Etiket: Kemik

  • Osteoporoz (kemik erimesi) tanı ve tedavisi:

    OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ) :

    Tanım: Çeşitli sebeplere bağlı olarak kemik mikromimarisinin değişmesi ve kemik kitlesinin azalması sonucunda kırılganlığın artması ile sonuçlanan duruma Osteoporoz denilmektedir. Osteoporoz genel olarak Primer ve Sekonder olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

    Primer Osteoporoz kadınlarda menapoz, erkeklerde andropoz ve her iki cinste ileri yaşa (Senil) bağlı olarak ortaya çıkan durumdur. Toplumda osteoporozun en sık sebebidir.

    Sekonder Osteoporoz ise kemikleri etkileyen hastalıklar ve ilaçlara bağlı olarak herhangi bir yaşta ortaya çıkan kemik erimesidir. Sekonder Osteoporoza yol açan bir çok farklı hastalık bulunmaktadır.

    Sekonder Osteoporoz Nedenleri :

    Endokrinolojik Nedenler : 1-Cushing Sendromu

    2- Akromegali

    3- Hipertiroidi

    4-Hipogonadizm

    5-Hiperprolaktinemi

    6- Hiperparatiroidizm

    7- Tip1 Diyabet

    8- Anoreksia

    9- Porfiri

    10- Hipokalsemi

    11- Vitamin D eksikliği

    Genetik Nedenler

    Gastrointestinal Nedenler

    Hematolojik Nedenler

    Romatolojik Nedenler

    Nefrolojik Nedenler

    İlaçlar : Çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan bir çok farklı ilaç yan etki olarak kemik erimesine yol açabilmektedir. (Kortizon, Heparin, Tiroid Hormonu , Kemoterapi ilaçları vb)

    Osteoporoz Riskini Artıran Durumlar :

    Bayan Cinsiyet

    Beyaz Irk

    İleri Yaş

    Düşük Vücut Ağırlığı

    Hareketsiz Yaşam

    Sigara Kullanımı

    Alkol Kullanımı

    Aşırı Kahve tüketimi

    Erken Menapoz

    Diyette yetersiz Kalsiyum ve Vitamin D alımı

    Gebelik

    Tanı Testleri: Osteoporoz kırığa yol açmadığı müddetçe çoğu zaman hastaların hissedeceği ciddi bir semptoma yol açmaz. Bu nedenle risk altındaki kişilerin (Menapoz, Andropoz, Sekonder Nedenler) kırık gelişmeden tanı alabilmeleri için çeşitli tarama yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemler :

    DEXA (Dual Energy X-Ray Absorptiometry)

    CT ( Quantitative Computed Tomography)

    Periferal Ultrasonografi

    Bu testler içinde en sık kullanılanı DEXA yöntemidir. DEXA testi sonucunda T skoru değerlerine göre Osteoporoz tanısı konulmaktadır

    Normal : T skoru > -1

    Osteopenik : -2.5< T Skoru < -1

    Osteoporotik : T Sk skoru < -2.5

    Ağır Osteoporoz : T Skoru < -2.5 ve Kırık olması

    DEXA da T skoru ile birlikte Z skoruda düşük olanlarda sekonder nedenler mutlaka düşünülmelidir. Sekonder Osteoporoz düşünülen kişilerde yukarda sıralanan sebeplere yönelik olarak ileri testler planlanmalıdır.

    Tedavi : Osteoporoz gelişimini önlemek ve halihazırda Osteoporozu olan kişilerde hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için düzenli (Haftada en az 3 gün 30-60 dakika) egzersiz yapmak çok önemlidir. Özellikle aktif-pasif ağırlık kaldırılan egzersiz türleri (tempolu yürüme, raket sporları, jogging, Ağırlık kaldırma vb) osteoporozun önlenmesinde faydalıdır. Yüzme gibi sadece kasları çalıştıran egzersizlerin osteoporoz üzerine etkisi daha azdır. Egzersizin yanında beslenmede son derece önemlidir. Diyette mutlaka yeterli kalsiyum (Özellikle süt ve ürünleri ) ve vitamin D alınmalıdır . Sigara, Alkol ve aşırı kahve tüketiminin önüne geçilmelidir. DEXA ölçümlerinde T Skoru < -2.5 olan kişilerde bu önlemlerin yanında ilaç (Farmakolojik) tedaviside düşünülmelidir. Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar şu şekilde sıralanabilir.

    Kalsiyum ve Vitamin D

    Bifosfanatlar (Alendronat, Risedronat, İbandronat, Zolendronik asit )

    Rankl inhibitörleri (Denosumab)

    Selektif Estrojen Reseptör Modülatörleri ( Raloksifen)

    Kalsitonin

    Teriparetide (Parathormon Analoğu )

    Strontium Ranelate

    Klasik Hormon Replasman Tedavisi

    Bioidentical Hormon Replasman Tedavisi

    Tedavide, yukarıda sınıflanan ilaçlardan kişinin Osteoporozunun derecesine ve diğer sağlık problemlerine uygun olan ilaç seçilir. Bu ilaçların günlük, Haftalık , aylık, 3 aylık ve yıllık kullanıma uygun olan formları bulunmaktadır. Yine ilaçların ağızdan, Burundan ve damardan enjeksiyon şeklinde uygulanan formlarıda mevcuttur.

  • Osteonekroz nedir? Neden gelişir?

    Osteonekroz nedir?

    Kemik, kan akımı desteğine ihtiyaç duyan canlı hücrelerden oluşmuştur. Herhangi bir nedenle kemiğe giden kan akımının kesilmesiyle, kemik hücrelerinin ölmesine, kemikte çökme/yıkılma durumuna osteonekroz denir. Osteonekroz, kemikte ağrı ve eklem hareketlerinde kısıtlanmaya neden olur. Kemiğin (epifiziyal) uç bölgesinde oluşur, o eklemde dejeneratif artrite neden olur. En sık kalça ve diz ekleminde gelişir; omuz, el ve ayaklar daha az etkilenen eklemlerdir. Osteonekroz nadiren çenede gelişir.

    Osteonekroz neden gelişir?

    En sık osteonekroz nedenleri:

    -Kemiğe kan akımını kesen ciddi travmalar

    -Kortikosteroid kullanımı (uzun süre ve yüksek dozda)

    -Aşırı alkol tüketimi

    -Sigara

    Daha az sıklıkta:

    -Lupusta, vurgun (ani basınç değişikliği ile dalgıçlarda olduğu gibi), bazı kan hastalıkları (sickle cell anemi gibi), HIV enfeksiyonu, radyasyon tedavisi, bifosfonatlar (çene nekrozu) osteonekroza neden olur.

    Kimlerde osteonekroz gelişir?

    Her yıl, 1/10 000-20 000 sıklıkta osteonekroz gelişir. Her yaşta görülse de 20-50 arası yaşlarda daha sıktır. Her iki cinsiyette de görülür. Travma, kortikosteroid kullanımı, aşırı alkol kullanımı gibi yukarıda sıralanan risk faktörlerini taşıyanlarda gelişme riski fazladır. Bifosfonat kullanımıyla bildirilen çene osteonekrozlu vakaların ortak özelliği; kanser nedeniyle zolendronat veya pamidronat kullanan olgulardır.

    Osteonekroz nasıl teşhis edilir?

    Erken evrede hastaların pek şikayeti yoktur. Hastaların giderek artan eklem ağrısı yakınmaları vardır. Eklem ağrısı, özellikle o ekleme ağırlık bindikçe artan özelliktedir. Erken evrelerde direkt grafiler normal olup; ancak manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile tanıya gidilebilir.

    Osteonekroz nasıl tedavi edilir?

    Osteonekrozun erken döneminde;

    Analjezikler

    Kilo verme

    Eklemin hareket açıklığını zorlayıcı egzersizden kaçınma ve ekleme stres getiren aktivitelerin azaltılması (zıplama, koşma gibi)

    Elektriksel uyarı (TENS)-kemik büyümesini uyarıcı etkisi vardır

    Lipid düşürücü ilaçlar

    Antikoagülanlar

    Hiperbarik oksijen tedavisi

    Elektromanyetik tedavi

    Alkol ve sigara kesilmeli. Steroid dozu en az miktara indirilmeli veya yerini alabilecek tedaviler tercih edilmeli.

    Cerrahi tedavi: İleri osteonekroz olgularında, cerrahi tedavi uygulanır.

    Core dekompresyon

    Osteotomi

    Non-vasülerize kemik greftleme

    Total artroplasti (protez ameliyatları)

    Çene osteonekrozunda genellikle konservatif (koruyucu) tedaviler uygulanır. Ağrı kesici tedaviler, debritman (ölü dokunun temizlenmesi), antibiyotikler ve antiseptik gargaralar gibi.

  • Osteoporoz nedir

    Osteoporoz nedir

    Halk arasında kemik erimesi olarak da bilinen osteoporozun kelime anlamı; Latincede, ‘os’ kemik ve ‘por’da delik demektir yani delikli kemik anlamına gelir. Mikroskop altında kemiklerimize baktığımızda bal peteği gibi delikli bir görünümü vardır. Eğer osteoporozunuz varsa, bu bal peteği görünümü sağlıklı olanlara göre daha geniş boşluklar halinde görünecektir. Bu kemik dokunuzdaki yoğunluğun veya kitlenin azalması anlamına gelir ki böylece kemikleriniz daha zayıf ve kırılgan olur. 1994 yılında dünya sağlık örgütü (DSÖ), osteoporozu, kırık riskinde artış ile sonuçlanan kemiğin mikromimarisinde bozulma ve azalmış kemik kitlesi ile karakterize, yaygın kemik hastalığı olarak tanımlamıştır.

    Osteoporoz çok yaygın bir hastalıktır. Kafkas ırkında, 50 yaş üzeri her iki kadından birinde ve her dört erkeğin birinde kemik yoğunluğunun düşük olduğu görülmüştür. Erkeklerin 70 yaş üstü, kadınların 50 yaş üstü %20-25’inin, osteoporozu vardır.

    Osteoporoz önemli bir hastalıktır. En önemli komplikasyonu, kırıktır; özellikle ileri yaşlarda daha önemli hatta ölümcül sonuçlara neden olabilir. Osteoporoza bağlı kırık sıklıkla, kalça, omurga ve el bileğinde olur. Kırığa bağlı ciddi/ inatçı ağrılar gelişebilir. Osteoporozlu kişilerde omurgada gelişen volüm kaybı ve çökme kırıklarına bağlı boy kısalır. Bu da kişide kamburluk gibi duruş bozukluğuna neden olur. Kalça kırığına bağlı cerrahi müdahale yapılsa bile %20 yaşlıda ölüme neden olmakta ve bir çoğu ise bakıma muhtaç hale gelmektedir.

    Osteoporoz sizi gizlice yakalar; çok sessiz gelişir ve kemiklerin giderek güçsüzleşmesi hissedilmez. Kişi boyunun kısalması, sırtında bükülme / kamburlaşma ve ağrıdan şikayet edebilir.

    Bazı insanlar kemiği sert ve cansız olduğunu düşünür; fakat kemiklerimiz de tıpkı cildimiz veya kaslarımız gibi canlı ve büyüyen dokulardır. Kemiklerimiz ona esneklik ve güç veren üç önemli yapıdan oluşur. Bunlar:

    -Kalojen: kemiğe esnek bir çatı oluşturan bir protein,

    -Kalsiyum-fosfat mineral kompleksi, kemiği güçlü ve sert yapar,

    -Canlı hücreler: kemiğin yenilenmesini sağlar.

    Çocuk ve gençlerde, kemik yapımı, yıkımdan daha fazladır. Kemik yoğunluğu bu dönemde giderek artar ve 18-25 yaşlarında en üst seviyeye gelir. 25-50 yaşları arasında kemik yapımı ve yıkımı arasında denge korunurken; daha sonraki yıllarda kadınlarda menapozla birlikte östrojen seviyesinde azalmaya bağlı, menapozdan 5-7 yıl sonra kemik yoğunluğunun %20’sini kaybederler.

    Kemiklerinizi korumak için her yaşta adımlar atabilirsiniz; asla çok geç değil.

    Osteoporoza yatkınlık sağlayan bazı risk faktörleri vardır. Bunların bazıları kontrol edebileceğimiz bazıları ise kontrol edemeyeceğimiz risklerdir.

    -Kadın cinsiyet, 50 yaş üzerinde olmak, etnik köken (Asyalı, Kafkas ve Latin ırkında, Afrikalı ve Hispaniklere göre daha fazladır), ailede osteoporoz geçmişi olmak, ince ve zayıf yapılı olamak, kırık geçirmek; kontrol edemeyeceğimiz faktörlerken,

    -Yeterince kalsiyum ve D vitamini almamak, meyve ve sebze tüketmemek, aşırı protein, kafein ve sodyum almak, sigara, aşırı alkol ve aşırı zayıf olmak (Vücut Kitle Indexi ≤19); ise kontrol edebileceğimiz risklerdendir.

    Osteoporoz kendiliğinden altta yatan bir sebep olmadan gelişebileceği gibi bazen çok erken yaşlarda altta yatan bir nedene ikincil olarak da gelişebilir. Bu ikincil nedenler kişinin altta yatan bir hastalığına bağlı veya kişinin kullandığı ilaçlara bağlı gelişebilir. Hastalıklardan:

    -İltihaplı romatizmal hastalıklar (Romatoid artrit, lupus, ankilozan spondilit), sindirim ve barsak problemleri (Çöliak hastalığı, İltihabı barsak hastalığı, gastrik bypass ameliyatı, gibi), hormonal nedenler (şeker hastalığı, paratiroidizm ve tiroid bezinin aşırı çalışması, cushing sendromu, erken menapoz, erkekte testeteron seviyesinde düşme), kan hastalıkları (lösemi, lenfoma, multiple miyeloma, orak hücreli anemi, talasemi, kan ve kemik iliği hastalıkları gibi), nörolojik nedenler (felç, parkinson, omurilik yaralanması gibi), mental hastalıklar (depresyon ve anorexia-yeme bozukluğu gibi), kanser ve diğer nedenlere bağlı (kronik tıkayıcı akciğer hastalığı, kadın atletler-menstrual bozukluk, yeme bozukluğu, aşırı egzersiz, kronik böbrek ve karaciğer hastalıkları, aşırı kilo kaybı gibi) gelişebilir.

    İlaçlara bağlı: Kortizon kullanımı, tiroid replasman tedavisi, mide koruyucu ilaçlar (Proton pompa inhibitörleri), depresyon tedavisi (seratonin reseptör üzerine etki edenler), heparin, anti-androjenik tedavi, alimunyum içeren antiasitler, siklosporin A, takrolimus, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, metotrexat, epilepsi tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar gibi.

  • Fast food cafelere yaklaştıkça sağlıklı kemiklerden uzaklaşıyoruz!

    Fast food cafelere yaklaştıkça sağlıklı kemiklerden uzaklaşıyoruz!

    Son yıllarda özellikle çocuklar tarafından tüketiminin oldukça yaygınlaştığı fast-food ürünleriyle ilgili birçok çalışma yapılmakta ve yayımlanmaktadır. Hatta yemek yeme performansından memnun olunmayan zayıf çocuklar, kimi zaman masumane bir istekle iştahlarının açılması için fast-food cafelere alıştırılmaktadır. Vücudumuz için gerekli olan vitamin ve mineraller açısından oldukça fakir olan fast-food ürünlerinin fazla kiloyu ve obeziteyi tetiklediği herkes tarafından bilinmektedir. Bu tür sağlıksız beslenme modelleriyle; kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet gibi birçok hastalığın görülme sıklığı da artmaktadır. Bu yazımıza konu olan çalışma ise fast-food gıda tüketmenin farklı bir zararına dikkat çekmektedir; osteoporoz (kemik erimesi)!

    Beslenme alışkanlıklarının kilo kontrolü ve kalp fonksiyonları üzerindeki etkisini inceleyen çalışmalar göstermiştir ki; sağlıklı beslenme alışkanlıkları (sebze, meyve, protein, D vitamini ve kalsiyumca zengin diyet) biraz önce saydığımız hastalıklar üzerinde iyileştirici etki yapmaktadırlar. Bugünkü konumuzla alakalı olan osteoporozu ayrıca ele alacak olursak; D vitamini ve kalsiyumun kemik üzerindeki etkisinden kısaca bahsetmemiz gerekir. (bu konuyu “D vitamini Hakkında Ne Bilmeliyim?” ” adlı yazımızda geniş çerçevede ele almıştık.) D vitamini, bağırsaklardan kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak kemikteki mineralleşmeyi, kemiğin güçlenmesini ve büyümesini sağlamasıyla özellikle çocukların gelişiminde anahtar rol oynamaktadır.

    Ekim 2015’te yayımlanan, 1107 çocuğun değerlendirildiği bir çalışmada; fast-food cafelerin, süpermarketlerin ya da kasap, manav gibi sağlıklı gıdaların satıldığı dükkanların yaşanılan bölgeye yakınlıklarının; çocukların kemik kütlesi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmacılar, çocukların; doğum, 4 yaş ve 6 yaşlarındaki kemik mineral yoğunluklarını ve kemik mineral çeşitliliklerini karşılaştırmış ve sonuçta; Fast Food ürünlerine yakın bölgelerde yaşayan annelerin bebeklerinde kemik mineral yoğunluğu ve çeşitliliğinin düşük, sağlıklı gıdalara yakın bölgede yaşayan çocuklarda ise yüksek olduğunu belirlemiştir.

    Sonuç olarak; fast-food ürünlerinin kolay ulaşılabilir noktalarda bulunması tüketimine yatkınlığı artırmakta ve özellikle erken çocukluk döneminde kemik gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yaşlarda kemik kütlesinin istenen düzeyde olmaması ilerleyen yıllarda osteoporoz gibi hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Bu konu üzerine İngiltere’de alınan önlemlerden bir tanesi; okullara yakın mesafelerde fast-food dükkânlarının açılmasına izin verilmemesidir. Bu ve benzeri önlemler alınarak özellikle çocukların ve annelerin sağlıklı beslenmeye yönlendirilmesi gerekmektedir.

  • Vitamin d eksikliği neden oluşur? Osteomalazi nedir?

    D Vitamini Nedir?

    D vitamini vücutta önemli görevleri olan yağda çözünen bir vitamindir. D Vitamininin görevi ihtiyaca göre kemik ve bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlayarak, kemiklerde mineralizasyonu arttırmakta, kemik erimesini engellemektedir. D vitamini, iki yolla elde edilir. İlk olarak deride bulunan öncü maddenin, güneş ışınları etkisiyle başka bir forma dönüşmesi, emilimi, daha sonra önce karaciğer, sonra böbrekte aktif metabolit haline gelmesiyle, diğer yol ise diyetle D vitamini öncü maddenin alınması ve yine aynı şekilde aktif formuna dönüşmesiyle elde edilir. Diyetle alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. Vitamin D’nin insanlar için iki önemli formu mevcuttur; Ergokalsiferol (Vitamin D2) , Kolekalsiferol (Vitamin D3).

    D vitamini eksikliğinde nasıl anlaşılır?

    İnsan vücudunda D vitamini durumu 25-hidroksivitamin D 10–30 (25-OH D) düzeyi ile değerlendirilmektedir. Serum 25-OH D düzeyi güneş ışığına maruziyet, yaşanılan bölgenin deniz seviyesinden yüksekliği, deri pigmentasyon yoğunluğu, yaş ve beslenmeyle alınan D vitamini miktarına göre değişmektedir. Bu nedenlere bağlı değişiklikler göstermekle birlikte genel olarak; erişkinlerde paratiroid hormon (PTH) yükselmesine neden olmayacak 25-OH D düzeyi olan 30 ng/ml eşik değer olarak alınmakta ve 30 ng/ml altındaki değerler yetersiz/düşük, 10 ng/ml altı ise eksiklik olarak normal kabul edilmektedir.

    D vitamini eksikliği nasıl engellenir?

    D vitamini, güneş ışınları etkisiyle deride oluşur. Günlük D vitamini gereksinimi; kollar, bacaklar ve yüzün 20 dakika gün ışığına maruz kalmasıyla karşılanabilir. Gerekli güneş ışığı miktarı, kişini yaşı, deri rengi, maruziyet süresi ve varsa diğer tıbbi sorunlara göre değişir. D vitaminin deride yapımı, yaşla giderek azalır. Deri rengi koyu olan kişilerde, yeterli D vitamininin deride oluşması için, özellikle kış aylarında uzun süreli gün ışığına gereksinim vardır. Güneş koruyucular (faktör 20 ve fazlası) kullananlarda deride D vitamini oluşamaz.

    D vitamini kaynakları nelerdir ?

    D vitaminin diğer önemli kaynağı gıdalardır. Bazı gıdalarda D vitamini doğal olarak bulunur (yağlı balıklar, balık yağı, yumurta). Tereyağ, süt, yulaf, tatlı patates, yumurta sarısı, sıvı yağlar, karaciğer, özellikle yağlı olan tuzlu su (deniz) balıklarından somon, sardunya ve ton balığında bulunur. Bitkilerden maydanoz, ısırgan otu, yoncada mevcuttur. Bazı ülkelerde süt ve süt ürünleri, ekmek, tahıllar D vitamini ile zenginleştirilmektedir. Ülkemizde henüz böyle bir uygulama yoktur.

    D vitamini eksikliği olan annnenin çocuğunda neler olabilir ?

    Fetus kalsiyum ihtiyacını anneden karşılar; annenin gebelikte ve laktasyon döneminde normak kalsiyum dengesi için D vitamini düzeyinin yeterli olması gereklidir. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan annelerden, doğan bebeklerde eğer dışardan destek sağlanmazsa serum 25-OHD düzeyleri hızla düşer ve bu da yenidoğan döneminde kalsiyum düşüklüğü , konjenital riketse neden olur. Annede D vitamin eksikliğinin doğum zehirlemesi, gebelerde tansiyon yüksekliği, bebekte düşük doğum ağırlığı, çocuklarda diş minelerinde gelişme bozukluğu, doğuştan katarakt ,Tip1 şeker hastalığı, zeka geriliği yapabilir. Çocuklarda bağışıklık sistemini zayıflatır.

    Vitamin D eksikliği sebepleri nelerdir?

    Güneşe maruziyetin az olması, Diyetle alımının yetersiz oluşu, İlerlemiş karaciğer hastalıkları, böbrek yetersizliği, ilaçlar (barbituratlar, fenitoin, rifampin vs.) vb nedenler D vitamini eksikliği yapabilir.

    Vitamin D eksikliği nasıl tedavi edilir?

    Vitamin D eksikliği, insanlar yeterli güneş ışığına maruz kalmadıkları veya yeterli şekilde gıda ile vitamin D almadıklarında oluşur. Yüz, kollar eller, bacaklar, yüz veya sırtın haftada en aşağı 2 kez 10-15 dakika güneş ışığına maruziyeti optimal serum vitamin D düzeylerini sağlar. Güneş koruyucuların kullanımı vitamin D sentezini azaltır. Yağlı balıklar (somon, sardunya)yumurta sarısı vitamin D’den zengindir. Gıda hazırlama sırasında vitamin D kaybına neden olan en önemli pişirme şekli, bitkisel yağlarla kızartmadır. Hastalarda ileri bir vitamin D eksikliği varsa hastalar 50.000 IU/haftada bir D vitamini , 6- 8 haftalık bir tedaviye alınır ve serum 25OHD düzeylerinin normal seviyelere ulaştırılması hedeflenir.

    Vitamin D eksikliği kas-kemik sistemi dışında ne gibi etkileri vardır?

    Son yıllarda vitamin D eksikliğinin iskelet sistemi dışındada çok önemli 2 fonksiyonarı olduğu anlaşılmıştır. Bağışıklık sistemi metabolik sendromun ögeleri olan kardiyovasküler sistem bozuklukları, obezite, glukoz intoleransı oluşundaki etkileri yanında kanser oluşumu, yaşlanma ve yaşam süreci üzerine de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Genelde yeteri kadar güneşe maruziyet vitamin D yoksunluğu veya yetmezliğini önleyebilmekte ise de, güneşin deriye ulaşmasındaki sorunlar (kapalı giyim tarzları, yüksek rakımda veya enlem boylarında bulunmak, hava kirliliği yaratan durumlar ve yaşlılık ta yoksunluk tabloları veya bazı hastalıklara yatkınlık ortaya çıkmaktadır.

    Osteomalazi ne demektir?

    Erişkinde yeni oluşan osteoidin (kemiğin organik, protein matriksi) mineralizasyonunda bozulma ve mineralize olmamış osteoidin kemikte birikimi ile karakterize bir metabolik kemik hastalığıdır. Genelde vitamin D eksikliği sebebi ile oluşur.

    Osteomalazi ne gibi şikayetlere sebep olur?

    Osteomalazi sinsi başlar ve genelde semptom vermez. Semptomatik olduğunda yaygın kemik ağrısı, kemik hassasiyeti, proksimal kas güçsüzlüğü ve bazen kas kaybı ile kendini gösterir. Ağrı künttür. Palpasyonla ve hareketle artar. Sıklıkla bel, kalça, alt ekstremitelerde ve kırık alanlarında ağrı oluşur. Kaburgalar, vertebralar ve uzun kemiklerde travmasız veya hafif travma ile kırık oluşabilir. Kas güçsüzlüğü, paytak yürümeye, sandalyeden kalkmada veya merdiven çıkmada zorluğa yol açabilir.

  • Miyelom tedavisinde umut verici gelişmeler

    MİYELOM TEDAVİSİNDE UMUT VERİCİ GELİŞMELER

    Kemik ağrıları, kansızlık, halsizlik veya akciğer enfeksiyonu, sessizce ilerleyip hayati tehlikeye neden olan Multipl Miyelom hastalığına işaret ediyor olabilir. Lenfomaların ve lösemilerin tedavisinde olduğu gibi, multipl miyelomun tedavisindeki başarıda da çok büyük ilerlemeler görülmektedir.

    Miyelom felç ve böbrek yetmezliğine götürebiliyor

    Multipl Miyelom, plazma hücrelerinin kemik iliğinde kontrol dışı artışından kaynaklanan habis, yani kötü karakterli bir hastalıktır. Plazma hücreleri, beyaz kan hücrelerinin bir alt grubunu oluşturur, görevleri “antikor” denilen, vücudu mikroplara karşı koruyan proteinleri üretmektir. Multipl Miyelom, görüldüğü sıklık açısından habis kan hastalıkları arasında, “lenfoma” denilen lenf bezi hastalıklarından sonra ikinci sırayı alır. Bu hastalık, kemiklere hasar verip, ağrılara, kırıklara, hatta felce yol açabilir. Bunun ötesinde Multipl Miyelom, böbrek yetmezliğine ve bağışıklık sistemindeki bozukluklara sebep olabilmektedir. Bu da vücudu mikroplara karşı savunmasız hale getirmektedir.

    Teşhiste geç kalınması tedaviyi güçleştirir

    Multipl Miyelom, kanda yüksek sedimantasyon değeri, kansızlık, kemik ağrıları, enfeksiyon gibi belirtilerle kendini gösterir. Hastalığın tanısını koymak için, kan ve idrarda bazı özel biyokimyasal araştırmaların yapılması gerekir. Bu tahliller Miyelom söz konusu olduğu veya olabileceği yolunda ise, kemiklerin durumunu ve kemik iliğindeki hücreleri de incelemek gerekir.

    Yüksek doz tedavi ve otolog kök hücre nakli tedavide başarı sağlıyor

    Multipl Miyelom, dünyada en çok kök hücre transplantasyonu, yani kemik iliği nakli yapılan hastalıktır. Eskiden kök hücreler kemik iliğinden alınırken, artık bu yöntem gittikçe bırakılmış, yalnızca adı kalmıştır. Kök hücreler kemik iliğinden değil, özel bir ilaç tedavisi sonrası hasta için basit ve kolay bir yöntemle ameliyata gerek olmaksızın kandan toplanmaktadır. Birkaç kür kemoterapiden sonra, yaşı ve organ fonksiyonları uygun hastalarda otolog kök hücre transplantasyonu hedeflenir. Kök hücreler toplandıktan sonra, yüksek dozlu tedavi uygulanır ve kök hücreler hastaya damardan geri verilir. Bu tedavi, Multipl Miyelom’da alınan yanıt oranını, yanıt kalitesini ve sürecini önemli şekilde artırır. Kök hücre transplantasyonu yapılamayan hastalarda ise, yeni ilaçları da içeren tedavi protokolleri uygulanır.

    Hastaların yaşam süresi uzuyor

    Tedavi; hastanın yaşı, fiziki durumu, organ fonksiyonları ve kişisel tercihleri göz önüne alınarak planlanır. “Yeni ilaçlar” adı altında toplanan bazı ilaçlar ve kök hücre transplantasyonu son yıllarda bu hastalıkta eskisine oranla çok daha başarılı sonuçlar alınmasını ve hastaların yaşam süresinin anlamlı bir şekilde artmasını sağlamıştır. Tedaviden sonra, hastalığın kandaki, idrardaki ve kemik iliğindeki tüm belirtilerinin tamamen kaybolduğu duruma “tam yanıt” adı verilmektedir. Yeni ilaçların da desteği ile, otolog transplantasyon yapılan hastalarda yanıt oranı %95’in, tam yanıt oranı ise %70’in üzerine çıkabilmektedir.

    Multipl Miyelom’un tedavisinde son yıllarda elde edilen büyük gelişmeler, bu hastalıktaki yaşam sürecini olumlu ve önemli bir şekilde etkilemiştir. Büyük çaptaki araştırmalar devam ettiğinden, yeni tedavi protokolleri ve yeni ilaçlar da bu hastalıkta daimi bir umut kaynağı olmaktadır.

    Miyelom hastalarında, miyelom hücrelerinin biyolojik özelliklerinin araştırılıp, hangi alt grupta olduklarının belirlenmesi, modern tedavide büyük önem taşımaktadır.

    Miyelom hastalarında, kemik erimesi ve kemiklerdeki doku kaybı, tedavi edilmezse kemiklerde hasara ve kırığa neden olabilmektedir.

  • Multipl miyelomun teşhis ve tadavisi

    Multipl Miyelomun teşhis ve tadavisi

    Multipl Miyelom, plazma hücrelerinin kontrol dışı artışından kaynaklanan habis bir hastalıktır. Plazma hücreleri, beyaz kan hücrelerinin bir alt grubunu oluşturur, görevleri antikor denilen proteinleri üretmektir. Normal şartlarda antikorlar, vücudun çeşitli mikroplara karşı savunma sisteminde önemli görevler alır. Çeşitli mikroplara karşı bağışıklık gerektiğinden, kanda çeşitli tiplerde antikorların bulunması gerekir. Multipl Miyelom hastalığında ortaya çıkan habis plazma hücrelerine miyelom hücreleri denilir. Miyelom hücreleri sadece tek tip (buna monoklonal denir) ve anormal bir antikor üretirler. Bu hücreler bilhassa kemik iliğinde çoğalırlar, bazen de kemiklerde veya vücudun diğer kesimlerinde tümör olarak ortaya çıkarlar. Multipl Miyelom tedavisinde son yıllarda büyük gelişmeler kaydedildi.

    Hastalığın belirtileri

    Multipl Miyelom genellikle yüksek sedimantasyona sebep olur. Multipl Miyelom tanısı bazen yüksek sedimantasyonu olan bir kişide, bunun nedeninin araştırılması ile ortaya çıkar. Bazen de hastalığın bazı belirtilerinin sebepleri araştırıldığında, tanıyı koymak mümkün olur. Tanının geç konması sorunlara sebep olabilir. Hastalığın bazı belirtileri şunlardır:

    1. Kansızlık, anemi

    Bütün kan hücreleri kemik iliği içinde üretilir ve olgunlaşırlar. Kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar, eritrositler) içlerindeki hemoglobin denilen madde aracılığı ile oksijen taşırlar. Hemoglobinin azlığına anemi (kansızlık) denir. Bu durum, hastaya yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı gibi sorunlar getirebilir. Bu hastalıkta kırmızı kan hücrelerinin yanında, diğer kan hücrelerinde de bir azalma görülebilir. Beyaz kan hücreleri (akyuvarlar, lökositler) azalırsa enfeksiyonlara yatkınlık; trombosit denilen kan hücreleri azalırsa kanama ortaya çıkabilir.

    2. Enfeksiyon

    Normal plazma hücreleri, mikroplara karşı çeşitli antikorlar üreterek, vücudun enfeksiyon hastalıklarına karşı direncini sağlar. Miyelom hastalarında, miyelom hücreleri sadece bir tek antikor üretirler, buna “monoklonal protein” diyoruz. Miyelomda bu antikor, en sık IgG, IgA veya hafif zincir tipindendir. Kandaki monoklonal antikor düzeyi ölçülür ve hastalığın takibinde de kullanılır. Monoklonal antikor, enfeksiyonları önleyemediğinden, Miyelom hastalarında sık olarak enfeksiyonlar ortaya çıkabilir veya enfeksiyonlar ağır seyredebilir. Bunun yanında, yukarıda belirtildiği gibi, lökositler de azalırsa, enfeksiyon riski artar.

    3. Kemik hastalığı

    Multipl Miyelom, çoğu hastada kemiklerin hasar görmesine neden olur. Miyelom hücreleri, hem kemik dokusunu eriten osteoklast denilen hücrelerin aktivitesini arttırır, hem de kemik dokusunu oluşturan osteoblast denilen hücrelerin çalışmasını azaltır. Böylece miyelom hücreleri kemik erimesine sebep olur, kemiklerde ağrılar ve kırıklar ortaya çıkabilir. Hatta omurga kemiklerindeki kırıklar ve çökmeler bazen felce dahi neden olabilir. Kemiklerin tetkikinde hastanın sorunlarına göre röntgen, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans tomografisi kullanılır.

    4. Börek yetmezliği

    Antikorlar, ağır ve hafif zincirlerden oluşur. Miyelom hücreleri bazı hastalarda serbest hafif zincirler üretir, bu hafif zincirler de böbrekleri tıkayıp, zamanla böbrek yetmezliğine yol açabilirler. Kandaki serbest hafif zincir düzeyi ve idrardaki hafif zincirlerin miktarı biyokimyasal metotlarla ölçülür.

    Hastalığın komplikasyonları

    Multipl Miyelom, yukarıda belirtildiği gibi, kansızlıktan, enfeksiyonlardan, kemiklerin zayıflamasından ve böbreklerin hasar görmesinden kaynaklanan problemler yaratabilir. Bunun dışında Multipl Miyelom, amiloidoz denilen hastalığa yol açabilir. Amiloidozun birkaç çeşidi vardır. Anormal plazma hücrelerinin yaptıkları serbest hafif zincirlerin, vücudun çeşitli organlarında birikmesi ile ortaya çıkan amiloidoz tipine AL amiloidozu diyoruz. Bazı hastalarda Miyelom olmaksızın da amiloidoz hastalığı gelişebilir. AL amiloidozu her organda görülebilir, fakat en sık böbrek, kalp veya karaciğerde hasar yapar. AL Amiloidozun en sık görülen belirtileri ise yorgunluk, kilo kaybı, kalp yetmezliği, nefes darlığı veya ödemdir (ayaklarda su toplaması). AL Amiloidozun teşhisinin konulması kolay olamamakla birlikte, teşhisin zamanında konulup, tedavinin gecikmeden başlaması hayati önem taşır.

    Hastalığın teşhisi ve tedavisi

    Multipl Miyelomun tedavisinde son yıllarda elde edilen büyük gelişmeler, bu hastalıktaki yaşam sürecini olumlu ve önemli bir şekilde etkilemiştir. Büyük çapta yapılmakta olan araştırmalar devam ettiğinden, yeni tedavi protokolleri ve yeni ilaçlar da bu hastalıkta daimi bir umut kaynağı teşkil etmektedirler.

    Tanı safhasında kan ve idrarda bazı biyokimyasal araştırmalar yapılır, kemiklerin durumu ve kemik iliğindeki miyelom hücreleri incelenir. Miyelom hücreleri değişik hastalarda farklı özellikler gösterir. Bu özellikleri FISH (Fluorescence in situ hybridization) denilen metotlarla incelemek, hastalığın nasıl seyredebileceği hakkında önemli bilgiler verir.

    Tedavi hastanın yaşını, fiziki durumunu, organ fonksiyonlarını ve kişisel tercihlerini göz önüne alarak uygulanır. Tedavide kullanılan “Yeni ilaçlar” adı altında toplanan bazı ilaçlar ve kök hücre transplantasyonu (kemik iliği nakli) son yıllarda bu hastalıkta eskisine oranla çok daha başarılı sonuçlar alınmasını ve hastaların yaşam süresinin artmasını sağlamıştır.

    Multipl Miyelom, dünyada en çok kök hücre transplantasyonu (kemik iliği nakli) yapılan hastalıktır. Eskiden kök hücreler kemik iliğinden alınırken, artık bu yöntem gittikçe bırakılmış (fakat adı tarihi ad olarak kalmıştır), çünkü kök hücreler kemik iliğinden değil de, özel bir ilaç tedavisi sonrası hasta için basit ve kolay bir şekilde, ameliyata gerek olmaksızın, kandan toplanır. Birkaç kür kemoterapiden sonra, yaşı ve organ fonksiyonları uygun hastalarda otolog kök hücre transplantasyonu hedeflenir. Kök hücreler toplandıktan sonra, yüksek dozlu tedavi uygulanır ve kök hücreler hastaya damardan geri verilir. Komplikasyon riski az olan bu tedavi, Multipl Miyelomda alınan yanıt oranını, yanıt kalitesini ve yanıttın sürecini önemli şekilde arttırır.

    Kök hücre transplantasyonu yapılamayan hastalarda ise, yeni ilaçları da içeren tedavi protokolleri uygulanır.

    Miyelomun tedaviye yanıtı, yanıt kalitesine göre değerlendirilir. Bu değerlendirmenin birçok detayı vardır, bundan dolayı bu sayfada yaptığımız kısa tanıtmada, değerlendirmenin en önemli noktalarına değiniyoruz:

    Kısmi yanıt: Kandaki monoklonal proteinin miktarının, tedavi sonrası başlangıç değerinin %50’sinin altına düşmesi ve 24 saatlik idrardaki monoklonal proteinin miktarının, tedavi sonrası başlangıç değerinin %90’ının altına düşmesi

    Çok iyi kısmi yanıt: Kandaki monoklonal proteinin miktarının, tedavi sonrası başlangıç değerinin %10’unun altına düşmesi ve 24 saatlik idrardaki monoklonal proteinin miktarının, tedavi sonrası 100 mg’ın altına düşmesi

    Tam yanıt: Hem kandaki, hem de idrardaki monoklonal proteinin hassas bir metot olan immünfiksasyon ile dahi artık görülememesi.

    Tam yanıt, genellikle hastalığın kontrolünü ve şayet nüks edecekse bile, hastalığın nüks etmesine kadar geçecek zamanı anlamlı bir şekilde uzatır.

    Hastalık nüks ederse, bu durumda da kullanılabilecek, Miyelomda etkili ilaçlar ve ilaç kombinasyonları mevcuttur. Miyelom hastalığı bu durumlarda kronik bir hastalık olarak, gerektiği zaman tedavisine tekrar başlanacak bir hastalık olarak görülebilir. Hedef yaşam sürecini uzatmak ve yaşam kalitesini korumak veya arttırmaktır.

    Destek tedavisi

    Multipl Miyelom, destek tedavisinin önem taşıdığı bir hastalıktır. Destek tedavisi özellikle Miyelomun sebep olduğu kemik hastalığında, enfeksiyonlara karşı korunmada ve enfeksiyonların tedavisinde, nöropati, tromboz (pıhtı) profilaksisinde ve Multipl Miyelom ile ilgili çeşitli sorunların tedavisinde büyük önem taşır.

  • Osteoporoz

    Osteoporoz, kemiklerin dayanıksız hale gelmesine yol açan kemik kütlesi azalması olup, kemiklerin basit bir düşme sonucu bile kırılabilmesine neden olan bir hastalıktır.

    Özellikle kadınlarda ve menopozdan sonra daha sık görülür. Bunun nedeni menopozdan sonra kadınlık hormonunun azalmasıdır.

    Osteoporozun belirtileri nelerdir?

    Osteoporoz başlangıçta hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak hastalık ilerlediği zaman kemik kırıkları ortaya çıkar. En sık kırılan kemikler omurga, kalça, el ve ayak bileği kemikleridir. Omurga kırıkları sırt ve bel ağrılarına, boyda kısalmaya, hatta kamburlaşmaya neden olur. Ancak omurga kırıkları, her zaman ağrıya neden olmayabilir. Bu nedenle omurga kırığı olup hiçbir şeyden habersiz yaşamını sürdüren hastalar da bulunabilir.

    Tanı:

    Osteoporoz, öncelikle düzgün bir öyküleme ve fizik muayene ile tanınır. Bu öykülemede osteoporoz, sizdeki bazı ilişkili tıbbi durumlar ile sizde ve diğer akrabalarınızda kırık öykülerinin bulunup bulunmadığına ilişkin sorular bulunur. Hekim öykünüzü değerlendirip olası kırıklar ve bulguları saptamak için bir dizi fiziksel muayene işlemi ve testten sonra varsa kırık tespiti için röntgen filmleri ve kemik mineral yoğunluğunuzu saptamak için “Kemik Dansitometrisi” denilen ölçümü yaptırmanızı isteyecektir. Kemik dansitometrisi, röntgen çektirmek gibi, ağrısız bir işlemdir. Dansitometri işlemi sırasında röntgen ışınları veya ses dalgaları kullanılarak ölçüm yapılan bölgedeki kemiklerinizin mineral yoğunluğu saptanır. Saptanan değer, sağlıklı genç erişkinlerin değerleri ile kıyaslanarak T skoru denilen bir değer elde edilir ve ölçüm yapılan kemiklerin sağlıklı kemik ölçümüne nazaran ne durumda olduğu saptanır.

    Kemik dansitometrisi testi ancak kişinin taşıdığı risk faktörleri gözönüne alınarak ve ölçüm sonuçları tedavi kararı vermede yardımcı olacaksa yapılmalıdır. Hali hazırda menopoz için hormon replasman tedavisi alıyorsanız kemik dansitometrisi yapılması gereksiz olabilir. Ancak tedavi kararı verilmeden önce yapılacak bir kemik dansitometrisi, tedavi kararında kişisel risk durumunuzu belirleyerek yardımcı bilgiler sağlayabilir. Ek olarak tedavi altında olduğunuz yıllarda 18 – 24 ay aralarla yapılacak kemik dansitometri ölçümleri tedaviye cevabınızı izlemek adına yararlı olacaktır.

    Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Osteoporoz önlenmesi ve tedavisinde kullanılan bir grup ilaç mevcuttur. Ne var ki bu ilaçlar bir dereceye kadar kemiğin kendisini yenilemesine yardımcı olmalarına karşın osteoporozu “tedavi” etmezler. Bu nedenle ilaç tedavisini altındaki hastalarda kemik sağlığı için diğer önlemlere uymak zorundadır. Tedavide kullanılan ilaçlar kalsiyum, D vitamini, bisfosfonatlar, hormon tedavileri ve kalsitoninler gibi değişik ilaç gruplarını içermektedir. Bu ilaçlar hekim tarafından hastanın durumuna uygun biçimde seçilerek kullanılırlar.

  • Kasım ayı “d vitamini farkındalık ayı”

    Kasım ayı “d vitamini farkındalık ayı”

    “GÜNEŞ GÖRMEYEN EVE DOKTOR GİRER” SÖZÜNÜN DEVASI “D VİTAMİNİ”

    Dünya’daki insanların yüzde 50’si yeterli D vitamini taşımıyor. D Vitamini eksikliği, kemik hastalıklarının yanı sıra kalp hastalıklarından, alerjik hastalıklara, metabolizma hastalıklarından kansere kadar birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bu eksikliğe dikkat çekmek isteyen “Dünya D Vitamini Komitesi”, Kasım ayını D Vitamini farkındalık ayı ilan etti.

    Dünya D Vitamini Komitesi’nin 2007 yılında “Vitamin D Farkındalık Ayı” ilan ettiği Kasım ayında, D vitamini eksikliğinin zararlarına, bu vitaminin eksikliğinin vücudumuzda yarattığı rahatsızlıklara ve D vitamini eksikliğinin nasıl giderileceğine dair çok önemli bilgilerin farkında olmamız gerekiyor.

    TÜRKİYE’NİN YÜZDE 70’İ D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ YAŞIYOR

    D vitamini eksikliği çağımızın belası kanser hastalığının da sebeplerinden birisidir. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, D vitamini eksikliğinde ilk sırada, yüzde 90 gibi büyük bir rakamla Kanada geliyor. Kanada’yı, yüzde 60’la Amerika ve yüzde 55 ile Avrupa ortalaması takip ediyor. Bazı araştırmaya göre, Türkiye’nin yüzde 70’i de D vitamini eksikliği yaşıyor.

    KANSER VE METABOLİZMA HASTALIKLARININ SIRRI D VİTAMİNİ

    Yaz aylarında D vitamini ihtiyacımızın yüzde 95’ini güneşten karşılayabiliyoruz. Sonbahar ve kış aylarında evden çıkma sıklığı azaldıkça D vitamini eksikliği baş gösteriyor. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitamini eksikliği sadece kemikleri etkilemiyor. Aynı zamanda alerjik rinit, alerjik astim, atopik dermait, sedef hastalığı gibi alerjik hastalıklar, kolon, bağırsak, pankreas, kadın üreme organları ile ilgili kanserler, metabolik sendrom, şişmanlık, tip II diyabet gibi metabolizmayla ilgili rahatsızlıklar ve hipertansiyon gibi kalp hastalıklarının, D vitamini eksikliğiyle olan ilişkisi de yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA D VİTAMİNİ ALIMINA DİKKAT

    Çocukların erişkinlere göre D vitamini ihtiyacı daha fazladır. Kemikleri ve dişleri güçlendiren D vitamini çocukluk çağında yeterince alınmazsa bu eksiklik “Raşitizm” hastalığına yol açar.

    Özelikle D Vitamini takviyesi alması gereken kişiler;

    Küçük çocuklar,

    Alerjisi olan çocuklar ve erişkinler,

    Astımı olan çocuklar ve erişkinler,

    Sürekli kemik ağrısı olan kişiler,

    Güneş görmeyen, kapalı alanda yaşayan ve çalışan kişiler,

    Bağırsaklarında yağ emilimi sıkıntılı olan kişiler,

    Karaciğer hastalığı olan kişiler,

    Böbrek hastalığı olan kişiler,

    Kemik erimesi olan kişiler,

    50 yaşın üzerindeki kişiler,

    Gebeler ve emziren anneler,

    D Vitamini Eksikliği Olmaması İçin Yapılması Gerekenler;

    Yaz mevsiminde mümkün olduğunca D vitamini depolamak,

    Deride D vitamini sentezleyen ışınların en dik saatlerinde direkt deriye temas etmesini sağlamak,

    Deriden güneş ışınlarını, pencere, araba camı ve giysiler engellediği için, her gün saat 11: 00 ile 15: 00 arasında, 20 -25 dakika dışarıda kremsiz yüz ve ellerin güneş görmesini sağlayarak geçirmek,

    Vitamin D açısından zengin, somon, sardalya, uskumru, ringo, lüfer, ton balığı gibi yağlı balıklar tüketmek,

    Vitamin D takviyeleri almak,

    D vitamini eksikliği yaşayıp yaşamadığınızı en az yılda bir kez test ettirmek,

    Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony

  • Çocuk ve kemik sağlığı

    ÇOCUKLARDA SAĞLIKLI KEMİK GELİŞİMİ

    Hayatımız boyunca vücudumuzun yükünü taşıyan kemiklerimiz aslında temel olarak çocukken gelişir.Kemiklerin ana yapısı protein ve minerallerden oluşur.Minerallerin de büyük kısmı kalsiyum ve fosfordan meydana gelir. Bunlar vücutta üretilmediklerinden gıdalarla belli oranlarda ve düzenli olarak alınması gerekir.
    Çocuklardaki Kalsiyum kaynağının çoğu süt ve süt ürünlerinden; bir kısmı ise kuru baklagiller, kuru yemişler, tahıllar ,et , bazı sebze ve meyvelerden alınır.Günlük kalsiyum ihtiyacı çocukluk çağında 800 mg’dır.

    Süt ürünlerindeki kalsiyum ve protein miktarları:

    100gr besinde Kalori Protein Ca (Kalsiyum)
    Süt 61 3,3 120
    Yoğurt 63 5,3 120
    Beyaz peynir 289 22 162
    Kaşar peyniri 404 27 700

    Vücuda alınan kalsiyum, D Vitamini olmadan yeterince emilip depolanamaz. Çocuklar için günlük D Vitamini ihtiyacı 5 mcg’dır, ana kaynağı güneş ışınları, balık, balık yağıdır.Günümüzde süt ve süt ürünleri D Vitamini ile zenginleştirilmektedir.
    Kemik sağlığında egzersizin de yeri çok önemlidir. Fiziksel aktivitenin oldukça azaldığı günümüz şartlarında çocuklar egzersiz yapmaya özendirilmelidir. Okula gidip gelirken servis araçlarını kullanan, evde genelde televizyon ve bilgisayar başında zaman geçiren yeni nesil için günlük 20-30 dk.lık yürüyüş, ip atlama, basket ve yüzme gibi sporlar tavsiye edilir.
    Güneş ışığından yüz ve eller açık kalmak kaydıyla günde 15-20 dk. faydalanma yeterli olacaktır.
    Beslenme, egzersiz, güneşten faydalanma gibi pozitif katkıların yanında, kemikler ile ilgili çoğu özelliğimizi ailemizden genetik yolla miras alırız. Kemikleri kolay kırılan, mide barsak sisteminde Ca ve D Vit. emiliminde bozukluk olan ya da kemik metabolizması ile ilgili hormonlarda eksiklik bulunan ailelerde doğuştan şanssız çocuklar vardır. Genetik olarak riskli çocuklar normal yaşıtlarına göre; boy, baş çevresi, diş sağlığı yönünden daha yakından takip edilir ve tedavi dozlarında mineral-vitamin desteği yapılır.
    Çocuklar her konuda ebeveynlerini taklit ettikleri için evde yoğurt, peynir, tereyağı, ayran, sütlü tatlı gibi ürünler tüketilmezse onlardan bu gıdaları yemeleri beklenemez.Hiç spor yapılmayan ailede büyüyen çocuklardan düzenli egzersiz yapması istenemez.

    Dr.Gülperi Pınarcık
    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı