Etiket: Kayıp

  • Yas Psikolojisi

    Yas Psikolojisi

    Hayatında hiç kaybı olmayan var mı? Doğduğunuz an, anne karnındaki konforlu ortamı kaybettiniz. Emzik kullanmaya başladığınızda annenizin memesini kaybettiniz. Yürümeye başladığınızda emeklemeyi kaybettiniz. Büyüdüğünüzde çocuk olmayı, evlendiğinizde bekarlığı, çalışmaya başladığınızda boş durmayı kaybettiniz. Bir gün arkadaşınızla kavga edip küstünüz ve artık onunla arkadaş olmayı kaybettiniz veya sevdiğiniz kişi vefat etti artık onunla beraber yaşamayı kaybettiniz. Ölüm kayıptır, büyümek kayıptır… Seçmediğiniz bir diğer seçenek olacağından, yapılan her seçim bir kayıptır. Yani kayıp hayatınızın her anında vardır…

    Kayıp varsa acı çekmek, yas tutmak, üzüntü duymak çok normaldir. Esas soru çekilen üzüntü ve acı gerçekliğe ne kadar yakın? Kişinin sabır kapasitesi ne kadar? Kişinin geçmişinde kendi başına gelen veya bir başkasının başına gelmiş, kendisinin şahit olduğu ayrılık, yas travmaları var mıdır ve bu travmalar onarılmış mıdır?

    Şok, inkar,üzüntü ve yeniden yapılanma… Bunlar yas sürecinin evreleridir. Kişinin bir kayıp sonrası bu aşamaları yaşaması normaldir. Bazen sıralama kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilir. Sıralamayla beraber bu basamakların hangisinde, ne kadar süre kalacağımızda kişiden kişiye göre değişiklik gösterir çünkü hepimiz aynı hayatı yaşamadık. Olaylara vereceğimiz tepkiler genetiğimizden doğduğumuz aileye, sosyal çevremizden eğitimimize göre hep değişiklik gösterir. 

    Temelde bakılacak olan, kaybettiğiniz şeyin sizin için ne anlam ifade ettiğidir. Anlamlı bir kayıp ile önemsiz bir kayıp aynı duyguları yaratmayacaktır. Her olumsuz duyguda olduğu gibi kişinin kendi duygusunu fark etmesi çok önemlidir. Bunu bastırmamak ve yaşamak gerekir. Bastırılan her duygu hiç beklenmedik bir anda alakasız bir noktadan patlak verebilir. Olumsuz duyguyu yaşıyorum fakat çok uzun süre geçmesine rağmen ne azaltabiliyorum ne de bitirebiliyorum diyebilirsiniz. Bu noktada ise bakacağınız şey geçmiş anılarınızdır. Çocukluğunuzda yaşadığınız veya şahit olduğunuz bir kayıp sağlıklı bir şekilde onarılmadıysa yetişkin halinizle yaşadığınız kayıplara eski travmalarınızın yüküyle yoğun tepkiler veriyor olabilirsiniz. 

  • Ölüm ve Yas

    Ölüm ve Yas

    Bir yakınımızın ya da sevdiğimiz şeylerin kaybıyla başa çıkmak oldukça sancılıdır. Yasadığımız bu kayıp sonucu derin bir yas sürecine girer ve de yaşamdan haz alamaz hale geliriz. Sabah uyanmak, yemek yemek, işe gitmek, alışveriş yapmak gibi basit gündelik aktiviteleri yapmakta oldukça zorlanırız. Bununla beraber yasadığımız yasa bağlı olarak duygusal, fiziksel, düşünsel ve davranışsal bir takim tepkiler veririz. Örneğin, duygusal olarak şok ve üzüntü, fiziksel olarak midede boşluk hissi, kalpte sıkışma, nefes darlığı, düşünsel acıdan inanmama, dikkat dağınıklığı ve davranışsal acıdan da uyku ve yeme bozuklukları vb tepkiler verebiliriz. İngilizcede yasın karşılığı olan “bereavement” kelimesi, orijinalinde “çalmak” anlamına gelen “berafian” kelimesinden türetilmiştir. Bu kelimenin daha sonradan “yas” yerine kullanılmasında ise “Sevdiğimiz biri ölünce hayatimiz bizden çalınmış gibi olur.” düşüncesi hakim olmuştur. Yas, bütün kültürlerde var olup evrensel bir olgudur. Kimi kültürlerde yas tutmak günlük yaşamın dışına çıkmayı gerektirirken; kimisinde ise spirituel bir anlam çıkarmaya sebep olur.

    Bütün duyguların bir fonksiyonu olduğu gibi yasın da önemli bir fonksiyonu vardır. Örneğin, korku duygusu tehlikelerden kaçınıp hayatta kalmayı sağlarken, yas da kayıplarla vedalaşmayı ve hayata devam edebilmeyi sağlar. Dolayısıyla yas tutmak yaşanılan kayba karşı verilen doğal bir tepkidir. Ancak çoğu zaman insanlar sağlıklı yas sürecine mani olurlar. Ölen yakınlarının ya da kaybettiklerinin üstüne konuşmak istemezler. Çünkü bu çok acı vericidir. Ama bazen ölüm gibi çok gerçek ve yıpratıcı bir konu üzerinde düşünmek, onun hayatın doğal bir parçası olduğunu anlamak olumu kabullenmede faydalı olabilir.

    Freud “Yas ve Melankoli” (1917) makalesinde kayıplarla vedalaşma surecine değinmiştir. Kayıp kelimesi bize ilk olarak ölümü çağrıştırır. Bir ilişkinin bitmesi de kayıptır. Yani ayrılığı da kayıp süreci olarak düşünebiliriz. Freud’a göre sağlıklı yas sürecinde kişi bir yas çalışması yapar. Bu süreçte benlik kaybedilen kişi ya da nesnenin artık var olmadığı hükmünü verir ve enerji bu kişi ya da nesneden geri çekilir.

    Yas tutma sürecinin bazı aşamaları vardır. Ölüm ve yas konusunda çalışmalar yapan psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross’a (1969) göre yasın beş ana aşaması vardır. Bunlar: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir. Herkesin kaybı kendine özgü olduğu için yas süreci de her insanda farklı olabilir. Bu nedenle kayıp yaşayan her birey bu aşamaları sırasıyla yaşamak zorunda değildir ya da bazı aşamaları yaşamayabilir. İlk aşama olan inkâr sürecinde, yaşam anlamsız ve boş gelmeye başlar. Yasın ikinci aşaması olan öfke iyileşme süreci için gereklidir. Her ne kadar bitmeyecekmiş gibi görünen bir öfkeniz de olsa onunla yüzleşmek için istekli olmak gerekir. Üçüncü yas sürecinde pazarlık yapmaya çalışırız. Kaybın öncesinde bir pazarlık vardır. En son aşama olan kabullenme, tamamen iyi olmak veya kayıpla barışık olmak değildir. Bu aşamada kaybedilen kişinin fiziksel olarak yokluğu kabul edilir. Bu durum kişinin hoşuna gitmez ama onunla yaşamayı öğrenmeye çalışır. Kaybedilenin yerini dolduramayız ama yeni ilişkiler kurmaya başlarız. Yeniden yaşama tutunmaya başlarız. Yeniden yaşamaya başlamak için yas sürecine gerekli olan zamanı tanımalıyız.

  • Kayıp ve Yas Üzerine

    Kayıp ve Yas Üzerine

    Birey için çekirdek duygusal ihtiyaçları ihtiva eden ilişkiler ortadan kalktıktan sonra ortaya çıkan yeniden yapılanma süreci yas olarak tanımlanır. Kayıp veya yas süreci, sadece geri dönüşü olmayan bir ölüm olayı ile sınırlı değildir. Duygusal içerikli birçok ilişki tamamlandığında da önümüzdeki yaşama uyum sağlamayı amaç edinen bir süreçtir aynı zamanda. Freud’a göre, yas süreci kaybedilene dair kaynaklarını yaşamın geri kalanına aktarma çabasıdır ve birçok yönüyle acı hissettirir.

    Ruh biliminin yıllar boyunca en önemli araştırma alanlarından biri yas tepkisi olmuştur. Kaybedilene ilişkin yas tepkisi; birey ile kaybedilen arasındaki ilişkinin niteliği, bireyin kayba atfettiği anlam, kaybın şekli, bireyin başaçıkma stratejileri ve kişilik özellikleri, bireyin psikososyal destek olanakları ile yakından ilişkilidir. Bu sebeple yasın bireye özgü olduğu söylenebilir.

    Amerikan yas terapisti J. William Worden, kayıptan sonra ortaya çıkan yas tepkisinin bireyin bilişsel ve duygusal olarak yeniden yapılanmasına yardımcı olan bir görev olduğunu belirtmiştir.  Worden normal yas tepkisinin görevini şu şekilde tarif eder: “Kaybedilen için geride kalanın yaşamında öyle bir yer bulunmalı ki, bu yer hem kaybedilene bağlı olmayı hem de kaybedenin yaşamına devam etmesine engel olmamayı sağlamalıdır.”

    Elisabeth Kübler-Ross, yas üzerine çalışmaları ve gözlemleri sonucunda yas tepkisinin bazı aşamaları olduğunu ifade etmiştir. Kübler-Ross’a göre yas tepkisi;  şok ve inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve çözülme (kabullenme) aşamalarını içermektedir. Şok ve inkar evresi, geridönüşü olmayan kaybın kabul edilememesi ve çoğunlukla uyuşma veya donakalma şeklinde tepkilerle karakterizedir. Öfke evresinde ise, kaybın kabullenilmeye başlanması ve kayba ilişkin bir sebep veya sorumlu arayışı söz konusudur. Pazarlık, bireyin kaybın geri dönüşünün olmadığı inanışının yerleşmeye başladığı ve umutsuzluk hislerinin yoğunlaştığı dönemdir. Depresyon evresinde, kayıp kabullenilmiş ve çökkünlük şeklindeki yakınmalar en yoğun seviyededir. Çözülme ise, geleceğe dair olumlu hislerin ve düşüncelerin yeniden organize olduğu son evredir. Bireyin kayıptan sonra bu evrelerden herhangi birinde saplanması, yasın uzamasına veya komplike olmasına sebep olabilir.

    Yas belirtilerinin bir yılı aşması, uzamış yas tepkisini düşündürebilir ve ruhsal tedavi gereksinimini zorunlu hale getirir. Ancak bir yılı aşmamış yas süreçlerinde de ruhsal tedaviyi kaçınılmaz hale getiren durumlar söz konusu olabilir. Özellikle bireyin kayıptan sonra işlevselliği önemli ölçüde bozulursa, bedensel belirtiler (uyku ve iştahta ciddi değişiklikler gibi) önemli sorunlara sebep olursa, psikotik belirtiler (sanrı veya varsanılar gibi) varsa veya suisid (intihar) düşünceleri söz konusuysa süresine bakılmaksızın yas tepkisine müdahale gerekli olabilir. Yas tedavisinde, yasa özgü bilişsel müdaheleler ve terapi uygulamaları ile, gerekli hallerde psikotrop ilaç tedavileri uygulanabilir.

  • Çocuklarda Kayıp ve Yas ile Mücadele

    Çocuklarda Kayıp ve Yas ile Mücadele

    Çocuklar çoğunlukla kayıp karşısındaki tepkilerini ailelerindeki yetişkinlerinden öğrenirler. Çocuklar başkalarının sıkıntılarından ve üzüntülerinden etkilenerek kendilerini korkmuş ve güvensiz hissedebilirler. Biraz daha sevgiye, desteğe ve günlük rutinlerin düzenlenmesine ihtiyaçları vardır. Çocuklar bir kayıp yaşadıklarında, genellikle kendilerinin ve başkalarının ölümü için de endişelenmeye başlarlar. Ebeveynlerinin ikisi de ölürse kendilerinin kimin bakacağına bilmek isterler.

    Çocuklarla konuşurken, ölmek ve ölü gibi doğru terimler kullanarak ölüm nedenini geçerli bir açıklamasını yapmak gerekir. Muğlak terimler kullanmak ve onları korumaya çalışmak, sadece kafalarının karışmasına sebep olmaktadır. Ölümle ilişkilendirilen “uzaklara gitmek, uyumak”, “uyumak” ya da “hasta olmak” terimlerini kullanmaktan kaçınmak gerekir. Çocuğun kayba verdiği tepkiyi izlemek ve onu dinlemek onun kayba verdiği tepkiyi tanımlamasını istemek bu durumu ona somut bir şekilde anlamasına yardımcı olacaktır.

    Aile üyeleri ya da arkadaşlarınız sizi teselli etmek için ziyaretinize geldiklerinde, çocukları yanınızdan uzaklaştırmaya çalışmayın. Sessiz kalmak ve konuşmaktan kaçınmak, çocukların ölümün tabu bir konu olduğunu düşünmelerine sebep olabilir. Çocuklara bu bağlamda kederden, üzüntüden nasıl korunacaklarını öğretmektense, kaybın üstesinden nasıl geleceklerini öğrenmeleri gerekmektedir.

    Çocukların zorlandıkları duygulara karşı sağlıksız başa çıkma yöntemleri geliştirmelerini önlemek için, onların duygularını tanımayı, isimlendirmeyi, kabul ve ifade etmeyi öğrenmelerine yardımcı olmak gerekmektedir.

    Çocuklar üzüntülü yetişkinleri korumaya ve bakıcı rolünü üstlenmeye çalışabilirler, ebeveynlerin bu duruma izin vermeden onların çocuk olduklarını hatırlatmaları, yetişkin sorumluluklarını alması gereken kişilerin kendileri olduğunu onlara belirtmeleri gerekmektedir.

    Çocuklara başka kayıpların üstesinden gelmeyi öğrenmeleri için onlara yardımcı olmak gerekir. Onlar için evcil hayvanlarının ölümü oldukça önemli bir kayıptır. Kayıpla ve kederle başa çıkma yöntemleri, erken çocukluk döneminde geliştirilir ve genellikle yetişkinlikte kullanılmaya devam edilir.

    Dini inançlarımızı onların yanında paylaşırken dikkatli olmak gerekmektedir. Çocuklar sevdikleri ve ihtiyaç duydukları birini cennete aldığı için Allah’a kızabilir ya da ondan korkabilir.

    Çocuklar üzüntülerini sözcüklerden çok davranışlarıyla ifade ederler, bu nedenle bir çocuğun üzgün olduğu anlaşılmayabilir. Çocuklar yaygın olarak terk edilmişlik, çaresizlik, umutsuzluk, kaygı, kayıysızlık , öfke, suçluluk ve korku hissederler ve bu duyguları sözel olarak ifade edemediklerinde bunları saldırganca dışa vurma ihtimalleri vardır. Onları anlamak ve bu ihtiyaçlarını karşılamak da ebeveynlerin önemli görevlerinden biridir.

  • Kayıp Sonrası Keder ve Yas

    Kayıp Sonrası Keder ve Yas

    Insan yaşamının bazen zor dönemleri vardır. Yaşamınızdaki kayıplar ve kayıp sonrasi yeniden hayata tutunmak en önemli yaşam krizlerden biridir. Kayıp denilince genelde akla gelen, ölüm olgusu olmakla birlikte aslında yaşamimizdaki kayıplarimiz sadece ölüm olgusuyla sınırlı değildir. Ornegin boşanmak, sevgiliden ayrılmak, iş değişimi ya da işten ayrılma, şehir da ülke  değiştirme hatta bir semtten başka bir semte taşınmak bile insan ruhunda kayıp olarak hissedilir.
    Elbette bu kayıplar arasında en ağır olani ölümün yarattığı kaybın bıraktığı izlerdir.
    Kayıp sonrası süreç kriz ve yas dönemlerinden oluşmaktadır.
    Bu süreç;   özellikle günümüz batı toplumlarında “güçlü olmak” seklinde tanimlandigi gibi, kayip sonrasindaki bir iki haftada tamamlanıp, calisma ve günlük hayata kisa surede dönmeyi öngören kısa bir süreç değildir.  Kayipdan sonraki süreç , çeşitli evreleri olan ve her bir evresi yaşanılan kayibin  insan ruhunda bıraktığı izleri ifade ettigi bir dönemdir. Uzmanlara gore; sağlıklı geçirilen kayıp sonrasi süreç  en az 4 ile 6 ay süresinde tamamlanmakta olup, kişinin kayip karşındaki ruhsal savunmalarına göre iki yila kadar da uzayabilmektedir.  Bu sürecinin ilk evresi “keder” duygusunun hakim olduğu “kriz dönemi” olup, bu dönem  birbirini takip eden süreçlerden oluşmaktadır. Bunlardan ilki kayip karşısında bedenimizin   fiziksel tepkiler vermesidir. Donup kalmak, olanlari anlamakta güçlük çekmek , dış  gerçeklikten  kopmak, şok olmak, bağırmak ve ağlamak gibi tepkiler bu evreye girmektedir. Ikıncı evre ise inkar dönemidir. Yaşanılan kaybın aslında gerçek olmadığını düşünmek ve kaybettigimize  inanmama dönemidir. Bu dönem özellikle ani ölüm ya da ani kayıplar  gibi beklenmedik olaylar sonrasında daha sık görülür. Üçüncü dönem pazarlık aşamasıdır. Kişi kaybının karşısında zamanı geri almak ve kaybin hemen öncesindeki olayları değiştirmek ister.. Daha sonra  terk eden sevgiliye ya da ölen kisiye bizi birakip gittigi icin, kaybimiza dair ofkelendigimiz dönemdir.  Ve sonrasında kriz donemi yerini, kaybın kabul etmeye dönüştüğü ” yas donemine” bırakır. Sağlıklı bir şekilde bu süreçlerin atlatmasının ardından ölüm gibi telafisi olmayan kayıplarımız için yil donemlerinde anma törenleri yaparak anımsarız. Bu süreçlerin atlatılmasında herhangi bir dönemde takılmak ve bu dönemi atlatamamak  yas sürecinin tamamlanmasını engeller. Kişiyi,  bitmeyen bir keder duygusunun içine, adeta hapseder. Kaybınızin, sizin iç dünyanızdaki anlamı ne kadar büyükse ve kayıp durumunda herhangi bir psikoljik destek almadıysanız; yas sürecinizin bitmemesi ve kendinizi sıklıkla keder duygusu içinde  bulmanız muhtemeldir.  
    Özellikle ani ve beklenmedik ölüm, terk edilme, iş ve itibar kaybi durumlarında sağlıklı bir yas sürecinden geçmek kişi için kolay olmayabilir. Bu tür yaşam krizlerinde profesyonel olarak psikolojik destek almanız kederinizi yaşayıp tukettikten sonra, kaybınızı kabullenip, yaşama kaldığınız yerden devam etmenizi kolaylaştırır.

  • Kayıp (Ölüm & Ayrılık) Acısı Nasıl Azalır?

    Kayıp (Ölüm & Ayrılık) Acısı Nasıl Azalır?

    Göğüste daralma, kalp çarpıntısı, boğazda düğümlenme, ağlamaktan yanan gözler, baş ağrısı, mide ağrısı, kabuslar, sindirim sistemi sorunu gibi fiziksel belirtiler…

    İsteksizlik, anlamsızlık, boşluk duygusu, uyuşuk ruh hali, yoğun acı ve keder gibi duygusal belirtiler…

    Tüm bu belirtiler, kayıp (bir yakının ölümü veya ayrılık) sonrasında yaşananların bir özeti.

    Kişi kayıp sonucunda kendini yarım kalmış gibi düşünebilir ve hiçbir şey yaşadığı acıyı azaltmıyor gibi görünebilir. Derin kederin suları oldukça korkutucu ve endişe verici olabilir. Belirsizlik karşısında hayatını felce uğramış gibi görebilir ve acılar karşısında kendini güçsüz hissedebilir.

    Acılı duygular bazen öyle uzun süreli ve şiddetlidir ki; kaybı kabul etmek ve hayatı devam ettirmek imkansız gibi görünebilir.

    Keder, karşılaştığımız en zor deneyimlerden ve insani duygularından biridir. Kederin bir iyileşme süreci vardır ama bazen ilerleme çok acı verici şekilde devam eder. Sanki hiçbir şey düzelmeyecek gibidir.

    Kayıp Karşısında Ne Yapılabilir?

    • Kayıp üzerine yaşanan duyguları bastırmadan ifade etmeye çalışmak,

    • Yakın akrabalar, dostlar ve geride kalanlarla daha fazla paylaşımda bulunmak,

    • Günlük rutin işlere mümkün olan en kısa sürede geri dönmek,

    • Yarım kalmış işleri tamamlamaya gayret göstermek,

    • Sağlıklı olmaya özellikle beslenmeye ve uykuya dikkat etmek,

    • Hayata yeni bir anlam ve bakış açısı ile bakmak,

    • Gerektiğinde psikolojik destek almak gibi yapılabilecek seçenekler var.

    Bu sorunlarla tek başına başa çıkmak zorunda değilsiniz. Bu sorunlarla uğraşmak, bir terapist desteği almanın gerektiği anlamına da gelebilir. Gerektiğinde uzman desteği almaktan çekinmeyin. Terapi, yaşadığınız kayıpları anlamanıza, kayıp ile ilişkili yoğun duyguları işlemenize ve yönetmenize yardımcı olacak ve sağlıklı bir yolda ilerlemenizi kolaylaştıracaktır.

  • ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    Sevilen bir kişinin kaybı ve yas süreci çoğu kişinin hakkında konuşmakta zorlandığı bir konudur. Çocuklar da yetişkinler gibi sevdikleri bir kişiyi kaybettiklerinde bir yas süreci içerisine girerler. Çocukların kayba yükledikleri anlam, kaybı yaşadıkları yaş dönemine göre değişiklik gösterir. Çocuk kaybı ne kadar küçük bir yaşta yaşadıysa, ölümü anlamlandırması da o kadar zor alacaktır. 

    Çocukların kayba tepkileri nelerdir?

    Yakınlarını kaybeden çocuklar bu olaya farklı tepkiler verebilirler. Bazı çocuklar haberi duyduğunda ağlayabilir, bazıları saldırgan davranışlarda bulunabilir, bazı çocuklar ise bu habere hiç tepki vermeyebilir. Çocuğun verdiği tepkiye anlayışla yaklaşılmalı ve üzüntüsünü başka türlü ifade etmesi için çocuğa baskı yapılmamalıdır.
    -Kayıp haberini alan çocuğun oyununa devam etmesi, haberi duymamış ya da önemsemiyor gibi davranması sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu çocuk ölüm haberini ilk duyduğunda tam olarak ne olduğunu anlayamadığı için tepkisiz kalabilir. 
    -Bebeksi davranışlarda bulunabilirler. Örneğin; alt ıslatmaya, parmak emmeye, bebek gibi konuşmaya başlayabilirler. 
    -Ölüm haberini alan çocuk, kendisinin ya da anne babasının ölmesinden, hastalık ve kazalardan korkmaya başlayabilir. 
    -Çocukların kayba gösterdikleri tepkilerden biri de uyku problemleridir. Yatağına gitmek istememe, uykuya dalmakta güçlükler, uykudan sık sık uyanma,  uykuda ağlama gibi tepkiler verebilirler. Özellikle çocuğa ölümü uzun bir uyku benzetmesi ile anlatmak da, onun uykudan korkmasına sebep olabilir.  
    -Çocuklar bir yakınlarını kaybettiklerinde öfkeli tepkiler verebilirler. Çoğu zaman öfkelerini yakınlarındaki kişilere yönelik olarak ortaya koyarlar.
    -Çocuklar bu önemde daha içe dönük olabilirler ve yalnız kalmayı tercih edebilirler. 
    -Bazı çocuklar kaybın kendileri yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duyabilirler. 
    -Ölümle ilgili oyunlar oynayabilirler. 
    -Sebepsiz yere ağlayabilirler. 

    Çocuğa ölümle ilgili nasıl bir açıklama yapılmalı?

    Çocuğa ölümü anlatmak için kaybın üzerinden çok fazla zaman geçmesi beklenmemelidir. Kayıp haberi, çocuğun alışkın olduğu ve kendini güvende hissettiği bir yerde, güvendiği bir kişi tarafından verilmelidir. Çocuğa ölüm haberini vermeden önce “Sana üzücü bir haber vermem gerekiyor” vb. bir cümle ile onu hazırlamak uygun olacaktır.
    Yetişkinler çocuğa ölümü açıklarken gerçek ve somut bilgi vermeli ve çocuğun yaş düzeyine uygun bir dil kullanmalıdır. “Ölüm” kelimesi kullanılmalı, bunun yerine “Uzun bir uykuda”, “Uzaklarda” vb. açıklamalar yapılmamalıdır. Çünkü bu çocukta ölen kişinin geri geleceği düşüncesini oluşturabilir. Ölümün yaşamın sonu demek olduğu ve ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa açıklanmalıdır. Çocuğa ölüm sebebi hakkında yanlış bilgi verilmemelidir. Çocuğa kayıp haberini veren yetişkin, açıklamayı yaptıktan sonra bir süre çocuğun yanında kalmalı, çocuğun anlatılanlardan ne anladığını kontrol etmek için onu dinlemeli,  duygu ve düşüncelerini anlatmasına ve soru sormasına fırsat tanımalıdır. 
    Çocuklara yapılan açıklamaya eklenmesi gereken önemli bir konu da ölümün çocuğun suçu olmadığı konusudur. Çocuğa kaybın onun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışla, bir sözü ya da bir düşüncesi ile ilgili olmadığı açıklanmalıdır. 
    Ölümle ilgili dini açıklamalar yapmak, eğer çocuğun bu konularda daha önceden hiçbir bilgisi yoksa uygun değildir. Bu tip açıklamalar çocuğun kafasını daha da karıştırabilir. Çocuğa dini bir açıklama yapmadan önce, çocuğun kullanılan dini terimlerin anlamını bildiğinden emin olmak gerekmektedir.   
    Çocuğa ölümle ilgili uygun açıklama yapılmış olsa da çocuk, ölen kişiyi görmek isteyebilir. Çocuğun ölümü anlamak için zamana ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar cenaze törenine katılmalı mı?

    Cenaze törenleri çocuğun kayıp hakkında konuşmasına ve durumu somutlaştırmasına katkı sağlar. Çoğu çocuk cenaze töreni ile ilgili oyunlar oynayarak, resimler çizerek, töreni başka kişilere anlatarak ölümü kendisi için anlamlandırmaya çalışır. Ancak çocuk cenaze törenine katılmak istemiyorsa ya da bundan korkuyorsa törene götürülmemelidir.

    Yas sürecindeki çocuğa yardımcı olmak için dikkat edilmesi gerekenler

    -Öncelikle çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmemek ve çocukla ölümle ilgili dürüst bir şekilde konuşmak çok önemlidir. Çocuğun sorularını sakince cevaplamak ve yanlış anlaşılmaları düzeltmek gerekmektedir. Bu durumun çocuğun suçu olmadığı vurgulanmalıdır.
    -Çocuğun evdeki ve okuldaki günlük rutini mümkün olduğunca devam ettirilmelidir. Kayıp yaşayan çocuk dünyayı güvenli olmayan bir yer olarak algılayabilir. Günlük yaşamındaki pek çok şeyin değişmediğini görmek, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini de kayıpla ilgili bilgilendirmek gerekmektedir.
    -Çocuğun ölüm, cenaze ile ilgili konuşmasına, oyunlar oynamasına ve resimler çizmesine izin verilmelidir.
    -Çocukların duygularını göstermelerine izin verilmelidir. Ebeveynler çocukların duygularını fark etmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuğu korumak için ebeveynlerin kendi duygularını gizlemeye çalışmasına gerek yoktur. Ebeveynler kayıpla ilgili kendi duygularından bahsetmeli ve çocuğu da duygularını anlatmaya teşvik etmelidir.
    -Çocuğun bu dönemde öfkeli olması normaldir. Çocuğun öfkesini kabul etmek, ancak başkalarına zarar vermeden, uygun şekilde ifade etmesine yardımcı olmak gerekmektedir.
    -Çocuklar ölen kişinin resimlerini görmek, onunla yaşamış oldukları olaylardan bahsetmek ihtiyacı anlayışla karşılanmalıdır. 
    -Kayıp yaşayan çocuklarda bazı korkular oluşabilir. Çocukla korkularıyla ilgili kabul edici bir tutumla konuşulmalıdır. Ebeveynler çocuğa gelecekte de onun yanında olacağı mesajını vermelidir.  
    -Alt ıslatma, parmak emme, yalnız uyuyamama gibi bebeksi tepkiler genellikle dönemsel olarak ortaya çıkarlar ve zamanla azalarak yok olurlar. Bu sebeple çocuktaki bu tip davranışlar eleştirilmemelidir. 
    -Bu dönemde anne babalarından ayrı kalmak çocukları endişelendirebilir. Bu sebeple kısa süreliğine de olsa kendi evleri dışında bir yerde bırakılmamaları gerekmektedir. 
    Kayıp yaşamış olan çocuğun gösterdiği tepkilerin şiddeti ve süresi de oldukça önemlidir. Kayıp yaşandıktan 2-3 ay sonra korkular, kâbuslar, uyku sorunları, aşırı hareketlilik, alt ıslatma vb. devam ediyorsa psikolojik destek almaya yönlendirilmelidir.