Etiket: Kat

  • Beynin Gıdası İlişkidir!

    Beynin Gıdası İlişkidir!

    Bağlanma süreçleri, psikoloji bilimi içerisinde en fazla üzerine kafa yorduğum çalışma alanıdır. Bir şekilde herkesin bir bağlanma hikayesi söz konusu. Son zamanlarda ebeveynlik biçimleri hakkında, siz hangi ebeveynlik biçimine sahipsiniz? gibi sorularla karşılaşıyorsunuz ve bu soruya verilen cevaplar sayesinde ebeveynlik becerilerinizi değerlendiriyorsunuz. Bir ebeveynin ebeveynlik becerilerinin kendi bağlanma hikayesine göre şekillendiğine dikkat çekmek istiyorum. O nedenle ilk önce bir yetişkin olarak, kendi ebeveynlerimizle olan bağlanma süreçlerimizi biraz daha farkında olarak incelememiz gerekiyor.

    Sevgili Nilüfer Devecigil “Işığın Yolu” kitabında, bir bağlanma sürecinin kişinin hem ebeveynliğine hem de ilişkisine nasıl etki ettiğini öylesine güzel anlatmış ki kendimizi daha iyi tahlil edebilmek adına kesinlikle okunmasını önerebileceğim bir kitaptır. Kitapta yer alan bir metaforu buradan paylaşmak isterim. Bu metafor sayesinde çocukların bir nevi işletim sistemini çok güzel özetliyoruz. Ben de buna benzer bir ifade kullanıyordum ancak kitaptaki metafor herkesin çok daha iyi anlayabileceği şekilde özetlemiş.

    “İki katlı dubleks bir ev düşünelim. Bu ev bizim beynimiz olsun. Evin üst katı, sofistike dediğimiz bilge kısmımız. Burada konuşma, mantık yürütme, planlama, karar verme ve dürtü kontrolü gibi davranış düzenlemeleri yer alır. Evin alt katı ise ilkel kısmımız. Burada nefes alma, beslenme, uyuma ve güvende kalma gibi en temel fonksiyonlarımız yer alır. Dünyaya geldiğimizde milyarlarca sinir hücresine sahibizdir. Ancak önemli olan sinir hücrelerinin sayısından daha çok bu sinir hücrelerinin birbiri ile nasıl ilişki kurduğudur. Ebeveyn bu noktada bebeğine güven verir ve her ihtiyacı olduğunda karşılık verirse, bebek için bu dünya ve ilişkiler güvenilirdir algısı gelişir ve sinir hücreleri buna yönelik ağlar oluşturur.

    Şimdi bu evin iki katlı olduğunu bildiğimize göre alt kat ile üst katın bağlantısının birbiri ile ilişkili olduğunu anlayabiliriz. Bir bebek dünyaya geldiğinde, alt katta yer alan ilkel fonksiyonlar kendisinde hazır bulunur. Beslenmeyi öğrenmesine gerek yoktur. Emme refleksi sayesinde bu ihtiyacını otomatik olarak giderir. Asıl mesele ebeveynin üst katın bağlantılarını nasıl oluşturduğudur. Bunun oluşması için zaman gereklidir. Ancak zaman içerisinde farkında olarak hareket etmek gereklidir. Ebeveyn ile bebeğin uyumlu bir şekilde ilişki tecrübelerine ihtiyaç duyulur. Göz teması, dokunmak, şarkı söylemek, kucağına almak, ağladığında sakinleştirmek, sakinken çevredeki uyarıcılarla tanıştırmak… BEYİN İLİŞKİ İLE YAŞAR. BEYNİMİZİ TOK TUTMAYA İHTİYACIMIZ VAR!

    BEDENİN GIDASI İLİŞKİDİR

    Ebeveyn ilişki kurmayı başaramayan, ihtiyaçları karşılamayan, korkutan bir yüz ifadesine sahip olan, ilgisiz, korumayan, dokunmayan bir birey olduğunda çocuğun ilkel fonksiyonları kendini düzenlemeyi başaramaz ve üst kat ile ilişkiye giremez. Örneğin; çocuk korkutucu bir ses duyduğunda ilkel kısım her çocukta korku duygusu uyandırır. Ancak karşısında kendini düzenleme becerilerini kazandırmış bir ebeveyni varsa tepkisi şu şekilde olur: Ses korkutucuydu ama şimdi geçti… Eğer ebeveyn alt katı iyi düzenleyememişse, çocuk o korkutucu ses sonucu sakinleşemez ya da öfke nöbetleri geçirir.

    İlk yılların travmatik süreçleri ne kadar fazla ise sonraki zamanlar davranışlar bir o kadar zorlaşır. İlk yılların travmaları arasında; anne karnındaki stres, doğum anında yaşanan problemler, tıbbi operasyonlar, doğal afetler, ihmal ve ihlal olarak ifade edilebilir. İhmal dediğimiz durum, bir çocuğa SEN YOKSUN mesajı gönderir yani duygusal ihtiyaçları karşılanmaz. O nedenle ihmal ile bağlanma süreçleri birbiri ile fazlasıyla ilişkilidir.

    Bedenimiz stres anında kortizol hormonu salgılar. Bu hormonun az dozu büyümeyi sağlar. Ancak kotizolun bedende bulunma miktarı artarsa stres “zehirli strese” dönüşür. Zehirli stresin çocukların bedenlerinde bulunması durumunda çocukların beyin yapısı dahi etkilenebilir. Zehirli stres evin üst katı içerisinde yer alan pek çok işlevin yerine gelmesine engelleyerek çocuğun büyümesine sebep olur. Ve ilerleyen yıllarda depresyon, kalp sorunları, obezite, alkol ve madde bağımlılığı, antisosyal davranış problemlerinin görülme olasılığı artar. Kısaca evin tüm yapısı değişir ve başka bir ev olur.”

    Çocuklarımızın ilk yıllarının önemini her fırsatta anlatıyorum. İstiyorum ki elimizde fırsat varken şu anı kurtaralım. Çocuk güvenli ilişki kaynaklarını doyasıya yaşasın ki bir birey olma yolculuğunda bu kaynakları sağlıklı bir şekilde kullansın. Kültürel özelliklerimize göre toplumumuzu ve görüştüğüm aileleri düşündüğümde biz bu bağlanma hikayesinde sınıfta kalıyoruz. Öncelikle bu kaynakları sadece annenin yetiştirmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bir baba rolünü ebeveynlik becerileri içerisinde çok kısıtlı görüyoruz. İşte bu noktada da kaynakları çocuklarına aktaramayan ebeveynin kendi ebeveyninden alamadığı kaynaklara gidiyoruz. Bu çok önemli bir mesele ve bir kısırdöngüye dönebilir. O nedenle farkındalık diyoruz zaten. Ancak yine kültürel bir durum olarak gördüğümüz bir durum çıkıyor karşımıza: Çocuğun hayatında ortalama olarak lise yıllarına kadar olmayan ebeveyn, bu çocuk ders çalışmıyor, beni dinlemiyor… şikayetleri ile başvuru da bulunur. Ama zamanında güvenli bir ilişki kurmak için kaynakları kullanmamış bir ebeveyn ile bu süreci tamir etmek daha meşakkatli ve emek gerektiren bir süreç olur. Tüm mücadelem bundan dolayıdır; çok geç olmadan dubleks evin bağlantı ağlarını yaşamın ilk yıllarında sağlam bir şekilde geliştirmek.

  • Yavaş yemek yemek nasıl kilo kaybettirir?

    Yavaş yemek yemek nasıl kilo kaybettirir?

    Çok hızlı yemek yemek kilo almanıza neden olabilir.

    Hızlı yemek yediklerini söyleyen insanlar yavaş yiyenlere nazaran daha kiloludur. Hızlı yemek yiyenler yavaş yiyenlere nazaran yaklaşık % 115 oranında daha fazla obezite riskine sahiptir.

    Yapılan bir araştırmada 4.000’in üzerinde orta yaşta kadın ve erkeğin yiyecekleri ne hızda tükettiği sorgulanmıştır. ‘’Çok hızlı’’ yemek yediklerini söyleyenlerin daha fazla kilo alma eğiliminde oldukları ve en fazla kiloyu 20 yaşına kadar ki dönemde aldıkları görülmüştür.

    Başka bir araştırmada 529 erkek 8 yıldan fazla gözlenerek kilo değişiklikleri incelenmiştir. Sonuçlar “hızlı” yemek yiyenlerin “yavaş” veya “orta hızda” yemek yiyenlere nazaran iki kat daha fazla kilo aldığını ortaya koymuştur.

    Yavaş yemek yemek daha az besin tüketmenize yardımcı olur.

    İştahınız ve aldığınız kalori büyük ölçüde hormonlar tarafından kontrol edilmektedir.

    Normalde yemek yedikten sonra mide, açlığı kontrol eden girelin hormonunu baskılar. Ayrıca açlık önleyici kolesistokinin hormonu, peptit YY ve glukagon benzeri peptit-1 hormonlarını serbest bırakır.

    Bu hormonlar beyine mesaj ileterek yemek yediğinizi ve besinlerin sindirildiğini haber verir. Bu da iştahınızı azaltır, tokluk hissi verir ve yemek yemenizi durdurmaya yardımcı olur. İlginç bir şekilde bu işlem 20 dakika kadar sürer, işlemin yavaşlaması beyninizin bu sinyalleri alacağı zamanı verecektir.

    Yavaş yemek yemek tokluk hormonlarını artırabilir.

    Çok hızlı yemek yemek, beynin tokluk sinyallerini alacak vakti bulmasını engellediği için çoğunlukla fazla besin tüketilmesine yol açar. Buna ek olarak yavaş yemek yenildiğinde daha az besin tüketildiği görülmüştür. Bu kısmen, yemek aceleyle yenmediğinde ortaya çıkan açlık önleyici hormonların seviyesindeki artışa bağlıdır.

    Yapılan bir araştırmada, normal kiloda olan sağlıklı 17 kişiye iki farklı durumda 300 ml. dondurma yedirilmiştir. Birinde her bir katılımcı dondurmayı 5 dakikada tüketirken, diğerinde katılımcılar dondurmayı 30 dakikaya geçen bir süre boyunca yavaş yavaş yemişlerdir.

    Yapılan bir araştırmada, normal kiloda olan sağlıklı 17 kişiye iki farklı durumda 300 ml. dondurma yedirilmiştir. Birinde her bir katılımcı dondurmayı 5 dakikada tüketirken, diğerinde katılımcılar dondurmayı 30 dakikaya geçen bir süre boyunca yavaş yavaş yemişlerdir.

    Araştırmada kilolu ve obez diyabet hastalarında bu süre ve yavaş yemek tokluk hormonlarını artırmamıştır. Ancak tokluk hissi ve tatmin derecesi önemli ölçüde artmıştır.

    Başka araştırmalar 9-17 yaşları arasında olan obez gençlerin yemeklerini yavaş yediklerinde tokluk hormon seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermiştir.

    Yavaş yemek daha az kalori alınmasını sağlayabilir.

    Bir araştırma, öğlen yemeklerini farklı hızlarda yiyen normal kilolu ve fazla kilolu kişileri gözlemlemiştir. Normal kilolu grupta fark daha büyük olsa da, her iki grup yavaş yediklerinde daha az kalori harcamıştır. Ayrıca tüm katılımcılar yavaş yediklerinde kendilerini daha tok hissetmişler ve yavaş yenen yemekten 60 dakika sonra daha az acıkmışlardır.

    Daha az kalori almak zaman içinde kilo kaybını sağlayacaktır.

    Yavaş yemek yemenin yolu çiğnemekten geçer. Yavaş yemek yemek için besini yutmadan önce çok çiğnemelisiniz. Bu kalori alımını azaltabilir ve kilo kaybına yardımcı olabilir.

    Gerçekten de bazı araştırmalar kilo problemi olan kişilerin normal kiloda olan kişilere nazaran yiyecekleri daha az çiğnediklerini tespit etmiştir.

    Bir araştırmada 45 kişiye farklı oranda çiğnemesi (normal, normalden 1.5 kat fazla ve normalden iki kat fazla) söylenerek doyana kadar pizza yedirilmiştir. Alınan ortalama kalori, normalden 1.5 kat fazla çiğneyen kişilerde 9.5% oranında, normalden iki kat fazla çiğneyen kişilerde ise yaklaşık 15% oranında azalmıştır.

    Başka bir araştırma ısırılan her lokmanın çiğneme sayısının 15’den 40’a kadar artırılmasının kalori alımını azalttığını ve tokluk hormon seviyesini yükselttiğini göstermiştir.

    Ancak çiğnemeye bir sınır koyarak yemeğinizden zevk almanız mümkündür. Yapılan bir araştırma ısırılan her lokmayı 30 saniye çiğnemenin, sonrasında atıştırmayı azalttığı ancak aynı zamanda yemekten zevk alınamadığını göstermiştir.

    Besinleri çiğneyerek yemek yeme hızınızı düşürebilir ve aldığınız kaloriyi azaltarak kilo vermenizi sağlayabilir.

    Yavaş yemek yemenin diğer faydaları

    Yavaş yemek ve besinleri çiğnemek tokluk hissini artırır ve kilo vermenize yardımcı olur.

    -Yemekten daha fazla zevk almanızı sağlar.

    -Sindirimi artırır.

    -Besinlerin emilimini artırır.

    -Diş sağlığına katkıda bulunur.

    -Daha sakin ve kontrollü olmanıza yardımcı olur.

    -Stresi azaltır.

    Daha yavaş nasıl yemek yeriz ve kilo veririz?

    Yavaş yemek yemenize yardımcı olacak bazı tavsiyeler:

    Aşırı aç kalmayın; Çok aç olduğunuzda yavaş yemek zordur. Aşırı acıkmayı önlemek için elinizin altında sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun.

    Daha çok çiğneyin; Isırdığınız yiyeceği ne kadar çiğnediğinizi sayın ve bu sayıyı ikiye katlayın. Ne kadar az çiğnediğinizi görünce şaşırabilirsiniz. Yemek yerken çatal, bıçak ve kaşığı masaya bırakın, ısırdığınız her lokmadan sonra çatalı masaya bırakmanız yavaş yemenize yardımcı olacak, her lokmada yemeğin tadına varmanızı sağlayacaktır.

    Çiğnenmesi gereken yiyecekler tüketin: Sebze, meyve ve çerez gibi çokça çiğnenmesi gereken lifli besinler tüketin. Lifli yiyecekler aynı zamanda kilo vermenize de yardımcı olabilir.

    Bol su için; Yemeklerde bol su ve kalorisiz içecekler tüketin.

    Zaman ayarlayıcı kullanın; Mutfakta zaman ayarlayıcısını (fırın zaman ayarlayıcısı yardımcı olabilir) 20 dakikaya ayarlayın ve bu süre bitmeden yemeğinizi bitirmeyin.

    Yemek boyunca yavaş, sabit bir hızı hedefleyin; Yemek yerken dikkatinizi dağıtacak elektronik aletleri kapatın: Yemek yerken TV seyretmekten kaçının. Eğer seyretmeniz gerekiyorsa 20-30 dakikalık bir program seçin ve bu süre boyunca yemeğinizi yiyin.

    Derin nefesler alın; Eğer yemek yemeye hızlı başladıysanız, derin nefesler alın. Bu hareket tekrar odaklanmanıza yardımcı olacak ve sizi yavaşlatacaktır.

    Dikkatli yeme tekniklerini uygulayın; Dikkatli yeme teknikleri ne yediğinize daha çok dikkat etmenizi sağlar ve aşırı yeme isteğini kontrol altına almanıza yardımcı olur.

    Sabırlı olun; Değişim zaman alır. Yeni bir davranış şeklinin alışkanlık haline gelmesi yaklaşık 66 gün sürer. Sabırlı olmanız halinde yavaş yemek alışkanlık haline gelecektir.

    Yavaş yeyin ve yemeğin tadını çıkarın!

    Hızlı yemek kilo almanıza ve yemeğin tadını çıkaramamanıza neden olabilir. Bunun yanında yavaşlayarak tokluk hissini artırabilir ve kilo verebilirsiniz. Ayrıca yavaş yemek sağlığınıza birçok fayda sağladığı gibi yaşam kalitenizi de arttıracaktır.

    Kısaca yemek önünüze geldiğinde ağırdan alın ve ısırdığınız her bir lokmanın keyfini çıkarın.

  • Tiroid ultrasonografisinde nodülün kanserli olduğu anlaşılabilir mi ?

    41 çalışmanın verilerinin alındığı bir metaanalizde Tiroid ultrasonografisinde hangi özelliklerin kanser riskini ne kadar artırdığı ODDS oranı ile hesaplanmıştır.

    Tiroid ultrasonografisinde nodülün yüksekliği genişliğinden büyükse kanser riskini 10.15 kat artırır.

    Tiroid nodulunde halonun kaybolması kanser riskini 7.14 kat ,düzensiz kenar olması 6.12 katartırır.

    Tiroid nodülünde mikrokalsifikasyon olması kanser riskini 6,76 kat artırır

    .

    Tiroid nodülünün hipoekoik olması kanser riskini 5.07 kat artırır

    .

    Tiroid nodülünde intranodüler vaskülarizasyon olması kanser riskini 3.76 kat artırır

    .

    Tiroid nodülünün >4 cm üzerinde olması kanser riskini 1.63 kat artırır

    Kaynak: Campanella P, Ianni F, Rota CA, Corsello SM, Pontecorvi A. Quantification of cancer risk of each clinical and ultrasonographic suspicious feature of thyroid nodules: a systematic review and meta-analysis. Eur J Endocrinol. 2014 Apr 10;170(5):R203-11. doi: 10.1530/EJE-13-0995

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

  • Kış aylarında çocuklar nasıl giyinmeli ?

    Soğuk havaların gelmesi ile birlikte bir dizi sorunla geldiği için anneler kış aylarını pek sevmezler. Kar çocuklar için oyun aracı demek olsa da, anneler “hasta olur” endişesi ile kardan hoşlanmazlar. Özellikle sokağa çıkarken anne ile çocuk arasında küçük çapta giysi savaşları yaşanır. Çocuğunuzu soğuktan koruyup, olası hastalıkları mümkün olduğunca önlemek ve aynı zamanda giyim sorunlarını oyuna dönüştürebilmek için birkaç önemli ayrıntıya dikkat etmeniz gerekiyor.

    Çocuğunuzu Kat Kat Giydirin

    Tek kat çok kalın bir giysi yerine daha ince bir yapıda birkaç kat giysi soğuk havaya karşı daha iyi bir yalıtkanlık sağlarken, gerektiğinde de çıkarılarak çocuğun vücut ısısının aşırı artması engellenir. Kat kat sistemiyle giydirdiğinizde çocuğunuz hem soğuktan etkilenmez hem de normal vücut aktivitelerini yerine getirirken terlemez.

    Örnek bir giydirme biçimi olarak şu önerilebilir; en alta uzun termal bir iç çamaşır, ardından boğazlı veya dik yakalı bir kazak, bunun üstüne bir süeter, kalın bir pantolon ve palto. Özellikle karda oynamayı seven çocuklar için ideal bir formül. Burada dikkat edilmesi gereken bazı çocukların yün ve benzeri maddelere karşı aşırı hassas olduğudur. Yün ısıtıcıdır ama hassas ciltleri tahriş edebilir. Bunun için çocuğun cildine doğrudan temas eden kıyafetlerin %100 pamuklu olmasına özen gösterin.

    Çocuğunuzun Başını Sıcak Tutun

    Çocuğunuz için gerekli olan kıyafetlerin başında bir şapka gelmelidir. Çünkü vücut ısısının çok büyük bir bölümü çıplak baş yoluyla kaybedilir. Ayrıca boyun bölgesi de önemli bir ısı yitirme alanıdır. Soğuk hava ve sert rüzgara maruz kalan çocukların yanakları, burunları, kulakları ilk üşüyen ve donma tehlikesine karşı en duyarlı olan bölgeler arasındadır. Bu yüzden bir şapka çocuğu soğuğa karşı koruyacak önemli bir giysidir. Çok rüzgarlı havalarda çocuğunuzu fazla dışarıda bırakmamaya ve rüzgarın doğrudan yüzüne çarpmamasına dikkat etmelisiniz.

    Ayaklarını sıcak tutun

    Soğuk ve ıslanmış ayaklar sadece çocuğu rahatsız etmekle kalmaz, kolaylıkla donma tehlikesi de yaratabilir. Özellikle karda yürüyen ve oynayan çocuklar için. Bu yüzden ayakkabı ve çorap seçimine dikkat edin. Yalıtkan botlar soğuk havalar için en uygun olanlarıdır. Su geçirmeyen, dikişsiz ve ayağa tam oturan ayakkabıları seçin. Ayrıca çocuğun ayağını botun içinde rahatsız edecek şekilde çok ağır ve kalın çoraplardan kaçının.

    Ellere ve parmaklara dikkat!

    Minik bir el soğuk havada donmaya en açık alanların başında gelir. Özellikle bebekler için. Bu yüzden tek parmaklı veya normal bir eldiven, hatta kaybolmalara karşı birkaç çift eldiven çocuğunuzun kışlık gardrobunda mutlaka yer almalı. Daha büyük çocuklar için su geçirmeyen, yalıtkan eldivenler tercih edilmelidir.

    Bebeklere daha dikkat etmek gerekir?

    Bebeklerde yağ tabakası henüz oluşmadığından vücut sıcaklıklarını tam dengeleyemezler. Kısa süreli de olsa soğukta kaldıklarında vücut sıcaklıkları hemen düşer.özellikle düşük doğum ağırlıklı doğan bebeklerde durum daha da önemlidir. Bu yüzden onların vücut ısılarını sık sık kontrol etmek gerekir. Genel olarak yetişkinlerin giyiminin bir kat fazlası olarak belirtilen bebek giyiminde gerekirse bir battaniye de kullanılabilir.
    Bebeğin vücut ısısının yeterli olup olmadığından emin olmak için en iyi yöntem ateşini ölçmektir. 35 derecenin altında ise problem var demektir. Hemen sıcak bir ortamda besleyerek ısıtmalısınız. Odanın sıcaklığını artırmak, giyimini kalınlaştırmak veya sizin teninizin sıcaklığını hissetmesini sağlamak yapılabilecekler arasındadır.

    Koruyucu Ürün Kullanın

    Soğuk yanığı ve döküntü kış aylarında bebek ve çocuklarda sıkça görülür. Pullanma, çatlama, kızarma, kaşıntı en belirgin bulgulardır. Bunları en aza indirmek için, mümkün olduğunca soğukta kalmayın ve soğukta iseniz koruyucu ürünler kullanın.

    Soğuk çarpması nedir?

    Küçük çocukların özellikle parmak uçları, burun ve yanak dokuları soğuk çarpmasına duyarlıdır. Bu dokuların soğukluğu dokunmakla hemen anlaşılır. Ten beyaz, sarı, gri arası bir renk alır. Zaman zaman beyaz lekeler oluşur. Bu gibi durumlarda acil müdahalede bulunmak gerekir. Böyle bir durumda derhal bir doktorunuza başvurun.