Etiket: Kemik İliği

  • Lösemide hedefe yönelik tedaviler

    Kemik iliğinde kanı üreten ana hücrelerin çekirdeklerinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle akyuvarların denetlenemez bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir grup hastalığa adını veren lösemi, akut ve kronik olarak ikiye ayrılıyor. Daha çok çocuklarda görülen akut lösemiler kansızlık, enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş, diş eti kanaması, burun kanaması ve ciltte morarmalar gibi değişen derecelerde kanama belirtileri ile ortaya çıkabilir. Belirtileri arasında ciltte sık sık çürükler oluşması veya kesik oluştuğunda kanamanın güçlükle durdurulması gibi sorunlar da yer almaktadır. Hastada kilo kaybı, ateş ve terlemeler de görülür. Lenf düğümlerinde şişlikler tespit edilir, karında da dalak ve karaciğer büyümesine bağlı şişkinlik hissi oluşur. Hastalığın erken dönemlerindeki halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar gibi belirtiler ise nezle gibi sık rastlanan hastalık şikayetleriyle paralellik gösterir. Bu nedenle şikayetler gözden kaçabilir.

    Kesin nedeni bilinmeyen lösemi, çevresel ve genetik faktörlere bağlı olarak gelişebilirken, bunların yanında petrokimyasallar, radyasyon, kanserojen maddeleri ve bazı virüsler hastalığın nedenleri arasında yer alabilmektedir. Hastalık ilk doktor muayenesinde karaciğer, dalak veya cilde yakın lenf bezlerinde büyüme saptanması ile belirleniyor. Kan testlerinin yanı sıra kemik iliğinden alınan örneklerin incelenmesiyle gerçekleştirilen ‘kemik iliği biyopsisi’ hastalığın teşhisinde önemli bir basamaktır. Teşhis için gerekli görülmesi durumunda omurilik aralığından uygulanan bir iğne ile beyin omurilik sıvısından örnek de alınabilir.

    Bazı Lösemi Tiplerinde“Hedefe yönelik tedaviler” nakile gerek bırakmıyor

    Lösemi tedavisi hastalığın tipine ve hastanın ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Tedaviyi hastalığın yaygınlığının yanı sıra hastanın yaşı ve genel sağlık durumu da etkiler. Lösemi hastalarının büyük çoğunluğu kemoterapi tedavisi görür. Kemoterapi tedavisinde tek bir ilaç kullanılabileceği gibi birden fazla ilaçtan oluşan kombinasyon da uygulanabilir. Son yıllarda lösemiyi oluşturan moleküler bozukluğa yönelik ilaçlar da kullanılmakta ve bunlara “hedefe yönelik tedaviler” deniliyor. Daha çok kronik myeloid lösemide (KML) kullanılan bu ilaçlar ile bu lösemi tipinde organ nakli gereği hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Lösemi tedavisinde radyoterapi gibi ışın tedavisi de uygulanabilir. Daha çok beyini tutan lösemilerde kullanılan bu tedavi yönteminde yüksek enerjili ışınlar kanserli hücrelere yönlendirilerek hücrelerin büyümesi engellenir. Hastalığın bir başka tedavi yolu da kemik iliği naklidir. Kemik iliği naklinde, lösemiye yol açan kemik iliği yüksek doz ilaç veya ışınla ortadan kaldırılarak yerine sağlıklı bir kemik iliği dokusu konur. Sağlıklı kemik iliği bir vericiden alınabildiği gibi bazı hastalarda ise kendi kemik iliği de kullanılabilmektedir.

  • Kansızlık ( anemi )

    Kansızlık, sağlıklı ve yeterli kırmızı kan hücresinin olmaması nedeniyle, dokulara yeterince oksijen taşınamaması sonucu oluşan durumlar bütünüdür. Kansızlık kişide en sık olarak halsizlik ve yorgunluk ile kendini gösterir.

    Aneminin birçok sebep ve çeşidi vardır. Kansızlığın kısa ve uzun süreli olmasına göre kişide oluşturduğu etkiler de ciddi ya da hafif olabilir.

    Eğer kendinizde kansızlık olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir doktor ile görüşmelisiniz. Çünkü birçok ciddi hastalığın habercisi olabilir. Kansızlığın tedavisi basit besin desteğinden ciddi tıbbı tedavilere ( ilaçlar, kan transfüzyonu) kadar değişir. Bazı kansızlık türlerinden sadece sağlıklı beslenerek ve önerilen diyetlerle korunmamız mümkündür.

    Belirtileri nelerdir?

    Yorgunluk

    Soluk cilt

    Çarpıntı

    Nefes darlığı

    Göğüs ağrısı

    Baş dönmesi

    Dikkat eksikliği

    Soğuk el ve ayaklar

    Baş ağrısı

    Ilımlı anemi döneminde bu semtomların birçoğu olmayabilir. Anemi derinleştikçe semptomlarda artış olur. Klinik oturur.

    Ne zaman doktor görmelidir?

    Sebepsiz yere yorgunluk hissettiğinizde bir doktora görünmeniz gerekir. Bazı kansızlık sebepleri örneğin demir eksikliği anemisi sık görülür. Yorgunluğun altında büyük oranda anemi çıkmasına rağmen, yorgunluğun birçok başka sebebi olabilir. Bunu her zaman kansızlığa bağlamayın.

    Kansızlığın nedenleri;

    vücüdumuz yeteri kadar kırmızı kan hücresi yapamıyordur

    kanama: vucudumuzun ürettiği kırmızı kandan daha fazla kan kaybediyorsak

    vücudumuz kırmızı kan hücrelerimizi yıkıyorsa

    Yaygın görülen kansızlık sebepleri :

    Demir eksikliğine bağlı kansızlık : Kemik iliğinin kan hüceresi yapabilmek için demire ihtiyacı vardır. Vücutta demirin yetersiz oluşu kan yapımını azaltır dolayısıyla kansızlığa sebep olur.

    Vitamin eksikliğine bağlı kansızlık: Sağlıklı kan hücreleri için demire ek olarak vücudumuz folat ve vitamin B12’ye de ihtiyaç duyar. Diyetteki bu vitaminlerin eksikliğide kansızlık yapar. Bazen bu vitaminleri diyetle yeterince almamıza rağmen ya barsaklarda emilemez ya da vücut bunları işleyemez ve kansızlıkla sonuçlanır.

    Kronik hastalıklara bağlı kansızlık: Bazı kronik hastalıklarda mesela; kanser, kronik böbrek yetmezliği, AIDS, romatoid artrit, crohn hastalığı ve diğer inflamatuar hastalıklarda kansızlık oluşur. Burada bu kronik hastalıklar kırmızı kan hücrelerinin yapım aşamasıda müdahalede bulunarak kansızlıkla sonuçlanmasına neden olurlar.

    Aplastik anemi ( kansızlık) : Çok nadir görülen bu kansızlık tipinde kemik iliği yağ dokusu ile işgal edilmiştir ve kemik iliğinden kızmızı kan hücreleri üretilemez. Birçok hastalığa, ilaçlara, otoimmün hastalığa bağlı oluşabilir.

    Kemik iliği hastalığı ile ilişkili kansızlıklar: Lösemi ( kan kanseri) ve miyelodisplazi gibi kan hastalılarında kemik iliği çeşitli sebeplerden kızmızı kan hücresi üretemez. Sadece kan kanserinde değil diğer birçok kanser türüde, kemik iliğinde üretimi baskılayarak kansızlığa sebep olabilir.

    Hemolitik anemiler: Bu kansızlık türü kan hücrelerinin, kemik iliğinde üretilme hızından hızlı ve fazla miktarda, damarlarda ya da bazı organlarda yıkılmasından kaynaklanır. Bu anemiler kalıtsal olarak ya da sonradan gelişebilir

    Orak hücreli anemi: Kalıtımsal olan bu hastalık , kırmızı kan hücrelerinde olan şekil bozukluğu nedeniyle, uzun vadede damar ya da çeşitli organlarda kan hücrelerinin yıkılmasıyla oluşur. Ciddi bir hastalıktır.

    Diğer anemiler: Daha seyrek olarak görülen bir çok anemi çeşidi vardır. Mesala talassemiler. Bu hastalıklarda da kırmızı kan hücrelerinin yapı taşı olan hemoglobinde bozukluklar vardır.

    Risk faktörleri:

    Bazı faktörler kansızlık riskini arttırır.

    Diyetteki bazı vitaminlerin azlığı: Diyetteki demir, vitamin B12 ve folat eksiklikleri kansızlık riskini arttırır.

    Barsak hastalıkları: Emilim bozukluğu yapacak barsak hastalıkları ( crohn hastalığı, çölyak hastalığı gibi) kansızlık riskini arttırır. Çeşitli cerrahi barsak rezeksiyonları ( çıkarmaları) neden olabilir.

    Menstruasyon ( adet görme) : Menopoza girmemiş kadınlarda demir eksikliği kansızlık için en büyük riski oluşturur. Çünkü menstruasyon ile kırmızı kan hücre kaybı olur.

    Gebelik: Gebelik de demir eksikliği anemisi için artmış risktir. Bunun sebebi gebelikte artmış olan kan volümü ihtiyacı ve bebeğin gelişip büyümesi için kana olan gerekmesidir. Kısaca kana olan ihtiyaç artışından kaynaklanır.

    Çeşitli kronik hastalıklar: Bir çok kronik hastalık,böbrek hastalığı , karaciğer hastalığı kanser gibi, kırmızı kan hücrelerinin ömürlerini kısaltır ve çabuk ölmelerine neden olurlar. Bazende kronik mide ülseri olanlarda yavaş yavaş olan kanalara bağlı uzun vadede demir eksikliğ anemisi oluşur. Yine kronik atrofik gastriti olanlarda vitamin B12 emilemediği için uzun vadede vitamin B12 eksikliği dolayısıyla vitamin B12 eksikliği anemisi olacaktır.

    Kalıtsal hastalıklar: Ailede orak hücreli anemi, talessemi gibi kalıtsal hastalık öyküsü varsa doğacak çocuklar mutlaka taranmalıdır.

    Diğer faktörler: Bazı enfeksiyonlar, kan hastalıkları, otoimmün hastalıklar, çeşitli toksik kimyasallara maruziyet (benzen), kullanılan çeşitli ilaçlar ( kanser ilaçları, bazı antibiyotikler) , kırmızı kan hücresi yapımını azaltabilir ya da yıkımını arttırarak kansızlığa yol açabilir.

    Tedavi edilmemiş anemi birçok komplikasyona yol açar;

    Ciddi yorgunluk: Tam oturmuş bir kansızlık kişide günlük işlerini yapamayacak kadar ciddi yorgunluk yapabilir.

    Kalp problemleri: Kansızlık düzensiz kalp atışlarına , kalbin hızlı atmasına yani çarpıntıya yol açabilir. Çarpıntının ya da kalbin hızlı çalışmasının sebebi , kansızlığa bağlı olarak dokulara oksijen götürecek olan kırmızı kan hücrelerinin yetersizliğidir. Bunu kalp fazla çalışarak kapatmaya çalışır. Uzun vadede kalp yetmezliğne bile yol açabilir.

    Ölüm: Ölüm sadece belli başlı nadir görülen bazı kalıtımsal kansızlıklarda olabilir. Orak hücreli anemi gibi)

    Tedavi ve ilaçlar:

    Demir eksikliği anemisi: Kansızlığın bu tipi diyette değişiklik yaparak ve demir alımını arttırarak tedavi edebilir. Eğer menstruasyon dışı bir kanamaya bağlı kan kaybı nedeniyle gelişmişse kanama yeri saptanıp kanama durdurulmalıdır.

    Vitamin eksikliği anemisi: Folik asit ve vitamin B12 eksikliği anemisi folik asit ve vitamin B12 alımı ile tedavi edilebilir. Ancak sindirim sistemimizden, yiyeceklerde bulunan bu vitaminler, yeteri kadar emilemiyorsa özellikle vitamin B12 için iğne tedavsisi verilmelidir.

    Kronik hastalık anemisi: Bu tip aneminin spesifik ( özel ) bir tedavisi yoktur. Burada önemli olan altta yatan hastalığı, var olan hastalığı tedavi etmektir. Eğer semptomlar ağırlaşır ya da artarsa , kan transfüzyonu , eritropoetin denilen (normalde böbreklerde üretilir) hormon dışarıdan verilerek kırmızı kan hücre yapımını uyarılır. Bu ise semptomları azaltır.

    Aplastik anemi: Bu hastalık kırmızı kan transfüzyonunu içerir. Kemik iliği sağlıklı olmadığı için kesin tedavi seçenekleri arasında kemik iliği nakli vardır.

    Kemik iliği hastalığına bağlı kansızlık: Bu tip kansızlıkta yine basit ilaç tedavilerinden kemoterapi ve kemik iliği nakline kadar değişen tedavi şekilleri vardır.

    Hemolitik anemiler: Hemolize ( kan hücrelerinin parçalanması) sebep olacak şüpheli ilaçlardan , enfeksiyonlardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. . Bu anemilerde steroid ya da bağıklığı baskılayan ilaçlar kullanılarak, kırmızı kan hücrelerinin yıkılması engellenebilir. Kansızlığın ciddiyetine bağlı olarak kan transfüzyonu gerekebilir.

    Orak hücreli anemi: Oluşabilecek komplikasyonların tedavisi yapılmalıdır. Kan hücrelerinin yıkımı sırasında damar yolu ile sıvı verilmesi, ağrının azltılması için ağrı kesiciler verilebilir. Gereğinde kan transfüzyonu yapılabilir. Kemik iliği nakli etkili tedavi seçeneklerindendir. Ayrıca bir kanser ilacı olan hidroksiüre tedavide kullanılabilir.

    Önleme:

    Kansızlığın birçok çeşidi önceden önlenebilir değildir. Ancak sık görüler demir eksikliği ve vitamin eksikliklerine bağlı kansızlıklar diyetle önlenebilir.

    Demir: Demirden zengin besinler tüketilmelidir. Demir özellikle kırmızı et ve diğer beyaz etlerde bulunur. Fasulye , mercimek , demirden zengin tahıllardır. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru meyveler de demirden zengindirler.

    Folik asit: Turunçgiller ve sularında, muz, koyu yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, tahıl ve makarnada bolca bulunur.

    Vitamin B12: Doğal olarak et ve süt ürünlerinde bolca bulunur. Ayrıca tahıllarda da bolca bulunur.

    Vitamin C: C vitamini içeren , turunçgiller, karpuz, çilek gibi meyveler ese demir emilimini arttırır. Bunların bolca yenilmesi besinlerdeki demirin emilimini arttırır.

    Dr. Cem Özcan

    Dahiliye Uzmanı

  • Kanımda trombositler yüksek ama kanamalarım da var. Nedeni ne olabilir?

    Kanımda trombositler yüksek ama kanamalarım da var. Nedeni ne olabilir?

    Soru 1.Eşimde adetler bir süredir çok uzun süreli kanamalara neden oluyor. Bu nedenle araştırmalara başlandı. Sonuçta kanımda trombositler yüksek bulundu. Buna bağlı olabileceği söylendi. Araştırmalar devam ediyor. İnternetten öğrendiğime göre trombositler kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelermiş. Öyleyse eşimin kanamaları neden artıyor? Sizce eşimdeki problemin nedeni ne olabilir?

    Yanıt 1.Kanda trombasit ya da platelet olarak bilinen hücreler sizin de değindiğiniz gibi kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelerdir. Örneğin bir yerimiz kesildiğinde ilk müdahaleyi yapan hücreler bunlardır. Bu hücreler bir araya gelerek pıhtılaşmayı başlatırlar. Sonra diğer kan proteinleri devreye girerek pıhtılaşmanın devamını sağlarlar.

    Trombositler çok çeşitli nedenlerle artabilir. İnfeksiyonlarda, romatizmal hastalıklarda, demir eksikliğine bağlı kansızlıkta, kanserlerde hastalığa reaksiyon olarak arttıklarını biliyoruz. Bu hastalıklarda trombosit artışı kalıcı değildir. Altta yatan hastalık tedavi edildiğinde trombositler de normale döner. Trombosit fonksiyonlarında da bir bozukluk yoktur.

    Trombositlerin arttığı bir diğer grup ise kemik iliği hastalıklarıdır. Böyle bir durumdan şüphe duyuluyorsa, yapılması gereken kemik iliği biyopsisi olmalıdır. Buradan alınan hücre örneklerinde genetik testler de yapılır. Böylece hastalığın kemik iliğinden orijin alıp almadığı tespit edilebilir. Kemik iliğinden kaynaklanan trombosit artışı en çok “esansiyel trombositemi” olarak bilinen hastalıkta görülür. Sizin de sözünü ettiğiniz gibi trombositlerin artışına bağlı olarak pıhtılaşmaya eğilim artar. Ancak esansiyel trombositemi hastalığında trombosit sayısının çok arttığı durumlarda paradoksal olarak trombosit fonksiyonları azalabilir, o zaman da kanamalara eğilim artar. Trombosit fonksiyonlarının azaldığı bu durum “sonradan edinilmiş Von Willebrand hastalığı” olarak bilinir.

    Sonuçta eşinizdeki trombosit artışı kemik iliği orjinli bir hastalık olabilir. Kanamalar da bununla ilişkili olarak trombosit fonksiyon bozukluğuna bağlı görünüyor. Trombosit artışının ayırıcı tanısı için kemik iliği biyopsisi ve genetik inceleme yapılması uygun kanısındayım.

  • Hematopoietik kök hücre nakli

    (KEMİK İLİĞİ NAKLİ – PERİFERİK KÖK HÜCRE NAKLİ)

    HÜCRE NEDİR? : Vücudumuzun en küçük canlı parçalarıdır.Ancak mikroskopla görülebilirler. Biraraya gelerek “ organ ve dokuları “ oluştururlar ; karaciğer, kalp, mide, dalak, dokusu vs. gibi. Her doku veya organdaki hücrelerin yapısı ve işi farklıdır, o iş için özel olarak üretilmişlerdir.

    Hematopoez: “Kan hücrelerinin oluşmasıHematopoetik : “Kan hücreleri oluşturan

    HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE : “Kan yapıcı ana hücre” anlamına gelir.

    Kan hücreleri sadece kemik iliğinde yapılır. Üç çeşit kan hücresi vardır : 1- Kırmızı kan hücreleri – alyuvarlar ( eritrosit ) 2- Beyaz kan hücreleri – akyuvarlar ( lökositler ) 3- Trombositler (kan pulcukları)

    Bu hücreler kemik iliğinde bulunan “ana / ata hücreler tarafından üretilir ve olgunlaşması tamamlanınca kan dolaşımına verilir. Kan yapıcı ana hücrelere “HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE “ adı verilir. Bunların sayısı sabittir, ancak gerektiğinde, hem kendi sayılarını çoğaltabilirler, hem de, yeni ve olgun kan hücreleri üretirler. Kök hücreler ve bunların ürettiği olgun kan hücrelerinin sayısı çok dikkatli bir kontrol altındadır, bu rakamlar normal hallerde değişmez.

    Kan hücrelerinin görevleri :

    1- Alyuvarlar ( kırmızı kan hücreleri ) : Tüm vücut hücrelerine enerji, ısı, oksijen, besin ve gereksinimi olan herşeyi taşırlar. Artıkları da geri götürürler. Alyuvarların veya içeridiği oksijen taşıyan Hemoglobinin azalmasına “ anemi” adı verilir; halsizlik, yorgunluk, çarpıntı ,solukluk gibi durumlara yolaçar. Tüm vücut organlarının yaptığı görevler aksamaya başlar.

    2- Akyuvarlar: Vücudumuzu her türlü infeksiyona ( mikropların yolaçtığı iltihaplanmalar ) karşı korurlar. Bu hücrelerin azalması, ciddi infeksiyonlara, hatta ölüme neden olabilir.

    3 – Trombositler : Vücudumuzdaki en önemli işleri, kanamaları önlemektir.Sayıları azalırdığında, çeşitli yerlerden kanamalar olabilir : dişeti, burun, mide, beyin, cilt kanamaları gibi.

    Görevi kan üretmek olan kemik iliği , herhangibir nedenle, kusurlu çalışmaya başlarsa, ya da çalışamaz hale gelirse , dolaşan kandaki alyuvar, akyuvar ve trombositlerde azalmalar görülür. Normal kan hücreleri giderek azalır.

    1-Kemik iliği kendisine özgü bozukluklar nedeniyle kusurlu üretim yapabilir :Lösemilerde ( kemik iliği kanserleri ) olduğu gibi.

    2- Ya da vücudun başka yerlerindeki hastalıklar kemik iliğine yayılabilir (değişik organ kanserlerinin kemik iliğine yayılması gibi ).

    3- Ya da, üretimini neden olmaksızın azaltabilir, durdurabilir (aplastik anemi gibi )

    Bütün bu durumlarda, “kök hücre nakli “ uygulaması gerekebilir.

    Kök hücreler nasıl toplanır ?

    1– Vericinin kemik iliğinden, anestezi altında, özel iğnelerle toplanabilir.

    2– Dolaşan kanda, kök hücreler mevcuttur, bunlar özel bir aygıt tarafından damardan toplanabilir. Burada, kişi sadece bir süre, kan verir gibi, kolundan bir serum seti takılarak, istirahat pozisyonunda uzanır. Acı veya sıkıntı vermez, kolay bir işlemdir. İşlemden önce vericilere bir süre cilt altından kök hücre sayısını arttırmak amacı ile bir iğne yapılır. Ameliyathane koşulları gerekmez.

    Toplanan hücreler -196 derecede sıvı azotta saklanır, gerektiğinde çözülerek damardan, alıcıya verilir.

    Kök hücre kaynakları nelerdir ?

    1- Kemik iliği,

    2- Damarlardaki dolaşan kan,

    3- Göbek kordonu (doğum sırasında bebeğin kök hücreleri buradan alınabilir)

    Kök hücre uygulamaları kaç çeşittir ?

    1 Allogeneik kök hücre nakli : Bir başka kişiden yapılan nakil.

    2 Otolog nakil : Kişinin kendisinden alınan iliğin, kendisine tekrar verilmesi.

    3 Singeneik nakil : İkiz kardeşten yapılan nakil.

    4 Unrelated nakil : Akraba olmayan kişilerden nakil.

    Hangi hastalıklarda hematopoetik kök hücre nakli gerekir ?

    Sayısız, iyi ve kötü tabiatlı hastalıklarda, bazen doğumsal hastalıklarda bile denenmektedir. Bu uygulama, bir tedavi tipi olup, her hastada daima şifa sağlamaz. Uygulama sırasında veya sonrasında hasta kaybedilebilir, hastalık nüksedebilir. Kişinin esas hastalığı iyileşebilir, ancak kalıcı başka önemli hasarlar oluşabilir. Bunlar alıcı tarafından çok iyi bilinmelidir.

    Bugün en çok uygulandığı yerler :

    1 – Kemik iliği kanserleri diyebileceğimiz lösemiler,
    2 –
    Lenf bezi kanserleri olan Hodgkin hastalığı ve Non- hodgkin lenfomalar,
    3 –
    Çeşitli organkanserleri (meme, testis, akciğer kanseri gibi )
    4 –
    Kemik iliğininyetersiz çalıştığı veya çalışmadığı durumlar ( Aplastik anemi gibi ).

    ÖNEMLİ SORUNLAR NEDİR?

    Alıcının savunma sistemi (immün sistem ) verilen iliği reddeder, yeni ilik çoğalıp iş göremez. Buna, “engrafman` – yama- yetersizliği diyoruz. Hasta; kanama, infeksiyon gibi ölümcül tehlikelerle yüzyüze kalır. Verilen kök hücrelerin, yerleşip, çalışmaya başlamasına kadar geçen zaman içinde, trombosit azlığı nedeniyle kanamalar,beyaz kan hücrelerinin azlığı nedeniyle infeksiyonlar oluşabilir. Kişinin savunma sistemi daha önce yokedildiği için, ciddi ve öldürücü infeksiyonlar olabilir, verilen antibiyotiklere rağmen infeksiyondan hastalar kaybedilebilir.
    Daha da önemlisi, ilk 10 günden başlayarak,“akut graft versus host” hastalığı (AGVHD) gelişebilir. Yani, verilen yeni sağlıklı hücrelerin bir kısmı, bu yeni ortamı yabancı olarak algılar, savunmasız olan yeni vücuda zarar vermeye başlar. Yani, bir anlamda, verici alıcıyı reddeder. Bu durumda, barsaklar, karaciğer, cilt ve akciğerleri öncelikle hedef alır. İshaller, kanlı ishal, sarılık, ciltte kırmızı pullanmalar, yaralar oluşabilir. Tüm cilt soyulabilir. Solunum yetersizliği gelişebilir. Bu sorunlar, dışardan, verilen destek tedaviyle aşılabilir, aşılamayabilir, hastayı ölüme götürebilir.

    Hasta, taburcu olduktan aylar sonra veya nakili izleyen haftalarda, “Kronik GVHD” çıkabilir. Bu durum, A– Kişinin immün sisteminin daha da zayıflaması, büsbütün savunmasız kalması demektir. Yani, kolayca, infeksiyon kapar . Örneğin basit bir “uçuktan” ya da boğaz infeksiyonundan ölebilir.Veya uzun süre hastanede yatması gerekebilir.B- Yanısıra yine önemli derecede karaciğer hasarı oluşturabilir. C– Alıcının ağız ve göz kuruması olur, tüm salgıları azalır. Ağızdan başlayarak, tüm barsaklar boyunca hem salgıları azalır, hem de yumuşak olan iç yüzey kuru sert bir doku halini alır. Mide ve barsaklar iyi çalışamaz . D– Tüm adeleler sertleşir, hasta eklemlerini hareket ettirmekte zorlanır, zırh giymiş gibi olur. E- Hastanın cinsel aktivitesi azalır, büyük olasılıkla çocuk yapma yetisi kaybolur. F- Cilt esmerleşir. Gözde görme kaybına kadar gidebilen iltihabi olaylar gelişebilir.

    Tüm bunlara ek olarak, kullanılan ilaçlara ilişkin çeşitli yan etkiler çıkabilir ve tabloyu daha da ağırlaştırır.

    İşte, kök hücre nakline karar verirken tüm bu olasılıkları bilmek, iyi anlamak çok önemlidir. Bu amaçla çok iyi psikolojik destek ve tedavi planına uymak başarıyı artırır. Başarı oranı, hatta şifa, % 50 civarındadır.

    Bu da azımsanmayacak bir rakamdır. Kullanılan ilaç ve ışın tedavisi nedeniyle yıllar sonra, örneğin 7-10 yıl, ikincil kanserler de ortaya çıkabilir.

    Allogeneik kök hücre nakli nedir, nasıl yapılır?

    1- Hasta (alıcı) ve verici için gerekli sağlık taramaları yapılır. İkisinin de, tam olarak “görünür” bir sağlık sorunu olmadığından emin olunur. Burada bir husus akla takılabilir; eğer alıcı sağlıklıysa, neden AKİT yapılsın? 1- Alıcının kan ve kemik iliği, incelemelerde normal görünse de, ilk kemoterapi tüm lösemi / kanser hücrelerini yok edemez, hala vücudunda bizim göremediğimiz, kanserli hücreler bulunmaktadır. Bu nedenle hastalık bir süre sonra yine ortaya çıkar (nükseder). 2- Kemoterapi sırasında kullandığımız ilaç dozlarını çok yükseltirsek, tüm kanserli hücreler ölebilir. Ancak,kemik iliği ve başka dokular onarılmaz derecede zarar görürler. Bu nedenle, elimizde sağlıklı bir kemik iliği desteği / yedeği olmadan, ilaç dozlarını, bütün kanserli hücreleri yokedecek kadar artıramayız. İşte bu yedek /destek, “sağlıklı yeni bir iliktir”. Burada, özellikle lösemide, kişinin kendi iliği, artakalmış hastalıklı hücreler içerebilir kaygısıyla, kullanılamaz. Yani otolog nakil uygun değildir. Aksitakdirde, hastalık yinelenebilir!

    2 – Alıcı ve verici sağlıklıysa, işlemler başlar;

    A) Alıcıya sürekli kalabilecek ve kendisini rahatsız etmeyecek bir kateter takılır. Yani uygun bir damara, kalıcı bir ince tüp yerleştirilir. Buradan gerekirse kan alınabilir, tüm ilaçlar verilebilir. Sık sık damara girilme sıkıntısı olmaz.

    B) Hastaya “hazırlama rejimi” denilen yüksek dozda antikanser ilaç verilir.

    Bunun nedenleri birkaç tanedir:

    1 – Alıcıda artakalmış kanser hücrelerini öldürür.

    2 – Alıcının vücudundaki koruma / savunma sistemlerini susturur. Böylece,verilen yeni ve sağlıklı kök hücrelerin reddedilmesini önler. Kişinin sağlıksız iliğini yok ederek, yeni ve sağlıklı kök hücreler için, yerleşme yeri açar.

    C) Vericiden toplanan kök hücreler, aynı gün veya daha sonra, alıcıya damardan verilir. Bu verilme işi, hazırlama rejiminden hemen sonra gerçekleşir.

    Hasta (alıcı); gerek hazırlama rejiminin verilmesi, gerekse kök hücrelerin nakli sırasında ve sonrasında, ayrı bir odada (özel bir bakım ünitesi) kalmak zorundadır! Bu şekilde, çeşitli mikropların bulaşması ve öldürücü iltihaplanmalar (infeksiyon) önlenebilir.

    Genellikle, 14-15. gün yeni ilik yerine yerleşip, çalışmaya başlar. Ancak bu süre çok daha uzun olabilir. 4-5 hafta ünitede kalmak gerekebilir. Normal koşullarda, kişi 1.5 ayda hastaneden taburcu olabilir.

    Yukardaki işlemler, herzaman yolunda gitmeyebilir! Kemik iliği, bugünkü deyimle, kök hücre nakli, filmlerde veya basında yeraldığı gibi kolay bir işlem değildir. Özellikle, nakil sonrası günler, aylar çok naziktir. Kısa veya uzun dönemli, çok ciddi sorunlar oluşabilir. Nakil işlemi ölümle bitebilir.

    OTOLOG KÖK HÜCRE NAKLİ (OKHN ), yani kendi kök hücrelerinin, kendisine verilme işlemi çok farklı bir yaklaşımdır.

    Uygulama alanları

    Lenfomalar (lenf bezelerinin kanserleri), Solid tümörler: Meme, akciğer, yumurtalık, testis vs kanserleri gibi kemik iliği dışındaki organ kanserleri başlıca uygulama alanlarıdır. Bazen de, uygun vericisi olmayan, iyi seçilmiş akut lösemili hastalarda uygulanır. Bu hastalıkların ilk tedaviseçenekleri, kemoterapi (özel kanser ilaçları) ve radyoterapi (ışın tedavisi) dir. Ya da ikisi beraber kullanılır.

    Ancak bu tedaviler herzaman hastalığı yok etmez, hastalık tekrarlayabilir, veya ilk tedavi kısmen yararlı olur. Kullanılan ilaçların dozu yükseltilirse, hastalık durdurulabilir. Buradakisorun; ilaç dozları kanseri ortadan kaldıracak kadar artırılınca, kanser hücreleriyle birlikte kişinin kemik iliğindeki kan üreten ana hücrelerin de yok olmasıdır. Kişinin kanseri ortadan kalkar, ancak kemik iliği kan üretemediği için, çok ciddi ve geri dönüşü olamayan bir kemik iliği yetersizliği ortaya çıkar. Kanamalar, infeksiyonlar, ileri derecede halsizlik, bitkinlik, tüm vücutta kansızlığa bağlı bozukluklar ölüme götürür. İşte bu nedenle otolog nakil ( OKHN ) gündeme gelmiştir.

    OKHN’ de, izlenen mantık ve uygulama şöyledir :

    1- Kişinin kemik iliği temizse, yani mevcut kanser kemik iliğine yayılmamışsa, kendi kök hücreleri toplanır. Bu kök hücreler ya doğrudan ilikten, ya da dolaşan kandan toplanır. Yani aynen AKHN gibidir.

    2- Bu hücreler -80 derecede dondurularak saklanır (sıvı azot tankında).

    3- Hastadaki kanser için kullanılan ve etkili olduğu bilinen ilaçlar çok yüksek dozda verilir. Bu doz, kanserli hücreleri yok edecek kadar yüksek bir dozdur. Ancak, kalp, karaciğer, akciğer, böbrek gibi organlara zarar vermeyecek dozlar olmasına da özen gösterilir. Yüksek dozdaki ilaç kanserli dokuyu yok eder, bu arada hastanın kemik iliği de yok olur. Bizim yedeklediğimiz, kişinin kendi kan yapıcı kök /ana hücreleri ise elimizde hazırdır. Yüksek doz kemoterapi sonrası, kendi kök hücreleri kendisine geri verilir. Bunların yerine tekrar yerleşmesi, işe başlaması 10-20 gün alır.

    Bu tip nakilde, AKHN ‘ deki kadar büyük sorunlar yaşanmaz.

    1- Ayrı ve özel bir ünite mecburiyeti yoktur. Kemik iliği ünitesi dışında, tek kişilik bir odada yapılabilir. Yine, temizliğe aşırı özen gösterilir. Vücut temizliği ; ağıziçi, dişler, cilt, iğne ve kateterlerin giriş yerleri, el temizliği temel koşullardır.

    2- AGVHD ve Kronik GVHD görülmez.

    3- Beyaz kan hücreleri ve trombositler daha çabuk düzelir, yani engrafman (yerleşme) daha çabuk ve az sorunlu olur.

    Engrafman yetersizliği, AKHN ‘ne nazaran, daha seyrek görülen bir durumdur.Başarının önemli bir koşulu, verilen ilikte kanser hücreleri bulunmamasıdır. Kanser kemik iliğine yayılmışsa, toplanan hücreler içinde, kanserli hücrelerde olacağı için, hastalık çabuk tekrarlar. Bu tip hastalarda OKHN’ nin yararı kısıtlıdır. Başarının önemli bir koşulu da, hastadaki kanser dokusunun, hala ilaçlara duyarlı olması gereğidir. Eğer , kanser hücreleri, kullanılacak ilaca duyarlı değilse, yüksek dozda verilmeleri de yararlı olmaz.Tersine vücuda zarar verir.

    OKHN, kesin şifa garantisi değildir, ancak çok başarılı sonuçlar verebilir.Bu durum, yukarda belirtildiği gibi, AKHN için de geçerlidir.

    Unrelated nakiller

    Uygun kardeş ve birinci derecede akraba vericisi olmayan kişilere, akraba olmayan kişilerden yapılan kök hücre nakilleridir. Bu nakillerde, AKHN’ de görülen sorunlar, çok daha sık ve şiddetli olarak ortaya çıkar. Doku tipi % 100 tutsa da bu yüksek risk geçerlidir. Kendi ırkı dışında bir ırkın kullanılması, riske risk ekler. Başarı oranı düşük, ölüm riski fazladır. Bu seçenek, kesinlikle hastanın çok arzulu olmasını gerektirir. Ayrıca, maliyeti çok yüksektir. Yüzlerce, hatta binlerce gönüllünün taranması, daha nakil öncesinde, çok zaman ve para gerektirir. Nakil sonrası sorunlar da çok fazla olacağı için, bunların tedavisi, maliyeti birkaç misli artıracak ve durumu güçleştirecektir. Ölüm riski, % 80`e kadar çıkabilir. Sonuç olarak, unrelated nakillerde, yarar/zarar tartışması çok iyi yapılmalı, hasta ve ailesi bunları çok iyi bilmelidir. Peşin olarak başarısızlığı ve hasta kaybını göz önünde tutmalıdır.

    Tüm nakillerde, hasta ve aileler uzun ve zor bir savaşa girdiklerini, en azından uzun bir süre yaşamlarının tümüyle değişeceğini bilerek, kendilerini yeni bir yaşama hazırlamalıdır. Ailelerin; sürekli hekimle ve hastaneyle buluşabilecek, hergün tetkik yaptırabilecek, yaşamındaki diğer sosyoekonomik sorunları geri plana atmasını gerektiren bir yaşam şekline adım attıklarını kavramaları gereklidir.Yaşam yerleri de buna paralel olarak değişebilecektir. Yani, sadece hasta değil, aile bireyleri de, bu olayda sosyoekonomik olarak zedelenebileceklerini kabullenmelidir. Eski tabirle, “Kemik iliği nakli”, basitçe, ilik hücrelerinin alınıp verilmesiyle bitiveren, mucize bir yaklaşım değildir. Aksine, çok sayıda tedavi şeklini içine alan, çok sayıda uzman doktor ve laboratuvar hizmeti gerektiren, bir tedaviler zinciridir. Yaşamı da, ölümü de içerir. Tüm bu zor gerçeklere karşın, bazı hastalarda, başka seçeneklerle kıyaslanmayacak yararları vardır. Zamanlaması iyi yapılırsa, teknik olanaklar yeterliyse, hastanın performansı çok iyiyse ve uygun bir verici varsa (AKHN ‘de), iyi merkezlerde sonuçlar çok mutluluk verici olabilir.

    BU YAZI www.thd.org.tr SİTESİNDEN YARARLANILARAK YAZILMIŞTIR. DAHA AYRINTILI VE DOĞRU BİLGİ SAHİBİ OLMAK İSTERSENİZ BU SİTEYE BAŞVURABİLİRSİNİZ.

  • İyilik zamanı ilik zamanı

    Lütfen siz de Kızılay Türkök’e gelin, üç tüp kan vererek yaşama tutunmayı bekleyen binlerce insana umut olun. Bununla da kalmayıp eğer bir hastayla doku grubunuz eşleşiyorsa, bağışçı olmaktan vazgeçmeyin. Hele ki nakil tarihine yakın zamanlarda hiç geri dönmeyin! Çünkü burada sadece insanların umutlarını söndürmekle kalmıyorsunuz, onların yaşamını da tehlikeye atmış oluyorsunuz! Konuyu Prof. Dr. Barış Malbora’yla enine boyuna konuştuk…

    – Hocam, nedir sorun?

    Sorunun kaynağı yaşamı tehdit eden hastalıklar. Yeryüzünde öyle hastalıklar var ki günümüz bilgi ve teknolojisinde tek çözüm, maalesef kök hücre nakli…

    – Nedir o hastalıklar?

    Lösemi ve kan/kemik iliği kanserleri. Tabii diğer organ kanserleri, doğumsal metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve Akdeniz anemisi gibi doğumsal kansızlıklar. Bunların da günümüzdeki tek kesin çözümü kemik iliği nakli…

    – Peki ‘kök hücre nakli’yle ‘kemik iliği nakli’ aynı şey mi?

    Şöyle ki, “kemik iliği nakli” bir kök hücre nakli. Ama kök hücre naklinin tek kaynağı kemik iliği değil. Kök hücre kaynağı olarak, sıklıkla kemik iliği kullanıldığı için “kök hücre nakli” ile “kemik iliği nakli” eşanlamlı gibi kullanılıyor.

    Gelelim esas meseleye… İnsanlar donör olmak için kan veriyor. Buraya kadar her şey şahane! Ama ilik bekleyen bir hastayla ‘doku uyumu’ tespit edilip onaylandığında ve Türkök tarafından verici olması talep edildiğinde bağışçı birdenbire ilik vermekten vazgeçebiliyor. Neden?

    Evet, üzülerek söylüyorum ki bağışçılarımızın yaklaşık yüzde 20’si iş başa düştüğü zaman bu süreçten cayıyorlar!

    – Her 5 kişiden biri yani…

    Evet. Kemik iliği bekleyen bazı hastalarımızın birden fazla tam uyumlu verici adayı olabiliyor. Onlar daha şanslı. Bir aday vazgeçerse hemen diğerine yöneliyoruz. Ama bazen, bir hastaya bu koskoca dünyada yalnızca bir verici adayı uygun oluyor. Bu durumda o bir tek gönüllü bireyin “bağışçı” olmaktan vazgeçmesi hem hasta olan çocuklarımız hem onların aileleri hem de bizim için büyük bir hayal kırıklığı! Düşünebiliyor musunuz, 3 yaşında, yüksek risk lösemi tanısı konmuş bir hastanız var. Tüm kemik iliği bankalarından taramaları yapmışsınız, yalnızca bir verici uygun. O vericiden ilik toplanması için talepte bulunuyorsunuz. O da vazgeçtiğini söylüyor! O anne-baba için dünyanın sonu! Bu vazgeçişlerin birçok nedeni var…

    – Korkuyorlar mı?

    Evet, nedenlerden biri korku. Ama insan bilmediğinden korkar. Halkımız da bu konuda yeterli bilgiye sahip değil. Yapılan işlemin kendi hayatlarını tehlikeye atmayacağını net bir şekilde anlasalar ben inanıyorum ki verici adayı olup kemik iliği bağışı talebi geldiği zaman, koşa koşa kök hücrelerini vermeye gidecekler!

    – Bu işin önemini mi anlamıyorlar?

    Bu da işin başka bir açısı. Kemik iliği nakli olmaya muhtaç o güzel çocuklarımızı hastane odalarında bir ziyaret etseler, bu işin ne kadar önemli ve yaşamsal olduğunu anlayacaklar. Sanırım bize de görev düşüyor, daha fazla farkındalık yaratmamız gerekiyor. Türkök ve hastanemizin düzenlemiş olduğu “Şimdi iyilik zamanı, şimdi ilik zamanı!” gibi kampanyaları daha sık aralıklarla tekrarlamalıyız mesela.

    – Eşleri, anneleri, babaları mı itiraz ediyor hocam?

    Maalesef bu da bir diğer neden. Mesela kemik iliği nakli olması gereken bir hastamla teyzesi arasında tam doku grubu uyumu vardı. Bunu öğrenince dünyalar bizim olmuştu. Nakil için tüm hazırlıkları yaptık ve hastaya verdiğimiz kemoterapilerle artık geriye dönüşümü olmayacak şekilde nakle hazırlanıyorduk ki ilik vericisi olan o teyzenin kocası, eşinin bağışçı olmasını istemedi! Kocası kabul etmediği için de küçük hastamıza nakil yapamadık! Neyse ki dünya kemik iliği bankaları taramalarımızda tam uyumlu başka bir bağışçı bularak başarılı bir nakil gerçekleştirdik. Şanslıydık. Hastamız şu an sağlıklı bir yaşam sürüyor. Gerçi bunun tam aksi örneklerimiz de yok değil. Kahraman Mehmet mesela. Mehmet, dünyada çok az görülen bir hastalığa sahip iki kardeşine can verdi. Keşke herkes Mehmet gibi cesur olabilse…

    – Vazgeçenlerin bir kısmının para istediğini duydum, bu doğru mu?

    Evet. Bu tür durumlarla da karşılaşıyoruz. Allah’tan yasalar bunun önüne geçmek için çok güzel duvarlarını örmüş durumda. Türkök de bu konuda çok olumlu adımlar atıyor. Mesela, bağışçı ve hasta nakilden 2 yıl sonrasına kadar kesinlikle yüz yüze gelemiyorlar. Kimlikleri de saklı tutuluyor. Nakilden 2 yıl sonra iki tarafın da onayı olmak koşuluyla bir araya gelmeleri mümkün.

    DİKKAT DİKKAT… NAKİLDEN AZ BİR SÜRE ÖNCE LÜTFEN VAZGEÇMEYİN!

    – “Elbette hepimiz bağışçı adayı olalım. Ama asıl süreç, bir hastayla dokunuzun tam olarak uyduğunu öğrendiğiniz zaman başlıyor.”

    – “Eğer bu aşamada vazgeçerseniz, hasta ciddi bir hastalıkla pençeleşmeye devam edecek ve belki de yaşamını kaybedecek! Bunun manevi yükü çok ağır. En kötüsü, doku eşleşmesi sonrasında verici olmayı kabul edip nakilden 1 hafta-10 gün önce, bizler tarafından hastalara kemoterapiye başladığımız süreçten sonra vazgeçmek… Bu dönemde hastaya verdiğimiz kemoterapi, onların kemik iliğini geri dönüşümsüz ortadan kaldırıyor.”

    -“Ben bu süreci uzaya atılan rokete benzetiyorum. Roketi uzaya fırlattıktan sonra ‘Pardon, geri dönmem gerek!’ deme lüksümüz yok! Bunun gibi bir şey bu hazırlama süreci. Eğer bu noktada vazgeçilirse, hastayı kemik iliği yetersizliğinden kaybetmek çok uzak ihtimal değil. Ben bu noktada yasal düzenlemelerle vericilere de yaptırım getirilmeli düşüncesindeyim. Her aşamada vazgeçme hakkına sahipsiniz ama lütfen nakile çok az bir süre kala vazgeçmeyiniz!”

    KİMLER DONÖR OLABİLİYOR?

    “18 ile 50 yaş arasında, herhangi bir kronik hastalığı, bulaşıcı hastalığı (hepatit B, C gibi) olmayan herkes.”