Etiket: Kendini

  • Kendini bırakmayan kazanır

    Çok tatsız bir konu olsa da, bugün bir yönüyle kanser tedavisinden bahsetmek istiyorum. Güzellik yazılarında dünyayı her zaman toz pembe göstermek zorunda olmamalıyız. Hayatın gerçekleri var ve bizim vazifemiz de her türlü koşulda size yol göstermek..

    Hep dikkat etmişimdir, kanser tedavisi boyunca kendini bırakmayan, görünümüne özen gösteren hastalar, bu savaştan galip çıkmayı başarmışlardır. Kendi standartlarımız içinde iyi giyinmek hatta mümkünse yeni giysilere bürünmek, bütün kısıtlamalara rağmen cildimize, saçımıza, makyajımıza özen göstermek ve sosyal hayata karışmak inanamayacağınız kadar etkili bir destek sağlar. Çünkü hayata bağlılık vücut direncini arttırır. Dışarıdan iyi göründüğünüz zaman insanlar size hasta muamelesi yapmazlar. Sizden yayılan bu olumlu izlenim, katlanarak size geri döner..

    KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ CİLT HASSASİYETİNİ ARTTIRIR:
    Kanser tedavileri sırasında cildi tahriş edebilecek her türlü uygulamadan kaçınmak gerekir. Peelingler, kimyasal maddeler kesinlikle kullanılmaz. Sıcak duşlar, banyolar hatta deodorantlar, tıraş olmak, sauna, jakuzi, hamam, sert sabunlar, lifler hatta giysilerdeki dikişler bile tahrişe yol açabilir. Öte yandan içinde E vitamini olan yağlardan yada nemlendiricilerden de uzak durun. Bu ürünler radyoterapi ve kemoterapiden sonra hassaslaşan ciltte alerjik tepkilere neden olurlar.

    YIKANMAKTAN KORKMAYIN:
    Bir çok hastamız ciltlerine su değerse tahrişin artacağına inanırlar ve bu yüzden yıkanmaktan çekinirler. Bu görüş temelsizdir. Kanser tedavisi görenler istedikleri kadar yıkanabilirler. Ancak duş yaparken sıcak su yerine ılık su kullanın, sabun yerine nemlendirici duş jellerini ve kremleri tercih edin. İsterseniz bir kovaya ılık su doldurup içine biraz bebe yağı koyun. Bu karışımı vücudunuzu durulamak için kullanın. Aloe vera içeren ürünler de cildi yatıştırırlar ve nemli tutarlar.Duşun ardından 2 yumuşak havlu veya emici kumaşlarla, vücudunuzu ovalamadan, tepeden tırnağa nemini alın. Tedavi sırasında vücut direnci düştüğü için mantarlarla karşılaşmak işten bile değildir. Cildinizi ne kadar temiz ve kuru tutarsanız bu risk o kadar azalır.

    İPEK ZAMANI:
    Cildi yumuşak ve nemli tutmak için mümkünse ipek iç çamaşırları giymenizi tavsiye ederim. Ayrıca ipeğe dokunmak size kendinizi güzel ve taze hissettirir. Böyle küçük keyifler bu dönemde her zamankinden daha değerlidir…

    GÜNEŞE DİKKAT!
    Tedavi süresince cildin güneşe karşı hassasiyeti fazlasıyla artar. Bu nedenle güneşten çok iyi korunmalısınız. Yüksek faktörlü koruma kremlerini, geniş kenarlı şapkaları, uzun kollu hafif yazlık giysileri daima elinizin altında tutmalısınız.

    SAÇLAR..
    Bazı kanser hastaları tedavi döneminde saçlarını “sıfır” numara kazıtırlar. Buna hiç gerek yoktur. Hem kendinizi damgalamış olursunuz hem de saçlar uzamaya başlayınca baş derisinde kaşıntı yapar. En iyisi saçlarınızı kısa kestirmektir. Dilerseniz bir peruk da kullanabilirsiniz.

    Saçlarınız yeniden uzamaya başladığında saç tellerinin kalınlaştığını ve saçlarınızın eskisinden daha dalgalı olduğunu fark edersiniz. Boya yada perma için biraz sabırlı olun. Unutmayın ki saçlarınız çıkmış olsa da deriniz henüz tahrişe açıktır.

    KAŞLAR-KİRPİKLER VE MAKYAJ
    Tedavi sırasında büyük bir ihtimalle kaşlar ve kirpikler dökülür. Kendinize kaş çizmek için kalem yerine toz far kullanın. Hem çizimi daha kolaydır hem de daha doğal bir görünüm sağlar.

    Gözlerinize kalem veya eye-liner ile çerçeve çizebilirsiniz. Özellikle waterproof (suda akmayan) olanlarını tercih ederseniz daha rahat edersiniz. Çünkü kemoterapi menapozdaki gibi sıcak basmalarına ve terlemeye yol açabilir.

    Bu dönemde rimel kullanmayın. Rimel geriye kalan birkaç kirpiğinizin de dökülmesine neden olabilir. Moralinizi bozmayın, kaşlar ve kirpikler tedaviden sonra hızla geri gelirler.

    HAREKET SİSTEMİ AYAKTA TUTAR:
    Yaşamı ciddi şekilde tehdit eden bu hastalıkla baş edenlerin sayısı oldukça yüksektir. Bu süreçte moral ve hareket her şeyden önemlidir. Hareket bütün sistemi ayakta tutar. Yatağa bağlanmak ise hastayı çökertir. Moralinizi bir nebze olsun yükseltecek en küçük olanaktan bile yararlanmalısınız. Siz kendinize acıyıp yaşamdan uzaklaşırsanız, hiç kimse sizi yolunuzdan döndüremez. Oysa siz yaşayan her hücrenize ve kendinize ne kadar özen gösterirseniz, tedavinin etkinliği o ölçüde artar. Ve çevrenizdeki insanlar size ulaşmak, daha fazla destek olmak için gereken şevki ve imkanı bulur. Sakın kendinizi bırakmayın!

  • Çocuklarda Gelişim Evreleri

    Çocuklarda Gelişim Evreleri

    İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir.

    Bebeklik Dönemi (0-2)

    Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

    Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

  • Sosyal Kaygı Nedir?

    Sosyal Kaygı Nedir?

    Sosyal kaygı, toplum içinde konuşurken ya da herhangi bir eylem yaparken kızarma, terleme, ellerin titremesi, kendini küçük düşürecek yanlış bir şey yapma korkusu olarak tanımlanır. Diğer insanlar tarafından olumsuz değerlendirilme korkusudur. Böyle durumlara girmek zorunda kalınca anksiyetenin (kaygı) belirtileriyle kişi rahatsız olur. Kişi, bu belirtilerin ve yaşadığı kaygının topluluk içinde herkes tarafından fark edileceğinden de korkarak topluluğa girmekten çeşitli bahaneler bularak kaçınır. Kaçınamadığı durumlarda, örneğin bir konuşma yapacaksa günler hatta haftalar öncesinden kaygı yaşamaya başlar. En sık görülen sosyal kaygı belirtileri arasında, topluluk içinde konuşma yapma, sohbete katılma, yeme içme, umumi tuvaletleri kullanma sayılabilir.

    Ülkemizde sosyal kaygının yaygınlığına bakıldığında; kadınlarda %2.3, erkeklerde %1.1 olarak bulunmuştur. Sosyal kaygısı olan kişilerin bu durumuna, sosyal ortamlardan kaçınmaları, keyif aldıkları aktivitelerden uzaklaşmaları gibi nedenlerle depresyonun da eşlik ettiği görülmüştür.  

    Sosyal kaygıyı diğer kaygı bozukluklarından ayıran temel özellik, kişinin başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceği ile fazla ilgilenmesidir. Temel korku, başkalarının önünde küçük düşmek, rezil olmaktır. Kişi, “Benimle dalga geçecekler” diye düşünür ve kaygılanır. Kaygısıyla birlikte, kalp atışları hızlanır, boğazı kurur, yüzü kızarır, sesi titrer, elleri titrer, bacakları kasılır ve bunların fark edilmesi kaygısı da eklenir. Fark edilmemesi için sosyal ortamlardan, sohbetten, misafirliğe gitmekten, misafir ağırlamaktan, sınıfta soru sormaktan, fikrini söylemekten, yabancı ortamlara katılmaktan, kendisinden üstün gördüğü kişilerle konuşmaktan, bir performans sergilemekten kaçınır. Bunları yapmak zorunda kaldıysa, göz teması kurmayabilir, az ve kısa konuşabilir, kendisinin fark edilmeyeceği yerlerde oturabilir, elinde sürekli bir şeyle oynayabilir… Dolayısıyla bu kaçma, kaçınma ve güvenlik arayışı davranışları devam ettikçe sosyal kaygı büyüyerek devam eder. 

    Sosyal Anksiyetenin Alt tipleri:

    • Performans 

      • Topluma karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi.

    • Sosyal Etkileşim

      • Buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma gibi.

    • Gözlenme

      •  Sokakta yürüme, otobüse binme, odaya sonradan girme, açık tuvaletleri kullanma, biriyle beraber yemek yeme gibi. 

    En Sık Görülen Belirtiler:

    • Kızarma ve kaslarda titreme panik bozukluğu olan kişilere göre 2 kat daha fazla

    • Çarpıntı (%79), titreme (%75), terleme (%74), kaslarda gerginlik (%64), midede rahatsızlık (%63), boğazda kuruma(%61), sıcaklık/soğukluk duyguları(%57), kafada basınç (%46)

    Sosyal Kaygısı Olan Kişi Kendini İzler:

    • Sosyal kaygısı olan kişi, sosyal ortamlarda nasıl göründüğünü anlamak için kendini izlemeye başlar ve korkuları kendisi tarafından üretilir

    • Dışarıya ve olan bitene dikkat azalır

    • Diğer insanlardan gelebilecek olumlu tepkiler fark edilmez

    • Kendini kaygılı hissetmek kaygılı görünmekle aynı şeydir: Kişi, kendini nasıl hissediyorsa, aynı şekilde göründüğünü varsayar. 

    • Gözleyen bakış açısından kendini hayal etme: Ortamda bulunan herkes, onun yaşadığı kaygıyı, zorlanmayı fark etmiştir kişiye göre. Dışarıdan kötü, zayıf, aciz göründüğüne dair görüntüler gelir zihnine ve bunlara inanır. 

    • Hissedilen kendi: Diğer kişilerle diyalogdan kopar. Kişinin dikkati sürekli kendisindedir. Elini, ayağını, her hareketini ve söylediklerini takip eder ve ortamdan uzaklaşmış olur.

    Sosyal Performansla İlgili Kişinin Kendine Koyduğu Kurallar:

    • Çok zeki, parlak ve akıcı konuşmalıyım

    • Konuşmada suskunluk olmamalı

    • Herkesin takdirini kazanmalıyım

    • Hiçbir zayıflık belirtisi göstermemeliyim

    • Kaygılı olduğumu kimse farketmemeli

    • Sadece diğer insanlar susunca konuşmalıyım

    • Karşımdaki kişiyi sıkmamalıyım

    • Daima önemli ve ilgi çekici şeyler söylemeliyim.

    Kişi bu kuralları farkında bile olmadan kendine koyar ve bu kurallara göre yaşamaya çalışır. Belki fark etmişsinizdir, bu kurallar kimse için gerçekçi değildir. Bu gerçekçi olmayan kurallara göre yaşamak mümkün değildir. İllaki kaygı ve stres yaratır. Yarattığı kaygı ve stres olmasın diye çaba sarf etmek ya da kurtulmak değil, kişinin kendine koyduğu bu kuralların sarsılması gerekir. 

    Sosyal Kaygı Yaşayan Kişinin İnançları:

    Sosyal kaygı yaşayan kişi, kaçınmaları neticesinde bazı inançlara sahip olmaya başlar. Bir çoğu da bu inançlara sahip olduğu için sosyal kaygı yaşar. Bu inançların psikoterapide ele alınarak çalışılması ve sarsılması gerekir. 

    • Kendisiyle ilgili: yetersiz, zayıf, güçsüz, aciz, istenilmeyen, farklı, (olumsuz anlamda), tuhaf, garip, aptal, çirkin, sevilmeyen…

    • Diğerleriyle ilgili: güçlü, eleştirel, alaycı, üstün, hoşgörüsüz…

    Sonuç olarak, sosyal kaygı yaşayan kişi yaşamdan zevk almaya, ortamdan keyif almaya değil sürekli kendi performansına, nasıl göründüğüne, nasıl konuştuğuna, ne yaptığına odaklı yaşar. Bu yoğun zorlanmayı da yaşamamak için çoğu zaman ortamlardan uzak durur. Bu da kendisini yalnızlaştırmasına, yapabileceklerini yapmamasına, belki de hayallerini gerçekleştirememesine neden olur. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), tüm dünyada sosyal kaygı terapisinde etkililiği kanıtlanmış bir terapi yöntemidir. Eğer sosyal kaygı yaşadığınızı düşünüyorsanız, bulunduğunuz yerde profesyonel bir BDT uygulayıcısı ile görüşebilir ve bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz.

  • Bahar Yorgunluğundan Kendi Terapistiniz Olarak Çıkın

    Bahar Yorgunluğundan Kendi Terapistiniz Olarak Çıkın

    Yavaş yavaş doğanın deri değiştirmeye başlaması ile bir çok kişide bahar yorgunluğu diye tabir edilen somatik (bedensel) yakınmalar ve psikolojik değişimler görülmektedir.

    Aslında olan şey insanın değişime gösterdiği dirençtir. Hava değişimi, mevsim değişimi, bitki örtüsü değişimi, beden ısısı değişimi gibi birçok farklı alanda kendini gösteren değişime uyum için gereken zaman geçene kadar değişimin getirdiği strese bağlı kişide yorgunluk, isteksizlik, iştah değişimi, sinirlilik, ani duygu değişimi gibi semptomlar görülebilir.

    Bu etkilerin kimde ne kadar görüleceği, kimi ne kadar etkileyeceği kişinin mizacı ve genel ruh haline bağlıdır.

    Geçiş dönemlerini zor atlatmak kişiyle ilgili bir ipucu verebilir ve kişinin güçlendirmesi gereken yönleri olduğunu fark etmesini sağlayabilir.

    Bahar yorgunluğundan muzdarip kişilere verebileceğim tavsiyelerden ilki; bunun geçici bir dönem olduğunu hatırlamaları. Çünkü bazen kişiler bu yorgunluğun geçmeyeceğine inanarak daha derin bir stres yaşayabiliyorlar.

    DOĞRU NEFES ALMAYI ÖNEMSEYİN

    Vücudumuzun benzini oksijendir. Oksijen ise suda ve havada vardır. Su içmenin önemini hepimiz biliyoruz. Doğru nefes de aslında bedenin su kadar ihtiyaç duyduğu bir şeydir. Bu yüzden doğru nefesle bedeni köşe bucak oksijenle doldurmak bedene ihtiyacı olan enerjiyi verebilmek için mühimdir. Bunun için doğru nefes tekniklerini araştırabilir ve uygulayabilirsiniz. 

    Nefesin üç aşaması vardır. Almak, tutmak ve vermek.  Genelde nefesi tutma evresi gerçekleştirilmediği için tam ve doğru nefes alışı gerçekleşmemektedir. Yapılan bir başka hata da havayı göğüs kafesine doldurmaktır. Doğru olan ise nefesi  diyaframa doldurmaktır. Diyafram bedenin ikinci kalbi sayılabilir. Havayı diyaframa doldurup dolmadığınızı anlamak için nefes alırken karnınızın şişip şişmediğini kontrol edebilirsiniz. Elinizi karnınıza koyduğunuzda nefes alınca elinizin ileri gittiğini, verdiğinizde ise indiğini fark etmeniz gerekmektedir. Bu şekilde nefes alırken 5’e kadar sayıp yavaşça derin bir nefes alıp, 5’e kadar sayıp nefesi tutmanız ve 5’e kadar sayarak yavaşça vermeniz gerekmektedir. 5’e kadar saymak başlangıçta çok gelirse 3’e kadar sayarak başlayabilirsiniz.

    Diyafram nefesi ve nefese odaklanarak dikkati nefese vererek  diğer düşüncelerden uzaklaşmak stresle baş etmek, sınav kaygısı, uyku bozukluğu gibi bir çok sorun için iyileştirici ve kolaylaştırıcı güçtedir.

    Dikkatinizi nefese odaklamakta zorlanıyorsanız; gözlerinizi kapatın. Beyaz bir odada olduğunuzu hayal edin, nefes alırken içi soğuk hava dolu mavi balonların odada belirmeye başladığını, mavi balonları içinize çektiğinizi ve burun duvarlarınıza soğuk havanın çarptığını hayal edin. Nefesi verirken mavi balonların içi sıcak hava ile dolu kırmızı balonlara dönüştüğünü hayal edin. Böylece hem doğru nefesle dolan bedeniniz hem stresli düşüncelerden uzaklaşan zihninizi hafifleyecek ve sizi şifalandıracak.

    BAHAR TEMİZLİĞİ MÜHİM

    Kültürümüze yerleşmiş ve baharla özdeşleşmiş bir başka şey de bahar temizliğidir. Bahar temizliğinde amaç fazlalıklardan kurtulmak, mevsime uygun olmayanları temizleyip kaldırmak, yaşam alanını işlevsel hale getirmektir. Aynı amaçla psikolojik süreçleri derleyip toplamakta mümkündür.

    Geçmiş bugüne yükse onunla selamlaştığımız gibi vedalaşmamız da gerekir. Kırgınlıklarınızı, kaybettiklerinizi, hatalarınızı önce kabul edin; sonra da olumsuz deneyimlerden alacağınız her şeyi aldığınızı düşünüp geçmişle ayrışın. Zihinsel olarak bunu yapabilmek zorsa yazının gücünü kullanın. Geçmiş deneyimlerinizle ilgili bir yazı kaleme alın. Sizin için bir örnek paylaşıyorum.

    “Gelecek kaygımla olan işim bitti, senden öğreneceğimi öğrendim. Geleceğimin sürprizlerle dolu olmaması için elimden gelen önlemi almayı öğrendim. Artık kaygılarımı bırakıyorum, benden ayrılabilirsin. İnsanlara güvenmeyen yanımla işim bitti. Sayende insanları daha iyi analiz edebiliyorum ama artık ilişkilerimde güvene ihtiyaç duyuyorum. Güvensizliğimi bırakıyorum ve ondan ayrılıyorum. Aldatılma korkumu da bırakıyorum, yeterince benimleydin, artık gidebilirsin. …”

    BATIK BEDEL ÖDEMEYE DEVAM ETMEME KARARI ALIN

    Hayatınızdaki ilişkilerle ilgili de bir bahar temizliği yapabilirsiniz. Hepimizin hayatında yıllarca emek verdiği kişiler vardır, bunlar partner, anne-baba ya da arkadaş olabilir. Bir süre sonra sırf verilen emeğin hatırına ilişkinin bize zarar verdiğini görsek bile kopamayız. Bu duruma “batık bedel ödemek” diyoruz. Hayatınızda sırf çok emek verdiniz diye ayrılıp önünüze bakamadığınız için batık bedel ödeyerek kendinize haksızlık yaptığınız kişilerle olan ilişkilerinize gerçekçi bir gözle bakın.

    BİTMEMİŞ MESELELERİ BİTİRİN

    Geçmişte nasıl ve neden ayrıldığınızı bilmediğiniz bir ilişkiniz, kırıldığınız ama bir türlü anlatmadığınız bir arkadaşınız varsa psikolojik yükleriniz vardır demek. O kişilere ulaşmak zor ve gereksiz olsa da onlara okumayacakları bir mektup kaleme alın ya da karşınızdaymış gibi düşünüp bir koltuğa oturup içinizi dökün. Sizden çıksın duygular, düşünceler ve bitirebilmenize olanak sağlasın.

    KENDİNİZE SARILIN

    EMDR terapisinde uygulanan şey aslında bedenin sağ ve sol tarafını sırayla uyararak travmayı temizlemek ve olumlu düşünceleri yerleştirmektir. En basit haliyle bunu kendinize sarılarak yapabilirsiniz. Sağ elinizle sol göğsünüze, sol elinizle sağ göğsünüzü(kendinizi kucaklar gibi eller çapraz olacak şekilde) küçük küçük dokunarak kendinize olumlu mesajlar verin, güçlü yanlarınızı hatırlayın. 

    Bunu kendinizi stresli, yorgun ya da kaygılı hissettiğinizde yapabilirsiniz.

    DOĞADAN İLHAM ALIN…

    Doğa iyileşme, yenileme ve büyüme konusunda harika metaforlarla doludur. Ayrıca kokusuyla, renkleriyle, enerjisiyle de şifa kaynağıdır. Bol bol toprağa basın, yapamıyorsanız evde saksıda çiçek yetiştirin ve toprağına elinizle dokunun, yürüyüş yapın, doğayı seyredin…

    Doğayla baş başa kalmak da, doğanın iyileştirici gücünü sevdiklerinizle paylaşmak da ayrı ayrı şifalıdır.

    Hepinize ılık, dengeli, huzurlu mevsimler diliyorum…

    Şifa olsun.

    B

  • Sevgi Dili

    Sevgi Dili

    Sevgi Dilinizi Öğrenerek Aile İçinde Daha Başarılı Bir İletişim Kurabileceğinizi Biliyor muydunuz?

    Aile olmak, anlamı, değeri, hayatımızdaki yeri ve hissettirdikleri ile özel ve kutsal bir kavramdır. Fakat bazı sebeplerden dolayı, zaman zaman aile içinde yaşanan sorunlar kişileri yıpratabilmektedir. Ve aile içinde yaşanan, çözülemeyen sıkıntılar hayatın o kadar içindedir ki, bu durumdan kaçmak da pek mümkün değildir.

    Bu sebeple aile içindeki dengeleri iyi kurmak, yaşanan sıkıntıları doğru çözümleyebilmek çok önemlidir.

    Sihirli Kavram! İLETİŞİM

    Aile içinde yaşanan sıkıntıların temelinde her zaman karşımıza çıkan problemlerden biri, iletişim bozukluğu olarak nitelendirdiğimiz konuşamamak, dinleyememek ya da yanlış konuşma ve dinleme şekilleridir.

    Doğru iletişim olarak nitelendirdiğimiz konuşma ve dinleme biçimi ise karşılıklı bir ilişkiyi ifade eder. Yani kişi kendini ifade ederken, karşısındaki onu gerçekten anlamak üzerine odaklanarak dinlemelidir. Gözlerine bakmalı, sözünü kesmeden, anladığını ifade eden mimikler kullanmalıdır. Başka bir şeyle-cep telefonu, bilgisayar gibi- kesinlikle ilgilenmemelidir. Anlamadığı bir durum olduğunda ise sorular yönelterek cevap almalıdır. Kendini anlatan kişi ise açıklıkla isteklerini, beklentilerini ve duygularını karşısındakini suçlamadan anlatmayı başarmalıdır. Karşımızdaki kişinin duymaktan hoşlanacağı şeyleri söylemek değil, gönlünüzden geçenleri söylemek karşılıklı ve kalıcı bir mutluluk yaratabilir. Unutmayın, eşiniz, çocuğunuz, anne-babanız sizi söylediklerinizle, ifadelerinizle tanır ve anlar.

    Eşle İletişim…

    Eşimiz, bir çok durumda güç aldığımız, her zaman yanında olmasını beklediğimiz, davranışları, sözleri bizim için en önemli kişilerdendir. Fakat, gene onun davranışlarına, sözcüklerine şekil veren bizim kendimizi ifade biçimimizdir. Bu yüzden kendinizi doğru anlatmanız eşinizle iletişimde de önemli bir rol oynar.

    Ben söyledikten sonra ne anlamı var demeyin!

    Unutmayın, insanlar kullanım klavuzuyla hayatımıza girmiyor. Bu yüzden ifade etmeden beklenti içine girmek ve karşılığında üzülmek bir çok durumda anlamsız olacaktır. Sizin için özel günlerin anlamlı olup olmadığını, hediye bekleyip beklemediğinizi, size nasıl hitap edilmesinden hoşlandığınızı açıkça söylemelisiniz. Eşinizin de beklentilerini öğrenmek için ona sorular sorabilir, onu daha iyi tanımaya çalışabilirsiniz. Ve işe birbirinizin “Sevgi Dili”ni öğrenerek başlayabilirsiniz.

    Sizin sevgi diliniz hangisi?

    Kişilerin beklentileri birbirinden farklıdır. Sevgiyi anlama ve hissetme biçimleri de… Kişilerin sevildiğini hissetmek için karşılarından duymayı bekledikleri davranış biçimini “sevgi dili” olarak ifade edebiliriz. Sevgi dilini beş farklı kategoride inceleyebiliriz.
    -Onaylayıcı kelimeler
    -Hizmet eylemleri
    -Hediye alma
    -Fiziksel temas
    -Kaliteli zaman

    Onaylayıcı kelimeler sevgi diline sahip kişi yaptıklarının takdir görmesini bekler. Eğer eşinizin sevgi dili “Onaylayıcı Kelimeler” ise ona çöpü attığı için teşekkür etmeniz, çocukları çok iyi idare ettiği için mutlu olduğunuzu söylemeniz kendini değerli ve sevilir hissettirecektir.

    Sevgi dili “Hizmet Eylemleri” olan kişi ise karşısındaki kişiden sorumluluğunu hafifleten eylemler bekler. “Hizmet Eylemleri” sevgi diline sahip kişi için arabayı yıkamanız, akşam yemeğini hazırlamanız mutlu edici davranışlar olacaktır.

    Sadece “Seni Seviyorum.” diyerek sevginizi ifade ederseniz bu sevgi diline sahip kişi “Madem beni seviyorsun, o zaman neden bir kere de evi toplama işini üstlenmiyorsun” diyecektir. Bu kişiler için sözcükler değil, davranışlar(eylemler) önemlidir.
    “Hediye Alma” sevgi diline sahip kişi ise kendisi düşünülerek alınmış küçük sürprizler bekler. Üzerine not yazılarak bırakılmış bir paket çikolata bile bu grupta yer alan kişileri mutlu edecektir. Eğer eşinizin sevgi dili “Hediye Alma” ise özel günlerde de mutlaka hatırlanmak isteyecektir. Örneğin doğum gününde ona bir hediye vermediyseniz sevginize inanması da güçleşecektir.

    Fiziksel Temas sevgi dilinde ise sevginizi dokunarak, sarılarak ifade etmeniz gerekecektir. Bu kişilerden “Madem beni seviyor, o zaman neden sarılıp öpmüyor?” gibi bir cümle duymanız olasıdır.

    Kaliteli Zaman sevgi diline sahip kişi ise, karşısındakinden ona zaman ayırmasını ister. Bu zamanın içinde karşısındakinin ilgisinin tamamen kendinde olmasını bekler. Bu sevgi diline sahip kişi ile akşam yemeğine çıkmanız değil, yemek boyunca sohbet etmeniz, telefonunuzu kapalı tutmanız, tüm ilginizi o kişiye yönlendirmeniz anlamlı olacaktır. Aksi durumda birlikte yemek yemek fiziksel bir ihtiyacı karşılamaktan başka bir anlam kazanmayacaktır.

    Şimdi siz de sevgi dilinizi bulun, ve ailenize bunu ifade edin. Bunun için kendinizi gözlemleyin ve hangi durumun sevildiğinizi hissettirdiğini keşfetmeye çalışın. Aynı soruları ailedeki diğer üyelerin de sorgulamasını ve cevap bulmasını sağlamak için onları cesaretlendirin. Göreceksiniz ki birbirinizin sevgi dilini bulduktan sonra daha kolay iletişim kurmayı başaracaksınız.

  • Yetersizlik, İnsanı Bitkinleştirircesine Tüketen!

    Yetersizlik, İnsanı Bitkinleştirircesine Tüketen!

    Yetersizlik! Ucu bucağı olmayan çaresizlik. İnsanı kaçmaya zorlayan kendinden, duygularından kaçmaya zorlayan çaresizlik. Kendine yabancılaştıran, duygularını sorgulatan, kendine yetersiz hissettiren o duygu. Bir yanıyla insanı yalnızlığa kaçmaya iten, bir yanıyla kendine yabancılaştırıp insanlar arasında kalabalıklaşmayı arzu ettiren, çaresizlik! Yapamayacağını düşündüğün, kendini yetersiz gördüğün, insanlara içten içe bana yardım edin diye bağrışın içte sıkışmışlığı. İnsanı yorgunlaştıran şey. Yetersizlik. İnsanı korkutan, dibe çeken. Hayallerine, kurduklarına bir o kadar uzakken başaramayacağına olan inancının daha da kuvvetlenmesi. Kararsızlık içerisinde insanı bitkinleştirircesine tüketen. Kararsızlık içerisinde bir şey yapamamazlığın içinde karamsarca geri çekilme. Herkesten, her şeyden geri çekilme. Bir yandan bulunduğun ortamdan uzaklaşmak kaçıp gitmek, bir yandan evden dahi çıkmayı istememek. İnsanlara, en yakınlarına katlanamamak.

    Zamanında yakınlarınla ayrı bir vakit dahi düşünemezken şimdi tahammül edememek belki de. Zamanında yakınlarının memnuniyetleri için uğraşıp çabalayıp mutlu olmaları için didinirken şimdi kolunu dahi kıpırdatamamak yada belki de kıpırdatmamayı istememek. Duyguların yoğunluğu her yerini sarmışken çaresizliğin vurucu yanıyla kendine tahammül edememek. Duyguların yoğunluğu içerisinde kıvranırken yetersizliğin her bir yanını sarması ve elinden hiçbir şey gelmemesi.

    Yorgunluk… Kırgınlık… Yıkılmışlık…! Çevrendekilere karşı, hayata karşı! Tekrar hareketlenebileceğine dair inancın bir türlü oluşamaması. Sevildiğine, birinin seni seveceğine artık inanmamak. Sevgisizlik değil de aslında bunun tanımı kırgınlık. İnsanı ihmal edilmişliğini düşündürten içten içe kasıp kavuran bu düşünce. Yetersizliğin getirisi olan bu duyguyu hissettirmeye iten ihmal edilmişlik düşüncesi karşı. Ancak yine de sevilmediğini düşündürten yetersizlik. Bu düşünceye karşı koyulamaması. Kendini ihmal etme bir yanıyla.

    Kendi yetersizliğini başkaları üzerinden kendi üzerine sorgulatan. Başkaları tarafından ihmal edildiğini düşünürken onlara bu atıfta bulunarak kendi kendini ihmal etme. Evet gerçekten de çaresizlik. En dipteyken bu karanlık içerisinde, neden buradayım diye düşünürken buradan nasıl çıkarımı düşünmemenin yetersizliği. Kolunu kaldıramamanın yetersizliği. Kendine tahammül dahi edemiyorken kendini ihmal etmeye devam etmenin yetersizliği. Kolunu kıpırdatmaya halin olmasa da gücün varken olmadığını düşünüp kendi kendini çaresizliğe sürüklemek. Ve kırgınlık. Evet, büyük çaresizlik! Başkalarının sana yardım etmesini beklerken kendi kendine yardım etmemek, işte bu kendini ihmal etmenin, yetersizliğin ta kendisi!

  • Kendinizle İlişkiniz Nedir?

    Kendinizle İlişkiniz Nedir?

    Birey psikososyal gelişimini tamamlamaya başladığı aşamada gelişir, kendini tanıyan kişi; kendisiyle ilişkiyi kurmaya başlamış demektir. Varoluşsal dengede her canlı doğar, büyür ve ölür. Bu dengeyi tamamlarken ne gibi süreçlerden geçtiğimiz, kim olduğumuz ve neler yaptığımızı daha sağlıklı algılayabiliriz.

    Gelişim süreçlerinde kimlik arayışı hepimizin içgüdüsel olarak tamamlamaya çalıştığımız bir evredir. Bu evrede tüm yaşamsal döngüler bizi geliştirir. Bu döngüde hayattan beklentilerimizle beraber kişilik yapılarımız oturmaya başlar. Kendimizi tanıma evresi bizleri karakterimizle tanıştırır. Kendimizi tanımaya başladığımız anda kendimizle ilişkimiz oluşmaya ve evre evre gelişmeye başlamış oluruz.

    Peki sen kimsin?

    Bu soruyu kendimize ne kadar sıklıkla soruyoruz? Kim için yaşıyor, kim için kendi benliğimizden ödün veriyoruz? Elbette bu soruların cevabı olarak ‘ kendim için ‘ dediğinizi duyabiliyorum. Ancak hayat bize bir takım maskeler takmak ve bir takım rollere büründürmek için yaşamsal deneyimler tattırır. Bu deneyimler acı ya da tatlı olabilir. Birey kendisiyle ilişkisine bu deneyimler sayesinde ulaşır.

    Yaradılışımız gereği kendimizi sevmek, korumak ve kollamak için yaşarız. Yaşam sürecinde araya başka ilişkilerin girmesi bizi benliğimizden ayırabilir. Bu noktada kim olduğumuz konusunda takılıp kalabiliriz. Karakterimizin bütünlüğünü yaşadıklarımız oluşturur. Ve her evrede kendimize kim olduğumuzu sorma ihtiyacı hissederiz. Ancak gelecek cevap bizi bazen korkuttuğu için bu durumu dağın görünmeyen kısmında gizleriz. Şuan ki kültürel yapıda aslında kendimiz için değil başkaları için yaşamayı tercih etmemizde bunun örneğidir. Bu yüzden kendi benliğimizi içimizde bastırabiliyoruz.

    Kendinizle ilişkiniz nasıl olmalı?

    İşe önce kendinizi tanımaktan başlayın. Bu cümle tüm düğümleri tek tek çözecektir. Kendini tanıyan, anlayan, ne istediğini değil ne istemediğini bilen ve kendisine değer veren kişi benliğine kavuşabilir. Kendisiyle sağlam ilişki kuran kişi sağlıklı beraberlikler yaşar. Hayatın anlamlı devam edebilmesi için kendinizi tanımalı ve o çerçeve de hareket etmelisiniz.

    İşte asıl yapmanız gereken kendinizle sağlıklı ilişkiyi nasıl oluşturabileceğinizi bilmenizdir. Bununla tanıştığınızda ilişkiyi oldukça anlamlı kurabilir ve daha kaliteli bir benlik süreci yaşarsınız. Bu durum hayatınızda ki birçok süreci etkilediği gibi mutlu beraberlikleri de beraberine getirir.

    Önce sürece kendinizi tanımaya, sevmeye, kabul etmeye ve değer vermeye başlayarak yapabilirsiniz…

  • Mükemmeliyetçilik Neydi, Başarı İşiydi!

    Mükemmeliyetçilik Neydi, Başarı İşiydi!

    Mükemmel olmak başarılı olmak işiydi. Çaba işiydi. Hedef işiydi. Bakış işiydi. Mükemmel hale getirmek işiydi. Kendini sürekli törpülemekti. Kendini disipline etmekti. Tertipli hale getirmekti. Çaba harcamaktı. Bitmek bilmeyen bir çabaydı. Mükemmel olmak bu kusurlu dünyada kusurları kabul etmemekti. Eksikliğe tahammül edememekti. Zihninde kurduğun bütünlüğün yanından bile geçememesiydi. Sürekli öfkeli, sürekli gergin olmaktı. En çok kendine öfkeli olmaktı. Eksikliğine öfkeli olmaktı. Kendine, eksikliğine katlanamamak gibi birşeydi. Sürekli zihninde kurmak ama hiçbirşeyin zihnindekiyle paralel dahi gitmemesiydi. Zihnindekine tahammül edememekti. Kusurları kapatmaya çalışmak, bir hedef belirleyip o yolda ilerlemekti. Hedefine ulaşsan da tatmin olmamaktı. Hedefinin yolunda ilerlemek dahi keyifliyken hiçbirşeyin yeterince iyi olmamasıydı. Mükemmelliyetçilik kendine değer katmaya çalıştığın noktada kendini sürekli değersiz hissetmekti.

    Mükemmelliğe dair yapılan her bir çaba durmadan değerli olduğunu hatırlatmaya yönelik bir çaba değil miydi sanki. Bu kadar değerli olduğunu hatırlatmaya yönelik çaba da değersizliğini yüzüne çarpan bir çaba gibi bir şeydi aslında. Değersizliğinden kaynaklı mükemmele ulaşmak, ulaştığın noktada tekrar değersiz hissetmekti. Mükemmel olmak başkalarının bakışlarının üzerinde olmasını istemek ama uzun süren bakışlarına katlanamamaktı. Değerli olmayı istemek ama bir türlü hissedememekti. Bu kadar çaba içerisinde gerçekten birşeyler yapabiliyorken, gerçekten başarılıyken, kendini başarılı olduğuna bir türlü ikna edememekti. Değerli olduğuna ikna edememekti. Değersizliğinim tüm vücudunu ele geçirmesi gibi birşeydi. Kendini tatmin edememekti. Kendini kabul edememekti. Baştan beri değersiz olduğuna ikna olmaktı. Mükemmellik, yorgunluktu. Sürekli kendini törpülemekti. Zihninin sürekli bitmek bilmeyen çabalarıydı. Çaba işiydi. Hedef işiydi. Bakış işiydi. Mükemmellik, yorgunluktu. Sürekli sürekli sürekli törpülenmekti. Zihnini disipline etmekti. Bedenini disipline etmekti. Yani başarı işiydi. Peki ya ne için, kim için?

  • Bireysel Danışmanlık – Psikoterapi

    Bireysel Danışmanlık – Psikoterapi

    Bireysel Danışmanlık, bir kendini tanıma ve farkındalık geliştirme sürecidir. Bu süreç boyunca duygusal gereksinimlerin, korkuların ve arzuların farkına varılır ve daha derin bir içgörü kazanılır. Bireysel terapi kendinizi, diğer insanları ve ilişki kalıplarını anlamanızı sağlar; size netlik ve perspektif kazandırarak ruhsal sağlığınız ve  iyi hissetmeniz için yaşamsal baş etme stratejileri geliştirmenize yardımcı olur. Bireysel terapi çerçevesinde çalışma konuları çok çeşitlidir. Aşağıda en sık karşılaşılan sorunların bazıları listelenmiştir:

    • Endişe/korku

    • Bedensel imajla ilgili sorunlar

    • Yas ve kayıp

    • İlişki sorunları

    • Yalnızlık ve izolasyon

    • Stres

    • Kendilik değeri/özsaygı ile ilgili sorunlar

    Psikoterapi sürecinin temel adımları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

    • Erken çocukluk döneminin kalıpları ve bireyin yaşamında sıklıkla karşılaştığı güçlükler arasındaki bağlantının farkına varılması,

    • Rüyalar, bedensel göstergeler ve sanat, beden egzersizleri, hikaye anlatımı gibi malzemelerle çalışarak kendini tanıma,

    • Benliğin dışlanmış veya inkar edilen yönlerinin keşfedilmesi ve tekrar entegrasyonu,

    • Tinsel inançların ve deneyimlerin keşfedilmesi.

    Kendini Daha İyi Anlamak

    Psikolojik danışmanlık süreci içerisinde kişi davranışlarının hangi duygulardan kaynaklandığını, duygularının ise hangi temel inançlarından beslendiğini görür, kendini daha iyi tanır ve anlar.

    İlişkilerini Daha İyi Yönetmek

    Kendini tanıyan kişiler, ilişkilerine daha sağlıklı yön verebilmek adına psikolojik danışmanlık süreci içerisinde çevresindeki önemli diğerleri dediğimiz insanları ve onlarla olan etkileşimlerinin temellendiği dinamiği görür ve ilişkilerini daha iyi yönetir.

    Olumsuz Duygularınızı Nötrlemek

    Hepimiz çeşitli sebeplerden kendimizi kötü olarak nitelendirdiğimiz duygular içerisine girebiliriz, psikoterapi olumsuz duyguların çözülmesi ve nötrlenmesine yardımcı olur.

    İstemediğiniz Davranışlarınızı Değiştirmek

    Bazen işlerimizi erteleriz, bir işe başlar ve devam ettiremeyiz, psikoterapi davranış değişikliğini destekleyecek içsel kaynaklarınıza ulaşmanızı ve onları daha etkin şekilde kullanmanızı sağlar.

    Kişisel Gelişiminizi Desteklemek

    Gelişim ihtiyaçları kişiden kişiye değişir, psikoloğunuzla yaptığınız görüşmeler içerisinde hem gelişim ihtiyaçlarınızı daha iyi anlar hem de o ihtiyaçları tamamlamak yolunda sağlam adımlar atarsınız.

  • Farkında Ebeveyn Olmak

    Farkında Ebeveyn Olmak

    Ebeveyn olmak beraberinde çok fazla sorumluluk getiriyor. Bir anda neye uğradığımızı şaşırıyor, yapılması gereken bunca sorumluluğa nasıl yetişeceğimizi hesap etmeye çalışıyoruz. Kafamızda durmadan yapılması gerekenler listesiyle yaşamaya başlıyoruz.

    Çocuklar büyüdükçe ve bireyselliklerini kazanmaya başladıkça sorumluluğun yönü de değişmeye başlıyor. Alışveriş merkezlerine bunu istiyorum diye girilen krizler, kışın ortasında mayo giyeceğim diye tutturmalar, uyku saatlerinin değişmesi ile kendimize ayırdığımız vakitlerin azalması tüm yüklerin birikmesine sebep oluyor.

    Bu süreçte anne- baba olarak sabrımızın tükendiği anlar fazlalaşmaya başlıyor. Kendimizi aniden bağırırken, sinirden kızarmış bir durumda bulabiliyoruz. Bu süreçlerde ne yapabileceğimizi, bu sorunların çözümünün ne olduğuna bu yazımızda değinmek istedim.

    Son zamanlarda bu konuyla ilgili karşımıza sık sık çıkan bir kavram var ‘farkında ebeveynlik’ Popüler bir kavram olmanın ötesinde, hayatımıza gerçekten yerleştirebildiğimizde kriz anlarını azaltan ve sakinleştiren bir yaklaşım farkındalık.

    Peki nedir bu farkındalık? 

    Farkındalık; çocuklarımızdan sorumlu olduğumuzu düşündüğümüz zamanlarda, odak noktamızı çocuktan uzaklaştırmak ve kendimize çevirmekle başlıyor. Çünkü ebeveyn olmak çocuğunuzla ilgili değil, sizinle ilgili bir durum. Kriz yaşadığımız ve gerginleştiğimiz anlarda, ilk yapmaya çalıştığımız, çocuğumuzu sakinleştirmek oluyor. Yolun ortasında kırmızı top isterken, ona mavi top aldığınız için ağlamaya başlayan ve kendini yere atan çocuğunuz düşünün. O anda, tüm gözler sizin üzerinizdeymiş gibi hissedebilirsiniz.

    Ebeveynliğe dair tatlı hayalleriniz yavaşça beyninizden uzaklaşır. Yapmanız gereken tek şey çocuğunuzu yerden kaldırmak, sakinleştirmek ve böylece size çevrilen tüm gözlerin hemen önüne dönmesini sağlamaktır. Farkındalık dediğimiz duruma tam o anda başvurabilirsiniz. Yapmanız gereken ilk şey durumu kabullenmek. Büyüyen, gelişen, bağımsızlığını kanıtlamaya çalışan ve bu yolla özgüveni gelişen çocuğunuz bir yetişkin değil. Büyüme sürecinde bu davranışları sergilemesi onun için bir fırsat.  Bu yolla nasıl sakinleşeceğini, problem durumlarla nasıl başa çıkacağını öğrenme olanağı yakalıyor.

    O anda yapmanız gereken çocuğunuzu değil, kendinizi sakinleştirmek. Derin bir nefes almak, bunun bir kriz değil, çocuğunuzun büyüme sürecinde atladığı bir basamak gibi düşünmek. Hazırsanız, en önemli noktaya geldik:  ‘durumu kabullenmek’. 

    Çocuğunuz yerde yatıyor, sokak ortasında bağırıyor ve bu geçici bir durum. O ‘an’dan bir süre sonra, sakinleşecek ve size bakan gözler sizi unutacak. Kendinizi başarısız hissetmek yerine, bu durumun geçici olduğun hatırlamaya çalışın. Göreceksiniz, kendinize odaklandığınızda ve kendinizi sakinleştirmeye çalıştığınızda her şey daha rahat olacak. Çünkü gergin bir şekilde çocuğunuza yaklaşmamız olacaksınız. 

    Sonrasında, dikkatini dağıtmaya çalışarak, ‘sakinleştiğinde seninle konuşabiliriz’ diyerek gerekli adımlara giriş yapmış olacaksınız.

    Farkındalık sadece ebeveynlikle ilgili değildir. Kendimizi gergin hissettiğimiz, depresif hissettiğimiz durumlarda da başvurabileceğimiz bir kaynak.

    Dilerseniz hemen bugün farkındalığa giriş yapabilirsiniz. İşe veya okula gitmek için her gün yürüdüğünüz yoldan bugün daha yavaş yürüyerek başlayın.  Etrafınıza daha dikkatli bakın, akşam ne pişireceğinizi, çocuğun ödevinin ne olduğunu, hafta sonu nereye gideceğinizi düşünmek  yerine , yürümenin ne güzel olduğunu düşünün. Daha önce hiç fark etmediğiniz binalar, tabelalar, belki de bir köşede aşmış minik bir çiçek göreceksiniz…