Etiket: Kilo

  • Kilonun Psikolojimize Etkileri

    Kilonun Psikolojimize Etkileri

    Uzun zamandır önemle üzerinde durulan konulardan biri de fazla kilolardır. Fazla kilo ister psikolojik ister fizyolojik kökenli olsun insanlar üzerinde duygudurum değişikliklerine de yol açar.

    Fazla kilolu kişilerin yaşadığı psikolojik zorlanmalar nelerdir? Öncelikle diğer insanların tepkileri acımasız olabiliyor. Bir tanıdıkla karşılaşıldığında ilk söylenen şeyin “Aa kilo mu aldın?” ya da “Şu kilolarından kurtulmalısın” gibi cümleler olması, beğenilen istenen bir kıyafetin uygun/büyük bedeninin olmaması veya giyildiğinde o bedende düzgün durmaması; sonuç olarak hüsranla biten alışveriş maceraları, insanların küçümser/alaycı bakışları, sürekli kilo verme yönünde tavsiyelerde bulunulması (şu diyeti yap, şu uzman git vs) okul, iş gibi sosyal ortamlarda dışlanma, alay edilme, aileden eşten gelen kilo ver baskısı, rahat hareket edememenin/ bedensel kısıtlanmanın yarattığı olumsuz duygular… Bunların beraberinde getirdiği özgüvende düşüş, kendini çirkin, yetersiz hissetme, insanlardan uzaklaşma, iş-okul performansında düşüş, evden çıkmak istememe, eş ile ilişkilerin bozulması, fazla kilonun beraberinde getirdiği fiziksel hastalıklarla baş etme, yemek yedikten sonra yaşanan pişmanlık ve kendine duyduğu öfke, kaygı, depresyon gibi psikolojik hastalıklara yol açar.

    Kilo problemi fizyolojik bir sorunun neticesinde oluştuysa (tiroid, diyabet vb.) bu durumlara çaresizlik duygusu da eşlik eder. Fazla yemek yemek ya da hareketsiz olmayla bağlantılı olmayan kilo problemi diğer insanların fizyolojik sorunu bilmeyip onu çok yemek yiyen ve hareketsiz biri olarak nitelendirmeleri daha da üzücü ve yıpratıcı olur. 

    Bunun dışında yemek yemenin psikolojik bir boyutu da var. Yemek yemek fiziksel bir iştir ancak aynı zamanda duygusaldır da. Bazı kişiler yemek yedikçe mutlu olduklarını söylerler. Stresli zamanlarında yemek yemeye yönelirler, iştahları artar. Yemek yemek aslında altında yatan problemlerin baskılanmasını barındırır. Stresörlerle baş edemeyen kişilerde yemek yiyerek rahatlama, kaçma kaçınma davranışı olarak yemek yemeyi kullanma ve bazı yüksek kalorili yiyeceklerin mutluluk verici hormonların salgılanmasını arttırması gibi nedenler de bireyin hızlı kilo artışına sebep olmaktadır. Bazı kişiler duygusal ve psikolojik bazı doyumsuzluklarını farkında olmadan fiziksel doygunlukla giderebilmektedir. Yapılan araştırmaların sonucunda kilo problemi yaşayan kişilerin,    çocukluklarında stresle baş etme şekli olarak yemeyi öğrendikleri ,daha pasif kaldıkları, bağımlılığa yatkın oldukları (kişi-yiyecek vb), çoğunlukla anne sütü alma döneminin ortalamadan sapma gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca annenin çocuğa sürekli yemek yedirmesi, zorla yedirmesi, yüksek kalorili yiyeceklerle beslemesi de ileride çocuğun kilo problem yaşamasında etkendir.

    Bu kişiler diyet yaptıklarında depresif duygu duruma girerler. Kendilerini mutsuz, gergin hissederler. Bu kişiler kilo verme sürecinde veya yemek yemeyi durduramama durumunda psikolojik destek de almalıdır. Aksi taktirde kilo verseler bile kalıcı olmayacak bir süre sonra eski yemek düzenlerine geri dönüp kiloyu geriye alacaklardır. 

    Yediği şeylerin kilo aldırdığına, kilo veremeyeceğine inanan, bunu sürekli dile getiren kişiler zihinlerine bunu yerleştirdikleri için daha kolay kilo alır ve çok daha zor kilo verirler.

    Güzel ve yakışıklı olmak için kilolu olmamak hatta zayıf olmak gereklidir gibi bir algı oluşturulmuş durumdadır. Bu nedenle kilo vermek sağlık için olmaktan ziyade güzel görünmek için yapılan bir şey haline geldi. Takıntılı şekilde kalori ve gram hesaplarının yapılması, denenen tehlikeli yöntemler (ilaç vb kullanma) uygun olmayan yanlış diyet uygulamaları ve anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza gibi ölümle sonuçlanması muhtemel psikopatolojilere yakalanma oranları arttı. Kilo vermek isteyen ya da kilo vermesi gereken kişilerin birçoğu bunun kısa sürede ve zorlanmadan olmasını istemektedir. Ancak böyle bir şey mümkün değildir.

    Anoreksiya nervoza bir yeme bozukluğudur. Katı diyetlerle, yemek yemeyi çok azaltarak, ağır/yoğun spor programlarıyla kilo verirler ancak kilo verilişi kontrolden çıkar ve beden algıları bozulur. Çok kilo vermelerine rağmen, kendilerini kilolu görürler, çok zayıfladın artık dur uyarısı alırlar ama hiç bu uyarıları dikkate almazlar, yoğun bir kilo alma kaygısı yaşamaktadırlar. Çok kilo kaybetme ve gerekli besinlerin alınmaması sonucunda tüm organlarda problemler baş göstermeye başlar. Anoreksiya nervozanın tedavisine zamanında başlanmazsa, ölümle sonuçlanır. 

    Bulimia nervoza da bir yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervozaya benzer. Aradaki fark:  Yeme nöbetlerinin olmasıdır. Kontrolsüzce, kısa sürede, yalnızken, çok miktarda, kalorisi yüksek yiyecekler tüketirler. Bu tıkanırcasına yeme sonrasında kendinden tiksinme, utanç gibi duygular yaşarlar ve yediklerini kusarak çıkarmak, kurtulmak yoluna giderler.

    Yeme bozuklukları toplumda manken hastalığı olarak anılmaktaydı. Dış görünüşün çok önemli olduğu mesleklere sahip genç bayanlarda görüldüğü belirtilirdi. Ancak artık her meslekte, hem kadınlarda daha az olmakla birlikte hem de erkeklerde görülmektedir. Ergenlik ve yetişkinliğin başlangıç dönemleri kritik dönemlerdir.

    Kısaca; yemek yemek, kilolu olmak ve kilo verme süreci psikolojik örüntülere sahiptir. Yemek yerken hissettiklerimiz, hangi duyguyla nasıl yemek yediğimiz, yemeğe yüklediğimiz anlam, kilolu isek yaşadığımız zorluklar, kilo verme sürecine girdiğimizde sahip olduğumuz duygu ve düşünceler,  kilo verilemiyorsa nedeninin ne olduğu konularında farkındalık kazanmak oldukça önemlidir. 

    Kilo konusunda uzmanlardan yardım alınmalı, psikolojik boyutu da görmezden gelinmemelidir.

  • Kilolarıyla başı dertte olanlar buraya !

    Kilo vermek istiyorsunuz ama iştahınız o kadar açık ki engel olamıyorsunuz! Dışarıdaki yiyecekler o kadar leziz ve kışkırtıcı ki durmanız gereken yeri kaçırıyorsunuz. Amaaaa artık dur demenizin vakti geldi ve kaçıyor belki de.. Sağlığınızdan endişe ediyorsunuz, dış görünüşünüz de artık eskisi gibi fit değil. Eğer bu noktadasınız bir şey yapmak istiyorsanız ve kilo vermeye kesin karar verdiyseniz işte tam bu noktada yardımcı teknikler devreye giriyor. Açık söylemek gerekirse şu ilacı alayım şu uygulamayı yaptırayım istediğimi yemeye devam edeyim ama kilo vereyim diye bir uygulama şu anki tıp dünyasında mümkün değil.

    Mide botoksu midenin belli noktalarına uygulanarak mide boşalmasını uzatmakta ve tokluk hissini oluşturan hormonların bu sayede kanda yükselmesini sağlamaktadır. Bu sayede fazla kalori alımınızı kısıtlamaktadır. Görüldüğü üzere sizin kilo vermeye istekli olmanız ilk aşama olup burada bizim yardımımız sizin kendinizi mutsuz olmadan,” Bu diyetlerle açııııım!!!!” diye dolaşmadan kilo vermenize destek olmakta ve süreci hızlandırmakta.

    SİZ KİLO VERMEYE KARARLIYSANIZ BİZDE SİZE SONUNA KADAR DESTEK OLURUZ. ANCAK BÜYÜK İŞ SİZDE. ŞİMDİ TAM ZAMANI!

  • Obezite (şişmanlık) tedavisi :

    OBEZİTE

    Tanım: Genetik altyapı, düzensiz ve aşırı beslenme, hareketsiz yaşam, hormon bozuklukları, başka hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların etkisi gibi bir çok farklı sebebin etkisi ile vücutta fazla miktarda yağ birikimi sonucunda ortaya çıkan tabloya obezite denilmektedir.

    Sınıflama: Obezitenin sınıflandırılmasında kullanılan bir çok parametre vardır. Günümüzde en sık kullanılan parametre BKI (Beden Kitle İndeksi) dir. Kilomuzu boyumuzun metre cinsinden karesine bölerek beden kitle indeksimizi bulabiliriz.

    Beden Kitle İndeksine göre Obezite Sınıflaması

    Sınıflama

    BKI

    Zayıf

    < 18.5

    Normal Kilolu

    18.5 – 24.9

    Fazla Kilolu

    25- 29.9

    Obez Evre 1

    30- 34.9

    Obez Evre 2

    35- 39.9

    Morbid Obez

    >40

    Obezitenin Nedenleri :

    1- Basit Obezite: Gentik alt yapısı uygun olan kişilerde sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam sonucunda ortaya çıkar. toplumda en sık görülen obezite formudur.

    2- Endokrin Obezite : Yağ metabolizması, İştah ve Enerji Metabolizması üzerine etkili olan hormonlardaki bozukluklar sonucunda ortaya çıkan obezitedir. Burada etkili olan hormonlar ve hastalıklar şu şekilde sıralanabilir.

    İnsülin Direnci

    Hipotiroidi (Tiroid hormon Düşüklüğü)

    Cushing Sendromu (Kortizol hormon fazlalığı)

    İnsülinoma (İnsülin üreten Tümör)

    Polikistik Over Sendromu

    Hipogonadizm (erkekte testesteron , Kadında Estrojen yetersizliği)

    Büyüme hormonu yetersizliği

    3- Genetik Hastalıklar: Nadir görülen bir takım genetik hastalıkların seyrinde birçok semptomla birlikte ciddi obezitete eşlik edebilmektedir. Bu sendromlardan bazıları .

    Prader- Willi Sendromu

    Bardet Biedl Sendromu

    Cohen sendromu

    Börjesen-Forrsman-Lehmann Sendromu

    Obezite ile İlişkili Sağlık Problemleri: Vücudumuzda fazladan biriken yağ dokusu bir çok hormon ve sitokin üretimine yol açmaktadır. Üretilen bu hormonlar ve sitokinler vasıtası ile obez kişilerde uzun dönemde bir çok farklı metabolik hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Obezite ile direk olarak ilişkili olan hastalıkları şu şekilde sınıflandırabiliriz.

    İnsülin Direnci

    Tip 2 Diyabet ( Şeker Hastalığı)

    Gebelik Şekeri

    Hipertansiyon

    Hiperlipidemi (Kolesterol yüksekliği)

    Kalpte Koroner Arter Hastalığı

    Osteoartrit (Eklem problemleri)

    Safra Kesesi Taşı

    Uyku apne sendromu

    Çeşitli kanserler (Meme, Kolon vb)

    Obezite ile ilişkili olan bu hastalıklarda tek başına kilo verme ile ciddi düzelmeler görülür.

    Obezitenin Tedavisi : Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları bölümü özelikle Basit obezite ve Endokrin nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan obezitenin tedavisinde hastalara yardımcı olmaktadır. Obezite tedavisi basamaklı ve uzun soluklu bir tedavidir. Bu tedavide en önemli noktalardan birisi Hekim ile hastanın iyi iletişim kurması ve tedavi boyunca hastanın motivasyon kaybına uğramadan tedaviye devam edebilmesidir. Bunun içinde daha yolun başında hastalara nasıl bir tedavi şeması izleneceği ve hangi durumlarda hangi tedbirlerin alınacağı detaylı bir şekilde anlatılmalıdır. Obezite tedavisinin basamakları ise

    1- Yaşam Tarzı Değişiklikleri : Burada Obez kişilerin beslenmelerini ve fiziksel aktivitelerini kilo verdirecek şekilde modifiye etmeleri sağlanır. Bu basamakta önerilen diyet ve egzersiz programlarının kişilerin yaşam tarzına dönmesi hedeflenmelidir. Çünkü sadece kilo verme döneminde yapılıp sonra bırakılacak diyet ve egzersizin uzun dönemde çokta bir faydası yoktur.

    Diyet: Düşük kalorili, Düşük kalorili ve düşük yağlı, düşük karbohidratlı, yüksek proteinli ve akdeniz diyeti gibi bir çok farklı diyet şekilleri bulunmaktadır. Farklı diyetler ile kilo kaybı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda kişinin aldığı total kalori harcadığından az olduğu müddetçe yapılan diyetin tipinden bağımsız olarak kilo kaybının gerçekleştiği görülmüştür. Ortalama olarak diyette günde 500 kcal lik bir kısıtlama yapılırsa haftada yarım kilo gibi bir kilo kaybı elde edilebilir. Genel olarak açlık diyeti katagorisinde olan günlük total kalori alımının 800 kcal daha az olduğu diyetler ise uzun süre sürdürülebilir sağlıklı diyetler değildir. Hangi tip diyete başlanacağı kararını verirken hastaların ek sağlık problemleri ( İnsülin direnci, Diyabet, Hipertansiyon, Hiperlipidemi, Gut Hastalığı) mutlaka göz önüne alınmalıdır.

    Egzersiz: Kilo vermek isteyenlerin diyet ile birlikte mutlaka egzersizde yapmaları son derece önemlidir. Çünkü diyet ile kalori kısıtlaması yapılan kişiler şayet egzersiz ile metabolizmalarını harekete geçirmezler ise uzun dönemde diyete bağlı olarak kişilerin metabolizmasında yavaşlama gelişir. Bu durumda yapılan diyetten görülen fayda her geçen gün azalır. Bu nedenle Diyet ve Egzersiz ayrılmaz ikili olmalıdır. Bunun yanında egzersizsin bilindiği üzere bir çok ekstra faydalarıda vardır. düzenli yapılan egzersizin şeker metabolizması, kolesterol Metabolizması, Kalp damar sistemi üzerine olumlu etkileri vardır. Egzersiz mutluluk hormonu (Endorfin) sentezinide artırır. İdeal egzersiz süresi haftada 5 gün ortlama 30 dakikadır. yapılacak egzersizin tipine (izmetrik, izotonik vb) ise hastaların diğer sağlık problemleri de(eklem, kalp , tansiyon, diyabet ) göz önüne alınarak karar verilmelidir. Ek sağlık problemi olmayanlarda Fatburn tipi egzersizler mutlaka uygulanmalıdır.

    2- Obezitenin Medikal (İlaç) Tedavisi: Obezite ile ilişkili ek hastalığı olanlarda BKİ>27, ek hastalığı olmayanlarda ise BKİ>30 değerlerinde yaşam tarzı değişikliklerinin yanında ilaç tedaviside eklenebilir.

    3- Endoskopik İntragastrik Balon Uygulaması: Bu yöntem cerrahi bir işlem değildir. Endoskopi ile yaklaşık 20-30 dakika süren bir işlemle mide içine silikondan üretilen bir balon yerleştirilir ve bu balon ihtiyaç duyulan oranda mide içinde şişirilir. Burada amaç balon vasıtası ile mide hacmini küçültüp hastalara tokluk hissi vermek ve daha az yemelerini sağlamaktır. mide balonları midede 6-12 ay kadar tutulabilmektedir. Daha sonra yine Endoskopik olarak çıkarılabilmektedir.

    4- Obezitenin Cerrahi Tedavi Yöntemleri : Vücut kitle indeksi (BKİ) >40 kg/m2 veya 40>BKİ>35 olup obezite ile ilişkili herhangi bir hastalığı bulunan (Diyabet, Apne, Hipertansiyon, Hiperlipidemi vb) kişilerde kilo verdirici diyet, egzersiz ve ilaç tedavisinden yeterli cevap alınamadığında obezite cerrahisi endikasyonu vardır. Bununla birlikte 18 yaş altı ve 65 yaş üstü bireylere, major depresyonu olanlara, Alkol veya ilaç bağımlısı olanlara, Ciddi yeme bozukluğu (bulimia nervosa) olanlarda, İleri derecede kalp hastalığı olanlarda obezite cerrahisi kontraendikedir ve yapılması önerilmez. Obezite tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler genel olarak 3 ana gruba ayrılırlar.

    Restriktif (mide rezeksiyonu) Cerrahi: Burada temel amaç uygulanan cerrahi yöntem ile mide hacmini küçültüp obez kişilerin daha az miktarda yemelerini sağlamaktır. Fakat restriktif cerrahi yöntemler sadece mide hacmini küçültmek ile kalmaz. Mideden sentezlenen ve iştah üzerine etkili olan Ghrelin, GLP-1 gibi hormonların düzeyini değiştirerekte iştahın azalmasına yol açar. En sık Sleeve Gastrektomi (tüp mide) yöntemi tercih edilmektedir.

    1-Sleeve (Tüp Mide) Gastrektomi

    2-Horizontal Gastroplasti

    3-Laparoskopik Gastrik Bantlama

    Malabsorbsif (Gıda Emilimini Engelleyen) Cerrahi: Bu yöntemde temel olarak mide ile ince bağırsak arasında bir anastomoz hattı oluşturularak besinlerin emilimi için gerekli olan bağırsak lümeninin büyük bir kısmı bypass edilir. bu sayede yenilen yemeklerin ciddi bir kısmı bağırsaklardan emilemediğinden kilo kaybı ortaya çıkar. restriktif cerrahi yöntemlerden daha hızlı ve fazla kilo verdirirler fakat konplikasyon ihtimalleride daha fazla olan geri dönüşümsüz cerrahi yöntemlerdir. En sık tercih edilen yöntem Roux-en Y gastrik bypass cerrahisidir.

    1-Roux-en Y gastrik bypass

    2-Jejenoileal bypass

    3-Biliopankreatik diversiyon

    Kombinasyon Cerrahisi (Restriktif+Malabsorbsif)

    Obezite Cerrahisi Sonrası Takip : Obezite cerrahisi kararı verilirken mutlaka bir Endokrinoloji uzmanı ile görüşülmesi, cerrahi endikasyonun doğru konulması , uygulanacak cerrahinin olası etki ve yan etkileri hakkında hastaların bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Özellikle cerrahi sonrasında hastaların erken ve geç dönem diyetlerinin düzenlenmesi, olası vitamin ve mineral eksikliklerine karşı destek tedavilerinin düzenlenmesi ve izlenmesi açısından bir Endokrinoloji uzmanı ve diyetisyen takibinde bulunmaları oldukça önemlidir. Cerrahi sonrasında uygun şekilde takip edilmeyen hastalarda beslenme bozukluğuna bağlı yeniden kilo alma veya vitamin , mineral eksikliğine bağlı bir çok farklı klinik semptom ortaya çıkabilmektedir.

  • Pkos

    POLİKİSTİK OVER SENDROMU :

    Tanım : Tüm dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik hastalıklardan biridir. Üreme çağındaki bayanların %5-10’unda PKOS görülmektedir. Nedeni henüz tam olarak bilinmemek ile birlikte hastalığın gelişiminden genetik ve çevresel faktörlerin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hastalığın tanısında kullanılan 3 ana kriter vardır ve bunlardan en az ikisinin bir arada bulunması tanı koydurur.

    Hiperandrojenizmin (Erkeklik hormonu artışı) klinik ve labaratuvar bulgularının olması

    Adet düzensizliği olması

    Yumurtalıklarda Polikistik yapı görülmesi

    Semptomlar: Hastalarda genellikle ergenlik ile başlayan kronik bir adet düzensizliği vardır. Adet düzensizliğinin yanında bir çok hastada kanda artan Erkeklik hormonlarının (Androjenler) derecesi ile orantılı olarak Akne, Yağlı cilt, Kıllanma artışı ve Erkek tipi saç dökülmesi görülmektedir. Bu şikayetler ile başvuran bayanların yumurtalıklarına ultrason ile bakıldığında Tipik Polikistik yapı (Multipl sayıda milimetrik kistler) görülmektedir. Polikistik overli bayanların overlerinde görülen kistlerin her sağlıklı bayanda görülen folikül kistleri ile ilgisi yoktur.

    Polikistik Over hastalığı kilodan bağımsız olarak insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle PKOS diyabet gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hastalar kilo artışına yatkındırlar ve tanı anında bir çok hasta fazla kilolu veya obezdir.

    Tedavi : PKOS tedavisi birden fazla basamaktan oluşmaktadır . Bu basamakları basitçe sıralamak gerekirse

    Adet düzensizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilecek Endometrial Hiperplazi, Kansızlık, Rahim Kanseri , Psikolojik problemler ile mücadele edebilmek için Adet Düzenleyici Hormonal tedavi.

    Çoçuk sahibi olmak isteyen bayanlarda infertilite tedavisi

    Hiperandrojenizm bulgularını (Akne, Kıllanma Artışı, Saç Dökülmesi) azaltmak için Antiandrojen ilaç ve hormonların başlanması

    PKOS’un uzun dönem metabolik etkileri (insülin direnci, Diyabet, Kolesterol yüksekliği, Obezite ve Koroner kalp hastalığı) ile mücadele için gerekli tedbirlerin alınması.

    Tanı anında kilo fazlası olan veya Obez olan hastalarda mutlaka kilo kaybına yönelik tedavi başlanması. Kilo kaybı hastalığın hemen tüm bulguları üzerinde olumlu etki yapmaktadır.

  • Yaz gelmeden zayıflama telaşı ile hasta olmayın

    Kısa sürede fazla kilolardan kurtulma isteğiyle zayıflama ilaçları ve bitkisel karışımlara başvurmak, pek çok hastalığı beraberinde getirerek hayati riske de neden olabiliyor. Ancak sağlıklı kilo vermenin yolu, uzman kontrolünde doğru yaşam tarzı değişikliklerinden geçiyor. Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Kaplan, zayıflama ilaçlarının zararlı etkileri ve kalıcı kilo kontrolü için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

    Zayıflama ilaçlarının ve bitkisel ürünlerin bitki içerikli olması zararsız anlamına gelmiyor

    Şişmanlık özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve Batı toplumlarında günlük yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin azlığı nedeniyle giderek yaygınlaşan önemli bir sağlık sorunudur. Son yıllarda pek çok kişi, diyet ve egzersiz yapmadan bir an önce kilo vermek amacıyla çeşitli ilaç, bitki ve bitkisel ürünler kullanmaktadır. Toplumda bitkisel ürünlerin zararsız olduğuna dair yanlış bir inanış bulunmaktadır. Tüm bu ürünlere internet üzerinden kolayca ulaşım olması, geniş kitleler tarafından bu ilaç ve bitkisel ürünlerin yaygın kullanımına yol açmaktadır.

    Vücudunuzun dengesi bozulabilir

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımı sonucunda çeşitli istenmeyen etkiler görülebilir. Kilo verdirdiği ileri sürülen ürünlerin içerisinde dışkılamayı kolaylaştırıcı, idrar çıkışını ve terlemeyi arttırıcı, sindirim sistemini uyarıcı ve gaz giderici etkisi olan bitkilerin olduğu gözlenmiştir. Bu ürünlerin sürekli kullanımı vücuttan sıvı ve elektrolit kayıplarına neden olması nedeniyle hayati tehlike oluşturabilmektedir. Mide ve bağırsağın hareket kabiliyetini bozarak karında şişlik, kramplar, bulantı ve kusma neden olabilir. Sıvı ve elektrolit kayıpları sebebiyle de kişilerde yorgunluk, depresyon, tansiyon düşüklüğü, kalpte ritim ve ileti bozuklukları, solunum kaslarında zayıflık, kramplar gibi tablolar oraya çıkmaktadır. Ayrıca bu şekilde verilen kilolar sıvı kaybına bağlı olduğu için kalıcı değildir.

    Bu konuda farkındalık oluşturulması çok önemli

    Belirtilen risk faktörleri göz önünde bulundurularak, toplum bu zayıflama ilaçlarının neden olabileceği istenmeyen etkiler konusunda bilinçlendirilmeli, bu ürünleri kullanmak isteyen kişiler önce kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçirildikten sonra doktor, diyetisyen ve eczacının kontrolünde kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca bu tip ürünlerin ilaç olarak değerlendirilip standardizasyonunun sağlanması ve Sağlık Bakanlığından ruhsat alarak eczanelerde satışa sunulması toplum sağlığının korunması adına daha faydalı olacaktır.

    Sağlıkla zayıflamak istiyorsanız uzman yardımı alın

    Bedenen ve ruhen iyi hissetmek, hastalıklardan uzak, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için ideal kiloda olmak önemlidir. Günümüz yaşam koşullarında artık daha hareketsiz bir yaşam tarzının benimsenmesi, fast food ürün tüketimlerinin artması ile beraber kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklar da artmaktadır. İdeal kilo, “Beden Kitle İndeksi” ile ölçülmektedir. Beden Kitle indeksi; normal kilolu, fazla kilolu ve obez gibi sınıflandırılmaların yapılmasında kullanılan ölçüttür. Beden Kitle İndeksi, bireyin kilosunun boyunun karesine bölünmesiyle bulunur.

    BKİ = kg / m2
    BKİ < 25 = normal kilolu
    25 < BKİ < 30 = fazla kilolu
    30 < BKİ = obez olarak sınıflandırılır.

    Sağlıklı ve aynı zamanda kalıcı olarak haftalık kilo kaybı; kişinin yaşı, metabolizması ve fiziksel aktivitesi göz önünde bulundurularak yaklaşık olarak 0,5 – 1,5 kg arasındadır. Güne canlı ve zinde başlamak, öğle veya akşam öğünlerinde açlık krizleri yaşamamak için kahvaltı atlanmamalıdır. Gün içerisinde az ve sık beslenme modeli benimsenmelidir. Beslenme programında yeterli vitamin ve mineral olmasına dikkat edilmelidir. Meyve, sebze, tam tahıl ve yağ oranı düşük protein kaynakları dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Metabolizmanın devamlılığını sağlaması, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi, vücutta oluşan zararlı maddelerin atımı için mutlaka yeteri kadar su tüketilmelidir.

    Yemekleri iyi çiğnemek, porsiyonları biraz küçültmek, tuzu daha sınırlı kullanmak, asansör yerine merdivenleri tercih etmek, kısa mesafeleri yürümek gibi küçük değişikliklerle kilo verme süreci desteklenebilir. Kişi kilo verme sürecinde değiştirdiği davranışlarına devam etmelidir. Fiziksel aktiviteyi ve dengeli beslenmeyi terk ettiği süreçte vücut tekrar kilo almaya başlar.

    Yaz gelmeden ideal kiloya ulaşmak için 10 öneri

    Güne mutlaka sağlıklı bir kahvaltı ile başlanmalıdır.

    Ana ve ara öğünler atlanmamalıdır, çünkü atlanılan her öğün gün içinde daha çok yemek yenmesine neden olur.

    Bütün besin grupları günlük beslenme düzeninde yer almalıdır.

    Yemek pişirme yöntemlerini gözden geçirilmelidir. Kızartma yerine; ızgara, fırın veya haşlama yöntemlerinden birini tercih edilmelidir.

    Günlük alınması gereken tuz miktarı yaklaşık olarak 6 gr yani bir tatlı kaşığı kadarolmalıdır.

    Sağlıklı yağları tüketmek önemlidir. Zeytinyağı, fındık fıstık, ceviz gibi kuruyemişler, avokado sağlıklı yağ gruplarındandır.

    Süt, yoğurt, peynir grubunu yarım yağlı tüketilmelidir. Yağlı kırmızı et yerine yağsız olanı tercih etmeye çalışılmalıdır.Kurubaklagiller veya sebze yemeklerinin az yağ ile hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir.

    Haftada 2 kere balık tüketilmelidir.

    Bol su içmek önemlidir.

    Gün içinde hareketli olunmalı, kişiye özel egzersizler belirlenerek düzenli yapılmalıdır.

  • Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Tırnakta beyaz ve sarı renkleri önemseyin

    Tırnaklardaki yapı ve renk değişikliği vücutta gelişen birtakım sistemik hastalıkların habercisi olabilmektedir. Örneğin; sarı tırnaklar mantar hastalığında görülürken, kaşık tırnak durumu veya tırnaklardaki beyaz lekeler demir eksikliği anemisinin bir bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Tırnaklarda bombeliğin artması durumu ise; siroz, akciğer kanseri, bronşektazi ve bazı bağırsak hastalıklarında görülebilen bir belirtidir. Tırnakta siyah çizgilenmeler ise tırnak yatağında kanama veya melanoma denilen bir kanser türünün habercisi olabilir.

    Gözler de sağlığın aynası

    Sklera denilen gözün beyaz kısımlarında sarı renk olması, karaciğer ve safra yolları hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Göz kapaklarındaki ödem, şişlik böbrek fonksiyon bozukluğuna işaret ederken, gözbebeklerinin eşit büyüklükte olmaması kafa içi kanama, ve beyin travmaları gibi ciddi nörolojik hastalık durumlarında görülebilir. Göz bebeğindeki küçülmeler ise bazı kimyasal toksinlerle ve ilaçlarla zehirlenmelerini işaret edebilmektedir.

    Ciltte beyazlama ve kuruluğa dikkat!

    Ciltte kendiliğinden ortaya çıkan morarmalar; lösemi, immun trombositopenik purpura gibi bazı kan hastalıklarının erken bulgusu olabilirken; ciltteki beyazlamalar vitiligo ya da mantar enfeksiyonlarında görülebilmektedir. Saçlı deride fazla kepek, diz ve dirseklerde beyaz lekelerin varlığı sedef hastalığını; ciltte ağrılı, yüzeyden kabarık, içi su dolu kırmızı lezyonların olması ise zona hastalığını işaret edebilir. Ciltteki kuruluk ve kaşıntı, az sıvı tüketimi ya da tiroit bezinizin az çalışmasına bağlı olabileceği gibi, böbrek yetmezliğinin de bir bulgusu olabilir. Özellikle kalp yetmezliğine bağlı periferik dolaşımın bozulduğu durumlarda cilt; soluk renkli, terli veya morumsu bir renk alabilir. Ciltteki sararmalar da karotenin aşırı tüketimine bağlı olabileceği gibi karaciğer ve safra yollarındaki tıkanıklıktan da kaynaklanabilmektedir.

    İstemsiz kilo kaybı hormon problemlerinden kaynaklanabilir

    Kişide istemsiz ve hızlı kilo kayıpları varsa mutlaka tiroit hormon fonksiyonları ve kan şekeri incelenmelidir. Hipertiroidi ve diyabet hastalıkları için ani kilo kayıpları hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bunun yanında çoğu kanser hastalığı özellikle açıklanamayan kilo kaybı ile seyredebilmektedir. Gece terlemesi, ateş ve kilo kaybı üçlüsü lenfoma ve lösemi hastalıklarında, kansızlık ile birlikte kilo kaybı ise mide ve bağırsak kanserlerinde görülmektedir. Kilo kaybına eşlik eden halsizlik, öksürük ve yüksek ateş varsa akciğer enfeksiyonları ya da tümörleri açısından araştırılmalıdır. Sırt ağrısı ile ortaya çıkan kilo kayıpları da akciğer tümörlerinin ve pankreas hastalıklarının habercisi olabilmektedir.

    Kalp yetmezliği ve siroz nedeni ile kilo artışı olabilir

    Hareketin azalması ya da yeme alışkanlıklarında bozulma olmaksızın ortaya çıkan kilo artışları, metabolik bazı hastalıkların habercisi olabilmektedir. Tiroit bezi bazal metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretmektedir. Tiroit bezinin yavaş çalıştığı hipotiroidi durumunda kilo artışı, halsizlik, cilt kuruluğu ve saçlarda dökülme meydana gelebilir. Yine şeker metabolizmasının bozulduğu insülin direnci ve diyabet hastalıklarında da ani, açıklanamayan kilo artışı kendini gösterebilir. Kalp yetmezliği, karaciğer sirozu gibi vücutta sıvı birikiminin görüldüğü hastalıklarda da kilo artışı görülebilmektedir.

  • Çağımızın hastalığı kilo mu?

    Dün hem hastam hem de çok sevdiğim bir arkadaşım ziyaretime geldi. Çok güzel kilo vermesi bundan çok hoşnut olmasına rağmen tüm diğer kilo verenlerde olduğu gibi yeniden kilo alma korkusundan bahsetti. Böyle bir korku olması normal. Şimdiye kadar yapılan katı bir takım rejimler ile ortaya çıkan ünlü yoyo etkisinin de bu korkudaki payı cok yüksek. Peki nedir bu yoyo etkisi? Bunu açıklamak için öncelikle obezite tanımını yapmak gerekli diye düşünüyorum.

    Vücut yağ kitle ağırlığının normalin üzerinde olmasına obezite denir. Obezite insan vücudunda bulunan tüm sistemleri -kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi- sinsice etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan mutlaka tedavi edilmesi gerekli bir hastalıktır. Aslında bu tanımı herkes biliyor, sonuçlarından kimsenin şüphesi yok ama nedense aşırı kilo halen günümüzün en büyük problemi olarak duruyor. Uzun yıllardır olan tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki kilo vermek aslında sorun değil. En büyük sorun verilen bu kiloyu koruyabilmek. Çoğunlukla yapılan katı bir takım rejimlerle hızlı kilo verilir. Ancak normal yemeye başlandıktan kısa bir süre sonra hızlı bir şekilde verilen kilolar geri alınır. Biz bu sorunu cocukların oynadığı yoyo ya benzeterek ‘’ yoyo etkisi’’ diyoruz.

    Ben her defasında ifade etmeye çalıştığım şeyi tekrar etmek istiyorum. Yaratılışımız itibari ile açlık yaratacak durumlar meydana geldiğinde enerji tüketim azalıyor ve aldığı az miktardaki besini bile son derece verimli kullanır hale geliyor. Yani bir kişi çöle düştüğü zaman kilo vermesinden daha doğal bir şey yoktur. Vücut kitlesi azaldığı için günlük almamız gereken kalori ihtiyacı azalır. Eğer söz konusu kişiler diyetten sonra yine eskisi kadar kalorili yeme düzenine devam edecek olurlarsa vücudumuzdaki enerji verimliliğini kontrol eden hormonlar devreye girerek alınan her kalori yağ depolanmasında kullanılır. Tabii ki kalori ihtiyacı azalmış olan bir vücut sadece kaybettiği kilo kaybını yerine koymakla kalmayıp, üzerine ilave edecektir. Aynı çöle düşmüş kişi örneğine dönersek çölden kurtulduğu zaman bir daha çöle düşebilirim bir daha aç kalabilirim diyerekten aldığı her kaloriyi yağ olarak depolayacaktır.

    Bu durum beslenme alışkanlığını oturtamamış kişilerde mutlaka görülecektir. Özellikle de anormal kalori kısıtlamalı diyetlerde bu durum sistematik bir başarısızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.Diyet yaparken mutlaka kalori kısıtlaması yapılacaktır. Ama bunu yaparken dengeli kontrollü sağlıklı beslenme düzenini oturtarak yapmak gereklidir. Yani gerektiği kadar protein, yağ ve karbonhidrat almanın yanısıra, aynı zamanda gerektiğinde tatlı, alkol ve çikolata almak, sosyal hayatı bozmayacak şekilde küçük uyum alışkanlıkları geliştirmekte bu sistemin bir parçasıdır.

    Bütün bunların ışığında diyete karar verip uygulamaya başlamadan önce, yoyo etkisi ile karşılaşmamak için hedefi çok iyi belirleyebilmek gerekiyor. Bugün çok yaygın olarak kullandığımız boyla kilo arasındaki oranı belirleyen Beden Kitle Indeksi bu konuda bize yardımcı oluyor. Ama kişinin yapısına, spor yapıp yapmadığına, etnik kökenine ve ırkına göre değişiklikler gösteriryor. Eğer yanlızca BKI dikkate alınarak bu hedefi belirlemeye çalışırsak Brad Pitt gibi bir yıldız fazla kilolu, mehşur terminatör aşırı şişman olurdu. Sadece BKI ile değerlendirmek bizi çok ciddi yanılgıya düşebilir. Bu farkı belirleyebilmek için de vücut yağ kitlesini tespit ederek ideal kiloyu hesaplıyoruz. Vücut yağ kitlesi nedir?

    Aktif ve sağlıklı kalabilmemiz için vücudumuzun belli oranda yağa ihtiyacı vardır. Yağlar, eklemlerimizin desteklenmesi, organlarımızın korunması, vitamin teminimiz, vücut ısımızın kontrolü, enerji rezervlenmesi (aç kalma halinde), gibi görevler üstlenmektedir. Bu yüzden vücudumuzda belirli bir oranda yağ kitlesinin bulunması gereklidir. Fazla yağ oranı ciddi sağlık problemlerine yol açarken, gereğinden az yağ ise yaşamsal risk oluşturmaktadır. Şöyle ki yağ oranı, kadınlarda %10-%12’nin, erkeklerde ise %5-%6’nın altına düşmemelidir. Eğer bu rakamların altına düşecek olursa çok ciddi bir takım problemlerle karşılaşılabilir. Özellikle günümüzde aşırı zayıflık hali sağlıklı olmakla karıştırıldığı bir dönemde bu durumun bilinmesi ve öneminin vurgulanması çok önemlidir.

    Bazen görüntü de yanıltabilir. Çok zayıf görünen bir kişi Şekilde A ve B tipleri aynı kiloya sahiptirler. C ise daha hacimli ve daha yağlı görünmektedir. Üç tipin de yağ oranları ölçüldüğünde B ve C’nin yağ oranlarının normal düzeyde A’nın ise çok yüksek oranda yağ değerine sahip olduğu görünmektedir. Bu yüzden A zayıf göründüğü halde risk grubuna dahildir.

    İdeal kilo hedefine bu doğrultuda ve dengeli bir şekilde ulaşmış bir kişi sağlıklı beslenme alışkanlığını da devam ettirebiliyorsa kesinlikle yoyo etkisi ile karşılaşmaz. Sadece 8-10 kg kilo vermek değil her koşulda başta belirlediğimiz kilo hedefini yakalamak önemlidir. Bu hedefe doğru şekilde yürümeyi öğrenmediğimiz sürece, her yaz sezonu başlangıcında mecazi anlamda sarıldığınız koltuk değnekleri (mucize şok diyetler, yiyecek yerine gecen uzay karışımları vs) aksayarak yürümeye devam etmemize neden olacaktır.

    Işık ve Sevgiyle kalın….

    Dr Bilgin SILAN

  • İnsulin direnci ne anlama geliyor?

    İnsülin; Kas, yağ ve karaciğer gibi kan şekerini kullanan dokulara şekerin alınması ve kullanılmasını sağlayan, pankreastan salınan bir hormondur. Dokularda insülin direnci varsa şekerin dokulara alınıp, kullanılması, yakılması zor olur. Bu durum daha çok insülin salınmasına yol açar. Pankreas daha çok insülin salarak şekerin dokular tarafından kullanılması için adeta “çift mesai” yapar. Aşırı salınan insülin açlık hissine, daha çok yeme ve atıştırmaya neden olarak bir kısır döngü oluşturur. Bu durum hem insülin rezervini azaltır hem de kanda dolaşan aşırı insülin miktarı obezite, hipertansiyon, ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşması için uygun bir ortam hazırlar.

    İnsülin direncinin görülme sebebi nedir?

    İnsülin direnci genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme sonucu oluşur. İnsülin direncini sıklıkla genetik yatkınlık zemininde görmekle beraber, son zamanlarda insanların daha sedanter bir yaşam sürmesi, rafineri gıdaların tüketiminin artışı ve “fast food” tarzı beslenmeye olan rağbet ile çevresel etkenlerin ağırlığını daha çok hissetmekteyiz. Bu nedenle kimi zaman hastalarımızdan “Annem, babam tereyağı, bal kaymak ile beslenirdi, onlara bir şey olmadı da bana neden oluyor?” gibi sorularla karşılaşmaktayız. Burada unuttuğumuz şey eskilerin yaşam tarzında hareketin göz ardı edilemez olan yeri.

    • Bu rahatsızlık kilo vermeyi nasıl etkiliyor? Hastalar, “Az yediğim halde kilo veremiyorum” derken ne kadar haklılar?

    İnsülin direncinin kilo vermeyi zorlaştırdığı doğru. İnsülin direnci olanlar daha çok acıkır, hafif bir hareketle hemen yorulur. Ancak sabırla uygulanan bir sağlıklı beslenme programı ve düzenli yapılan ve performansa göre giderek yoğunlaştırılan bir spor programı ile zamanla bu zorluk yenilir, insülin direnci kırılır. “Bir süre diyet yapıp kilo vereceğim, sonra her şeyi yiyebilirim, sporu bırakabilirim” düşüncesi yanlıştır, hayat boyu sağlıklı beslenme ve yeterli egzersiz şarttır. Kilo vermek için yemekleri azaltmanın yanında, glisemik indeksi düşük, kalori içeriği az, posa içeriği yüksek ve tok tutan yiyeceklerin seçilmesi de lazım. Genellikle insanlar spor yapmadan, sadece yemeyi azaltarak ya da öğün sayılarını azaltarak ve çok hızlı kilo vermek istiyor. Yıllar içinde alınan kilonun öyle hemen bir çırpıda verilmesi tabi ki mümkün değil. Harcadığı kaloriden daha az kalori alan birinin kilo vermemesi düşünülemez. Az yenildiği halde kilo verilemiyorsa yeterli spor yapılmıyor demektir.

    • Hastalığın belirtileri neler? Kişi insülin direncinin yüksek olduğundan ne zaman şüphelenmeli?

    Çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği, giderek kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir.

    • “Kilo veremiyorum”, “şişmanım” diyen herkeste insülin direnci yüksektir diyebilir miyiz?

    %100 olmasa da sıklıkla evet. Bazen insülin direnci dışında, hipotiroidi, bazı endokrin hastalıklar (cushing hastalığı vs) da obeziteye yol açabilir. Ancak ailesinde obez ve diyabetli bireylerin varlığında kilo verememekten yakınan kişilerde mutlaka insülin direnci ve ilişkili hastalıklar aranmalıdır.
    • İnsülin direnci başka hangi hastalıkları tetikliyor?

    İnsülin direnci ve obezite ile kanser arasında ilişki saptanan çok sayıda çalışma vardır. Yemek borusu, Kalın bağırsak, Safra yolları, Pankreas, Meme, Rahim, Yumurtalık, Prostat, Böbrek, Mesane, Tiroid ve Lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlenmiştir.Ayrıca insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.

    • İnsülin direnci yüksekliğinin dünyada bu kadar çok görülmesinin, daha önce görülmeyen toplumlarda bile rastlanmasının nedeni nedir?
    İnsülin direnci sıklığındaki artış teknolojinin gelişimi ile doğru orantılıdır. Halen ilkel diyebileceğimiz şartlarda doğal ortamlarda yaşayan Afrikalı yerlilerde ve insanların besin maddesine özellikle de rafineri gıdalara ulaşımı mümkün olmayan Afrika ülkelerinde insülin direnci ve ilişkili hastalıklar görülmemektedir. Ulaşım araçlarının günlük yaşamda kullanımının artışı, kırsal yaşamdan, sanayileşmiş topluma geçişin getirdiği masabaşı hareketsiz iş yaşamı, televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen hareketsiz uzun süreler vücuttaki yağ oranını, kilo alımını artırarak insülin direncine zemin hazırlamaktadır. Buna ilave işlenmiş, yüksek kalorili, keyif vericiliği artırılmış ve bağımlılık yapıcı gıdaların aşırı tüketilir hale gelmesi bu süreci hızlandırmaktadır.

    • Hastalığın tedavisi nasıl yapılmalı?

    İnsülin direncinin tedavisi her şeyden önce, hastada tabloyu oluşturan faktörlerin ortaya konması ve tanınmasını gerektirir. Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz ile harcanan kalori artırılıp, vücut yağ oranı azaltılmalı, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılmalıdır. Sadece egzersiz ve sağlıklı besleme ile %60 düzeylerinde insülin direnci düzeltilebilir. Gereken hastalarda insülin direncini kıran ilaçlarla bu faktörlere destek olunabilir, ancak bilinmelidir ki sadece ilaçlar tek başına insülin direnci ile baş edemez.

    • Şeker vücudumuza nasıl zarar veriyor?

    Şeker hücreler için primer enerji kaynağıdır. Şekerin dokular tarafından alınıp kullanılamaması ve kanda belli bir seviyenin üzerine çıkması vücutta adeta bir zehir gibi etki gösterir. Yakıt olarak kullanacakları glukoz (şeker) hücre içine alınamayınca yeterince beslenemez, hücre ve dokular temel fonksiyonlarını göremezler. Ayrıca şekerin ortamda yüksek olması da tahribata direk katkıda bulunur. Böylece nerdeyse tüm dokularda kronik bir hasar süreci başlar.

    • Sizce gelecekte şeker, sigara gibi yasaklanır mı? Bu konuda görüşünüz nedir?

    Sigara baştan sona sadece zarar olan bir alışkanlıktır. Şeker için ise azı karar, çoğu zarar daha uygun bir tabir. Bu pencereden bakılırsa sigara ile eşdeğer tutamayız. Ama insanlardaki obezite, diyabet ve hipertansiyon sıklığındaki artışa bakacak olursak basit çay şekeri gibi glisemik indeksi yüksek gıdaların kullanımının kısıtlanmasının işe yarayacağı kesin.

    • Bize nasıl bir beslenme programı önerirsiniz?

    Sağlıklı bir beslenme programında basit çay şekeri içeren tüm gıdalar, hazır meyve suyu ve içecekler, işlenmiş yiyecek maddeleri (işlenmiş et ve et ürünleri dahil), beyaz unla yapılan hamurişiler, hazır gıdalar yer bulamaz. Doymuş yağ oranı yüksek besinler yerine çoklu doymamış yağ içerenler tercih edilmelidir (tereyağı yerine sıvı zeytin yağı gibi). Ne tüketilirse tüketilsin miktarı azaltılmalıdır. Örneğin ceviz faydalı diye miktarını abartırsak tüketemediğimiz fazla kalori alımı nedeniyle kilo veremeyiz. Yemekleri lezzetli pişirmek yerine sağlıklı pişirme yolları seçilmelidir. Kızartma sebze yerine, çiğ ya da haşlanmışı tercih etmek, yemeklere daha az tuz, yağ, baharat katmak, beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği yemek, meyve suyu yerine su ve meyve tüketmek kalori alımını azaltmak için bazı ipuçları olabilir. Sadece bir tür gıda ile beslenerek yapılan zayıflama programları doğru değildir. Bazı vitamin, element eksikliklerine davetiye çıkarırlar. Sağlıklı besinlerden azar azar tüketmek daha uygun bir beslenme şekli olur. Her öğünde salata ve az yağlı yoğurt olmalı, öğün öncesi ve esnasında su içmekten kaçınmamalıdır. Yemekleri büyük kaplarla değil yiyeceğimiz kadarını sofraya getirmeli, hızlı yemek yerine, lokmaları çok çiğneyip yavaş yavaş yemek yenmelidir.

    o Nelerden kaçınalım, neler yemeye ve içmeye son verelim?:

    o Nelere soframızda yer açalım:

    • Günde ne sıklıkta ve ne aralıklarla yemek yemek doğru?

    İnsülin direnci olan insanlar çabuk acıktıkları için sık küçük öğünler şeklinde ve glisemik indeksi düşük besinlerle beslenmeleri uygun olur. Üç ana üç de ara öğün yapılabilir. Ancak insülin direnci olmayan normal insanlar için bu yemek tarzını önermiyoruz. Üç öğün, ki bu öğünlerden biri meyve öğünü olabilir, sağlıklı beslenmek için tercih edilebilir. Örnek olarak, sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam meyve öğünü (1-2 porsiyon meyve). Bizim toplumumuzda akşam yemeğinin yeri biraz daha farklı olduğu için, akşam yemeği biraz hafif tutulmak şartıyla öğle ile akşam yer değiştirilebilir. Beslenme programı yaparken kişinin yaşantısı, işi, alışkanlıkları, kilosu, insülin direnci durumu gibi birçok faktöre bakmak gerekir, yani beslenme programı kişiye özgü olmalıdır. Herkese aynı diyet programı öneriliyorsa bunun başarı şansı yüksek değildir.

    • Spor ile insülin direnci arasında nasıl bir bağ var?

    Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran en önemli faktörlerdir. Düzenli ve etkili spor yapanlarda insülin direnci, çok nadir genetik hastalıklar dışında olmaz. Spor yaparken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar da vardır. Yeterli kalp hızı artışına erişilmeli, hareketler arasında gereğinden fazla mola verip vücudu soğutmamalı, kişiye uygun spor yapılmalıdır. Beslenmede olduğu gibi egzersiz de kişiye özgü olmalıdır.

  • Karşılanmamış enerji fazlalığı: obezite kansere neden olur mu?

    Karşılanmamış enerji fazlalığı: obezite kansere neden olur mu?

    Günümüzde kansere neden olma kapasitesine en çok sahip çevresel faktör sigaradır, sonra ise obezite gelmektedir. Fakat 2020 yılına gelindiğinde obezitenin tüm dünyada birincil kanser etkeni olacağı tahmin edilmektedir.

    Uzun yıllardır yapılan çalışmalar bireylerde aşırı kilo alımı ile birlikte vücudumuzda bazı istenmeyen ve kanseri tetikleyen maddelerin düzeyinde artış olduğunu kanıtlamıştır. Bu maddeler bazı hormonlar olabileceği gibi sitokin olarak adlandırılan hücre uyarıcılar da olabilmektedir. İnsülin benzeri büyüme faktörü, estrojen, testosteron bunlara örnek olarak verilebilir. Bu maddelerin uzun süreli artışı vücutta kronik iltihabi durumu tetiklemekte ve kanser oluşum sürecini başlatmaktadır. Karın bölgesinde yağlanma, bir başka deyişle bel kalça oranının artması kanser süreci ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle bu oranın ideal düzeyde olması sağlıklı bireyler için bir hedef olmalıdır.

    Aşırı kilolu yani obez olmak kansere bağlı yaşam kaybına yaklaşık % 20 oranında katkı sağlamaktadır. Aşırı kilolu olmanın erkelerde kolon ve rektum (kalın barsak), böbrek ve özofagus (yemek borusu) kanseri ve pankreas kanseri dahil birçok kanser gelişiminde riski arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca safra kesesi ve karaciğerde kanser gelişme riskini arttırabilir ve hodgkin dışı lenfoma, multipl miyelom, ve prostat kanseri riskinde etkin rol oynayabilir.

    Son yapılan çalışmalara göre obez olan bayanlarda kanser görülme ihtimali normal kilolu olanlara göre %40 daha fazladır. Bayanlarda obezite ilişkili kanserler bağırsak, mesane, rahim, böbrek, pankreas, yemek borusu ve özellikle menapoz sonrası görülen meme kanserleridir.

    Çok sayıda klinik araştırma kanser ve dengesiz beslenme üzerine odaklanmıştır. Kilolu olan bireylerin düzenli beslenme ve egzersiz sonucu zayıflaması ile kanser risklerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Kilo artışı ile kanser ilişkisinde suçlanan en önemli mekanizma insülin direnci ve insülin benzeri maddenin aşırı salınmasıdır. Kilo veren ve sağlıklı yaşama adım atan bireylerde bu mekanizma tersine dönmektedir. Yaşamsal risk taşıyan birçok hastalığı tetiklediği bilinen aşırı kilo veya obezitenin önüne geçmek için kişilerin kilo vermesi için cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

    Beslenme şekliniz ve ne yediğinize dikkat etmeniz hem vücudunuzun gerekli mineral ve vitaminleri almasını sağlayacak hem de aşırı kilo almanızı önleyerek obezitenin önüne geçecektir. Doğal sebze, meyve ve tam tahıllı gıda ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Tükettiğiniz yiyeceklerin dondurulmuş, aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ya da katkı maddeli olmaması önemlidir. Öğünlerinizi kaçırmayın ve üç öğün beslenmeye dikkat edin. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlamayarak hem kendinize bir iyilik yapın hem de çocuğunuza iyi bir örnek olun. Kırmızı eti yakmadan pişirerek kanserojen maddelerin sağlığınıza zarar vermesini engelleyin ve haftada bir kez et tüketmeye dikkat edin. Yine haftada 2-3 kere balık yemeniz ve tavuk eti tüketmeniz omega-3 ve vitamin ihtiyacınızı gidermenize katkı sağlayacaktır.

    Düzenli ve sağlıklı beslenen çocuklarınız aşırı kilo almayacaktır. Abur cubur, çikolata, cips, yağ ve şeker içeren yiyecek ve içecekleri tüketirken kısıtlama getirin. Mümkünse organik bolca doğal meyve, sebze ve belli oranlarda et, tavuk ve balık tüketmelerini sağlayın. Aşırı kilo alan çocuklarda hastalıkların gelişme riski daha fazladır. Aşırı kilolu yetişkinlerde de kanser gelişme riskinin yüksek olduğu unutulmaması gereken önemli bir noktadır. Öyleyse, her yaşta sağlıklı kiloda kalmaya dikkat etmek gerekir.

  • Yavaş yemek yemek nasıl kilo kaybettirir?

    Yavaş yemek yemek nasıl kilo kaybettirir?

    Çok hızlı yemek yemek kilo almanıza neden olabilir.

    Hızlı yemek yediklerini söyleyen insanlar yavaş yiyenlere nazaran daha kiloludur. Hızlı yemek yiyenler yavaş yiyenlere nazaran yaklaşık % 115 oranında daha fazla obezite riskine sahiptir.

    Yapılan bir araştırmada 4.000’in üzerinde orta yaşta kadın ve erkeğin yiyecekleri ne hızda tükettiği sorgulanmıştır. ‘’Çok hızlı’’ yemek yediklerini söyleyenlerin daha fazla kilo alma eğiliminde oldukları ve en fazla kiloyu 20 yaşına kadar ki dönemde aldıkları görülmüştür.

    Başka bir araştırmada 529 erkek 8 yıldan fazla gözlenerek kilo değişiklikleri incelenmiştir. Sonuçlar “hızlı” yemek yiyenlerin “yavaş” veya “orta hızda” yemek yiyenlere nazaran iki kat daha fazla kilo aldığını ortaya koymuştur.

    Yavaş yemek yemek daha az besin tüketmenize yardımcı olur.

    İştahınız ve aldığınız kalori büyük ölçüde hormonlar tarafından kontrol edilmektedir.

    Normalde yemek yedikten sonra mide, açlığı kontrol eden girelin hormonunu baskılar. Ayrıca açlık önleyici kolesistokinin hormonu, peptit YY ve glukagon benzeri peptit-1 hormonlarını serbest bırakır.

    Bu hormonlar beyine mesaj ileterek yemek yediğinizi ve besinlerin sindirildiğini haber verir. Bu da iştahınızı azaltır, tokluk hissi verir ve yemek yemenizi durdurmaya yardımcı olur. İlginç bir şekilde bu işlem 20 dakika kadar sürer, işlemin yavaşlaması beyninizin bu sinyalleri alacağı zamanı verecektir.

    Yavaş yemek yemek tokluk hormonlarını artırabilir.

    Çok hızlı yemek yemek, beynin tokluk sinyallerini alacak vakti bulmasını engellediği için çoğunlukla fazla besin tüketilmesine yol açar. Buna ek olarak yavaş yemek yenildiğinde daha az besin tüketildiği görülmüştür. Bu kısmen, yemek aceleyle yenmediğinde ortaya çıkan açlık önleyici hormonların seviyesindeki artışa bağlıdır.

    Yapılan bir araştırmada, normal kiloda olan sağlıklı 17 kişiye iki farklı durumda 300 ml. dondurma yedirilmiştir. Birinde her bir katılımcı dondurmayı 5 dakikada tüketirken, diğerinde katılımcılar dondurmayı 30 dakikaya geçen bir süre boyunca yavaş yavaş yemişlerdir.

    Yapılan bir araştırmada, normal kiloda olan sağlıklı 17 kişiye iki farklı durumda 300 ml. dondurma yedirilmiştir. Birinde her bir katılımcı dondurmayı 5 dakikada tüketirken, diğerinde katılımcılar dondurmayı 30 dakikaya geçen bir süre boyunca yavaş yavaş yemişlerdir.

    Araştırmada kilolu ve obez diyabet hastalarında bu süre ve yavaş yemek tokluk hormonlarını artırmamıştır. Ancak tokluk hissi ve tatmin derecesi önemli ölçüde artmıştır.

    Başka araştırmalar 9-17 yaşları arasında olan obez gençlerin yemeklerini yavaş yediklerinde tokluk hormon seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermiştir.

    Yavaş yemek daha az kalori alınmasını sağlayabilir.

    Bir araştırma, öğlen yemeklerini farklı hızlarda yiyen normal kilolu ve fazla kilolu kişileri gözlemlemiştir. Normal kilolu grupta fark daha büyük olsa da, her iki grup yavaş yediklerinde daha az kalori harcamıştır. Ayrıca tüm katılımcılar yavaş yediklerinde kendilerini daha tok hissetmişler ve yavaş yenen yemekten 60 dakika sonra daha az acıkmışlardır.

    Daha az kalori almak zaman içinde kilo kaybını sağlayacaktır.

    Yavaş yemek yemenin yolu çiğnemekten geçer. Yavaş yemek yemek için besini yutmadan önce çok çiğnemelisiniz. Bu kalori alımını azaltabilir ve kilo kaybına yardımcı olabilir.

    Gerçekten de bazı araştırmalar kilo problemi olan kişilerin normal kiloda olan kişilere nazaran yiyecekleri daha az çiğnediklerini tespit etmiştir.

    Bir araştırmada 45 kişiye farklı oranda çiğnemesi (normal, normalden 1.5 kat fazla ve normalden iki kat fazla) söylenerek doyana kadar pizza yedirilmiştir. Alınan ortalama kalori, normalden 1.5 kat fazla çiğneyen kişilerde 9.5% oranında, normalden iki kat fazla çiğneyen kişilerde ise yaklaşık 15% oranında azalmıştır.

    Başka bir araştırma ısırılan her lokmanın çiğneme sayısının 15’den 40’a kadar artırılmasının kalori alımını azalttığını ve tokluk hormon seviyesini yükselttiğini göstermiştir.

    Ancak çiğnemeye bir sınır koyarak yemeğinizden zevk almanız mümkündür. Yapılan bir araştırma ısırılan her lokmayı 30 saniye çiğnemenin, sonrasında atıştırmayı azalttığı ancak aynı zamanda yemekten zevk alınamadığını göstermiştir.

    Besinleri çiğneyerek yemek yeme hızınızı düşürebilir ve aldığınız kaloriyi azaltarak kilo vermenizi sağlayabilir.

    Yavaş yemek yemenin diğer faydaları

    Yavaş yemek ve besinleri çiğnemek tokluk hissini artırır ve kilo vermenize yardımcı olur.

    -Yemekten daha fazla zevk almanızı sağlar.

    -Sindirimi artırır.

    -Besinlerin emilimini artırır.

    -Diş sağlığına katkıda bulunur.

    -Daha sakin ve kontrollü olmanıza yardımcı olur.

    -Stresi azaltır.

    Daha yavaş nasıl yemek yeriz ve kilo veririz?

    Yavaş yemek yemenize yardımcı olacak bazı tavsiyeler:

    Aşırı aç kalmayın; Çok aç olduğunuzda yavaş yemek zordur. Aşırı acıkmayı önlemek için elinizin altında sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun.

    Daha çok çiğneyin; Isırdığınız yiyeceği ne kadar çiğnediğinizi sayın ve bu sayıyı ikiye katlayın. Ne kadar az çiğnediğinizi görünce şaşırabilirsiniz. Yemek yerken çatal, bıçak ve kaşığı masaya bırakın, ısırdığınız her lokmadan sonra çatalı masaya bırakmanız yavaş yemenize yardımcı olacak, her lokmada yemeğin tadına varmanızı sağlayacaktır.

    Çiğnenmesi gereken yiyecekler tüketin: Sebze, meyve ve çerez gibi çokça çiğnenmesi gereken lifli besinler tüketin. Lifli yiyecekler aynı zamanda kilo vermenize de yardımcı olabilir.

    Bol su için; Yemeklerde bol su ve kalorisiz içecekler tüketin.

    Zaman ayarlayıcı kullanın; Mutfakta zaman ayarlayıcısını (fırın zaman ayarlayıcısı yardımcı olabilir) 20 dakikaya ayarlayın ve bu süre bitmeden yemeğinizi bitirmeyin.

    Yemek boyunca yavaş, sabit bir hızı hedefleyin; Yemek yerken dikkatinizi dağıtacak elektronik aletleri kapatın: Yemek yerken TV seyretmekten kaçının. Eğer seyretmeniz gerekiyorsa 20-30 dakikalık bir program seçin ve bu süre boyunca yemeğinizi yiyin.

    Derin nefesler alın; Eğer yemek yemeye hızlı başladıysanız, derin nefesler alın. Bu hareket tekrar odaklanmanıza yardımcı olacak ve sizi yavaşlatacaktır.

    Dikkatli yeme tekniklerini uygulayın; Dikkatli yeme teknikleri ne yediğinize daha çok dikkat etmenizi sağlar ve aşırı yeme isteğini kontrol altına almanıza yardımcı olur.

    Sabırlı olun; Değişim zaman alır. Yeni bir davranış şeklinin alışkanlık haline gelmesi yaklaşık 66 gün sürer. Sabırlı olmanız halinde yavaş yemek alışkanlık haline gelecektir.

    Yavaş yeyin ve yemeğin tadını çıkarın!

    Hızlı yemek kilo almanıza ve yemeğin tadını çıkaramamanıza neden olabilir. Bunun yanında yavaşlayarak tokluk hissini artırabilir ve kilo verebilirsiniz. Ayrıca yavaş yemek sağlığınıza birçok fayda sağladığı gibi yaşam kalitenizi de arttıracaktır.

    Kısaca yemek önünüze geldiğinde ağırdan alın ve ısırdığınız her bir lokmanın keyfini çıkarın.