kolay çözüm yemek yemek,
-
Kutlamanın en iyi yolu yemek,
-
Yemek duyguları bastırmanın en kolay yolu,
Çözümü var
Sizi yemek yemek için tetikleyen duyguları keşfetmek ve bunların temeline inmek; duygusal yeme bozukluklarının önüne geçebilmenin tek yolu. Eğer sizi tetikleyen duygu yalnızlıksa, biraz daha sosyal olmayı deneyebilirsiniz. Kendinize olan sevginizi göstermenin tek yolu, yemek yemekten geçmiyor. Sevilmediğinizi düşünüyorsanız, önce kendinizle barışmalı ve çözümün yemekten geçmediğinin fark etmelisiniz.
-
-

Anoreksiya nervosa

Günümüzde TV’nin, dergilerin, kozmetik dünyasının zayıflığı birçok değerden daha fazla öne çıkarmalarıyla birlikte, gençler çok erken yaşlardan itibaren diyet yapmaya başladılar. Bununla birlikte yeme bozuklukları özellikle batı toplumlarında eskisinden daha sık karşılaşılan bir sorun olarak karşımıza çıkmaya başladı. Bu sorun sadece üst sosyoekonomik sınıfta değil her kesimden gençte de görülmekte ve başlangıç yaşı da giderek azalmaktadır.
Gençlerde yeme bozuklukları içinde en sık görülenleri anoreksiya nevroza ve bulimia nervosa dediğimiz iki durumdur.
Kişiyi zayıf olma adına ölesiye açlık sınırına getiren çok ciddi bir bozukluktur. Bu hastalıkta kişi beden ağırlığı olması gereken sınırın altında olmasına rağmen kilo almaktan veya şişman biri olmaktan aşırı derecede korkar. Burada kişinin kendi vücut ağırlığı veya biçimini algılamasında ciddi bir bozukluk vardır. Hastalık erken dönemde tedavi edilmediği takdirde hastaneye yatmayı gerektirebilecek düzeyde tehlikeli ve ölümcül bir durumdur.
Kız cinsiyette erkeklere nazaran 10 ile 20 kat daha fazladır. En sık ergenlik yıllarının ortalarında başlamakla birlikte erken yirmili yaşlarda da başlayabilir. 13 yaşından sonra hastalığın sıklığı hızla artar. Görülme sıklığı % 0,5 ile 1 arasında değişmektedir.
Bu hastalığa sahip gençler kilo alma kaygısıyla iki çeşit davranış gösterebilirler. Bir grubu önce tıkınırcasına yer daha sonra kusarlar veya idrar söktürücü, barsak boşalımını hızlandırıcı ilaçlar kullanabilirler. Diğer grup ise yiyeceklerini kısıtlarlar, mümkün olan en az kaloriyi alırlar. Her iki tip de aşırı egzersiz yapabilirler. Bu hastaların iştahları eğer bir depresyon eşlik etmiyorsa ve hastalığın ileri dönemlerinde değilse genellikle normaldir. Bu hastalar yiyecekleri saklama, ceplerinde yiyecek taşıma, tabaklarındaki yemekleri düzenleme, yiyecek çalma gibi davranışlar gösterebilirler. Zihinleri sürekli yemeklerle meşgul olabilir ve yemek tarifleri alır, özenli sofralar hazırlarlar.
Bu kişiler genellikle katı ve mükemmeliyetçi bir kişilik yapısına sahiptirler. Sıklıkla içe dönük ve sinirlidirler. Okul hayatlarındaki başarı hastalığın geç dönemlerine kadar genellikle iyidir.
Hastalar semptomlarını kendini özel yapan şeyin temeli olarak görürler. Genellikle tedaviyi reddederler. Hastalıkla birlikte takıntılı davranışlar, depresyon ve kaygı bozuklukluğu sık görülür.
Ergenlik öncesi başlayan olgular çocukta kilo artışının beklenen düzeyde olmaması ve çocuğun puberteye girmesinde gecikme ile kendini gösterebilir.
Hafif vakalar ayaktan takip edilebilirken ağır kilo kaybı olanların hastane yatışı gerekir. Kilo kaybının ağırlaşmasıyla birlikte vücut sıcaklığında düşme, ödem, sıvı dengesinde bozulma, kalp atımında yavaşlama, kalpte ritm bozuklukları, kıllanma, hormonal düzensizlik, adet düzensizlikleri, kısırlık, kemik erimesi, kıllanma artışı, midede genişleme görülebilir.
Tedavisi psikoterapi, aile terapisi, ilaç tedavisi ve gereğinde hastane yatışı ile yapılır.
Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi