Etiket: Kaygı

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Hayatımızın birçok alanlarında sınavlara tabi tutulmaktadır. Bu sınavlar yaşantımız boyunca önem taşında da var önem taşımayan da. Gel gelelim sınava girecek öğrenciler için farklı boyutlara ulaşabiliyor. Kimileri normal kaygı yaşarken kimileri ise beklendiği performansı gösteremediği için sınavdan farklı sonuçlar alabiliyor. İlk önce kaygının ne demek olduğunu ve sınav kaygısının neler olduğuyla alakalı birkaç detay paylaşmak isterim.

    Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur.

    Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımızın sonuna dek devam eder. Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve süregelen yaşamdan doyum alması için gerekli tüm bilgi, eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir. Öğrenilenler, kişinin birikimini (potansiyelini) oluştururken, öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılması da performansı ortaya koyar. Başka bir deyişle performans, kişinin akıl, duygu ve davranış düzeyinde daha önceden kazanmış olduklarının, belli bir durum ve belli bir zaman kesitinde, eylemsel olarak ortaya konulan şeklidir. İnsanın performansının en iyi olduğu durum, onun o alanda var olan potansiyelinin tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur. Ancak çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek potansiyelin performansa dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu etkenlerden biri yüksek kaygıdır.

    Sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı denir. Sınav kaygısını iki boyutta ele alabiliriz. Bunlar endişe ve yoğun duygulanım. Endişe performansa yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun Duygulanım kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir.

    Sınav kaygısı yaşayan kişilerin, kaygının endişe ve duygulanım boyutlarını nasıl dile getirdiklerini gösteren cümleleri de sizinle paylaşmak isterim.Bu sınavda başarılı olamayacağım.” “Bu sınav sonunda her şey berbat olacak.” “Sınıftaki herkes benden daha zeki.“Bu sınavda başarısız olursam not durumumu bir daha asla düzeltemem.” Yoğun duygulanım cümleleri ise, “Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.” “O kadar gerginim ki midem altüst olmuş durumda.” “Çok perişan bir durumdayım.” “Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım, elim ayağım birbirine dolaşıyor.” “Hiçbir şey bilmiyorum ve hatırlamıyorum.” “Gözüm kararıyor, midem bulanıyor, soğuk soğuk terliyorum.”

    Kişinin sınav kaygısı yaşadığı nasıl anlaşılır?

    Öğrencinin başarısında belirgin bir düşüş gözlenir. Ders çalışmayı erteleme, sınav ve hazırlığı hakkında konuşmayı reddetme vardır. Soru sorulmasından rahatsız olurlar. Dikkat dağınıklığı, odaklanamama, Fiziksel yakınmalarda dikkat çeken bir artış (karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, uyku düzensizliği, iştahsızlık ya da tersine aşırı yeme, genel mutsuz bir ruh hali vb.), çok çalışılmasına karşın performans düşüklüğü kaygının varlığını gösterir.

    Sınav kaygısı yaşayan çocuklarda etkileri nasıldır?

    Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama, enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir.

  • Obesesif ve Kompulsif Kişilik 2

    Obesesif ve Kompulsif Kişilik 2

    Obsesif ve kompulsif kişilik yapısına sahip kişilerin obsesyonları çeşitli alanlarda olabilmektedir. Bunlara örnek verecek olursak eğer, temizlik obsesyonu zihninde ora ile alakalı pis olduğunu düşünerek kişi oraya dokunmak veya orada durmak kendisi için zor bir durum haline gelebilir. Kuşku obsesyonları, kişi acaba ocağın altını kapattım mı, prizden fişi çektim mi gibi düşüncelerle zihnini meşgul etmektedir. Bir başka obsesyon cinsel içerikli düşünceler. Dini obsesyonlar, simetri obsesyonları acaba duvardaki tabloyu kalkıp düzeltsem mi, halı biraz kaymış gibi duruyor şeklinde obsesyon, sayma obsesyonları, biriktirme obsesyonları ilerde lazım olur diye bir nesneyi biriktirmesi, uğursuz sayılar veya uğursuz renkler gibi obsesyonları görülmektedir. Aynı zaman da saldırganlık obsesyonları da mevcut olan bireyler de vardır. Mesela kendisinin birisine zarar vereceğini ya da kendisine zarar verileceğini düşünmesi gibi. Kompulsif davranışları ise temizlik,  kontrol etme, düzenleme, tekrarlama, sayma, dokunma ( kendisinin uğurlu gördüğü bir nesneye dokunulması yoksa başına kötü bir şey gelme korkusu), biriktirme (herhangi bir ihtiyacı olmamasına karşın bir objeyi biriktirme) gibi çok yönlü obsesif ve kompulsif durumlar sergilemektedir. Obsesyon ve kompulsiyonlar sıklıkla beraber görünmektedir. Bu bozukluk için en önemli konulardan bir tanesi de dikotomik düşünce tarzıdır. Böyle bir durum doğrudan uzaklaşmak otomatik yanlışlara sürüklemektedir. Aynı zaman da kendi içlerindeki yaşadıkları bu problemler kişilerarası ilişkilerini de etkilemekte ve problemlere yol açmaktadır. Çünkü ilişkilerde duygular ön plandadır ve kesin yanıt içermeyebilir. Bu kişilerin olaylara karşı getirdiği çözümler duygulardan ve belirsizlikten kaçmaktır. OKKB’de diğer bozulma ise hayali düşünme sistemidir. Kişi için sorunu çözecek mükemmel bir yol belirgin değil ise hiçbir şey yapmamasının daha makul olabileceğini düşünmektedir ve hata yapmaktan kaçmaktadırlar.

    Obsesif Kompulsif kişilik Yapılarının Psikoterapisi

    1. Bilişsel Davranışçı Terapisi

    Obsesif hastalar kendisine kaygı veren düşünceler ile bu düşüncele silsilesinden kaçtığı ve kaçınarak başa çıkmaya çalıştıkları görülmektedir. Ama düşüncelerden kaçınmaya bu sıkıntılar daha da fazlalaşmakta ve böylelikle kısır bir döngü içine hapsetmektedir. Davranış tedavilerinde hedef hastayı kaygı uyandıran ve kaygı uyandırdığı için kaçınma davranışlarına neden olan düşünce silsilesini sorgulatmak ve bu sorgulatmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için otomatik olarak devreye giren, tekrar eden tutumların önüne geçmektir. Alıştırma tedavisi dediğimiz bu yöntemde, hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır.

    Bilişsel tedavilerde ise gaye pis hissettiği, rahatsız, edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk algısını azaltmaktır. Mesuliyet biçiminde bir algılama olmadığında hastalar akla gelen kötü hissettiren düşünceleri etkisiz kılmak için tekrar eden davranışlar gösterme eğilimi hissetmeyeceklerdir. Burada birincil amaç düşünceleri gerçek gibi algılamasını azaltmaya çalışmaktır. Bu sebeple tedavide tehlike ve aşırı mesuliyet algılarının ne derecede gerçekçi olduğu ve ne derecede ise düşünce hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike algılarının ortaya çıktığı birey ile birlikte araştırma konusu olmalıdır. Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince fonsiyonel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve fonsiyonel olanları ile yeniden yapılandırılıp yerine koyulması sağlanmalıdır. Düşüncelerinin  bir yıkımla neticeleneceğini düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korku duyduğu sonuçların gerçekleşmediğini görmeleri tedaviye ilişkin terapiye devam etmekle önemli faydalar sağlamaktadır.

    Bilişsel ve davranışçı terapiler hem rahatsızlığın tedavisinde hem de özelikle tekrarlarının önüne geçilmesi çok önemli bir yeri bulunmakta, bazı durumlarda tedavide ilaç sadece kullanılırken bazı durumlarda ise ilaç artı psikoterapi işlem görmektedir.

  • YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

    YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

    YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

    Kaygı, doğal bir duygulanımdır ve dozunda olduğu halde oldukça başarılıdır. Çünkü dozunda bir kaygı hazırlama riskli durumlara karşı hazırlıklı oluruz. Fakat kaygı seviyesi aşırı yüksekse ve kontrol edilemiyorsa bu bir sorun belirliyor.

    Birey, 6 ayı geçen bir süreç boyunca hemen on gün boyunca onu onurundan endişeli ve üzgün hissediyorsa yaygın anksiyete bozukluğundan bahsedilebilir. Birey zamanın büyük bir uzluğunu önleyen günlerde başına gelebilecek olumsuz durumları ve onlarla baş edemeyeceğinizi düşünerek geçirir, onu bir kara senaryolarda yazmaya devamimi vardır. Olaylarla ilgili olumlu ihtimaller veya odaklı iyi sonuçlar görmezler. Kaygıları bireyin kontrolü olduğudır ve günlük hayatında aksamalara ve problemlere yol açabilir.

    Yüksek kaygılı bu bireyler, uyku düzenekte olma yaşıar. Daha çabuk yorulurlar ve enerjimiz düşük maliyetli yakıyorlar. Dikkatlerini toplamakta zorlanırlar. Çabuk öfkelenirler. Baş ağrısı, mide bulantısı, ağız kuruluğu, titreme, kas ağrısı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, kolay irkilme gibi fiziksel şikayetayetleri vardır.

    Tedavi edilebilirilen bir rahatsızlık olan yaygın anksiyete bozukluğu için psikolojik desteğe başvurmak istediğiniz olacaktır. Bazı ülkelerde ilaçlı tedavi ile bazı ülkelerde ilaçsız tedavi Kaygıyla baş etmek için, nefes alma ve kas gevşetme tekniğini karakterize ve meditasyon yapabilir.

    Kaygı ile baş etmek

    1. Kaygının doğal olup ve bittiğini kabul edin.
    2. Kaygıdan kaçmak onu büyütür.
    3. Kaygılı odadada bedensel hareketlerinizi engellemek, uzuvların sebepsiz yere hareket ettirilmesi kaygıyı olabiliyor.
    4. Safra büyüklüğü zarar veremez.
    5. Küçüklemeyi atın. Defasında daha uzun süre kaygı ile birlikte oturmaya çalışın.
    6. Kaygınızla baş edebildiğiniz onu anın farkında olun. Kısa sürmesi uzun sürmesi fark etmez.
    7. Kaygınızla baş edemeinizde düşünseniz de pes etmeyin çünkü baş etmeyi yapmanız için zamana ihtiyacınız olabilir.
  • Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Halk arasında aşırı kuruntu ve evham hastalığı olarak da bilinir. Genellikle kişi ya olursa.. tarzı düşünerek olumsuz sonuçların olasılığını olduğundan daha yüksek görür ve bunun sonucunda devamlı bir endişe hali yaşar. Kaygı, herhangi bir tehdit unsuru karşısında doğal olarak hissedilen ve kişinin kendini korumasında olması gereken olağan bir duygu durumu olsa da, bu kaygı oldukça yoğun ve aşırı olarak yaşandığında kişinin işlevselliğini bozar.

    Yaygın Anksiyete (kaygı) bozukluğunu yaşamın çeşitli alanlarında (Örneğin; Finansal meseleler, mesleki performans, aile/arkadaşlık ilişkileri, günlük hayatla ilgili konular) duyulan endişeye bağlı olarak ortaya çıkan ısrarcı kaygı ve gerginlik belirtileri ve buna fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği bir hastalık olarak tanımlayabiliriz.

    Psikiyatristler ve Psikologların Tanı kitabı olan DSM-5 ‘te “Yaygın Kaygı Bozukluğu” söyle tanımlanır :

    1. En az 6 ay süreyle hemen her gün ortaya çıkan, birçok olay ve etkinlik hakkında aşırı kaygı ve endişe (evhamlı beklenti ) duyma

    2. Kişi, endişesini kontrol etmeyi zor bulur

    3. Anksiyete ve endişe aşağıdaki semptomdan üçüne ( ya da daha fazlasına) eşlik eder ( son 6 ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur):

    • Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe

    • Kolay yorulma

    • Düşünceleri yoğunlaştırmada zorluk ya da zihnin durmuş gibi olması

    • İrritabilite

    • Kas gerginliği

    • Uyku bozukluğu

    1. Anksiyete, endişe ve fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olur.

    2. Bu bozukluk bir maddenin (uyuşturucu, ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn. Hipertiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

    3. Anksiyete ve endişe bir başka mental bozukluk ile açıklanamaz.

    Kişiler endişeyi daha sık, aşırı ve kontrol edilemez şekilde yaşasalar da; endişelendikleri konular aslında diğer insanlarınkilerden farklı değildir. Kişilerde devamlı olarak yoğun bir endişe ve evham söz konusudur. Günlük hayatın içinde hepimizin karşılaşabileceği ufak tefek olumsuzlukları dahi kafalarına takma ve bunları abartma eğilimindedirler. Örneğin, kişi eşinin veya çocuğunun her evden çıkışında bir trafik kazası geçireceğini düşünür ve evhamlanır ya da her mesai saati sonunda işten çıkarılacağını düşünerek gereksiz bir endişeye kapılır. Bu tür olumsuz düşünceler kişinin iş ve özel hayatını olumsuz etkileyerek işlevselliğini bozar. Örneğin, üzüntünüzü ve kaygınızı kontrol etmekte güçlük yaşadığınızda, işyerindeki performansınızda, ilişkilerinizde veya günlük hayatınızı sürdürmede ciddi problemler yaşarsınız. Sürekli kaygı ve endişe hali, huzursuzluk, kolay yorulma, konsantre olamama, gerginlik, uykuya dalamama gibi şikayetleri de beraberinde getirir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan kişiler sahip oldukları endişe sayesinde felaketleri önlediklerini veya kendilerini gelecekte olabilecek bir felakete hazırladıklarını düşünürler ama bu durum kaygının daha da artmasına sebep olmaktadır. Çünkü; endişe etmek bir kaçınma davranışıdır ve gerçek bir olay sırasında kişinin durumla etkili olarak başa çıkmasına engel olur. Kaygı yaratan şeylerden kaçınma başlar. Örneğin uçağa binmekten korkuyorsanız, uçakla seyahat edemezsiniz. Çocuğunuzun başına bir şey geleceğinden korkuyorsanız, onu dışarı çıkaramazsınız. Sonuç olarak hayatınız ve işlevselliğiniz ciddi boyutta engellenir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu genellikle erken gençlik döneminde başlar ve tedavi edilmezse kronikleşebilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık görülmektedir. Araştırmalara göre tanı koyulanların  %75’inde eşlik eden bir başka anksiyete hastalığı ve depresyon olduğu bildirilmiştir. Hastalığın nedeni henüz tam olarak netleşmese de, sebep olarak bir çok faktörün rol oynayabileceğini söyleyebiliriz. Beynimizdeki kimyasal ve hormonal denge, stres yaşadığımızda veya yaşanan bir travma sonrası değişebilmektedir. Dolayısıyla kaygı bozukluğuna sebep olabilmektedir.  Araştırmalar kaygı bozukluğunun genetik olup aileden de geçebileceğini, bununla beraber kişinin çocukluk dönemindeki aile tutumunun bu hastalığın gelişmesinde önemli roller oynadığını göstermektedir.

    ANKSİYETE BOZUKLUĞUNUN TEDAVİSİ

    Öncelikle kişinin fizyolojik belirtilerinin psikiyatrik olmayan başka tıbbi bir durumdan kaynaklanmadığı kesinleşmelidir. Hipertiroidizm veya diğer endokrin kaynaklı rahatsızlıklar, kalsiyum eksikliği, düşük kan şekeri, bazı kalp rahatsızlıkları ve kullanılan ilaçların yan etkileri bir uzman tarafından kapsamlı olarak değerlendirilmelidir. Bu tıbbi rahatsızlıklar ekarte edildikten sonra yaygın anksiyete bozukluğundan söz edilebilir.

    Yaygın Anksiyete bozukluğunun tedavisinde ilaçlı tedavi, psikoterapi veya her ikisi kullanılabilir. Araştırmalar ilaç ve psikoterapi birlikte kullanıldığında daha etkili sonuçlar alındığını göstermektedir.

    En etkili psikoterapi tekniği olarak bilişsel davranışçı terapi kullanılmakta olup, aynı zamanda diyalektik davranışçı terapi ve gevşeme teknikleri gibi psikoterapi yöntemleri de kullanılmaktadır. Bilişsel davranışçı terapide hastaların terapist ile işbirliği yaparak kendilerini daha iyi fark etmeleri sağlanır. Karşılıklı hedefler belirlenir ve buna uygun alıştırmalar yapılır. Hastaya kaygı ile etkili bir şekilde mücadele etmesini sağlayacak bireysel karşı koyma teknikleri öğretilir. Psikoterapideki hedef, hastanın kaygılarını iyi tanıması ve onları kendi kendine kontrol edebilmesi olmalıdır.

  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesif-Kompulsif bozukluk takıntılı davranışlara ve düşüncelere sebep olan bir psikolojik rahatsızlıktır. Obsesyon istemsiz olarak tekrar eden ve kaygı yaratan düşüncelerdir.Kompulsiyon; obsesif kompulsif bozukluğa sahip kişilerin obsesif düşüncelerinden kaynaklanan, tekrar eden davranışlardır. Bu rahatsızlık kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkileyebilir ya da uzaklaşmaya sebep olabilir. Günlük yaşantıda eline kir bulaşma korkusundan gereksiz yere sık sık el yıkama, bakteri öldürücü kullanma, dışardaki tuvaletleri kullanmama en yaygın görülen obsesif kompulsif bozukluk semptomlarıdır. Obsesif-Kompulsif Bozukluğa sahip kişiler el yıkama ya da herhangi bir kompulsif davranışı yapınca rahatladıklarını düşünürler fakat bu davranışlar bir süre kaygıyı düşürürken kaygının ve huzursuzluğun ilerleyen zamanlarda arttığını farkedemeyebilirler. Rahatlamanın aksine kompulsif davranışlar kaygıyı ilerleyen zamanlarda arttırıp kompulsif davranışların artmasına ve devam etmesine sebep olur.Bilişsel davranışçı terapiyle bu davranışlar tamamen yok edilebilir ve obsesif-kompulsif davranışlar hakkında farkındalık kazandırılabilir. Eğer aşağıdaki DSM-V tanı kriterlerini karşılıyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekir.

    DSM-5’e göre1 obsesif-kompulsif bozukluğun tanı kriterleri şunlardır;
    A- Takıntıların (obsesyonların), zorlantıların (kompulsiyonların) ya da her ikisinin birlikte varlığı:
    Takıntılar (obsesyonlar) (1) ve (2) ile tanımlanır:
    1- Kimi zaman zorla veya istenmeden geliyor gibi yaşanan, çoğu kişide belirgin bir kaygı ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, itkiler ya da imgeler. 
    2- Kişi, bu düşüncelere, itkilere veya imgelere aldırmamaya ya da bunları baskılamaya çalışır ya da bunları başka bir düşünce ya da eylemle yüksüzleştirme (bir zorlantıyı yerine getirerek) girişimlerinde bulunur. 
    Zorlantılar (kompulsiyonlar) (1) ve (2) ile tanımlanır: 
    1- Kişinin takıntısına tepki olarak ya da katı bir biçimde uyulması gereken kurallara göre yapmaya zorlanmış gibi hissettiği yinelemeli davranışlar (örn. el yıkama, düzenleme, denetleyip durma) ya da zihinsel eylemler (örn. dinsel değeri olan sözler söyleme, sayı sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme). 
    2- Bu davranışlar ya da zihinsel eylemler yaşanan kaygı ve sıkıntıdan korunma ya da bunları azaltma ya da korkulan bir olay ya da durumdan sakınma amacı ile yapılır, ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler, yüksüzleştireceği ya da korunulacağı tasarlanan durumlarla gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da aşırı bir düzeydedir. 
    B- Takıntılar ya da zorlantılar kişinin zamanını alır (örn. günde bir saatten çok zamanını alır) ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur. 
    C- Takıntı-zorlantı belirtileri, bir maddenin (kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojisi ile ilgili etkilerine bağlanamaz. 
    D- Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozukluğun belirtileri ile daha iyi açıklanamaz.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı, daha önce öğrenilen bilgilerin sınav sırasında kullanılamamasına sebep olan ve kişinin potansiyelini gerçekleştirmesine engel olan yoğun kaygı olarak tarif edilebilir. Kaygının iki türünü birbirinden ayırmak gerekmektedir. Kişi eğer sınava yeteri kadar hazırlanmadıysa ve kaygısı bilgi eksikliğinden kaynaklanıyorsa bu tepki doğaldır. Ancak sınava yeteri kadar iyi hazırlanıldığı halde kişi panik duygusuna kapılıyorsa ve fazla tepki veriyorsa bu doğal bir tepki değildir. Kişinin belli bir miktarda kaygı yaşaması normaldir fakat sınava farklı anlamlar yüklendiğinde, sınavı mutlaka kazanmaları gereken bir savaş olarak olarak gördüklerinde, bu durum onlar için bir sorun halini almaya başlamaktadır. İlk olarak sınavlara yüklenen anlamı sorgulamalı ve sınavın gerçekte ne olup olmadığını anlamamız gerekmektedir.

    Sınav Ne Değildir?

    Çoğunlukta unuttuğumuz gerçeklerden biri şudur ki; sınav kişinin değerini ölçen bir araç değildir. Kişinin geleceğini belirleyecek tek araç da değildir. Sınavda başarılı olmak hayatta mutlu olmanın tek yolu değildir. Sınav sadece öğrenilenlerin değerlendirilmesine yarayan ve bu bilgilerle bir üst kuruma yerleşmeyi sağlayan bir araçtır.

    Kaygı ile Korku Arasındaki Fark Nedir?

    Kaygı, kişinin duygusal ya da düşünsel olarak kendisini baskı altında hissettiğinde ortaya çıkan bir duygudur. Kaygı ile korku aynı şey değildir. Korku duygusu hissedildiğinde, kişinin fiziksel varlığını tehdit eden bir unsur vardır. Kaygı duygusunda ise kişinin fiziksel varlığına yönelik bir tehdit yoktur. Korku daha kısa süreli iken, kaygı ise daha uzun süre devam etmektedir. Kişi kaygıyı kendi olumsuz düşünceleri neticesinde üretmektedir.

    Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir?

    Konsantrasyon bozukluğu, huzursuzluk, endişe, sıkıntı, üzüntü, başarısızlık duygusu, gerginlik veya sinirlilik halidir. Bedensel belirtiler ise; kalp atışlarının hızlanması, solunum sayısının artması, ağız kuruluğu, yoğun iç sıkıntısı, uyku düzeninde bozulma, bağırsak hareketlerinde bozulma, yüz, boyun, omuz, karın, bel kaslarında gerginlik.

    Hiç Kaygı Yaşamadan Başarı Gelir mi?

    Her duygu gibi “kaygı”da kişinin yaşamında önem taşımaktadır ve gereklidir. Her öğrencinin belli bir düzeyde kaygı yaşaması normaldir. Orta düzeyde bir kaygı kişiye enerji verir, motive eder. Amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir. Yoğun kaygı ise, konsantrasyon zorluğuna, karar vermede zorluk yaşamaya, unutkanlığın artmasına, öğrenilen bilgilerin kullanılamamasına sebep olmaktadır. Orta düzeyde kaygı ile birlikte kişinin dikkati artar, öğrenme gücü artar, hatırlaması kolaylaşır, zamanı verimli kullanabilme konusunda beceri kazandırır, odaklanmayı artırır.

    Sınav Kaygısı Yaşıyor Musunuz?

    • Sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsanız,

    • Sınavda heyecanlandığınız için çok iyi bildiğiniz ve çalışmış olduğunuz halde başarılı olamıyorsanız,

    • Sınav sırasında midenizde, karın bölgenizde gerilme ya da rahatsızlık duyuyorsanız,

    • Sınav sırasında soğuk terleme ve baş ağrıları çekiyorsanız,

    • Sınav sırasında bildiğiniz bilgileri unutuyorsanız,

    • Sınavda soruları gerçekte olduğundan daha zormuş gibi algılıyorsanız ve gerçekte kolay olan soruları yanıtlamakta zorlanıyorsanız,

    • Dikkatsizlik yüzünden çok yanlış yapıyorsanız sınav kaygısı yaşıyor olabilirsiniz.

    Sınav Kaygısının Oluşmasında Etkisi Olan Düşünceler

    Kişinin sınav kaygısı yaşamasına sebep olan bazı düşünceler vardır.

    • Sınavda kesinlikle başarılı olmalıyım

    • Sınavım kesinlikle kötü geçecek

    • Başarısız olursam annem-babam ne der

    • Ya hata yaparsam?

    • Ailem benim için çok fazla fedakarlık yaptı. Onları hayal kırıklığına uğratmamam gerekiyor.

    • Kazanamazsam mahvolurum, ailemin yüzüne nasıl bakarım

    şeklindeki düşünceler kişinin kaygısını artırmakta ve performansını sergilemesine engel olmaktadır. Bu düşüncelerin hiçbir işlevselliği yoktur. Bu düşünceler akıllarından geçtikten sonra ilk önce onların duygularını, sonrasında davranışlarını etkilemektedir.

    Sınav Kaygısı ile Baş Etme Yöntemi Olarak Yararlı Düşünceler

    Kişinin aklından geçen olumsuz düşüncelerin gerçekliği sınandığında aslında hiçbir gerçekçi yanı olmadığı ve olumlu yönden kişiye hiçbir katkısı olmadığı görülmektedir. Bu tip düşünceler kişiyi hem amacından uzaklaştırmaktadır hem de endişesini artırmaktadır. Sınav kaygısı ile baş etmek için sınav kaygısını oluşturan düşünceleri alternatifleri ile değiştirmek gerekmektedir. Bu alternatif düşünceler;

    • Bu sınavdan yüksek puan almak için elimden geleni yapacağım ve çalışacağım ama alamazsam da bu dünyanın sonu değil,

    • Sınav hayatımın anlamı değil,

    • Sınav için elimden geleni yapacağım fakat başarılı olamasam da ailem beni sevmeye devam edecek,

    • Sınavda başarılı olamazsam bu benim hayatımın sonu olamaz,

    • Sorumlu olduğum çok fazla konu var fakat zamanımı iyi planlarsam hepsini yetiştirebilirim.

    Şeklinde düşünmek kişinin kaygısını azaltacaktır. Düşünce sisteminde yapılmış olan değişiklik kişinin doğrudan duygusunu etkilemekte ve bu da beraberinde davranış değişikliğini meydana getirmektedir.

    Kaygı ile Başa Çıkma Yolları

    Kaygı ile başa çıkmanın ilk adımı, kaygıyı meydana getiren düşünce ve duyguların farkına varmaktır. Bu sebeple, sınav öncesi ve sonrası kaygı yaşayan kişi ilk önce bunun nedenleri üzerinde düşünmeli ve gerçekçi bir bakış açısıyla bütün unsurları değerlendirmelidir.

    Kişiyi kaygılandıran sınav değil, sınava ve sınavın sonuçlarına yüklenen farklı anlamlar ve sınav hakkında üretilen olumsuz düşünceler olduğunu kabullenmek gerekmektedir. “Mutlaka …. lisesine gitmeliyim” veya “mutlaka ….. bölümü kazanmalıyım” şeklindeki -meli, -malı’lı ifadeler kişinin kendi üzerinde stres ve baskı yaratmaktadır. Sınavlar sizin değerinizi belirleyen, kişiliğinizi ölçen araçlar değildir.

    Gevşeme Tekniği

    Eğer yoğun kaygı içindeyseniz gevşeme tekniği ile bedeninizin tümünün gevşemesini sağlayabilirsiniz. Bu teknik ağrılarınıza iyi gelir, zihninizin boşalmasını, dikkatinizin artmasını sağlar ve kanı harekete geçirir. Ayakta, oturarak ya da yatarak uygulayabilirsiniz.

    • Burnunuzdan derin bir nefes alırken ayağınızı yere yapıştırın. Nefesinizi tutarken ayaklarınızla yeri kavramaya çalışın. Yatıyorsanız ayaklarınızın parmak aralarını açarak gerin. Nefesinizi burnunuzdan yavaşça verirken ayaklarınızı gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken baldırlarınızı kasın, nefes verirken gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken bacaklarınızın üst kısmını kasın, nefes verirken gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken bir yandan kalçanızı sıkın bir yanan da karnınızı içine çekin, nefes verirken gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken ellerinizi yumruk yapıp bileklerden içeri kırın ve kollarınızı kasın, nefes verirken elleri, kolları gevşetin.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken omuzlarınızı yukarıya doğru kaldırın, nefes verirken omuzlarınızı düşürün.

    • Nefes alın. Nefesinizi tutarken tüm yüzünüzü buruşturun, nefes verirken yüzünüzü gevşetin.

    Sınav Kaygınızı Nasıl Azaltabilirsiniz?

    Sınavdan önce;

    • Zamanınızı planlamaya çalışın. Çalışmanız gerekenleri planlayın. Çalışmalarınızı başka bir zamana ertelemeyin

    • Daha önceki başarısızlıklarınızdaki başarısız olma sebeplerinizi araştırın ve bunlara yönelik hedefler oluşturun

    • Beslenmenize, uyku düzeninize dikkat edin

    Sınav Sırasında;

    • Olumsuz düşüncelerinizi aklınızdan çıkarmaya çalışın

    • Duygu ve düşünceleriniz üzerindeki farkındalığınız ile birlikte kontrolü sağlayın

    • Yapabileceğiniz sorulardan başlamak sizleri motive eder, kaygınızı azaltır

    • Yapamadığınız sorulara işaret koyup atlayın, sorular bitince yapamadığınız sorulara tekrar dönün

    • Kaygınızın arttğını hissettiğinizde birkaç dakika arkanıza yaslanın, derin nefes alarak dinlenin

    • Sınav sırasında “daha çok çalışmalıydım” vb. şeklinde düşünmek yerine “şuanda ne yapabilirim” diye düşünmeye çalışın

    Sınav Sonrasında;

    • Kendinizi ödüllendirin

    • Keyif veren etkinliklere mutlaka zaman ayırın

    • Eksikleriniz üzerinde düşünüp, bu eksikleri nasıl tamamlayabileceğinize yönelik planlama yapın.

    Sınav Öncesi Ailelere Öneriler

    Aileler sınavı hayatın en önemli olayı görüp çocuğuna bu şekilde yansıttığında, çocuk sınavları gözünde büyütmeye başlar ve kaygısı artar. Sınav kaygısını artırıcı konuşmalar yapmak, ailenin kendi gerginliğini ve stresini çocuğuna yansıtması ve sınavın sonuçlarıyla ilgili aşırı meşgul olması çocukların kaygısını artırır. Onlara yardımcı olmak için sınavla ilgili değil, sınavlar için harcadığı emek ile ilgilenmek ve onları cesaretlendirmek gerekir.

    Sınav sürecinde bazı anne-babalar tatil programı yapmamak, eve misafir çağırmamak gibi fedakarlıklar yaparlar ve kendi hayatlarını unutup sadece çocukları için yaşarlar. Bu durum çocuğa sınavın hayatları için çok önemli olduğunu, ailelerinin fedakarlıklarına yanıt vermeleri gerektiğini düşünmelerine sebep olur ve beraberinde çocuğun kaygısı artar.

    Sen yaparsın, başarırsın, güveniyorum gibi sözler de onların üzerinde baskı oluşturur ve kaygılarının artmasına sebep olur. Öncelikle çocuğunuza inanın, kişinin her zaman kazanmasının ve başarılı olmasının mümkün olmadığını, kazanmak kadar kaybetmenin de hayatın bir parçası olduğunu ve hayatın sonu olmadığını anlatın. Sınav sonucu ne olursa olsun sizin onu sevdiğinizi ve sevmeye devam edeceğinizi belirtin. Sınavlar gelip geçicidir ama çocuğunuzla kuracağınız ilişki kalıcıdır. Çocuğunuza onun başarısından ziyade önemli olanın, elinden gelenin en iyisini yapmak olduğunu, sınavın ondan ve sağlığından daha değerli olmadığını, başarısız olsa da ona karşı sevginizin devam edeceğini, onu her koşulda seveceğinizin mesajını verin. Sınavlar çocuğunuzu sevmeniz için bir ölçüt değildir. Her çocuğun başarıyı yakalayacağı alan farklı olabilir.

    Sınava ilişkin A-B-C planları olsun. En kötü ihtimali de gözden geçirin ve birlikte yedek bir plan oluşturun. Yedek bir planının olduğunu bilmesi de onu da rahatlatacaktır. Çocuğunuz ile ilgili beklentilerinizde gerçekçi olun. Yapabileceğinizden çok daha fazla ders çalışmasını beklemek ya da sınavda kapasitesinin çok üstünde başarı sağlamasını beklemek kaygısının artmasına sebep olacaktır.

    Ders çalışırken çocuğunuzu takdir edin. Olumsuz yanlarını görüp, “bu şekilde olmaz, kazanamazsın, başaramazsın” yerine, ders çalıştığı zamanlarda gayretini takdir edin. Sürekli olarak “ders çalış” demek çocukta çalışma isteği uyandırmaz, daha çok ders çalışmaktan uzaklaşmasına neden olur. “ne yaptın, anlayamadığın yerler var mı, beraber gözden geçirmek ister misin, bizlerden beklentin, isteğin var mı” şeklinde bir yaklaşım tercih edilmelidir.

    Kimse kesinlikle başkasıyla kıyaslanmak istemez. Anne-babalar bazen kötü niyetle değil ama motive ettiklerini düşünerek, çocuklarını başkalarıyla kıyaslayabilmekteler. Bunun kesinlikle hiçbir motive edici özelliği yoktur. Negatif cümlelerden uzak durmak gerekmektedir. Aynı şekilde “bu şekilde başaramayacaksın” demek de onların kendilerine olan güvenlerini sarsmaktadır.

    Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak yaşadığı zorlukları anlamaya çalışın. Kaygılarını, endişelerini görmezden gelmeyin. “bu şekilde hissetmemelisin” diyerek duygularını küçümseyip, yok saymayın. Her koşulda onu anladığınızı ve her koşulda ona destek olacağınızı ona hissettirin.

    Sınav kaygısı birçok kişi tarafından yaşanabilmektedir. Özellikle bilişsel ve davranışçı müdahaleler ile üstesinden gelinebilecek bir durumdur. İlk olarak hissettiğiniz duygular hakkında farkındalık kazanıp, bu duruma yönelik baş etme yöntemlerini deneyebilirsiniz. Buna rağmen yine de sınav ile ilgili kaygı yaşamaya devam ediyorsanız uzman desteği almanız daha sağlıklı olacaktır.

  • Çocuklarda kaygı bozuklukları

    ANKSİYETE “Kaygı”: Organizma için tanımlanabilir ya da tanımlanamaz herhangi bir durum karşısında yaşantılanan gerginlik, kaçınma, kaçma, saldırma gibi duygu ve düşüncelere yol açan ve kişi tarafından nahoş bir duygu olarak tanımlanır. Gerçek bir tehlike durumunda anksiyete uygun bir tepki olurken, yanlış algılama ve yorumlamayla ortaya çıkan anksiyete uygunsuz ve sorun yaratıcıdır.

    Risk Etmenleri-1

    Yapısal huy özellikleri

    Genetik etki (%40’ın altında)

    CO2’e aşırı duyarlılık (Solunum düzensizliği)

    Anababada ruhsal bozuklular: Kaygı Bozukluğu, Depresyon.

    Anababa yetiştirme tutumları: aşırı koruma-kollama, örseleme, otonomi gelişimini engelleme, kaygıyı yatıştıramama.

    Çocuklarda, erişkinlerde tanınan tüm Kaygı Bozuklukları görülebilmektedir.

    Erişkinlerde tanısı olmayan Ayrılma Kaygısı Bozukluğu çocuklarda sıktır.

    Klinik tablolarda çocuğun gelişim dönemine özgü farklar vardır.

    Sıklık: % 5 -10

    Çocukların Kaygı Bozuklukları Tipleri

    Fobik Bozukluk

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Sosyal Fobi

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Panik Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Fobik Bozukluk

    Bir nesne ya da duruma karşı mantıksız korku duyma

    Hayvanlar

    Yükseklik

    Kan fobisi

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Çocukluk dönemine özgüdür.

    Çocuğun bağlandığı kişilerden ya da evden ayrılması söz konusu olduğunda gösterdiği aşırı kaygı tepkisidir.

    Çocuğun yaşına uygun günlük işlevlerini bozar.

    Sosyal Fobi

    İncelenme, alay edilme, aşağılanma ya da utandırılma korkuları nedeniyle sosyal ortamlarda yoğun kaygı yaşama.

    İyi tanıdıkları kimselerin yanında olmaz.

    Yaygın formunda her türlü sosyal ortamdan kaçınılır.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaşamın bir çok alanına ilişkin kaygıların bir arada olması ve işlevselliği bozması (Dış görünüş, Okul ödevleri, Parasal durum, Gelecek vb.)

    BELİRSİZLİĞE TAHAMMÜLSÜZLÜK: Net olmayan olay ve durumlarda duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimidir. YAB olan kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulur ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar.

    Sıklıkla başka ruhsal bozukluklarla eş zamanlıdır.

    Panik Bozukluğu

    Bir felaketin eşiğine gelmiş olmaktan duyulan yoğun korku.

    Fizyolojik belirtileri: Taşikardi, nefes darlığı, boğulma duygusu, terleme, bedene veya çevreye yabancılaşma hissi

    Herhangi bir uyarana bağlı olmaksızın kendiliğinden başlar.

    Başlangıcı genelde ergenlik döneminde olur.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Gerçek bir olay nedeniyle başlaması ve geçmişteki olayın yeniden yaşanması nedeniyle diğer kaygı bozukluklarından ayrılmaktadır.

    Oluşumunda kendisinin ya da başkasının bedensel bütünlüğünü tehdit eden şiddetli zorlayıcı yaşantılar etkilidir.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    En az biri:

    Travmayı canlandıran, yineleyici, kompulsif, kaygıyı yatıştıramayan, içeriği yoksul oyun oynama.

    Travmaya ilişkin yineleyici, dalıcı düşünceler (anlatımlar, sorular vb.)

    Yineleyici korkulu rüyalar

    Travmayı anımsatan uyaranlara karşı fizyolojik kaygı tepkileri verme

    Yineleyici geri-dönüşler (flashbacks) ya da disosiyasyonlar (donakalma, bakakalma)

    Tepkisellikte azalma ve gelişiminde ketlenme: sosyal içe dönme, duygulanımda kısıtlılık, ilgi azalması, kaçınma, ani yeni korkular

    Uyarılmada artış: konsantrasyon güçlüğü, irkilme, tetikte olma, sinirlilik ve öfke nöbetleri.

    Eş-hastalanma

    Anksiyete sadece anksiyete bozukluklarında görülen bir belirti değildir. Duygudurum bozukluklarından psikotik bozukluklara kadar pek çok klinik tabloda anksiyete bir belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Diğer bir Kaygı Bozukluğu

    Depresyon

    Madde kötüye kullanımı

    Davranım Bozukluğu

    DEHB (dikkat eksiliği hiperaktivite bozukluğu)

    Tedavi-￿ Psikoterapi, Psikoterapi ve Farmakoterapi (İlaç tedavisi)

    Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler

    Aile Terapileri

  • Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kurtulamayız!

    Daha dogrusu kurtulmamalıyız!

    Çünkü kaygı kurtulunması gereken değil, neşe, sevinç, üzüntü, pişmanlık, hayal kırıklığı veya kıskançlık gibi hissedilmesi gereken bir duygudur. Hatta belki de digerlerin daha da önemli bir duygudur çünkü bizi hayatta yani sağ tutma gücüne sahiptir. Nasıl mı? Söyle düşünelim, diyelim ki son teknoloji bir ürün icat edildi (olmaz da) ve kaygı duygumuzu sokup aldı. Neler olur dersiniz?

    • Karşıdan karşıya geçerken sağımıza solumuza bakmayarak bir arabanin altinda kalabiliriz.
    • Yolda yürürken çocuğumuzun elini tutmayarak çocuğumuza bir zarar gelmesine
    • Arabamızın ya da evimizin kapısını kilitlemeyerek hirsizlara davetiye cikarmis olabiliriz.
    • Ütüyü fişden çekmeyerek bir yangın çıkmasına neden olabiliriz.

    Örnekler çoğaltılabilir ve benzeri bütün tehlikelerden bizi koruyan duygu “kaygı” duygusudur. Basimiza bir sey gelmemesi için kaygılanır ve önlem alırız. Aldığımız onlemler de bizim ya da sevdiklerimizin hayatta kalmasını sağlar. Ayrıca kaygı motivasyonumuzu arttırır. Çalışmamız gereken sınavlara, bitirmemiz gereken projelere hazırlanmamız için bizi alarmda tutar.

    Demem o ki kaygımızı fark edelim, sevelim, hissetmekten kaçınmayalım. Kurtulmayı değil, bizi hayatta tuttuğu ve motivasyonumuzu arttırdığı için teşekkür etmeyi deneyelim.

    Not:Kaygı bozuklukları ciddi ruhsal sağlık sorunlarıdır ve mutlaka destek alınmalıdır, destek alındığında çözümü vardır. Burada bahsedilen kaygı, bozukluk mertebesine ulaşmamış, sağlıklı kaygıdır.

  • Hamilelik ve Psikoloji

    Hamilelik ve Psikoloji

    Anne adayının hamilelik sürecini rahat geçirebilmek adına alınması gereken 5 önlem;

    1. Eş ile yakın ve iyi bir iletişim içinde bulunmak

    2. Sosyal çevreden uzak kalmamak, ihtiyaç duyulduğunda yakın çevreden sosyal destek almak

    3. Hamilelik dönemi,doğum ve sonrası hakkında bilgi edinmek

    4. Bebeğe hazırlık hakkında deneyimli kişilerden bilgi almak

    5. İhtiyaç duyuluyorsa, profesyonellerden psikolojik destek almak

    Çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Bu dönem birçok kadın için mutluluk ve üzüntü, yalnızlık ve birliktelik, cesaret ve kaygı gibi zıt duyguların bir arada olduğu bir duygusal dalgalanma dönemidir. Bu dönemde yaşanan korku ve kaygılar oldukça doğal ve olağandır. Bu korku ve kaygıların bir kısmı vücuttaki fiziksel değişikliklere, bir kısmı da yaşantılara bağlıdır. Bu dönem aslında anne adayının kendini, kadınlığını, duygulanımlarını ve değişkenliklerini keşfestmesi için ideal bir dönemdir.  

    Hamilelik döneminde, anne adayının bebeğin sağlığı, doğum, bebeğin bakımı, emzirme gibi bir çok konuda kaygı yaşaması olağan bir durumdur. Yaşanan bu kaygılarla baş edilebildiği sürece stressiz bir hamilelik geçecektir. Bu durum, henüz anne karnındayken bebeğin de ruhsal sağlığını etkiler. Anne adayının yapması gereken, bu kaygılarıyla savaşmak değil, onları bu dönemin doğal bir parçası olarak olduğu gibi labul etmektir.  

    Hamilelikte, özellikle de son aylarda, sıklıkla canlı ve bazen de korkutucu yalar görülür. Bu durum tamamen normal bir durumdur. Rüyalar, geçmiş olumsuz yaşantılar, çözülmemiş çatışmalar, bitirilmemiş işler, bazı fanteziler ve bunların yarattığı kaygıları güvenli bir şekilde çözmeyi sağlarlar. Başka bir deyişle, rüyalar beynin kendi kendine olumsuzlukları nötr hale getirdiği bir mekanizmadır. Anne adayının bilinçaltı bazı korkularını, kaygılarını, anneliğe ve gebeliğe dair çözemediği endişeleriyle yüzleşmenin dolaylı bir yoludur. Dolayısıyla, korkutucu değillerdir. Aksine, ruh sağlığına olumlu etki yaratan bir süreçtir. Yapılacak en büyük yanlış, rüyaları genel tabirleriyle algılamaya çalışmaktır. Görülen her rüya, gören kişinin içsel dinamiklerine göre yorumlanmalıdır.

    Hamilelerde 3’er aylık aralıklarla görülen olası stres süreçleri:

    İlk 3 aylık periyod: Bu dönemde anne adayının bebeği henüz hissedememesine oldukça sık rastlanır. Sıkıntılar daha çok fiziksel alandaki sıkıntılardır. Anne adayı bebeği hissedemediği için suçluluk duygusu yaşayabilir. Özellikle ilk kez hamile kalınıyorsa, deneyimsizlikten dolayı neleri yapıp yapamayacağını kestiremediği için kendisine aşırıya varan kısıtlamalar getirebilir.

    İkinci 3 aylık periyod: Test ve tetkiklerin yapılması gerekliliği anne adayı için farklı bir stres kaynağıdır. Bebeğin sağlıklı olup olmamasıyla ilgili endişeler yaşanabilir.

    Son 3 aylık periyod:  Doğumun yaklaşmasıyla birlikte anne adayının kendine yönelik kaygıları artar. Anne adayı kendisinin kadın olarak çekici olmadığı duygusunu yaşayabilir. Anne-baba rolü ile kadın-erkek rolünün doğallaşması konusunda bir sürece girilir.

  • Hayatımız sınav mı?

    Yaşamımız boyunca, bizi strese ya da sıkıntıya sokan pek çok olayla karşılaşırız. Sınavlar da bunun en güzel örneklerinden. Okula başladığımızdan beri sınavlar hayatımızın ayrılmaz parçası.

    Sınavlar neyi ne kadar öğrendiğimizin aynasıdır aslında ve bizim eksik olan bilgilerimizi tamamlamamız için bir fırsat sağlar. Ancak uzun yıllardır ne yazık ki sınavlar bu işlevlerinden oldukça uzak anlamlar taşımakta bireyler için. Başarılı -başarısız, değerli -değersiz, zeki ya da değil vb pek çok sıfatı içinde barındırarak her yaştan kişiyi etiketlemek için kullanılır durumda. Sınavlar bizim genel olarak nasıl olduğumuzu göstermez sadece öğrendiğimiz ya da çalıştığımız konu ile ilgili bilgi verir. Yani sınav sonuçları biz değilizdir.

    Bazen sınavlar sonucunda elde ettiğimiz notlar o kadar önemli hale gelir ki sanki sınavların sonuçları biz oluruz. Bu da sınavlara gereğinden fazla anlam yüklememize ve kendi üzerimizde baskı yaratmamıza sebep olur. Bu baskı bazen öylesine artar ki sınavda yapabilecekken bile yapamaz duruma getirir, ruhsal ve fiziksel iyilik halimizi hatta aile ilişkilerimizi etkiler hale gelir. Sınavla ile ilgili düşüncelerimiz onu canavara dönüştürür.. Örneğin, sınava hazırlanırken ne kadar çalışırsanız çalışın yeterli olmayacağını düşünüyorsanız, bu sizin çalışmanızı ve sonuçta da başarınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Olumsuz duygu ve davranışlara yol açan sınavın kendisi değil, bizim sınavla ilgili oluşturduğumuz olumsuz ya da yararsız diyebileceğimiz düşüncelerimizdir

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı, sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesini engeller. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve beklenen başarıyı gösteremez.

    Bu düşünceleri kontrol edebilir miyiz? Edebilirsek sonucu değiştirebilir miyiz?

    Kaygıyı yok etmek mi kontrol altında tutabilmek mi?

    Tüm duygularımız gibi “kaygı” da hepimizin günlük yaşamda sıkça karşılaştığı bir duygu. Her ne kadar bu duyguyu yaşamaktan hoşlanmasak da aslında bizim için oldukça hayati bir görevi var kaygının. Kaygı, orta düzeyde yaşandığında kişiye enerji verir ve onu mücadele etmek için olumlu yönde uyararak motive eder. Yani aslında sınav sebebiyle yaşamakta olduğumuz orta düzeyde kaygı bizi başarılı olmaya motive edecektir. Ancak, bu dozu iyi ayarlamak gerekir. Temel amaç, kaygıyı tamamen yok etmek değil, onu istenilen düzeyde tutabilmektir.

    Acaba siz de sınav kaygısı yaşıyor musunuz?

    Şimdi, bahsettiğimiz sınav kaygısının sizde de olup olmadığına bir bakalım…

    • Sınav yaklaştıkça bir boşluk yaşıyor ve tüm bildiklerinizi unuttuğunuzu düşünüyorsanız,

    • Sınavla ilgili yoğun düşünceler ders çalışmanızı ve konsantrasyonunuzu düşürüyorsa,

    • Sınavla ilgili olarak zihninizde aniden olumsuz düşünceler beliriyor ve çalışmalarınızı olumsuz etkiliyorsa,

    • Sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsanız,

    • Sınavda heyecanlanıp çok iyi çalışmış olduğunuz ve bildiğiniz halde başarılı olamıyorsanız,

    • Sınav sırasında midenizde, karın bölgenizde gerilme ya da rahatsızlık oluyorsa,

    • Sınav sırasında soğuk terleme ve baş ağrıları çekiyorsanız,

    • Sınav sırasında zihninizin donduğunu bulanıklaştığını ve tam olarak düşünemediğinizi hissediyorsanız,

    • Sınav sırasında bildiklerinizi de unutuyorsanız,

    • Soruları olduğundan daha zor gibi algılıyor ve aslında basit olan cevapları kaçırıyorsanız,

    • Dikkatsizlik yüzünden çok sayıda hata yapıyorsanız,

    • Hiç beklemediğiniz halde sınavdan çok kötü bir not aldıysanız,

    • Çalışmanıza rağmen kötü notlar alıyor ve kendinize olan güveninizi yitiriyorsanız,

    • Sınav zamanları size zulüm gibi geliyorsa…