Etiket: Kas

  • Serabral palsi (beyin felci)

    Serabral palsi (beyin felci)

    Serebral palsi (SP); gelişmekte olan beyinde doğum öncesinde, doğum sırasında ya da doğum sonrasında herhangi bir nedenle lezyon ya da zedelenme sonucu gelişen ilerleyici olmayan ancak yaşla değişebilen hareketi kısıtlayıcı kalıcı motor fonksiyon kaybı, postur ve hareket bozukluğu ile tanımlayabiliriz. Motor bozukluk yanında duyusal, bilişsel, iletişim, algılama , epilepsi davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız-diş problemleri, ikincil kas –iskelet sorunları eşlik edebilir.
    Gebelik döneminin başlangıcından kol ve bacakların tam kullanımı, yürüme, yemek yeme, merdiven çıkma gibi günlük yaşamı sürdürmeye yarayan hareket yeteneğini sağlayan beyin bölgesinin 7-8 yaşlarında tamamlanmasına kadar beyinde olaşabilecek herhangi bir problem bu bölgenin işlev bozukluğu olarak karşımıza çıkar ve ortaya çıkan tablo SP olarak adlandırılır. SP de beyin hasarı ilerleyici değildir, fakat ortaya çıkan sorun ömür boyu devam eder.
    Sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 1 – 5 / 1000’ olup ülkemizde ise 4/1000’dir. Türkiye’de akraba evlilikleri, hamilelik döneminde geçirilen hastalıkların fazla olması ve bakım şartlarının yetersizliği, doğum şartlarının olumsuzluğu, bebek bakım hizmetlerinin yetersizliği, bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı ve beslenme yetersizliği gibi nedenlerle SP sıklığının daha fazla olduğu düşünülmektedir.
    Nörolojik sorunu olup, oksijensiz kaldığı belirtilen her bebek SP değildir. Anne-baba akrabalığı ve kardeş öyküsü varsa, öyküde belirgin bir SP nedeni bulunmamışsa ayırıcı tanı için tetkikler planlanmalıdır.
    SP’nin bazı tipleri daha çok kas ve tendonları tutar, bunlarda değişik felçler gelişir. Bazıları ise beyni tutarak çeşitli istemsiz hareketlere neden olur. Serebral palsili çocukların zeka dereceleri çok farklıdır. Bu çocukların toplumdaki yerlerini de fiziksel kusurları ve zeka dereceleri belirler. Bu çocukların yaklaşık %30-40’ı hayatlarını kendi başlarına idame ettirebilir. Geri kalanları ise ailelerine bağımlı olarak yaşamaktadırlar.

    Süt çocukluğu döneminde erken el tercihi (1 yaş ), yakalama refleksinin, tek taraflı devam etmesi spastik hemipareziden kuşkulandırabilir. Elde objeleri kavrama ve ince motor becerilerde gerilik , objeye uzanmak istediğinde, parmaklarda istemsiz hiperekstansiyon(spastik yaklaşım) görülür. Tutulan ekstremitede (özellikle elde) kore, atetoz – tremo şeklinde istemsiz hareketler gelişebilir.

    SP nasıl erken teşhis edilir?

    SP erken tanısında; özgün bir tanı yöntemi yoktur. Tanı birden fazla bulgu ile konmalıdır. Aileler bebeğin gelişiminde en ufak bir gecikme ya da normalden sapma gördüklerinde doktora başvurmalıdırlar.

    Riskli bebekler nörolojik muayene ,gelişim basamakları, tonüs anormal hareketler ve postür yönünden düzenli izlenmeli saptanan bulguya göre erken uyarılma programına alınmalı rutin beyin MRG’si yapılmalıdır .

    İlkel refleksler; beyin sapından kaynaklanan, doğumda var olan, 6-9 ayda kaybolan vücudun motor refleksleridir. Emme, arama, Moro, yakalama, tonik boyun refleksi ilkel reflekslerdir.Yenidoğanın yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir.İlkel refleksler kaybolmadıkça motor beceriler gelişemez.İlkel reflekslerin zamanında kaybolmaması anormal olması reflekslerin alınmaması motor becerilerin gelişmediğini gösteren bir bulgudur.SP’de ilkel refleks anormallikleri görülür. SP’de nöromotor gelişim doğumdan itibaren geridir.İlerleyici olmayan statik bir gerilik vardır.
    Tedavi
    Serebral palsinin destek tedavisi vardır.
    Bu tedavinin bölümleri şu şekildedir:
    – Fizik tedavi
    – Eğitim
    – İlaç tedavisi: Kas gevşetici ilaçların bazen yararı olabilir. Ayrıca Baklofen pompası, botulismus toksini gibi bazı özel işlem gerektiren ilaçlar da kullanılmaktadır.
    Botulismus toksini spastik olan kasın içine enjeksiyon ile uygun dozda verildiğinde o kasın 2-3 ay süre ile felç olmasına neden olmaktadır. Bu şekilde istemsiz olarak kasılan adalenin kasılması engellenmekte, kol veya bacağın gevşemesi sağlanmaktadır.
    – Cerrahi tedavi: Beyin cerrahisi tarafından yapılan kas gevşetici veya istemsiz hareketleri kontrol altına almaya yarayan bazı girişimlerdir. Baklofen pompası bu yöntemlerden biridir.
    – Gelişen sorunların tedavisi: Örneğin eklem kısıtlılıklarının ortopedi uzmanı tarafından cerrahi girişimle açılması. Havale (konvülsiyon) varsa ilaçla tedavisi.
    SP li hastalar için doğrudan etkili bir ilaç yoktur. Ancak havaleler (konvülziyon) ve kaslardaki aşırı sertlik için bazı ilaçlar kullanılmaktadır. SP li çocuğun belirtileri, SP nedenine, lezyonun şiddetine ve komplikasyonların olup olmadığına bağlı olarak çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenlerle her çocuğun tedavisi ve rehabilitasyon programı farklılık gösterir. SP li çocukta birçok sorun bir araya gelerek aile ve çocuk için yaşamı güçleştirir. Bu nedenle problemlerin iyi bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel ve bilinçli yaklaşım SPli çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını sağlayabilir.

    Birçok meslek grubunun bir arada çalışması gerekir.
    Fizik Tedavi Rehabilitasyon; en büyük rolü üstlenir. Fizyoterapide amaç doğru hareketin öğretilmesidir. Çocuğun gün içinde düzgün duruşu sağlanabilirse normal hareket gelişiminin olabilmesi için gerekli duysal uyarı sağlanmış olur.Fizyoterapiye riskli bebeklerde, yani anne karnında, doğum sırasında veya sonrasında sorunu olan bebeklerde, yenidoğan döneminde başlanmalıdır.Tedaviye erken başlamanın istenmeyen kasılmaları önlemede, bebeğin doğru duruş şekillerini öğrenmesinde, kendi vücudunu hissetmesinde, ileride gelişebilecek eklem sertliklerini (kontraktürleri) önlemede ve normale yakın hareket sağlanabilir. Denge alıştırmaları, yüzükoyun yatarak başı sağa-sola çevirme, küreye basma, yüz ifadeleri gibi eğitimler vermek gerekir.
    Konuşma tedavisi; dinleme eğitimi, dil hareketleri, parmaklarını diş ve dudaklarında dolaştırmak ve emerken dil düz kalıyorsa dil ortasına baskı uygulamak (anne kaşıkla yapabilir) . Konuşma eğitiminde kullanılan araçlarda, görsel ve işitsel uyarıcılara daha fazla yer vermek uygun olur. Eğitim yaşantılarının canlandırarak verilmesi çocuğun daha çok ilgisini çekebilir. Canlandırma için kuklalar, küçük ev eşyaları, giysiler, küçük hayvan modelleri kullanılabilir.Her bir yüzüne resim yapıştırılmış küpler, ses çıkaran oyuncaklar, oyuncak müzik aletleri, sopaya dizilen renkli halkalar, renkli bloklar, vs. olabilir.
    Ortopedi; çocukta var olan şekil bozukluğunu düzeltmek, şekil bozukluğu oluşumunu engellemek, görünümü düzeltmek ve bağımsızlığını arttırmak amacı ile uygulanır. Yapılacak girişim kasın kemiğe bağlanma bölümüne, kemiğe ve sinire yönelik olarak planlanır. Çocuklar eşyalara tutunarak gezinmeye ya da yardımla da olsa yürümeye başlayıncaya kadar cerrahi girişimden kaçınılmalı, fizyoterapiye ağırlık verilmelidir. Gerekli görülürse botoks ve germeler yapılarak tedaviye devam edilmelidir. Uygun yaşlar 5 ila 8 yaş arasıdır. Çocuğun temizliği, bakımı ve kalça çıkığına yönelik yapılması gereken operasyonlar bunun dışındadır.
    Eklem kısıtlılığını ve kasların aşırı gerginliğini önlemek için başvurduğumuz yöntemler; sinir-kas ilişkisini düzenleyen bazı ilaçlar, düzeltici alçılar, ortozlar ve germe egzersizleridir.Kalça çıkığı için en önemli risk faktörü kalça çevresindeki kaslarda spastisite ve kas dengesizliğidir. Bu durum ilerleyicidir. Kalça çevresindeki kaslara germe, gece pozisyonlama (yardımcı araçlar ile belirli şekilde tutma), botoks ve gerekirse cerrahi girişim uygulanır.
    İlaçlar; Salya akması ve spastik kasılmayı azaltmak için (ağızdan ilaçlar, botoks iğnesi ya da baklofen pompası) verilebilir. Botulismus toksini spastik olan kasın içine enjeksiyon ile uygun dozda verildiğinde o kasın 2-3 ay süre ile felç olmasına neden olmaktadır. Bu şekilde istemsiz olarak kasılan adelenin kasılması engellenmekte, kol veya bacağın gevşemesi sağlanmaktadır
    Eğitim: Vücudu tanıma, kesilmiş kağıt bebek resimleri, ya da oyuncak bebeklerle çalışma yapılabilir.
    Beslenme: Spastik çocuğun beslenme sorunları dudak, ağız, baş ve gövde kontrolünde, oturma dengesinde ve kalçasını yeterince bükmede yetersizlik, ellerini ağzına götürme yetersizliği ve el göz uyumunun eksikliği olarak ortaya çıkar. Beslenme sırasında çocuğu tutuş şekli çok önemlidir. Yanlış durum çocuğun emmesini ve dudaklarını kullanmasını güçleştirir. Yutma ve çiğnemenin öğretilmesi gelişme ve bağırsak düzeni için de önemlidir.

  • Bel ağrılarının nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısı hareketleri kısıtlayan, yürümeyi, ayakta durmayı ve hatta oturmayı dahi zorlaştıran oldukça da yaygın olan bir şikâyettir. Bel ağrısında ilk şüphe duyulan durum hemen fıtık olsa da, birçok farklı neden de olabilir. Bunlardan ilki kas kökenli ağrılardır. Bel ağrılarının pek çoğu kas kökenli oluşur. Normalde yapılmayan ve alışık olunmayan aktiviteler yapıldığında, bel bölgesindeki kaslarda gerilme meydana gelebilir. Ağır taşımak, rüzgârda kalmak ve klima çarpması gibi birçok durum bel ağrısına neden olabilir. Stresi bel ağrısında ayrı bir önemi vardır.

    Bel ağrılarının bir başka nedeni de zayıf karın kasları olabilir. Karın kasları zayıf olursa, onların bu tembelliğini örtmek için bel bölgesindeki kaslar devreye girer ve bu kez de bele ekstra yük biner. Doğru duruş şekilleri ve düzenli egzersiz programı ile karın kasları kuvvetlendirilebilir. Karın kaslarını bel kasları ile beraber güçlendirmek bel ağrısından kurtulmak açısından oldukça önemlidir.

    Stres, vücuda farklı şekillerde zarar verir. Bu zararlardan biri de bel ağrısıdır. Stresin salgıladığı hormon nedeniyle gerilen bel kasları, bel ağrısına sebep olur. Özellikle de iş hayatındaki stresle birlikte, gün içerisinde gerilen vücut bu şekilde bir sorunun oluşmasına neden olabilir. Bu durum daha da ileriye giderek bel fıtığına sebep olabilir.

    Kötü duruş pozisyonları da bel ağrısına neden olabilmektedir. Uzun saatler boyunca hareketsiz kalmak bel ağrılarının en önemli nedenlerindendir. Özellikle günümüzde günün tamamını bilgisayar başında geçiren meslek grupları, sık sık bel ağrılarından şikâyetçi olur. Hareketsiz oturmaya kambur oturma duruşu da eklenirse durum daha da kötü bir hal alabilir.

    Ağır kaldırma, zorlayıcı hareketlerde bulunma ya da bir kaza sonucu, omurlar arasındaki disklerin bozulması ya da yırtılması sonucu bel fıtığı meydana gelir. Bel fıtığı, belde oldukça rahatsız edici ağrılara sebep olabilir. Ayrıca fazla kilolar ve bel kayması da belde ağrıya neden olabilir. Önemli olan aşırı kilo değil kilo alımıdır. Kiloları taşıyacak sırt kası gücünüz yok ise bel fıtığı ihtimaliniz yüksektir.

  • Kas (adele) yırtılması (myorhexis)

    Genellikle sporcularda sıkça görülen bu durum sporcu dışında da son yıllarda oldukça yaygın olarak gördüğümüz bir durumdur. Bu kısa makalede sporcu olmayanlarda ortaya çıkan myorhexisten bahsedilecektir. Alışık olunmayan, sürekli yinelenen ve zorlanan bir kas aktivitesi sonucu çok ani olarak ortaya çıkar. Derecesine göre genellikle kas içinde az ya da şiddetli kanama da olur. Ağrı, yırtılan kas grubunun çalıştırılması sonucu ortaya çıkar ve ilgili eklem(ler)in işlevini kısıtlar. Ağrı ve aktivite kısıtlaması aylarca (ortalama 3-4 ay) sürer.

    Bilinçli davranılmaz ya da tanıda gecikmeler yaşanırsa olay komplike olabilir ve iyileşme süreci bu uzun süreyi de aşabilir. Süregelen ağrı kronikleşirse nöropatik ağrıya dönüşebilir. Sinir sistemi bozulabilir, sinirsel kökenli fasikülasyonlar dahi ortaya çıkabilir.

    Bacakta ya da koldaki kas gruplarından birinde olursa bel ya da boyun fıtığı belirti ve bulguları ile karışabilir. Ayırıcı tanının iyi yapılması ve hastanın öyküsünün iyi alınması ve ayrıntılı muayenesi gerekir.

    Tedavisi basitçe ve sabırla ağrıyı uyandıran hareketlerin kısıtlanmasıdır. Bunun için deri üzerine ağrılı bölgeye uygulanan ağrı bandlarının yararı vardır. Band hafif gerilerek uygulanmalıdır. Bu arada dayanılmayacak bir ağrı değilse ağrı kesici alınmamalı ama yangı giderici ilaçlarla (antienflamatuarlarla) adale onarımı takviye edilmelidir. Adale ile birlikte adeleye gelen ve giden ince sinir lifleri de yırtıktan nasibini aldığından onların uç uca gelip onarılması için gerekli sinir vitaminleri (vitamin B, folat v.b.) eksikliği varsa bu durum da giderilmelidir. Akut evre genellikle atlandığı ve sporcu dışındaki hastalarda farkedilmediği için soğuk ya da diğer uygulamalardan ileri evrelerde kaçınılmalı ve kasın onarımını doğal sürece bırakmalıdır. Bu sürecin oldukça uzun olabileceği unutulmamalıdır. Bu arada mutlaka ileri tetkikler (MRG,US,EMG,v.b.) yapılmalı ve diğer olası ağrı nedenleri ekarte edilmelidir.

    Yırtılan adele tamir olduğunda ağrı genellikle aynen başlangıcı gibi aniden kaybolur. Bu arada kas grubunun etkilediği eklemde “donukluk” olmaması için, adele yırtığı ağrısı geçtikten hemen sonra eklem hareketlerine hızlıca geçilmeli ve gerekirse bir FTR uzmanından yardım istenmelidir.

  • Kol ve boyun ağrıları neden olur?

    Boyun ve kol ağrısının birçok nedeni vardır. Ağrının ana kaynağı bulmak esastır. Boyun omurları, disk, boyun kasları, kola giden sinirlere ve omuriliğe bası “ağrının” kaynağı olabilir.

    Kötü duruş ve boyunu kötü kullanma:

    Günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan her yanlış hareket ve duruş; omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya sebep olur. Boyunda doğal eğimin kaybolması boyunu kötü kullanmanın en önemli bulgusudur.

    Boyun incinmesi:

    Boyunun imkan verdiği normal hareketinden daha fazla bir zorlama sonucunda disk, kemik, bağlar ve eklemlerde incinmeler olabilir. Genelde araç içi trafik kazası sonrası boyundaki aşırı haraket ve zorlamadan dolayı giderek artan boyun ve kol ağrısı izlenebilir. Buna Kamçı Sendromu (Whiplash) denir. Geç dönemde bu tip olgularda boyun omurlarınının; aşırı hareketliliğine bağlı ağrı ve instabilite görülebilir.

    Boyun Tutulması, Kas spazmı:

    Genellikle boyunu destekleyen kasların
    aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi,
    yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da
    boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm
    ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur. Boyunda uzun süreli kalıcı eğriliğe tortikollis diyoruz. Klippel-Feil, Turner Sendromu gibi doğuştan sebeplerin iyi araştırılması gereklidir.

    Boyun Fıtığı: Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

    Diskte dejenerasyon, Kireçlenme: Yaşın ilerlemesi, omurganın kötü kullanılması sonucu kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar. Jöle kıvamındaki disk keçeleşir, kuvvet emme özelliği ve esnekliğini kaybederek çöker. Kemiğin kalsiyum içeriği azalır. Vücut doğal tepkisi olarak bu yıpranmış dokuları kireçlendirir. Oluşan yeni kemikçikler, taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak boyun, kol ve genel vücut ağrısına sebep olabilmektedir. Omurilik basısı yaparak el ve ayaklarda uyuşma, kuvvetsizlik oluşabilmektedir. Mutlak tedavi edilmelidir.

    Gerilim, stres, sigara: Boyun ağrısını artıran ve kronikleştiren en önemli sebeplerdiir. Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarımız boyun ağrısını artırır. Boyunda sürekli gerginlik ve ağrılı noktalar tespit edilebilir. Gülmek, düzenli çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık boyun ağrısına karşı en önemli silahımızdır.

    Omurga kanalında daralma (Servikal Dar Kanal-omurga stenozu, Servikal Spondilitik Myelopati):

    Özellikle ileri yaşlarda ellerde uyuşma, kuvvetsizlik ve beceriksizlik, yürümede zorluk ve el-ayaklarda his kusuru görülebilmektedir. Omuriliğin ve/veya sinirlerinin geçtiği kanalların daralması ve omurilik beslenmesinin bozulması ile seyreder. Hastalığın erken dönemde tespit edilmesi ve erken tedavi gereklidir. Erken dönemde yapılan cerrahi girişim omurilikte oluşabilecek kalıcı hasarları önlemektedir.


    Romatizmal Hastalıklar: Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine savaş açması sonucu oluşur. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar. Romatoid artrit, anklozan spondilit gibi hastalıklar boyun hareketlerinde kalıcı kısıtlılık yapabilir. Sabahları görülen yarım saatten fazla süren eklem sertliği ve hareket zorluğu romatizmal hastalıklar için tipiktir.

    Osteoporoz, kemik erimesi: Osteoporoz temel olarak kadın hastalığıdır. Kemiklerde kofluğa ve yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla ağrıya sebebiyet verir. Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırır.

    Omurga kırıkları, omur kayması: Omurlar normalde oldukça sağlamdır. Bazen kaza ve başka sebeplerden zarar görüp çatlayabilir, bütünüyle kırılabilir. Travma şiddetiyle boyun omurları kayarak omuriliğe zararverebilir. Ciddi omurilik ve sinir kesileri görülebilir. Kaza sonrası boyunun mutlak boyunluk ile tespit edilmesi hayat kurtarıcıdır.

    Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması): Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken yol üzerinde bağ dokusu tarafından tuzaklanır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur. Özellikle elin ilk 3 parmağında geceleri görülen uyuşma “karpal tünel sendromu” için tipiktir. Bu tip ağrı ve uyuşma olan hastalarda mutlak EMG testi ile ayrıcı tanıya gidilmelidir. Konservatif tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda cerrahi olarak basının kaldırılması gereklidir.


    Diğer sebepler: Boyun tümörleri , omurilik tümörleri ve omurilikte yarıklar oluşturan “Syringomyeli”, kemik enfeksiyonları (tüberküloz, bruselloz) da boyun ve kol ağrısı nedeni olabilir.
    Omuz ekleminden kaynaklanan (Bursitis, Kapsülitis, Tendinit) ağrılar boyun ve kol ağrılarını taklit edebilir. Özefagus, trakea, tiroidit ve akciğer hastalıkları da nadiren boyun ağrısı nedenidir.

    MUAYENE VE TETKİTLER

    Boyun ve kol ağrınızın sebeplerini öğrenmek, nedenleri araştırmak ve tedavi olmak için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

    Öykü: Doktorunuz size: Ağrınız ile ilgili sorular sorarak hastalığınızı anlamaya çalışacaktır.

    Muayene: Hastayı daha sonra yatırarak, oturarak ve yürüterek kas kuvvetine, duyusuna ve reflekslerine bakacaktır. Boyun omurlarınızı yoklayarak kas spazmı veya bastırmakla ağrılı olup olmadığını muayene edecektir.

    Tanı ve Tetkikler: Boyun ve kol ağrısının altında yatan gerçek sebebi bulmak için bazı tetkikler gereklidir.

    Kan ve laboratuar incelemeleri: (Sedimantasyon, HLA-B27, vs.) Enfeksiyonlarda, romatizmalı hastalıklarda son derece yararlı bilgiler verir.

    X-Ray: Boyun röntgeni hastanın kemik yapısını veya boyun eğriliğini ortaya koyar. Travma sonrası mutlak X-ray çekilmelidir.

    Bilgisayarlı Tomografi(BT): Boyun fıtıkları ve dar kanal hastalığını tespit etmek için kullanılır. Kemik ve eklem yapısını en iyi gösteren tetkiktir.

    MRI: Günümüzde en duyarlı ve en güvenli görüntüleme tekniğidir. Yumuşak dokuyu da göstermesiyle kesin teşhis koydurur. Radyasyona maruz kalma söz konusu değildir.

    Elektromyelografi (EMG): Özellikle boyun ve kol ağrılarının ayırıcı tanısında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sinir ve kas iletimlerini ortaya koyarak tanıda yardımcı olur. Sinir tuzaklanmalarında ve nöropatilerde kesin tanıyı koydurur.

    Muayene ve tetkikler

    Boyun ve kol ağrınızın sebeplerini öğrenmek, nedenleri araştırmak ve tedavi olmak için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

    Öykü: Doktorunuz size: Ağrınız ile ilgili sorular sorarak hastalığınızı anlamaya çalışacaktır.

    Muayene: Hastayı daha sonra yatırarak, oturarak ve yürüterek kas kuvvetine, duyusuna ve reflekslerine bakacaktır. Boyun omurlarınızı yoklayarak kas spazmı veya bastırmakla ağrılı olup olmadığını muayene edecektir.

    Tanı ve Tetkikler: Boyun ve kol ağrısının altında yatan gerçek sebebi bulmak için bazı tetkikler gereklidir.

    Kan ve laboratuar incelemeleri: (Sedimantasyon, HLA-B27, vs.) Enfeksiyonlarda, romatizmalı hastalıklarda son derece yararlı bilgiler verir.

    X-Ray: Boyun röntgeni hastanın kemik yapısını veya boyun eğriliğini ortaya koyar. Travma sonrası mutlak X-ray çekilmelidir.

    Bilgisayarlı Tomografi(BT): Boyun fıtıkları ve dar kanal hastalığını tespit etmek için kullanılır. Kemik ve eklem yapısını en iyi gösteren tetkiktir.

    MRI: Günümüzde en duyarlı ve en güvenli görüntüleme tekniğidir. Yumuşak dokuyu da göstermesiyle kesin teşhis koydurur. Radyasyona maruz kalma söz konusu değildir.

    Elektromyelografi (EMG): Özellikle boyun ve kol ağrılarının ayırıcı tanısında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sinir ve kas iletimlerini ortaya koyarak tanıda yardımcı olur. Sinir tuzaklanmalarında ve nöropatilerde kesin tanıyı koydurur.

  • Bel ağrısının nedenleri ve risk faktörleri

    Kötü Duruş, Beli Kötü Kullanma:
    Uzun süre aynı pozisyonda durmak belinizin en büyük düşmanıdır. Günlük hayatta bel mekaniğine uygun olmayan her yanlış hareket veya kötü duruş belinizde yıpranmaya neden olacaktır.

    Bel Tutulması, Kas Spazmı:
    Genellikle beli destekleyen kasların veya bağların aşırı gerilmesi veya kopmasıyla oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, atlamak, düşmek ve spor aktivitesi bel tutulmasına neden olabilir. Vücudun buna cevabı ağrılı kas spazmıdır. Mevsimsel ısı değişimleri, rüzgar ve hava akımı kas spazmını arttırır.

    Bel Fıtığı (Disk Kayması):
    Her iki bel omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak dokunun kayması veya taşmasıdır.

    Bu kıkırdak parçası belden çıkarak bacağımıza, ayağımıza giden sinire baskı yaparak ağrıya ve SİYATİK şikayetlerine sebep olur.

    Öksürmekle, ıkınmakla, hapşırmakla bel ve bacak ağrısı artar.

    Hastaların çoğu yatak istirahatı, ilaç tedavisi ile şikayetlerinden kurtulur.

    Sinir ve omuriliğe bası devam ederse; bacak kaslarında kuvvet kaybı, his kusuru, reflekslerde azalma, idrar tutamama gibi şikayetler oluşabilir.

    Bu durumda tedavi cerrahidir

    Omurlarda Kayma (Spondilolistezis) ve Biçim Bozuklukları:
    Bel omurlarının birbirlerinin üzerinden kaymasıyla karakterize “Spondilolistezis” de bel ağrısı sebebidir. Hareketle ağrı artar.

    Ayrıca beldeki eğrilikler (skolyoz), düzleşmeler (lordoz), beldeki açıklıklar (spina bifida), fazla veya eksik bel omuru (lumbalizasyon- sakralizasyon) bel ağrısı nedeni olabilir.

    Gerilim, Stres, Sigara:

    Bel ağrısını arttıran ve kronikleştiren en önemli sebeptir.Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarınız bel ağrısını attırır.

    Gülmek, çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık bel ağrısına karşı en önemli silahımızdır.

    Sigara içenlerde bel bölgesine giden damarlarda tıkanıklıklar oluştuğundan diskte harabiyet daha hızlı, kemikte iyileşme daha geç olur.

    Fazla Kilo:
    Belimizin taşıdığı yük miktarını artırdığı için sakıncalıdır.Kronik bir şekilde eklemler ve kaslar üzerine binen sürekli yükten dolayı incinme ve ağrı oluşur.

    Kireçlenme-Osteoartirit:

    Yaşın ilerlemesi ile kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar.

    Kemik kalsiyum içeriğini kaybeder ve daha kolay kırılır.
    Bunu engellemek için vücut doğal tepkisi olarak bu yıpranmış dokuları
    kireçlendirir ve buraları hareketsiz kılmak ister.

    Oluşan yeni kemikçikler,
    taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak sırt,
    bel, bacak ve genel vücut ağrısına sebep olabilir.

    Bel ağrısının sebeplerini öğrenmek ve tedavi olmak için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

    Öykü: Doktorunuz size: Ağrınız ile alakalı olarak bazı sorular sorarak hastalığınızı anlamaya çalışacaktır.


    Muayene: Hastayı daha sonra yatırarak, oturarak ve yürüterek kas kuvvetine, duyusuna ve reflekslerine bakacaktır. Bel omurlarınızı yoklayarak kas spazmı veya bastırmakla ağrılı olup olmadığını muayene edecektir.

    “Düz Bacak Kaldırma Testi” sinirlerle ilişkin kısmi sinir basısı olup olmadığını ortaya koymak için en aydınlatıcı testtir.

    Osteoporoz, Kemik Erimesi:

    Osteoporoz temel olarak kadın hastalığıdır.Kemiklerde kofluğa ve yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla ağrıya sebebiyet verir.

    Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, sigara, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırır.

    Romatizma:
    Vücudun bağışıklık sisteminin kendi öz hücrelerine savaş açması sonucu gelişir. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar.

    Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit gibi hastalıklar eklemlerde ağrı ve şişmeye sebebiyet verir ve günlük hareketi kısıtlar.

    Sabahları görülen eklem sertliği ve tutulmalar romatizmal hastalıklar için uyarıcıdır.

    Risk faktörleri

    Hareketsiz iş ve yaşam düzeni olanlar. (Büro işi vb.)

    Ağır kaldıranlar, eğilme-bükülme hareketini yanlış yapanlar.

    Uzun süreli araç kullananlar. (Şoförler vb.)

    Doğuştan belinde kayma olanlar.

    Fazla kilolular, oburlar.

    Zayıf bel ve karın kasları olanlar.

    Vücut mekaniği ve duruşu bozuk olanlar.

    Ortası çukurlaşmış yataklarda uyuyanlar.

    Hamileliğin son aylarında olanlar.

    Yüksek riskli sporlarla uğraşanlar. (Halter, kürek vb.)

    Sigara içenler. (Sigara disklerin beslenmesini bozar)

    Ruhsal ve duygusal gerginlik yaşayanlar. (Stres, Depresyon)

    Kan ve laboratuar incelemeleri: Laboratuar incelemeleri Enfeksiyon ve Romatizmal Hastalıkların teşhisinde doktora yol gösterir.

    Röntgen: Bel röntgeni hastanın kemik yapısını ve omurga kaymasını ortaya koyar.
    Travma sonucu kırıkların ve doğumsal eğriliklerin ortaya çıkartılmasında etkindir.

    Miyelografi: Omurga kanalına boyalı bir madde verilerek röntgen çekilmesine “miyelografi ” denir. Beldeki sinir basılarını gösterir. Girişimsel bir tetkik olduğu için nadir kullanılmaktadır. Günümüzde en iyi sonuca ulaşılması için BT ile birlikte kullanılabilir.

    Bilgisayarlı Tomografi(BT): Bel fıtığı ve dar kanal hastalığının teşhisinde kullanılır. Kemik
    ve eklem yapısını en iyi gösteren tetkiktir.

    MRI: Günümüzde en duyarlı ve en güvenli görüntüleme tekniğidir. Yumuşak dokuyu da göstermesiyle kesin teşhis koydurur. Radyasyona maruz kalma söz konusu değildir.

    Elektromyelografi (EMG): Sinir ve kas iletimlerini inceleyerek tanıda yardımcı olur.

    Kemik Taraması (Sintigrafi) ve Yoğunluk Ölçümü: Omurga tümörlerinin ve kemik erimesinin saptanmasında kullanılır.

  • Bel ve bacak ağrıları

    Bel ve bacak ağrıları

    I- AĞRI , UYUŞUKLUK VE KUVVET KAYBI

    II- KRONİK BEL AĞRISIIII-

    III- AKUT BEL AĞRISI

    A- Radikülopati (Belden bacağa yayılan ağrı)

    B- Siyatik ağrısı

    C- Belde kas spazmları

    D- Belde zorlanma ve burkulma

    E- Travma

    a-Kırıklar

    b- Ligament yaralanmaları

    I- AĞRI, UYUŞUKLUK VE KUVVET KAYBI

    AĞRI

    Bir ağrı duyduğumuzda bu, vücudumuz boyunca taşınan sinyallere cevaben beynimizde oluşan bir algıdır. Bu sinyaller ağrının kaynaklandığı yerden yollanan sinyallerdir. Bu sinyaller, sinirler ve omurilik boyunca beyne iletilir ve orada ağrı olarak algılanır.

    Farklı ağrı tipleri

    Bazı ağrıların kökeni nöropatik diğerleri ise nosiseptiftir. Bunu bilmek önemlidir, çünkü, her ağrı tipinin tedavisi farklıdır. Nöropatik ağrı sinir dokusundaki hasar sebebiyle oluşur. Bu ağrılar yanma veya bıçak saplanması gibi hissedilir. Bu tip ağrılara örnek sinir sıkışması sonucu oluşan ağrılardır. Nosiseptif ağrılar ise sinir sistemi dışında olan yaralanmalara bağlı ağrılardır. Bu ağrılar künt ağrılardır. Bu ağrılara örnek artirit ağrılardır. Bazı hastalarda bu ağrıların her ikisi de görülebilir.

    Kronik ve akut bel ağrısı

    Kronik bel ağrısı genellikle belde veya bacağa doğru inen derin, acıyan, künt veya yanıcı ağrı şeklinde tanımlanır. Hastalar bacaklarında uyuşukluk, sızlama veya yanma hissedebilirler. Kronik bel ağrısı olan hastalar günlük aktivitelerini güçlükle yaparlar ya da yapamazlar. Kronik bel ağrıları çok uzun sürmeye eğilimlidir ve standart tedavilere cevap vermez. Bu tip ağrılar çok önceden olmuş bir yaralanmaya bağlı olabileceği gibi hala devam eden bir hastalığa da bağlı olabilir.

    Akut bel ağrısı genellikle oldukça keskin ağrı veya künt ağrı şeklinde tanımlanır. Genellikle belde derin ağrı şeklinde hissedilir ve bir bölgede daha şiddetli olabilir. Akut ağrı aralıklı olabilir, fakat genellikle süreklidir ve şiddeti değişebilir.

    Bazen, akut bel ağrısı yaralanma veya travma sebebiyle olabilir. Fakat sıklıkla bilinen bir sebep olmaz. Akut bel ağrısı, şiddetli bile olsa 6-8 hafta içerisinde iyileşme gösterir veya geçer.

    Akut bel ağrısı şiddetli ve bacağa yayılan şekilde ise bel fıtığı sebebiyle olabilir.

    Bel ağrısı olan tüm hastaların yarısında travmaya bağlı akut ağrı vardır. Akut bel ağrısının tedavisi genelde kısa sürelidir ve başarılıdır. Fizik tedavi, takip ve koruyucu önlemlerle bu hastalar birkaç hafta içerisinde tüm fonksiyonlarını kazanırlar. Bir yıl içerisinde üç kereden fazla akut ağrı görülen veya fonksiyonel aktivitelerini belirgin olarak etkileyen uzun süren bel ağrısı atakları olan hastalar, kronik ağrı gelişme eğilimindedirler.

    Mekanik bel ağrısı

    Akut ağrının bir tipidir. Hareketle artar ve öksürmeyle kötüleşir. Bu tip ağrı genellikle istirahatla rahatlar. Mekanik ağrı bel fıtıkları ve stres kırıklarında görülen ağrılardır. Bu durumdaki hastalarda öne doğru eğilme genellikle ağrıya sebep olur. Ayrıca duruş şekli, öksürük, esneme ve hareket omurga kaynaklı ağrıları etkiler.

    UYUŞUKLUK

    Uyuşukluk sinir uyarılarının ciltten beyne düzgün olarak taşınamaması durumunda ortaya çıkar. Bel problemi olan hastalar bacaklarında ya da ayaklarında uyuşukluk hissedebilirler. Bu periferik sinir sisteminde veya santral sinir sisteminde herhangi bir sinir hasarı olduğunu gösterir.

    Uyuşukluğun en sık görülen spinal (omurilik) sebepleri;

    Radikülopati: Bel fıtığı sebebiyle sıkışan sinir.

    Stenoz (darlık): Spinal kanalın daralması.

    Multiple skleroz

    İnme (stroke)

    Uyuşukluğun en sık cerebral (beyin) sebepleri;

    İnme(stroke)

    Nöbet

    Konjenital anomaliler

    Konküzyon (concussion)

    KUVVET KAYBI

    Kuvvetsizlik uyarıların beyinden kaslara uygun şekilde iletilememesi durumunda oluşur. Kasın kendisinde problem olması durumunda da kuvvetsizlik görülebilir. Kas kuvvetsizliği şeker hastalığı ve benzeri bir sistemik probleme bağlı değilse, kuvvetsizlik bir sinir veya kas problemi nedeniyle olabilir.

    Kişinin genel duruşu, yürüyüşü, adım boyutu ve yürürken kollarını sallama derecesi ve miktarı belde pek çok kası etkiler. Belirgin bir şikayete sebep olmayan küçük bir yaralanma, kişinin bu yaralanmayı yürürken farklı yollarla kompanse etmesine neden olur. Kişinin bu yaralanmayı kompanse etmek için günlük aktivitesinde yaptığı küçük ve büyük düzenlemeler bazen bel ağrısına kadar uzanan ardışık etkilere neden olabilir.

    Kas kuvvetsizliğinin sebepleri;

    Miyopati (Myopathy)

    Miyopati, kasları, genellikle tüm vücut kaslarını etkileyen sistemik bir durumdur. Pek çok miyopati tipi vardır, bunların bazı sebepleri; diyabet, enfeksiyonlardan ve otoimmün hastalıklardan kaynaklanan diğer endokrin bozukluklar, toksik ve herediter sebeplerdir. Miyopatilerin çoğu ilk olarak gövdeye yakın kaslarda, üst ekstremitelerde (kollar), pektoral kasda (omuz kası), ve uyluk kaslarında görülür.

    Miyopatisi olan kişiler merdiven çıkmakta zorluk çekebilir, dizleri istemsiz olarak bükülebilir ve rutin günlük işlerini yapmakta güçlük çekebilirler.

    Kas kuvvetsizliğinin en sık nörolojik sebepleri;

    İnme (stroke)

    Omurilik yaralanması

    Periferik sinirlerde yaralanma veya hasar

    Miyopati

    Osteoporoz-osteoartirit

    II- KRONİK BEL AĞRISI

    Eğer medikal ve/veya cerrahi tedavilere rağmen 6 aydan daha uzun süreden beri ağrınız var ise kronik ağrınız var demektir. Kronik ağrı daha önceden olan ve iyileşen bir yaralanma sebebi ile veya bel ve/veya bacak ağrısı, kanser ağrısı ve nöropatik ağrı gibi halen devam eden bir rahatsızlık nedeni ile olabilir.

    Amerika’da toplumun %15-33’ünde veya 70 milyon kişide kronik ağrı görüldüğü tahmin edilmektedir. Kronik ağrı sebebi ile çalışamaz ve/veya bakıma muhtaç hale gelen kişi sayısı, kanser ve kalp hastalıklarına göre daha fazladır. Kronik ağrının sebep olduğu medikal harcamalar da bu iki hastalığın toplamından daha fazladır.

    Kronik ağrının nedenleri ve tedavisi

    Ağrı bir süreçtir. Derimizdeki ve diğer dokulardaki reseptörler sinirler aracılığı ile omuriliğimize sinyaller yollar. Bu sinyaller daha sonra beyine iletilir. Ağrı duyusunun algılandığı yer, ağrının olduğu yer değil, beynimizdir. Yani eğer sinyallerin beynimize ulaşmasına engel olunur ise ağrı hissetmeyiz. İlaçlar ve diğer yöntemler ile pek çok kişinin ağrısını geçirmek mümkündür. Fakat, bazen ağrıları kesmek mümkün olmaz veya ağrıyı kesen yöntemin yan etkileri sebebi ile bu yöntemi kullanmak mümkün olmaz. Bazen de şu nedenlerden dolayı hasta ağrı çekmeye devam edebilir;

    Bazı hastalar ağrıları olduğunu söylediklerinde kötü bir hasta gibi algılanacaklarını düşündüklerinden ağrılarını söyleyemezler.

    Bazı hastalar ise ağrıları nedeni ile sürekli ilaç kullandıklarında bağımlı hale geleceklerini düşündüklerinden ağrı kesici kullanmazlar. Fakat uygun şekilde kullanıldığında ilaçlara bağımlılık seyrek görülen bir durumdur.

    Bazı hastalarda ağrıdan bahsetmeyi bir zayıflık olarak algıladıkları için ağrılarını söylemezler veya uygun tedaviyi aramazlar.

    Unutulmamalıdır ki günümüzde ağrı tedavisi için pek çok yeni yöntem vardır. Geçmeyen bir ağrınız olduğunda mutlaka doktorunuza müracaat edin.

    Kronik bel ve bacak ağrısı, araknoidit, dejeneratif disk hastalığı, epidural fibrozis, başarısız bel cerrahisi sendromu, bel fıtığı, osteoporozis (kemik erimesi) ve dar kanal gibi spinal hastalıklardan kaynaklanabilen bel ve /veya bacakta hissedilen ağrı olarak tanımlanır. Ağrı genellikle beldedir, fakat uyluk, baldır veya ayağa yayılabilir. Etkilenen bölge dokunmaya hassas veya ağrılı olabilir ve hareket ile ağrı artabilir. Bu tip ağrı bıçak saplanır gibi, yanma hissi gibi veya künt bir kas acısı gibi olabilir

    Kanser ağrısı

    Kanser ağrıları genellikle iki guruba ayrılır:

    Nosiseptif ağrı: Nosiseptif ağrı dokuda olan hasar sebebi ile olur. Bu ağrılar genellikle, keskin, sızlayıcı veya zonklayıcı tarzda tanımlanır. Bu ağrılar sıklıkla tümör veya kanser hücrelerinin çok büyüyerek kanserli bölgenin çevresindeki bölgeleri doldurması sonucu sebebi ile görülür. Bu ağrılar ayrıca kanserin kemiğe, kaslara veya eklemlere yayılması veya organların veya kan damarlarının tıkanması sonucu da olabilir.

    Nöropatik ağrı: Sinirlerde hasarlanma olduğunda görülen ağrıdır. Sinire veya sinirlere basan tümör sebebi ile görülebilir. Bu ağrı genellikle yanıcı olarak tanımlanır, uyuşukluk eşlik edebilir.

    Ağrılı nöropatiler

    Ağrılı nöropatiler, sinirlerde hasar sonucu şiddetli kronik ağrıya neden olan nörolojik hastalıkların oluşturduğu genel bir gruptur. Ağrılı nöropatiler, beslenme bozukluğu, alkolizm, toksinler, enfeksiyonlar veya otoümmin sebeplerde veya böbrek yetersizliği veya kanser gibi hastalıkların nedeniyle olabilir. Bununla birlikte olguların 1/3’ünde nöropatinin sebebi saptanamaz.

    Ağrılı nöropatinin pek çok sebebi olmakla birlikte hepsinde ağrı, yanma, kuvvetsizlik ve uyuşukluk şikayeti geneldir. Bu belirtiler genellikle elde ya da ayakta olur. Tedavi, eğer biliniyor ise, altta yatan nedene yöneliktir. Ağrı, genellikle ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilir. Bununla birlikte, nöropatik ağrıda ağrıyı kesmek için, genelde epilepsi ilacı olarak bilinen, sinir duyarlılığını azaltan bazı ilaçlar kullanılabilir.

    III- AKUT BEL AĞRISI

    A- Radikülopati (Belden bacağa yayılan ağrı)

    Doktorlar radikülopati terimini sinir kökünde olan bir probleme bağlı olarak kolunuzda yada bacağınızda olan ağrı, uyuşukluk, sızlama ve karıncalanmayı tanımlamak için kullanılır. Sinir kökleri, omuriliğin dallarıdır ve sinir iletilerini tüm omurilik seviyelerinde vücuda taşırlar. Radikülopati genellikle bir fıtığın siniri sıkıştırması sonucu olur. Fakat, sinir kökünde irritasyon ve inflamasyona neden olan dejeneratif değişiklikler sonucu da görülebilir. Radikülopatisi olan hastada kolda veya bacakta sıkışan sinir köküne bağlı olarak, değişik bölgelerde uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Sinir kökleri bir veya birden fazla seviyede; tek taraflı veya çift taraflı bası altında kalabileceği için belirtiler ve bulgular buna göre değişiklik gösterebilir. Her sinir kökü vücudun belli bir bölgesinde yayıldığı için muayenedeki bulgular ile sıkışan sinir kökü veya köklerini saptamak mümkün olabilir.

    Belirtiler

    Lomber (bel) radikülopatinin en sık belirtisi siyatiktir. Bu belinizden kalçanıza, bacağınıza doğru yayılan bir ağrıdır. Duyu ile ilgili belirtiler, kuvvet kaybı ile ilgili belirtilerden daha sıktır. Kuvvet kaybı olması sinir sıkışmasının daha şiddetli olduğunu gösterir. Ağrının kalitesi ve tipi çok değişken olabilir. Radikülopati bası altında olan sinirin alanında dokunmaya aşırı duyarlılık (hipersensivite) veya hissizlik yaratabilir. Uyuşukluk, sızlama ve karıncalanma gibi belirtiler, özellikle bacakta kuvvetsizliğin bel ağrısı ile birlikte olması probleminizin ciddi olduğunu gösterir ve mutlaka doktora görünmeniz gerekir.

    Tanı

    Radikülopatinin bir çok sebebi vardır. Radikülopatiye neden olan durumun saptanması için ilk yapılması gereken, bel ve bacak bölgesine ayrı bir özen gösterilerek yapılacak sistemik bir muayenedir. Doktorunuz muayenede belinizin esnekliğine, hareket açıklığına ve herhangi bir sinirin sıkıştığını gösterecek bulguların olup olmadığına bakacaktır. Bu amaçla kas kuvvetlerinize, duyunuza ve reflekslerinize bakılacaktır.

    Bel ağrısı ile doktora müracaat eden hastalara genellikle ilk olarak direk röntgen grafileri çekilir. İleri tetkikin gerekmesi durumunda Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) veya ve ya Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekilebilir. MRG özellikle sinir ve disk gibi yumuşak dokuların değerlendirilmesinde çok faydalı olduğu için, sinir kökünün nerede sıkıştığının saptanmasında çok faydalı bir tetkiktir. BT ise özellikle kemik yapıların değerlendirilmesinde çok faydalı bir tetkiktir. Bu nedenle omuriliğin ve sinir köklerinin çevresini saran kemik yapıların değerlendirilmesinde çok faydalıdır.

    Ameliyata gereksinim olabilecek bir durum saptanmadığında, genellikle BT veya MRG çekilmesine gerek duyulmaz. MRG genellikle, tanının tam kesinleştirilemediği medikal tedavilerin şikayetleri geçirmediği ve cerrahi planlamanın yapılması gerektiği durumlarda çekilir.

    Tedavi

    Tanınız konulduktan sonra doktorunuz sizinle tedavi seçeneklerini görüşecektir. Kas kuvvetsizliğine neden olan sinir sıkışması olamayan hastalarda tedavi, genellikle non-steroid anti-inflamatuar (NSAI) ilaç kullanımı, istirahat ve fizik tedaviyi içerir. Yumuşak bir bel veya boyun korsesi belin veya boynun dinlenmesini sağlamak için kısa süreli olarak verilebilir.

    Radikülopatili hastalarda cerrahi, erken dönemde, sadece kas kuvvetsizliğine neden olmuş sinir sıkışması olan hastalarda uygulanır. Çünkü, kas kuvvetsizliğinin olması, sadece ağrının olduğu durumdan çok daha ciddi bir durumdur, sinirin yaralandığını gösterir. Bu nedenle öncelikle sinirin üzerindeki basının kaldırılması gerekir.

    B- Siyatik ağrısı

    Siyatik ağrısı kalça ve uyluktan başlayan ve bacaktan aşağıya doğru yayılan ağrıya verilen isimdir. Bu ağrıya sıklıkla bel ağrısı da eşlik eder. Bel ağrısı bacak ağrısından daha şiddetli veya az olabilir. Gerçek siyatik ağrısı, siyatik sinirinin oluşumuna katılan sinir köklerinden birinin bel fıtığı sebebi ile sıkıştırılması sonucu oluşur. Bel ağrısının bu tipi diğer bel ağrısı yaratan nedenler ve durumlardan daha seyrek görülür. Örneğin, sportif aktiviteler, eğlence aktiviteleri ve ağır işler bel ve bacak ağrısına neden olabilir ve genellikle yanlışlıkla siyatik tanısı alırlar. Bu iki tip ağrının birbirinden ayrılması önemlidir. Gerçek siyatik ağrısı sinir sıkışmasına bağlı olarak görülür iken ikinci tip ağrı kas-iskelet sistemindeki zorlama ve burkulmalar sonucu görülür.

    Bulgu ve Belirtiler

    Gerçek bel ağrısının en sık belirtisi, eşlik eden bel ağrısından çok daha şiddetli olabilen, uyluk arkası, baldır ve ayağa yayılan ağrıdır. Hastaların genellikle kalçadan başlayan ve ayağa doğru inen, orta ya da şiddetli ağrıları vardır. Gerçek siyatik ağrısının dizin altına kadar yayıldığını bilmek önemlidir. Hastaların genellikle birkaç gün veya hafta önce başlayan bel ağrıları vardır. Daha sonra bacak ağrıları bel ağrılarından daha şiddetli hale gelir, hatta bazen bel ağrısı tamamen kaybolabilir. Bununla birlikte, uzun süreli siyatik ağrısı olan hastalarda, ağrı kalça ve bacağın arkasına lokalize olabilir.

    Sıklıkla siyatik ağrısının başlangıcında bir travma veya zorlayıcı bir hareket yoktur. Ayakta durmak, oturmak, ağır kaldırmak, hapşırmak ağrıyı arttırabilir. Yatmak genellikle en kontrollü pozisyondur.

    Tanı ve Tedavi

    Tam bir fizik muayene ve hastalık öyküsünün alınması siyatik tanısının konulmasında ilk yapılması gerekendir. Daha sonra siyatik tanısını doğrulayabilmek için sinir kökü germe testleri yapılabilir. Bu amaçla bacağınız düz bir şekilde kaldırılarak siyatik sinir gerilemeye çalışılabilir veya vücut belli pozisyonlara sokularak ağrının tekrarlayıp tekrarlanmadığına veya artıp artmadığına bakılabilir.

    Pek çok hastada bu ağrı kendiliğinden geçer, medikal yardım gereken hastalara genellikle kısa süreli istirahat, hareket kısıtlaması ve non-steroid anti-inflamatuar (NSAI) ilaçlar verilir. Fizik tedavi, germe ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşan bir ev programı hastanın bir an önce günlük aktivitesine dönmesinde oldukça faydalıdır. Çok şiddetli ve dayanılmaz ağrıları olan veya tetkiklerinde bel fıtığı saptanan hastalar için cerrahi seçenekler vardır. İlerleyen nörolojik defisitleri ve ağrısı olan hastalar, kas kuvvetsizliği olmadan sadece ağrısı olan hastalara göre cerrahiden daha çok fayda görürler.

    C- Belde kas spazmları

    Vücudun doğal ve koruyucu cevap mekanizmalarından biri olan kas spazmı, kas liflerinin yaralanmaya cevaben veya kasın kendisinde veya sinirde olan inflamasyona cevaben olan, istemsiz ve uzamış kasılmasıdır. Beldeki kas spazmları omur, disk ve bağlar gibi alttaki omurga yapılarının hasarı veya yaralanmasının işareti olabilir.

    Kas spazmının belirtisi, yaralanmanın yerine bağlı olarak, boyunda veya belde, şiddetli kas gerginliğinin eşlik ettiği, akut boyun ve bel ağrısıdır.

    Kas spazmları değişik nedenlerden olabilir: Omurgaya veya omurgayı destekleyen kas ve dokulara ani veya uzamış bir travma veya spinal sinirlerde bası veya irritasyona neden olabilecek diğer tip mekanik rahatsızlıklar nedenler arasındadır.

    Kas spazmı nasıl tedavi edilebilir?

    Evde Tedavi

    Pek çok durumda, eğer altta yatan ciddi bir medikal problem veya omurga rahatsızlığı yok ise kas spazmları konservatif bir tedavi ile birkaç gün veya hafta içerisinde geçebilir. Fakat, eğer aşağıdaki şikayetler var ise hemen doktora müracaat etmeniz gerekir:

    İdrar ve /veya büyük abdestini tutamama.

    Bacaklarda veya kollarda kas kuvvetsizliği olması. Yürüyüşün bozulması. Yürünebilen mesafenin gittikçe azalması.

    Bacaklarınıza veya kollarınıza doğru inen ağrı ve/veya uyuşukluk olması.

    Uzandığınızda kötüleşen ağrı olması veya geceleri sizi uyutmayan ağrı olması

    Ateş, kilo kaybı veya diğer hastalık belirtileri ile birlikte olan ağrı olması.

    Eğer bunlardan hiç biri yok ise ağrılı kaslarınızı gevşetmek için ve probleme sebep olan inflamasyonu azaltmak için kendi kendinize yapabileceğiniz şeyler vardır.

    Çoğunlukla böyle bir durumda hemen yatak istirahatı yapılması gerektiği düşünülür. Fakat bu, o kadar doğru bir uygulama değildir. Normal günlük aktiviteye daha düşük bir tempoda ve yaralanmaya sebep olan hareketten kaçınarak devam etmek daha iyidir. Yani uzun süre yatmaktan kaçınmalıdır.

    Yaralanmanın olduğu ilk 72 saat içerisinde, yaralanmanın olduğu kas üzerine, gün içerisinde pek çok kez, 20 dakika süre ile soğuk uygulama yapılabilir. Soğuk inflamasyonu ve şişmeyi azaltır, dokuyu uyuşturur ve yaralanan bölgede ki sinir uyarılarını yavaşlatır. Fakat, soğuk uygulamasını 20 dakikadan uzun yapmak doğru değildir. Çünkü kaslardaki gerilmenin ve dokudaki inflamasyonun artmasına neden olabilir.

    İlk 72 saatten sonra, kas gerginliğini azaltmak ve kan akımını arttırmak için sıcak uygulama yapılabilir. 72 saat beklemek, başlangıçtaki şişme ve inflamasyonun azalması içindir. Sıcak uygulama dehidratasyon ihtimali olduğu için kuru sıcak ile değil ıslak sıcak ile yapılmalıdır. Yani içerisine sıcak su doldurulmuş bir cismin yaralanan yere uygulanması yerine, sıcak su ile ıslatılmış bir havlunun konması, sıcak duş alınması veya jakuziye girilmesi daha doğrudur.

    Aspirin, ibuprofen, acetaminophen veya naproxen sodyum gibi non-steroid anti-inflamatuar ilaçların kullanımı ağrı, şişlik ve sertliği azaltabilir.

    Kısa süreli olarak yumuşak kuşak veya korse kullanımı, inflamasyonlu dokuları veya omurga yapılarını hareketsizleştirerek, kas spazmının azalmasına yardım edebilir. Fakat, kuşak ve korseler uzun süre kullanıldıklarında kasları zayıflattıkları için bundan kaçınılmalıdır. Aksi takdirde daha sonra, kas zayıflığı nedeni ile daha kolay yaralanma olur.

    Eğer şikayetleriniz ilk 72 saatin sonunda belirgin olarak gerilemediyse mutlaka doktorunuza müracaat edin. Çünkü şikayetlerinizin altta yatan sebebi ciddi bir durum olabilir.

    Masaj tedavisi vücudun kas, bağ dokusu, tendon, ligament ve eklemleri gibi yumuşak dokularına basınç veya vibrasyon uygulama yöntemidir. Kasları gevşetmek, ağrıyı rahatlatmak, dolaşımı düzeltmek ve gerilimi azaltmak için uygulanabilir.

    Fizik tedavi esnasında, sıcak ve soğuk uygulama, ultrason, hidroterapi ve masaj gibi farklı tedaviler, kas ağrısı ve gerginliğini azaltmak için birlikte kullanılır. Ultrason uygulamasında kasların içerisine düşük ve yüksek frekanslı dalgalar, kasları ısıtmak ve kan dolaşımını arttırmak için yollanır. Tedavi edici ve germe egzersizleri, kas kuvvetini tekrar sağlamak ve hareket açıklığını sağlamak için uygulanabilir.

    Tekrar Yaralanmayı Önlemek

    Boynunuzun ve belinizin tekrar yaralanmasını engellemek için, omurganızı destekleyen, kas, tendon ve ligamentlerin kuvvetinin ve esnekliğinin sağlanması ve sürdürülmesi önemlidir. Bunu şu yollarla sağlayabilirsiniz;

    Düzenli olarak, belinize aşırı yük bindirmeyen ve eklemlerinizi zorlamayan, bisiklet sürme, yüzme ve yürüme gibi, sporlar yapabilirsiniz. Eğer dışarıda spor ve egzersiz yapma şansınız yok ise evde yürüyüş bandı veya kondisyon bisikleti kullanabilirsiniz.

    Esnekliği sağlamak ve devam ettirmek için hafif germe egzersizleri yapılabilir. Germe aynı zamanda, kaslara olan kan akımının düzenlenmesine de yardımcı olur.

    D- Belde zorlanma ve burkulma

    Zor bir iş gününden, ani bir hareketten veya yaralanmadan sonra ağrıyan bir belde, kaslar ve ligamentlerde zorlanma veya burkulma vardır. Eğilme, bükülme ve ağır yük kaldırma esnasında bele yüklenme olur. Özellikle de bel kasları zayıf olan kişilerde, bu nedenle yaralanma olabilir.

    Omurgayı saran kaslar, çok gerildiklerinde, çok ağır yük altında kaldıklarında, bu kaslarda küçük yırtıklar oluşmasına neden olacak şekilde hareket edildiğinde, belde genellikle zorlanma olur. Ligamentlerin ve kasların yırtılması sonucu, genellikle, kaslarda şişme ve ağrılı spazma neden olan, kas içerisine mikroskobik kanamalar olur. Sıklıkla, yaralanan kaslar dokunmaya hassas hale gelirler. Ağrı ve spazm vücudun size, bir kasın yaralandığını ve daha fazla kullanılmaması gerektiğini söyleme şeklidir. Sonuç olarak, akut ağrının bu döneminde yaralı kası kullanmaktan kaçınmalı, istirahat etmeli, soğuk veya sıcak uygulama yapmalı ve spazmı rahatlatmak için hafif masaj yapılmalıdır.

    Zorlanmış bir beldeki yaralanma değişik şekillerde olabilir; omurgayı destekleyen ve hareket ettiren kaslar yaralanmış olabilir; omurları birbirine bağlayan ve faset eklemleri etrafında güçlü bir kapsül oluşturan bağlar kısmen yırtılmış veya hafif kaymış bir disk ağrının sebebi olabilir. Bu durumların her birinde, insan vücudu genellikle kendi kendine iyileşebilir.

    Bel zorlamaları ve kas spazmları çok sık görülür ve maalesef bu tip yaralanmaları hemen iyileştirecek bit tedavi yoktur. Bununla birlikte, bel zorlanmalarının çoğu non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar, kısa süreli istirahat ve yavaş yavaş normal aktiviteye dönme şeklinde bir tedavi ile başarılı olarak tedavi edilebilir. Germe ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşan bir fizik tedavi programı, hastaların daha çabuk iyileşmelerine yardımcı olur.

    Belinizde zorlanma olduğunda aşağıdaki şikayetler gelişir ise hemen bir doktora müracaat etmeniz gerekir:

    İdrarınızı veya büyük abdestinizi tutamıyorsanız

    Bacak kaslarınızda kuvvetsizlik, yürümenin bozulması, yürüyebildiğiniz mesafenin giderek azalması

    Öksürme, hapşırma ve oturma sırasında artan, bacağınızdan aşağıya doğru yayılan ağrı ve uyuşukluk olması

    Gece sizi uyandıran veya uzandığınızda artan ağrı

    E- Travma

    Spinal travmadan bahsedildiğinde, omurganın kemik yapılarında, yumuşak dokularda ve/veya sinir yapılarında bir yaralanmadan bahsedilmektedir. Bir beyin cerrahının spinal travmada en çok ilgilendiği şey, omurgada bir instabilite olup olmadığı, nörolojik bir yaralanmanın varlığı veya olasılığının olup olmadığıdır.

    Omurganın stabilitesi kemik yapılarda ve ligamentlerde bozulmalar olduğunda bozulur. Omurgada instabilite gelişmesi, omurganın normal yükleri taşıyamamasına, kalıcı deformitelere, şiddetli ağrıya ve bazı olgularda ciddi sinir yaralanmalarına neden olabilir. Sıklıkla, instabilite omurganın kemik parçalarında oluşan kırıklar sonucu gelişir.

    Travma olgularında kırık ve çıkık birlikte olur ve oldukça instabil bir omurganın oluşmasına neden olabilir. Beyin cerrahı daha fazla nörolojik defisitin ve ilerleyici deformitenin oluşmasını engellemek için, instabil bölgeye müdahale ederek mekanik stabiliteyi sağlamaya çalışır.

    Travma sonrası görülen yaralanmalar;

    Kırıklar

    Ligament yaralanmaları

    Kas-iskelet yaralanmaları

    a-Kırıklar ;

    Kompresyon kırıkları

    Bel bölgesinde en çok görülen kırıklar, genellikle düşme sonrası gelişen kompresyon kırıklarıdır. Bu kırıklar direk grafiler ile tespit edilebilir. Kompresyon kırıklarının büyük bölümü, istirahat, ilaç tedavisi ve fizik tedavi ile tedavi edilebilir.

    Patlama kırıkları

    Patlama kırıkları omurganın ön ve orta kolonda yetersizliğe neden olan, güçlü kompresif yüklenme sonucu oluşur. Patlama kırıklarında omurun boyu oldukça azalır.

    Bu kırıklar instabildir ve acil müdahale gerektirir.

    Fleksiyon-kompresyon kırıkları

    Fleksiyon- kompresyon kırıkları genellikle T1 ve L1 seviyesinde olur. Anterior kolonun yetersizlik derecesi, kompresif gücün şiddetine bağlıdır. Bu kırıklarda omur yüksekliğinde biraz azalma olur, fakat orta ve arka kolon sağlamdır. Bu kırıklar stabil kabul edilir.

    Fleksiyon-distraksiyon kırıkları

    Bu kırıklar genellikle otomobillerdeki emniyet kemerleri sebebi ile olur. Bu kırıklarda omurganın her üç kolonunda da yetersizlik gelişir. Hem kemikte, hem bağlarda, hem de diskte yaralanma olabilir. Bu kırıklar instabil kabul edilir ve acil müdahale gerekir.

    Kompresyon- torsiyon- translasyon kırıkları

    Kompresyonun etkileri omur cisminin kenarlarında olur iken, torsiyonel ve translasyonel kuvvetler omur cismini veya diski ve ligamentleri etkiler.

    b- Ligament yaralanmaları;

    Vücut zayıf durumda iken kaslar aşırı gerilmeye tahammül edemez veya ligamentlerde yırtılma olur. Her iki durumda belde zorlama ve burkulmaya neden olur. Bu olduğunda ligament ve eklemleri daha fazla zarardan korumak için spazm, yaralanan bölgedeki kasları hareketsiz hale getirir.

    Ligament yaralanmaları travmatik olaylardan sonra olur ve yaralanmanın şiddetine bağlı olarak iyileşme 6-12 haftayı bulabilir. Yaralanmada ligament zorlanmış, burkulmuş veya yırtılmış olabilir. Bu durumların her birinin tedavisi farklıdır.

    Bel eklemlerini kontrol eden ligamentler kaza sonucu düşme veya kayma sonucu hasar görebilir. Bel burkulması pelvis ligamentlerinin gerilme hasarlanmasından kaynaklanır. Beldeki burkulma sebebi, ayak bileği burkulması sebebine çok benzer ve tedavi ve iyileşme süreci benzerdir. Pelvik ligamentlere sert destek uygulanması ligamentleri, onarılırken ve tekrar güçlü hale gelirken, daha fazla zorlamaktan korur.

    Bel burkulması olan bir hastanın günlük aktivitesini sürdürme olasılığı, ayak bileğinde burkulma olan bir hastanın yürüyebilmesinden daha olasıdır. Bunun en önemli sebebi ayak bileğinde ligamentlerin sert bir bandaj ile desteklenememesindendir. Fakat, unutulmamalıdır ki beldeki ligament hasarının tehlikesi vücudun herhangi bir yerindekinden çok daha fazladır.

    Bel ligament yaralanmalarının en sık sebepleri

    Uzun bir süre ayakta kalmak zorunda kaldığımızda sıklıkla vücut ağırlığımızı bir bacağımızın üzerine bindiririz. Bunu yaptığımızda vücut ağılığımızın üçte ikisi pelvisimizin bir tarafındaki ligamentlere biner. Bu basit hareket omurganın şeklinin bozulmasına ve duruş bozukluğuna neden olur. Sonunda bu ligamentler ciddi bir bel yaralanmasındaki kadar zarar görebilir.

    Kötü duruş ciddi ligament hasarına sebep olabilecek başka bir basit harekettir. Uzun süre sırada beklemek, bir partide ayakta durmak ve alışveriş yapmak yorucudur. Pek çok kişi böyle bir durumda fark etmeden, bu yorgunluğu telafi etmek için bir yana doğru eğilir. Bunu yaptığımızda tüm vücut ağırlığımız pelvis ve belimizdeki ligamentler çekmeye başlar. Bunu sürekli yapmak yıllar içerisinde zarar verir. Bu ligamentlerin sürekli gerilmesine ve gevşemesine neden olur ve sonunda bu ligamentler eklemlerinizi uygun şekilde kontrol edemez. Bu ayakta durmanın yarattığı basit zorlanmanın rahatsızlık, hatta ağrı oluşturmasına neden olabilir.

    İş ortamında yaptığımız kaldırma, eğilme ve dönme hareketleri de ligamentleri sürekli ve tekrarlayan bir zorlanmaya maruz bırakabilir. Eğer ligamentler aşırı gerilir ise bel eklemleri uygun pozisyonda daha uzun süre tutulamaz ve bu ciddi bel burkulması ile sonuçlanabilir.

    Egzersiz belimizdeki kasları güçlendirmek ve ligament yaralanmalarını önlemek için iyi bir yol olmasına rağmen, sportif aktiviteler ligament yaralanmalarının ve bel zorlanmalarının en sık sebebidir. Belimiz zorlanmaya karşı hassastır ve güçlenmek için egzersize ihtiyaç duyar, fakat, bu egzersizler eklemlerimiz için zararlı olabilir. Özellikle aşırı hareketler ve zorlamalar gerektiren sporlar zamanla hasar verebilir.

    Kilo, belde ligament zorlanmasına neden olan bir diğer etkendir. Özellikle de karın bölgesindeki aşırı kilo zararlıdır ve anormal duruşa neden olur. Yağları yakan aerobik egzersizler, kas oluşturan kuvvet egzersizleri ve yoga gibi egzersizler kilonuzu kontrol etmeye yardımcı olur.

  • Tek taraflı göz kapağı düşmesi (pitozis)

    Tek taraflı göz kapağı düşmesi (pitozis)

    Sağ­lık­lı göz ka­pa­ğı gö­zün renk­li kıs­mı­nı 1- 1,5 mm ka­dar ör­tü­yor. Eğer bu ora­n da­ha faz­la ol­ursa göz ka­pa­ğı dü­şük­lü­ğü ola­rak ka­bul edi­li­r. Dü­şük­lük tek ta­raf­lı ol­du­ğun­da iki ka­pak yük­sek­li­ği ara­sın­da 2 mm’­nin üze­rin­de fark­lı­lık ol­ma­sı has­ta­lı­ğın teş­hi­si­ni ko­lay­laş­tı­rı­yor. Göz kapağı hastalıklarının en sık rastlanılan şekli “pitozis” olarak adlandırılan üst kapağının düşüklüğüdür.

    Pitozis doğuştan olabileceği gibi, sonradan da ortaya çıkabilir. Doğuştan olan pitozis genellikle göz kapağını kaldıran kasın düzgün gelişememesinden kaynaklanırken ileri yaşlarda ortaya çıkan pitozis ise genellikle yaşlılık nedeni ile göz kapağını kaldıran kasın incelerek kapaktan ayrılması nedeni ile oluşur. Bunların yanında bu kası kontrol eden sinirlerin hasar görmesi veya bazı kas hastalıkları veya yaralanma nedenleri ile de pitozis ortaya çıkabilir. Ayrıca diğer göz ameliyatları sırasında gözün açılması için takılan spekulumlar veya yapılan enjeksiyonlar ile bazı müdahalelerden sonra da pitozis gelişebilir. Üst göz kapağı çevresine yapılan Botox® enjeksiyonlarından sonra da geçici pitozis görülebilir. Ayrıca ya­ra­lan­ma­lar, uzun su­re­li kon­takt lens kul­la­nı­mı, en­fek­si­yon­lar, aler­jik has­ta­lık­lar, tü­mör­ler, ba­zı kas ve si­nir has­ta­lık­la­rı ka­pak dü­şük­lü­ğü­ne ne­den ola­bi­li­yor.
    Pitozis olduğunda has­ta­lar kaş­la­rı­nı kal­dı­ra­rak ya da çe­ne­le­ri­ni öne baş­la­rı­nı ge­ri­ye doğ­ru ite­rek gör­me­ye ça­lı­şı­yor. So­run ba­zen gö­zün ta­ma­men ka­pan­ma­sı­na bi­le ne­den ola­bi­li­yor. Bu du­rum­da has­ta­lar göz ka­pak­la­rı­nı el­le­ri ile kal­dı­ra­rak gör­me­ye ça­lı­şı­yo­r.
    Çocuklarda kapak düşüklüğü görmeyi etkiliyorsa göz tembelliği oluşmasına engel olmak için erken dönemde ameliyatın yapılması gerekiyor. Görmeyi etkilemeyen kapak düşüklüğünde de en geç okul öncesi dönemde ameliyat şart ve bu konu üzerinde uzman göz doktorunun görüşü alınmalıdır. Kapak düşüklüğü çocukların büyümesi ile düzelmiyor. Okul öncesinde tedavinin yapılmamış olması çocuğun kişisel gelişimini olumsuz etkiliyor.
    Düşüklüğe çift görme de eklenirse dikkat etmek gerekiyor. Göz ka­pak­la­rı­nın nor­mal­den da­ha açık ol­ma­sı, ti­ro­id be­zi has­ta­lı­ğı­nın, ka­pa­n­ma­sı ise yüz fel­ci­nin be­lir­ti­si­di­r. Göz ka­pa­ğın­da dü­şük­lük ile bir­lik­te çift gör­me de di­ya­bet, ba­zı iler­le­yi­ci kas has­ta­lık­la­rı ve­ya mi­yas­te­ni has­ta­lı­ğı­nın gös­ter­ge­si ola­bi­li­r. Göz ka­pa­ğı dü­şük­lü­ğü ne­de­niy­le has­ta­ne­ye gi­den­le­rin de­tay­lı ola­rak in­ce­len­me­le­ri ge­re­ki­r. Mu­aye­ne­de es­ki re­sim­le­ri is­te­ne­rek göz ve çev­re­sin­de­ki de­ği­şik­lik­le­rin ne za­man­dan be­ri­dir ol­du­ğu­na dik­kat edi­lmelidir. Ge­rek­li nö­ro­lo­jik ve kan tet­kik­le­ri ya­pı­lı­p il­gi­li bö­lüm­ler­le danışılarak has­ta­nın te­da­vi­si en iyi şe­kil­de plan­la­nmalıdır.
    Se­bep­siz dü­şük­lük be­yin tü­mö­rü işa­ret­çi­si olup son­ra­dan olu­şan ka­pak dü­şük­lü­ğü ba­zı si­nir ve kas has­ta­lık­la­rın­dan kay­nak­la­na­bi­li­r. En önem­li­le­ri be­yin tü­mö­rü ve da­mar has­ta­lık­la­rı Beyin damarında anevrizma (baloncuk) ile kas güç­süz­lü­ğü ya­pan miyas­te­ni, müs­kü­ler dis­tro­fi ve­ya of­tal­mop­le­ji­lerdir. Ya­ra­lan­ma, aler­ji ve en­fek­si­yon gi­bi her­han­gi bir bi­li­nen se­bep ol­ma­dan göz ka­pa­ğın­da düş­me ol­muş­sa mut­la­ka be­yin ve or­bi­ta MR, EMG gibi tetkikler ya­pı­lıp, se­be­bi bu­lun­ma­sı ge­re­ki­r.
    Pitozis doğuştan var ise veya hayatın ilk 10 yılı içerisinde ortaya çıkmışsa kalıcı görme kaybına yol açabilir. Hayatın ilk yıllarında görme kalitesini bozan tüm hastalıklar göz tembelliğine yol açarlar ve bu nedenle doğuştan veya erken yaşlarda ortaya çıkan kapak düşüklüklerinin görmeyi bozup bozmadığının anlaşılması için göz doktoruna başvurulması gerekmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan kapak düşüklükleri ise göz bebeğini örtüyor ise görme kaybı, örtmüyor ise estetik kusur yaratırlar. Bu olgularda ise kalıcı görme kaybı beklenmez.
    Göz bebeğini örtecek kadar ileri olan doğumsal kapak düşüklükleri görme gelişimini engelleyerek göz tembelliğine yol açacağından bu hastalarda tedavinin zamanlaması önem taşır ve kapak düşüklüğünün acil olarak düzeltilmesi gereklidir. Görmeyi etkilemeden sadece kozmetik sorun oluşturan hafif dereceli kapak düşüklükleri ise çocuğun toplum içinde kendini daha rahat hissetmesi ve psikolojik gelişiminin olumsuz etkilenmemesi için çocuk okula başlamadan hemen önce yani 5-6 yaş civarı düzeltilmelidir. Pitozisin tedavisi cerrahi olarak yapılır. Hafif doğumsal kapak düşüklüğü ve yaşlanmaya bağlı oluşan kapak düşüklüklerinde ameliyatta göz kapağını kaldıran kas kısaltılarak güçlendirilir. Sinir felcine bağlı olan veya kas işlevinin çok az olduğu ağır doğumsal pitoziste de göz kapağı deri altından silikon bandlarla hastanın alın kasına asılarak hastanın kaşlarını kaldırarak gözlerini açabilmesi sağlanır. Tek taraflı göz kapağı düşüklüğü olanları beyin ve sinir cerrahisi, nöroloji ve göz hastalıkları uzmanları birlikte değerlendirirlerse çok daha faydalı sonuçlar elde edilir.

  • Sürekli korse takmak zararlı….!

    Son günlerde basın yayın organlarında yer alan ve halkımıza yanlış bir mesaj olarak verilen korse ile fit görülme, zayıflama sloganlarına rastlıyoruz. Bu tarz sloganlar, biraz kilosu olup, bel ve sırt kaslarının hatta özellikle karın kaslarının fonksiyonlarını bilmeyenler için ilgi çekici olabiliyor. İlk planda kişilerin isteği kilo kaybının lokal bölgelerde olması ve göze hoş gelen karın olması sebebiyle KORSE olayı çok cazip.

    Bel ve karın bölgesinin kas yapısı çok kompleks yapı içerir. Özellikle uzunlamasına bir grup kasların seyrettiği alanlara çapraz ve yere paralel diyebileceğimiz kas grupları girer. Uzunlamasına kasların ise kendi bölümleri vardır ve ayrı ayrı fonksiyonlara yararlar. Ayrı ayrı çalışsalar da bir bütün olarak OMURGANIN en önemli destek dokusudur. Zaten bizi ayakta tutan, rahatça yol yürüyebilmemizi sağlayan esnek bir omurganın 3 önemli destek dokusundan birisi KASLARIMIZDIR. Diğerleri ise sağlam bir kemik yapısı ve eklemlerdir. Bir futbolcunun bile topa vurabilmesi ve kafa atabilmesinden tutun da, basketbolcunun topu sürebilmesi, şut çekebilmesine kadar en ciddi görevi KOR kasları oluşturur. KOR kasları ise öndeki karın kasları ve arkada uzunlamasına giden kaslar ile çapraz kasların bir bütünü diyebiliriz.

    KORSE dediğimiz olayın tam bir sarmal yapı ile dıştan bu bölgeyi By-Pass etmek olduğunun bilinmesi gerekir. Yani devre dışı bırakılan bu kas grubu sayesinde kişinin daha fit ve zayıflamış hissinin tam bir yanılgı olduğu aşikardır. Kasların hareketsiz kaldığında ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE eridiğinin bilinmesi gerekir. Fakat istenilen zayıflamanın YAĞ DOKUSU olmayıp çok zor kazanılan ve tüm omurganın destek dokusu olan kas gruplarından olduğunu anlamak GEÇ OLABİLİR. Biz Omurilik Ve Sinir Cerrahları olarak hastaların omurgasın yönelik müdahalelerde bile en fazla 45 gün korse takmayı uygun görürüz. Ki bu bile sakınca yaratabileceği için aktif egzersizler ile desteğin devam etmesine yönelik tedavilerimiz vardır. Düşünün ki bir kişinin extremitesindeki bir kırık nedeniyle alçıya alınıp 1, 1.5 ay sonra çıkartılmış olsun. Ortaya çıkan manzara tam bir dehşet içerir. Bir tarafta normal bir extremite varken, alçıdan çıkanın incelmiş ve kurumuş olduğu. KORSE’ de aynı etkiyi omurganın destek kas dokularını devre dışı bırakarak yapar.

  • Boyun fıtığı ve tedavisi

    Tanım: Boyun omurgaları arasında amörtisör görevi yapan disk dokusunun yırtılması veya dejenerasyonu sonrası ortaya çıkan bir tablodur.

    Hastalığın Genel Özellikleri ve Görülme Sıklığı;

    Boyun bel fıtığından sonra görülen ikinci fıtık bölgesidir
    50 yaş gurubu populasyonun % 20-25′ inde servikal spondiloz görülürken bu oran 65 yaş üzerindekiler de % 75-80 çıkmaktadır
    En sık C 5-6, C 6-7 düzeylerinde boyun fıtığı görülür
    Tüm boyun fıtıkların % 75 3- 4 hafta içerisinde kendiliğinden veya tıbbı tedaviyle iyileşir.

    Boyun Fıtığı Nedenleri;

    1: Travma (özellikle araç kazalarında arabaya arkadan vurulması),
    2: Dejenerasyon (fizyolojik yaşlanma),
    3: Biokimyasal değişiklikler,
    3: Boyun omurgaları kireçlenmeleri,
    4: Genetik.

    Boyun Fıtığı Risk faktörleri;

    1: Boyun yanlış hareketleri ve yanlış pozisyonlar,
    2: Boyun kaslarının zayıflığı,
    3::Bazı meslekler ( uzun süre bilgisayar, daktilo kullananma),
    5: Emosyonel gerginlik.

    Boyun Fıtığı Şikayetleri ve Bulguları:

    Boyun ağrısı en belirgin boyun fıtığı şikayetidir bu ağrı bel ağrısından farklı olarak daha hafif olur.Genellikle öksürme, hapşırma ve ıkınma gibi kafa içi basıncını artıran hareketlerle daha belirgindir. Ağrı özelliklle geceleri artar. Bu ağrıyı boyun hareketlerinde kısıtlılık ve boyun kaslarında kasılma takip eder. Ağrı ve kasılma iç, içe girmiş bir fasit daire şeklinde olup ağrı kasılmayı kasılma ise ağrıyı ortaya çıkarmaktadır. Boyun fıtığı tedavisindeki amac bu kısır döngüyü çözme olmalıdır. Boyun fıtığı omurlikten çıkan siniri yanlardan sıkıştırmaya başlayınca ilgili tarafta kolda uyuşmalar, kuvet kayıpları, refleks kaybı ve kas erimeleri ağrı şikayetini takip eder. Ancak bazı boyun fıtıkları varki bunlarda ise omurilik siniri ortadan bası altında kalması sonrası, her iki kolda omuzlarda ağrı boyun hareketlerinde kısıtlama ve her iki kolda uyuşmalar, kuvetsizlikler, kas erimeleri, refleks değişikleri görülür. Bazen boyun fıtığına bağlı bası ilerlerse myelopati denilen tablo olaya eklenir bu durumda tipik uyuşmaların yanında hastanın bacakaları da olaya katılır böylece yürüme bile bozulur. Çok nadiren sifinkter reflekslerde bozulmalar görülür.

    Boyun Fıtığı Teşhis;

    İyi bir anemnez ve detaylı bir nörolojik muayene boyun fıtığı şüphesi olan hastanın değerlendirilmesinde oldukça önemlidir. İyi bir muayene teşhisin genel ekseriyetidir. Burada hem boyun fıtığı teşhisinde hemde ayırıcı teşhis te göz önünde bulundurulucak bazı hastalıkları ekarte edbilmek için aşağıdaki teşhis yöntemlerine başvurulmalıdır.

    1: Direk boyun grafilerileri gerektiğinde oblik ve fleksion ekstansion görüntüler,
    2: Servikal Bilgisayarlı Tomografi ( Özellikle kemik kanal darlıkaları, kaymaları, kireçlenmeleri),
    3: Boyun Magnetig Rezonans Görüntüleme ( Günümüzde en duyarlı görüntüleme tekniğidir),
    4: Elektromyelografi (Özellikle kas hastalıkaları ve Nöropatik hastalıklar),
    5: Rutin kan testleri ( Tam kan, romatoljik testler),
    6: Kemik dansimetre.

    Boyun Fıtığı Ayırıcı Teşhis

    1: Periferik sinir tuzak nöropatileri,
    2: İnfeksion hastalıkaları ( Burusella, omurga tuberkulozu,diskitis),
    3:Omurilik tümörleri, pankoast tümörü,
    4: Brakial pleksus zedelenmeleri,
    5: Hidrosirongomyeli,
    6: Multipl skleroz, kas hastalığı,
    7: Nöropatik durumlar.

    Boyun Fıtığı Tedavi
    1: Tıbbı tedavi;

    İlaç tedavisi (ağrı kesiciler, kas gevşeticiler)
    Fizik tedavi
    Eğitim
    2: Cerrahi tedavi indikasyonları;
    Tıbbı tedaviye cevapsız şiddetli kol ağrısı yanında motor kuvetsizlik olanlar,
    Omurilik basısına bağlı myelopatisi olanlar,
    Sadece ağrı şikayeti relatif bir indikasyondur.

  • Ellerde uyuşma varsa ne yapmalıyız ?

    El parmaklarına giden median sinir bir bağ dokusu kılıfı içinden geçer bu klıfa tünele benzediği için karpal tünel denir. Bu tünel çok kullanılmaya ve kireçlenmeye bağlı olarak kalınlaşır ve içinden geçen siniri sıkıştırır. Bu sıkıştırma sonucunda el parmaklarında ağrı ve uyuşma oluşur. Özellikle ağrıların gece artması tipiktir.

    Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa mutlaka ameliyat gerekir.

    Ellerde uyuşma varsa? Şu nedenlere gözatmak gerekir.

    1-Boyun Düzleşmesi: (%70)

    Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur.Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin veya tamamlayıcı tıp tedavisinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

    2-Karpal Tünel Sendromu: (%10)

    Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise Median Sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçeleşme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu olarak adlandırılır. Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir. Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takip eden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

    3-Ulnar Oluk Sendromu: (%5)

    El önkol kemikleri olan radius-ulna ile bilek eklemini ve birbirleriyle eklem yapan 2 sıra halinde 8 kemikten oluşan küçük karpal kemikler, 5 tarak kemiği, 14 parmak kemiğinden oluşur. Median, radial sinir ve ulnar sinir eldeki ana sinirlerdir. El hareketlerinin büyük kısmı önkolda bulunan ve tendonları ele uzanan adaleler aracılığı ile olur. Eğer 4. ve 5. parmaklarımızda uyuşukluk hissediyorsak ve dirseğimizden başlayan bir ağrı varsa ulnar sinir basısından şüphelenmek gerekir. Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa cerrahi müdahale gerekir.

    4-Boyun Tutulması, Kas Spazmı: (%5)

    Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur.

    5-Boyun Fıtığı: (%5)

    Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

    6-Hipotiroidi: (%1)

    Tiroit hormonlarının kanda çok az bulunması durumuna hipotiroidi veya hipotiroidism denir. Kadınlarda erkeklere nazaran çok daha sık görülür.Hipotiroidide şikayet ve belirtiler: Yorgunluk hissi, Uyuşukluk, Uyku hali, Konsantrasyon bozukluğu, Sersemlik hissi, Depresyon , Ciltte kuruluk, Saç dökülmesi, Kuru ve kırık saç, Kabızlık, Kilo alma, Kilo vermede zorluk, göz kapaklarında şişme, Balmumu renginde yüz, Terlemede azalma, Boğuk ses, Üşüme, İştah azalması, Eklem ağrısı, Ellerde uyuşma hissi, Hareketlerde azalma, Konuşmada yavaşlama, Nabız sayısında düşme, Bacaklarda şişme, Reflekslerde azalma, Tırnaklarda kolay kırılma, Kas krampları, Guatr, Tansiyon yüksekliği, Kolesterol seviyesinde yükselme, Aybaşı halinin bozulması, Düşük yapma, Çocuk yapamama, Sekste azalma, Çocuklarda boy kısalığı. Hipotiroidide en sık görülen bulgular yorgunluk, halsizlik aşırı uykuya meyil, saç dökülmesi ve üşüme hissidir. Bazen hasta hafıza kaybının farkına varmayabilir, arkadaşları tarafından bu yüzden uyarılabilir. Orta derecede kilo alma olur ve zayıflamakta güçlük çekilebilir. Aşırı şişmanlığa hiçbir zaman neden olmaz.

    7-Diyabet: (%1)

    Sürekli yüksek değerlerde seyreden şeker hastalığı da ellerde uyuşmaya sebep olabilir.

    8-Diğer: (%3)

    Romatizmal hastalıklar, kas hastalıkları, multipl skleroz, beyin tümörleri, beyin damar tıkanmaları, kol damarlarındaki tıkanıklıklar v.s.

    Ellerde uyuşma varsa ilk yapılması gereken öncelikle bir beyin cerrahına başvurmaktır.