Etiket: Kaygı

  • Sosyal Fobi Nedir?

    Sosyal Fobi Nedir?

    Psikiyatride kaygı bozuklukları içinde yer alan bir rahatsızlıktır sosyal fobi. Sosyal anksiyete olarak da adlandırılır. Fobiler, belli durumlarda yaşanan korkular olduğuna göre, sosyal fobi de sosyal ortamlarda yaşanan kaygı olarak tanımlanabilir. Sosyal fobinin genel belirtilerine baktığımızda; Kişi yeni bir ortama girdiğinde kaygı yaşar, sıkıntı duyar, endişelilik hali söz konusudur. Çarpıntı, kaygı, kendini ifade etmede sıkıntı yaşanması da bu tabloya eşlik eder.

    Sosyal fobik kişiler yaşamlarını sürdürdükleri ortamda, yeni bir kişiyle tanışmak durumunda kaldığında bundan heyecan ve sıkıntı duyar. Eğer öğrenciyse bu kişi, sınıfta söz almakta güçlük çeker, kendisi söz almak istemez bu kaygısı nedeniyle. Eğer konuşmak durumunda kalırsa, yüzünde kızarma, sesinde kısılma olur, ellerde titreme görülür, düşüncede blokaj, hatta konuşmanın durması gibi bir durum bile meydana gelebilir.

    Hastalığın ikincil olumsuz etkisi de toplumdan çekilme yönünde bir eğilimle kendini gösterir. Hastalığın erken döneminde çocuk utançtan kimseye söyleyemez bu sorununu. Bizim toplumumuzda utangaç çocuklar övgü bile aldıkları için önceleri bu sorunun vahimliği göz ardı edilebilir. Hastalık olduğu bilinmeyip zamanında müdahale edilmediğinde de ileride çocuk iyice güçlük çeker. Üniversite yıllarında sorun iyice artar. Çünkü tedavi edilmediğinde sorun giderek daha da derinleşir.

    Sosyal fobik bir birey bunu hissettirmeden kariyerinde ilerleyebilir mi?

    Normalde bu kişiler sosyal ortamlara gitmekten kaçınıyor. Hergün gittiği ortamlara bile girmekten kaçınıyor. Ancak, pozisyonu müsaiste belirli konuma kadar idare edilebiliyor durumu ama pozisyon yükseldikçe durum vahimleşiyor. Mesela kariyerinde yükselmiş, terfi etmiş, yurt dışına gitmesi gereken, toplantılarda sonum yapması beklenen insanları görüyoruz. Tabii ki, bu noktada çok zorlanıyorlar. Ancak bu konuma gelenler artık kendi durumlarını araştırmaya başlıyor ve bunun bir hastalık olduğunu da öğreniyor. Tedavi olmaya başlıyorlar dolayısıyla. İşte bu noktada müdahale başlıyor…

  • Panik Bozukluk ve Baş Etme Yöntemleri

    Panik Bozukluk ve Baş Etme Yöntemleri

    Panik bozukluk ve panik atak nöbetleri, günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan biri haline geldi. Birebir yaşamasanız bile çevrenizden, arkadaşlarınızdan panik bozukluğun fiziksel belirtilerine dair bilgiler duymuş olma olasılığınız yüksek. Bu noktada dikkat edilmesi gereken “panik bozukluk” ve “panik atak” kavramlarını birbirinden ayırt etmek olacaktır. Panik bozukluk, kendiliğinden ve bir anda ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur.

    Panik atak ise, anksiyete(kaygı, bunaltı) belirtilerinin aniden başladığı ve 10 dakika içerisinde en yüksek düzeye ulaştığı yoğun bir korku ve rahatsızlık dönemidir. Bu ataklar genellikle 10-30 dakika içerisinde sona erer. Nadiren 30 dakikadan uzun sürer. Her panik atak, panik bozukluk anlamına gelmemektedir.

    Panik Bozukluk ve Panik Atak Kriterleri Nelerdir?

    Panik Atak Kriterleri;

    • Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsanması
    • Terleme
    • Titreme/sarsılma
    • Nefes darlığı/boğuluyor gibi olma
    • Soluğun kesilmesi
    • Göğüs ağrısı/göğüste sıkıntı hissi
    • Bulantı/karın ağrısı
    • Baş dönmesi, sersemlik, düşecek/bayılacak gibi olma
    • Gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu
    • Kontrolünü kaybetme korkusu
    • Ölüm korkusu
    • Paresteziler (uyuşma ve hissizlik)
    • Üşüme, ürperme/ateş basmaları

    Bu kriterlere göre, en az 4 tanesi ani başlar, 10. dakikada en yüksek seviyeye çıkar.

    Panik Bozukluk Kriterleri;

    1. Yineleyen beklenmedik panik ataklar
    2. Panik atağın herhangi bir genel tıbbi durum, madde kullanımı ya da başka bir mental hastalık nedeni ile oluşmaması
    • Aşağıdakilerden en az biri:
      • Başka atakların olacağına dair sürekli kaygı duyma ( en az 1 ay)
      • Atağın olası sonuçları (kontrolünü kaybetme, kalp krizi, “çıldırma”, ölüm) ile ilgili kaygı
      • Belirgin davranış değişikliği ve iş, sosyal, özel hayatta işlevsellik kaybı

    İlk kez panik atak ile karşılaşan kişi, bulunduğu duruma anlam veremez. Nedenini bilemez ve yoğun korku yaşar. İlk panik atak 1/3 kalabalıkta, 1/3 evde, 1/4 araba kullanırken/araba içerisinde gerçekleşebilir. İlk atakta genel olarak yapılan şey acile başvurmak olur. Kişi bedeninde hissettiği değişimlere odaklanarak fiziksel bir rahatsızlığı olduğunu düşünür.( kalp krizi gibi) Fiziksel bir neden bulunamadığında ise yaşadığı şeye anlam vermeye çalışır.

    İlk atağın ardından kişi, bedeninde hissettiklerine odaklanır ve panik oluşturması muhtemel ortamlardan kaçınmaya başlar. “Atak geçireceğim” , “bayılacağım”, “rezil olacağım”, “öleceğim” düşüncelerinin oluşturduğu korku ve kaygı sonucunda yaşam kalitesini etkileyecek değişimler bulmaya çalışır. Kişi, kaçınma davranışlarını sergiler ve bulunduğu ortamları, yaptığı etkinlikleri, ulaşım araçlarını “panik atak geçireceğim” düşüncesi ile değiştirmeye ve azaltmaya başlar. Düşünceler ve hissedilen yoğun korku ve kaygı, kişinin iş, sosyal ve özel hayatını olumsuz yönde etkiler.

    Panik Bozukluğun Yaygınlığı

    Kadınlarda, erkeklere oranla daha yaygın olarak görülmektedir. İlk atak genellikle 20’li yaşlarda

    görülür. Nadiren 16 yaş altında ve 45 yaşın üstünde ilk atak görülebilir.

    Panik Atak Döngüsü

    Kişi fiziksel belirtiler yaşar. ( nefes darlığı, çarpıntı, uyuşma vb.)

    Fiziksel belirtileri olumsuz olarak yorumlar. ( boğuluyorum, öleceğim, bana bir şey olacak)

    Korku, endişe ve kaygı hisseder.

    Kaçınma davranışı sergiler. (otobüsten inme, pencere açma, acile gitme, ilaç alma vb.)

    Panik Atak Sırasındaki Düşünceler

    • Kendimi kontrol edemeyeceğim
    • Bayılacağım
    • Delireceğim, çıldıracağım
    • Öleceğim
    • Felç olacağım
    • Kalp krizi geçireceğim
    • Çığlık atacağım
    • Anlamsız konuşacağım
    • Aptalca davranacağım
    • Kusacağım

    Şimdi gelin, bu düşüncelerden bazılarını inceleyelim.

    Bayılacağım! :Baş dönmesi, hissizlik, bulanık görme gibi belirtiler birleştiğinde kişi bayılacağını düşünebilir, fakat bayılmaz. Bayılmanın gerçekleşmesi için kan basıncının ani düşüşü gerekir, atak sırasında ise kan basıncı düşmez.

    Öleceğim! :Kişi atak sırasında boğularak ya da kalp krizi geçirerek öleceğini düşünür. Nefes almada güçlük çekme, göğüste basınç hissettiğinde buna öleceğim olarak yorumlar. Kalp krizinde şiddetli göğüs ağrısı vardır. Atakta ise sadece kalp atışında artış gözlenir. Literatürde panik atak sırasında boğularak ölen biri bulunmamaktadır.

    Çıldıracağım! :Atak sırasında düşünceleri toparlayamama, kendinde olmama hissi oluşabilir. Kişi bunu çıldırmak olarak tanımlar.

    Felç olacağım! :Atak sırasında vücutta oluşan kasılmalar, uyuşmalar ve güç kaybı kişilerde felç olacağım düşüncesini tetikler. Fakat bunlar kısa süreli, atak sırasında yaşadığınız değişimlerdir. Felç kalma durumu söz konusu değildir.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Psikoterapi:

    Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri ile etkili sonuçlar alınmaktadır. Kişinin duygu, düşünce ve davranışları ile çalışılarak, başa çıkma becerisi kazandırılmaktadır.

    Panik Atak Nöbeti Sırasında Yapılabilecekler ve Öneriler

    • İçinde bulunduğunuz ana odaklanın: zihniniz, kaygılandığınız anda geleceğe yönelik olumsuz düşünceler üretecektir. Biraz sonra olacaklara kaygılanmamak için, “Şu anda neler oluyor? Burada güvende miyim? Şu anda yapmam gereken bir şey var mı?” şeklinde sorularak ile zihninizi ana getirmeye çalışın.
    • Nefes alışınızı kontrol etmeye çalışın: Dakikada 9-16 kez burundan nefes almak ve diyafram nefesi almak önemlidir. Nefes hızınızı düşürmeniz önemlidir. (elinizi karın bölgesinde tutarak şişip inmesini kontrol edebilirsiniz)
    • Kendinizi meşgul edin: Küçük bir yürüyüş ya da ilginizi dağıtacak fiziksel bir etkinlik ile meşgul edin. Önemli olan sizi rahatsız eden düşüncelerden uzaklaşmaktır.
    • Atak anında şekerli gıdalardan uzak durun: Bunun yerine bir bardak su içebilirsiniz.
    • Ayağa kalkın ve dik durun: Eğilerek kalp ya da akciğerlerinizin üst kısmını baskılamayın.
    • Atak nedeniyle acile gitmeyin: İlk atakta durumu farklı değerlendirip acile gitmiş olabilirsiniz. Bunu tekrarlamayın.
    • Panik yalnızca, gerekmediği bir sırada ortaya çıkan, vücudunuzun doğal bir uyarı düzeneğidir. Kendi kendinize şöyle söyleyin: “Bu yanlış bir uyaran, bir hata! Ortada bir tehlike yok!”
    • Alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durun ya da miktarını azaltın. (kahve, kola gibi)
    • Mutlaka bir psikiyatrist ya da psikoloğa başvurun. Bunun geçeceğini düşünmek ya da önemsememek sorunun kökleşmesine neden olacaktır. Bu sorunun tedavi edilebilir olduğunu unutmayın.
    • Yakınlarınızın da konu hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Belirtiler ve atak esnasındaki fiziksel değişiklikler hakkında bilgi sahibi olmak yardımcı olabilmeleri için gereklidir.
    • Mümkünse her gün en az yarım saatlik yürüyüşler yapın.
    • Yalnız olmadığınızı kendinize hatırlatın.
    • Size keyif veren aktiviteler edinin. Bunu rutin haline getirin. Boş zamanlarınızı günlük iş ve aktivitelerle doldurun.
    • Odanızda küçük değişiklikler yapın.
  • Fobiler

    Fobiler

    FOBİLER

    Çoğumuz çeşitli şeylerden korkmaktayız. Bu korkular hayatımızın her döneminde farklılık göstermektedir. Örneğin çocukken karanlıktan korkmak gibi. Gelişim dönemlerinde bireyin etrafı tanımaya başlaması ile birlikte yaşa göre bazı korkular oluşması normal ve doğal bir süreç olarak kabul edilir. Fakat beklenen durum, yaşın ilerlemesi ile korkuların azalmasıdır. Bu durumda fobik bir süreçten bahsetmek yerine normal kabul edilen korkulardan bahsetmiş oluruz.

    Fakat bu durum yetişkinlerde geçerli değildir. Korku tabii ki yetişkinler için de normaldir, fakat bu korkular yaşam kalitenizi bozmaya başladığında fobik bir durumdan şüphelenmelisiniz.

    Fobi Nedir?

    Fobi, bir tür kaygı bozukluğudur. Kişinin gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye, canlıya karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışı sergilemesine fobi denir. Bu kişiler fobi nesnesi ile karşı karşıya kaldıklarında ise büyük bir sıkıntı, kaygı yaşarlar ki bu durum kendini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir. Kişiler bu korkularının mantıksız ya da aşırı olduğunu bilse de, korkularına engel olamazlar.

    Fobilerin normal korkudan farkı; günlük işlevlerde bozulmaya yol açması, yaşam kalitesini düşürmesidir. Fobinin yarattığı kaygı ve fobiden kaçınmak için sarf edilen çaba, fobi sahibi kişinin yeteneklerini ve davranışlarını kısıtlamaktadır.

    Fobi Türleri

    Özgül Fobiler:

    Belli nitelikteki canlı-cansız nesne, mekân veya aktiviteye yönelik olarak aşırı korkulu olma durumudur. Özgül fobiler genellikle çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmili yaşlarda da ortaya sıklıkla çıkmaktadır.

    Sık görülen özgül fobiler;

    Hayvan Fobileri: En yaygın görülen fobi türüdür. Yılan, kuş, köpek, örümcek, fare korkusu gibi.

    Durumsal Fobiler: Uçağa binmek, araba kullanmak, toplu taşıma araçlarına binmek, tünel ya da köprüden geçmek, kapalı alanda kalmak gibi.

    Doğa Fobileri: Doğa olayları kaynaklı fobilerdir. Fırtına, yükseklik korkusu ya da sudan korkmak gibi korkulara neden olmaktadır.

    Sağlık İle İlgili Fobiler: Kan görmek, yaralanmak, medikal prosedürler ve iğne korkusu gibi.

    Diğer Fobiler: Palyaço korkusu, yüksek ses korkusu gibi belirli nesnelere göre değişen fobilerdir.

    Karmaşık Fobiler:

    Kişinin korku ve kaygısı tek bir nesneye yönelik değildir. Birbirinden farklı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Sosyal fobi ve agorafobi buna örnektir.

    Sosyal Fobi ( Sosyal Kaygı Bozukluğu):

    Kinin sosyal ortamlarda ileri düzeyde kaygılı olması durumudur. Genellikle kişinin kendini yabancı hissedebileceği kalabalık ortamlarda, dikkatlerin kendisine yöneleceği durumlarda ortaya çıkan aşırı kaygılı olma halidir.

    Aşırı kaygılanmanın altındaki temel düşünce, insanlar tarafından olumsuz değerlendirilme, hata yapma, alay edilme şeklindeki varsayımlardır. Kişi bu yoğun korku ve kaygı ile kendini iş, sosyal ve özel hayattan soyutlamaya başlar. Kaygının azalacağı yerleri tercih eder, bahaneler üretir, insanların daha az olduğu yerleri seçerek kaçınma davranışları sergiler. Kaçınma davranışı sergiledikçe korku ve kaygı giderek pekişir.

    Sosyal fobi genellikle ergenlik dönemi ile genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkmaktadır.

    Agorafobi:

    Kişinin kolayca kaçıp kurtulamayacağını düşündüğü mekânlarda bulunmaktan kaçınması ve bu mekânlarda ileri düzeyde korku ve kaygı yaşamasıdır.

    Otobüs, minibüs gibi kapalı mekânlar, alışveriş merkezleri, sinema gibi alanlarda kaçınırlar. Agorafobide panik nöbetleri ortaya çıkabilir. Kişi nöbet geçireceğini düşünür ve o anda yardımsız kalacağını, kontrolü kaybedeceğini düşünerek kaygı yaratan mekânlardan kendini uzaklaştırır.

    Fobilerin Görülme Sıklığı

    Toplumun yaklaşık %8 ile %18’inde herhangi bir tür fobi mevcuttur. Fobiler kadınlarda daha sık görülmektedir. Çocuklukta görülen fobiler ilerleyen yaşlarda kaybolabilirken, yetişkinlikte ortaya çıkan fobiler ise genellikle birden başlar ve uzun süreli olmaktadır.

    Fobiler Neden Olur?

    Fobilerin gerçek nedenleri net olarak bilinememektedir. Fobi nedenleri türlerine göre değişmektedir, aynı fobi türünde de kişiden kişiye değişiklik gösterir. Fobilerde neden biyolojik, genetik ve çevreseldir.

    Çocukluk döneminde başlayan basit fobiler, rahatsız edici ve beklenmedik bir deneyim kaynaklı olabilir. Fobiler, öğrenilen davranışlar olabilir. Aynı evde başka bir kişinin fobisini deneyimleyen çocuk, fobi geliştirebilir. Genç yetişkinlikte görülen karmaşık fobiler ise, kalıtımsal özellikler ve yaşam olayları ile gelişmektedir.

    Fobi Döngüsü

    Kişi, herhangi bir nedenle bir nesne, durum ya da canlıdan korku duyar. Ardından kaygı yaratan nesne ile karşılaştığı durumlarda kaygı ve korkusunu azaltmak için kaçınma davranışı sergiler.(Örneğin; köpek gördüğünde karşı kaldırıma geçmek) Bu davranışlar tekrarlandıkça koşullanma oluşur, kaygı yaratan nesne/durum ile her karşılaşıldığında yeni kaçınma davranışları üretilir. Kaçınma davranışı, korku ve kaygının giderek kökleşmesine ve kişinin günlük işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Böylelikle başta normal olan korku, fobiye dönüşür.

    Fobilerde Görülen Belirtiler

    • Korku nesnesi/durumu ile karşılaşıldığında kontrol edilemeyen kaygı,
    • Korku nesnesi/durumuna dair aşırı ve mantıksız korku,
    • Korku nesnesinden kaçınma,
    • Korku nesnesi nedenli panik nöbetleri ( terleme, titreme, boğulma hissi, mide bulantısı, baş ağrısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler)

    Fobilerin Tedavisi

    Fobiler tedavi edilmediği takdirde çok uzun zaman devam edebilir ve kökleşebilir. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve ortaya çıkan kaygı ve korkuyu azaltmaktır.

    İlaç Tedavisi: Antidepresan tedavisi uygulanmaktadır. Fakat tek başına ilaç tedavisi çözüm değildir. Ek olarak mutlaka psikoterapi desteği gereklidir.

    Psikoterapi: Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Kaygı ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır.

    Öneriler

    Kişi korkularının üzerine gitmeye karar verdiğinde, korkusunun şiddetini incelemelidir. Korkusunun şiddetli olduğunu ve günlük hayat işlevlerini bozduğunu düşünüyorsa mutlaka uzman yardımı almalıdır.

    • Nesne/durum hakkında düşünürken rahatsız oluyor mu?
    • Korkulan nesne/durum aklına hangi sıklıkta geliyor?
    • Korkulan nesneyi/durumu düşündüğünde onunla ilgili bir olay aklına geliyor mu?
    • Korkulan nesne/durum hakkında düşünmek, konuşmak onu ne kadar rahatsız ediyor?
    • Korkulan nesne/durum düşünüldüğünde ya da maruz kalındığında terleme, sıcak basması, kalp artışının hızlanması gibi fiziksel belirtiler oluşuyor mu?

    Kişi stresle başa çıkarken doğal ihtiyaçları karşılanmalıdır: (Uyku düzeni, dengeli beslenme, doğru nefes alma, bol su içme, yürüyüş vb.) Bu ihtiyaçlar, fobilerde etkili olan biyokimyasal bozukluğun düzelmesine yardımcı olur.

    Maruz bırakma, üzerine gitme alıştırmalarında dikkatli olunmalıdır. Yoğun kaygı ve fiziksel belirtiler ile baş etmek zor olabilir. Uzman desteği ile aşamalı olarak alıştırmalar gerçekleşmektedir.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı sınav esnasında öğrenilen bilgilerin açığa çıkmasına, öğrencinin sınav kağıdına odaklanmasına ve gerçek potansiyelini göstermesine engel olan, böylelikle başarı düzeyini düşüren yoğun bir endişe ve korku hissetme halidir.

    Sınavdan önce biraz kaygı hissetmek doğaldır, hatta hedefe ulaşma konusunda bizi motive edicidir fakat öğrenci sınav başarısızlığını hayat başarısızlığı olarak görüyorsa ve başarısızlık ihtimalinden dolayı iyi bir geleceğinin olmayacağı inancını taşıyorsa kaygı yoğunluğu tehlikeli düzeyde artar.

    Sınav kaygısının kendine güvensizlik, ailenin yanlış tutumu, daha önce yaşanmış başarısızlıkların tekrarlanabileceği endişesi, mükemmeliyetçi yaklaşım, aileyi hayal kırıklığına uğratma korkusu, yüksek beklenti düzeyi, başarısız olma ve değerlendirilme korkusu, zamanı iyi kullanamama, kötü çalışma alışkanlıkları, hedef belirsizliği, plansızlık, görev ve sorumlulukları erteleme, gerçekçi olmayan düşünce biçimleri, aile ve çevrenin beklentilerinin yüksek olması gibi nedenleri vardır.

    Sınav kaygısı fizyolojik, bilişsel ve duygusal değişiklikler olarak 3 şekilde ortaya çıkar.

    Fizyolojik Değişiklikler

    • Mide rahatsızlıkları (bulantı/kusma), barsak rahatsızlıkları (ishal), sık idrara çıkma, baş dönmesi, ağız kuruması, karın ağrısı, terleme, nefes alıp vermede güçlük yaşama, yorgunluk ve bitkinlik belirtileri, uyku bozuklukları, ellerde titreme.

    Bilişsel Değişiklikler

    • Düşünceleri toparlayamama, ifade edememe, unutkanlık, görsel ve işitsel kanaldan gelen bilgileri anlamada güçlük çekme, dikkat ve odaklanma güçlüğü.

    Duygusal Değişiklikler

    • Huzursuzluk, çabuk öfkelenme, mutsuzluk, içe kapanma, ilişki kurmada güçlük, kendini olumsuz algılama, endişe, korku, ümitsizlik, mahcup olma/ utangaçlık, hayal kırıklığı, tedirginlik.

    Bu belirtilerin yanında öğrencide sınavda başarısız olacağı inancıyla suçluluk duyguları, sınava girmeyi reddetme, ders çalışmaya karşı ilgisizlik ve akademik ortamlardan uzaklaşma, kaçınma davranışları görülebilir.

  • Anksiyete Bozukluğu Neden Olur?

    Anksiyete Bozukluğu Neden Olur?

    Son zamanlar da doktora giden birçok hasta için anksiyete bozukluğu teşhisi konuluyor. Sadece anksiyetenin belirtileri hakkında bilgilendirilen hastaların sormadığı çok önemli bir soru var “Anksiyete bozukluğu neden olur?” Her hastalığın ortaya çıkış sebepleri vardır, bu sebeplere göre tedavisi belirlenir. Örneğin grip hastalığının sebebi, mikrop ve grip virüslerinin insan vücuduna girmesidir. Bu sebepler iyileşmede kullanılacak tedavinin içeriğinin belirlenmesinde kilit olmaktadır. Anksiyete bozukluğunun nedenleri de araştırılıp bulunduğunda doğru tedavi yöntemi ile iyi iyileşme süreci gerçekleşecektir.

    Biyolojik nedenler: Anksiyete bozukluğunun diğer rahatsızlıklar gibi biyolojik sebepleri vardır. Bu sebepler biraz karışık olabilir, kısaca bahsedecek olursak anksiyete bozukluğunun oluşumunda nörotransmiterların etkili olduğu birçok araştırmada gösterilmiştir. Nörotransmitterlar ise beynimizde bulunan nöronların (hücrelerin) haberleşmesini sağlayan kimyasallardır. Bu kimyasalların isimleri norepinefrin, seratonin ve γ-aminobutyric asit (GABA) dır. Yapılan araştırmalar bu kimyasallar sisteminde anormalliklerin oluşmasının anksiyetenin oluşumunda rol oynadığını göstermektedir. Bunun yanı sıra kaygı ve korkunun beynimizin bazı bölgelerinde oluşmaktadır. Birçok hayvan deneyinde kaygı ve korkunun beynimizin noradrenerjik sistemin ana hücreleri ponstaki locusceruleus bölgesinde oluştuğunu göstermiş ve bu bölgenin uyarılmasıyla korku ve kaygının oluştuğu bulunmuş. Bu bölgenin çıkarılmasıyla hayvanlarda korku ve kaygının oluşmadığı ortaya çıkmıştır. Genel olarak anksiyetenin beynimizin bazı bölgelerinde üretildiğini ve yukarda bahsettiğimiz kimyasalların salınımındaki anormallik sonucu oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu alanda yapılan araştırmalar çok yeni olup yeterli değildir.

    Psikolojik nedenler: Kaygı, oluşabilecek tehditlere karşı bir uyarı niteliğindedir. Anksiyete bozukluğu ise yaşanan kaygının yoğunluğun da ve sıklığının da çok artış olmasıdır. Kişilerin günlük işlerini dahi yapamaz hale gelmesine sebep olur. Davranışçı kuramlar olumsuz anne baba tutumlarının anksiyete oluşumunda tamamen olmasa da önemli ölçüde etkili olduğunu söylüyor. Bu olumsuz anne baba tutumları çocukların model alma ile öğrendikleri davranışlardır. Bu tarz ebeveynler dünyanın olumsuzluk ve tehlikelerle dolu olduğunu güven vermediğini çocuklarına aşılıyorlar. Anne ve babalar, çocuklarının dünyayı tanıma ve kontrol etmeleri konusunda kaygılı davranışlar gösterip, engelleyici tutumlar sergilemektedirler. Bu tutum ve davranışlar ilerde anksiyete bozukluğu olma ihtimali olan çocuklar yetiştirmelerine sebep olabilir.

    Sosyal nedenler: Stres oluşturan yaşam olayları hayatı daha olumsuz ve tehlikeli görmemize sebep olabiliyor. Nedir bu yaşam olayları? Bir yakının kaybı, boşanma, ayrılık, evlilik, taşınma, işten çıkarılma ve iş hayatında karşılaşılan zorluklar olabilir. Örneğin, bir yakınınızı trafik kazasında kaybettiniz. Sonrasında trafiğin tehlikeli olduğunu düşündünüz ve trafiğe çıkarsanız sizin de aynı felaketle karşılaşacağınız hissine kapıldınız. Bu olay sonrasında trafiğe çıkmak istemeyebilirsiniz. Arabaya binmek ve seyahat etmek kaygı duymanıza sebep olabilir. Karşılaştığınız stres verici olayların her zaman olacağını ve sizin baş etmede çaresiz kalacağınızı düşünmeniz bu rahatsızlığa yakalanmanıza neden olabilir.

  • Kaygı Bozukluğunun 10 Habercisi

    Kaygı Bozukluğunun 10 Habercisi

    Kaygı her insanın hissettiği normal bir duygudur diyor, psikoloji bilimi. Peki, kaygı ne zaman normal ne zaman hastalık oluyor? İnsanoğluna bahşedilmiş ve hayatta kalmayı sağlayan bir duygu değil midir? Örneğin karşınıza vahşi ve çok zehirli bir yılan çıktı ve size bakıyor onun size zarar vereceğine ve hayatınızı sonlandıracağına dair kaygınız olmadığında kaçma eğiliminde olur musunuz? Ya da ertesi gün çok önemli bir sınavınız var o sınavda, başarısız olmak ve sınıfta kalmakla ilgili kaygınız olmasa çalışır mısınız? Cevap:HAYIR.

    Hayatımızın birçok bölümünde kaygı hareketi, çabayı ve başarıyı doğuran bir duygu durumken ne zaman hastalık oluyor? Hayatta her şeyin bir dengesi var ise kaygının da aşırısı dengeyi bozmaktadır. Bu bozulan denge hem vücudu hem de zihinsel faaliyetleri etkilemektedir. Kaygı birçok bedensel faaliyeti etkilediği için çoğu kaygı bozukluğu olan insanlar soluğu hastanede alıyorlar.

    İştekaygının bedensel işaretleri:

    Baş ağrısı

    Kaygı bozukluğu olan kişilerde beden de duyumsanan ağrılar ön plandadır, bu ağrılardan en çok rastlanılanı ise baş ağrısıdır. Peki, kaygıya bağlı baş ağrısı diğer rahatsızlıkların neden olduğu baş ağrısından nasıl ayrılıyor? Hiçbir sebep yokken ortaya çıkan ve her türlü ışık, ses ve diğer etkenlerden izole edilmiş ortamlarda da devam etmesi ile ayrılıyor.

    Mide bulantısı

    Uzun yıllardan beri stres ve ülser arasında bir ilişkinin varlığı savunulmuştur. Hatta İkinci Dünya savaşı sırasında fazla duygusal gerilim yaşayan havacılarda ülser rahatsızlığının olduğu belirlenmiştir. Mide günlük yaşamdan en çok etkilen organlardan bir tanesidir dolayısıyla kaygılı kişilerin birçoğunda da mide rahatsızlıklarına rastlanabilmektedir. Özellikle mide bulantısı ve mide de şişkinlik yaşanmaktadır. Kaygılı olunca yemek yiyememe veya aşırı yeme gibi davranışların da mide rahatsızlıklarına sebep olacağı düşünülmektedir.

    Kalp çarpıntısı

    Kardiyoloji polikliniklerine başvuran hastaların %57’sinin kaygı bozukluğu olan hastalar olduğunu biliyor muydunuz? Yoğun kaygı yaşayan kişilerde kalp çarpıntısı şikâyeti kalp krizi geçiriyor olmaya yönelik düşünceyi arttırmakta ve insanlar kendilerini hastanede bulmaktadır.

    Nefes darlığı

    Nefes almakta güçlük mü çekiyorsunuz? Sanki birisi sizin boğazınızı mı sıkıyor? Ağır bir şey göğsünüzün üzerine oturuyor gibi mi geliyor?  Bu şikâyetler sık sık hastanelerin acil servisine gitmenize sebep oluyor ve doktorlar hiçbir problem yok mu diyor? İşte kaygı bozukluğunda görülen bedensel şikâyetlerden biri de herhangi biyolojik sebep yokken nefes darlığı ve boğulma hissidir.

    Baş dönmesi ve Sersemlik

    Kaygılar yoğunlaştığında baş etme gücünü bulabilmek için nefes alış verişimizde hızlanma olmaya başlar bu hızlanma beynimize olması gerekenden fazla oksijenin gitmesine sebep olur. Beynimize giden fazla oksijen baş dönmesini ve sersemlik hissini tetiklediği için kaygı bozukluklarında baş dönmesi ve sersemlik hissi gibi şikâyetler ortaya çıkar.

    Bağırsak hareketleri

    Mide kadar, yoğun yaşanan kaygıdan etkilenen diğer bir organ ise bağırsaktır. Kaygı bozukluğu olan bir kişi karın ağrıları, sık tuvalet ihtiyacı, isal ve kabızlık gibi problemlerle karşılaşabilir. Mesela bir öğrenci sınavla ilgili yoğun kaygı yaşıyorsa sınav ortasında sık tuvalete gitme ihtiyacı duyabilir.

    Titreme

    Kaygı bozukluğu olan birçok insanda titreme şikâyeti gözlenebilir örneğin kaygıyı tetikleyen bir uyaranla karşı karşıya kalmışsa özellikle ellerde titreme görülebilir. Titreme ve sarsılma uzun bir süre devam ediyorsa ve kontrol edemiyorsanız bu kaygı bozukluğunun işareti olabilir.

    Terleme

    Bir spor salonunda spor yaparken terlemeniz gayet normaldir ama diyelim ki sosyal ortamda olmakla ilgili kaygılarınız var ve birçok insan önünde sunum yapmanız gerekiyor sunum öncesinde terlemeye başlamanız ve bu kaygı durumundan uzaklaşana kadar devam etmesi sizin kaygı seviyenizin çok yüksek olduğunu gösteriyor.

    Kas Ağrıları

    Üzüntüler, kaygılar ve korkular gibi birçok duygunun çok fazla ifade edilmediği toplumlarda bu duygular çoğunlukla kronik ağrılarla ortaya çıkarlar. Örneğin Japonya da duyguların çok ifade edilmediği ve Japonların psikolojik sorunlarını somatik şikâyetlerle ortaya koydukları bulunmuş. Depresyon hastası olan Japon ve Amerikalılarla yapılan bir araştırmada duygusal problemleri ifade etme yöntemi araştırılmıştır. Japon depresyon hastalarının Amerikalı depresyon hastalarına göre daha çok rahatsızlıklarına ait semptomları fiziksel ağrılar olarak (baş ve boyun ağrıları) ifade ettikleri ve psikolojik sorunlarından da söz etmedikleri ortaya çıkmıştır. Türk toplumunda da durum çok benzerdir örneğin duyguların ifade edilmesi çok kabul görmez, depresyon ve kaygı gibi rahatsızlıklar zayıflık olarak nitelendirildiği için daha çok karşılaşılan fiziksel ağrılar dikkate alınmakta ve kabul görmektedir.  Kaygı bozukluğu yaşayan insanların en çok şikâyet ettikleri kas ağrıları ise boyun ve sırt bölgesinde olan kas ağrılarıdır.

    Halsizlik

    Kaygı durumunda yorucu aktivitelerin olmamasına rağmen halsizlik duyulması vücudumuzun kaygıyla beraber çok fazla kasılmasının etkisidir. Uzun süreli ve gereğinden fazla kasılan vücudumuzda yorgunluk ve halsizlik hissi gayet doğaldır.

    Çok yoğun ve uzun süreli yaşanan kaygı duygusu vücudumuzda gerilimin artmasına sebep oluyor ve bu belirtilerin hepsi veya birçoğu ortaya çıkabiliyor. İnsan vücudu muntazam bir mekanizmaya sahiptir dolayısıyla kaygıya sebep olan uyaranla karşılaşılıp baş edilemediği takdirde vücudumuz bir binanın yangın alarmı gibi sinyal vermeye başlıyor. Eğer sizin vücudunuzda da bu sinyaller varsa savaşmanız ve baş etmeniz gereken bir problem var demektir. 

  • Sizinki Kaygı Mı? Korku Mu?

    Sizinki Kaygı Mı? Korku Mu?

    Toplumda korku ve kaygı iç içe geçmiş iki farklı terimdir. Hatta insanlar bu terimleri birbirinin yerine kullanarak yaşadıkları durumu anlatmaktadır. Aslında, her korkunun içinde biraz kaygı, her kaygının içinde de korku vardır ama aynı değildirler. Neden bu duyguları birbirinden ayrıştırmak gerekir? Duyguların farkında olmak ve doğru tanımlamak bu duygulara sebep olan uyaranları bulmaya yardım eder. Dolayısıyla, farkındalık bu duygulardan kaynaklanan problemlere doğru çözümler getirmeye katkı sağlayacaktır.

    Korku (fear) Almancadan gelen bir terimdir. Bu dilde, köken aldığı kelime beklemek, pusuda yatmak veya saldırmak anlamına gelmektedir. Korku, dış dünyada karşı karşıya geldiğimiz kişi, olay ve olgu gibi tehditlere verdiğimiz duygusal tepkidir. Örneğin, ormanlık bir alanda piknik yapıyorsunuz ve üzerinize büyük bir örümceğin tırmandığını görüyorsunuz vereceğiniz duygusal tepki korku olacaktır. Korktuğunuz zaman vücudunuzda tepki verecektir. Daha hızlı nefes almaya başlayacaksınız kalbiniz daha hızlı çarpacak, titreyeceksiniz, bütün kaslarınız kasılacaktır.

    Kaygı(anxiety), Latince “tıkanma”, “boğulma” anlamına gelen “angere” kökünden türetilmiştir. Kaygı, korkuda olduğu gibi bir tehdit algısına cevaptır ama kaynağı belli değildir içten gelen belirsiz tehditler durumunda ortaya çıkan bir duygudur. Yani kaygı genellikle fiziksel bir tehdittin olmadığı durumlarda kötü bir şey olacakmış hissi olarak tanımlanabilir. Bir öğrenciyi ele alalım, matematik dersi sırasında öğretmen tahtaya bir problem yazıyor ve bu öğrenciden tahtada bu problemi çözmesini istiyor. Öğrenci zihninde, tahtaya çıkıp soruyu yapamaması durumunda arkadaşlarının ona güleceği dalga geçeceği ve onu dışlayacağı ile ilgili düşünceler oluşuyorsa öğrencinin yaşayacağı duygu kaygıdır. Kaygıda da yaşanacak fiziksel belirtiler korkuda bahsettiğimizle benzer olacaktır.

    Kaygı ve korku arasındaki diğer farklar ise kaygı daha kroniktir, korku akuttur. Yani kaygı çok yoğun olmamakla beraber süreğen bir duygudur, korku ise ani olup çok şiddetli yaşanan bir duygudur. Kaygının aşırısı anksiyete veya kaygı bozukluğu olarak adlandırılırken, korkunun fazlası fobi olarak adlandırılır.

    Kaygı ile korkuyu birbirinden ayırmak için daha açık bir örnekle gidelim. Bangi-Jamping kursuna gidiyorsunuz. Grup olarak çok yüksek olan  Yeni Zelanda’daki Kawarau Köprüsünden kendinizi esnek bir ip aracılığı ile aşağıya atacaksınız. Grup arkadaşlarınız sırası ile kendilerini aşağı atarken ve sıra size yaklaşırken kalp atışlarınız hızlanıyor nefes alış verişiniz artıyor ve titremeye terlemeye başlıyorsunuz. Eğer köprüden atlarken ipin kopacağını ve sizin aşağıya düşüp öleceğinizi düşünüyorsanız bu korkudur. Eğer düşüp ölmekle ilgili korkunuz yok ama kendinizi aşağı atarken atacağınız çığlıktan dolayı rezil olacağınızı ve arkadaşlarınızın sizi beğenmeyeceğini düşünüyorsanız bu kaygıdır.

    Kaygı ve korku gibi duygular insanın hayatında hep var olacaktır. Doğamızda var olan bu duyguları fark etmek ve tanımak kendimizi tanımanın başlangıcı olacaktır. Bu duyguları yaşamaktan korkmak yerine anlamak ve olması gerektiği kadar hayatımıza katmak mutlu, başarılı ve huzurlu bir yaşam döngüsü sağlayacaktır.

  • Sınav Kaygısı: Eyvah Sınav Yaklaşıyor!

    Sınav Kaygısı: Eyvah Sınav Yaklaşıyor!

    Eğitim hayatınız boyunca birçok sınava tabi tutulursunuz. Bu sınavların bazıları geleceğinize önemli ölçüde yön veren sınavlardır. Aylarca hatta yıllarca bu sınavlar için hazırlık yaparsınız. En iyi kursları, öğretmenleri ve kaynakları araştırırsınız. Günlük yaşantınızda, evdeki yaşantınızda hatta aile hayatınızda da önemli değişiklikler yaparsınız. En iyi şekilde motive olup sınava hazırlanmak istersiniz. Fakat “sınav kaygısı” ile de karşı karşıya kalırsınız.

    Kaygı kısaca endişe, tedirginlik, sıkıntı olarak tanımlanan duygudur. Yüksek kaygı dikkat ve öğrenmeyi önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir. Normal düzeydeki kaygı kişiye zarar vermez. Aksine yapılan işe isteği arttırır, enerji üretir ve daha iyi motive eder. Öyleyse amaç kaygıyı ortadan kaldırmak değil, yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak yararımıza çevirmek.

    Sınav kaygısı, sınav öncesinde öğrenilen bilginin etkili bir biçimde kullanılmasına engel olur ve başarının düşmesine sebep olur.

    Kişiler kaygı yaratan durumdan kaçma ya da bu durumla savaşma tepkisi gösterir. Kaçma davranışı rahatlamayı sağlar, rahatlama da kaçma davranışını pekiştirir ve işte bu döngü kaygıyı daha da arttırır.

    Sınav kaygısı ile savaşmadan önce onu iyice tanımamız gerekir. Kaygıya neden olan durumları ve engellerimizi iyi anlamak ilk adımımız olmalı.

    Sınav kaygısına neden olan durumlar;

    • Sınava ilişkin düşünce, inanç ve beklentiler

    • Ders çalışma alışkanlığı

    • Yüksek beklenti düzeyi

    • Mükemmeliyetçi yaklaşım

    • Erteleme davranışı

    • Başarısız olma korkusu

    Bu durumları saptadıktan sonra eylem planınızı harekete geçiriniz.

    • Sınava ilişkin olumsuz düşünce ve inançlarınızı değiştirip kendinizi rahatlatacağınız senaryoları zihninizde canlandırabilirsiniz. Örneğin: Sınav anında ya elim ayağım birbirine dolanırsa yerine sınavda bildiğiniz soruları ne kadar rahatça çözdüğünüzü düşünün.

    • Ders çalışma yönteminizi değiştirerek daha verimli ve etkili bir çalışma yöntemi kaygınızı azaltacaktır.

    • Hedef belirlerken çıtayı çok yüksek tutmak yerine daha ulaşılabilir hedefler koyabilirsiniz.

    • Görev ve sorumluluklarınızı ertelemeyip, planlı ve programlı çalışmak daha iyi sonuçlar verecektir.

  • Sınav (Sınanma) Kaygısı

    Sınav (Sınanma) Kaygısı

    Her konuda olduğu gibi sınavlarda başarı için de belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır ve bu doğaldır. Fakat gerçek ve akılcı bir temele dayanmayan türden engel olamadığınız ve durduramadığınız düşünceler sınav kaygısını yükseltecek ve performansı olumsuz etkileyecektir.

    Kaygı duygusal ya da fiziksel baskı altındayken ortaya çıkan doğal bir tepkidir ve kaynağı çoğu zaman belli olmayan bir korkudur. Kaygıda fiziksel varlığımıza yönelik bir tehlike yoktur. Kendi olumsuz düşüncelerimiz sonucu kaygıyı üretiriz. Kaygının kaynağı belirsizdir. Korku daha kısa sürelidir, kaygı ise daha uzun süre devam eder.

    Sınav kaygısının temelinde hem kişinin kendisinden hem de çevresinden kaynaklanan çeşitli nedenler yatmaktadır ve sınanma kaygısı yaşam boyu karşı karşıya kaldığımız, başarımızın zaman zaman da kişiliğimizin karşılaştırıldığını düşündüğümüz düşünce biçimimizdir.

    Özellikle yoğun sınav dönemlerinde, sınav tarihi yaklaştıkça ve hayatını etkileyeceğini sınavlarda sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin sayısı gittikçe artmaktadır. Sınavlar bilgi ölçen araç olmaktan çıkmakta artık öğrenci için kendinin değerlendirildiği ve yaşamın tamamını kapsamın bir obje halinin almaktadır.

    Sınav kaygısı ile başa çıkmak bedensel, zihinsel, duygusal ve davranış düzeyindeki bir takım düzenlemeler ve çaba gerektirir.

    SINAV KAYGISININ NEDENLERİ
    Sınav kaygısının nedenleri şöyle sıralanabilir:
    ′ Zamanı iyi kullanamama,
    ′ Kötü çalışma alışkanlıkları,
    ′ Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamak
    ′ Yüksek beklenti düzeyi,
    ′ Mükemmeliyetçi yaklaşım,
    ′ Görev ve sorumlulukları erteleme
    ′ Başarısız olma ve değerlendirilme korkusu vs…
    SINAV KAYGISININ BELİRTİLERİ

    ′ Kalp atışlarında hızlanma ve artış, çarpıntı
    ′ Hızlı nefes alıp verme
    ′ Gerginlik ve / veya sinirlilik hali
    ′ Terleme ve / veya titreme
    ′ Dilin damağın kuruması
    ′ Mide şikayetleri
    ′ Bağırsak hareketlerinde değişme (ishal / kabızlık)
    ′ Ortamdan uzaklaşmak isteme
    ′ Yoğun yorgunluk hissi
    ′ Yeme alışkanlıklarında değişme vb.
    ′ Telaş, şaşkınlık, organize olamama
    ′ Baş ağrısı, huzursuz uyku, kabus görme Konsantrasyon bozukluğu
    ′ Kaygı ve korku ifadeleri içeren düşünceler

    SINAV KAYGISININ ETKİLERİ
    ′ Öğrenilen bilgiler transfer edilemez.
    ′ Okuduğunu anlama ve düşünceleri organize etmede zorluk yaşanır
    ′ Dikkatte bir azalma olur, dikkat sınavın içeriğine değil sınavın kendisine ve bağlı olarak yaşananlara odaklanır
    ′ Zihinsel beceriler zayıflar, bilgilerin hatırlanmasını engeller.
    ′ Fiziksel rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur.

    Kaygıyla baş etme yöntemlerinde en önemli etken düşüncelerinin ve duygularının farkına varmak ve bunlarını kontrol edebilmektir. Düşünce biçimindeki düzenleme ve duyguların kontrolü kaygının azalmasında önemli rol oynar.

    Bunun için kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

    – Kaygı karşısında davranışlarımın diğer zamanlara nasıl bir farklılık göstermektedir?
    – Bu davranışlar başkalarıyla ilişkilerimi etkiliyor mu?
    – Başa çıkma yollarını denediniz mi? İşe yarayan oldu mu? Tepkilerimi nasıl değiştirebilirim?

    Kaygıya neden olan olumsuz duygu ve davranışları, düşünce biçimlerini değiştirebilirseniz olayları daha gerçekçi algılayabilir ve daha esnek olabilirsiniz.
    İnsanın duygu ve düşüncelerini belirleyenin çevredeki insanlar ve meydana gelen olaylar olduğu bir çok kişi tarafından kabul edilmektedir. Bu sebeple insanlar, kendilerini gerginliğe iten ve duygusal açıdan sıkıntı veren durumlarda kendisi dışındaki olay ve kişileri suçlama eğilimindedir. Böyle yapmakla da hem strese yol açan, hem de stresle başa çıkmayı güçleştiren önemli bir hataya düşerler. Bu hata, insan hayatındaki gerginliklerin ve baskıların, olayları değerlendirme ve yorumlama biçiminden kaynaklandığını görebilmeyi engellemektedir.

    Bu bölümde, “Düşünceyi Biçimleme Yöntemi” neden bahsedilecektir. Bu yöntemle herkesin zaman zaman kendini kaptırdığı ve “mantıklı olmayan düşünce biçiminden” kaynaklanan endişe ve gerginliklerle yapıcı bir biçimde mücadele etmek mümkün olacaktır.

    Herhangi bir durumun veya olayın gerçekçi bir çözümlemesi için gerekli olan ölçütler şunlardır:

    1- Düşünce veya yaklaşım biçiminiz objektif gerçeklere dayanmalıdır.
    Ölçülerine ve değerlerine güvendiğiniz 3-5 kişilik bir zihinsel jüri kurun. Bu jüride bulunanların o durumu veya olayı nasıl algılayacaklarını ve değerlendireceklerini düşünün. Onların yaklaşımları da sizinki gibi mi olurdu? Yoksa olay daha farklı yorumlara da olanak verebilir miydi?

    Bu soruların cevaplarına göre olayı (durumu) ve dolayısıyla olayın yol açtığı tepkiyi abartıp abartmadığınız, yaklaşım ve yorum biçiminizin gerçekçi olup olmadığı konusunda fikir sahibi olabilirsiniz.

    Örneğin, “Bu sınavı başaramayacağım” düşüncesi, eğer sınava ciddi bir gayretle hazırlanıyorsanız gerçekçi değildir.

    2- Değerlendirme ve yaklaşım biçiminiz size ve problemi çözmeye yardımcı olmalıdır.
    Bir konuyu ele alış, düşünüş ve yaklaşım biçiminizin problemi çözmeye katkısı olmalıdır. Aksi takdirde bu yaklaşım (düşünce) biçimi gerçekçi ve geçerli değildir. Bu yaklaşım biçimine çeşitli konulardaki endişeler de dahildir. Gerçekçi bir düşünce biçiminin problemin çözümüne katkısı olması gerekir. “Hayatta başaramayacağım”, “Eyvah yapamıyorum” veya “Sınavı kazanamazsam bittim” türündeki, kişinin kendisine yönelik yıkıcı düşüncele¬ri büyük çoğunlukla hem gerçekdışıdır, hem de yararsızdır.

    3- Değerlendirme ve yorum biçiminiz kısa ve uzun dönemli amaçlarınıza katkıda bulunmalıdır.
    Bir konuda karar vermek zorunda kaldığınız zaman, yapacağınız seçim konusunda size ışık tutacak olan “Amaçlarınız ve Önceliklerinizdir”. “Hayat Amaçlarınız” aklınızda olmalıdır. Böylece sadece o anda yapmak istediği¬niz, size haz verecek herhangi bir etkinliği ertelemeniz mümkün olabilir ve davranışlarınızı kısa veya uzun vadeli amaçlarınız doğrultusunda yönlendirebilirsiniz. O an aklınıza gelen ve size keyif veren bir uğraşınızı erteleyip, ertelememek konusunda yine öncelikleriniz size yol gösterecektir.

    4- Yorum ve yaklaşım biçiminiz sizi çatışma ve gerginliğe sürüklememelidir.
    Yorumlarınız, yaklaşımlarınız ve değerlendirme biçiminiz sizde iç çatışma ve gerginliğe sebep olmamalıdır. Yaklaşım tarzınız kendinizi huzurlu ve rahat hissetmenize yardımcı olmalıdır. Eğer değerlendirme biçiminiz kendi¬nizi üzgün, gergin, öfkeli hissetmenize sebep oluyorsa, bu yorum biçiminizi bir kere daha gözden geçirmenizde ve nasıl değiştireceğiz konusunda düşünmenizde yarar vardır.

    Bu durumu değerlendirirken problemleri hafife almak veya ertelemek gibi bir yaklaşım yoktur. Ancak yorumunuzla duygu ve düşünce açısından bulunmak istemediğiniz bir noktaya geliyorsanız, bu durum problemle başa çıkmanızı da güçleştirecektir.

    5- Yaklaşım biçiminiz diğer insanlarla çatışma ve sürtüşmeleri azaltmalıdır.
    Eğer konulara yaklaşım biçiminiz sürekli olarak başka insanlarla aranızda problem çıkmasına ve gerginlik doğmasına sebep oluyorsa, haklı olduğunuzu düşünüyor bile olsanız, yaklaşım biçiminizi gözden geçirmenizde yarar vardır.

    Bazen de farkına vardığınız noktaları küçük bir kağıda yazıp sık karşılaştığımız yerlere koyarak hatırlamak mümkündür.

    Böyle bir uygulamanın sağladığı bir başka yarar da; olay olmuş bitmiş, siz tepkinizi vermiş bile olsanız, bu ölçütlerle bir kere daha olay üzerine düşünmek size davranış, yorum ve yaklaşım biçiminizle ilgili gerçekçi bir değerlendirme imkanı verir.

    Kağıt üzerine şunları yazabilirsiniz. Bu yaklaşım biçimim:
    1- Problemi çözmeye faydası var mı?
    2- Kısa ve uzun dönemli amaçlarıma katkısı var mı?
    3- İç çatışma ve duygusal gerginliğimi azaltıyor mu?
    4- İnsan ilişkilerimi olumlu yönde mi etkiliyor?

    Hiç şüphesiz bazı durumları bu 4 ölçüte uydurmak zordur. Ancak günlük hayat içindeki bir çok durumu yukarıdaki ölçütlerle değerlendirmeniz ve yaklaşımlarınızı değerlendirmeniz mümkün olacaktır.

    SINAVA DAİR YARARLI DÜŞÜNCELER

    Sınava hazır olmam için eksiklerimi kapatmaya odaklanmalıyım
    Bu bilgilerin, eğitim hayatımın sonraki aşamasını kolaylaştıracağına inanıyorum.
    Konuları önem ve kavrama sırasına dizerek, çalışmaya başlamalıyım.
    Sınav hayatımızın doğal bir parçası ve bana eksiklerimi görme ve kapatma fırsatı veriyor
    Zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabileceğimi planlamalıyım.
    Yapmam gerekenleri nasıl bir öncelik sırasına koymalıyım?
    Günlük ve haftalık tekrarlar yapmalı ve eksiklerimi belirleyip öğretmenime sormalıyım.
    Tüm dersi değil X dersinin Y ünitesinin Z konusunu anlamıyorum.
    Gereken hazırlığı elimden geldiğince yapacağım.
    Elimden geleni yapacağım

    KAYGI VE HEDEF ARASINDAKİ İLİŞKİ

    Hedef belirleme kişiler için olması gereken ve kaygı yaratan bir durumdur. Ancak hedef belirleme aşırı düzeydeki kaygı oluşturuyorsa, hedef gözden geçirilmeli belki revize edilmelidir. Hedefe ulaşmak için kaygı olmazsa olmazdır. Kaygı insanın harekete geçirme gücüdür. Ancak aşırı kaygı öğrenmeyi olumsuz etkileyeceğinden kontrol altında tutulması gereken bir olgu olmalıdır. Dolayısıyla hedefle kayı ilişkisini çok iyi değerlendirmek ve hedefin kaygı yarattığı durumlarda hedefi bölümlere ayırarak ulaşmaya çalışmanın kaygının kontrol edilmesi açısından faydalı olacağı görünmektedir.

    KENDİNİ BAŞKALARIYLA KIYASLAMANIN OLUMSUZ ETKİLERİ
    Sınav kaygısını olumsuz yönde tetikleyen en önemli unsurlardan biri de kendini başkalarıyla kıyaslamaktır. Sınav performansı bakımından kendi sonuçlarını sürekli başkalarıyla kıyaslamak, kişinin enerjisini boş yere harcamasına neden olur. Halbuki her öğrencinin ilgi alanları, daha başarılı olabileceği alanlar birbirinden farklıdır.

    Başkalarının performansına odaklanmak, insanın kendi yapabileceklerini ve hangi konularda eksikleri olduğunu keşfetmesini zorlaştırır. Bunun yerine, gerçekçi ve daha çözüme yönelik tutum, insanın her konu bazında kendi gelişim sürecine odaklanmasıdır. Kendini zaman içinde değerlendirmek, eksiklerini tespit etmek ve bunu kapatmak için harekete geçmek daha etkili ve değerli bir yaşam becerisidir.

    Sonuç olarak öğrenci, var olan enerjisini etkili biçimde kullanmakta zorlanır ve enerjisinin önemli bir kısmını boşa israf etmiş olur.

    SINAV ÖNCESİNDE KAYGIYI AZALTAN ETKENLER
    ′ Sınavı hayatın içinden, doğal bir kavram olarak algılamak
    ′ Yemek ve uyku alışkanlıklarınızı sabitlemek
    ′ Riski düşük fiziksel etkinlikler yapmak
    ′ Sınavla ilgili olumlu hayaller kurmak.

    SINAV SIRASINDA KAYGIYI AZALTAN ETKENLER
    ′ Özellikle ilk 20 dakikayı iyi yönetmeye odaklanmak. Yapılan araştırmalar sınav kaygısının sınavın ilk 20 dakikasında en yoğun yaşandığını, daha sonra kaygıda bir düşüş ortaya çıktığını göstermektedir.
    ′ En rahat cevaplayabilecek test türüyle ya da o testin sorusuyla başlamak
    ′ Soruyu okurken çözüme değil, sadece soruyu anlamaya odaklanmak
    ′ Başka öğrencilerin kâğıtlarına değil, sadece kendi kâğıdına odaklanmak.
    ′ Soru kökünü iki kez okumak

    SINAV SONRASINDA KAYGIYI AZALTAN ETKENLER
    ′ Sınav iyi veya kötü geçsin, sınavdan sonra kendini ödüllendirmek; hoşlanılan bir şeyler yapmak.
    ′ Geleceğe dair sınav odaklı olmayan gerçekleştirmesi düşünülen hayallerin düşünülmesi ya da oluşturulması.
    ′ Alternatiflerin oluşturulması.
    ′ Olumlu düşünce yöntemlerine başvurmak.

    RAHATLAMA YÖNTEMLERİ
    1- NEFES EGZERSİZLERİ

    Stres sırasında beden kimyasında değişiklikler meydana gelir ve bazı kimyasal maddeler salgılanır. Gevşeme cevabının öğrenilmesi ve uygulanmasıyla ise stres sırasında ortaya çıkan kimyasal maddeler kaybolur. Bu maddeler özellikleri gereği gevşeme cevabıyla aynı zamanda “var olamaz”lar. Bir başka biçimde ifade edersek bedende aynı zamanda hem gerginliğin hem de gevşemenin beden kimyası birlikte olamaz. Bu sebeple insan eğer stresi yaşıyorsa bedende ona ait beden kimyası, gevşemeyi yaşıyorsa ona ait be¬den kimyası egemendir.

    Bedensel olarak gevşemiş bir insan ruhsal olarak sakin ve huzurludur. Bedensel olarak gergin bir insan ruhsal olarak endişeli ve sıkıntılıdır. Bir insan aynı anda hem gergin, hem gevşek olamayacağına göre gevşemiş bir insanın endişeli ve sıkıntılı, veya gergin bir insanın sakin ve huzurlu olması mümkün değildir.

    Solunumun derinleşmesi (stres tepkisi sırasında hızlanır) kalp vurum sayısını azaltır (stres tepkisi sırasında artar), el ve ayaklara giden kan miktarının artması bu bölgede ısınma ve ağırlaşmaya se¬bep olur (stres tepkisi sırasında damarlar daralır, kan içeri çekilir ve dolayısıyla yüzey sıcaklığı düşer). Bu durum bedenin bütün kaslarında gevşemeye ve rahatlamaya sebep olur.
    “Önce nefes almayı öğrenin”
    • Temel Nefes Egzersizi

    İyi nefes almak her zaman iyi bir nefes vermekle başlar. Nefes alma işleminin bütünü zihinsel olarak denetlenmeli ve ağır, derin ve sessiz olmalıdır.

    1) Nefes alma egzersizinize başlamadan önce sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üstüne koyun ve gözlerinizi kapatın.
    2) Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. (Nefesi verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itilmeden kendiliğinden çıkmalıdır).
    3) Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bolün ve “biir”, “ikii” diye içinizden sayarak ciğerinizin bütününü doldurun… Kısa bir süre bekleyin, “bir-iki” diye diye sayarak nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşattın. Sağ eliniz göğüs kemiklerinizin, hareketli bir köprü gibi, yana doğru açıldığını hissetmeli… Yeni bir nefes almadan iki saniye bekleyin.
    4) 2 ve 3. maddede yazılanları tekrarlayarak bir derin nefes daha alın ve verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mut¬laka en az 4-5 normal nefes alın.

    Yukarıda belirtildiği gibi diyafram akciğeri dalak, karaciğer, mide ve bağırsak gibi iç organlardan ayıran bir kastır. Böyle bir nefes alışkanlığının yerleşmesi diyaframın altında kalan ve dışardan başka hiçbir şekilde ulaşılamayacak olan organlara masaj yapılmasına imkan verir.

    Bedendeki oksijen miktarının artması ve bu oksijenin en uç ve derin dokulara kadar ulaşması, stres sırasında ortaya çıkan maddelerin (adrenalin, noradrenalin) azalmasına ve kaybolmasına sebep olduğu için, kişiyi sakinleştirir ve duygusal açıdan daha dengeli kılar.

    Akciğere bütün kapasitesini kullanma imkanı verilir. Böylece hem kan dolaşımı hızlanmış olur, hem de solunum sistemi ile ilgili hastalıklara karşı önlem alınmış olur.

    Günde en az 40 defa bu şekilde nefes almak, bu tür nefes almayı alışkanlık haline getireceği için. istenen yararların gerçekleşmesini sağlar.

    Sınava Hazırlanırken Fizik Egzersiz

    Günde 10 – 20 dakika düzenli egzersiz yapmanın sınavlara hazırlanan bir gence sağlayacağı yararların birincisi kaygıyı azaltması, ikincisi de öğrenmede etkinliği artırmasıdır.

    Düzenli fizik egzersiz programlarının temelinde bedenin mümkün olduğu kadar çok oksijen yakması vardır. Yapılan araştırmalar, böyle düzenli bir uygulama içinde olanların teneffüs ettikleri hava içinden daha fazla oksijen kullandıklarını ortaya koymuştur.

    Spor yapanların kanlarında dokuya oksijen taşıyan alyuvarların hem sayısının, hem dayanıklılığının arttığı gözlenmiştir. İkinci sebep, bedenin savunma elemanı olan akyuvarların artmasıyla bağışıklık sisteminin güçlenmesidir. Üçüncü sebep, zorunlu durumlarda kullanılan yedek damar sisteminin açılmasıdır. Bu durum daha az yorulmaya ve kendini enerjik hissetmeye sebep olur. Bu durumda öğrenmeye gerçekleşmesi yardımcı olmakta ve bu fiziksel hazır bulunuşluk zihinsel bir rahatlık yaratmaktadır.

    DİĞER BAŞ ETME YÖNTEMLERİ

    Bedensel Düzenlemeler

    Kaygıyı azaltmak için gerekli bedensel düzenle¬melerin basında düzenli beslenme gelir. Her bireyin yasına, beden ölçülerine, etkinliğine bağlı dengeli ve sağlıklı beslenme yöntemini bilmesi gerekir.

    • Sabahları kahvaltı edin.
    • Akşam yemeklerini az yiyin.
    • İdeal kilonuzu korumaya çalışın.
    • Protein içeren ve doğal yiyecekleri tercih edin.
    • Az ve sık yemek yiyin
    • Spora zaman ayırın.
    • Her türlü harekete, fizik çalışmaya önce yürüyüşle başlayın.

    Zamanı Planlama ve Amaç Saptama
    Zamanı kullanmanın en iyi yolu; gerçekleştirilmek istenen amaç ve öncelikli işlerin saptanması ve zamanın bunlar için kullanılmasıdır. Zaman, amaçlarınız doğrultusunda planlandığında, davranışlarınızı yönlendirmiş ve gereksiz şeyler için zaman harcamamış olursunuz. Aynı şekilde, zamanın iyi değerlendirildiği duygusu kaygıyı azaltır.

    Çalışmak istedikleri halde saatlerce dersin başına oturamayan, çalışmaya başlayamayan öğrencilerin çoğunun belirli bir hedefleri yoktur, motivasyonları eksiktir ve çalışma isteği duymazlar. Çalışamadıkları için suçluluk duyar, başarısız olurlar ve bu da kaygıyı artırır.

    Amaçlara ulaşmak zamanı kontrol etmekten geçer. Bu da plan yaparak ve uygulayarak gerçekleşir.

    Planlı olmak ne kazandırır?
    1. Zamanı kullanmayı öğretir.
    2. Kararsızlığı önler ve doğru karar almaya yardım eder.
    3. Problem çözümüne yardım eder.
    4. Kendine güveni artırır.

    Yapılan planları uygulamak için zaman nasıl yaratılır? Öncelikli işlerinizi yapabilmek için, hedeflerinize hizmet etmeyen işlere “hayır” diyebilmelisiniz. Amaçlarınızı önem derecesine göre sıralayın. Öncelikli olanları gerçekleştirmeden ikinci ve üçüncü derecede olanlara geçmeyin.

  • Kaygı Bozuklukları

    Kaygı Bozuklukları

    Kaygı, her an kötü bir şey olabileceğine dair düşüncelerle aniden ortaya çıkan ve genelde kişilerde sıkıntıya neden olan bir durumdur. Anksiyete bozukluğu diye de adlandırılan bu rahatsızlıkta birey “Bu durum tehdit içeriyor mu?” ve “Yapabileceğim bir şey var mı?” sorularına cevap aramaktadır. İlk değerlendirmede tehdit olasılığı abartılır ya da olduğundan fazla algılanmaktadır.

    İkinci değerlendirmede ise var olan başa çıkma kaynakları azımsanır ya da farkına varılmaz. Yani ilk değerlendirmede çarpıtılmış bir algıyla düşünen kişi her zaman olumsuz ve tehdit içeren unsurlara yönelmektedir. İkinci değerlendirmede ise bakış açılarını o kadar daraltırlar ki “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz kabullenilmişlikle zaten yapacakları pek de bir şey olmadıklarını düşünürler.

    Kaygı bozukluklarında kişilerin zihinlerinde yarattığı senaryolar vardır. Bu senaryolara inanmışlık dereceleri, dışarıdan bir hiçbir etkiye ihtiyaç duymaksızın uyaranlar karşısında çarpıtılmış yorumlarda bulunmalarına neden olmaktadır. Bu yüzden mutsuzluk ve çaresizlik gibi olumsuz duygularının sebebi, dışarıda olan olaylar değil, bireyin bunları nasıl algıladığıdır. Kaygı tetiklendiğinde de savaş/kaç tepkisi ortaya çıkmaktadır.

    Kaygı Bozukluğu olan kişilerin düşüncelerinin içeriği özel alanlarına dair tehditlerle doludur. Kişi başta kendisi olmak üzere, ailesi, sosyal statüsü vb. sahip olduğu şeylere zarar geleceğini düşünür. Kaygı Bozukluğu yaşayan kimseler; insanların onu eleştireceğini, kendisiyle dalga geçeceğini, dışlayacağını düşünebilmektedir.

    Kaygı bozukluğunun tedavisinde düşünceler üzerine çalışma yapılmaktadır. Çünkü, kaygı bozukluğunda bilgi işleme neredeyse bütünüyle negatif uyaranları tanımaya yöneliktir. Dikkat kaynaklarının negatife yönelmesi de tehditle ilgili diğer mekanizmaların uyarılmasına neden olur ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Kişinin bu kaygısı, uyaranla ilgili eksik bilgilerine dayandığı için de bir psikoeğitim ve daha geniş bir bakış açısı kazandırmak terapide çok önemli bir yere sahiptir.