Etiket: Kaygı

  • Engelli Çocuklar ve Ailelerinin Depresyon Düzeyi

    Engelli Çocuklar ve Ailelerinin Depresyon Düzeyi

    Çocuk sahibi olmak tüm çiftleri heyecanlandıran, beklenti içine sokan, plan yaptıran, hayatlarını değiştiren bir yeniliktir. Her kadın hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren ailecek gelecek planlarına başlarlar. Çocuklarının sağlığı başta olmaz üzere, eğitimi, yetiştirilme tarzı, sosyal çevresi düşünülüp planlamaya başlanır. Ancak maalesef bazen bu hamilelik düşünüldüğü gibi sonlanmayabilir ve ebeveynler engelli çocuk sahibi olabilir. İstatistiklere göre her on çocuktan biri engelli doğarken ülkemizde her 7-8 aileden birinde engelli çocuk doğar. Türkiye’de yaklaşık 3.5 milyon engelli çocuk bulunmaktadır.

    Her çocuk dünyaya geldiğinde ailesinin bakımına, şefkatine ve ilgisine muhtaçtır. Sağlıklı bir çocuğun yetiştirilmesi, toplum içinde yer edinmesi her açıdan daha olasıdır. Oysa engelli bir çocuk dünyaya geldiğinde maalesef işler değişir. Anne baba rolleri sağlıklı çocukta olduğu gibi olmaz ve engelli bir çocukla yaşamak aile üyelerini sosyali psikolojik ve ekonomik açılardan etkiler. Anne-babalar engelli çocuğa sahip olmaları nedeniyle çoğu zaman hayal kırıklığına uğrarlar.(Ergin,Şen,Eryılmaz,Pekuslu ve Kayacı 2005)Bekledikleri çocuğa sahip olamadıkları için bu hayal kırıklığını şok, kızgınlık, utanma ,suçluluk, reddetme, acı çekme gibi duygular takip eder. Acı çekme hissi aslında içinde bulundukları durumu kabullendiklerini gösterir ve zamanla acı hissinin sonucunda depresyon oluşmaya başlar. Çoğunlukla anne babalar yüklendikleri sorumluluklar karşısında her şeye güçlerinin yetmeyeceği inancı ile depresyona girmektedirler (Sandalcı 2002,Gökcan 2004). Çocuğun bakımı için gerekli olan fazla zaman, para, enerji gereksinimi ve bunların beraberinde getirdiği duygusal sıkıntılar anne ve babanın stres yaşamasına neden olmaktadır (Küçüker, 2001).Ayrıca sağlıklı bir çocuğa sahip olan aileler sosyal destek görmekte bir sorun yaşamayıp rutin hayatlarına devam edebiliyorken engelli çocuğa sahip ailelerde sosyal destek seviyesi düşmektedir. Hem normalden fazla bakıma muhtaç bir çocukla tüm zamanını geçirmekte hem de çevreden destek göremediğinde depresyon ve kaygı seviyesi de buna bağlı olarak artmaktadır. Ebeveynler eskisi gibi bir hayata sahip olamadıklarını, sosyal hayatlarının bittiğini, çevreden desteksiz kaldıklarını ve ekonomik olarak yükün fazla olduğunu gördükleri için de bu seviye gitgide artıyor ki Otistik ve Down sendromlu çocukların annelerinin kaygı puanı normal gelişim gösteren çocukların annesinin kaygı puanından daha yüksektir.

    Engelli çocuklara sahip olan ebeveynlerin kaygı düzeylerinin etkileyen bazı durumlar söz konusudur :

    1- Yapılan araştırmalara göre engelli kız çocuğuna sahip ebeveynler engelli erkek çocuğuna sahip ebeveynlere oranla daha fazla kaygı duymaktadırlar. Buna sebep olarak kız çocuğunun fiziksel gelişimi, eğer ömür boyu bakıma muhtaçsa ne olacağı, ergenlik döneminde değişiklikler olarak gösterilmiştir.

    2- Annelerin engelli çocuklarıyla yaşadıkları olumsuz deneyimler kaygı düzeylerini arttırmaktadır.

    3- Çocuğun özel eğitim merkezinde geçirdiği zaman kaygı düzeyini etkilememektedir.

    4- Kaygı düzeyleri ebeveynlerin eğitim seviyesine göre farklılık göstermektedir.

    5- Ailelerin bir kısmının depresyon seviyesinin diğer engelli çocuğa sahip ailelerin depresyon seviyesinden daha düşük olmasının sebebi geleceğe yönelik iyileşecek inancıdır.

  • Panik Atak Nedir? Panik Atak Tedavisi Var mıdır?

    Panik Atak Nedir? Panik Atak Tedavisi Var mıdır?

    Panik Atak Nedir?

    Beklenmedik durumlarda ortaya çıkan, panik ataklarla seyreden bir kaygı bozukluğudur. Ataklar sırasında yoğun bir şekilde korku, kaygı ve sıkıntı yaşanır. Panik atak çok ani bir şekilde ortaya çıkar yaklaşık 10 dakika içerisinde en üst seviyeye ulaşır ve yaklaşık 20-30 dakika devam eder.

    Panik Atak Nasıl Oluşur?

    Kişinin dış dünyası veya iç dünyasını etkileyen önemli bir olay yaşanır. Bu olay ölüm, felaket, kayıp, gibi ağır bir yaşamsal olay da olabilir iş yerinde ağır bir sorumluluk da olabilir, okul yaşamında kaygısını arttıran bir sınav da olabilir. Yoğun kaygı oluşturan olay kişinin bedenine odaklanmasına sebep olur. Dikkatin bedene odaklanması bedenin verdiği normal tepkilerin, felaketlişrirlerek yorumlanmasına neden olur. Mesela göğsün normal ağrısı, kalp krizi, kollarda uyuşma felç geçirme, baş dönmesi bayılma olarak yorumlanır. Felaketleştirici yorumlar kaygının artmasına, kaygının artması, bedensel belirtilerin daha yoğun yaşanmasını sağlar. Bu şekilde ilk panik atak yaşanmış olur. İlk panik atak krizi genelde hastanenin acil bölümüyle sonuçlanır.

    Panik Atak Belirtileri

    Panik atağın 13 tane belirtisi vardır, panik atak tanısı için aşağıda yazılı olan belirtilerden 4 tanesini yaşıyor olmanız gerekiyor.

    Çarpıntı                                       Göğüste Sıkışma

    Terleme                                       Yabancılaşma                                                

    Titreme                                        Deride yanma, Karıncalanma                   

    Boğulma Hissi                             Çıldırma Korkusu                                         

    Uyuşma                                       Ateş Basması

    Ölüm korkusu                              Baş Dönmesi

    Mide Bulantısı                                      

    Panik Bozukluk Mu Panik Atak Mı?

    Bir defa panik atak geçirdiyseniz yani boğulma hissi, nefessiz kalma, terleme, baş dönmesi, ölüm korkusu bayılma korkusunu nöbet şeklinde bir defa yaşadıysanız bunun adı panik atak. Panik atak nöbetinden sonra sürekli atak beklentisi içindeyseniz, zihninizde sürekli atak geleceği kaygısıyla yaşıyorsanız, sürekli vücudunuza odaklanıyor ve kaçınma davranışları gösteriyorsanız artık siz panik bozukluk yaşıyorsunuz demektir.

    Panik Atağın Tedavisi Var mıdır?

    Evet panik atak tedavi edilen bir rahatsızlıktır.

    İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür? Panik atak ilaçsız da gayet başarılı bir şekilde tedavi edilen bir rahatsızlıktır. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi panik atak tedavisinde oldukça iyi sonuçlar elde etmektedir.

    Panik Atak Nasıl Tedavi Edilir?

    Kaçınma ve güvenlik sağlayıcı davranışlar, panik atak sırasında kısa süreli bir rahatlama sağlar fakat panik bozukluğun kişinin hayatını daraltmasına, hastalığın daha uzun süreli yaşanmasına neden olur.

    Hastalığın yıllar geçtikçe etkisini arttırmaya, hastalığın çözümü yokmuş gibi yaşanmasına neden olur.

    Kaçınma ve güvenlik sağlama davranışını yapmamak örneğin asansöre binmesini sağlamak, tek başına sokağa çıkabilmek, atak anında hastaneye koşmamak panik bozukluğu yenmek için önemli bir adım olur.

    Panik atak anında 2 tane önemli yöntemi öğrenmek önemli. Birincisi danışanlar panik atak anında genelde hızlı ve ağızdan nefes alırlar ki bu yanlış bir nefes alma yöntemidir. Doğru nefes alma egzersizi ile panik atağın kontrol altına alınması daha kolay olur.

    Doğru nefes egzersizi nasıl yapılır?

    1 Burundan yavaş yavaş ve derin nefes al.

    2 Nefesi içinde bir süre tut.

    3 Sonra yavaş yavaş ağızdan nefesi geri ver.

    Bu nefes alma egzersizi, panik atak anında “nefesim yetmiyor, nefes alamıyorum” hissiyle baş etmenizi, hızlı nefes alma nedeniyle yaşadığınız baş dönmesini yaşamamanızı ve çarpıntınızın normal olduğunu görmenizi sağlar.

    İkinci önemli yöntem; panik atak anında ‘’çıldırıyorum, ölüyorum, felç geçiriyorum” düşünceleri sıklıkla zihinde olur. Ve bu düşüncelere atak anında çok inanır ve bundan dolayı ortamdan kaçmak ilaç almak ya da doktora gitmek çözümlere başvurursunuz. Panik atak anında bu düşüncelerin gerçek olmayabileceğini fark etmek, ortamdan kaçmadan da panik atağın geçeceğini görmek önemlidir. Bulunduğunuz ortamı terk etmeden kaygının azaldığını görmenizi sağlamak terapideki önemli aşamalardan biridir. Bu egzersiz terapist yardımı ve planıyla aşama aşama yapılmalıdır. Terapistin planı ve yardımı olmadan yapılırsa kaygının daha çok artmasına neden olabilir.

  • Panik Yapmayın! Panik Atak Tedavi Edilebilir!

    Panik Yapmayın! Panik Atak Tedavi Edilebilir!

    Panik atak, çok sık rastlanılan bir sağlık sorunudur. Sokakta karşılaştığımız her 10 kişiden biri hayatı boyunca en az bir kez panik atak geçirir. Panik ataklar sıklaştığında, mesleki, sosyal ve bireysel anlamda kişinin uyumunu bozup yaşamını olumsuz yönde etkilemeye başladığında hastalık halini almış demektir. Panik atak bir kaygı bozukluğudur. Kalp çarpıntısı, nefes nefese kalma, boğuluyormuş gibi olma, soluğun kesilmesi, göğüste sıkışma, nabız yükselmesi, baş dönmesi, terleme, titreme gibi yoğun fiziksel belirtilerin bazılarının yineleyen şekilde yaşandığı yoğun rahatsızlık duyma halidir.

    Kaygı ve Korku
    Kaygı (anksiyete, endişe, bunaltı); yoğunluğu tedirginlik duygusundan panik düzeyine varan fiziksel belirtilerin eşlik ettiği bir tepkidir. Beynimizde ‘savaş ya da kaç’ prensibine göre tepki vermemize neden olan bizi hayatta tutmaya ve tehlikelerden korumaya yarayan bir alarm sistemi vardır. Kaygı doğru zamanda ve seviyede olduğunda yararlıdır. Fakat yoğunluğu ve süresi uzadığında kişinin iş, sosyal ve akademik yaşantısına zarar verir. Peki, korku nedir? Korku kişinin somut(gerçek) bir tehdit karşısında tüm kaynaklarını bu tehlikeye karşı kendisini korumak üzere kullandığı akut ve ani durumlardır. Kaygı; somut olmayan, bilinmeyen, içten gelen belirsiz bir algıya dayalı bir tehdide karşı gösterilen kronik bir tepkidir. Panik atakları ise beynimizde bahsi geçen alarm sisteminin bozulmasına benzetebiliriz. Yani arabanın alarmının kediye çalması durumudur.

    Panik Atak Kalp Krizi Değildir
    İlk kez panik atak yaşayan kişilerin hemen hemen hepsi soluğu acil servislerde alır, kalp krizi geçirdiklerini veya öleceklerini düşünürler. Yapılan incelemeler sonunda doktorun durumun psikolojik olduğunu söylemesi inandırıcı olmaz. Panik ataklar tekrarladıkça acil servislere gidilmeye, atağın nedeninin araştırmaya yönelik doktor doktor dolaşılmaya başlanır. Ekonomik ve duygusal açıdan yıpratıcı bir süreç başlar. Panik atak tekrarlama eğiliminde olduğundan kişiler birkaç ataktan sonra kaygı dolu bir bekleyiş içine girerler. Atağın ne zaman olacağını kestirebilmek için çevreden ya da bedenlerinden gelebilecek bazı ipuçlarını araştırmaya ve bunlara yönelik önlemler almaya koyulurlar. Bu endişeler kişiyi yanlış çıkarımlara itebilir. Arabada ilk panik atağını yaşayan kişi arabaya binmek istemeyebilir, ciddi bir hastalığı olduğunu düşünerek sürekli belirtiler araştırabilir, nefes alamayacağını düşünerek kapalı ortamlara girmekten kaçınır, dışarıda bayılacağından endişe duyduğu için yalnız dışarı çıkmayabilir, hatta evde yalnız kalamayabilir. 

    Sağlıklı Çözümler
    •Öncelikle bu sıkıntılarınızla ilgili olarak bir psikolog/psikiyatri uzmanından yardım alın. İlaç tedavisi artı psikoterapi bu hastalığı yenmede en etkili yöntemdir. Tedavi planınıza sadık kalın.
    •    Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra şikayetlerinizin bedensel bir hastalıkla ilgili olmadığına dair söylenenlere inanın. Özellikle panik atak geçiriyorken acil servislere gitmeyin. Panik atak sırasında yaşadığınız belirtilerle tek başına baş edebilmeniz çok önemli. 

    •    Kötü beslenme alışkanlıkları, düzensiz beslenme ve katı diyetler sonucunda ortaya çıkabilecek değişken kan şekeri düzeyi atakları tetikleyebilir. Hastalık belirtilerinin bastırılmasında alkol kullanılmamalıdır. Kafein çarpıntıyı artıran ve uykusuzluğa sebep olabilen bir maddedir. Kafein içeren çay, kahve ve kola gibi içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. 
    •    Yeteri kadar uyuyun ve düzenli egzersiz yapın.
    •    Bir panik atak hastasıysanız şunu unutmayın: Panik ataklar kesinlikle kontrol altına alınabilir, uygun tedavilerle düzelebilir. Umutsuz ve karamsar olmayın. 

  • Okullar Açıldı Kaygılar Başladı

    Okullar Açıldı Kaygılar Başladı

    Çocukların büyük bir yüzdeliği için yazın sonu mutsuzlukla ilintilidir. Çünkü yazın sonu tatilin bittiğini ve okulların açılacağını simgeler. Uzun yaz tatilinden sonra özlenen arkadaşlarla bir araya gelmek ve okulun yeni yılda sunacağı yeniliklerin düşüncesi çocuğa heyecan ve mutluluk verse de, okulların açılması kaygı ve korku gibi duyguları da beraberinde getirir. Özellikle 9-13 yaşları arasındaki çocuklar bu durumu yoğun bir şekilde yaşarlar. Bu yaş grubundaki çocuklar fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimin doruğundadırlar. Bu durum onlarda belirsizlik ve huzursuzluk yaratır. Kendi farkındalığına varmaya başlayan bu hassas bireyler çevrelerindeki insanları ve olup bitenleri fazlasıyla analiz ederler. Bu sebeple özellikle yakın olduğu kişilere karşı çoğu kez fazla alıngan ve yargılayıcıdırlar. Dünya sanki onları ezmek ve üzmek için seferber olmuştur. Onların gözünde herkes ve her şey benliklerine düşmandır. Bütün bu olumsuz düşünceler göz önünde bulundurulduğunda okulların açılması bu yaş grubundaki çocuklar için tedirginlik yaratır.
    Okula dönüş kaygısı kendisini okulların açılmasına yakın tarihlerde çocuklarda endişe, asabiyet, aşırı duygusallık, umutsuzluk, isteksizlik, depresif ruh hali, iştah ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle gösterir. Çocuk sık sık yeni okul yılı ile ilgili kaygılarını dile getirmektedir. Okul için yapılan alışverişlerde kararsız, gönülsüz ve agresiftir. Genellikle yeni ortamlara uyum göstermekte zorlanan, okula ilk başlarken zorluk yaşamış çocuklar ve ilkokuldan ortaokula geçen çocuklarda bu durum daha sık görülmektedir.

    Ebeveynler Ne Yapmalı?

    -Okula dönüş kaygısı yaşayan çocuklara yapabileceğiniz en güzel şey onlarla kaygıları hakkında konuşmaktır. Ebeveynler çocuklarını dinlerken sadece sözcüklere değil vücut dillerine de dikkat etmelidirler. Bu yaş grubundaki çocuklar çekingendirler ve duygularını tam olarak anlatabilecek donanıma sahip değildirler. Dolayısıyla duygularını ve kaygılarını açıkça dile getirmelerini beklemek hata olur. Fakat korkuların en büyük düşmanı onları sözcüklere dökmektir. Ne kadar zaman alırsa alsın çocuğunuzun okula dönüş ile ilgili kaygılarını sizinle konuşması için sabırla bekleyin. Kendi hayatınızdan örnekler vermek, sizin de onun yaşındayken benzer kaygılar yaşadığınızdan bahsetmek çocuğunuzun hoşuna gidip onu rahatlatacak ve size açılmasını kolaylaştıracaktır.
    -Çocuğunuzun kaygılarının altında yatan nedenleri bulup ona yönelik çözümler geliştirmesine yardımcı olun. Örneğin çocuk matematik dersinde zorlandığı için okullar açılıyor diye kaygı yaşıyor olabilir. Çocuğun zorlandığı dersler tespit edilip bu derslerdeki konu eksiklerinin giderilmesi daha özgüvenli bir şekilde okula dönmesine yardımcı olup kaygılarını azaltacaktır. Bir başka neden ise çocuğun okulda arkadaşlık problemlerinin olması olabilir. Çocuğun hiç arkadaşı yoksa ya da arkadaşları tarafından zorbalığa uğruyorsa bu sorunlar okul ile işbirliği yapılarak çözülmeli.
    – Okulun ilk günlerinde yakın bir arkadaştan ya da kardeşlerden kaygı yaşayan çocuğa yardımcı olmalarını istemek de iyi bir yöntemdir. Okulun ilk günlerinde arkadaşların veya kardeşlerin birbirlerine destek olup ihtiyaçları konusunda yardımcı olmaları okulun ilk haftalarında yaşanan kaygıları ciddi anlamda azaltır.
    -Çocuğun kaygılı ve çaresiz hissettiği durumlarda okulda kendisini yakın hissettiği bir öğretmene ya da okulun rehberlik birimlerine gitmesi için onu yönlendirin. Okulların rehberlik birimleri okul kaygısı ve arkadaşlık problemleri yaşayan çocukların sorunlarını çözmelerine destek olma konusunda donanımlıdırlar. Dolayısıyla çocuğunuzun okulundaki rehberlik servisinde görev yapan öğretmenlerle iletişimde olmanız faydalı olacaktır.
    -Tüm çabalara rağmen çocuğunuzun kaygılarında herhangi bir hafifleme olmazsa problem kronik bir hale gelmeden ya da başka psikolojik problemlere sebep olmadan mutlaka bir psikolog ya da çocuk psikiyatristinden destek alınız.

  • Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    Kaygı; insanların hayatta kalmasını sağlayan tehlikeli durumlar karşısında hissedilen doğal bir duygu durumudur. Rahatsızlık verici olmakla beraber yeterli düzeyde bir kaygı sadece normal değil aynı zamanda uyumsal ve hatta sağlığımız ve normal işlevselliğimiz açısından da önemlidir. Günlük hayatta bizde kaygı uyandıran birçok olayla karşı karşıya geliriz. Örneğin, bir sınava girmek üzereyken veya topluluk önünde konuşma yapacağımız zaman, başarısız olma korkusu yeterli derecede hazırlanmamızı sağlar. Ancak her insanın olayları algılayış ve bunları yorumlama biçimleri farklıdır.  Bu nedenle kaygı çok hafifte yaşanabilir, panik derecesine varan yoğunlukta da olabilir.Hissedilen kaygı eğer kişinin denetimi dışına çıkıyorsa ve işlevselliğini bozuyorsa kaygı bozukluklarından söz edebiliriz.

    Bireyin birden fazla kaygı bozukluğu olabilir. Birincil kaygı bozuklukları;

    -Yaygın Kaygı Bozukluğu

    -Panik Bozukluk

    -Agorafobi

    -Özgül Fobi

    -Sosyal Kaygı Bozukluğu

    -Seçici Konuşmazlık (Selektif Mutizm)

    -Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    YAYGIN KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUĞU NEDİR?

    Yaygın kaygı bozukluğu tanısı alan bireyler, genelde kendi kendilerine ve hiçbir neden yokken endişe duyarlar. Sıradan günlük yaşam olaylarına karşı aşırı korku ve kaygı içerisindedirler. Ve bu kaygıyı kontrol etmek de zaman zaman zor olur. Tedirgin edici bu sıkıntılı durum bireyde pek çok fiziksel semptoma neden olur.  Yine bu durum kişide daha fazla kaygıya neden olarak kişiler, kalp, baş, boyun, mide rahatsızlıkları, omuz ağrıları gibi nedenlerle doktora başvururlar.  Nedensiz yorgunluk, yutma güçlüğü, titreme ve seyirmeler, bulantı, sıcak basması diğer fiziksel yakınmalardır. Pek çok farklı konu ile ilgili; uyku problemleri, zihinsel şikayetler,  ailevi problemler, aşırı ve kontrol edilmesi zor endişeler, huzursuzluk ve dikkat gibi problemlere yol açar.

    Yaygın kaygı bozukluğu genelde 30’lu yaşlarda başlar. Genel yetişkin nüfusunda görülme oranı %9 olup kadınlarda görülme olasılığı daha yüksektir. Yaygın kaygı bozukluğunda genetik faktörler önemli rol oynamaktadır.

    PANİK ATAK NEDİR?

    Panik atak aniden başlayan ve genelde yarım saatten az süren, göğüs ağrısı, ürperme, sıcak basması, tıkanma, nefes darlığı, hızlı veya düzensiz kalp atışı, karıncalanma, uyuşma, aşırı terleme, mide bulantısı, baş dönmesi ve titreme gibi sıkıntıların eşlik ettiği bir felaket hissidir. Panik atak geçiren kişiler gerçek dışı hissedebilir, akıllarını kaybediyor veya ölüyormuş gibi korku yaşarlar.

    Panik atak oldukça yaygındır. Yetişkinlerin %30’u en az bir kere yaşamıştır. Genelde kadınlarda erkeklere göre daha fazla rastlanır. Panik atak yaşama sıklığı açısında farklıdır. Kişiler hayatları boyunca birkaç kez yaşabilir veya haftada birkaç kez yaşabilirler. Panik atak geçirdiğinde kişi fiziksel olarak hasta olduğuna dair inanç geliştirilebilir ve bu durum daha fazla endişeye neden olur. Tedavi edilmezse ciddi düzeyde zarar verebilir.

    Panik ataklar başka bir semptom olmadan veya agorafobi, sosyal kaygı bozukluğu, özgül fobi, travma sonrası stres bozukluğu, duygudurum bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi gibi diğer farklı pek çok bozuklukla bağlantılı olarak, aynı zamanda, başka bir sağlık durumuna bağlı kaygı bozukluğunda maddenin/ilacın yol açtığı kaygı bozukluğunda da ortaya çıkabilir.

    PANİK BOZUKLUK ise kişi, aniden geçirdiği panik ataklar sonucunda tekrar panik atak geçirmekten korkar ve bunun sonuncunda atakları tetikleyen aktivitelerden, bir kere bile olsa, uzak durur veya panik atak yaşadığı yerlerden kaçınarak gelecekteki ataklardan kaçınmaya çalışır. Panik bozukluk olarak adlandırabilmek için bir aydan fazla ve sıkıntı veya yeti eksikliği yaşanmalıdır.

    AGORAFOBİ NEDİR?

    Kişinin yalnız kalması veya evden uzakta olmaları gereken durumlarda karşı karşıya kaldıkları aşırı endişe ve kaygı halidir. Bu duyguyu yaşadıkları durumlar; otobüse binmek, kamuya açık yerlerde bulunmak, alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlara girmek, sinema, tiyatro gibi etkinliklere katılmak, uçak ve otobüs gibi kalabalık ulaşım aracına binmek gibi oldukça fazladır. Agorafobi hızla gelişebilir. Sadece birkaç hafta içinde üst üste panik atak geçirdiyse yeniden geçirme korkusuyla evden çıkmaktan veya aktivite de bulunmaktan kaçınabilirler. Agorafobinin görülme olasılığı son yıllarda %1-2’ye yükselmiştir. Kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre daha fazladır. Genelde 20’li yaşlarda görülmeye başlar ve kalıtımsal yönü oldukça güçlüdür.

    ÖZGÜL FOBİ NEDİR?

    Özgül fobisi olan kişiler özgül nesneler ve durumlar karşısında aşırı ve mantıksız  bir dehşet ve korkuya kapılırlar. En çok rastlanan fobiler arasında hayvanlar, kan, uçakta seyahat etmek, kapalı alanda kalmak, yükseklik ve gök gürültüsünü sayabiliriz. Bu fobilerden birine maruz kalan kişi panik atak veya  kaygı yaşayabilir. Kişi korku uyandıran uyarana ne kadar yaklaşırsa ve kaçmaları ne kadar zor olursa kendisini o kadar kötü hisseder. Kişilerin genelde birden fazla fobisi olabilir.  Bu fobilerde kişilerin geçmişte yaşadığı olumsuz olayların rolü olduğu düşünülür ancak bu yanıltıcıdır. Asansörde mahsur kalan ya da bir köpek tarafından ısırılan kişi de bu tür fobilerin oluştuğunu görürüz ancak bu tür deneyimleri olmadan da bu tür fobi geliştiren birçok kişi vardır. Bazı araştırmacılar korkuların genetik olarak belirlendiği ve bazı durum ve nesnelerden korkacağımızın daha doğmadan belirlenmiş olduğunu söyler. Yani fobiler kalıtsaldır. Anne babada özgül fobi olan kişinin benzer fobi geliştirmesi olağandır.  Edindiğimiz deneyimler ve çevrenin etkisi de kişinin fobi geliştirmesi üzerinde etkilidir.

    Özgül fobi genel nüfusta en çok karşılaşılan kaygı bozukluklarından biridir. Başlama yaşı genellikle çocukluk dönemi ve ergenliktir. Özellikle hayvan fobileri daha erken başlama eğilimdedir. Bazı hayvan fobileri bir hayvan tarafından ısırılıp, zarar gördükten sonra başlar.

    SOSYAL KAYGI BOZUKLUĞU NEDİR?

    Sosyal kaygı bozukluğu insanlarla etkileşimde bulunurken utanç verici görünme korkusudur. Bu kişiler olumsuz olarak değerlendirilmekten büyük kaygı ve endişe duyarlar.  Sosyal kaygı bozukluğu bireyin bir kalabalık önünde konuşmasını veya bir performans sergilemeleri gerektiren durumlarda veya daha basit olan yemek yerken veya bir şeyler içerken, yazı yazarken belki de sadece biriyle konuşurken içinde bulunduğu durumlarda bile aşırı kaygı duyarak rezil olma korkusu taşımalarıdır. Sosyal kaygı bozukluğunda, yüz kızarması,  ses kısılması, titreme ve terleme gibi fiziksel semptomlar hem kadınlar hem de erkekler olmak üzere birçok kişide sıkça görülebilir.  Çocuklar ise kaygılarını, ağlayarak, öfke nöbetleri geçirerek, donarak veya konuşmayı reddederek ifade edebilir. Sosyal kaygıya sahip bireyler kaygılarının mantık dışı olduğunun farkındadırlar. Uygun psikoterapi tedavisiyle bu sorunun üstesinden gelebilirler.

    Sosyal kaygı bozukluğu genel nüfusta görülme sıklığı %4’ten %13’e kadar olan aralıkta değişmektedir.  Ortaya çıkışı genelde 10’lu yaşların ortasıdır.  Sosyal kaygı bozukluğunun genetik bir yapısı olup yıllarca sürme ihtimali vardır.

    SEÇİCİ KONUŞMAZLIK(MUTİZM) NEDİR?

    Seçici konuşmazlık olarak bilinen mutizm çok nadir görülen bir bozukluktur. Seçici konuşmazlık yaşayan çocuklar genelde yalnız kaldıkları zamanlar ve çok yakın birkaç kişi hariç, konuşmazlar ve sessiz dururlar. Genelde utangaç yapıya sahiptirler ancak normal bir zeka seviyesine ve duyma yetisine sahiptiler.  Konuştukları zaman yeterli cümle yapısı ve kelime dağarcına sahip oldukları görülür. Seçici konuşmalık 1000 kişiden 1’inde görülür. Erkek ve kızlarda görülme sıklığı eşittir.  Mutizme eşlik eden kaygı bozuklukları sosyal kaygı bozukluğu ve ayrılma kaygısı bozukluğudur. Aile geçmişi, okuldaki başarısı, arkadaşları ile ilişkileri ve şiddetle maruz kalması gibi faktörler etkilidir.

    AYRILMA KAYGISI BOZUKLUĞU NEDİR?

    Ayrılma kaygısı yaşayan kişiler anne-babaya ya da hayatlarındaki önemli insanların başına bir şey geleceği korkusu yaşarlar ve yalnız kalamazlar. Kendilerini veya bağlandıkları kişinin öleceğinden, kaybolacağından, kaza geçireceğinden veya hastalanacağından çok korkarlar. Bu korkularından dolayı okula, işe gitmeyi veya başka sebepten dolayı evden ayrılmayı hiç istemezler. Ayrılma düşüncesi bile bu kişilerde kaygıya, kabuslara, baş ağrısı, kusma veya başka fiziksel şikayetlere yol açabilir.  Başlama yaşı çocukluğun ilk dönemlerindeyse bu durumun azalma olasılığı daha yüksektir. Eğer başlangıcı daha geç ise kişi bunu yetişkinliğine de taşımakta ve işlevselliğinde daha büyük sıkıntılara yol açabilmektedir. Ayrılma kaygısı bozukluğuna duygudurum, kaygı ve madde kullanımı ile ilişkili bozukluklarda eşlik edebilir. Pek çok kaygı bozukluğunda olduğu gibi ayrılık kaygısı bozukluğunun da güçlü bir genetik alt yapısı bulunmaktadır.

    KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARI TEDAVİSİ

    Kaygı (anksiyete) bozukluğu tedavisinde ilaç kullanımı oldukça önemlidir. Ancak ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir. İlaç kullanımının uzun sürmesi beraberinde bağımlı olma riskini taşır. Bu nedenle kişinin kaygı yaratan düşünceleri ele alınarak daha sağlıklı bir iyileşme için psikoterapi alınmalıdır.  Psikoteröpatik müdahalelerde etkili olan bir yöntemde bilişsel-davranışçı terapi yöntemidir. Maruz bırakma, sistematik duyarsızlaştırma gibi tekniklerle kişilerin istenemeyen davranışların ortadan kalkmasına yardımcı olur. Nefes egzersizleri ve gevşeme egzersizleri ile de kişinin kendini rahatlamasını sağlamayı amaçlar.

  • Kaygılarımız

    Kaygılarımız

    Hayatımıza yön veren, biri de kaygılarımızdır. Her birimizin kaygıları farklıdır ama hemen hemen hepimizin kaygısı vardır. Bazılarımızda gelecek kaygısı: Acaba okulu bitirince iş bulabilecek miyim? Bulamazsam ne olur, ne yaparım, biterim, mahvolurum. Bazılarımızda okul/iş ile ilgili kaygılar: Sınav ya da toplantı iyi geçecek mi ya geçmezse nasıl telafi edeceğim. Bazılarımızda sağlığımızla ilgili kaygılar: Başım çok ağrıyor ve geçmiyor acaba kötü bir şey mi var, beynimde bir şey olabilir mi ya varsa? Birini kaybetme kaygısı: Annemi aradım telefonu açmadı. Neden açmadı acaba. Kötü bir şey mi oldu ki. Onsuz nasıl yaşarım? Tabii ki kaygı listesini çok daha uzatabiliriz.

    Bu örneklerin hepsinin temeli kaygıdır. Dikkat ettiyseniz hep olumsuz düşüncelerin üşüşmesi, en kötüyü düşünme vardır. Olmazsa, yapmazsa, olduysa; yani “–se ve –sa” lar. Farazi bir durum üzerinde durma. İşte bu nedenle kaygı ve korku farklı şeylerdir. Korkuda gerçek bir durum vardır. Örneğin genel anlamda ya araba çarparsa diye düşünmek ve çekinmek kaygıdır. Ancak üzerinize doğru gelen bir araba gördüğünüzde yaşadığınız korkudur. Ortada gerçek bir tehlike vardır, paniğe kapılmak çok normaldir. Kalabalık ortamlarda nefes alamıyorum diyen kişiler görmüş ya da duymuşsunuzdur. Bu kişiler kaygı düzeyleri yoğun olduğunda toplu taşıma aracı kullanamazlar, evden çıkmak bile istemezler. Aslında insanlar gerçekte onun nefes almasını engelleyecek bir şey yapmıyordur. Sınav kaygısı özellikle üniversite ve işle ilgili önemli sınavlarda yaşanan bir durumdur. Sınav kaygısını belli bir düzeyde yaşan kişi sınava hazırlanır, motive olur ve sonunda da başarılı olur. Örneğin “Aman ne olacak yaparım ben, geçerim ben, yapamasam ne olacak ki boş ver” diyen kişi sınava hazırlanmak için bir çaba harcar mı? Yoğun sınav kaygısı yaşan kişi ise kaygı nedeniyle çalıştığında bir şey anlamayabilir, sınav öncesinde ve sırasında bayılma gibi psikolojik kökenli bedensel bir problem yaşayabilir, hatırlamada, doğru okuma ve doğru işaretlemede, dikkatini toplamada sıkıntılar yaşayabilir. Kısacası aslında yoğun kaygısı yüzünden başarısız olur.

    Kaygı beyinde ve bedende değişiklikler yaratır. Çünkü kaygı düşüncesi beyinde gerçek tehlike gibi algılanır. Beyinde kişiyi koruma amaçlı bedenin çalışma şeklini değiştirir:Kalp atışının hızlanması, nefes alış verişin hızlanması, terleme, ateş basması, titreme, üşüme, kaslarda gerginlik, uyuşma/karıncalanmalar, ağız kuruluğu,, karıncalaşma, baş dönmesi, ağrılar, yüz kızarması, göğsün sıkışması, mide bulantısı, ellerin soğuması şeklinde kendini gösterir.  

    Kaygısız insanlar toplumda kimi zaman imrenilen, kimi zaman eleştirilen, duruma göre olumlu ve olumsuz bir özellik olarak değerlendirilen kişilerdir. Sayıları da çok azdır.  Günümüz yaşamının içinde kaygılar yaşamak bir düzeye kadar normaldir. Kaygı normal düzeyde olduğunda bize bir şeyleri başarmamızda, hayatta kalmamızda, kendimizi koruyabilmemizde, yardımcı ve gereklidir. 

    Fakat kaygı sizi ele geçirirse yaşamınızı ve bedensel sağlığınızı çok olumsuz yönde etkileyen psikolojik bir rahatsızlık halini alır. Kaygı bozukluğu diğer adıyla anksiyete bozukluğu tedavi gerektiren bir hastalıktır ve çeşitleri mevcuttur. Kaygı bozukluğuna sahip kişilerde kaygının yanında karamsarlık, heyecan, gerginlik, çaresizlik, yetersizlik, sinirlilik, umutsuzluk hisleri de vardır. Kaygı yaratan durumlardan sürekli kaçınma ihtiyacı duyarlar ve yaşamlarını buna göre düzenlerler. Örneğin kapalı alan kaygısı yaşayan kişiler asansör kullanamazlar ve çok yüksek katlara bile merdivenle çıkarlar. Merdivenle çıkamayacak durumda olanlar ya hiç gitmezler ya da tanıdık bir kişi ile zar zor asansöre binerler. Sağlıkla ilgili kaygı duyan kişiler, hastalanmamak için sürekli ve birçok doktora giderler. Hastalandıkları zaman ise öleceklerini düşünür ve büyük panik yaşarlar. 

    Şunları da belirtmek gerekir ki fobiler de kaygı bozukluğudur. Uçak fobisi olduğu için uzun kara ulaşımı yapmak zorunda kalan kişiler, uçak ya düşerse der. Uçağın düşme ihtimali ile karayolu kazalarının ihtimali karşılaştırıldığında, uçağın düşme ihtimali düşük kalır. Yılan fobisi olan kişiler yılanı televizyonda dahi görmeye, resmine bakmaya dayanamaz. Bu kişilerin çok büyük çoğunluğu hayatında gerçek bir yılanla hiç karşılaşmamıştır, karşılaşma ihtimali de yüksek değildir. Yaşama etkisine baktığımızda her fobinin ki tabii ki aynı değildir. Örneğin, “Klostrofobi” dediğimiz kapalı alan kaygısı, Ofidiyofobi dediğimiz yılan fobisine göre yaşamı daha fazla etkiler. Bir diğer üzerinde durulması gereken nokta da toplumumuzda adı sık anılır hale gelen “Panik Atak” kavramıdır. Panik Atak herhangi bir neden yokken ani şekilde ortaya çıkan nefes alamıyormuş/boğuluyormuş, kalp krizi geçiriyormuş, ölüyormuş, aklını kaybediyormuş olarak tabir edilen gerçeklikten kopma hislerinin eşlik ettiği durumdur. Bir kaygı bozukluğudur ve kişileri oldukça olumsuz etkiler. Panik atak geçirmek kişileri hem korkutur hem bedeni yorar hem de bir daha olmasından ya da dışarıdayken, işteyken vb. olmasından kaygı duyarlar. Bu nedenlerle, işten ayrılmak zorunda kalan, yalnız kalamayan, günlük işlerini yerine getiremeyen kişiler vardır. Tedavi edilmeyen kaygı bozukluğu fiziksel/bedensel sağlığı da bozacaktır. 

    Kaygılar arka planda, yaşanmış bir olayı, zihin tarafından yanlış ya da olumsuz kodlanmış bir durum/nesne vs. yi barındırır. Beynin nörokimyasallarında (hormonlar) bozulma meydana gelmiş olabilir. Yoğun stres yaşamak da psikolojik olarak etkisini kaygılar ile gösterebilir.

    Kaygı yoğun olarak kendini hissettirdiği durumlarda nefes egzersizleri yapmak, başka bir şeye yoğunlaşmaya çalışmak, geçecek diye düşünmek iyi gelecektir. Ancak bunlar o anlık yani geçici çözümlerdir. Kaygı bozukluğu kendiliğinden geçen bir durum değildir. Mutlaka uzmanlardan (psikiyatrist ve psikolog) yardım alınmalıdır. Tedavisinde ilaç ve psikoterapi etkili olmaktadır.

  • Terk Edilme Şeması Nedir?

    Terk Edilme Şeması Nedir?

    İlişkilerimiz hayatımızda çok önemli bir yeri kapsar ve bu alanda bir sıkıntı yaşadığımızda genel olarak kendimizi pek de iyi hissetmeyiz. Bu yazımızda ilişkilerin bitmesine sebep olan terk edilme şeması üzerinde duracağız. Terk edilme şemasının etkilerini daha çok romantik ilişkilerimizde fark etmekle birlikte, bu şemanın şiddeti arkadaşlık ilişkilerimizi de etkiler.

    Terk Edilme Şeması Olan Bireylerin Düşünce Yapıları

    Terk edilme şeması olan kişiler her ilişkinin bir gün biteceğine dair bir düşünceye sahiptirler. Yaşadığımız ilişkide partnerimiz bizim ona değer verdiğimiz gibi bize değer verse de bu şemaya sahip olan kişiler böyle düşünmezler. Bu nedenle ilişkinin herhangi bir durumda bitebileceğine dair inançları yüksektir. Bir problem yaşandığında partnerlerinin kolaylıkla ilişkiyi bitirebileceğine dair bir inanca sahiptirler. Her ilişkide bir takım problemler yaşansa da terk edilme şeması olan kişiler için problem yaşanması; ilişkinin bir daha eskisi gibi olamayacağına, bozulduğuna, devam etmeyeceğine dair bir sinyal olarak kabul edilir. Aslında bu şemaya sahip kişilerin zihni sürekli olarak ilişkiyi bitirebilecek durumlarla meşguldür. Biteceğini düşündüğünüz bir ilişkide kendiniz gibi davranmak ve duygusal anlamda karşı tarafa yatırım yapmak oldukça zordur. Sevdiğiniz birini kaybetme düşüncesi ise doğal olarak kaygı yaratır. Her insanın kaygı ile baş etmeye yöntemleri ise farklıdır. Bu nedenle her terk edilme korkusu yaşan kişi aynı şekilde davranmaz.

    Terk Edilme Şeması Olan Bireylerin Kaçınma Yöntemleri

    Terk edilme kaygısıyla baş edebilmek için bireyler bazen kaçmayı denerler. İlişkilerden uzak durarak, herhangi bir ilişki yaşamayarak kendilerini korumaya çalışabilirler. Hatta biten bir ilişkinin ardından “Gitmesi iyi oldu, kendimi çok iyi hissediyorum,” diye düşünerek kendilerini rahatlatabilirler. Her iki durum da terk edilme şemasından kaçarak baş ettiklerini gösterir.

    Yine bu şemaya sahip kişiler ilişkileri bitmesin diye aşırı uğraşabilirler. Birlikte zaman geçirmedikleri durumlarda aşırı kaygılı olabilir ve partnerlerini hiç yalnız bırakmak istemeyebilirler. Birlikte oldukları kişiyi sürekli kendileriyle yeterince ilgilenmediği ve sonunda onu terk edeceği üzerine suçlayabilirler. Bu ve buna benzer davranışlar farkında olmadan ilişkide bir güven problemi olduğunu karşı tarafa hissettirir. Bu durum partnerin kendisini ispatlamaktan yorulması, ilişkide güven bağını hissedememesi vb sebeplerle ilişkiyi sonlandırmasına sebep olabilir. Sonuç olarak terk edilme şeması olan kişi farkında olmadan korktuğu şeyi “terk edilme”yi başına getirmiş olur.

    Terk edilme şeması olan kişiler gerçekten terk etme potansiyeli olan insanlarla birlikte olabilirler. Bu şemaya sahip kişilere dengesiz aşk ilişkileri daha çekici gelebilir. Bağlanma sorunu olan kişilerle ya da evli kişilerle birlikte olabilirler.

    Her üç durumda terk edilme düşüncesinde ne kadar haklı olduklarını düşünmelerine ve bu düşünceye daha da bağlanmalarına neden olur. Bu nedenle bu şemaya sahip olan kişiler ilişkilerindeki en ufak bir bozulmayı, sıkıntıyı aşırı yoğun duygusal hisler içinde yaşayarak deneyimlerler. İlişkileri çok çok nadir olarak sakin ve tutarlı ilerler.

    Kısaca özetlersek…

    O halde basit bir ifade ile ilişkinizde terk edilme korkusu yaşıyorsanız, ilişkinizin devamlılığı ile ilgili sürekli bir kaygınız varsa, ya da hep sizi terk etme potansiyeli olan kişilerle birlikte oluyorsanız terk edilme şemanız vardır diyebiliriz.

    Eğer şemanız çok kuvvetliyse, iyi ilişkiler kuramadığınızı düşünüyorsanız; bir psikoterapi sürecine başlayarak bu şemanın hayatınız üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulabilirsiniz.

  • Anksiyete

    Anksiyete

    Kaygı, beklenen bir problem ile ilgili endişe duymadır; gelecekteki tehdit ile ilgilidir. Korku ise şu anki tehlikeye karşı bir tepkidir. Kaygı, anksiyete sözcüğünün dilimizdeki karşılığıdır.

    • Panik Atak: Aniden başlayan göğüs ağrısı, ürperme, sıcak basması, tıkanma, nefes darlığı, hızlı ve düzensiz kalp atışı, karıncalanma, uyuşma, aşırı terleme, mide bulantısı, baş dönmesi ve titreme gibi semptomlar ya da birkaçı görülür. Birey, gerçek dışı hissedebilir veya öleceğine dair bir korku yaşayabilir. Panik atak tek başına bir hastalık değil semptomdur.

    • Panik Bozukluk: Aniden ortaya çıkan panik ataklar sonucunda birey, tekrar panik atak yaşamaktan endişe duyar ve atakları tetiklemiş aktivitelerden, bir kere bile olsa, uzak durur ve panik atak yaşadığı yerlerden kaçınarak gelecekteki olası ataklardan kaçınır.

    • Agorafobi: Birey yalnız kaldığı ya da uzakta olduğunda aşırı kaygı yaşar. Düşüncelerinde kaçışın imkânsız olacağı veya yardım gelmeyeceğine dair bir korku vardır. Bu nedenle ya bu durumlardan kaçınır ya da güvendikleri birilerinin eşlik etmesini isterler. Hiçbiri etki etmezse yoğun kaygı yaşayarak duruma katlanırlar.

    • Özgül Fobi: Bu kişiler, özgül nesne veya durumlardan korkarlar. Hayvanlar, fırtınalar, yükseklik, kan, uçak, karanlık en sık görülen türlerdir.

    • Sosyal Kaygı Bozukluğu: Kalabalık önünde konuşmak ya da performans sergilemek, yemek yemek, yazı yazmak, biriyle konuşmak gibi başkalarının kişiyi yakından görebildiği durumlarda birey aşırı bir kaygı yaşar. Bu aktiviteler rezil olma veya sosyal red korkusunu tetiklediği için, kişi bu durumlardan kaçınır ya da yüksek bir kaygı yaşayarak duruma katlanır.

    • Yaygın Kaygı Bozukluğu: Sağlık, aile, maddiyat, okul, iş gibi pek çok farklı konu ile ilgili aşırı endişeler, kas gerilmesi, huzursuzluk, çabuk yorulma ve sinirlenme, dikkat ve uyku problemleri gibi fiziksel ve zihinsel şikayetler görülür. Bu neden kişi çoğu zaman gergin veya kaygılı hisseder.

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Kişi, ebeveynlerinden birine veya hayatlarındaki önemli bir insana bir şey olacağından korktuğu için yalnız kalmakta oldukça zorlanır. Ebeveynlerinin ya da kendisinin öleceği ya da kaybolacağını düşünür. Bu nedenle ayrılma düşüncesi kaygıya, kâbuslara ya da fiziksel şikayetlere yol açabilir.

  • Okula Uyum Süreci

    Okula Uyum Süreci

    Okulların açıldığı Eylül ayı ile birlikte, gerek siz anne babalar, gerekse çocuklarınız için heyecanlı bir dönem başladı. Okul öncesi dönem (0-6 yaş) çocuğun sosyal, fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimi açısından önemli bir dönemdir. Çocuk ailesinden sonra okul ile birlikte sosyalleşmeye başlar ve akran ilişkilerini geliştirir.

    Çocuğunuz bu dönemde okula uyumsuzluk gösterebilir. Bu süreçte çocuk, ilk güven duyduğu kişi olan annesinden veya ona bakım veren diğerlerinden ayrılmak konusunda zorluk yaşayabilir, okula ve öğretmenine alışmak için zamana ihtiyaç duyabilir.Bu doğal bir süreçtir fakat önemli olan bu durumun süresi ve siz anne babaların davranışlarıdır.

    Okula uyum süreci bireysel farklılıklar göstermektedir. Kimi öğrenciler baştan itibaren okula tepkiliyken, bir kısmı ilk başlarda uyum gösterip daha sonradan tepki göstermeye başlarlar. Bu tepkiler şunlar olabilir;

    • Evden ayrılırken ağlama, kendini yerlere atma

    • Fizyolojik bir rahatsızlık yokken baş ağrısı, mide bulantısı vb. şikâyetlerde bulunma

    • Anne ve babaya “siz beni sevmiyorsunuz” gibi duygusal baskı yapma

    • Aşırı sinirlilik durumu, ortalığı dağıtma, öfke nöbetleri

    • Aşırı sessizlik, içe kapanma, uyku, yemek ve tuvalet sorunu.

    Çocuğun Okula Gitmek İstememesinin Nedenleri:

    • Ayrılık kaygısı yaşaması

    • Belirsizlik ve bilinmezliğin verdiği kaygı

    • Evde okulla/öğretmenle ilgili yapılan olumsuz konuşmalar

    • Çocuğun mizaç özellikleri ( utangaç, kaygılı, hassas olması vb.)

    • Aile bireylerinin birbirlerine çok bağlı ya da bağımlı olması

    • Ev içinde hiç kural koyulmaması,  her istediğinin yapılması ve böylece evin okuldan daha cazip gelmesi

    • Çocuğun değişim ve yeniliklerle baş etmekte zorlanması

    • Ebeveynleri tarafından terk edilme korkusu

    • Anne-baba tutumları (Aşırı koruyucu ya da aşırı hoşgörülü ebeveyn tutumları)

    • Çocuğun performans kaygısı yaşaması

    • Anne veya babanın hasta olması

    • Yeni kardeş doğumu veya annenin hamile olması

    • Evde kalan kardeşi kıskanma

    ANNE VE BABALAR NE YAPMALILAR?

    • Anne babanın kaygılı olmadan sakin, sabırlı, hoşgörülü yaklaşımda olması ve oryantasyon sürecinde okul ile işbirliği içerisinde olması uyum sürecini olumlu etkileyecektir. Çocuğunuzun okula başlayacağı fikrine önce kendiniz alışmalısınız. Okulun ilk günlerinin zor olabileceğini kabullenin. 

    • Okula başlamadan önce okulla ilgili yapılacak hazırlıklar çocuğun duygusal ve zihinsel olarak okula hazırlanmasına destek sağlayacaktır.  Evde okulla ilgili olumlu konuşmalar yapılmalı, okulda neler yapacağı dürüst bir şekilde anlatılmalıdır. Evde ayrıca okula başlama ile ilgili resimli bir hikaye kitabı okunabilir veya okula başlayacağı ilk gün hakkında sohbet edebilirsiniz. 

     

    • Okula alışma döneminde çocuğun düzeni ile ilgili değişiklik yapmak uyum sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu dönemde çocuğun hayatında herhangi bir farklılık (bakıcı değişikliği, taşınma, tuvalet eğitimi vb. ) yaratmamaya dikkat etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki; çocuk için okula başlamak zaten başlı başına büyük bir değişikliktir. 

    • Eve döndüğünde gününün nasıl geçtiğini sorulmalı ancak ısrarcı olunmamalı ve paylaşmak istediği zaman anlatmasına izin verilmeli. Okulla ilgili kaygı uyandıracak sorular sormaktan kaçınılmalı. “Ağlamadın değil mi?” , “Bir problem oldu mu?”gibi sorular tetikleyici olabilmektedir.

     

    • Anne-babanın okul veya öğretmenle ilgili kaygıları varsa çocuğun yanında bunlardan bahsedilmemeli. Ebeveynlerinin güven duymadığı bir durumda o da güven duymayacaktır. Böyle bir durumda aile, okul ile daha sık iletişim kurmalıdır. 

    • Sabah veya gece uyumadan önce okula gitmemek için anne- babayı ikna etmeye çalıştığında herkesin sorumlulukları olduğu (anne baba da kendi yaşamlarından örnek vererek) anlatılmalıdır.

     

    • Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün. Evden kendisine ait bir parçayı yanında getirmesi kaygısını biraz azaltmasına yardımcı olabilir.

    • “Bebek misin sen, büyüdün artık” gibi yöntemlerden uzak durun. Çocuğunuzun duyguları konusunda anlayışlı olun.

    • Okulda kalmak isteyebilir, aralarda onu görmek isteyebilirsiniz. Fakat bu durum çocuğa ”istediği an onu okuldan alabileceğiniz” hissini kazandırıp, uyum sürecini uzatacaktır.

     

    • Çocuğun düzenli olarak okula getirilmemesi veya çeşitli sebeplerle okuldan uzak kalması gibi nedenler okula alışma sürecini zorlaştırıcı etkiye sahiptir. Ailenin tüm bireyleri çocuğun okula düzenli gitmesi konusunda kararlı olmalıdır. Çocuğun tepkilerine dayanamayarak “bugünlük okula gitmesin” gibi sözlerden sakının. Kararlı ve sabırlı olun. Unutmayın bir kere geri adım atarsanız çocuğunuz bunu hep isteyecektir.

    • Çocuğunuz sizin onu okula bırakıp gittiğinizi düşünür. Bu durumda nereye gideceğinizi, ne yapacağınızı ona anlatın. Çocuğunuzu rahatlatın.

     

    • Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın.

    • Çocuğunuz istemiyorken onu okula bırakmak sizin için zor olabilir. Fakat vedalaşma süreniz ne kadar uzun olursa çocuğunuz o kadar zorlanacaktır. 

     

    • Ayrılırken mutlaka “hoşça kal” deyin.

  • 6 Adımda Anksiyete Bozukluğu ve Tedavisi

    6 Adımda Anksiyete Bozukluğu ve Tedavisi

    1. Anksiyete (Kaygı)Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete bozukluğu, gerçek bir neden olmadan yaşadığımız endişe halidir. Türkçe karşılığı olarak kaygı kelimesini de kullanırız. Halk arasında ise anksiyete veya kaygı yerine daha çok; huzursuzluk, endişe, evham ve sıkıntı kelimeleri kullanılır.

    “İçimde bir sıkıntı var hocam, hiç gitmiyor, her zaman kötü bir şey olacakmış gibi korkuyorum. Herkes bana evham yapıyorsun, abartıyorsun diyor ama elimde değil. Keşke bende onlar kadar rahat olsam.”

    Yukarıda anksiyete bozukluğu tanısı almış danışanımın kendisini anlatırken kullandığı ifade anksiyete bozukluğunu tam olarak karşılıyor. 

    Aşırı endişeli,  günlük yaşamı olumsuz etkileyen gerginlik,  her zaman en kötüsünü bekleyen ve hayatın kontrol edememekten korkan özellikler gösterirler. Kaygı bozukluğun yaşam boyu görülme olasılığı yüksektir ve yaş ilerledikçe kaygı duyarlılığı artmaktadır.

    1. Anksiyete (Kaygı) Zararlı mıdır?

    Kaygı bizi motive eden, başarılı olmamızı,  olumsuz durumlara karşı hazırlıklı olmamızı, hayata daha güvenli adımlar atmamızı ve tehlikeye karşı korunmamızı sağlayan bir sistem aslında. Günlük yaşamda iş, sağlık, ekonomik, aile ve geleceğin belirsizliği gibi birçok alanda kaygılanırız. Hafif bir kaygı sorunlarla baş etmemizi sağlar. 

    Örneğin üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenciyi düşünelim 12 yıl boyunca derslerinde hep başarılı olan, hedefi iyi bir üniversitede tıp okumak olan bir öğrenci. 

    Şimdi bu öğrenci nasıl olsa başarılıyım, benim kaygılanmama gerek yok diye düşünerek ders çalışmaya motive olabilir mi? Geleceğe dair biraz kaygı duymayan biri çalışmaya motive olabilir mi?

    Aynı zamanda anksiyete (kaygı) bütün insanlarda bulunan bizi tehlikelere karşı koruyan yararlı bir alarm sistem gibidir. Kaygı bozukluklarında bu uyarı sisteminin biraz bozulduğunu söyleyebiliriz. Bozulan sistem yanlış alarm gibi bizi sürekli tedirgin ediyor ve her an tehlikeli bir şey varmış gibi düşünmeye ve davranmaya yöneltiyor.

    1. Anksiyete (Kaygı) Ne Zaman Zararlı Olur?

     “Eskiden de telaşlı, endişeli biriydim. Ama anksiyete atağı geçirdiğimden beri artık hiç dayanamıyorum. Düşünüyorum iş yerinde saatlerce çalışırdım yorulurdum, hiç korkmazdım şimdi en küçük şeyden bile korkuyorum. Yorulursam çarpıntım olursa, nefesim kesilir gibi olursa, ya kötü bir şey olursa diye hiçbir şey yapmak istemiyorum.” 

    Kaygı hayatınızı sınırlamaya başladığında, sosyal yaşamınızı kısıtladığında, gün içinde sağlıklı bir şekilde işlerinizi yürütmenize engel olduğunda zarar vermeye başlamış demektir. Düşünsenize “kaygılanacağım çarpıntım olacak ve etrafımdaki herkese rezil olacağım” diye düşünüyor en yakınlarınızla görüşmek dahi istemiyorsunuz. Kaygıdan ve vücudun belirtilerinden korkmaya başladığınızda kaygı zararlı oluyor. Yani kısacası kaygı normal ama kaygıdan kaygılanıyor olmak ise normal değil. 

    Önemli bir soru bu hayatının herhangi bir anında kaygı duymayan kimse var mıdır? Yoksa bütün insanlar içi korku, sevgi, üzüntü gibi ortak duygu mudur?

    1. Anksiyete Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

    Genel olarak evhamli bilinirler, kaygılarının  aşırı olduğunu bilir bundan rahatsızlık duyar fakat kontrol edemezler. Uyku problemi yaşar, gece uykuya dalamamaktan bile endişe duyabilirler. Genel kaygılı hal, yorgun ve halsiz hissetmelerine neden olur. Aşırı sinirli, keyifsiz ve olumsuzluklara tahammül edemezler.

    Bedensel belirtiler olarak nefes alamama, göğüste sıkışma hissi, kas ağrıları, bulantı ve sıcak basması gibi fiziksel şikayetleri de olabilir.

    1. Anksiyete Bozukluğu Yaşamı Nasıl Etkiler?

    Anksiyete bozukluğu olan bir danışanım hayatına etkisini şöyle anlatmıştı

    “Sabah kalkıyorum vücudumu dinliyorum, çarpıntım var mı diye bakıyorum ve tam o anda huzursuzluk ve çarpıntı içime oturuyor. Gün boyu bir şey yapmak istemiyorum, dışarı çıkmak anlamsız, birileriyle konuşmak istemiyorum.  Evimle, işimle ilgilenmek istemiyorum, içimin huzursuzluğundan yoruldum. Arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum, eskiden onlarla görüşmekten keyif alırdım. Kimse beni anlamıyor sanki. Ailemle hafta sonu gittiğim yemekte bile gelecekteki yalnızlığımı düşünüp sıkıldım sonra çarpıntım oldu. Onarı üzmek istemedim ama o huzursuzluğumla onların da keyfini kaçırdım. Ama elimde değil içimin sıkıntısından kurtulamıyorum.”

    1. Anksiyete Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi? 

    Evet anksiyete bozukluğu tedavi edilen bir rahatsızlıktır. 

    İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür? İlaç ya da psikoterapi tek başına kullanılabileceği gibi, birlikte de uygulanabilir.  

    Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi, asansör korkusu gibi anksiyete bozukluklarında terapist yardımı ve planıyla aşama aşama çalışma yapılmalıdır. Terapist planı ve yardımı olmadan hastalıkla baş etmek için kullanılan kaçma, kaçınma, güvenlik sağlayıcı davranışlar, sürekli bedene odaklanma ve düşünmemeye çalışma taktikleri maalesef kaygının daha çok artmasına neden olabilir.