Hem kadın hem de erkeklerde istenmeyen tüyler, kozmetik sorunun yanı sıra batıklara, kıl kökü iltihaplarına yol açabilmekte, hayat kalitesini kötü yönde etkilemektedir. Bu sorunlara çözüm olarak kullanılan lazer ışıkları, kıl folikülünü hedef alır ve burayı kalıcı olarak harap eder. Böylece her seansta kılların sayısında %10-20 azalma olur.
Günümüzde kullanılan lazer cihazları, özellikle de her deri rengi ve ince kıllarda dahi kullanılabilen Diod, başarı oranı çok yüksek, hızlı, konforlu ve güvenli bir teknoloji sunmaktadır.
Lazer zararlı mıdır sorusuna gelince, Lazer ışık demeti, deri altında en fazla 4-5 mm derinliğe ulaşır, yani deri altı tabakalara erişemez. Bu nedenle kısırlık veya yumurtalık kanserine neden olması mümkün değildir. Lenf bezlerine zarar vermez. Meme hastalıklarına yol açmaz, lazer aleti radyasyon yaymaz.
Bir diğer endişe kılların yok edilmesi fizyolojimizde probleme yol açar mı sorusudur. Irklara göre kıl renk, sayı ve yapısı değişkendir. Bazı ırklarda kıl neredeyse yoktur. Kılların yok edilmesi sağlık sorununa yol açmaz aksine özgüveni ve hayat kalitesini yükseltir. Günlük hayatınızda zaman kazandırır.
Ancak şunu da hatırlatmamız gerekir ki; güzellik salonlarında, kuaförlerde lazer yapılması doğru değildir, yasal da değildir. Lazer için doktor klinikleri tercih edilmelidir.
Lazer sistemlerilerinde amaç, kıl kökünde kalıcı hasar yaparken çevredeki deriye hasar vermemektir. Lazer enerjisi derinin altındaki kıl köküne ulaşır. Kıl kökündeki renk hücreleri (pigment) lazer enerjisini emer. Burada yoğunlaşan lazer enerjisi çevre deri ve dokuda hasar yapmadan kıl kökünü yakar. Zarara uğrayan kıl büyük olasılıkla tekrar çıkmamaktadır. Lazer epilasyon batık kılların tedavisinde de son derece etkilidir. Yanan tüylerin bir kısmı hemen dökülür, bazıları ise 2-3 hafta içinde deriden atılır. Kıllara tek tek uygulanan elektrikli epilasyondan farklı olarak, her enerji atışında düzinelerce kıl yanar. Böylece sırt, omuz, kollar, bacaklar ve yüz gibi geniş alanlar kısa sürede tedavi edilebilir. Meme ucu, üst dudak ve bikini bölgesi gibi hassas bölgeler tedavi edilebilir. Cilt ile kıl tipi ve rengine göre ayrıca uygulama bölgesine göre hastanın beklentileri hekimi ile karşılıklı görüşülecek, Hybrid Diode ya da Alexandrite lazer tiplerinden sizin için uygun olan yöntemlerden hangisinin uygulanacağı konusunda bir karar verilip program oluşturulacaktır.
Tedavi sonrası lazer uygulanan alanda tüyler tamamen yok olur mu?
Lazer uygulamalarında her seansta uygulanan bölgedeki kılların % 15-20 sinde kalıcı yada uzun süreli yok olması beklenir. Lazer uygulanan alanda seansların tamamlanmasından sonra pek çok hastada kıl miktarında % 70-90 azalma olur, kalan tüylerin renkleri ve kalınlıkları azalır. Ancak yaşayan bir organizma olan insanda tamamen tüysüz kalma durumu beklenmemelidir. Tedavi etkinliği tedavi seansları tamamlandıktan sonra 6 ay içinde değerlendirilmelidir. Tekrar çıkacak kıllar 6 ay içinde belli olur.
Seans sayısı hangi faktörlere bağlıdır?
Kıl rengi (açık renkli tüyler fazla sayıda seans gerektirir)
Etnik ve genetik yapı (koyu tenli kişiler fazla sayıda seans gerektirir).
Hormon durumu
Tedavi edilen alan
Tüy yoğunluğu
Yaş
Kilo (fazla kilo tüy gelişimini arttırır)
Ilaçlar (örneğin Dilantin ve cyclosporine tüy gelişimini arttırabilir)
Lazer tedavisi öncesi öneriler:
Ağda, sir ağda,cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazlarını kullanmayın! Lazer enerjisi aktif tüylere etkili olduğundan ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazları 2-4 hafta öncesinden kullanılmamalıdır.Bu yöntemler lazerin etkili olacağı kıl kökünü ortadan kaldırır.
Bronzlaşmaktan kaçınılmalıdır! Diode lazer koyu tenlere uygulanabilir ancak tedavi öncesinde 2hafta öncesinde mümkünse 6 hafta öncesinde güneşlenilmemeli, solaryuma girilmemeli ve bronzlaştırıcı kremler uygulanmamalıdır. Istenmeyen yanıklar ve renk değişiklikleri olabilir. Ayrıca lazerin etkinliği azalır. Diode lazer uygulamasından bir gün önce tahriş etmeden tüylerin alınması en uygunudur. Tedavi günü veya lazerden hemen önce tüylerin alınması cildi hassaslaştırabilir.
Lazer tedavisinden önce tüyler alınmalıdır. Tüyler alınmazsa deri üstünde kalan tüyler yanarak acı verir ve lazer enerjisini emerek kıl köküne yeterli enerji gitmesini engelleyerek lazerin etkinliği azaltır.
Uygulama yapılacak bölgeye makyaj yapmayın, parfüm sıkmayın. Makyaj lazer enerjisini emerek, daha az enerjinin kıl köküne ulaşmasına ve etkinliğinin azalmasına neden olur ayrıca cilt üzerindeki lazer ısısını artırarak deride tahriş veya yanık oluşturabilir. Ağrı eşiğiniz düşükse işlemden 2 saat önce ağrı kesici almanız uygun olabilir. Ayrıca bazı kadınlar regl döneminde acıya daha hassas oldukları için regl öncesi ve sırasında uygulama yapılmayabilir.
Lazer epilasyon ne sıklıkta yapılır, seanslar ne kadar sürer?
Lazer uygulamaları ortalama 4 haftada bir yapılmalıdır. Kıl köklerinin pigmentinin yeterli derecede olması için bu süre gereklidir. 4 haftadan erken 12 haftadan geç olmamalıdır.
Seans süresi dudak üstü gibi bölgelerde birkaç dakika iken, tüm bacak ve sırt gibi geniş alanlarda yarım ile bir saat sürebilir .
Lazer tedavi sonrası öneriler:
Lazer sonrası kızarıklık genellikle saatler içinde geriler. Bazı ciltler hassastır ve işlem sonrası kuruluk hissedilebilir . Bu durumda nemlendirici kullanılabilir.
Tedaviden sonra bir veya iki hafta içersinde güneşlenmeyin. Lekelenmeler olabilir. En az 30 faktör içeren güneşten koruyucuyu yaklaşık 4 hafta süreyle kullanın. Dolaylı güneş maruziyeti dahi etkileyebilir. Terleme sonucu kremi silerseniz tekrar uygulamayı unutmayın.
Lazer sonrası kıl köklerindeki tüyler tedaviden 1 veya 2 hafta içersinde kımen uzayabilir.
Seans aralarında ağda, sir ağda ve cımbız, iple alma gibi yöntemler kullanılmamalıdır. Çünkü bir sonraki lazer seansının etkisini azaltırlar.
Lazer sonrası su toplama ve kabuklanma nadirdir ve birkaç gün ile bir hafta arasında geriler. Antibiyotikli bir krem sık olarak sürülebilir. Yara kabuklarını elinizde kaldırmaya çalışmadan doktorunuza başvurunuz.
Lazer uygulaması sonrası kolonya ya da tahriş edici kozmetikler uygulamayınız.
Lazer Epilasyonda Geleceğin Teknolojisi – Hibrit Diode MeDioStar NeXT
Epilasyonda kıl folikülü için en etkin ve güvenli iki dalga boyunu(800 nm – 950 nm) aynı anda gönderebilen hibrit teknoloji.
Saniyede 12 Hz atım hızı ile en hızlı diode lazer(SPM),
SPM ile acısız ve çok hızlı epilasyon,
Burst modu ile ince ve açık renkli tüylerde de etkili,
Minimum 15 000 000 atış garantisi,
Mühendislik, yedek parça, üretim ve yazılım dahil %100 Alman teknolojisi,
300g başlık(Handpiece) ağırlığı ve başlığa entegre alüminyum peltier soğutma,
Epilasyon, akne ve damar tedavi imkanı,
Cihaza entegre bilgisayar ile 8,4 inç renkli LCD ekranda müşteri dosyaları, öncesi-sonrası resim ve video kaydı.
Tüm cilt tiplerinde ve tüm kıl tiplerinde etkin hızlı ve acısız uygulama imkanı
Araştırmalar akne tedavilerinde değişikliğe neden olacak gibi görünüyor.
Akne gençler ve yetişkinler arasında yüzde 85’ten fazlasını etkileyen, en sık görülen kronik deri hastalıklarından biridir.
Sivilcenin nasıl oluştuğu ile ilgili bazı tartışmalar vardır. Fakat ortak olan görüş tek etkene bağlı olmayan bir sorun olduğu gerçeğidir. Akne oluşumunda en çok suçlanan mekanizmalar;
– Yağ bezlerinden aşırı yağ ( sebum) üretimi
– Kıl kökünde iltihabi reaksiyon
– Kıl kanalında aşırı hücresel üretim
– Kıl çevresinde yaşayan Propionobakterium aknes isimli bakterinin anormal miktarda üremesi gibi mekanizmalar geçerli idi.
Yıllarca akne tedavi yaklaşımımızı aknenin iltihaplı olup olmadığına göre belirliyorduk. Siyah ve beyaz noktacıklar ( açık ve kapalı komedon olarak isimlendirilir) iltihapsız sivilce, kızartılı, deriden kabarık ve irinli olanlar ise iltihaplı sivilce olarak kabul ediliyordu. Fakat yakın geçmişte yapılan araştırmalar aknenin her formunun iltihabi özellikler taşıdığını gösterdi. Çıplak gözle göremediğimiz iltihabi yapıların mikroskopla incelendiğinde kıl kökü ve kıl çevresinde bağışıklık hücrelerinin istilası gözleniyor.
Bağışıklık sistemi üzerine yapılan çalışmalarda doğal bağışıklık sisteminin (derimize saldıran patojen mikroorganizmaları tanıyıp ilk yanıtı veren ve ilk bağışıklık sinyalini tetikleyen sistem) P. acnese bakterisine karşı düzgün çalışmadığı ve bir bağışıklık sorunu oluştuğu gösterildi. Bağışıklık sisteminin bu işlevi yöneten elemanlarını ( inflamazom ve tool like reseptor olarak isimlendirilir) baskılayan tedavi rejimleri akne oluşum sürecini engelledikleri için etkili oluyorlar.
Yağ bezleri gereğinden fazla sebum üretiyor ama nasıl?
Yağ bezlerinin bu sorundaki rolü nedir gibi bir soru akla gelebilir. Aslında akne oluşum mekanizmasının tam ortasındadır. P.acnes olarak isimlendirilen akne bakterileri derinin özgün yağı olan sebumun iştah açıcılığına dayanamaz ve sebumu yağ asitlerine parçalar. Yağ asitleri -kendisi de yağ yapısında olmasına rağmen- deride iltihabi süreci başlatır.
Peki, akne oluşumunda tüm mekanizma bu kadar basit mi? Tabii ki hayır. Yapılan son çalışmalarda sebumu üreten yağ bezi hücreleri sadece yağ üretmekle kalmıyor aksine bağışıklık sisteminin bir öncü kuvveti gibi de çalışıyor. Eksilen ve deride tahrişe neden olan yağ asitlerinin uyarısı ile daha fazla sebum üretiyor. Sebase bezlerden salgılanan sebum bir inflamazomu ön plana çıkartıyor ve bu öncül bağışıklık ajan iltihabi reaksiyonu tetikliyorve arttırıyor. Yani deriyi bakteriye karşı korumak amaçlı üretilen inflamazom formundaki sebum yağı asıl görevini yapamıyor ve iyi amaçla üretilmesine rağmen aknede kötü bir sonuca neden oluyor. Bu kısır döngü kırılamazsa akne sorunu hafiften şiddetliye artarak devam ediyor.
Bu araştırma ile elde edilen veriler çok önemli. Öncelikle akne oluşumunda sebase bezlerin rolünü açıkça ortaya koyuyor. Bunun yanında asıl heyecan verici özellik ise sebase bezlerin bağışıklık sistemi işleviyle aktivasyonunun akne oluşum mekanizmasındaki rolünün anlaşılmasıdır. Bu gelecekte akne tedavisinde ve aknenin önlenmesinde yeni yöntemler geliştirmemize yardımcı olacaktır.
Yani derinin yeterince temizlenmesi yani ne az ne de çok yeterince temzlenmesi, koruyucu sebumun belirli oranda deride bırakılması, derideki akneye neden olan bakteri sayısının düzenli yıkamayla azaltılması- maalesef bitmiyor, derinin sürekli doğal konakçısı- sivilce tedavisinin birinci basamak tedavisidir. Buna ek olarak deride iltihabi süreci baskılayıcı anti-enflamatuar tedaviler ana tedavi ürünleri olarak öne çıkacaktır.
Lazer ve Ipl ile epilasyon uygulamalarında temel prensip; selektif fototermolizdir. Selektif fototermoliz; verilen ışık enerjisinin hedef kromofor olan melanin tarafından emilmesi ve ısıya dönüştürülmesi bu ısı sayesinde kıl kök hücrelerinde kalıcı hasar oluşturulmaya çalışılmasıdır. Yok edilmeye çalışılan kıl kök hücreleri; Saç gövdesinin üretilmesini sağlayan, pigmentsiz, kıl folikülünün derin kısmında ve errektör pili çıkıntısına yakın dış kök kılıfında yerleşen hücrelerdir.
Hayvan deneyleri; Lazer ışının, pigmentin daha yoğun olduğu anagen fazda daha etkili, katagen ve telegen fazda az etkili olduğunu bulmuştur. Fakat insanlar üzerinde yapılan çalışmalar; Lazer epilasyon etkinliğinin her zaman saç büyüme döngüsüyle ilgili olmadığı göstermektedir. Bunun nedeni ise insan kıl folikülünde her fazda ışını emecek kadar melanin olduğu düşünülmesidir. Epilasyon amaçlı kullanılan ışık kaynaklarının, oluşturduğu ısının, kıl kök hücresi yanı sıra, peribulbar alandaki vasküler yapıda hasar oluşturarak kıl yok etmede etkili olduğu gösterilmiştir. Buna rağmen pratikte; aynı alandaki kıl folikülerinin içerdikleri melanin miktarı farklı olduğu için aynı seansın sonunda bir kısım kıl folikülü kalıcı hasırlanırken bazılarında daha az etki görülmektedir. Başka bir çalışmada, lazer uygulama sonrası yapılan histopatalojik ve immünohistokimyasal incelemeler sonrası kıl şaftının termal ısıyla yok olduğu, ancak kıl folikülünün immünohistokimyasal yapısının genellikle aynı kaldığı saptanmıştır. Bu nedenle, lazer ve Ipl sistemlerinin kıl kök hücresini yok ederek değil fonksiyonlarında değişikliğe yol açarak etki ettiği öne sürülmüştür. Görüldüğü üzere lazer ve ıpl sistemleri ile yapılan epilasyon işleminin fizyopatolojisini daha iyi anlamak için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Çok açıktır ki yenikler daha çok lazer ve ıpl cihazlarında olmaktadır. Ruby Lazer ( 694nm), Aleksandrite Lazer(755nm), Diot Lazer (800-810nm), Nd:YAG Lazer(1064nm), IPL ( İntense Pulse Light)(590-1200nm) cihazları 1996 yılından bu yana epilasyon amaçlı kullanılan cihazlardır. Cihazların dalga boyları ne kadar kısa ise melanin selektivitesi o kadar fazladır yani o fazla etki eder. Fakat melanin selektivitesi fazla olması epidermisdeki melaninde çok etkileyeceğinden yanık ihtimali o kadar fazladır. Ayrıca daha boyu penetrasyon derinliğini belirler. Kısa dalga boyları yüzeyel kalırken uzun dalga boyları daha derinlere etki edecektir. Bu nedenlerle kısa dalga boyuna sahip Ruby lazer hem epidermisdeki melanini etkilemesi yüksek, hem de çok yüzeysel kalması nedeniyle ilk kullanılan lazer olmasına rağmen artık kullanılmamaktadır.
Diğer dalga boylarındaki lazerlerle ilgili sonuçları karşılaştıran bir çok çalışma vardır. Bunların bir kısmı farklı lazer sistemleri arasında fark bulmazken bir kısmı belirli dalga boylarının sonuçlarını daha başarılı bulmaktadır. Benim kişisel görüşüm epilasyonda altın standart Aleksandrite lazerdir. Fakat cilt tipi daha koyu hastalarda, bronzlaşmış hastalarda daha uzun dalga boyuna sahip Diot ve Nd:YAG lazer daha güvenlidir.
Lazer ve ıpl epilasyonda daha iyi sonuçlar alabilmek için çok sayıda yeni denemeler yapılmaktadır. Bunlardan bir tanesi; Q- Switch lazerlerdir. Bu lazerler nanosaniyede atış yaparlar. Etki mekanizmaları; Fotomekanik hasardır. Yani fotoakustik şok dalgaları ile folikülü patlatmaya çalışılmaktadır. Değişik dalga boylarında Q- Switch sistemleri olsa da en sık kullanılan Q- Switch Nd:YAG lazerdir. Başarılı sonuçlar veren çalışmalar olsa da benim klinik gözlemim ancak çok ince kıllarda uzun seanslar sonucu çok az bir azalma sağlamaktadır. Buna rağmen esmer, yüz bölgesinde ince kılları olan hastalarda diğer cihazların çok başarılı olmadığı hatta paroksimal hipertrikoz olabileceği düşünülürse, sonuçlar iyi olmasa da denenebilir. Diğer araştırmacılar da sonuçların çok iyi olmadığını düşünmüşler ki fotomekanik hasarı artırabilmek için, şu çalışmayı yapmışlar; Önce 10 mikro milim çapındaki karbon partikülleri ağdalanmış cilde sürüp daha sonra düşük enerji ( 2-3 j/cm2 Q-switched Nd: YAG lazer 1064nm, 10 Hz, 10 ns pulse duration, 7 mm spot size) ile atış yapılıyor. Fotoakustik şok dalgaları ile karbon partiküllerin patlatılması ve follükülü hasarlaması hedeflenmiş. Kılların büyümesini geciktirmekte çok etkili olmasına rağmen uzun dönem sonuçları iyi bulunmamıştır.
Cihazlardaki bir diğer yenilik; İki farklı dalga boyu kullanan kombine cihazlar yani; İki farklı dalga boyunda ışını aynı pluse içinde atabilen cihazlardır. Bunu hem ardışık olarak yani atış pedalına basınca önce bir dalga boyunu aynı pluse içinde sonra diğer dalga boyunu atarak, hem de eşzamanlı olarak yani her iki dalga boyunu her bir pedala basışta beraber atarak çalışan cihazlardır. Kombine cihaz kullanımı ile tek dalga boyunda kullanımında fark bulan ve bulmayan çalışmalar vardır. Benim kişisel gözlemim sonuçları çok değiştirmemesine karşılık kullanılan her iki dalga boyunun koplikasyonlarının toplamı nedeniyle koplikasyon oranı artmaktadır.
Lazer ve ıpl cihazlar Radyofrekansla da kombine edilebilmektedir. Radyofrekans dokuya ışıkla beraber uygulanır. Kıl radyofrekansa iletken ya da absorban değildir. RF akımları kılın çevresinde çok yoğunlaşır ve bu bölgeyi çok fazla ısıtır. Bu ısınmaya ışığın absorbsiyonu ile sağlanan ısınma da eklenerek folikül koagüle edilir. Çok iyi sonuçlar bildiren çok çalışma vardır. benim kişisel gözlemim sonuçların radyofrekansın sonuç çok büyük bir artı sağlamadığı halde koplikasyon oranın artmasına neden olduğu yönündedir.
Lazer ve ıpl cihazlarındaki yeniklerden beni en fazla heyecanlandıran, Robot lazerlerdir. Bunlar yüksek çözünürlüklü web kamerası, ısı ve mesafe sensörü ile veriler eş zamanlı olarak bilgisayar ara yüzü ile kontrol edilerek seçilen alanın homojen ve yeterli enerji alması sağlayan bilgisayarlı sistemlerdir. Anlık cilt yüzeyinde ısı ölçümü yaptığından yanık ihtimalini azaltmaktadır.
Lazer ve ıpl cihazları dışında bahsedilebilecek diğer yenilikler; Eflornithine kremdir. Bu krem Eflornithine ornitine dekarboksilaz enziminin geri dönüşümsüz blokörüdür, bu blokajla hızlı bölünen dokuların yapı taşlarından olan poliminlerin azalmasına yol açar. Yapılan çalışmalar da lazer tedavilerine eklenmesinin tedavi başarısını artırdığı görülmüştür. Türkiye’de bulunmayan krem yurt dışında Vagina adı ile satılmaktadır, ne yazık ki pahalıdır.
Bunun dışında; Melanin solüsyonları ile bölgenin melanin açısından zenginleştirilmesi için Lipoxome adı verilen melanin içeren lipozomal kapsüllerin topikal kullanıldığı bir araştırmada melanin uygulanan ve uygulanmayan bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olsa da uygulamadaki ek çaba ve maliyete bakıldığında sonuç hayal kırıklığı olarak değerlendirilmiştir.
Lazer ve ıpl epilasyonda yenilikler deyice mutlaka ev için üretilen lazer ve Ipl cihazlardan bahsetmek gerekmektedir. Şu anda ıpl ve Diot lazer dalga boylarında üretilmekte olan düşük güçlü cihazlardır. Ev tipi cihazları, etkili bulan çalışmalar bir çok araştırma olmasına rağmen bu kadar düşük güçte enerji üreten cihazlar ile kalıcı kıl azalması elde edilebilmesi çok mümkün değildir. Yapılan ölçümler uygun kullanıldığında, düşük doz nedeniyle göz için güvenli bulsalar da yanlış kullanım (göze çok yakın atış yapılması) veya cihazdaki arızalar koplikasyon ihtimalini artıracaktır. Diğer bir sorun, paroksimal hipertrikozdur. Bildiğimiz üzere bölgenin etkin dozdan daha düşük dozlarda ısıtılması özellikle ince kıllarda artış yapmaktadır. Zaten ev tipi cihazlar ile epilasyon yapan kişilerde kılların daha fazla arttığı konusunda yayınlar vardır. Benim görüşüm hiçte ucuz olmayan bu cihazlar alan bir çok kişinin daha sonra kıllarım artı diye yine biz dermatologlara şikayet bildireceklerdir.
Erkeklerde meydana gelen saç dökülmelerinin en sık nedeni erkek tipi saç dökülmesidir, diğer bir deyişle androgenetik alopesidir. Androjenik alopesi; genetik yatkınlığı olan kişilerde hormonların etkisi ile ortaya çıkan, her iki cinste de görülebilen ve saç kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Genetik yatkınlıkta; 5-alfa redüktaz enziminin saçlı derideki dağılımı önemli bir belirleyicidir. Bu enzim sayesinde aktive olan hormonlar nedeniyle saç dökülmesi olur. Kalın, siyah kılların, açık renkli ve ince tipi kıllarla yer değiştirmesi görülür. Görülme sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artar, ancak başlangıç yaşı ve ilerleme oranı değişkendir. Beyaz ırktaki erkeklerin %80’inde 70 yaş itibariyle saç dökülmesi vardır. Bu durum yaşla beraber çok sık görülen fizyolojik bir olay gibi algılanmasına rağmen yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte ve insanları medikal bir çare arayışına itmektedir. Günümüzde saç dökülmeleri ve tedavisi konusunda değişik yöntemler arayışı ortaya çıkmıştır.
Anrojenik saç dökülmesi tedavisinde amaç kıl folikülünün minyatürizasyonunu durdurmak ve saçların yeniden çıkışını ve saç şaft kalınlığını arttırmaktır. Güncel tedaviler hastalığın ilerleyişini durdurur ve az miktarda yeni saç çıkışı sağlar. Hastaların saç dökülmesi hakkında bilgilenme düzeylerinin artışı ile erken tanı ve tedavi şansı artmakta, hastalık nedeniyle oluşan psikososyal etkilerini azaltmaktadır. Saç dökülmesi olan kişilerin bu durumu benign bir durum olarak algılanarak tedaviye ihtiyaç duyulmasa da, bazı hastalarda yaşam kalitesinde belirgin bozulmaya yola açan psikolojik stres nedenidir. Tedaviye karar verirken kişi öncelikle durumun doğal ilerleyişi hakkında bilgilendirilmelidir.
MEDİKAL TEDAVİLER; Erkeklerde saç dökülmesi tedavisinde FDA tarafından onaylanmış 2 ajan vardır bunlar; topikal minoksidil ve oral finasterid tedavileridir. İki tedavi de saç büyümesini uyarıcı ve saç kaybını önleyici etki gösterir. Medikal tedavilerin saç dökülmesini durdurucu etkisi tedavi başlangıcından 3-6 ay sonra, görünür yeni saç çıkışını sağlayıcı etkisi 6-12 ay sonra ortaya çıkar.Maksimum etkinliğin sağlanabilmesi için aralıksız tedavi gerekir. Kişiler tedavi ile asla dökülmeden önceki saç yoğunluğuna ulaşılamayacağı ve tedavinin asıl amacının saç dökülmesinin ilerlemesinin önlenmesi olduğu konusunda bilgilendirilmelidir.
CERRAHİ TEDAVİLER; Saç Transplantasyonu, saçın oksipital (ense) bölgeden alınarak saçsız verteks (tepe) veya frontal(ön) alana ekilmesidir. Modern tekniklerle %90’ı aşan greft sağ kalım oranları sağlanmaktadır. Modern saç ekimi 1930’lu yıllarda Japonya’da başlamış, önceleri punch şeklinde alınan greftlar kaş ve kirpik dökülmelerinde kullanılmıştır. Zamanla androjen dirençli oksipital alanın daha iyi bir donör olduğunun farkına varıldı. 1995’te Bernstein ve Rassman folikuler ünite transplantasyonunu bulmuşlar ve saç folikülleri 1-4 saç kılı içeren üniteler halinde transplante edilmeye başlanmıştır. Foliküler ünite transplantasyonunda donör kıllar 2 yolla alınabilir;
1)Foliküler Ünite Transplantasyonu (FUT) Genetik olarak dökülmeye dirençli saç köklerinin bulunduğu ense bölgesinden lokal anestezi altında, şerit şeklinde alınan saç kökleri, mikroskobik aletler altında doğal yapıları bozulmadan uygun tekniklerle, saç ve saç köklerini barındıracak şekilde 1-4’lü kümelere ayrılarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye ekilmektedir. Ensede saçların alındığı bölge, estetik cerrahi yöntemlerine uygun olarak dikilir. Bu yöntemin dezavantajı ense bölgesinde kalan çizgi şeklinde skardır.
2) Foliküler Ünite EkstraksiyonU (FUE) Foliküler ünite ekstraksiyonu yöntemi, saç köklerinin özel ince uçlu iğneler ile ense bölgesinden 1 mm’lik punch şeklinde tek tek alınarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye nakledilmesidir. Dikiş olmadığı için, skar oluşumu da söz konusu değildir. FUT yönteminden daha kısa zamanda iyileşme sağlamaktadır.
PRP; Platelet Zengin Plazma Platelet zengin plazma (PRP), 20’nin üzerinde büyüme faktörü içerir. PRP, kemik greftlerinde, diş implatlarında ve yara iyileşmesinde uzun zamandır kullanılmaktadır. Çalışmalarda saç ekimi sırasında saç köklerinin PRP ile implante edilmesinin saç ekiminin başarı oranını arttırdığını göstermiştir. Yapılan bilimsel bir çalışmada ince saçlı 26 hastanın 13’üne 2-3 hafta aralıklarla 5 kez PRP enjeksiyonu yapılmış, 13 hastaya da tuzlu su enjeksiyonu uygulanmış. Tedavi sonunda kıl kesitlerinde PRP yapılan hastalarda belirgin kalınlık gözlenmiş fakat kıl sayısında farklılık bulunmamıştır. Bu çalışma saç kalitesinin artırılmasında PRP’in kullanabileceğini düşündürmektedir.
-Cildinizi UV ışınlarından koruyunuz (güneşlenmeyin ve solaryuma girmeyin).
-En az iki hafta güneşe çıktığınızda güneş koruyucu krem kullanınız.
-24 saat boyunca lazer uygulanan bölgeyi kaşımayın, parfüm uygulamayın, çok sıcak su ile yıkamayın.
-Peeling veya aşındırıcı ürünleri 1 hafta uygulamayın.
Uygulamadan hemen sonra izlenen kıl çevresindeki kırmızılık ve işlik etkili uygulamanın etkisidir. Kısa süreli soğuk uygulaması ile geçecektir. Uzamış kırmızılıklarda kortikosteroidli kremler (prednol krem) 3 gün günde 2 kez sürülebilir.
Kıların çok sert ve kalın olduğu bölgelerde, cildi sivilcelere yatkın olan kişilerde lazer uygulaması sonrası o bölgede sivilceler olabilir, endişelenmeyin. Kıl kökü derin olan kıllar yandığı zaman vücut bunu atabilmek için yabancı cisim reaksiyonu vermektedir. Sivilceler bu nedenle oluşmaktadır. Kalıcı değildir, isterseniz doktorunuz tarafından daha kolay geçmesi için krem yazılabilir.
Kılların dökülmesi; Kıların bir kısmı (kalın ve yüzeyel olanları) uygulama sırasında yanarak dışarı çıkar. Kökleri daha derin olan kılar ilerleyen günler içinde dökülecektir, siz bunları cımbız ile çektiğinizde tereyağından kıl çeker gibi gelir bunlar yanan kıllardır, çekebilirsiniz. Çektiğinizde kolayca gelmeyen kıllar yanmamış kıllardır. Büyüme döneminde olmayan kıllar lazerden etkilenmeyeceği için bu kıllar başka seanslara ihtiyaç gösterecektir. Kolayca gelmeyen kılları çekmeyin ki diğer seansta yakabileceğimiz kıl kökü kalabilsin.
Lazer uygulamasından sonra büyüme dönemindeki kıllar yanar ve yok olur, dinlenme dönemindeki kılar lazerden etkilenmez. Dinlenme dönemindeki kıllarında büyüme dönemine geçmesi beklenip diğer seans yapılır bu yüzden birinci seanstan 4-5 hafta sonra ikinci seansa gelmezin gerekmektedir. Büyüme dönemindeki kılların oranı kişiden kişiye, mevsimle, hormonal nedenlerle çok değişiklik gösterdiği için seans sayılarında kişiden kişiye değişmektedir.
Bir sonraki seansa gelene kadar kıllarınız uzar ise kesebilirsiniz (makas, jilet, tüy dökücü krem) ama cımbız, ağda gibi kılı kökünden alan yöntemleri uygulamayın ki bir sonraki seansta yakacak kıl kökü kalsın.
~~Lazer epilasyon yöntemi son dönemlerde hem kadınların hem de erkeklerin fazlaca gündeminde. Yalnız bu uygulamanın hangi şartlar altında yapılması gerektiğini bilen yok. Doğru bilinen yanlışları düzeltmek ise yine hekimlere düşüyor. İster kabul edelim ister etmeyelim, artık “imaj dünyası”nda yaşıyoruz. Anahtar kelimemiz de “güzellik”. İnsanlar binlerce yıldır onun peşinde. Çünkü güzelliğin sonu yok. Bu uğurda yapılan her şey mubah! Her köşe başında başka bir güzellik merkeziyle karşılaşmamız da bundan. Son dönemlerde biraz daha iyi gözükmek için kadın-erkek herkesin en çok rağbet ettiği uygulamalardan biri de şüphesiz lazer epilasyon. Fakat yaptıranların da yaptırmaya niyetlenenlerin de kafası karışık: “Acaba gerçekten sağlıklı mı?” Güzellik merkezlerinin web sitelerine, afişlerine bakarsanız bu yöntem çok sağlıklı, kesin sonuç. Hem de ağrı, acı yok. Yüzyıllardır insanları meşgul eden kıl-tüy işlerini elbette bu kadar basite indirgemek doğru değil. Deneyimli dermatologlara lazer epilasyonun vücudumuza zarar verip vermediğini, hangi şartlar altında bu yöntemden faydalanabileceğimizi sorduk. Bu vesileyle, doğru bildiğimiz birçok yanlışı da öğrendik…
NEDEN TÜYLERİMİZ VAR?
Lazer epilasyon yönteminin ayrıntılarına girmeden önce vücudumuzdaki görünen ya da görünmeyen tüylerin fonksiyonlarını bilmek elzem. Aslında kaş, kirpik ve saçlarımızı düşünecek olursak güzellik ve estetiğimizin bir parçası onlar. Çoğunlukla epilasyon yaptırılan kıllar vücut ısımızı dengelemeye yarıyor. Üşüme esnasında kılların dibindeki piloerektör denilen kaslar kasılıp tüyleri dikleştiriyor. Böylece vücudumuzdaki ısı miktarında bir miktar artış gözlemleniyor. Tabii kıllar zaman zaman hastalıklara da davetiye çıkarabiliyor. Bakteri, kötü koku, mantar ve kıl dibi iltihapları gibi… Uzmanlara göre, hastalık riski taşıyan bölgelerdeki kıllar yarardan çok zarar verebiliyor.
Kadın ve erkeklerin önemli estetik kaygılarından biri kıl. Bundan kurtulmak için de sir ağda, tıraş ve kimyasal dökücüler gibi farklı farklı yöntemler deneniyor. Ama hangisi tercih edilirse edilsin kalıcı bir çözüm sunmuyor. Dolayısıyla lazer epilasyonun günümüzde özellikle tercih edilmesinin ardında, yüzde 70-80 kalıcılık unsuru etkili gözüküyor. Peki, gerçekten bu yöntem sağlıklı mı? Epilasyon esnasında vücudumuza nasıl bir işlem uygulanıyor?
Çoğumuz küçükken mercek ya da saat camını güneşe tutarak bir kâğıdı yakmışızdır. Lazerin yaptığı işlem de aslında buna benziyor. Cilde paralel demetler hâlinde gelen ışık, bir noktada odaklaşıp ısı etkisi yapıyor. Sıcak, kıl üreten hücreleri hasara uğratıyor. Buna fototermal etki deniyor. Yapılan işlem tüy kökündeki melanin pigmentini patlatmaya yarıyor. Etraftaki dokuya ise zarar vermiyor. Sema Hastanesi’nden Dermatolog Leyla Ertenü, hiçbir yöntemin hasarsız gerçekleşemeyeceğini belirterek trilyonlarca hücreden meydana gelen insan vücudu için bir miktar hücre ölümünün ileride sorun çıkarmayacağını söylüyor. Çünkü ağda, sir ağda, cımbız gibi kökten alım yöntemlerinde şiddetli çekme sebebiyle de hücreler ölüyor, dokuda sıvı birikebiliyor, uygunsuz ortamlarda yapıldığında da enfeksiyon riski ortaya çıkıyor. Üstelik tüm bunlar bir ya da birkaç kez değil, ortalama her ay yaşanıyor.
Halk arasında lazer ışığının kanser yaptığı biliniyor. Bu yanlış bilgiyi Memorial Hastanesi’nden Dermatolog Ayfer Aydın düzeltiyor: “Lazer ışığı kanser yapsa tüm dünyada bu kadar kullanılır mı? Lazerin daima hedef aldığı ‘bir şey’ vardır. Bu ışık demeti göz, üroloji, prostat, gençleştirme, leke ve varis tedavisinde, kalp ameliyatlarında da kullanılıyor. Epilasyonda kullandığınız ışık ürolojide işe yaramıyor. Demek ki lazer hedefine uygun çalışıyor. Epilasyon esnasında kıl kökünün dışındaki hiçbir yere lazer ulaşmıyor, kesinlikle zarar vermiyor.”
Lazer, 1960 yılından bu yana dermatoloji ve diğer tıp alanlarında sıklıkla kullanılıyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) bu yöntemi onaylıyor ve kullanılmasında herhangi bir sakınca görmüyor. Dr. Leyla Ertenü, “Lazer vücuda herhangi bir zarar verseydi 48 yıl içinde bu ortaya çıkardı. Uygulanan bölgedeki doku değişikliğinin gözlenebilmesi için bu süre yeterli.” diyor.
Yıllardır Avrupa ve Amerika’da uygulanan lazer epilasyon yöntemi, Türkiye’deki kadar revaçta değil. Fakat bu durum “lazer zararlıdır” anlamına gelmiyor. Mahremiyet kaygıları bu yöntemin müslüman ülkelerdeki tercih yüzdesini düşürüyor. Sağlık dışında gerekçelerle mahremiyet sınırları aşılmak istenmiyor. Dr. Ayfer Aydın, vücut kıllarına bakış açısının ülkeden ülkeye değişiklik gösterdiğini söylüyor: “Özellikle Müslüman kadınlar genital bölgelerinin temizlenmesine çok önem verir. Türk halkı da bu konuda çok hassastır. Diğerleri kıllarından rahatsız değil aslında. Onları vücutlarının bir parçası olarak görüyor, ‘acaba nasıl yok ederim’ diye düşünüp herhangi bir arayışa girmiyor. Kullanım oranlarındaki farklılıklar bu ayrıntıdan kaynaklanıyor.”
Lazer epilasyon yöntemi güzellik merkezlerinde “kusursuz, yüzde yüz kalıcı, acısız” şeklinde tanıtılıyor. Dermatologlar ise başarı oranını yüzde 70-80 diye veriyor. Kalıcılığı için de “tartışılır” diyor. Çünkü vücut dinamik bir yapı. Bir sürü kıl yapacak hücre mevcut. Mesela, gözle görülmeyen ayva tüyleri gibi. Onlar hormonel sorunlar, kullanılan ilaçlar ya da kist sebebiyle kalınlaşıp kıla dönüşebiliyor. Kişinin lazer epilasyon yaptırmasının herhangi bir önleyici etkisi bulunmuyor. Bazen de melanin pigmentine verilen sıcaklık, kıl oluşumunu tetikleyerek artırabiliyor.
Lazer epilasyonda kalıcılık kişiden kişiye değişiyor. En iyi cevap alınan yerler ise koltuk altı bölgesi. Çünkü buradaki kıllar kol ve yanağa göre daha kalın ve köklü. Lazer ışığı koyu pigmentleri üzerine çekmek üzere programlandığı için uygulama etkin sonuç veriyor. 5-10 yıl içinde öldürülen hücrelerin bir kısmı tekrar canlansa da tamamen geri dönüş yaşanmıyor. Lazer epilasyon bahsedildiği gibi tamamen acısız bir yöntem de değil ayrıca. İşlem sırasında tüylerin cımbızla çekilmesine benzer bir acı hissediliyor. Vücudun bazı bölgeleri daha duyarlı olduğu için acı daha da artabiliyor. Lazer, soğutucu ile birlikte kullanılıyor. Böylece derinin ısınmasına bağlı ağrı-acı meydana gelmiyor, derinin üst kısmı korunuyor.
Lazer epilasyon 12-50 yaş aralığındakilere uygulanabiliyor. Bu yöntemden faydalanabilmek için sadece yaş sınırı yeterli değil. Mesela bronz tenliler, beyaz saçlılar, epilepsi (sara) hastaları ile gebe hanımlara işlem yapılamıyor. Işınların anneye de bebeğe de zararı yok aslında. Fakat gebelik döneminde vücuttaki pigmentasyon oranı yükseliyor, özellikle göz ve çevresinde lekeler çıkabiliyor. Lazer ışınları ise bu lekeleri kalıcı hâle getirebiliyor. Dolayısıyla böyle bir riski hiçbir uzman almak istemiyor.
Kendini ispat etmiş bu modern yöntemle alakalı özellikle ülkemizi ilgilendiren can alıcı noktalar var. Çünkü ehil ellerde ve uygun ortamlarda yapılmayan epilasyonlar birçok sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Lazer ışını güvenilir diye biliniyor ama onu tamamen tehlikesiz kabul etmek de doğru gözükmüyor. Mesela hastaların uygulamadan önce muhakkak dermatolog tarafından görülüp muayene edilmesi şart. Çünkü muhtemel yan etkileri, bir estetisyen ya da çeşitli kurslara katılarak cihazı kullanmayı öğrenmiş kişilerin tahmin edebilmesi neredeyse imkânsız.
Lazer aşırı seviyedeki güneş ışığına benziyor. Eğer hastanın güneşe alerjisi varsa uygulamadan sonra alerji reaksiyonları ortaya çıkabiliyor. Lazerin etkisiyle kansere yol açabilecek benler de çoğalabiliyor. Herpes gibi vücut enfeksiyonları sıcağın etkisiyle hızla yayılabiliyor. Dezenfekte edilmemiş uçlar da birçok viral mikrobun kişiden kişiye bulaşmasını sağlıyor.
Adet kanamalarının başlaması ile genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir. Aşırı tüylenme yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında hormonal bir düzensizliği de gösterir.
Normal Kıl Büyümesi
Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kılın derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece kıl büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital bölgelerinde bulunan sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir. Yüzde ve vücutta aşırı tüylenmenin nedenleri; Genellikle aşırı tüylenme kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjen erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert ve uzun kıllara dönüşmesine neden olur. Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan durumlar
– Menonopoz; Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder buna bağlı olarak tüylenme görülebilir. – Genetik; Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır. – İlaç yan etkileri; Erkeklik hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir. – Polikistik over hastalığı; Bu hastalıkta yumurtalıklarda birçok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşı tüylenme, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür. – Yumurtalık Tümörleri; Nadir olarak görülen androjen salgılayan yumurtalık tümörleri de aşırı tüylenmeye neden olur. – Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları; Androjenler böbreküstü bezinde de üretilir. Böbreküstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur. Aşırı tüylenmenin nedeninin belirlenmesi; Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyesi belirlenir. Ayrıca yapılan ultrasonografik inceleme ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörler tespit edilebilir. Aşırı tüylenmenin tedavisi;
Kozmetik Tedavi;
Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş v.b. gibi yöntemler ile geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden birisidir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklemesi uygun olur.
Tıbbi Tedavi;
Aşırı tüylenmenin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltır. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerin hastalıklarına bağlı aşırı tüylenmenin tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH analogları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı tüylenme tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni tüy çıkması engellenir. Önceden çıkan tüyler hormon tedavi ile dökülmez, tedavinin bitiminden sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başladıktan ortalama bir, iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak tüylenmenin tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.
Lazerler belirli dalga boylarında ışın üreten cihazlardır. Laserlerin ciltte etki etmeleri cilt içinde kromofor denilen yapılar üzerinden olur. Lazer epilasyon için kullanılan cihazlar ya kıl kökündeki melanin pigmentini görüp yakarak kıl kökünün de yanmasını sağlar ya da kıl kökündeki damarları hedef alarak kılın beslenmesini bozar ve dolaylı olarak lazer ışığının ısısı ile kılları yakarak etki ederler.
Dalga boylarına göre lazerlerin cilt içinde ilerleyebildikleri derinlik farklılık gösterir.
Epilasyon için kullanılan lazerler, Alexandrite lazer, Diod lazer, Nd-YAG lazer ve aslında laser sınıfına girmeyen ama lazer benzeri fototermoliz yapan IPL sistemleri kullanılır.
Lazer epilasyon için kullanılan cihazlar en iyi beyaz tenli, koyu ve kalın kıllara etki eder, ince kıllarda başarı oranı daha düşüktür, beyaz kıllara ise etki etmezler. Kılların yapısı gereği bulunduğu yerlere göre de lazer epilasyonun başarısı değişebilir. koltuk altı, genital bölge ve koyu renkli alt bacak kıllarında başarı oranı artarken, yüz bıyık bölgesi ve ince üst bacak ve kollardaki kıllarda başarı daha düşüktür.
Lazer epilasyon ile beklenen başarı oranı %80 civarındadır. Bazı kıllarda zayıflama yapsa da tam olarak yok edememektedir. Böyle durumlarda iğneli epilasyon ile kalanları toparlamak memnuniyeti artırır.
Lazer Ve Işık Sistemlerinin Etki Mekanizması Nedir? Lazer ve ışık sistemleri kıl kökünü tahrip etmektedirler. Burada amaç, kıl kökünde kalıcı hasar yaparken çevredeki deriye hasar vermemektir. Lazer enerjisi derinin altındaki kıl köküne ulaşır. Kıl kökündeki renk hücreleri (pigment) lazer enerjisini emer. Burada yoğunlaşan lazer enerjisi çevre deri ve dokuda hasar yapmadan kıl kökünü yakar. Zarara uğrayan kıl büyük olasılıkla tekrar çıkmamaktadır.
Yanan tüylerin bir kısmı hemen dökülür, bazıları ise 2-3 hafta içinde deriden atılır. Kıllara tek tek uygulanan elektrikli epilasyondan farklı olarak, her enerji atışında düzinelerce kıl yanar. Böylece sırt, omuz, kollar, bacaklar ve yüz gibi geniş alanlar kısa sürede tedavi edilebilir. Meme ucu, üst dudak ve bikini bölgesi gibi hassas bölgeler tedavi edilebilir
Lazer Sistemleri Nelerdir? Lazerler ve yoğun atımlı ışık (IPL) sistemleri şunlardır: IPL – bu sistem lazerden farklıdır. Değişik dalga boylarını kapsayan bir ışık sistemidir. Ruby 694 nanometer Alexandrite 755 nanometer Diode 800-810 nanometer
Alexandrite Lazer Nedir? Alexandrite lazer üzerinde güçlü bir soğutma sistemi bulunmaktadır. Bu sistemde basınçlı soğuk bir gaz lazer atışı yapılan cilt bölgesini soğutur. Soğutma işlem esnasında acı duymamanızı sağladığı için yüksek enerjiyle kıl kökleriniz yakarak en etkili sonucun alınmasını sağlar. Bu başarının önemli parçasıdır.
Vücudun Hangi Bölgeleri Tedavi Edilebilir? Tüm vücut bölgeleri lazer ile tedavi edilebilir. Kadınlarda en çok üst dudak, çene, bikini bölgesi kol, bacak ve koltukaltı bölgeleri tedavi edilir. Erkeklerde ise sırt, omuz, göğüs bölgesi ve sakal bölgesine uygulanır. Alın ve kaş üstleri de tedavi edilebilir.
Lazer Epilasyonun Diğer Alternatif Yöntemlere Üstünlüğü Nedir? Lazer epilasyon hızlı ve uzun süreli sonuç sağlar. Lazer epilasyon vücutta istenilen her yere uygulanabilir. Tıraş, ağda ve tüy dökücü kremler kılı ortadan kaldırır. Ancak kıl kökü yok olmadığı için bir ile dört hafta içinde tüyler geri döner. Lazer epilasyon da ise kıl kökü etkilendiği için tüyler daha geç ve incelmiş olarak geri gelir.
Lazer Epilasyonun Riskleri Nelerdir? Kısa süreli yan etkisi deride kızarıklık ve kıl köklerinde ödemdir. Bu yan etki 1 saat içinde kaybolur. Çok hassas ciltlerde birkaç gün sürebilir. Bazı lazer türlerinde esmer ve bronz tende uygulamalarda renk değişiklikleri, su toplama ve kabuklanma oluşabilir. Bu tür problemler nadirdir ve birkaç gün içinde geriler.
Lazer Epilasyon Kalıcımıdır? Lazer epilasyon büyük oranda kalıcıdır. Dört-altı seans sonrasında tüylerde %70-90 oranında azalma olur. Tüyler daha ince ve açık renkli hale gelir. Bu azalma yıllarca sürecektir.
Tedavi Sonrası Lazer Uygulanan Alanda Tüyler Tamamen Yok Olur Mu? Lazer uygulanan alanda pek çok hastada kıl miktarında % 70-90 azalma olur, kalan tüylerin renkleri ve kalınlıkları azalır. Ancak tamamen tüysüz kalma durumu beklenmemelidir. Tedavi etkinliği tedavi esansları tamamlandıktan sonra 6 ay içinde değerlendirilmelidir. Tekrar çıkacak kıllar 6 ay içinde belli olur.
Ne Oranda Tüyler Tekrar Çıkar Ve Ne Kadar Sürede Tüyler Geri Döner? Lazer epilasyon sonrası doğru uygulama yapılırsa tüylerin bir kısmı hemen dökülür. Geri kalanlar 1-3 hafta sonra deriden atılır Lazer epilasyon ilk iki seansta belirgin azalma gözlemlenmeyebilir. Üçüncü ve dördüncü seanslardan sonra tüylerde belirgin azalma başlar. 4- 6 seans sonrasında tüyler yıllarca çıkmayacak şekilde azalır. Bazı hastalarda seyrek idame seansları yapılabilir. Lazer tedavisinden sonra az miktarda çıkan tüyler ince ve çok açık renklidir. Kozmetik problem teşkil etmez..
Niye en az 4 tedavi seansı gerekmektedir? Bütün lazerler tüylerin aktif dönemine etkilidir. Dinlenme fazındaki tüy kökleri lazerden etkilenmez. Vücuttaki tüyler değişik dönemlerde aktif faz ve dinlenme fazına girerler. Lazer uygulama esnasında aktif kılları etkiler. Bir süre sonra dinlenme fazındaki tüyler aktif hale gelir. Bir sonraki uygulamada da bu tüyler yok edilir.
Seans Sayısı Hangi Faktörlere Bağlıdır? Kıl rengi (açık renkli tüyler fazla sayıda seans gerektirir) Etnik ve genetik yapı (koyu tenli kişiler fazla sayıda seans gerektirir) Hormon durumu, Tedavi edilen alan, Tüy yoğunluğu, Yaş, Kilo (fazla kilo tüy gelişimini arttırır), İlaçlar (örneğin Dilantin and cyclosporine tüy gelişimini arttırabilir)
Lazer Epilasyon İçin Kimlere Uygulanabilir? Koyu renkli ve bronzlaşmış hastalar için IPL , Ruby 694 nm, Alexandrite 755 nm lazerlere nazaran Diode 800-810 nm ve 1064 nm Nd YAG lazer uygundur. Çocuklarda 12 yaş üzerinde özel problem varsa uygulanabilir. Lazer epilasyon sadece kozmetik nedenlerle uygulamaz. Tüylenme yapan ilaç kullananlarda ( örneğin organ transplantasyon sonrası kullanılan cyclosporine), batık tüy tedavisinde, kıl dönme probleminde de kullanılabilir.
Hangi Tüy Renkleri Tedaviye En İyi Yanıt Verir? Kıl köklerindeki pigment lazer tedavisi için önemlidir. Bu yüzden siyah veya kahverengi tüyler tedaviye en iyi yanıt veren guruptur. Beyaz ve gri tüyler tedaviye yanıt vermez.
Lazer Seansları Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar: Ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazlarını kullanmayın! Lazer enerjisi aktif tüylere etkili olduğundan ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazları 2-4 hafta öncesinden kullanılmamalıdır. Bu yöntemler lazerin etkili olacağı kıl kökünü ortadan kaldırır. Bronzlaşmaktan kaçınılmalıdır! Bazı lazer türleri koyu tenlere uygulanabilir ancak tedavi öncesinde güneşlenilmemeli, solaryuma girilmemeli ve bronzlaştırıcı kremler uygulanmamalıdır. İstenmeyen yanıklar ve renk değişiklikleri olabilir. Ayrıca lazerin etkinliği azalır. Jilet ve tüy dökücü krem kullanabilirsiniz!
Jilet ve tüy dökücü krem kullanımı olabilir. Lazer uygulamasından bir gün önce tüylerin alınması en uygunudur. Tedavi günü veya lazerden hemen önce tüylerin alınması cildi hassaslaştırabilir. Lazer tedavisinden önce tüyler alınmalıdır. Tüyler alınmazsa deri üstünde kalan tüyler yanarak acı verir ve lazer enerjisini emerek kıl köküne yeterli enerji gitmesini engelleyerek lazerin etkinliği azaltır. Yaygın inancın tersine jilet tüyleri kalınlaştırmaz, çoğaltmaz, koyulaştırmaz. Bu yüzden tedavi öncesi ve seans aralıklarında jilet veya tüy dökücü kullanabilirsiniz.
Lazer epilasyon ne sıklıkta yapılır, seanslar ne kadar sürer? Lazer uygulamaları 6-12 haftada bir yapılmalıdır. Kıl köklerinin pigmentinin yeterli derecede olması için bu süre gereklidir. 6 haftadan erken 12 haftadan geç olmamalıdır. Seans süresi dudak üstü gibi bölgelerde 1-2 dakika iken, tüm bacak ve sırt gibi geniş alanlarda yarım ile bir saat sürebilir.
Lazer Tedavi Öncesi Öneriler: Tedaviden önceki hafta içinde ağda, sir ağda ve cımbız gibi yöntemler kullanmayın. Çünkü lazerin etkileyip yok edeceği kıl kökünü koparmış olursunuz. Bu da lazerin etkisini azaltır. Tedaviden bir veya iki hafta önce güneşlenmeyi azaltın. Bronz ten lazerin etkinliğini azaltır. Uygulama yapılacak bölgeye makyaj yapmayın. Makyaj lazer enerjisini emerek, daha az enerjinin kıl köküne ulaşmasına ve etkinliğinin azalmasına neden olur. Makyaj lazer ısısını artırarak deride tahriş veya yanık yapabilir. Lazer işleminden sonra makyaj yapılabilir. Lütfen tedaviden bir gün önce veya tedavi sabahı tıraş olun veya tüyleri kesin. Bu yol deriyi daha az hassas kılar. Deri üzerindeki uzun kıllar lazer enerjisini emer ve enerjiyi israf ederek kıl köküne gitmesi gereken enerjiyi azaltır. Ayrıca bu kıllar yanık ve deri tahrişi olasılığını arttırır. Ağrı eşiğiniz düşükse işlemden 2 saat önce ağrı kesici almanız uygun olabilir. Ayrıca bazı kadınlar regl döneminde acıya daha hassas oldukları için regl öncesi ve sırasında uygulama yapılmayabilir
Lazer Tedavi Sonrası Öneriler: Lazer sonrası kızarıklık eve ulaştığınızda gerilemiş olacaktır. Bazı ciltler hassastır ve işlem sonrası kuruluk hissedilebilir. Bu durumda nemlendirici kullanılabilir. Tedaviden sonra bir veya iki hafta içerisinde güneşlenmeyin. Lekelenmeler olabilir. En az 30 faktör içeren güneşten koruyucu kullanın. Lazer sonrası kıl köklerindeki tüyler tedaviden 1 veya 2 hafta içerisinde uzayabilir. Eğer rahatsız oluyorsanız kesebilirsiniz. Tıraş ve tüy dökücü kremi seans aralarında kullanabilirsiniz. Seans aralarında ağda, sir ağda ve cımbız, iple alma gibi yöntemler kullanılmamalıdır. Çünkü bir sonraki lazer seansının etkisini azaltırlar. Lazer sonrası su toplama ve kabuklanma sonra nadirdir ve birkaç gün ile bir hafta arasında geriler. Antibiyotikli bir krem sık olarak sürülebilir.