Etiket: Kendini

  • Kekeme çocuk psikolojisi

    Konuşma bozuklukları içinde çocuğu ve ailesini en rahatsız eden durumlardan bir tanesidir. Kekemeliğin başlama şekli ve süreci ailenin zihninde problemdir. Geçici midir? Kalıcı olabilir mi? Ya da ‘’daha düne kadar çok güzel, akışkan, tane tane konuşması vardı, herkes düzgün konuşmasına hayret ederdi’’ gibi ifadelere sıkça rastlamışızdır.
    Çocuğun kekemelemesi yaş gurubu özelliklerine görede ailenin ve çocuğun psikolojisini etkiler. Çocuk, önceleri ağlama ile sonraları bebeklik çağında gığıldamalar ve agulamalar ile kendini ifade etmeye ve konuşmaya alt yapı hazırlamaya başlar. Sesler hecelere ve bu hecelerin tekrarlarına dönüşür. İlk sözcükler 1 yaş civarında ba-ba, de-de gibi hece tekrarlarıyla başlar. Bunların birleştirilmesiyle tek sözcükler söylenir. Daha sonra al, at, tut gibi eylemi belirleyen kısa fiiller kullanılır. Çocuk kendini, istek ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

    Zaman içinde kısa cümlelerin kurulmasıyla aile içinde büyük sevinç yaşanır ve hergün yeni, nasıl bir sözcük kullanıma dahil oluyor, takibi yapılır. Beklentiler yükselir. ‘’Bugün şu sözcüğü kullandı. Sen bu sözcüğü duymuşmuydun? Ben ilk kez duydum’’ gibi ifadelerle anne-babalar heyecanlarını ve sevinçlerini paylaşırlar.

    Çocuğun diğer kişilerle ilişkilerinin başlaması, akrabalarla iletişim, gözlemler, kreş, anasınıfı gibi toplumsal süreçlerin yaşanması ile cümledeki sözcük sayıları artar. Çocuk kendini daha uzun cümleler kurarak ifade etmeye başlar. Merak duygusu ile sorular çoğalır. Yanıtlar aranır. Aile içindeki etkileşimle çocuk hem kendisi hemde çevresi ile ilgili bilgilenir. Bu bilgilenme çocukta hoşlanma, kendini önemli hissetme duygularınıda beraberinde getirir.

    Tüm bu olumlu duygular sürerken çocuğun sözcüklerdeki ilk harfleri uzatması, heceleri tekrar etmesi, takılması ailenin dikkatini çeker ve çocuğa uyarılar başlar. Aile ne yapacağını şaşırır. O güne kadar kendini çok iyi ifade eden, konuşmasıyla herkesin ilgi odağı haline gelen çocukları farklı hale gelmiştir.

    Çocuk, kendine özgüvenini kaybetmeye başlar, başkalarının yanında konuşmak istemez ve içine kapanır.

    Özgüven, gelecekteki yaşamı şekillendiren en önemli faktörlerden bir tanesidir. Sosyal yaşama katılabilmek, okul ve iş yaşamında başarı elde edebilmek özgüvenin kazanılmış olmasıyla mümkündür. Yaşam becerisine sahip olmak, bireyselleşmek, aile kurmak ve ailede huzurlu ortamı sağlayabilmek, bağımsız olabilmek, özgüven sahibi olmanın sonuçlarındandır.

    Konuşmada yaşanan bu durumlar çocukta stres yaratır, kendini mutsuz hisseder. Konuşma için yaptığı çabalar boşunadır ve istediği sonucu elde edememektedir. Bu nedenle huysuzluk ve sinirlilik belli şekilde kendini gösterir. Öfke nöbetleri yaşanabilir.
    Ailenin düzeltme çabaları ile başaramadığını gören çocuk, insanlardan kaçar ve başarısızlık duygusu yaşar. Çocuğun sosyalleşmesine bir engeldir. Çevrenin çoğunlukla iyi niyetli yaklaşımları ve konuşmaya dikkat kesilmesi rahatsızlık duygusu yaşatır. Çevredeki her bir bireyin düzeltme çabaları ile yaşanan başarısızlık duygusu katlanarak artar. Çocuk anasınıfına gitmiyorsa arkadaş baskısı ne kadar az da olsa içine kapanma ve sosyal yaşamdan uzak kalma duyguları yaşanır. Anasınıfında diğer çocuklar tarafından kabul görme başarısı öğretmenin gayretleri ile mümkün olabilir. İlköğretim çocuklarında, gelişimlerinin yansıması olarak, acımasızca farklılıklara dikkat kesilme ve alay etme yaşanabilir. Normal konuşan arkadaşlarını çekememe ve kıskançlık duyguları yaşanabilir. Sınıftaki öğrenci sayısının fazla olması ; derslere ve öğretim programına önem verilmesi ile gözden kaçma durumları yaşanabilir. Hassas durum özel önem gerektirdiğinden ve bir süre farkına varılmadığında sorunlar ilerleyebilir. Zaten özel bir dönem olan ergenlik döneminde arkadaş ve çevre birinci sıraya yerleştiği, kendine özen ve önemin arttığı dönem olduğundan dikkat gerektirir. Yerleşik hale gelmemesi için, çözüm olabilecek yollar denenmeli, fiziksel nedenlerden kaynaklanmayan kekemelik için pedagoglardan destek alınmalı ve çocuğun psikolojisine gereken önem verilmelidir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    KURUCU- EĞİTİMCİ-ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • İlişkilerde çatışmayı yönetme

    Çatışma kaçınılmazdır. Önemli olan çatışmayı nasıl yönettiğimiz ve adil bir şekide nasıl mücadele ettiğimizdir. Bu mücadele için ihtiyacımız olan en önemli şey beynimizin akıllı kısmını mümkün olduğu kadar aktif tutmak olacaktır.

    Beynimizi iki kısıma ayıracak olursak;

    Birinci kısımı; sürekli güncellenen, üst beyin “akıllı beynimiz

    İkinci kısım; onbinlerce yıldır hiç değişmemiş, hiç evrim geçirmemiş, “ilkel beynimiz”dir.

    Çatışmaya bizi en çok sürükleyen taraf “ilkel beynimiz”dir. İlkel beynimiz, kendini korumaya yönelik olarak, düşünmeden ,aç gözlü, saldırgan ve kuşkucu bir yapıya sahip olabilir.

    Beynimizin bu ilkel kısmı aslında bizim hayatta kalmamızı sağlayan, hızlı çalışan bölümüdür. Savaş ya da kaç tepkilerimizi harekete geçirir.

    Akıllı beynimiz; mantık yürütür, huzuru korur, akıllı ol, pişman olacağın şeyler yapma diyerek, bir sonraki adımı ve olacakları düşünerek hareket etmemizi sağlar.

    İlkel beynimizde olan önce kendini koru mantığı, bizi hoşgörü penceresinden çok çabuk çıkarabilir. Oysa çatışmaları kazan-kazan tarzıyla ele alma yeteneğine sahibiz. Çatışmayı yönetmek ve adil bir şekilde mücadele etmek için en iyi fırsatımız birbirimizi hoşgörü penceresinde tutmakla olacaktır. Bunun içinse akıllı beynimizi sürekli çevrimiçi tutmamız gerekecektir.

    Uzun danışmalardan sonra bile kararınızı verme süreniz bir an olacaktır. Bu kararın doğru olanını yalnız akıllı aklımızın yardımıyla verebiliriz.

    Peki bu “akıllı” olan aklımızı nasıl aktif tutacağız?

    Gözlerini kullan. İlkel beynin panzehiri olarak güvenlik ve samimiyeti iletmek için kullanılabilir. (Yüz yüze veya gözgöze bakmadığınız yerlerde metin veya mesaj yoluyla savaşmayın) bu benim çok üzerinde durduğum bir konu. Partnerinizle sessizce birbirinizin gözüne 3 dk bakın ( ne hissettiniz? zaman nasıl geçti? Notlar alın) ilk başta zor gelsede farklı hissedeceksiniz, bana güvenin.

    Bir konuya sadık kalın. Kavgada bir konudan diğerine atladığınızda sis perdeleri oluşur. İlkel aklımız korumaya geçer, uyarılır ve savaşa hazırlanır.

    Beden dili. Vücudunuzu nasıl kullandığınızdan emin olun. Ani hareketler ilkel aklımızı harekete geçirir ve savaşa hazırlar.

    Kendinizin farkına varın ve gereken düzenlemeleri yapın. Derin nefesler alın kendinizin ve partnerinizin ne düşündüğüne ne hissettiğine odaklanın. Bunun için değişik düzenleme araçları kullanabilirsiniz.”Şu andan sonraki 10 dakika- 10 gün sonra söylediğim söz veya yanıt için ne düşüneceğim? Ne hissedeceğim? Sayının önemi yok.” Önemli olan düşünerek akıllı beynimizden yardım talep etmek ve onu konuya dahil etmek.

    Ses tonunuza dikkat edin. Konuşmanızda patlamalar, titremeler ve dalgalanmalar varsa hoşgörü penceresinden dışarı çıkmaya yaklaştınız demektir.

    Öfkemiz iyi hissettirebilir ancak bize iyi hizmet etmiyor. Genelde hoşgörü penceresinin dışına çıkmamıza sebep oluyor. Orada kalabilmek için kendinizi düzenlemeye başlarken eşinize bunu iletin. Bunca insan arasından birbirinizi seçtiğinizi ve onu olduğu gibi sevebildiğinizi hatırlatın. Gözleriniz, sesiniz ve beden diliniz sizi desteklesin.