Etiket: Kilo

  • Gebelikte Kilo Alımı

    Gebelikte Kilo Alımı

    Gebenin ilk muayenesinde kilo ve boy ölçüsü, tansiyonu değerlendirilmektedir. Kan ve idrar tahlilleri ile böbrek ve şeker hastalığı olup olmadığı tespit edilir. Gebelikte ideal kilo alımının ortalama 10 – 12 kg. olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu oran annenin gebe kalmadan önceki kilosuyla da ilişkilidir. İlk 24 hafta ayda bir kilo, son 16 hafta içinde ortalama ayda 1,5 kg. alınması tavsiye edilir. Çok fazla kilo alımları hipertansiyon ve gebelik diyabetinin gelişmesine neden olabilir. Çok fazla kilo alan gebelerde normal gebelik krampları daha fazla görülebilir. Fazla kilodan dolayı gebelik diyabeti ve hipertansiyon görülürse, doktor özel bir diyet uygulayabilir.

    Gebelik öncesi ideal kilonun altında olan gebelerin daha fazla kilo lamya gereksinimleri olabilir. Annenin, gebelikten önceki kilosu ve gebelikte aldığı kilo bebeğin ağırlığını doğrudan etkilemektedir. Gebelikte alınan kilonun idealin altında olması bebeğin erken doğmasına, bebek ölümlerine ya da düşük kilolu bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir. Ancak diyabetli bir annenin bebeği çok kilolu doğabilir. Bu gebelikte alınan kilo ile ilgisi yoktur. Bazen anne gebelikte çok kilo alıp, bebeği düşük kilolu olabilir. Bu durumda genellikle annenin bebeği besleme problemi olabilir. Annenin yüksek tansiyonu, damar hastalığı ya da bebeğin bir enfeksiyon geçirmesi ya da bilinmeyen bir neden buna neden olabilir. Böyle durumlar mutlaka doktor kontrolünde olmayı gerektirir. Bununla birlikte düşük kilolu bir bebeğin sağlıklı olması, düşük kilolu olmasının bir sakıncası olmadığını ortaya koyar.

    Anne gebelikte normal kilo almasına rağmen bebekte gelişim bozukluğu tespit edilirse, bebeği önce bir perinatolog görmelidir. Bebekte problem yoksa anne tekrar ele alınmalıdır. Bebekte gelişme geriliği varsa, yaşayacak duruma geldiğinde sezaryenle çıkarılıp gelişmesine dışarıda tamamlaması sağlanabilir.

    Gebelikte bedende su artışı olmaktadır. Rahim 50 – 60 gr. büyümektedir. Plasenta 500 gr.dır. Plasenta içinde belli bir su ağırlığında bebek yaşıyor. Anne doğum yaptığında yaklaşık 5 kg. doğumda vermektedir. Loğusalık döneminde bedendeki değişikliklerin çoğunun normal düzeye dönmesi, bedendeki suyun çekilmesi gebelerin aldığı kilolarının büyük kısmını geri vermesine yardımcı olmaktadır. Eski kilolarına dönemeyen anneler de diyetlerine ve egzersizlerine biraz dikkat ederek kilo verebilmektedirler. Ancak loğusalık ve emzirme döneminde annelerin normalden 500 kalori fazla almaya gereksinimleri vardır. Bu durumda iken annelerin diyet yapmalarından çok yağ, protein, karbonhidrat olarak dengeli beslenmeye dikkat etmeleri daha önemlidir. Bunların yanı sıra doktor kontrolünde ekstra mineral, demir, kalsiyum, folik asit alması gerekmektedir.

  • Diyet ve diyetisyen

    Kilo sorunu olan bireylerin fazla kilolarından kurtulmak, estetik bir görüntüye ulaşmak ve sağlık açısından yeterli kiloya inmek isteyenler için uygulanılan beslenme programlarına verilen genel addır. Diyet sadece kilolu insanların uyguladığı bir program değildir genelde tansiyon hastaları ve şeker hastaları gibi tatlı, tuzlu dengesini koruması gerekn kişiler içinde özel diyet programları hazırlanmaktadır. Diyet programları kişinin belirleyeceği birşey değildir. Bunun için bir doktordan veya uzman bir görüşten görüşleri alınmalı ve onların verdiği programlara göre hareket edilmelidir.

    Eğitimli bir diyetisyenin görevi beslenme psikolojisi, besinlerin biyolojik bağlantıları ve besinlerin değeri hakkında bilgi vermektir. Aynı zamanda müşterisini, yemek alışkanlıkları, yaşam standardı, beden bilinci ve spor hakkında da bilinçlendirmelidir. Bir diyetisyene ihtiyaç duyarsanız ise dikkat edilmesi gereken tek bir nokta vardır. Diyetisyenin size kimin tarafından önerildiği ve ortamının ciddi bir sağlık kurumunda olmasıdır.

    Bir diyetisyen obeziteye eğilimli insanlara onların yeme alışkanlıklarını ve neden yediklerini öğrenerek ona yardımcı olur. Bu şekilde aşırı kilolu insanlara doğru ve kişiye özel bir diyet programı hazırlayarak, sağlıklı bir şekilde kilo vermesine yardımcı olur. Bunun yanı sıra anne adaylarına hamilelik süresince nasıl beslenmeleri gerektiğini açıklar.

    Anneye bu sürede dikkat etmesi gereken gıdaları, bebek ve kendisi için gerekli olan besinleri almasına yardımcı olur. Aynı zamanda da bu dönem içerisinde hangi sportif faaliyetlerde bulunabileceği bilgisini verir. Sporcularda ise hangi sporu icra ediyorsa, ona özel bir diyet planı hazırlar.

  • Gebeliğim Boyunca Ne Kadar Kilo Almalıyım?

    Gebeliğim Boyunca Ne Kadar Kilo Almalıyım?

    Hamilelikte almayı beklediğiniz kiloların miktarı hamilelik öncesi sahip olduğunuz kilo miktarına

    bağlıdır. Örneğin, hamilelik öncesi normal bir kiloya sahipseniz (vücut kitle indeksi 18.5 – 24.9)

    almanız gereken 10-12 kilodur. Eğer hamilelik öncesi vücut kitle indeksiniz 20’nin altındaysa yani

    zayıf kabul edilen gruptaysanız hamileliğinizde normal kilolu olanlara göre daha fazla kilo almanız

    önerilir. Bu durumda tüm hamilelik süresince 13-18 kilo arasında almanız idealdir. İkinci

    trimesterdan başlayarak haftada 400-600 gram almalısınız. Hamile kalmadan önce fazla

    kiloluysanız (VKI = 26-29) bu durumda tüm hamileliğinizde 7-11.5 kilo arasında almanızı

    öneriririz. Eğer aşırı obez kabul edilen ve vücut kitle indeksi 30’dan büyük bir gebeyseniz bu

    durumda tüm gebelik boyunca 7 kilodan fazla almamanız gerekir.

    İlk 3 aylık dönemde bazı gebelerde çok yoğun bulantı olabilir ve bu yüzden yemek yenilemediği

    için kilo alınamama hatta kilo verme gibi durumlar yaşanabilir. Endişe edilecek durum yoktur. İlk

    3 ay minimum kilo alımı veya durması normaldir. Hızlı kilo kaybı ve kusmalarda doktor

    kontrolünde olmak önemlidir, riskli durumlarda doktor yatarak tedavi de uygulayabilmektedir. 4-6

    ay arası artık çocuk büyümeye başlar, bu yüzden haftda ortalama 400 gram kilo alımı normaldir. 6-

    9 ay arası bebeğin en fazla kilo aldığı ve hızla annenin kilo alacağı dönem olduğu için alınması

    planlanan kilonun 2/3′ ü bu dönemde alınmalıdır.

    Hamilelik süresince kilo alımı şu şekilde olmalıdır;

    Gebeliğin ilk 3 ayında 0.5-1 kilo

    Gebeliğin 4-5-6. aylarında birer kilo

    Gebeliğin 7-8-9. aylarında ikişer kilo almanızı öneririz. 1 ay içinde 3 kg’dan fazla ağırlık artışı

    olan anne adayları beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeli, gerekiyorsa bir uzmana

    başvurulmalıdır. Hamilelik süresince ağırlığın takibi çok önemlidir.

    Amerikalı bilim adamları tarafından 40 binden fazla kadın ve bebekleri üzerinde yapılan ve

    sonuçları Obstetrics & Gynecology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre gebelikleri sırasında 18

    kg’ın üstünde kilo alan kadınların iri bebek doğurma olasılığı, bundan daha az kilo alanlara göre

    yaklaşık iki kat fazla olmaktadır. Bebeğin iri olması daha fazla doğum travmasına yol açarak

    yenidoğanda bir takım problemlere, hatta ölüme neden olabilir. Gebelik esnasında aşırı kilo alımı

    ve şişmanlık durumlarında; yüksek tansiyona daha sık rastlanır. Ayrıca doğumda daha sık

    problemlere ve doğum sonu annede aşırı kilo retansiyonu ve obeziteye sebep olabilir.

    Son dönemlerde yeni trendlere kapılıp, uygunsuz sıkı diyetler yaparak alması gerekenden daha az

    kilo alanlarda ise erken doğum eylemi, bebeklerinde gelişme geriliği daha sık gözlenmektedir.

    Sonuç olarak almanız gereken kilo sağlık durumunuz, kilonuz ve bebeğin durumu gibi faktörlere

    göre değişiklikler gösterebilir. Önemli olan gebelikte uygun miktarda ve düzenli şekilde kilo alarak

    doğuma normal bir kiloda girmek ve doğumdan sonra da yavaş yavaş doğru şekilde bu kiloları

    vererek eski formunuza kavuşmaktır.

  • Doğurganlık – Fertilite

    Doğurganlık – Fertilite

    Kadınlarda doğurganlık, gebe kalabilme ve bebek sahibi olabilmektir. Bir kadında doğurganlık13 yaş civarında adetlerin başlamasıyla başlar ve genellikle bu 45 yaş civarında sonlanır. Fakat potansiyel olarak doğurganlık yaklaşık 51 yaş civarına dek yani menapoza kadar sürer.

    Kız çocuğunun anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 6-7 milyondur, bu sayı doğumda 1-2 milyona düşer, çocukluk çağında yavaş yavaş azalarak ergenlik döneminden itibaren ayda bir yumurta yumurtlamak suretiyle bu azalma menopoza kadar aylık ortalama 350-400 yumurta harcayarak devam eder. Bu yumurtalar  yumurtalıklar içerisinde follikül denen içi sıvı ile dolu boşluklarda saklanırlar. Küçük kız doğurganlık çağına girdiğinde aylık menstrual sikluslar (adet) başlar. Her siklus sırasında yumurtalık bir yumurta geliştirir. Nadiren birden çokta olabilir. Bu yumurta erkekten gelen sperm hücresi ile birleşirse gebelik oluşur.

    Yumurta hücresinin gelişimi beyinde hipotalamus ve hipofiz denen bölgelerden ve yumurtalıklardan  salgılanan bazı hormonların ve kimyasalların ince dengesine bağlıdır.

    Erkekte doğurganlık. Kadını hamile bırakabilme yetisi anlamına gelir. Bunu sağlayabilmek için. Erkeğin üreme sisteminin sperm üretebilme ve depolayabilmesi ayrıca depolanan  bu spermlerin vucut dışına taşınabilmesi gereklidir. 

    Kadının hayatı boyunca üreteceği yumurta hücreleriyle doğmasına karşın erkek hayatı boyunca sürekli yeni sperm üretebilme yeteneğine sahiptir. Erkek. Puberteye  eriştikten sonra . sperm depoları yaklaşık her 72 günde bir yenilenmektedir.

    Fertilizasyon: Sperm ve ovumun birleşmek üzere biraraya gelmesi

    Konsepsiyon:  Gebeliğin oluşması (döllenme)

    Gebelik: Ovum ve spermin birleşmesinden sonra. Kadın üreme sisteminde embriyo veya fetusun gelişmesi.

    İnsanlar hayata tek bir hücre, döllenmiş yumurta ya da zigot olarak başlarlar. Bu hücrelerin herbirinin çekirdekciklerinde DNA  denilen (deoxyribonucleic acid) ve biraraya gelerek genleri oluşturan bilgi kodları vardır. Bu genler’de kromozomlar olarak adlandırılan yapıları oluştururlar.

    Bir insan zigotu 23 çiftten oluşan 46 adet kromozom içerir. Bunların yarısı babadan diğer yarısı ise anneden gelir.

    DNA bilgi ile depolu olması yanında kendini kopyalama yeteneğine de sahiptir. Bu kopyalama yeteneği olmaksızın hücreler çoğalamazlar ve bilgileri kuşaklar boyunca iletemezler.

    Sigara

    Sigara kadınlarda fertiliteyi düşürebilir. Pasif içicilik de aynı şekilde etki eder.  Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor. Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

    Erkeklerde de sigara içmekle sperm kalitesinin düşüşü arasindaki bağ gösterilmiş olup bunun fertilite üzerindeki etkisi henüz çok açık değildir.  Sigaranin bırakılmasının genel olarak sağlık kalitesini yükselteceği açıktır.

    Eğer sigara kullanıyorsanız, tüm yaşantınız ve üreme sağlığınız için bırakmanızı öneririz.

    Stres

    Stresin infertilite üzerine etkisi belirgindir. Örneğin stres nedeniyle kadında anovulasyon (yumurtlamanın oluşmaması) olabilir. Çok açıktır ki  Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

    Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. Diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor.

    Tedavi süresince merkezimizde psikoloğumuzdan bu konuda destek almanız bu stresi yenmekte önemli katkı sağlayacaktır. Yapılan çalışmalar, stresi azaltmanın başarı şansınızı artırabileceğini göstermiştir.

    Kafein

    Yapılan çalışmalar günlük kafein alımının   günde 50mg’ın altında tutulması gerektiğini göstermiştir. Böylece kafeinin gebelik şansını düşürücü etkisinden kaçınılabilir.  Kafein, kahve, kola. çay ve çikolatada değişik miktarlarda bulunmaktadır.

    Kilo

    Kadının kilosunun boyu ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için ‘vücut kitle indeksi (BMI)’ kullanılır. Bir kadının BMI’sı 20-24 arasındaysa normal, 25-29 arasındaysa kilolu, 30-39 arasındaysa yüksek kilolu, 40 ve üzerindeyse aşırı kilolu olarak değerlendirilir.

    Vücut-kütle indeksi (BMI) 30’un üzerinde olan bayanlara kilo vermeleri gebelik şansını artıracağı gibi  gebe kalınması durumunda oluşacak aşırı kiloların sebep olduğu kilolu bebek doğurma, zor doğum ve sezeryanla doğuma gerek duyulma eğilimi gibi olumsuzluklar da önlenmektedir.

    Bunun yanısıra kilonun aşırı düşük oluşu da doğurganlığı olumsuz etkileyen faktörlerdendir. BMI’I 20nin altında olan bayanlarda menstrual siklus bozulabilmekte hatta bazı beslenme bozuklukları ve aşırı egzersiz ile oluşan ileri derecede kilo kayıplarında adetler tamamıyla kaybolmaktadır. Yapılan çalışmalar, düşük kilolu kadınların, ortalama 2.700 ila 3.600 kg aldıktan sonra yarısından fazlasınınkendiliğinden gebe kaldıklarını göstermiştir.

    Vitamin Desteği

    Yapılan çalışmalar, gebelik oluşmadan önce folik asit kullanımının, bebeklerde nöral tüp defekti görülme olasılığını neredeyse %50 azalttığını göstermiştir. Bu nedenle Gebe kalmayı planlayan kadınların Gebelikten 1-2 ay önce her gün en az 0.4 mg folik asit almalarını tavsiye ediyoruz.

    Marul, avocado. dere otu, ceviz, badem, brokoli, bezelye, ıspanak, kavun, , muz, portakal, lahana, yeşil biber, unlu mamuller ve ekmek çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Yeterli folik asit alındığından emin olamıyorsanız, folik asit içeren multivitamin preparatlarını kullanabilirsiniz.

    Cinsel İlişki Planı

    Yirmisekiz günde adet gören bir hasta için ortalama yumurtlama günü 14. gün, 30 günde bir adet gören hasta için 16. gündür. Yani yumurtlama sonrası dönem sabit olup, genellikle 14 gündür. Bu nedenle yumurtlama dönemi düzenli adet gören hastalarda iki adet arası dönemden 14 çıkarılarak bulunabilir. Ancak yumurtlama günü +/- 3 gün değişiklik gösterebilir. Bu nedenle gebelik şansını artırmak için aktif cinsel ilişki dönemi uzatılmalıdır. Düzenli ve 28 günde bir adet gören hastalarda adetin 10-17 günlerinde (kanamanın 1.gününden saymak gerekir) iki günde bir ilişkide bulunulduğu takdirde sorun yoksa 6 ayın sonuunda çiftlerin %75’i gebe kalır.

  • Gebelikte ve sonrasında cilt ve vücut bakımı

    Hamilelerde en sık rastlanan sorunlar ciltte lekelenme (bknz. hiperpigmentasyon), kılcal damarlarda belirginleşme, vücutta kilo alımı ile paralel olabilen çatlaklar, cilt sarkmaları, varisler veya dolaşım problemleri olmaktadır.

    Hamilelik sırasında vücut bebek ve anne için kendinde bir takım değişiklikler yapmak zorundadır. Bu sırada kan dolaşımı hızlanmakta ilk 3 ayda bile 1-1.5 litre kan hacminde artma olmaktadır. Bu da hamilelerde baş dönmesi olarak ve bazen de çarpıntı şikayetleriyle kendini belli eder. Dolaşımın hızlanması ciltte bazen flushing dediğimiz kızarma ataklarını tetikleyebilir, ancak geçicidir. 8-9. haftalara doğru artan hormonlarla doğrudan ilişkili olarak akne benzeri sivilcelerde artma olabilir, çoğunlukla bu da geçicidir.

    Hamilelik süresince değişen hormonlara bağlı olarak genetik olarak yatkın olan kişilerde vücutta tuz tutulumuna bağlı olarak ödem olabilmekte bu da selülitli görünüme neden olmaktadır. Selülülitin tedavisi için ilk 3 aydan sonra bazı peeling etkili ürünler ile duşta lifle masaj yapılabilir, içilen su oranının arttırmak ve yürüyüş yapmak iyi gelecektir.

    Bu dönemde ister istemez kilo alınmaktadır. Ancak hamilelik bir hastalık değildir, kontrollü olarak kilo almak uygundur. Şayet hamilelik sırasında herhangi bir sorun varsa ve dinlenmek önerilmişse çaresiz istemediğimiz kadar kilo alabiliriz. Bu durumda ciltte aşırı gerilmeler yüzünden çatlaklar ve sarkmalar ortaya çıkabilmektedir.

    Çatlakların oluşmasında en önemli rol genetik yapımızdadır. Çünkü fazla kilo almadığı halde çatlak sorunu olan kadınlarımız da vardır. Ancak alabileceğimiz önlemler arasında yine cilde uygulanan masajın önemi büyüktür. Çünkü bu sayede hücrelerin uyarılmasıyla kollajen liflerin sentezlenmesi tetiklenebilmektedir. Banyolar sırasında sürülen badem yağlarından faydalanılabilir, ilk 3 aydan sonra çatlak oluşumu önleyici kremlere başlayabiliriz.

    Özet olarak hamilelik sırasında alınabilecek önlemler;

    Sabahları mutlaka güneş koruyucu içerikli bir krem sürmek (melasma açısından)

    Bol sıvı tüketmek

    Yeterli uyku almak

    Düzenli yürüyüş

    Duşlar sırasında bacaklara lif uygulamak

    Her gün karın ve basen bölgesine nemlendirici krem sürmek

    Akşamları ayakları dinlendirmek, dolaşıma iyi gelebilecek önlemler almak

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    Ergenlerin canını sıkan sorunlardan biridir. Toplumda görülme sıklığı genel olarak %6-8 civarındadır. Başlatıcı faktör veya faktörler henüz tam olarak anlaşılamamakla beraber genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış bir hastalık olarak değerlendirilebilir. PKOS lu kadınların anne ve kızkardeşlerinde de benzer bulgular sıklıkla vardır. Dolayısıyla aile öyküsü tanı koymakta çok yardımcıdır. Adet düzensizliği ( 35 günden daha seyrek adet görme veya yılda 10’ dan daha az adet görme şeklinde), tüylenme, sivilcelenme, yağlı cilt yapısı  ve saç dökülmesi ile kendini gösterir.  Hastalığın hala herkes tarafından kabul edilen tam ve tek tip bir tanımı mevcut değildir. Yakınma ve bulguları kişiden kişiye çok farklılık gösterir ve zaman içinde değişime uğrar. Bütün bulgulara sahip hastalar olabileceği gibi bulgulardan sadece birini içeren hastalar da olabilir. Erken yaşlarda daha çok adet düzensizliği ile fark edilirken,  daha ileri yaşlarda tüylenme ve çocuk sahibi olamama ön plana çıkar. Bununla birlikte, hastalık etnik kökenlere göre de farklı seyir gösterebilir. Örneğin  siyah kadınlarda tüylenme artışı beyaz kadınlardan daha sıktır. Hastalığın bulguları genç kızlık ve ergenlik döneminde pik yapar ve 40 yaş sonrası etkisini giderek kaybeder. Bu sebeple sıklıkla ergenlik döneminde tanı konur. 
     

    Hastalar sıklıkla kiloludur. ( %40-60) Kilo sorunu olan bayanların mutlaka araştırılması gereklidir. Obezite (şişmanlık) vücut kitle indexi ile hesaplanabilir. (Vücut kitle indeksi vücut ağırlığın (kg) boyun (metre) karesine bölünmesi ile elde edilir. 30 un üzeri obezite kabul edilir) Normal vücut ağırlığına sahip PKOS hastalarında da ağırlık yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre bel çevresi  ve bel/kalça oranı artmıştır. PKOS hastalarında artmış androjen düzeyleri erkek tipi obeziteye neden olur. Erkek tipi obezitede bel çevresi ve bel /kalça oranı artmıştır. (Bel çevresi ≥80cm, Bel /kalça oranları ≥0,85) Polikistik over sendromu aslında anne karnında başlar. Bu durum tutumlu genler hipotezi ile açıklanır. Bu kişilerde anne karnında bebek iken gelişme geriliği görülür. Anne karnında besinlerden  ve enerjiden yoksun kalan bebek, doğduktan sonra bu yoksunluk ortadan kalktığında bunları vücudu tutumlu kullanmaya başlar ve  biriktirme alışkanlığı ortaya çıkar. Bu sebeple obezite görülür. Kilo alımı polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırır ve ileride birtakım sağlık sorunlarının görülmesini kolaylaştırır. Bu sebeple ideal kilo ve kilonun kontrolü mutlaka sağlanmalıdır.   Polikistik over sendromunda diyet çok önem taşır. Sık sık ara ara beslenilmelidir. Bu açlık krizlerini azaltır, vücut yağlanmasını ortadan kaldırır.  Doymuş yağlardan fakir, glisemik indeksi düşük ve yüksek lif içeren diet önerilmektedir. Beslenmede  günlük toplam yağ tüketimi enerjinin %30 unu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan zengin beslenilmelidir. Doymuş yağlar kan kolesterolünü yükseltir. Diyetle doymuş yağ asitleri günlük toplam enerjinin % 7 sinden az tüketilmelidir. Bu da toplam yağ tüketiminin üçte biri kadardır. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10’u, tekli doymamış yağlar % 15 ini oluşturmalıdır. Hayvansal kaynaklı yağlar ve katı margarin yerine bitkisel yağlar (zeytinyağı, soya, ayçiçeği) tercih edilmelidir. Kolesterol içeren besinler dietten çıkarılmamalıdır ancak sınırlandırılmak gerekir. (Kolesterol içeren besinler. Süt, peynir, tavuk, balık, et, yumurta ) Düşük glisemik indeksli gıdala rdaki (Kepekli un, esmer şeker, kepekli pirinç, kepekli makarna, kurubaklagiller, meyveler(muz, incir, kavun hariç), yulaf, çavdar ekmeği, bezelye, yeşil fasulye, barbunya). glikoz kana daha yavaş karışır; kan şekeri ani yükselip ani düşmez. Hemen acıkma olmaz ve daha uzun süre tokluk hissi oluşur. Yüksek glisemik indeksli gıdalar: beyaz un, beyaz pirinç, reçel, bal, makarna, kek, şeker, kızarmış patates, havuç. Posa besinlerde bulunan karbonhidratların sindirilemeyen kısımlarıdır. Yüksek lif içeren( posalı) besinler (Kuru baklagiller, taze ve kuru meyveler, sebzeler, kepekli ürünler, çavdar, yulaf, tam buğday ekmeği ve bulgur) kan şekerinin yükselme hızını  düşürür, insülin ihtiyacının azaltır, tokluk hissi vererek kilo kaybını sağlar. Aynı zamanda yüksek oranda kan yağlarının düşürür, barsakların çalşmasını düzenleyerek kabızlık oluşmasını engeller. Kilo kontrolünde beslenme dışında egzersiz de çok önem taşır. Kalp sağlığı için hafif veya orta düzeyde aktivite yapılmalıdır. Egzersiz;

    HDL yi arttırır, kalp krizi riskini azaltır.
    Glikozun hücre içinde kullanımını arttırarak kandaki şeker düzeyini azaltır. 
    Dolaşımı arttırarak pıhtılaşma riskini azaltır.
    Kan basıncını azaltarak hipertansiyon riskini azaltır.
    Obezitenin ortaya çıkardığı risklerden korur
    Karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılması yumurtlama, androjen fazlalığı ve metabolik anormalliklerin düzeltilmesine yararı vardır

    Androjen hormonlarının artışına bağlı klinik bulgular ( tüylenme artışı, akne, yağlı deri değişiklikleri, saç dökülmesi)  hastaların yaklaşık yarısında vardır. Tüylenme artışı en sık bulgudur. Üst dudak, alt çene, şakaklar, göğüs, göbek çevresi, sırt, bel, uyluk iç kısımlarında erkek tipi ve uzun kıllar görülmektedir. Tüylenme artışının çözümü hemen laserde aranmamalıdır, öncelikle sebep araştırılmalıdır. Doğum kontrol hapları tüylenmenin ilaçla tedavisinde en uygun seçenek olarak görülmektedir. Tüylenme tedavisi sabır gerektirir. Kıl foliküllerinin yaşam süresi 6 aydır. Bu sebeple ilaç tedavilerinde etkinliğin görülmesi için 6 ay beklenilmelidir. Sonrasında laser tedavisinden daha çok fayda görülür.

  • Deri ve doğum çatlakları nedir ?

    Deri ve doğum çatlakları nedir ?

    Cildimiz epidermis, dermis ve deri altı yumuşak dokudan oluşur. Deriyi bir örtü olarak kabul edersek nasıl bir çarşafı iki ucundan sıkıca çektiğinizde yırtılıyorsa derimiz de belirli bir süre içersinde yoğun genişleme ve uzamaya bağlı olarak yırtılmakta ve deri çatlakları oluşturmaktadır.

    Doğum çatlakları kimlerde sık görülür ?

    Kuşkusuz bir çok hanımın problemi olan bu durumun nedenini araştırmak için bir çok bilimsel araştırma yapılmıştır.(1,2,3) Size tüm araştırmalarda ortak olarak bulunan faktörleri özetliyorum :

    · Vücut – Kütle – İndexi : Hamile bayanın kilosu boyuna göre fazla ise yani kilolu ise gebelik sırasında büyüyen rahim ekstra genişleme yaratacağı için çatlak riski artar.

    · Gebenin yaşı : Erken yaştaki gebeliklerde deri daha gergin olduğu için çatlama riski fazladır. Özellikle 18 yaş civarındaki gebeler daha çok risk altındadır.

    · Gebelik sırasında kilo alma : Bazı kadın doğumcuların haklı olarak gebenin kilosunu kontrol altına alma çabasının bir sebebi de budur. Çünkü kilo alımı derinin altındaki yağ dokusunu arttırır bu da cildi genişletip çatlamaya yol açar.

    · Doğan bebeğin kilosu : Eğer bir tosuncuk taşıyorsanız rahminiz dolayısıyla da karın cildiniz daha fazla gerilir.

    · Genetik (Ailede çatlağı olan var mı ? ) : Annenizde de gebelik çatlak olmuşsa cildinizin gerilmeye karşı genetik bir zafiyeti var demektir. Çatlama riski artar.

    Çatlakları önleyici bir krem var mı ?

    · Susam yağı, badem yağı ve piyasada belki de doktorunuz tarafından önerilen bir çok krem. Maalesef çoğu yararsız sadece Centella asiatica özütü içeren kremlerin biraz faydası görülmüş. Bu fayda da daha önce çatlak geçiren gebelerde ikinci hamileliklerinde olmaması için kullandığı zaman saptanmış. Yani yukardaki risk faktörlerine sahipseniz bir şekilde çatlağınız gelişecektir.

    Çatlakların tedavisi var mı ?

    · Çatlakların öncelikle iki evresi var. Bir tanesi taze yani kızarık çatlak evresi. Bu aşamada lazer tedavileri daha başarılı. Özellikle NDYAG lazer tedavisiyle belirgin iyileşmeler görülmüş tabii cildin tamamen dümdüz olması mümkün olmuyor. Ama %50-60 arasında bir düzelme görmek mümkün ki bu da çoğu anne için yeterli oluyor.

    · Çatlağın diğer evresi ise geç yani beyaz çatlak evresi. Aylar sonra kızarık çatlaklar yerinde beyaz çizgiler bırakıp düzeliyorlar. Bu çizgiler için hastanemizde uyguladığımız Dermaroller tedavisi ve fraksiyonel lazer tedavisi ile iyi sonuçlar almak mümkün.

    Özetle ;

    · Gördüğüm üzere çatlak konusuna ticari uyanık krem pazarlayıcıları, komşu, dermatolog olmayan doktorlar dahil herkes el atmış ve fikir beyan etmiş. Yukarıda saydığım risk faktörlerinin bazılarını kontrol etmeniz elinizdedir (Mesela kilo almayı engellemek gibi) bunun haricinde kremlere yüzlerce TL vermeyin çünkü bilimsel kanıtlanmış faydaları yoktur. Eğer belirgin çatlaklarınız oluşmuş ise kızarık aşamada NDYAG lazer ile tedavi yaptırabilirsiniz. Beyaz çizgiler için ise Dermaroller veya Fraksiyonel lazer tedavisi uygulanabilir.Dünyanın saygın bilim adamları ve kurumları tarafından yapılan çalışmalardan derledim bu yazıyı referanslardan kaynak bilgilerine ulaşabilirsiniz.

    Referanslar :

    1. J Med Assoc Thai. 2008 Apr;91(4):445-51 Prevalence and associate factors for striae gravidarum. J-Orh R, Titapant V, Chuenwattana P, Tontisirin
    2. J Eur Acad Dermatol Venereol. 2007 Jul;21(6):743-6. Striae gravidarum: associated factors. Ghasemi A, Gorouhi F, Rashighi-Firoozabadi M, Jafarian S, Firooz A.
    3. Br J Dermatol. 2006 Nov;155(5):965-9. Striae gravidarum in primiparae. Atwal GS, Manku LK, Griffiths CE, Polson DW. Department of Obstetrics and Gynaecology, Hope Hospital, Stott Lane, Salford, Manchester, M6 8HD, U.K.

    4. Cochrane Database Syst Rev. 2000;(2):CD000066. Creams for preventing stretch marks in pregnancy. Young GL, Jewell D

    5. Arch Fam Med. 1993 May;2(5):507-11. Striae gravidarum. Folklore and fact. Madlon-Kay DJ.

    6. Int J Cosmet Sci. 1991 Feb;13(1):51-7. Prophylaxis of Striae gravidarum with a topical formulation. A double blind trial. Mallol J, Belda MA, Costa D, Noval A, Sola M

    7. Dermatol Surg. 2008 May;34(5):686-91; discussion 691-2. Epub 2008 Mar 10. Stretch marks: treatment using the 1,064-nm Nd:YAG laser. Goldman A, Rossato F, Prati C.

    8. Dermatol Surg. 2009 Sep;35(9):1430-3. Epub 2009 Jun 22. Nonablative fractional photothermolysis for the treatment of striae rubra. Katz TM, Goldberg LH, Friedman PM

    9. Dermatol Surg. 2009 Aug;35(8):1215-20. Epub 2009 May 12. Treatment of striae distensae with fractional photothermolysis. Bak H, Kim BJ, Lee WJ, Bang JS, Lee SY, Choi JH, Chang SE.

  • Obezite; tedavideki sıkıntılarımız !

    En pratik değerlendirme ölçütleri olan beden kitle indeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümüdür.

    Vücut kitle indeksi formülü = Ağırlık(kg)/Boy*boy (m2) şeklindedir

    Kilo fazlalığı (BKİ≥25 -29.9 kg/m2)

    Obez (BKİ≥30-39.9 kg/m2)

    Morbid obezler (BKİ≥40 kg/m2)

    Ülkemizde erişkin nufusun 1/3’ü obez, 1/3’ü ise fazla kilolu durumda olup bu durum önemli metabolik, kardiyovasküler, ortopedik ve psikiyatrik sorunlara yol açabilmektedir

    Obezite; Yağ Dokumuz Arttığında Davetiye Çıkardığımız Hastalıklar Nelerdir ?

    Tip 2 Diabetes Mellitus

    Hipertansiyon

    Nonalkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı

    Osteoartrit

    Gastrointestinal ProblemlerDepresyon ve Diğer

    Psikolojik Bozukluklar

    Uyku Apne/Astım/Reaktif Hava Yolu Hastalıkları

    Kadın İnfertilitesi Erkek Hipogonadizmi

    Metabolik Sendrom ve Prediyabet

    Kan yağlarında yükseklik

    Kardiyovasküler Hastalık ve Mortalite

    Obezite ve Polikistik Over Sendromu

    Obeziteye bağlı insan ömrü kısalırmı ?

    Yapılan çalışmalarda obez bireyler sağlıklı bireylere göre erken yaşta kaybediliyor. Aynı zamanda obeziteyle geçirdiği süre de belirleyici oluyor.

    Beden kitle endeksi normale yakın olsa bile karın içi artmış yağlanma tüm riskleri içeriyor.

    Kilo vermemi sağlayan tedavi yöntemleri varmıdır?

    İlaç tedavileri ve obezite cerrahisi kilo vermemize yardım eden yöntemlerdir.

    İlaç tedavileri diyet ve eğzersizle kilo veremeyen hastalara önerilir.

    İlaç tedavisi veya cerrahi tedavi uygulanan hastalar yeme alışkanlığı ve yaşam şekli değişikliği yapmalıdır.

    İlaç tedavileri

    İlaç tedavileri diyet, egzersiz ve yaşam değişikliğine ek olarak kullanılmalıdır.

    Bir çoğu geri ödeme kapsamında değildir.

    İlaçlar hastanın hayalindeki kiloya gelmesi için değil, metabolik risklerin azaldığı kilo hedefi için kullanılır.

    Kimlere önerilir ?

    BKI 27 olup diyabet, tansiyon gibi ek hastalıkları olan hastalara
    BKI 30 üzeri hastalara önerilir

  • Endoskopik kilo verdirme programları

    Endoskopik kilo verdirme programı mideye kilo verdirici ilaç enjeksiyonu (Mide botoksu) veya mideye balon yerleştirilmesi uygulamasını da içeren sağlıklı kilonun devam ettirilebilmesi için gerekli yaklaşımların bütünüdür.

    PROGRAM NASIL İŞLEMEKTEDİR

    Her hasta deneyimli gastroenterolog ve diyetisyen tarafından gerekli zaman ayrılarak birebir değerlendirilmektedir. Vücut kitle indeksi 27.5 ve 40 arasında olan ve yaklaşık 20 kg civarı kilo kaybı hedefleyen kadın ve erkekler için uygun bir programlardır. Daha yüksek vücut kitle indeksine sahip kişilerde de uygulanabilmektedir.

    Endoskopik kilo verdirme programıyla uzun süreli kilo kaybının sağlanması yanı sıra bu program kişilere kısa sürede hızlı ve güvenilir kilo kaybı olanağı sunmaktadır. Endoskopik yöntemle hızlı kilo verdirilmesi sağlanıyor ve diyetisyen, yaşam tarzı değişikliği gibi destek yaklaşımlarıyla da kalıcı kilo kaybı hastada sağlanmış oluyor.

    Endoskopik kilo verdirme programları aşağıdaki yaklaşımları içermektedir.

    1-Endoskopik tedavi yaklaşımları konusunda deneyimli gastroenterolog tarafından değerlendirme

    2-Diyetisyen kontrolünde diyet düzenlenmesi

    3-Mide enjeksiyon (ilaç-mide botoksu) uygulaması

    4-Mide Balon uygulaması

    BAŞLANGIÇ DEĞERLENDİRMESİ

    İlk basamak olarak konusunda deneyimli bir gastroenterolog tarafından değerlendirileceksiniz. Muayenenizle birlikte hastalıklarınızı ve aile hikayenizide içeren geçmiş medikal hikayeniz, kilo verme hedefleriniz doktorunuzla birlikte değerlendirilecektir. Kilo verdirme programının ayrıntılarını ve sormak istediğiniz soruları doktorunuzla paylaşabileceksiniz. Size uygun olan uygulanacak programı doktorunuz ile değerlendireceksiniz.

    DİYETİSYEN KONSULTASYONU

    Konusunda deneyimli diyetisyenimiz ile yaklaşık 1 saati bulan bir diyet değerlendirmesi yapacaksınız. Bu görüşme esnasında yeme alışkanlıklarınız ve sağlıklı bir diyet yaklaşımını hayatınıza yerleştirilmesi için değerlendirmelerde bulunacaksınız. Diyetisyenimizin size ayrıca özel gıdalar, beslenme ürünleri ve yaşam tarzı değişiklikleri konusunda önerileri olacaktır.

    AYAKTAN ENDOSKOPİK İŞLEMLER İLE KİLO VERME PROGRAMI

    Belirli miktarda, ameliyat olmadan, hızlı ve güvenilir kilo verme isteğiniz varsa deneyimli gastroenteroloğumuz basit, ağrısız endoskopi ile mide enjeksiyonu veya mide balonu uygulamalarını yapmaktadır. Bu uygulamalar ile mide kasına ilaç-toksin enjeksiyonu veya mideye yumuşak yer kaplayıcı balon yerleştirilmesi yapılmaktadır. Bu işlemler ile midede uzamış tokluk hissi ile 3-6 ay gibi bir sürede kilo kaybı sağlanmış olmaktadır.

    PROGRAM ÜCRETLERİ VE RANDEVU

    Kilo verdirici program ücretleri hasta tarafından karşılanmaktadır. Sigorta kabul edilmemektedir.

  • Beslenme ve Yeme Bozuklukları

    Beslenme ve Yeme Bozuklukları

    Beslenme ve yeme bozukluğunun temel özelliği kişinin kendini –zayıf olsa bile- şişman olarak algılaması ve kilo almamak için aşırı gayret sarf etmesidir. Diğer pek çok davranış gibi bu davranış da aşırıya kaçınca tehlikeli hatta ölümcül olabilmektedir. Beslenme ve yeme bozuklukların alt başlıkları vardır. Bunlardan ilki;

    ANOREKSİYA NERVOZA

    ANOREKSİYA NERVOZA NEDİR?

    Anoreksiya nervoza kişinin kilo alma konusunda yaşadığı aşırı korku ve kaygıdır. Bu kaygıyla baş edebilmek için yemek yemeyi dikkat çekecek ölçüde azaltırlar.Kendileriyle alakalı aşırı kilolu olduklarına dair yanlış benlik algısına sahiptirler.

    Sosyal çevre, arkadaş ve aile ilişkileri, mükemmeliyetçi kişilik yapısı, güven azlığı, anksiyete, vücut görüntüsünden memnun olmama gibi kriterlerin en yoğun yaşandığı dönem olan ergenlikte görülme sıklığı daha fazladır. Anoreksiya nervoza, kadın nüfusunun %1’in altında bir kısmını etkiler. Erkeklerde ise bu oran kadınların oranın üçte biridir. Bale, mankenlik, jimnastik yapma(kadınlar) veya jokey ve uzun mesafe koşucuları (erkekler) gibi bedeni kontrol altında tutmayı gerektiren işlerle uğraşan ergenlerde ve genç yetişkinlerde yaygın olarak görülür.

    ANOREKSİYA NERVOZA BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Kişi aşırı kilolu olduğuna dair çarpık benlik algısı sebebiyle yemek yemeyi ciddi ölçüde azaltıp, ağır egzersizler yapar.Bazen yediklerini çıkarma ve kusma da görülür.Anoreksiya nervoza ciddi boyutlarda sağlık sorunlarına yol açabilir. Yavaş kalp atışı, düşük tansiyon gibi anormal hayati belirtilerin yanı sıra anemi, kemik yoğunluğunun azalması ve EGK’deki değişim gibi anormal laboratuar ve test sonuçları da olabilir. Genel örneklemdeki hastaların üçte ikisi her ne kadar 5 yıl içinde daha iyiye gitse de ölüm oranı (madde kullanımı, intihar ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden dolayı) genel nüfustakinden 6 kat daha fazladır.

    BULİMİYA NERVOZA

    BULİMİYA NERVOZA NEDİR?

    Günlük hayatta yemek yerken sıradan kişiler yemeğin tadını çıkararak ve yavaş yerler.Bulimiya nevrozu tanısı alan kişiler ise genel olarak stres ve depresyon sebebiyle normal olan öğünden daha fazlasını daha hızlı yiyerek, yedikleri öğünü geri çıkartırlar. Kontrolsüz davranışlarının farkında oldukları için bu kişiler genelde yalnız başlarına yemek yerler. Anoreksiya nervoza tanısı alan kişilere benzer şekilde bulimiya nervoza hastaları da kendi dış görünüşlerini, bedenlerinin nasıl göründüğüyle aşırı ilgilenir. Ancak anoreksiya tanısı alan kişiler gibi aşırı kilolu olduklarına dair kendileriyle ilgili çarpık beden algıları yoktur.

    BİLUMİYA NERVOZANIN GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?

    Bulimiya nervoza anoreksiyadan daha yaygındır. Yetişkin kadınların %1-2’sini etkilerken erkeklerde daha az görülür. Yine anoreksiyadaki gibi jimnastik, dans, modellik gibi mesleklere sahip kişilerde daha sık görülmektedir. Başta duygudurum ve kaygı bozuklukları olmak üzere, dürtü denetimi ve madde kullanımı ile ilgili problemler bulimiya nervoza hastalarının eş tanısı olmaktadır. 

    Bulimiya nervoza tanısı alan bireylerin yarısı zaman geçtikçe tamamen iyileşme sağlamaktadır. Dörtte biri gelişme gösterirken diğer bireyler kronik bulimik davranışa doğru evrilmiştir. Anoreksiya nervozaya göre ölüm oranı daha düşüktür. Fakat intihar oranı bulmiya nervozada genel nüfustan yüksektir.

    ANOREKSİYA NERVOZA VE BULİMİYA NERVOZA’DA TEDAVİ

    Anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza ölümcül bir hastalık olduğu için tedavileri de oldukça zordur. Anoreksiyada kişi tehlikede olduğunu kabul etmez, bulimiyada ise kişi tedavi görürse tekrar kilo alacağından korktuğu için tedaviye yanaşmaz. Bu yanlış inanışlar işi tedaviyi zorlu hale getiren nedenlerdir. Tıbbi yöntemler, psikolojik danışmanlık ve beslenme tedavisi birlikte yürütüldüğünde daha sağlıklı sonuçlar alınır. Hastaya ilk olarak düzenli yeme alışkanlığı ve sağlıklı diyet kabul ettirilmelidir. Ardından psikoteröpatik yöntemlerle bireyin yanlış inanışlarının altında yatan nedenlere odaklanır. Tedavi süresi birkaç aydan birkaç yıla uzayabilir. Diğer bir sorun da tedaviden sonra tekrarlanabilir oluşudur.