Etiket: Kaza

  • Akrofobi

    Akrofobi

    Yerden oldukça yukarda olduğunuzda paniğe kapılır mısınız? Binaların en yüksek katlarındaki pencerelerden aşağı bakabilir misiniz? Uçağa bindiğinizde cam kenarları değil de iç taraftaki koltukları mı tercih edersiniz? Uçurumun kenarında oturan birinin fotoğrafına bile bakmak size rahatsızlık verir mi?

    Akrofobi (yükseklik korkusu) genel popülasyonun yaklaşık olarak %5’ini etkileyen bir anksiyete bozukluğudur. Yunanca yükseklik anlamındaki ‘’acron’’ ve korku anlamına gelen ‘’phobos’’ kelimelerinin birleşiminden gelir.

    Belirtileri:

    • Kişi zeminden yukarıda olduğunu algıladığında panik duymaya başlar. İstemsiz bir şekilde tutunacak bir yer arar ve vücudunun dengesinden şüphe duyar. Hızlı bir şekilde alçalmaya çalışır, örneğin emekler veya diz çöker.

    • Titremeye, terlemeye başlar, kalp çarpıntısı yaşar, hatta ağlama veya bağırma görülebilir.

    • Kendini dehşet içinde, korkmuş veya felç olmuş gibi hissedebilir.

    • Panik içinde olduğundan düşünmekte zorluk çeker.

    • Belirli bir kaygı ve kaçınma görülür. Örneğin kişiyi üst katlarda yaşayan ve balkonu veya büyük pencereleri olan bir yakınına ev ziyareti yapmak endişelendirir.

    Akrofobi ile İlişkili Fobiler ve Rahatsızlıklar:

    • Vertigo: Vertigo kişide çevresindeki objelerin hareket ettiği algısı oluşturan baş dönmesidir. Akrofobiden ayırt etmek için kan tahlili, tomografi, MRI gibi nörolojik testler yaptırılmalıdır.

    • Batmofobi: Merdiven veya yokuş korkusudur. Kişi bir dik yokuş gördüğünde orada tırmanmak zorunda olmasa bile paniğe kapılabilir. Batmofobi yaşayan birçok insan aynı zamanda akrofobi belirtileri de gösterebilir.

    • Klimakofobi: Merdiven korkusudur. Batmofobiden farkı; klimakofobide korku dik bir merdiveni çıkmak veya inmek tasarlandığında ortaya çıkar, kişi merdiveni gördüğünde zeminde olduğu sürece telaşa kapılmaz. Klimakofobi, akrofobi ile beraber görülebilir.

    • Aerofobi: Uçuş korkusudur. Korkunun şiddetine göre havalimanlarından, uçaklardan veya havada olmaktan korkmak şeklinde çeşitlilik gösterebilir. Aerofobi zaman zaman akrofobi ile beraber görülebilir.

    Sebepleri:

    • Tüm insanlar yükseklik korkusu yaşayabilir fakat bunun şiddeti kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Bu korku aynı zamanda hayvanlarda da mevcuttur ve adaptiftir, onları yüksekten düşmekten korur. Yükseklik fobisi olan kişilerde nedenler değişkenlik gösterebilir:

    • Genellikle çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylardan veya düşme ile sonuçlanan, kişiyi çok etkileyen ciddi kazalardan kaynaklanır.

    • Kişiler bu kazaları birebir kendileri yaşayıp yara almasalar da bir kaza veya düşme anına tanık olan kişilerde de bu fobi oluşabilmektedir. Bu sürece ‘’temsili öğrenme’’ adı verilir.

    • Bu fobiye zemin hazırlayan faktörler arasında genetiğin de payı düşünülebilir. Ailesinde bu rahatsızlık olan çocuklar bu stresi gözlemleyerek büyürler ve deneyimleme ihtimalleri artar.

    • Bilişsel süreçlerde yaşanan sapmalar birçok fobinin kaynağını oluşturur. Yükseklik kavramıyla ilgili beyinde yanlış verilerin işlenmesi aşırı endişe oluşturur ve strese yol açar. Kazaların oluşumunu ve şiddetini kişilerin gözünde fazla büyütmesi ve zihinlerinde abartılı şekillerde canlandırmaları da bu fobinin oluşumunda etkilidir.

    Tedavi:

    • Bilişsel Davranışçı Terapi belirli fobiler için etkili bir yöntemdir. Korkulan duruma aşamalı olarak maruz bırakma (sistematik duyarsızlaştırma) gibi davranışçı teknikler uygulanabilir. Panik içerikli tepkileri azaltma ve duygusal kontrolün yeniden kazandırılması hedeflenir

    • Sanal gerçeklik (virtual reality) yöntemi uygulanabilir. Bilgisayar aracılığıyla üç boyutlu olarak kişiye korktuğu durumun olduğu ortamda bulunuyormuş algısı aşamalı olarak uygun tekniklerde oluşturulur ve bir çeşit maruz bırakma yöntemi uygulanmış olur. Mali ve zamansal açıdan avantajlıdır.

    • Medikal tedavi açısından bazı ilaçlar (sedatifler veya beta blokerleri) kısa süreli rahatlamada ve anksiyeteyi panik anında azaltmakta faydalı olabilir.

    • Yoga, nefes egzersizleri, meditasyon, kas gevşetme egzersizleri gibi rahatlama teknikleri de stres ve kaygı ile baş etmede etkili yöntemler olarak bilinmektedir.

  • Hiperaktif bir çocuğun hiperaktif yaz etkinlikleri

    Aşırı hareketli bir çocuğu – hele bir de risk almaktan hiçbir şekilde kaçınmayan bir yapıya sahipse – bütün yaz boyu eve kapatmak, kaza yapmasın, başına bir şey gelmesin diye ev hapsinde tutmak çok da gerçekçi değildir. Çocuğun kontrol edilemez, bitip tükenmez enerjisini anlamlı bir şekilde kullanması için fırsatlar yaratmak, erişkinlere düşen görevler olarak düşünülebilir.

    Hiperaktif bir çocuğun yaz programında ki riskler nelerdir?

    – Hiperaktif çocuklar için yaz tatilleri en az okul zamanı kadar önemlidir.Bilindiği gibi aşırı hareketli olma, sonunu düşünmeden alelacele harekete geçme ve geçmiş hatalardan ders almama gibi sorunlar yaşarlar. Bu belirtilere sahip hiperaktif çocukların serbestçe oyun oynanan veya bisiklete gezilen yaz aylarında diğer çocuklardan çok daha fazla kazaya uğrama riskleri vardır.

    -Özellikle bisiklet kazaları pek çok hiperaktif çocuğun ciddi biçimde yaralanmasına neden olmaktadır.

    – Hiperaktif çocukların yazın devam eden en önemli sorunlarından bir tanesi de akran ilişkileridir.

    – Hiperaktif çocuklar hep önde olma, hep kendisinin kazanmasını isteme ve oyunda kurallara uymama gibi nedenlerle kendi akranlarından çok ya kendisini idare edebilecek kadar büyüklerle ya da kendisinin tamamen kontrol edebileceği kadar küçüklerle arkadaşlık edebilirler.

    -Hiperaktif çocukları şiddetten korumak yaz aylarında da önemlidir. Anne babalar ne kadar dövmemeye çalışsalar da; hiperaktif çocukların dur durak bilmeden koşuşturması veya aşırı derecede tutturması gibi nedenler anne babaların şiddet uygulamasına neden olmaktadır. Anne baba daha sonra çok pişman olsa da çocuğa uygulanan şiddet önemli psikiyatrik sorunlara neden olabilir.

    Hiperaktif çocuğun hiperaktif yaz programında neler olmalıdır?

    Dış mekan gezileri:

    Doğa yürüyüşleri, kamp kurmalar, fiziksel aktiviteler hiperaktif çocukların öğrenme kapasitelerini artırabileceği gibi; beynin sürekli zinde kalmasını sağlayan aktivileter olarak da düşünülebilir.

    Fiziksel aktiviteler:

    Fiziksel egzersizler öğrenmeyi yüksek oranda artırır. Vücudun aktif hale gelmesi beynin öğrenme isteğini artırıcı bir etkiye sahiptir. Yapılanmış veya yarı yapılandırılmış oyunlar çocuğun kendine olan güvenini artıracağı gibi öğrenme kapasitesini de artırır.

    Sonuç olarak eğer bir hiperaktif bir çocuk söz konusuysa; yaz etkinliklerinin çok iyi planlamış olması gerekmektedir. Bütün bu planlamalar olmasına rağmen hiperaktif bir çocuktaki

    * Kaza riskindeki artış

    * Arkadaş ilişkilerindeki bozukluk

    * Akademik yaşantıdaki gerilemeler

    nedeniyle çocukların yaz aylarında da tedavilerinin devam etmesi mutlaka gerekli ve unutulmaması gereken bir durumdur.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma, günlük rutin işleyişi bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar ve yaşantılar olarak tanımlanabilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarakda adlandırılmaktadır. Birşeyin travma olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehtid eden bir olayla karşı karşıya kalması gerekmektedir.

    Genel bir ifadeyle “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” olarak tanımlanabilen ruhsal travmalar arasında ise sel, yangın, deprem vb. afetler, savaş, ırk veya din ayrımcılığı, boşanma, reddedilme, çocuk istismarı, tecavüz, işkence vb. yaşantılar sayılabilir.

    Ruhsal travmaların, yaşayan olayın ağırlığına olduğu kadar kişinin duyarlılığına ve dayanıklılığına da bağlı olduğu unutulmamalıdır. Başka bir deyişle; birisi için travmatik olan bir yaşantıyı bir başkası son derece normal karşılayabilir. Ayrıca travmayla stresin birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Travmatik olaylar insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bazı durumlarda gözle görünen fiziksel bir yaralanma olmayabilir. Ama kişi duygusal olarak çok sarsılır. Bu tür “normaldışı” olaylara gösterilen “normal” tepkilerin neler olduğunu bilmek, olayın etkisinden kurtulmaya çalıştığınız süre içinde, size yaşadığınız duygular ve düşüncelerle başedebilmeniz için yardımcı olabilir

    Travmatik olayla karşılaşan birçok kişi PTSB geliştirmez. Örneğin, yakın geçmişte yapılan bir araştırmada, fiziksel yaralanmalara kadar giden bir travmatik olayı yaşayan insanların sadece %25’i PTSB geliştirmiştir

    TRAVMAYA YOL AÇAN OLAYLAR HANGİLERİDİR?

    l Doğal afetler (deprem, sel, yangın)

    l İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz,taciz, cinsel istismar)

    l Kazalar (iş, trafik)

    l Beklenmedik ölümler

    l Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma olarak sayılabilir.

    İnsanlar böylesi olaylarla karşılaştıklarında genellikle aşağıdaki dönemleri yaşarlar :

    1) Kazayı izleyen ilk dakikalarda kişi şok dönemindedir; donakalmış, şaşkın ve sersemlemiş görünür. Çoğu kez yaralarının derecesinin farkında değildir, kaza yerinde amaçsızca dolaşır, kendine ya da diğer kaza kurbanlarına yardımcı olmak için en küçük bir çabayı bile gösteremeyecek durumdadır. Zaman, yer ve kişi yöneliminde bozukluklar, algılamada sapmalar, olaya ilişkin bellek kaybı ve kendinden geçme gibi durumlar görülebilir. Olayın yarattığı yoğun anksiyetenin etkisi ile kişiliğin işlevlerini gereğince sürdürememesi sonucu oluşan şok dönemi, doğal bir savunma mekanizması olarak kişiyi olaya yabancılaştırır

    2) Şok belirtilerini izleyen dönemde kazaya uğrayan kişi, edilgin ve telkine açıktır; kurtarıcı ekibin ve yardıma gelenlerin önerilerini izler. Kendi dışındaki kaza kurbanlarının ilgilenmek isterse de davranışları, en basit işlemleri bile yapamayacak derecede yetersiz ve beceriksizdir

    3) Psikolojik dengesini kazanmaya başladığı toparlanma döneminde kişi, sürekli kazadan söz eder, kurtarma işlemlerinin yetersizliğinden yakınır ve genel anksiyete belirtileri gösterir. Çoğu kez gergin ve ürkektir, dikkatini toplamakta ve uyumakta güçlük çeker, başından geçen olayı anımsatan kâbuslar görür ve çabuk yorulur. Bu belirtiler normal bir insanda kısa süre sonra ortadan kalkar. Kazadan sürekli söz etme, sık sık düşlerinde canlandırma ya da benzer konulu kâbuslar görme, kazanın etkisini yumuşatmak ve olaya uyum sağlayabilmek için doğal olarak işleyen bir onarım mekanizmasıdır

    Travma Sonrası Stres Belitileri

    PTSB’nun belirtileri üç temel kategoride toplanmıştır. Tanı koyabilmek için her kategorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekir (Davison & Neale, 2004).

    1. Travmatik Olayı Tekrar Yaşamak

    Kişi ya uyanıkken travmatik olayı tekrar tekrar hatırlar, ya da rüyalarda olay tekrar yaşanır. Bazı durumlarda kişi birkaç saniyeden birkaç saate kadar süren dissosiyatif durumlar yaşar. Bu sırada travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi davranır (Şuer, 2005).

    Olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kâbuslara sık rastlanır. Olayı sembolize eden uyarıcılara (örneğin, gök gürlemesinin bir gaziye savaş alanını hatırlatması gibi) ve belli olayların yıl dönümlerine karşı aşırı duygusal tepki gösterilir.

    2. Olayla İlgili Uyarıcılardan Kaçınma Ya Da Tepki Verme Düzeyinde Azalma

    Kişi bir travmayı düşünmemeye ya da onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Olayla ilgili amnezi bile olabilir. Kişi daha önce haz aldığı etkinliklerden uzaklaşır. Hatta yakın çevresindekilerle duygusal ilişkiler kurmakta zorlanır.

    Tepki verme düzeyinde azalmayla; başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duygusu ve olumlu duyguları hissedememe kastedilmektedir. PTSB’da oynamalar olur, kişi tekrar oynama ve uyuşukluk arasında gidip gelir

    3. Artmış Uyarılma Belirtileri

    Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur. Laboratuar çalışmaları, PTSB hastalarında savaş imgelerine karşı yükselmiş fizyolojik reaktiviteyi ve yüksek düzeyde irkilme belirtilerini göstererek klinik belirtileri desteklemişlerdir

    PTSB ile ilgili diğer belirtiler; kaygı, depresyon, kızgınlık, suçluluk, madde kötü kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir. İntihar düşünceleri ve planlarına sıklıkla rastlandığı gibi şiddet içeren olaylar, ve sırt ağrısı, baş ağrısı, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi stresle ilgili psikofizyolojik reaksiyonlar da gözlenir

    Alt Tipleri

    Bu tür travmalar sonrasında bazı kişilerde akut, kronik ya da gecikmeli stres bozuklukları gelişebilmektedir. Üç ay ya da daha kısa sürede görülebilen belirtiler akut, üç aydan uzun sürerse kronik ya da travmadan altı ay kadar sonra belirtiler başlamış ise gecikmeli başlangıçlı stres bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Genel olarak bunlar, travma sonrası stres bozuklukları (post Travmatik disorders) olarak geçmektedir (Yöndem, 2006).

    Akut: Belirtiler 3 aydan daha kısa sürerse.

    Kronik: Belirtiler 3 aydan daha uzun sürerse.

    Gecikmeli: Belirtiler stres etkeninden en az 6 ay sonra başlarsa.

    Yaşanan olayın kişide yaratmış olduğu acı, utanç çaresizlik vb sebeplerle bazı bireyler destek almaktan çekinirler. Ancak burada bilinmesi gereken şey travma hangi nedenle olursa olsun ya da şiddeti ne kadar fazla olursa olsun psikolojik destekle yaşanılan travmanın etkileri tamamen ya da büyük oranla ortadan kaldırılabilir. Örneğin taciz, cinsel istismar ya da tecavüz gibi travmaların bir kaç seans içinde düzelebildiği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Travmayal çalışırken kullanılan bir çok farklı yöntem bulunurken bunlardan en etkili olanların başında EMDR bulunmaktadır.

    Travma nedeni ile destek alınacak uzmanın bu konuda özel bir eğitim almış ve deneyimli biri olmasına dikkat edilmelidir.

  • Omurilik felcinde kök hücre umudu

    Her yıl binlerce kişi trafik kazaları, denize atlama ve spor yaralanmaları sonucunda “omurilik felci” ile karşı karşıya kalıyor.

    Travma nedeniyle omuriliğin işlevlerini kaybetmesi sonucu oluşan “omurilik felci” Türkiye’de her yıl binlerce kişiyi etkisi altına alıyor. Çoğunlukla denize atlama, trafik kazaları ve sporlar yaralanmaları sonucu “omurilik felci” oluşabiliyor. Bu tip kazalarda ayrıca omurilik yaralanması sonucu yüksek oranda can kaybı da yaşanıyor.

    Toplumsal Farkındalık Şart

    Kaza sonucu yaralanan kişilerin mutlaka iyi donanımlı travma merkezlerine götürülmesi gerekir. “Yapılan araştırmalara göre omurilik felcine yol açan durumların başında trafik kazaları geliyor. Omurilik yaralanmalarının yüzde ellisinden fazlası trafik kazalarından kaynaklanmaktadır. Özellikle trafik kurallarına uymama ve emniyet kemerinin yanlış bağlanması bunun en büyük sebebidir.

    Maalesef ülkemizde bunun çok acı örneklerini sıklıkla görmekteyiz. Aynı şekilde yaz aylarında sığ denize baş üstü atlama da omurilik felci sebebi olabiliyor. Bu konularda kamuoyu bilgilendirmesi hayati önem taşımaktadır. Ülkemizde bu tarz kazalara karşı toplumsal farkındalığı arttırmamız gerekir.

    Önce kendini koru

    Trafikte iken emniyet kemerinin uygun şekilde takılması ve trafik kurallarına harfiyen uyulması gerekmektedir.

    Ayrıca trafik kazalarından sonra kazazedeler hastanelere omurgaları korunacak şekillerde taşınmalıdır. Sığ havuz ve denize baş üstü atlanmamalıdır. Spor yaparken gerekli önlemler alınmalı, koruyucu kasklar ve aparatlar uygun şekilde kullanılmalı, yüksekten atlarken güvenli olduğundan emin olunmalıdır.

    Omurilik Felcinde Tedavi Mümkün Mü?

    Omurilik yaralandıktan sonra bir kaç saatten 6 haftaya kadar sürebilen bir şok dönemi geçirir. Bu şok esnasında omuriliğin ne derece zedelendiğini saptamak bazen zor olabilir. İlk çarpma etkisi ile oluşan omurilik içine kanama ve şişme kendisini zamanla onarabilir. Omurilik tamamen zedelenmediyse, kişi zedelenme tarihinden 2 yıl sonrasına kadar iyileşme belirtileri gösterebilir, fakat aradan ne kadar çok zaman geçerse, iyileşme şansı o kadar azalır. Omurilik felci olan hastaları rehabilitasyon kliniklerinin kontrolünde olmaları gerekir. Bu hastalar egzersizlerini ve tıbbi kontrollerini hiç bırakmamaları gerekmektedir.

    Kök Hücre Devrimi

    Omurilik yaralanmalarında; beyinden gelip omurilik içinden geçip, kaslarımıza kadar giden sinir lifleri yaralanır. Tıp dünyasında omurilik yaralanması ve felç ile acil kliniklerine başvuran hastaları kolayca iyileştirebilecek bir ilaç tedavisi henüz bulunmuyor. Ancak bu hastaların hastanede iyileşmelerine yardımcı olabilecek pek çok müdahale olduğu uzamanlar tarafından dile getiriliyor.

    Gelişen teknolojiyle birlikte tıp alanında farklı branşlarda sıklıkla tercih edilen bir tedavi yöntemi haline gelen kök hücre tedavisi omurilik felçlilerin tedavisinde de kullanılmaya başlandı. Kök hücre tedavisinde amaç, hastaya kök hücreler vererek bu hücrelerin yaralı omurilik bölgesinde yerleşmesi, yaşayabilmesi ve yaralanmış hücrelere dönüşmesini sağlamaktır. Tabi aslen bu hücrelerin fonksiyon kazanması ne omurilik içinden beyne ve kaslara haber iletebilir hale gelmesini sağlamaktır. Bu sayede hastalar tekrar hareket edebilir ve kollarını ve bacaklarını hissedebilirler.