Etiket: Kemik

  • Çocuklarda erken dönemde başlayan fiziksel aktivite

    Çocuklarda erken dönemde başlayan fiziksel aktivite

    Çocuklarda Erken Dönemde başlayan fiziksel aktivite Geç Dönemde kemik sağlığında belirgin fark yaratmaktadır.

    Uzun zamandır muayenehaneme gelen bebeklerden çok hareketli olanların anne babalarının, bebeklerinin bu hareketliliğinden sıkıntı yaşadıklarını gözlüyorum. Oysa yıllar içinde yaşadığım tecrübeler gösterdi ki bu çocukların çoğu kez motor gelişimleri daha iyi oluyor, parkta bahçede diğerlerinden daha iyi bir koşucu ve daha iyi bir tırmanıcı oluyorlardı…

    Bu tür egzersizleri yoğun olarak yapan çocukların kemiklerinin de diğerlerinden daha sağlam olduğunu biliyoruz. Çünkü vücut ağırlığı ve yerçekimiyle sürekli baskı altında olması sayesinde kemiklerin süngersi yapıları giderek sertleşiyor ve sıkılaşıyor. Bu konuda ilginç bir çalışma da şöyle: Uzun süre yerçekimsiz ortamda kalan mesela MIR uzay üssünde aylarca çalışan astronotların kemik yapılarındaki süngersi dokunun çok gevşediği ve kemiklerinin zayıfladığı gösterilmiş.

    Burada bu konuda gözlemlerimin doğruluğunu teyit eden bir literatürden özet vereceğim:

    Araştırmacılar çocukların fiziksel aktivitelerini bilimsel metotlarla gözlemlemişler; 333 çocuğun erken dönemde (5 yaş civarı) fiziksel egzersiz yapanlarıyla yapmayanları arasındaki kemik yoğunluğu farkını izlemişler. Bu çocuklar 9 ile 11 yaşa geldiklerinde egzersiz yapanlarla yapmayanlar arasındaki kemik yoğunluğu ölçümlerini karşılaştırdıklarında bir de ne görsünler? Düzenli egzersiz yapanların kemik yoğunluğu daha fazla çıkmış. Üstelik yapılan spor ne olursa olsun tüm kemiklerde (omur, kalça, bacak, kol vs) kemik yoğunluğunun daha yüksek olduğu saptanmış. 5 yaş civarında egzersiz başlatılmasının amacı ise “fırsat penceresi” denen bu yaşı kaçırmamak. Daha geç egzersiz başlananlarda o kadar etkili olmadığı gösterilmiş.

    Hayatın erken dönemlerinde kemik yoğunluğu yüksek olup bunu da erken erişkinlikte sürdürebilen kişilerin uzun zamanda kemik erimesi sorununun çok daha az olduğu biliniyor.

    Burada önemli olan ne? Ne ders çıkaracağız?

    Çocuklarımızı 5 yaş civarında spora alıştırmaya çalışalım. Jimnastik, bale, yüzme, tenis, okulda koşu takımına girmesi, top ile oynanan oyunlar (mahallede futbol maçı bile olsa, kabulümdür ama sık sık oynasın, sadece cumartesi akşamları değil) vs vs… Alternatif çok, yeter ki bunu isteyelim, istesinler.

    Bu sayede annelerimiz anneannelerimiz gibi kemik ağrısı çekmez, kemik erimesinden dolayı merdiven çıkarken kendiliğinden olan kırıklar gibi sorunlardan uzak olurlar.

    Dikkat ederseniz burada gene koruyucu hekimlik gündeme geldi. 70 yaşında kemikleriniz kırılmasın diye 7 yaşında spor yapmalısınız…

    Yazarları: Kathleen F. Janz; Elena M. Letuchy, Julie M. Eichenberger Gilmore, Trudy L Burns, James C Torner, Marcia C. Willing, Steven M Levy

    Kaynak: Medicine and Science in Sports and Egzercise . 2010;42(6):1072-1078.

    Yayın tarihi:2010

  • Çocuklarda spor ve egzersizin büyümeye etkisi

    Çocuklarda spor ve egzersizin büyümeye etkisi

    Sporun büyüme ve gelişmeye olan etkilerini ortaya çıkarmak için çocuklarda birçok çalışma yapılmış ve düzenli yapılan sportif aktivitenin çocuğun boyuna ve vücut ağırlığına etkisi araştırılmıştır. Sportif başarı amacıyla spora başlama yaşının giderek düşmesi nedeniyle antreman veya egzersizin kaslar, büyümeyi uyaran hormonlar ve henüz kapanmamış olan büyüme plakları üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalar güncelliğini korumaktadır.

    Düzenli fiziksel aktivite, spora katılım veya antrenmanın, ulaşılan boy uzunluğu, boy uzama hızının zamanı ve boy uzama hızını etkilediği henüz tam olarak gösterilebilmiş değildir. Ancak yüzme, tenis, basketbol ve kürek gibi spor türleriyle uğraşan çocukların yaşıtlarından daha uzun ve ağır oldukları gözlenmektedir. Bu durum bazı spor türlerinin avantajlı olabileceğini düşündürmektedir. Futbol, yüzme ve kürek gibi spor türlerinde erken olgunlaşma özellikle erkekler; cimnastik, paten gibi spor türleri ve bale gibi sanat dallarında geç olgunlaşma özellikle kız çocukları için avantaj oluşturabilmektedir. Bu nedenle spora bağlı seçimler yapılırken antrenmanın olgunlaşma üzerine olan etkilerinin dikkate alınmasında yarar vardır. Uluslararası organizasyonlarda performans yaşının bazı spor türlerinde giderek düştüğü görülmektedir. Bu durum spora daha erken yaşlarda başlanmasına neden olmaktadır. Küçük yaşta antrenmana başlamanın olumsuz psikolojik etkileri ile ilgili çalışma sayısı azdır. Psikolojik etkilerin yanında fiziksel anlamda da tek yönlü ve ağır antrenmanlar uygulanmadıkça bir sorun olmamaktadır. Uzun süreli dayanıklılık çalışmaları hem psikolojik hem de kas, tendon ve eklemlerin tekrarlayan zorlanmalar altında kalmaları nedeniyle uygun olmayabilirler. Çocukların mekanik verimlilikleri iyi olmadığı için aynı işi yaparken daha çok oksijen tüketir ve daha çabuk yorulurlar. Bu yaşla birlikte gelişme gösterecektir. Yine de antrenmanlar çok uzun tutulmamalı ve sık dinlenme aralıkları verilmelidir. Ayrıca yarışma ortamından çok oyun içerikli çalışmalara yer verilerek o sporun temel özellikleri öğretilmeye çalışılmalıdır. Fiziksel gelişim sırasında boyun uzaması kemiklerin epifiz adı verilen büyüme plaklarından sağlanmaktadır. Aşırı fiziksel yük ve büyüme plaklarına gelen darbeler, bu bölgelerin erken kapanmasına neden olabilmektedir. Okul çocukluğu döneminde sağlık toplarıyla çalışmalar ve zamanla vücut ağırlığıyla yapılan çalışmalara da yer verilmesi önerilirken ek ağırlık çalışmalarının 15-16 yaşlara kadar ertelenmesi gerekmektedir.

    Sporun, çocukların gelişimi üzerinde yarattığı etkiler üzerine birçok araştırma yapılmıştır. Bazı araştırıcalara göre ise, fiziksel aktiviteler organizmada azot tutuluşunu ve protein sentezini arttırmakta, sonuç olarak lateral büyümeyi uyarmaktadır.

    Sporsal aktivitelerin kemik gelişimi üzerine etkisi üzerinde yapılan araştırmalar sınırlı stresin kemik büyümesine faydalı olduğu göstermiştir. Hareketsizlik kemik büyümesine zararlı sonuçlar verirken, aşırı ve şiddetli stres de kırıklara neden olabilir. Bazı çocuklar için atma, atlama veya kaldırma kemik dokularda istenmeyen sonuçlar yaratırken, diğer çocuklarda durum böyle olmayabilir. Egzersiz kemik genişliğini ve mineralizasyonunu arttırıken, hareketsizlik azaltır. Optimal bir süre ve şiddette yapılan egzersiz kemiklerin epifiz denen büyüme ile ilgili kısmına büyümeyi uyarıcı etki yaparken, uzun süreli şiddetli egzersiz büyüme üzerine fayda yerine zarar verebilir. Sonuç olarak; bilinçli olarak yapılan, belli süreleri aşmayan ve şiddeti çocuğun yaş grubu ile uyumlu olan fiziki egzersizler büyümeyi uyarıcı etki yaparlar.

    Bir dokunun hassasiyeti, büyüme hızıyla orantılı olarak gelişir. Bu nedenle, çocuklar yetişkinlere oranla fizyolojik yönden doğru olmayan antreman uygulamalarında daha çok yüklenme yaralanmaları tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu durum ergenlik çağında sıçrama dönemindeki çocuklar için daha da önemlidir çünkü ortopedik olarak aşırı yüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.

    Gelişmekte olan organizmaya tek yönlü ve hazırlık yapılmadan yapılacak yüklenmelerde hemen ya da sonra doku harabiyetleri ortaya çıkabilir. Gelişmekte olan çocuklarda omurlara fazla yüklenmekten çekinmek gerekir. Çünkü aşırı yüklenmeler, omurgada şekil bozukluklarına ve kemik deformasyonlarına, büyümede duraksamaya ve hareket yeteneğinde azalmaya yol açabilir.

    Büyüyen bir çocukta büyüme hormonunun çok salgılanması çok uzun boylu olmaya, az salgılanması ise kısa boy ya da cüceliğe neden olur. Erişkin yaşta büyüme hormonu fazla salgılanırsa “Akromegali” denen el, ayak, çene ve kafatası kemiklerinin anormal boyutlarda olması ile karakterize bir durum oluşur. Egzersizde, yapılan egzersizin şiddetinin ağırlığına bağlı olarak büyüme hormonunda da artış gözlenir. Büyüme hormonunda görülen bu artışın dayanıklılık gerektiren egzersizlerde daha yüksek oluşu, büyüme hormonunun serbest yağ asitlerini enerji kaynağı olarak kullanımını arttıran etkiye sahip olmasına bağlanmaktadır. Bu yüzden büyüme hormonu daha çok uzun süreli submaksimal şiddette yapılan egzersizde, performansı etkileyen bir hormondur. Bu hormonun anabolik etkilerinden dolayı iskelet ve kaslarda büyüme meydana geldiğinden bazı sporcular kas kütlelerini arttırmak için doping amaçlı büyüme hormonunu kullanmaktadır. Yorucu bir egzersizden sonra toparlanma döneminde büyüme hormonunun normale dönmesi ise sporcularda daha hızlı olmaktadır.

    Çocukluk döneminde düzenli egzersizin başlıca yararları:

    Kilo kontrolü :

    Ülkemizde fazla kilolu çocukların oranı erkek çocuklarda %11,6, kızlarda %13,2 kadardır. Bu durum hipertansiyon, zararlı kan yağlarında yükseklik, hipertansiyon, Tip 2 diyabet (Şeker hastalığı), büyüme hormonu salgılama bozuklukları ve solunumsal ve ortopedik problemlerle karşılaşma riskini artırmaktadır. Çocuk obezlerin %40’ı, ergenlikte obez olanların da %70’i erişkin yaşlarda da obez olmaktadır. Bu nedenle çocukluk ve ergenlik çağında obezite ile yapılacak mücadele erişkin yaşlardaki sağlık açısından da çok önemli sayılmaktadır.

    Psikolojik rahatlama :

    Hasta ruhsal olarak kendini daha iyi hisseder, depresyon ve anksiyete semptomlarının azalmasını sağlar.

    Kalp ve akciğerlerin kuvvetlenmesi:

    Egzersiz düzenli ve bilinçli bir şekilde yapıldığında kalp üzerinde kalp kaslarını kuvvetlendirici ve kalbin kontraktilitesini yani kasılabilirliğini arttırıcı etkisi meydana gelmektedir. Kalbin kasılma gücünün artması vücuda ve akciğere pompalanan kanın daha rahat dolaşıma katılmasını sağlayarak özellikle Tip 1 Diabetes Mellitus (şeker hastalığı) gibi hastalıklarda uzun dönem komplikasyonların yani yan tesirlerin oluşmasını zorlaştırır.Mikrovasküler sistemde meydana gelebilecek hasarların engellenmesi veya ertelenmesi sayesinde özellikle göz ve böbrek gibi organlarda hastalığın yapabileceği hasar riski azaltılmış olur.

    Adolesan dönemde yapılan egzersizin başkaca amaçları şunlardır:

    – Fiziksel egzersiz, sağlık ve kendini iyi hissetme, büyüme ve gelişmeyi sağlamak

    – Yetişkinlikte aktif yaşam stilini oluşturmak

    – Kemik mineral yoğunluğunu arttırmak ve ilerde osteoporoz oluşma riskini azaltmak

    – Aşırı kilo veya obezite insidansını ve yetişkinlikte kronik hastalıkların görülme riskini azaltmak

  • Çocuklarda osteoporoz

    Çocuklarda osteoporoz

    Kemikte mineral yoğunluğunun azalması olarak tanımlanabilen osteoporoz , çocukluk ve adölasan yaş grubunun en önemli sorunlarından biridir.

    Osteoporoz kemiğin belli bir bölgesinde kemik mineral yoğunluğunun (KMY) – 2.5 standart sapmanın altında olmasıdır. Çocuklarda bu değer yaş ve cinse göre z-skoru olarak belirtilir. Osteopeni ; yani kemik mineral yoğunluğunun daha az oranlarda bozulması ise z- skorunun – 1.1 ile -2.4 standart sapma arasında olduğu durumu ifade eder.

    Aslında ileri yaşların bir sağlık sorunu olarak osteoporoz ; çocukluk döneminde kazanılan riskin bir yansımasıdır. Çünkü , kemik kütlesinin önemli bir kesimi çocuklukta ve özellikle adölesan döneminde kazanılmaktadır. Bu dönemdeki çocukların günlük hayatlarında tükettikleri yüksek karbonhidrat içeren içecekler ve meyve suları, nornalde günlük almaları gereken 1300 mg lik kalsiyum ihtiyaçlarını, emilimi % 55-70 azaltarak bozmaktadır. Aşırı kola tüketimi ve yüksek fosfat içerikli gıdalar kemik mineralizasyonunu bozarak özellikle kızlarda osteoporoza yol açarlar. İyi bir kemik metrik sentezi için aynı zamanda yeterli protein , Vitamin-C ve Vitamin-K alımı da gereklidir. Son yıllarda çocukların sedenter yaşam şekli yani televizyon ve video karşısında geçirilen saatler , bilgisayar başında hareketsiz geçen zamanlar çocukların daha obez olmasına yol açtığı gibi kemik mineralizasyonu da etkilemekte ve bu çocukların kemikleri osteopenik hatta osteoporotik hale gelmektedir.

    Osteoporoz patogenezinde genetik yatkınlığa; beslenme , hormonlar ve çevresel faktörler ile yaşam tarzının katkısı son derece önemlidir.

    Osteoporozun önlenmesi için çocukluk yaş grubunda başlamak üzere kalsiyum ve D– vitamini alımı belli düzeylerde olmalıdır. Optimal bir beslenme ile kalsiyum alımı :

    İlk 6 ay : : 250 – 330 mg / gün

    6 ay – 1 yaş arası : 400 – 700 mg / gün

    1 – 10 yaş arası : 800 mg / gün

    Adölesan : 1200 – 1500 mg / gün

    Erişkin : 1000 – 1200 mg / gün ; olmalıdır.

    Kalsiyum yanısıra günlük 400 ünite D–vitamini ve yeterli güneş ışığı almak çok önemlidir.

    Besinlerden ; 1 su bardağı süt veya yoğurtta 270 – 300 mg kalsiyum varken 1, 5 kibrit kutusu büyüklüğünde kaşar peyniri veya 5 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynirde de aynı miktarda kalsiyum bulunur.

    Hormonlardan ; Büyüme hormonu , leptin , IGFI-I , IGF-II , PTH , Tiroid hormonları , E2 ve kortizon kemik formasyonunu veya rezorbsiyonunu etkileyerek kemik mineral yapısının oluşmasında önemli rol alırlar.

    Çocuklarda Osteoporoz Nedenleri :

    1 ) Prımer

    a) osteogenesis imperfekta

    b) İdyopatik osteoporoz

    2 ) Sekonder

    a) Endokrin nedenler

    – Hipogonadism

    – Hipertiroidism

    – Cushing Hast

    – Hiperkalsiüri

    – Hiperparatiroidi

    – D-vit eksikliği

    – Büyüme Hormonu Eksikliği

    b) Hematolojik nedenler

    : Multipl myeloma

    : Lösemi – lenfoma

    : Hemolitik anemi

    : Polistemi

    c) Bağ dokusu hastalıkları

    : Ehler – Danlos

    : Marfan send.

    : Homosistinüri

    : Romatoid Artrit

    d) Gastrointestinal Sistem Hastalıkları

    : Malahsorbsiyon

    : Anoreksi

    : Hepatobilier Hast.

    : Akalazya

    e) İlaçlar
    :Kortizon , Heparin , Antikonvülsan ilaçlar , MTX , Siklosparin , LT4

    f ) Immobilizasyon

    OSTEOPOROZUN ÖNLENMESİ

    1. Tüm yaş gruplarında kemik kütle kazanımına destek olacak uygun beslenme , yeterli kalsiyum ve D- vit alımı

    2. Süt yerine kolalı içeceklerin alımına izin vermemek

    3. Fiziki aktiviteyi yaşam boyunca sürdürmek

    4. Ergenlik gecikmesinde neden yapısal bile olsa ergenliğin indiklenmesinde geç kalmamak

    5. Adölesan dönemde ve tüm yaşam boyunca sigara , alkol ve aşırı kahve tüketiminden uzak durmak

    6. Tv – video – bilgisayar ile geçirilen saatleri kısıtlamak gereklidir.

  • Omurga kırıklarının ameliyatsız ve bıçaksız tedavisi

    Omurga kırıklarının ameliyatsız ve bıçaksız tedavisi

    Vertebroplasti omurganın ön kısmında bulunan gövde bölümünün kırılması, kanser nedeni ile hasara uğraması ya da doğuştan gelen bazı damar hastalıklarının tedavisi için kullanılan özel bir girişimsel tedavi yöntemidir.

    Vertebroplasti işlemi sırasında, lokal anestezi altında ve radyolojik kontrol ile, hasara uğramış olan omurga kemiği içerisine özel bir kimyasal madde ( kemik çimentosu ) enjeksiyonu yapılır ve kemik sağlam hale getirilir.

    Hangi durumlarda vertebroplasti yapılır?

    Vertebroplasti en sık olarak osteoporoza bağlı omurga kırıklarında uygulanır. Halk arasında kemik erimesi olarak tanınan osteoporoz, kemik yoğunluğunu azaltır, kemiklerin sertliklerini azaltıp daha dirençsiz ve kolay kırılabilir hale gelmelerine yol açar. İleri yaştaki hastalarda basit düşmeler, çarpmalar, ağır kaldırmalar omurga kemiklerinde kompresyon kırığı olarak adlandırdığımız kırıklara yol açabilirler. Aynı biçimde kemikte erimeye neden olan kanser metastazları, hemanjiom, myelom olarak adlandırılan hastalıklarda da vertebroplasti yöntemleri kullanılır.

    Vertebroplasti nasıl yapılır?

    Her iki işlem de genel anestezi uygulaması gerektiren işlemler değildir, lokal anestezi ve damardan uygulanan sakinleştirici ilaçlar yardımı ile yapılabilirler. Yüzüstü pozisyonda, hastanın kırığının bulunduğu seviye steril olacak şekilde temizlenir, fluoroskopi adını verdiğimiz özel bir görüntüleme sistemi ile kırık kemik görüntülenir. İşlem sırasında sürekli olarak radyolojik kontrol yapılır.

    Cildin kesilmesi gerekmez, sadece özel iğnenin geçebileceği kadar birkaç milimetre uzunluğunda bir cilt kesisi yeterlidir. Sürekli olarak radyolojik kontrol altında iğne kemiğin kırık bölgesine kadar uzatılır ve daha sonra iğnenin içinden kemik çimentosu enjekte edilir. İşlem yapılacak uygulamanın çeşidine göre, 15 dakika ile 30 dakika arasında sürer. Birkaç dakika içinde, enjekte edilen kemik çimentosu kemiğin içinde sertleşmeye başlar ve bir saat içinde tamamen donar.

    Ağrı ne zaman geçer?

    Vertebroplasti ve kifoplasti işleminden hemen sonra ağrı kaybolur. İşlem ertesinde çoğu hastada ağrı kesici ilaçları kullanmaya dahi gerek kalmaz.

    Avantajları nelerdir?

    Özellikle ileri yaştaki hastalarda haftalar ya da aylar süren yatak istirahati, korse gibi uygulamaların zorluğu ve ortaya çıkardığı diğer sağlık sorunları, uzun süre devam eden ağrının kontrolündeki güçlük gibi sıkıntılardan hastayı kurtardığı için bu tedavi yöntemleri son derece önemli avantajlara sahiplerdir. Vertebroplasti yöntemleri ile tedavi edilen hastaların neredeyse tamamı, ağrının % 90 ının bıçak gibi kesildiğini ifade ederler.

  • Platin ameliyatı nedir?

    Omurları arasında anormal bir hareketlilik, yani instabilite olduğu hareketli röntgen filmleri ile tespit edilen hastalara uygulanan ve halk arasında platin ameliyatı da denen bu ameliyatlara doktorlar arasında “enstrümentasyonlu füzyon” denir. Ağrılı omurga kemiklerine vidalar ve benzeri metal cihazlar yerleştirilerek, kemiklerin birbirine kaynatılması ve dolayısı ile omurga hareketinin dondurulması-durdurulması yöntemi ile ağrının tedavi edilmeye çalışıldığı çok ciddi ameliyatlardır. Gerek belde olsun, gerek boyunda olsun bu ameliyatlara karar verirken; ameliyatı yapacak olan cerrahın deneyimli bir cerrah olmasının sağlanması ve de diğer tüm cerrahi seçeneklerin bütünüyle anlaşılması gereklidir.

    Bu ameliyatlarda sonuç olarak omurga kemiklerinin birbirine kaynaması hedeflendiğinden; kimi zaman kemik bankalarından, kimi zaman da hastanın kendi vücudunun başka bir bölgesinden elde edilen kemikler de ameliyat sırasında hastaya yerleştirilmektedir. Söz konusu ameliyatlar geri dönüşü olmayan ameliyatlardır, yani bir kere bu ameliyatlarla başarılı olunamazsa; hastanın tekrar yapılacak bir ameliyatla yakınmalarının rahatlatılması hemen hemen mümkün olmamaktadır. Ayrıca kemiklerdeki kaynama normal bel hareketlerine izin vermez ve buna bağlı olarak komşu kemiklerde ve komşu disklerde uzun vadede yeni sorunlar ortaya çıkar. Bu yüzden, aman dikkat…

  • Kol ve boyun ağrıları neden olur?

    Boyun ve kol ağrısının birçok nedeni vardır. Ağrının ana kaynağı bulmak esastır. Boyun omurları, disk, boyun kasları, kola giden sinirlere ve omuriliğe bası “ağrının” kaynağı olabilir.

    Kötü duruş ve boyunu kötü kullanma:

    Günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan her yanlış hareket ve duruş; omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya sebep olur. Boyunda doğal eğimin kaybolması boyunu kötü kullanmanın en önemli bulgusudur.

    Boyun incinmesi:

    Boyunun imkan verdiği normal hareketinden daha fazla bir zorlama sonucunda disk, kemik, bağlar ve eklemlerde incinmeler olabilir. Genelde araç içi trafik kazası sonrası boyundaki aşırı haraket ve zorlamadan dolayı giderek artan boyun ve kol ağrısı izlenebilir. Buna Kamçı Sendromu (Whiplash) denir. Geç dönemde bu tip olgularda boyun omurlarınının; aşırı hareketliliğine bağlı ağrı ve instabilite görülebilir.

    Boyun Tutulması, Kas spazmı:

    Genellikle boyunu destekleyen kasların
    aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi,
    yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da
    boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm
    ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur. Boyunda uzun süreli kalıcı eğriliğe tortikollis diyoruz. Klippel-Feil, Turner Sendromu gibi doğuştan sebeplerin iyi araştırılması gereklidir.

    Boyun Fıtığı: Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

    Diskte dejenerasyon, Kireçlenme: Yaşın ilerlemesi, omurganın kötü kullanılması sonucu kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar. Jöle kıvamındaki disk keçeleşir, kuvvet emme özelliği ve esnekliğini kaybederek çöker. Kemiğin kalsiyum içeriği azalır. Vücut doğal tepkisi olarak bu yıpranmış dokuları kireçlendirir. Oluşan yeni kemikçikler, taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak boyun, kol ve genel vücut ağrısına sebep olabilmektedir. Omurilik basısı yaparak el ve ayaklarda uyuşma, kuvvetsizlik oluşabilmektedir. Mutlak tedavi edilmelidir.

    Gerilim, stres, sigara: Boyun ağrısını artıran ve kronikleştiren en önemli sebeplerdiir. Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarımız boyun ağrısını artırır. Boyunda sürekli gerginlik ve ağrılı noktalar tespit edilebilir. Gülmek, düzenli çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık boyun ağrısına karşı en önemli silahımızdır.

    Omurga kanalında daralma (Servikal Dar Kanal-omurga stenozu, Servikal Spondilitik Myelopati):

    Özellikle ileri yaşlarda ellerde uyuşma, kuvvetsizlik ve beceriksizlik, yürümede zorluk ve el-ayaklarda his kusuru görülebilmektedir. Omuriliğin ve/veya sinirlerinin geçtiği kanalların daralması ve omurilik beslenmesinin bozulması ile seyreder. Hastalığın erken dönemde tespit edilmesi ve erken tedavi gereklidir. Erken dönemde yapılan cerrahi girişim omurilikte oluşabilecek kalıcı hasarları önlemektedir.


    Romatizmal Hastalıklar: Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine savaş açması sonucu oluşur. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar. Romatoid artrit, anklozan spondilit gibi hastalıklar boyun hareketlerinde kalıcı kısıtlılık yapabilir. Sabahları görülen yarım saatten fazla süren eklem sertliği ve hareket zorluğu romatizmal hastalıklar için tipiktir.

    Osteoporoz, kemik erimesi: Osteoporoz temel olarak kadın hastalığıdır. Kemiklerde kofluğa ve yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla ağrıya sebebiyet verir. Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırır.

    Omurga kırıkları, omur kayması: Omurlar normalde oldukça sağlamdır. Bazen kaza ve başka sebeplerden zarar görüp çatlayabilir, bütünüyle kırılabilir. Travma şiddetiyle boyun omurları kayarak omuriliğe zararverebilir. Ciddi omurilik ve sinir kesileri görülebilir. Kaza sonrası boyunun mutlak boyunluk ile tespit edilmesi hayat kurtarıcıdır.

    Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması): Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken yol üzerinde bağ dokusu tarafından tuzaklanır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur. Özellikle elin ilk 3 parmağında geceleri görülen uyuşma “karpal tünel sendromu” için tipiktir. Bu tip ağrı ve uyuşma olan hastalarda mutlak EMG testi ile ayrıcı tanıya gidilmelidir. Konservatif tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda cerrahi olarak basının kaldırılması gereklidir.


    Diğer sebepler: Boyun tümörleri , omurilik tümörleri ve omurilikte yarıklar oluşturan “Syringomyeli”, kemik enfeksiyonları (tüberküloz, bruselloz) da boyun ve kol ağrısı nedeni olabilir.
    Omuz ekleminden kaynaklanan (Bursitis, Kapsülitis, Tendinit) ağrılar boyun ve kol ağrılarını taklit edebilir. Özefagus, trakea, tiroidit ve akciğer hastalıkları da nadiren boyun ağrısı nedenidir.

    MUAYENE VE TETKİTLER

    Boyun ve kol ağrınızın sebeplerini öğrenmek, nedenleri araştırmak ve tedavi olmak için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

    Öykü: Doktorunuz size: Ağrınız ile ilgili sorular sorarak hastalığınızı anlamaya çalışacaktır.

    Muayene: Hastayı daha sonra yatırarak, oturarak ve yürüterek kas kuvvetine, duyusuna ve reflekslerine bakacaktır. Boyun omurlarınızı yoklayarak kas spazmı veya bastırmakla ağrılı olup olmadığını muayene edecektir.

    Tanı ve Tetkikler: Boyun ve kol ağrısının altında yatan gerçek sebebi bulmak için bazı tetkikler gereklidir.

    Kan ve laboratuar incelemeleri: (Sedimantasyon, HLA-B27, vs.) Enfeksiyonlarda, romatizmalı hastalıklarda son derece yararlı bilgiler verir.

    X-Ray: Boyun röntgeni hastanın kemik yapısını veya boyun eğriliğini ortaya koyar. Travma sonrası mutlak X-ray çekilmelidir.

    Bilgisayarlı Tomografi(BT): Boyun fıtıkları ve dar kanal hastalığını tespit etmek için kullanılır. Kemik ve eklem yapısını en iyi gösteren tetkiktir.

    MRI: Günümüzde en duyarlı ve en güvenli görüntüleme tekniğidir. Yumuşak dokuyu da göstermesiyle kesin teşhis koydurur. Radyasyona maruz kalma söz konusu değildir.

    Elektromyelografi (EMG): Özellikle boyun ve kol ağrılarının ayırıcı tanısında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sinir ve kas iletimlerini ortaya koyarak tanıda yardımcı olur. Sinir tuzaklanmalarında ve nöropatilerde kesin tanıyı koydurur.

    Muayene ve tetkikler

    Boyun ve kol ağrınızın sebeplerini öğrenmek, nedenleri araştırmak ve tedavi olmak için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

    Öykü: Doktorunuz size: Ağrınız ile ilgili sorular sorarak hastalığınızı anlamaya çalışacaktır.

    Muayene: Hastayı daha sonra yatırarak, oturarak ve yürüterek kas kuvvetine, duyusuna ve reflekslerine bakacaktır. Boyun omurlarınızı yoklayarak kas spazmı veya bastırmakla ağrılı olup olmadığını muayene edecektir.

    Tanı ve Tetkikler: Boyun ve kol ağrısının altında yatan gerçek sebebi bulmak için bazı tetkikler gereklidir.

    Kan ve laboratuar incelemeleri: (Sedimantasyon, HLA-B27, vs.) Enfeksiyonlarda, romatizmalı hastalıklarda son derece yararlı bilgiler verir.

    X-Ray: Boyun röntgeni hastanın kemik yapısını veya boyun eğriliğini ortaya koyar. Travma sonrası mutlak X-ray çekilmelidir.

    Bilgisayarlı Tomografi(BT): Boyun fıtıkları ve dar kanal hastalığını tespit etmek için kullanılır. Kemik ve eklem yapısını en iyi gösteren tetkiktir.

    MRI: Günümüzde en duyarlı ve en güvenli görüntüleme tekniğidir. Yumuşak dokuyu da göstermesiyle kesin teşhis koydurur. Radyasyona maruz kalma söz konusu değildir.

    Elektromyelografi (EMG): Özellikle boyun ve kol ağrılarının ayırıcı tanısında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sinir ve kas iletimlerini ortaya koyarak tanıda yardımcı olur. Sinir tuzaklanmalarında ve nöropatilerde kesin tanıyı koydurur.

  • Bel ağrısının nedenleri ve risk faktörleri

    Kötü Duruş, Beli Kötü Kullanma:
    Uzun süre aynı pozisyonda durmak belinizin en büyük düşmanıdır. Günlük hayatta bel mekaniğine uygun olmayan her yanlış hareket veya kötü duruş belinizde yıpranmaya neden olacaktır.

    Bel Tutulması, Kas Spazmı:
    Genellikle beli destekleyen kasların veya bağların aşırı gerilmesi veya kopmasıyla oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, atlamak, düşmek ve spor aktivitesi bel tutulmasına neden olabilir. Vücudun buna cevabı ağrılı kas spazmıdır. Mevsimsel ısı değişimleri, rüzgar ve hava akımı kas spazmını arttırır.

    Bel Fıtığı (Disk Kayması):
    Her iki bel omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak dokunun kayması veya taşmasıdır.

    Bu kıkırdak parçası belden çıkarak bacağımıza, ayağımıza giden sinire baskı yaparak ağrıya ve SİYATİK şikayetlerine sebep olur.

    Öksürmekle, ıkınmakla, hapşırmakla bel ve bacak ağrısı artar.

    Hastaların çoğu yatak istirahatı, ilaç tedavisi ile şikayetlerinden kurtulur.

    Sinir ve omuriliğe bası devam ederse; bacak kaslarında kuvvet kaybı, his kusuru, reflekslerde azalma, idrar tutamama gibi şikayetler oluşabilir.

    Bu durumda tedavi cerrahidir

    Omurlarda Kayma (Spondilolistezis) ve Biçim Bozuklukları:
    Bel omurlarının birbirlerinin üzerinden kaymasıyla karakterize “Spondilolistezis” de bel ağrısı sebebidir. Hareketle ağrı artar.

    Ayrıca beldeki eğrilikler (skolyoz), düzleşmeler (lordoz), beldeki açıklıklar (spina bifida), fazla veya eksik bel omuru (lumbalizasyon- sakralizasyon) bel ağrısı nedeni olabilir.

    Gerilim, Stres, Sigara:

    Bel ağrısını arttıran ve kronikleştiren en önemli sebeptir.Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarınız bel ağrısını attırır.

    Gülmek, çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık bel ağrısına karşı en önemli silahımızdır.

    Sigara içenlerde bel bölgesine giden damarlarda tıkanıklıklar oluştuğundan diskte harabiyet daha hızlı, kemikte iyileşme daha geç olur.

    Fazla Kilo:
    Belimizin taşıdığı yük miktarını artırdığı için sakıncalıdır.Kronik bir şekilde eklemler ve kaslar üzerine binen sürekli yükten dolayı incinme ve ağrı oluşur.

    Kireçlenme-Osteoartirit:

    Yaşın ilerlemesi ile kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar.

    Kemik kalsiyum içeriğini kaybeder ve daha kolay kırılır.
    Bunu engellemek için vücut doğal tepkisi olarak bu yıpranmış dokuları
    kireçlendirir ve buraları hareketsiz kılmak ister.

    Oluşan yeni kemikçikler,
    taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak sırt,
    bel, bacak ve genel vücut ağrısına sebep olabilir.

    Bel ağrısının sebeplerini öğrenmek ve tedavi olmak için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

    Öykü: Doktorunuz size: Ağrınız ile alakalı olarak bazı sorular sorarak hastalığınızı anlamaya çalışacaktır.


    Muayene: Hastayı daha sonra yatırarak, oturarak ve yürüterek kas kuvvetine, duyusuna ve reflekslerine bakacaktır. Bel omurlarınızı yoklayarak kas spazmı veya bastırmakla ağrılı olup olmadığını muayene edecektir.

    “Düz Bacak Kaldırma Testi” sinirlerle ilişkin kısmi sinir basısı olup olmadığını ortaya koymak için en aydınlatıcı testtir.

    Osteoporoz, Kemik Erimesi:

    Osteoporoz temel olarak kadın hastalığıdır.Kemiklerde kofluğa ve yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla ağrıya sebebiyet verir.

    Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, sigara, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırır.

    Romatizma:
    Vücudun bağışıklık sisteminin kendi öz hücrelerine savaş açması sonucu gelişir. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar.

    Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit gibi hastalıklar eklemlerde ağrı ve şişmeye sebebiyet verir ve günlük hareketi kısıtlar.

    Sabahları görülen eklem sertliği ve tutulmalar romatizmal hastalıklar için uyarıcıdır.

    Risk faktörleri

    Hareketsiz iş ve yaşam düzeni olanlar. (Büro işi vb.)

    Ağır kaldıranlar, eğilme-bükülme hareketini yanlış yapanlar.

    Uzun süreli araç kullananlar. (Şoförler vb.)

    Doğuştan belinde kayma olanlar.

    Fazla kilolular, oburlar.

    Zayıf bel ve karın kasları olanlar.

    Vücut mekaniği ve duruşu bozuk olanlar.

    Ortası çukurlaşmış yataklarda uyuyanlar.

    Hamileliğin son aylarında olanlar.

    Yüksek riskli sporlarla uğraşanlar. (Halter, kürek vb.)

    Sigara içenler. (Sigara disklerin beslenmesini bozar)

    Ruhsal ve duygusal gerginlik yaşayanlar. (Stres, Depresyon)

    Kan ve laboratuar incelemeleri: Laboratuar incelemeleri Enfeksiyon ve Romatizmal Hastalıkların teşhisinde doktora yol gösterir.

    Röntgen: Bel röntgeni hastanın kemik yapısını ve omurga kaymasını ortaya koyar.
    Travma sonucu kırıkların ve doğumsal eğriliklerin ortaya çıkartılmasında etkindir.

    Miyelografi: Omurga kanalına boyalı bir madde verilerek röntgen çekilmesine “miyelografi ” denir. Beldeki sinir basılarını gösterir. Girişimsel bir tetkik olduğu için nadir kullanılmaktadır. Günümüzde en iyi sonuca ulaşılması için BT ile birlikte kullanılabilir.

    Bilgisayarlı Tomografi(BT): Bel fıtığı ve dar kanal hastalığının teşhisinde kullanılır. Kemik
    ve eklem yapısını en iyi gösteren tetkiktir.

    MRI: Günümüzde en duyarlı ve en güvenli görüntüleme tekniğidir. Yumuşak dokuyu da göstermesiyle kesin teşhis koydurur. Radyasyona maruz kalma söz konusu değildir.

    Elektromyelografi (EMG): Sinir ve kas iletimlerini inceleyerek tanıda yardımcı olur.

    Kemik Taraması (Sintigrafi) ve Yoğunluk Ölçümü: Omurga tümörlerinin ve kemik erimesinin saptanmasında kullanılır.

  • Vertebroplasti ve kifoplasti

    Vertebroplasti Nedir?

    Kemik yoğunluğu azalmış, dolayısı ile yüklenme ile kırık riski taşıyan veya kırılmış olan omurgaların veya kanser metastazlarına bağlı omurga gövdesindeki yükseklik azalmalarının olduğu durumlarda omurga gövdesi içerisine polimetilakrilat(kemik çimentosu) enjekte edilmesi işlemine vertebroplasti denir. Vertebraplasti omurga içi kemiğin kuvvetlendirilmesine yönelik bir işlemdir.

    Vertebroplasti Nasıl Yapılır?

    Hastaya uygulama öncesi sakinleştirci ilaç uygulanır. Hasta yüz üstü pozisyonda ameliyat masasına yatırılır. Omurga kırığının yerine göre sırt veya bel bölgesinde girişimin yapılacağı yer steril olarak silinip örtülür. Skopi(X-ışınları kullanarak görüntüleme sağlayan cihaz) kontrolü ile müdahalenin yapılacağı bölge görüntülenir .Girişim noktası saptandıktan sonra giriş noktasına lokal anestezik uygulanır. Bu noktadan küçük bir kesi yapılarak vertebroplasti iğnesi kemikle temas edene kadar ilerletilir ve iğne döndürülerek omurga korteksinin içine girilir. İğne yerleştirildikten sonra sıra kemik çimentosu skopi kontrolü ile sement verilir

    Kimlere Vertebroplasti Yapılabilir?

    Osteoporoza bağlı kompresyon fraktürleri

    Kanser metastazına bağlı omurga kırıkları

    Omurga anjioması

    Multipl myeloma

    Travmatik omurga kırıklarında

    Vertebroplasti Sonrası Ne Olur?

    Kemik çimentosunun vertebra içinde sertleşmesi yaklaşık bir saatlik bir sure alır. Bu sure içerisinde hastanın yerinden oynatılmaması gerekir. İki saat sonra hasta sırtüstü döndürülebilir. Uygulamadan sonra hastanın bir hafta istirahati uygundur.

    Kifoplasti Nedir?

    İşlem vertebroplastiye benzemekle beraber, hedef omurganın içine önce balon yerleştirilmesi, bu balonun şişirilmesi, sonra söndürüldükten sonra oluşturulan boşluğa daha koyu kıvamlı tıbbi çimento verilmesi işlemidir.

  • Kraniovertebral birleşke anomalileri; platibazi, baziller invaginasyon

    Kraniovertebral bölge oksipital kemiğin alt kısmı ile C-1 (atlas) ve C -2 (aksis) vertebralarını oluşturduğu bölgedir. Bu bölge beldeki lumbosakral bölge gibi omugaların en hareketli olduğu bölgesidir. Bu bölgenin doğuştan ve sonradan oluşan bir çok hastalıkları ileri derece nörolojik defisitlere neden olmaktadır. Platibazi ve baziler invaginasyon anomalileri ilk defa 1815 yılında Meckel, Glad Stone tarafından tanımlanmıştır. Ancak 1939 yılında Chamberline klasik radyolojik çalışması sonrası tedavi protokolü tedricen gelişmiştir. Bazal açı klivus düzlemini ön fosaya birleştren hat olup ( Mc rae 120-140 C, Boogard 118-147 C. İki tip baziller invaginasyon vardır. Ön tipinde bazio-oksipitin kısalığı, klivusun yatağlığı birlikte platibazi ile beraberdir. Baziler invaginasyonun ikinci tipi olan paramedian baziler invaginasyonda genellikle oksipital kemiğin gelişim bozukluğu ve oksiptal kondiler hipoplazi görülür. Bu nedenle klivus arka fossaya doğru deplase olmaktadır.

    1900 yılları başında bu tip anomalilerinin cerrahi tedavileri posterior yolla dekompresyonlar ve atlas ve ve aksis omurgaların arka kısımları alınıp ve aynı zamanda kemik graft ile fuzyon ameliyatları yapılmış. Ancak bu şekildeki ameliyatlarla redekte olmayan ve önden kemik basısı olduğunda önemli sayıdaki hastada ameliyat sonrası ölüm ve sakatlıklar görülmüştür. Son yıllardaki nöroradyolojideki ve nöroanestezideki yenilikler ve mikrocerrahi tekniklerin gelişmesi kafa kaidesi ve kranio-vertebral birleşke anomalilerinin cerrahi tedavisinde önemli katkılar sağlanmıştır.

    Tedaviyi ilgilendiren faktörler

    1: Redüktabilite

    2: Kompresyonun mekaniği ve basının yönü

    3: lezyonun sebebi (baziler invaginasyon, romatoid artrit, paget hastalığı)

    4:Ossifikasyonun varlığı ve belirgin doğumsal anomalilerde efiziel büyüme

    Tanım

    Baziler invaginasyon primer gelişimsel bir bozukluk olup boyun omugalarının kafa kaidesine doğu yer değiştirmesidir. Bazen atlasın fuzyon defektleri veya blok veretebra gibi bölgenin gelişmsel anomalilerle birliktedir. Baziler invaginasyon, baziler impresyon ve platibazi gibi tıbbı terimler aynı anlamda değillerdir.

    Baziler invaginasyon bir gelişimsel defekt sonrası üst servikal omurgaların kafa kaidesi içerisine doğru yer değiştirmesi söz konusudur. Bu gelişimsel kemik anomalilerinde atlasın oksipitalizasyonu ve blok vertebra anomalilerle birlikte görülmektedir. Kraniovertebral birleşke anomalilerinin % 25-30 da beyincik sarkması ve sirengomyeli birlikte görülmektedir.

    Baziler impresyon terimi kafa tası kemiklerindeki yumuşamalar nedeniyle sekonder veya sonradan olaylara verilen tıbbı addır. Spazmodik tortikolis ve osteomalasi gibi hastalıklar ve romatoid artit de atlasın lateral kitlesindeki erozyonlar sonrası baziler impresyon oluşur. Bu hastalıklardan başka hiperparatiroidism, paget hastalığı ve osteogenezis imperfakta, rikets hastalığı, omurgaların stabiliteyi etkileyen veya etkilemeyen iltihabi hastalıklar sebebler arasındadır.

    Platibazi terimi anteriör kafa kaide planı ve klivusun oluşturduğı anormal bazal açıya verilen terimdir. Tek başına platibazi şikayet ve bulgu vermemektir. Platibazi aynı anda baziler impresyon ile birlikte bulunmaktadır. Direkt servikal lateral grafilerde bazı referans noktaları tanımlanmıştır. Odontoid proçes bi-mastoid hattı 10 mm den fazla geçmemelidir. Chamberline hattı sert damaktan foramen magnunum posterior kenarına uzanan cizgidir. Chamberline hattı odontoid proces 2.5 mm fazla geçmemelidir. Foramen magnum effektif sagital çapı 19 mm den az olduğunda nörolojik defisitler görülmektedir. Baziler invaginasyonla birlikte beyincik sarkması sık görülür. Genç adelosanlarda 12-14 yaşları arasındakilerde reduktabil kraniovertebral birleşke anomali vardır. İrreduktabl baziler invaginasyonla birlikte beyincik sarkmasında ilk defa ağız yoluyla dekompresyonuyla ameliyat edilmiştir. Ancak bu ameliyat yapılmadan posterior yolla dekompresyon yapılan hastalarda iyileşme yerine ilave yeni nörolojik defisitler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle öncelikle ventral baskı kaldırıldıktan sonra posterior fossa dekompresyonu ve BOS dolanımı düzeltilmelidir. Paget hastalığı birlikte baziler impresyonun birlikte görülme oranı oldukça yüksektir ve genellikle 40 yaşında sonra şikayet vermektedirler.

    Romatoid artit hastalarda lateral atlanto-aksiel eklemlerin kafa tası içerisine doğru kayması sonrası oksipito atlanto aksiel insitabiteye neden olmaktadır. Burada odontoid proçes yukarı doğru vertikal olarak kaymaktadır. Bundan başka nedenler arasında psöriazis, sistemik lupus eritamatozis, spazmatik tortikolis, kronik travmalar sayılmaktadır.

    Teşhis

    Kranio-servikal birleşkenin değerlendirilmesinde öncelikle servikal MR önemli bir test yöntemidir. Ancak bu bölge kemik yapılarının değerlendirilmesinde MR yetersiz kalmaktadır. Servikal bölgenin fleksion, ekstansion gibi dianamik grafileri yapılmalıdır. Boyun kemikleri redüksiyonunda MR uyumlu halo cihazları ile boyun traksion omurgaların dizilimini düzeltmede oldukça önemlidir. Özellikle 3 boyutlu ince kesitli boyun bölgesinin Bigisayarlı Tomografi testi teşhisde önemlidir.

    Tedavi

    Kranioservikal vertebraların anomalilerin tedavi prensipleri redukte olabilen lezyonları redüksiyonu ve stabilizasyonu yapılmalıdır. Redükte olmayan lezyonlarda ise normal dokuların dekompresyonu ve oluşaçak institabilite için stabilizasyon yapılmalıdır. Akut travmatik atlanto aksiel dislokasyonlarda, ligamen yırtıklarında ve post enflamatuar bağlı insitabiltelerde sadece immobilizasyon yeterlidir. Traksiyon veya halo traksiyon kullanılır bu şekilde immobilizasyonla 2-3 ay içerisinde fuzyon oluşursa ileri tedaviye gerek yoktur ancak fuzyon oluşmayanlarda ise posterior yolla cerrahi planlanmalıdır.

    Önden bası olan hastalarda transoral ve transfarengeal yaklaşım etkili bir yoldur. Böyle bir ameliyat yapılan hastaların çoğunda posterior oksipito servikal fuzyon ameliyatları gerekmektedir. Romatoid artritli hastada odontoid proçes foramen magnum içerisine 20 mm den fazla herniye olursa servikal traksionla kraniovertebral birleşke omurgaların dizilimi düzeltilmesi başarısız olacağından narkoz eşliğinde halo iskelet traksiyonla öncelikle omurganın redüksiyonu yapılmalıdır.

    Sonuç olarak

    kraniovertebral birleşke anomalileri oldukça kompleks hastalıklardır. Bunların öncelikle doğuştan veya sonradan gelişen hastalıkları çok iyi ayır etmek gereklidir. Kemik basılarını yönü ve tipi çok iyi elimine eilmelidir. Klinik şikayet verip vermemesine göre her bir hasta çok detaylı incelenmeli ve karar verilmedir. Eğer yeterli tetkik ve ediklmeden yapılan hasta değerlendirmeleri yetersiz olacaktır. Şikayet veren baziler invaginasyonlar tedavi edilmelidirler.

  • Yaşlı hastalarda ve çocuklarda bel fıtığı

    Farklı yaş gruplarında bulunan bel fıtığı teşhis ve tedavisinde birtakım özellikleri gözden kaçırmamak gerekir. Mesela yaşlı hastalarda mevcut kanal dar olduğundan yürümekle ortaya çıkan ve kendisini bir miktar yürüdükten sonra oturmak zorunda bırakan bacak ağrısı, bacaklarda uyuşma-karıncalanma tarzında şikâyetler ön planda bulunabilir. Yani hastada bel fıtığı ile birlikte omurilik kanal darlığı söz konusu ise, o zaman cerrahi esnasında aynı seansta kanal da genişletilmektedir.

    Yaşlı hastalarda kalp-damar sistemini veya diğer sistemleri tutan ek patolojiler bulunabileceğinden bu hastalarda cerrahi tedaviye karar verirken çok daha titiz davranılmalıdır. Cerrahi tedavi mutlaka gerekiyorsa, bu girişimin öncelikle genel anestezi altında hastayı tamamen uyutmak suretiyle yapılıp yapılamayacağı ortaya konmalıdır. Hastanın genel anestezi alması sakıncalı ise, o zaman kendisi spinal/epidural anestezi dediğimiz bel kısmından aşağısı tamamen uyuşturulmak suretiyle uyanık iken operasyona alınıp hiçbir ağrı hissettirilmeksizin ameliyat edilebilir.

    Çocuklarda ise bel fıtığı yetişkinlere oranla çok daha seyrek (% 1 gibi bir oranda) görülen bir rahatsızlıktır ve en sık ergenlik dönemi dediğimiz yaşlarda görülmektedir. Bu dönemdeki bir çocuk bel ağrısı şikâyetiyle doktora getirildiyse bel fıtığı yanında yapısal bozukluklar, doğumsal bazı hastalıklar, bel kayması ve disk enfeksiyonu da teşhiste daima göz önünde bulundurulmalıdır. Yürüme bozukluğu, omurgada eğriliği, bel kaslarında spazm ve hareket kısıtlılığı da bulunabilir. Çocuklarda yeterli ve uygun bir cerrahinin sonucu çok yüz güldürücüdür. Hastalar eski aktivitelerine tamamen kavuşabilir ve spora dönebilirler.

    Çocuklarda omur kemikleri alt ve üst her iki yüzeyde birer kıkırdak plak içerir ve bu plakların kemik gövdesi ile temas ettiği kısımda epifiz yer alır; işte omur kemikleri bölgelerden büyür ve kemikleşirler. Bu nedenle gelişme çağı içinde bulunan çocukların ağır yük taşımaları ve bilhassa, bunu asimetrik bir tarzda yapmaları omur kemiklerinde bulunan epifizler üzerine yükü dengesiz şekilde bindirecek ve dolayısıyla sağlıklı bir kemik gelişimi olmayacaktır. Onun için çocuklar ağır okul çantaları taşımamalılar. Zorunlu hallerde ya iki yanlı sırt çantaları ya da tekerlekli olup yerde çekilebilen çantalar kullanmalılar. Hatta çocuklara okulda birer dolap verilmesi de büyük kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca ağırlıklar eşit olarak her iki ele paylaştırılarak yani simetrik tarzda taşınmalıdır.