Erkeklerin cinsel yaşamlarında karşılaştıkları en önemli sorunlardan birisi de erken boşalma ya da “prematür ejakülasyon”dur. Hatta bu sorun, erkeklerin hekimlere ya da psikoterapistlere başvurma nedenleri arasında başlarda gelmektedir. Bu sorunu yaşayan erkeklerin yaşam kaliteleri de olumsuz etkilenmekte, evlilikleri ya da ilişkileri de sıkıntıya girmektedir. Ancak, birçok erkek bu sorunun varlığını kabul etmek istemez ve yardım almayı reddeder. Halbuki doğru yardımla rahatlıkla çözümlenebilecek bir sorundur bu.
Önce erkekteki boşalma mekanizmasını incelemekte yarar var. Bir kere erkekte orgazm ve boşalma (ejakülasyon) ayrı birer olgudur ancak nadir birkaç istisna dışında bu iki olgu aynı anda gerçekleştiğinden genellikle bu iki kavram birbirlerinin yerine kullanılırlar. Orgazm, cinsel gerilim ve uyarımın yoğun bir şekilde devam etmesinden sonra kısa süreli ve yoğun bir zevk duygusuyla belirli bir yaşantıdır. Boşalma ise meni ya da semen adı verilen, içinde sperm hücrelerini barındıran beyazımsı renkteki sıvının, penisin içerisinden geçen ve üretra adı verilen kanal aracılığıyla dışarı atılmasıdır. Dediğim gibi sıklıkla bu iki durum aynı anda gerçekleşir ancak kimi zaman (ki bu oldukça nadir görülür) orgazm olmadan boşalma ya da boşalma olmadan orgazm gerçekleşebilir.
Erkek cinsel olarak uyarılmaya başladığında erkeğin cinsel organlarında bir takım mekanizmalar çalışmaya başlar. Testislerde (halk arasındaki adıyla hayalar. Ama yumurtalık değil. Yumurtalık kadınlarda yer alır. Erkekte yumurtalık yoktur) üretilen sperm hücreleri bir keseciğe gelirler. Burada, meni ile birleşir ve orgazm anında üretra aracılığıyla dışarı atılırlar. Bunu da sağlayan penisin dip kısmında ve anüs çevresinde bulunan kaslardır. Bu kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin ve spermin dışarı atılmasını sağlarlar.
Peki erken boşalma nedir? Öncelikle bunun belirli bir süresini tanımlamak güçtür. Şu kadar sürenin altında olursa erken boşalma söz konusudur demeyi pek tercih etmiyoruz. Genel olarak kabul gören görüşlere göre erkeğin boşalmasını kontrol edememesi, cinsel ilişkinin her iki kişinin de doyuma ulaşmasına kadar sürmemesi ya da erkeğin bunu sürdürememesi durumu erken boşalma olarak adlandırılır.
Yani buradaki iki anahtar nokta erkeğin kendisini kontrol edememesi ve kadının orgazma ulaşmasını bekleyememesidir. Yani burada “süre” göreli bir değişkendir. Yukarıda mekanizmadan bahsederken belirttiğim gibi erkeğin boşalmasını sağlayan kas grupları bulunmaktadır. Bu kaslar üzerinde erkek kontrol sahibi olabilir. Bu şekilde boşalmasını da kontrol edebilir.
Erken boşalmanın nedenleri genellikle psikolojik kaynaklıdır. Özellikle erkeğin geçmiş cinsel deneyimleri bu durumu ortaya çıkarabilir. Geçmişte yaşanan olumsuz ve travmatik cinsel deneyimler, erkeğin kendisini çeşitli nedenlerle çabuk boşalmaya şartlaması (örneğin yakalanma tehlikesinin olduğu ortamlarda sık yapılan mastürbasyonlar) bu durumun nedenleri arasında sayılabilir.
Bu sorunun çözümü için profesyonel yardım almaktan çekinmeyiniz. Sorununuzu ne kadar erken çözerseniz, cinsel yaşamınız da o kadar doyurucu olacaktır.
Kalsiyum, kalbin çalışmasında iskelet ve bağırsak kaslarının kasılması için kanın pıhtılaşmasından sinir sistemine kadar sinir iletimindeki mediatör rolüne kadar hücre çoğalmasından kemiklerin metabolizmasına kadar hücrelerin hormon salgılanmasına kadar pek çok enzimin ve reaksiyonun gerçekleşmesi için kalsiyum gereklidir. Kalsiyum düşünce zaten hastalar ciddi kramp ve ritim bozukluklarıyla karşımıza gelir. Ciddi kas ve kemik ağrıları vardır, uzun süre kalsiyum düşük hastalarda hatta bunlar depresiftir, kötü rüya görme, ağız çevresinde uyuşma, karıncalanma, stopor dediğimiz uyku haliyle de karşımıza genel durumu kötü halde de gelebilirler.
Kalsiyum düşüklüğü önemli de kalsiyum yüksekliği de bizim için daha önemli bir parametredir. Kalsiyumu yüksek hastalar bazen hiç şikayet olmadan rastlantısal olarak tespit edilirler. Bazılarında iştahsızlık, aşırı susuzluk hissi, çok su içme isteği, kemik ağrıları, böbrek taşları, çarpıntı, ritim bozuklukları, kas güçsüzlüğü, bilinç bulanıklığı, kas ve eklem ağrıları, kabızlık, uyku hali, kas seğirmeleri, depresif mizaç, depresyon, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk hissiyle karşımıza gelebilirler. Kalsiyum yükseklikleri ne yazık ki genelde altta önemli hastalıklara delalet eder.
Kanser, tümör, tüberküloz, böbrek yetmezliği, meme, akciğerin ve böbreklerin bazen iyi huylu çoğu zaman kötü huylu tümörlerine delalet edebilir. Onun için kalsiyum yüksekliği olan hastayı ciddi olarak altta acaba kötü bir hastalık var mı diye araştırmamız gerekmektedir.
Kanserli hastalarda beslenme problemleri sık görülür. Kanserde kaşeksi %5 üzerinde kilo kaybı veya vücut kitle indeksi <20 kg/m2 veya iskelet kas kaybı olan hastalarda %2 üzeri kilo kaybı olarak tarif edilir. Kanserde bazal enerji harcamasındaki artış ve iskelet kası kaybı önemlidir. Kanserin kendisinin yanısıra kanser tedavisine bağlı gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir.
Kilo kaybı olan hastalarda kemoterapiye cevap ihtimali de düşüktür. Gerçek vücut kitlesinin ölçümü aşırı kilolu hastalarda beslenme durumunun değerlendirmesinde yanlış tahmin yaptırabilir. Kilo kaybı olmasına rağmen farkedilmeyebilir. O nedenle kilo kaybının kas kaybı ile birlikte olduğunun gösterilmesi önemlidir. İleri evrelerde kilo kaybı kötü gidişin bir göstergesi olabilir, ancak kalorik desteğin artırılması, iştah artırıcıların verilmesi hastalık gidişatını etkilememektedir.,
Gastrointestinal sistemin sağlam ve fonksiyonel olduğu hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Oral beslenme desteği amacıyla omega-3 içeren beslenme destek ürünleri faydalıdır. Steroidler ve megestrol asetat gibi progestinler anoreksi tedavisinde kullanılabilir.
Kilo Kaybı Neden Olur?
Kanser kaşeksisi bozulmuş oral alım ve ilerleyici kas kaybı ile birliktedir. İleri evre kanserde iştahsızlık sıktır; ancak bu hastalardaki kilo kaybı tamamen yetersiz kalori alımına bağlanamaz. Kanser tedavisi ileri evre hastalarda kas kaybına neden olmaktadır. Buna en iyi örnek ileri evre prostat kanseri olan hastalarda androjen deprivasyon tedavisidir. Ayrıca anoreksi ve kötü beslenme kanser kaşeksisindeki enerji eksikliğine katkı sağlar. Kemoterapi sonucu gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir. Kilo kaybı olan kanser hastalarının benzer besinleri tercih etmelerine rağmen daha az miktarda tükettikleri gözlenmektedir. Erken doygunluk hissi ve gıdaların emilim bozukluğu bu hastalarda sıklıkla görülmektedir.
Değerlendirme
Bütün kanser hastaları tanıdan itibaren beslenme durumu ve kilo kaybı açısından taranmalıdır. Kanser kaşeksisi progresif bir gelişim gösterir ve 3 evresi vardır: Prekaşeksi, kaşeksi ve refrakter kaşeksi. Beslenme bozukluğu olan hastalarda geri dönülemez kaşeksi evresi beklenmeksizin erken dönemde tedavi planlanmalıdır. Yetersiz oral alım, artmış bazal enerji sarfiyatı ve iskelet kaslarında aşırı kayıpla sonuçlanan kompleks metabolik olayların eklenmesiyle beraber seyreder. Uygun beslenmeyle tersine dönebilen kalorik bir eksiklik olan açlık durumunun tersine kaşeksideki kilo kaybı aşırı beslenme ile geri çevrilemez.
Klinik değerlendirme sırasında beslenme durumu sorgulanmalıdır. Fizik muayenede ciltaltı yağ dokusu kaybı, kas azalması ve ödem olup olmadığına bakılmalıdır. Sıklıkla kullanılan ölçüt, beslenme durumunun değerlendirilmesi, kilonun sık sık ölçülmesi ve oral alımın kontrolüdür.
Beslenme Tedavisi
Kanserli hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi her ziyarette yapılmalıdır. Beslenme bozukluğu tespit edildikten sonra beslenme desteğine başlanmalıdır. Bunun için hastanın geri dönülemez son evreye girmesi beklenmemeli ve tedavi erken dönemde planlanmalıdır.
Değerlendirme sonrası hastanın beslenmesini bozan durumlar düzeltilmelidir. Beslenme desteği için ağız yolu tercih edilmelidir. Mide-barsak sisteminin çalışır durumda olduğu3 hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Damardan beslenme çok mecbur olmadıkça tercih edilmez. Oral beslenme destek ürünleri kullanılabilir. Özellikle aminoasit ve omega-3 yağ asitleri içeren formülasyonlar tercih edilmektedir.
Sonuç
Malnutrisyonun zamanında tespiti ile destek tedavilerinin gecikmeden başlanması kansere bağlı rahatsızlıkları ve ölümü önleyebilir. Kanserli hastalar ve kanserle uğraşan sağlık personelinin beslenme bozukluğu ile ilgili farkındalıklarının artırılması gereklidir.
Kas hastalığının birçok nedeni vardır. Bunlar enfeksiyonlar, ilaçlar, kas yaralanmaları, kas fonksiyonunu etkileyen kalıtsal hastalıklar, elektrolit seviyelerinde bozukluklar, tiroid hastalığı (hiper veya hipo tiroidi) sayılabilir.
Ancak inflamatuar miyopatilere, neyin neden olduğu bilinmiyor. Tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi, bağışıklık sisteminin anormal çalışması (kendi dokusuna karşı savaş açması) söz konusudur. Burada kas hücreleri ve kan damarlarına karşı anormal cevap söz konusudur.
İnflamatuar miyopatiler nasıl teşhis edilir?
Hastaları, doktora getiren ana nedenler, kas gücündeki azalma, cilt döküntüsü veya solunumsal yakınmalar olabilir. Duyu bozukluğu (uyuşma, karıncalanma gibi bulgular) yoktur. Doktor tarafından yapılan kas gücü muayenesinde, PM ve DM için; omuz, üst ön kol, kalça ve bacak üst bölümünde yer alan (proksimal) kaslarda güçsüzlük saptanır. Dermatomiyozite özgü cilt döküntüleri görülür. IBM’de ise hem proksimal, hem distalde (uç), asimetrik kas güçsüzlüğü bulunur.
Genellikle şu testler istenir:
-Çeşitli kas enzimlerinin seviyesini ölçmek için kan testinde: kreatin fosfokinaz (CPK), aldolaz, laktat dehidrogenaz (LDH), serum glutamik okzolo-asetik transferaz (AST=SGOT), serum glutamik-pürivat dehidrogenaz (ALT=SGPT); kas enzimlerinde yükseklik olur.
-Elektromiyogram (EMG); kasın elektriksel aktivitesini ölçer. Kas güçsüzlüğünü göstermek için kullanılır.
-Kas biyopsisi-tutulan kastan, küçük bir örnek alınarak incelenir. İnflamatuvar miyopatiyi göstermek için ve diğer miyopati yapan hastalıkları dışlamak için yapılır.
-Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): PM, DM veya IBM tanısı için rutinde kullanılmaz, ancak anormal kası göstererek, kas biyopsisinin yerinin belirlenmesinde rehber olabilir.
Kan testleriyle; miyozit spesifik antikorlar (kas dokusuna karşı oluşmuş otoantikorlar) araştırabilir. Bu testler miyopatinin tanısından çok, prognozu hakkında bazı bilgiler (hastalığın ne kadar ciddi olduğuna dair) verir.
İnflamatuar miyopatiler nasıl tedavi edilir?
Kortikosteroidler: Genellikle, hastalığın başlangıç tedavisinde, yüksek dozda prednizon gibi bir oral (ağız yoluyla) kortikosteroid kullanılır. Bu iltihabı azaltır. Kanda bakılan kas enzimleri, tedavi başladıktan sonra 4-6 haftada normale dönme eğilimindedir. Hastaların çoğu 2-3 ay içinde kas gücüne kavuşur.
Kombinasyon tedavisi: Kortikosteroid ihtiyacını azaltmak; böylece yan etkilerini de azaltmak ve hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak için, tedavi planı içine başka ilaçlar; metotreksat veya azatioprin eklenir. Bu tedavilerin de yetersiz kaldığı hastalarda intravenöz immunglobulin veya siklifosfamid gibi diğer tedavilere geçilir. Kortikosteridlerin; ciltte incelme, kemik yoğunluğunda azalma, katarakt, kilo alma ve vücut yağının dağılımında değişiklik gibi yan etkileri vardır. Hatta kas güçsüzlüğü de bir yan etkisi olabilir. Kortizon alan hastalar, osteoporoz için risk altında olduğundan, önlemek için uygun tedavi almaları gerekir (kalsiyum ve D vitamini replasmanı, bazen buna ilaveten osteoporoz ilaçları).
Diğer tedaviler: Şiddetli hastalık bulguları olan veya standart tedaviye cevap vermeyen hastalarda, başka tedavi seçenekleri vardır. Bunlar intravenöz immünglobulin (IVIG) veya siklosporin, takrolimus, mikofenolat mofetil ve rituksimab gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır.
Fizik tedavi: Fiziksel tedavi ve egzersiz, kas hastalıklarının tedavisinde önemlidir. Hastalığın erken döneminde, mümkün olduğunca yatak istirahati (tuvalet gibi genel ihtiyaçlar dışında) önerilir. Ancak kas enzimleri normale döndükten sonra, steroide bağlı kas atrofisi ve eklem kontraktürünü (eklem deformitesi) önlemek amacıyla, fizik tedavi önerilir. Hafif izometrik egzersizlerle başlanır ve hasta kas gücünü kazanmaya başladıkça yoğunluğu yavaşça artırılır.
İnflamatuar miyopatili hastalara öneriler:
Miyopatiler kronik (uzun süreli) hastalıklardır. Hastalığın kontrolüne yardımcı olmak için; sağlıklı ve dengeli beslenin, fizyopterapist önerisi doğrultusunda egzersizinizi yapın ve ideal kilonuzu koruyun.
Dermatomiyozit iseniz, güneşten kendinizi koruyun; güneşe maruz kaldıktan sonrası döküntü daha da kötüleşir. Bu nedenle, dışarı çıkarken güneş koruyucu kremler, uzun kollu kıyafetler ve şapka kullanın.
Miyopatisi olan kişiler, sağlıklı ve normal görünebilir. Hastalığa bağlı sınırlamaları daha iyi anlamaları için işverenler, öğretmenler ve aile üyelerinin bilgilendirilmesi önemlidir.
Miyopati, kas tutulumunu ifade etmek için kullanılan bir tıbbi terimdir. İmmün sistemin kas hücrelerini hedef alarak saldırması sonucunda, kaslarda inflamasyon (iltihap/yangı) ve yıkımla giden; buna bağlı kas güçsüzlüğünün geliştiği bir grup otoimmün hastalıklardır. Genellikle üç ana başlıkta incelenir; polimiyozit (PM), dermatomiyozit (DM) ve inklüzyon body miyozit (IBM). Ancak son yıllarda IBM, diğer iki hastalıktan farklı kategoride değerlendirilmektedir.
Kimlerde görülür?
İnflamatuar miyopatiler, nadir görülen (1:100 000) hastalıklardır. PM, yalnızca yetişkinlerde görülürken; DM, hem yetişkinlerde hem de çocuklarda görülür. Her ikisi de kadınlarda, erkeklere göre 2 kat daha fazladır. IBM; erkeklerde, kadınlara göre 3 kat daha fazladır; Kafkas ırkında, siyahlara göre daha fazladır ve genellikle 50 yaşından büyükleri etkiler.
Hastalığın belirtileri nelerdir?
İnflamatuar miyopatilerden, IBM hariç diğer ikisi; ilerleyici ve simetrik kas güçsüzlüğü ile bulgu verir. IBM’de ise asimetrik tutulum vardır. Hastalar genellikle, oturduğu yerden (sandalye, koltuk gibi) kalkamama, merdiven çıkarken, tırmanırken zorlanma, bir şeye uzanıp alırken zorluk, saçını tararken zorlanma gibi; üst kol ve üst bacak kaslarını ilgilendiren işlerde zorlanma ve güçsüzlükten yakınırlar. IBM’de ise erken dönemde, kuadriseps kasının tutulmasıyla, dizde bükülmeyle düşme fazladır.
İlerlemiş hastalığı bulunanlarda bile, göz kasları tutulmaz; eğer göz kaslarında tutulma varsa, inflamatuar miyozit tanısı sorgulanmalıdır. İnflamatuar miyozitlerde, kas ağrısı olmaz veya varsa da azdır. Ancak çocuk DM’inde kas güçsüzlüğüne, genellikle kas ağrısı da eşlik eder.
Özellikle sulu gıdaları yutarken, yutma güçlüğü, nefes borusuna kaçma yakınması olabilir.
Nefes darlığı ve öksürük olabilir.
Dermatomiyozitte deri bulguları da bulunur. Bu döküntü genellikle üst göz kapakları üzerinde mor veya kırmızı lekeler olarak görünür. Pullu-kızarık, deriden kabarık, parmakların üzerinde eklem bölgesinde daha yoğun, dirsek ve dizler üzerinde cilt döküntüsü oluşabilir. Dermatomiyozitli çocuklarda, deride beyaz kalsiyum birikintileri (kalsinozis) olabilir.
Bazen hastalarda, kas güçsüzlüğü olmadan, sadece cilt bulguları olabilir; buna hastalığın “amiyopatik dermatomiyozit” formu diyoruz.
İnflamatuar miyozitli hastalarda bazen, akciğer iltihabı (interstisyel akciğer hastalığı) olabilir. Kan damarları (vaskülit) iltihabı olabilir.
Yetişkinlerde, dermatomiyozit ve bazen polimiyozit; altta yatan kanser ile ilişkili olabilir. Dolayısıyla bu bozuklukları olan erişkin hastalarda, kanseri ekarte etmek için uygun testler yapılmalıdır.
HIV (Human immunodeficiency virus=insan immün yetmezlik virüsü) taşıyan birçok hastada, kas-iskelet sistemine (eklemler, kaslar ve kemikler) ait çeşitli rahatsızlıklar oluşabilir. HIV, aynı zamanda eklem ve kas ağrısı, artrit (eklem iltihabı), güçsüzlük ve yorgunlukla belirtileri veren romotolojik hastalıklara neden olur. Bazen bu belirtiler, hastada HIV virüsü saptanmadan daha önce ortaya çıkabilir.
HIV virüsüne bağlı romatizmal hastalıklar, tüm yaş gruplarını etkileyebilse de, genellikle 20-40 yaş arasında daha sık rastlanır.
HIV’e bağlı gelişen çoğu romatizmal belirti, HIV virüsünün tedavisi ile iyileşir.
AIDS tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, eklem ve kas ağrılarına neden olabilir, otoimmün hastalıkları tetikleyebilir.
HIV taşıyan hastalarda en sık görünen rahatsızlık inflamasyon (iltihap, yangı), eklem ve kas ağrısıdır.
Daha az sıklıkla septik artrit, psöriatik artrit, reaktif artrit, polimiyozit, fibromyalji ve vaskülit görülebilir.
HIV’e bağlı romatizmal hastalıklar, direkt HIV yüzünden gelişebildiği gibi HIV’e bağlı diğer virüs ve bakteriler yüzünden de oluşabilir.
HIV’e bağlı gelişen romatizmal hastalıklar kadınları, erkekleri ve tüm yaş gruplarını etkileyebilir. HIV bulaşmasına neden olan başlıca risk faktörleri korunmasız cinsel ilişki ve damar yoluyla alınan ilaç ve uyuşturucu kullanımında paylaşılan kirli iğnelerdir.
Tedavi
HIV’e bağlı romatizmal hastalıkların tedavisinde ayrıca bir romatizmal tedavi kullanılmaz. HIV tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçlar, romatizmal hastalık bulgularına da iyi gelir.
Ağrı kesici ve enflamasyon giderici ilaçlar, standart AİDS tedavisine eklenmesi; kas ve eklem şikayetleri olan çoğu HIV’li hastada iyi sonuç vermektedir. Fizik tedavi önerilir.
içinde sıklıkla, ankilozan spondilit, osteoporoz, tümör ve spinal enfeksiyonlar sayılabilir.
Bel ağrısı kimlerde görülür?
Kısacası, hemen herkeste, hayatının bir döneminde bel ağrısı görülebilir. Aslında, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 80’inde bu belirti gelişir.
Bel ağrısı nasıl teşhis edilir?
Genellikle, sadece tıbbi öykü ve fizik muayene bel ağrısı tanısı için yeterlidir. Bazı durumlarda, ilk tedaviye yanıt vermeyen kişilerde, yumuşak dokuların (kopmuş diskler, spinal stenoz, tümörler veya sinir yaralanmalarında), ankilozan spondilitte daha iyi görüntülenmesi için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve sinir hasarını göstermek açısından elektronöromiyografi (ENMG) yapılabilir.
Nasıl tedavi edilir?
Bel ağrısı eşittir yatak istirahatine ihtiyacı var olarak düşünülmemelidir. Aslında, yatak istirahati minimumda tutulmalıdır. Bunun yerine, hasta günlük yaşam aktivitelerini devam etmelidir.
Ağrılı dönemde aşırı egzersizden kaçınmak gerekir. Ağrıyı azaltmaya yardımcı olması için oturur pozisyonda belin fleksiyonu (öne eğilme) egzersizi yapılabilir. Oturma, ayakta durma veya geriye uzanma ile ağrının şiddeti de artar.
Ağrının başlandığı ilk 48 saat içinde, ağrılı bölgeye 5-10 dakika buz masajı uygulanması kasları rahatlatır. 48 saatten sonra ise, sıcak uygulama, ağrıyı hafifletebilir. Aspirin, asetaminofen ve non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ) ağrıyı kesmek için ve kas gevşeticiler, kas sertliğine bağlı hareket kısıtlılığı olanlarda faydalı olabilir.
Masaj tedavisinin, kronik kas ağrısı olanlar için faydalı olduğu kanıtlamıştır.
Bel ağrısı olan hastaların çok azında, özellikle intervertebral diskin fıtıklaşması nedeniyle bacağa vuran ağrı, spinal darlık veya omurga yapılarını etkileyen tümörlere bağlı olanlarda, ameliyat gerekir.
Bel ağrısıyla yaşamak
Bel ağrısı olan kişilerin çoğu, iki ila altı haftalık bir süre içinde iyileşir. Geçmiyorsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurun. Nüksü en aza indirmek için, bel, boyun ve sırt kaslarınızı, bacak kaslarınızı güçlendirici egzersizler önerilir. Eğer sigara içiyorsanız, bırakın; sigara bel ağrısına yatkınlık sağlayan bir faktördür. Eğer kilolu iseniz, ideal kilonuza inerek form tutun. Vücudunuza gereken önemi gösterin, egzersiz yapın, doğru beslenin ve sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün.
Yaz deyince tabii aklımıza hemen güneş, deniz, seyehat gibi güzellikler geliyor ama ama madalyonun digger yüzünde de aşırı sıcaklar, yorgunluk, infeksiyon ve kaza riskleri var.
Zayıflama Diyetleri: Yaz aylarının risklerinden biri de plajlara hazırlık için sezon yaklaştığında uygulanan hızlı dengesiz zayıflama diyetleridir. Çoğu zaman telaşla ve bilinçsiz yapılan bu diyetler iel kas dokusu kaybı olmakta, vitamin mineral noksanlıkları gelişmekte bunlarda yorgunluk, kas eklem ağrıları kramplar ile sonuçlanmaktadır.
Aşırı sıcaklar Aşırı sıcaklarda kalp damar hastalıkları bakımından risk artar, tansiyon yüksekliği olur, basınca karşı çalışan kalp çabuk yorulur yorgunluk baş göstermeye başlar. Sıvı ihtiyacı karşılanmazsa idrar miktarı azalır, üre birikmeye başlar yorgunluk ve kas ağrıları oluşur.
Biyolojik Ritim KIştan yaza geçmek vücut için biyolojik ritim değişikliğidir ayrıca yaz günlerinde geceleri daha fazla dışarıda kalma , eğlence seyahat gibi nedenler ile de gece ve gündüz ritimlerinin değişmesi vücut için stress kaynağıdır. Sınırda hormonal dengelere sahip bireylerde adaptasyon güçlüğü olabilir ki bu da yorgunluk, tansiyon düşüklüğü kas ağrıları ile sonuçlanabilir.
Isı değişimi: Nosiseptör denilen ağrı reseptorleri en fazla mukozalarda , cilt altı dokuda bulunur, ısı ve iklim değişimlerinden harekete geçer, havadaki elektrik yükünün değişmesinden etkilenir ve daha fazla ağrı hissederiz. Kıştan yaza geçişte havadaki iyon dengesindeki değişiklik daha fazla yorgunluk ve ağrı hissetmemizin nedeni olabilir.
Terleme: Yaz dönemi klasiklerinden biri de terlemedir Vücut ısı kontrolu için bolca terler. Terin vücutta kuruması halinde kas ağrıları tetiklenebilir, ter emen pamuklu giysiler kullanılmalı , naylon oranı yüksek giysiler kullanmamalıdır. Ayrıca aşırı terleme ile mineral eksiklikleri olabilir ki bu da yorgunluk nedenlerinden biridir Uygun beslenme ve destek ürünler ile karşılanmalıdır. Sıvı ihtiyacını karşılamak için hijyenik olmayan su kaynaklarının kullanılma olasılığı yaz döneminde fazladır bu durum da yaz ishalleri ile sonuçlanır.
Anksiete -Stres Yaz döneminin önemli özelliklerinden olan tatilin zamnında iyi planlanmaması, son ana bırakılması gerginlik ve strese yol açabilir. Böyle bir tatilin hem öncesinde hem de sonrasında gerginlikler yaşanabilir. Kurumsal çalışanlar için yaz döneminde izinde olan personelin işini digger personeller yapmak durumunda kalır, görevde olanlar için iş temposunda artış olabilir bu süreci de yöneticilerin iyi planlaması gerekir. Aksi halde fiziksel ve psikolojik yorgunlauğa yol açabilir.
YAZIN HİSSETTİĞİMİZ YORGUNLUĞUN KİLO İLE İLİŞKİSİ VAR MIDIR? KİLO ARTTIKÇA DAHA MI YORGUN HİSSEDER KİŞİ KENDİNİ?
Vücut ağırlığı ile yorgunluk arasında birliktelik sıktır. Beden kitle indeksi 24 ün üzerinde olan her ağırlık vücut için bir yüktür ve bu yük ne kadar fazla ise yorgunluk o kadar fazladır. İdeal kilomuzdan 10 kilo fazla olduğumuzu düşünelim hergün her an yanımızda 10 litrelik bir su bidonu taşıyor gibiyiz , bunun bizi ne kadar yormuş olabileceğini tahayyül ediniz. Başta kalp ve kas iskelet sistemi bu durumdan hiç hoşnut olmayacaktır. Ayrıca kilo fazlalığı şeker hastalığını, en azından insulin direncini davet eder. İnsülin direnci kanda insulin fazlalığı anlamına gelir. Vücut şekeri kontrol edebilmek için fazla insulin salgılamak zorunda kalır. İnsülin fazlalığı şekeri kontrol eder fakat kan şekeri düşmelerine yol açar , tekrar tatlı yeme ihtiyacı doğar , sonuçta kan şekeri tekrar yükselir , ardından insulin yükselir, kan şekeri düşer …… bu dalgalanmalar uyku hali yorgunluk ve kilo almaya , karaciğer yağlanmasına yol açar. İnsülin direncinde kan şekeri düşmesi ile insülinin zıddı olan hormonlar artar bu da çarpıntı ve aşırı terleme ile sonlanır. Tuz dengesi bozulur ve çarpıntılar ile kalp daha çabuk yorulur yetmezlik süreci hızlanır. Her iki durum da yorgunluğu arttırır. Ayrıca kanda insulin fazlalığı bulunması potasyum, magnezyum gibi elementlerin hücre içine girmesine yol açar böylece kandaki miktasrları azalır. Halbuki bu mineraller kalp , solunum ve diger çizgili kasların optimal çalışmasını temin eder
YAZ YORGUNLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN NE YAPMALI? – Güneşlenmeyi abartmayın – Sık sık ılık-soğuk duş alın – Uzun süre klimalı ortamda durmayın – Spor yapın – Bol su tüketin – Alkol ve sigaradan uzak durum – Bol sebze – meyve yiyin – Stres eşiğinizi aşmayın
Güneşte kalın ama abartmayın: Yazın en önemli özelliklerinden biri daha fazla güneşe maruz kalmaktır. Hiç şüphesiz bunun d vitamini sentezlenmesi, sıcağa duyarlı mikroorganizmaların yok edilmesi, psikolojimiz üzerine pozitif etki gibi faydaları vardır Ancak cilt kanserlerinin de %80 inin güneşe fazla maruz kalan bireylerde olduğunu hatırda tutmak gerekir. Özellikle Saat 1100- 1500 arası güneş ışınlarının dik olduğu ve zararlarının daha fazla olduğu zaman dilimidir. Güneş koruyucu kremler, güneş ışığını daha az geçiren iyi kumaştan giysiler, gözlük, şapka kullanılması ihmal edilmemelidir.
Sık duş alın : özellikle soğuk su ile duş almanın bir çok faydaları bildirilmiştir. Bunlardan bazıları : bağışıklık sisteminin uyarılması, kan dolaşımı ve lenf dolaşımının uyarılması, enerji üretiminin artması, ısı üretimi çabası sırasında yağların yakılması ve kilo kaybı , hormon salınımının artması dır. Sıcaktan ani olarak soğuk duşa geçmek zor olabilir, ılıktan soğuğa geçmek şeklinde uygulanmalıdır.
Klimadan uzak durun: İlk planda çok faydalıymış gibi görünen klimanın bir çok zararları vardır. Dikkatli kullanılması gerekir. Allerjik reaksiyonu tetikleyebilir, gribi alevlendirebilir, baş ağrısı ve kas spazmalarına yol açabilir ve belkide en önemlisi içinde bulunma ihtimali yüksek olan legionella gibi mikroorganizmaları ortama püskürtmek süretiyle solunum yolları infeksiyonları gelişmesine yol açabilir.
Spor/egzersiz yapın: Egzersiz vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin düzeyini yükselterek yorgunluk ve anksieteyi azaltır. Aerobik egzersiz kişinin kendine olan güvenini arttırarak daha iyi , genç hissetmesini sağlar. Düzenli yapıldığında kas gücü efor kapasitesi artar. Egzersizin aşamalı olarak arttırılarak yapılmasının kronik yorgunlukta kanıtlanmış tedavi değeri vardır. Günde 5-10 dk ile başlayıp haftada enaz 150 dk ya kadar arttırılmalıdır. Planlı programlı egzersiz zamanı olabileceği gibi yoğun çalışan bireylerin günlük etkinlikleri arasına serpiştireceği aktiviteler şeklinde de olabilir. Ancak yorgunluktan kurtulmak isteniyorsa “zaman yok” mazeretine sığınılmamalıdır
Bol su tüketin : Özellikle yaz aylarında sıvı kaybı olmaktadır Günlük ihtiyaç olan 1.5-2 litrenin de üzerinde su tüketini gerekli olabilir. Yeterli sıvı tüketilmesi ile kan basıncının optimal düzeyde idamesi ve üre gibi toksik maddelerin idrar yoluyla atılması sağlanmış olur. Ancak kalp ve böbrek hastalığı olanların tüketebilecekleri su miktarları doktorlarının tavsiyesine göre olmalıdır. Fazla su bu bireylerde ödeme ve yorgunluğa yol açabilir.
Alkol ve sigaradan uzak durun: En önemli toksik madde alkoldür. Kalp, kaslar ve karaciğer üzerine başta olmak üzere bir çok dokulara toksik etkisi vardır. Bu organlarda yaptığı hasar ile en hafif şekliyle yorgunluk ile daha ağır şekliyle organ yetmezliği ile sonlanır. Sigara hem oksijenlenmenin azalmasına hem de yüzlerce kanserojen madde nedeni ile kanser gelişimine , endotel hasarı ile de damar sertliği ve hızlanmış ateroskleroza yol açar . Bu patolojik süreçlerinde herbirinde yorgunluk ilk olarak gözlenen yakınmadır. Alkol ve sigarayı bırakmak da yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir.
Bol sebze ve meyve tüketin: Günde en az beş defa sebze ve / veya meyva tüketmeye çalışın . Vitamin ve mineral ihtiyacı karşılanmış , kilo alımının önüne geçilmiş olur, insülin direnci ve karaciğer yağlanması gelişmez. Maddi olanaklara ve mevsime göre bu alımı şekillendirmek mümkündür. Beş farklı meyve ve sebze anlamına gelmiyor , bir iki çeşit bile olsa beş ayrı zamanda alınması önerilmektedir. Mümkün olduğu kadar taze ve çiğ olarak tüketmeye bakın, fazla ısıya maruz bırakmaktan kaçının.
Stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Hafif stres olması hayatın tuzu biberidir ancak patolojik boyuta varmaması gerekir. Herşeyi kontrol etmenin , insanın gücünü aşan bir şey olduğunu anlamalı, evde işte yaşanılan ortamda güven ortamını geliştirmeli ve her aşamada sorumluluklar paylaşılmalıdır. Ajanda kullanmayı alışkanlık haline getirmeli , zaman planlaması yapmalı . Başkasının aramasını beklemeden arkadaşlar, aile üyeleri ve yakın akrabalar aranmalı hal hatır sorulmalıdır. Beynimizi zaman zaman adeta formatlamalı, kullanılmayan bilgiler silinmeli, gereksiz yere kaygı gerginlik oluşturan hatalı düşünceler silinmeye çalışılmalı ya da üzerine giderek çözümlenmeli sağlıklı düşünce haline dönüştürülmelidir. Kendi isteklerimizin gerçekleşmesini istiyorsak başkalarının da isteklerini gerçekleştirmesine yardımcı olmamız gerektiği unutulmamalı ve nihayet ırmağın karşısına geçmek istiyorsak ırmağın kesilmesini beklemek olmaz, o hep akmaya devam edecektir, uygun bir vasıtayla karşıya geçmeliyiz.
Uyku ritminizi bozmayınız : uyku ritmine dikkat etmek gerekir. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklastırmak, hosa giden konuları düsünmek veya hoslandıgınız bir filmi seyretmek, düzenli bir uykuyu saglayabilir.Vücudumuzun da gece ve gündüze göre ayrı faaliyet gösteren biyolojik, hormonal ve enzimatik ritmi vardır. Dolayısıyla geceyi gece gündüzü de gündüz gibi yaşamamız gerekir. Huzursuz, az ve kalitesiz uykuyla geçen geceden sonraki gün zinde olmak güçtür.
Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, saglıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır. Ayrıca mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilir.
YAZIN ÖZELLİKLE ALINMASI GEREKEN VİTAMİNLER NELERDİR? DOĞAL YOLLARDAN VEYA TABLET OLARAK…
Halsizlik, ruhsal veya fiziksel yorgunluk ile karakterize düşük enerji halidir. Gün boyu tükettiğimiz gıdalar vücudumuz tarafından işlenerek günlük faaliyetlerin yerine getirilebilmesi için gereken enerjiye dönüştürülür. Yetersiz beslenme ise bu enerjinin tam olarak sağlanamamasına ve halsizliğe yol açabilir. Doğru gıdaları tüketerek enerjinizi arttırabilir ve halsizlikten kurtulabilirsiniz. Protein: Protein kaslar için gereken enerjinin ana kaynağıdır. Yüksek protein içeren ve “tirozin” bakımından zengin gıdalar norepinefrin ve dopamin üretimini arttırarak motivasyon ve uyanıklık sağlar. Ancak sığır eti ve yumurta gibi protein kaynaklarının sık tüketimi kötü kolesterol seviyelerini yükseltebileceğinden, yarardan çok zarar verebilir. Bunun yerine protein kaynağı olarak derisiz tavuk eti, balık, fasulye gibi alternatif besinleri kullanabilirsiniz. Yoğurt: Sindirimi kolay olan yoğurt iyi bir protein kaynağı olmasının yanı sıra sindirimi kolaylaştıran “iyi” bakteriler olan probiyotik bakımından da zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirirken kronik yorgunluğa iyi gelebilir. Kompleks Karbonhidratlar: Kompleks karbonhidratlar vücudun birincil enerji kaynağıdır. Yeterli miktarda enerji için nişastalı gıdalar, sebze ve meyve, kepekli tahıllar yiyebilirsiniz. Ayrıca uyku alışkanlıklarını düzenleyen ve ruh halini geliştiren serotonin bakımından zengin olan kompleks karbonhidrat içeren gıdalar kan şekeri seviyesinin korunmasına da yardımcı olur. Su: Su teknik olarak “yiyecekler” kategorisinde yer almasa da enerji ve kronik yorgunlukla savaşınızda en büyük yardımcınızdır. Yorgunluk vücudun susuz kaldığının ana göstergesidir. Gün boyu hiç bir fiziksel aktivitede bulunmasanız bile terleme yoluyla su kaybedersiniz. Bu suyu yerine koymak için 8 bardak su içmeye özen gösterin. Sade suyun dışında kafein içermeyen bitki çayları, saf meyve suları ve elektrolit takviyesi sağlayan içeceklerden faydalanabilirsiniz. Demir: Demir eksikliği anemisinin belirtileri arasında kronik yorgunluk bulunmaktadır. Bazen demir eksikliği yetersiz beslenme sonucu geçici olarak da yaşanabilir. Demir eksikliğinde kandaki oksijen azalarak organlara oksijen akışı sekteye uğrar ve bunun sonucunda halsizlik görülür. Demir bakımından zengin et, balık ve yeşil yapraklı sebzeler yiyerek bunu engelleyebilirsiniz. Her sabah mutlaka kahvaltı edin ve kahvaltı listenizde kompleks karbonhidratlar içeren yulaf ezmesi gibi gıdalar tüketin. İçecek olarak bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içebilirsiniz. İşlenmiş, fast-food gıdalardan uzak durun. Bu tip gıdaların besin değerleri genelde düşüktür. Ayrıca kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak ani yorgunluk ve halsizliğe yol açabilirler. Öğle yemeklerinde mutlaka protein içeren bir besin tüketin. Bu saatlerde alınacak protein günün geri kalanında daha dinç olmanızı sağlayacaktır. Tavuk eti, balık, fasulye gibi protein kaynaklarını kullanabilirsiniz. Kahve içmek geçici bir enerji verebilir ancak kafein etkisini kaybettikten sonraki halsizlik daha şiddetli olacağından kafein tüketimini kontrol altında tutun.
Vitaminler C ve B grubu vitaminler yorgunluğu azaltır. Bunları içeren gıdaların doğrudan alınması en doğru olanıdır. C Vitamini içeren turunçgiller, B vitamininden zengin tahıllar, hayvansal gıdalar, kompleks karbonhidratlar yorgunluk ile mücadelede önemlidir. Ginko biloba: Ginko bitkisinin ekstresinden elde edilir. Yorgunluk giderici etkisi vardır. 50 mg lık tabletleri kullanılır Koenzim Q10. Yorgunluğu önleme , gidermede enerji verici. Kalp kasları üzerine yararlı, Hücrelerin enerji üretme kapasitesini arttırır. 150- 300 mg günlük dozları Magnezyum: Hücrelerin fizyolojik yaşlanmasını geciktirir, stress baş ağrılarını azaltır,sinir sistemi ve kas gerginliğinde rahatlama sağlar, alkol gibi toksik maddelerin hücreye zararını azaltır
Enerji üretimiyle ilgili suda çözünen vitaminler : Tiamin Riboflavin Niasin Piridoksin Pantotenikasid Hematopoetik suda çözünen vitaminler Folik asid Vitamin B12
B1: Thiamin Kuşkonmaz, yer fıstığı, bira mayası, esmer pirinç (beyazda bu vitamin kalmaz), kuru fasulye, kuzu karaciğeri, yulaf unu, ayçiçeği çekirdeği, buğday özü, rafine olmayan buğday unundan ekmek, bezelye, yumurta sarısı, ceviz Karbonhidratlardan enerji oluşumu, Vücutta hemoglobinin düzenlenmesi, Sinir sisteminin uygun faaliyeti için gereklidir
B2 Riboflavin CHO, Protein ve yağların kullanımında, Enerji metabolizmasında rolü vardır. Süt, yoğurt, peynir Karaciğer, yağsız et Yapraklı sebzeler, baklagiller Maya ve hububat
B3. Niasin Karaciğer, bira ve ekmek mayalarında, buğday kepeği, peynir, et, havuç ve domates gibi gıdalarda bulunur. Proteinler, yağlar ve karbonhidratların parçalanarak kullanılmasına yardım eder. Cildin, dilin, dişetlerinin, sindirim sisteminin sağlığını korur. Öbür B vitaminleriyle birlikte çok yararlıdır. Niasinin fazla kulanılması Çabuk yorulma, Kas glikojen depolarında boşalmayı hızlandırır.
B5Pantoteik asit Koenzimformunda karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sentezinde, parçalanmasında ve enerji elde edilmesinde rol oynarlar. Kolesterol ve değişik adrenalin hormonlarının yapımında, sinir sisteminin kimyasal maddesi olan asetilkolin’ in formasyonu için gereklidir. Balık,Tavuk,Yumurta,Peynir,Fasulye,Tüm tahıllar,Hububatlar,Karnıvahar,Bezelye,,Avakado Patates,Mısır,Kuruyemişler,Dana eti Yetersizliğinde; Alerji, Doğumsal bozukluklar zihinsel yorgunluk,Baş ağrısı, Kramplar
B6 Pridoksin Bağışıklık sistemini güçlendirir, uyku düzenimizi, ruh durumumuzu etkileyen hormon olan serotonini arttırır Karbonhidratlardan enerji oluşumuna yardımcı Hemoglobin (Hb) ve oksidatif enzimlerin düzenlenmesinde Sinir sistemi faaliyeti için yardımcı
muz, avakado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta, balık ve bütün hububatlar ıspanak, kepekli ekmek, kuruyemiş
B7 Biotin Kaynakları: En çok yumurta sarısında,Karaciğer,Süt,Böbrek,Maya, Eksikliğinde;dermatitler,kas ağrıları,iştahsızlık,anemi,Halsizlik,Saç dökülmesi
B9 Vitamini-Folik asit Doğada en çok yeşil yapraklılarda ve karaciğerde bulunur.
B12 Eksikliğinde; Yorgunluk Nefes darlığı Kilo kaybı Sinirsel problemler Unutkanlık Çarpıntı El ve ayaklarda karıncalanma Genelde enjeksiyon yolu kullanılır Neden eksiklik oluşur? •Aşırı oranda alkol tüketimi •Yeteri kadar tüketilmeme •Bazı ilaçların uzun süre kullanımı •Emilim bozukluğu
C vitamini C vitamini en çok portakal, mandalina, greyfurt ve limon gibi turunçgillerde bulunur, maydanoz, kabak, karnabahar, domates, lahana, ıspanak ve kıvırcık salata, patates ve yeşil biberde bol miktarda bulunan C vitamini tüm taze sebze ve meyvelerde de yeterli miktarda yer alır.Kuşburnu, kivi, çilek ve misket limonu da içinde C vitamini barındıran önemli besinlerdendir.
Vücudumuzdaki bütün organ ve sistemler büyük bir uyum içerisinde çalışmaktadır. Doğuştan veya sonradan kazanılmış bir bedensel ya da psikolojik bir hastalık hali olmadığı sürece herhangi bir şikayet söz konusu değildir. Ancak bir hastalık hali olduğunda bazı belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ağrı, ateş, kilo değişimi, çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, baş dönmesi, bulantı, kusma, bilinç değişikliği, kuvvetsizlik, duyu bozuklukları, iştahsızlık, öksürük, ciltte ve vücut sıvılarında renk değişiklikleri, kaşıntı, yumruların belirmesi gibi belirtilerin hepsinin bir veya birkaç anlamı vardır, bunlar beden dilidir, bireyin kendisi için ve doktorlar için birşeyler söylemektedir. Bazısı subjektif, bazısı objektif olan bu belirtileri doktor analiz eder, birlikte olan başka belirtileri de değerlendirir, değişik muayene metodlarını kullanarak daha objektif hale getirir, gerekirse laboratuar ve görüntüleme tekniklerini kullanarak doğru teşhise ulaşmaya çalışır. Objektif kanıtlar ile doğru tanıyı koyduğunda ilaçlı ve/veya ilaçsız tedavi yöntemlerini uygulayarak hastasının yaşam kalitesini hatta hayatını tehdit eden hastalık halini mümkünse tamamen tedavi etmeye değilse kontrol altına almaya çalışır.
Ancak bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi için öncelikle bireyin, vücudunda ortaya çıkan bir belirtinin farkında olması, şikayeti önemsemesi ve zamanında bir doktora şikayetini söylemesi ve muayene olması gerekir. Aksi halde doktorun ‘teşhis koyma’ sürecine kendiliğinden müdahil olması mümkün değildir. Şüphesiz her şikayette hemen en kötü hastalık akla getirilip buna parelel en detaylı testler ile hem hastanın hem sağlık çalışanlarının zamanı ve devletin olanakları gereksiz yere harcanmaz. Hangi şikayetin hangi anlama geldiğini en iyi doktor bilir ve başka belirtiler ile birlikte değerlendirip hangi incelemeleri yapacağına karar verir. Ancak şunu da biliyoruz ki bazı hastalıklar var ki ileri aşamaya gelene kadar önemli bir belirti vermeyebilir. Örneğin karaciğer veya böbrek yetmezliği ileri evreye gelene kadar , belkide birçok bireyin önemsemeyebileceği sadece hafif yorgunluk şikayetine yol açabilir. Bu şikayeti dinleyen, ek bulgular ile değerlendiren doktor karaciğer ve böbrek tahlili yapmak süretiyle teşhisini kesinleştirebilir. Bir baş dönmesi yakınması hafif bir tansiyon değişikliğine bağlı da olabilir, beyin tümörünün belirtisi de olabilir. Uzun süren kabızlık yakınması sinirsel kolit gibi basit bir nedene de bağlı olabilir barsak kanserinin belirtisi de olabilir. Bunun ayırımını yapacak olan doktordur. Doktor hastayı gördüğünde belki aynı zamanda kansızlığını fark edecek, tetkik ile demir eksikliği kansızlığı olduğunu görecek, hastasına kolonoskopi yaptıracak ve erken dönemde barsak tümörünü yakalayabilecektir. Ya da başka biç bir bulgu saptamayıp fonksiyonel barsak hastalığı tanısı koyacak semptomları iyileştirmek için tedavi verecektir. Bu örnekleri bir kitap oluşturacak kadar çoğaltmak mümkündür. Amacımız korku oluşturmak ve hastaları hastane hastane dolaşmaya sevk etmek, hastanelerde zatan fazla olan işyükünü arttırmak değildir. Ancak yeni ortaya çıkan bir şikayetin yakınınızda bulunan bir doktor tarafından değerlendirilmesine teşvik etmektir. Bunun için ilk adım ve en kolayı aile hekiminize bu şikayetinizi söylemeniz ve muayene olmanızdır. Doktorunuza güveniniz o sizin için gerekli olanı yapacaktır. Gerekli görürse kendisi tetkik edecek yada uygun bir sağlık merkezine size yönlendirecektir. Yada şikayetinizin bu haliyle bir hastalığa işaret etmediğine size ikna edecektir. Kafanız rahat olacak ve başka hangi belirtiler olursa tekrar doktora başvurmanız gerektiğini öğreneceksiniz. Doktorunuzdan bu bilgileri konuşmanın akışı içerisinde alamadıysanız bunları öğrenmeyi istemek sizin hakkınızdır.
Bireyin kendisinin şikayetlerinin teşhis olarak karşılığını internette araması durumunda genellikle en kötü teşhise ulaşıldığını ve büyük bir panik yaşandığını görüyoruz. Daha sonra bu düşünceden kurtulmak için bir sağlık kurumuna gitmenin de yeterli olmadığını ve değişik sağlık kurumlarına başvuruların olduğunu görüyoruz. Doğru olan yaklaşım tarzı bir şikayetin doktor ile erken dönemde paylaşılması ve çözümün doktorda aranmasıdır.
Toplumumuzdaki bireylerde vücudunda yeni ortaya çıkan ve hastalık hali ile ilişkili olabilecek herhangi bir belirti, şikayet durumunda çok değişik davranış şekillerinin olduğunu görüyoruz. Yanlış olan davranış şekillerinin şunlar olduğunu söyleyebiliriz:
1-Bana birşey olmaz, bunlar küçük şeyler, bu yaşta zaten herkeste buna benzer şikayetler var
2-Bunun altından önemli bir şey çıkmasından korkuyorum en iyisi devam edebildiğim kadar böyle devam etmek
3-Kollarımda kaşıntı ve kızarıklık oldu doktora gittim, beni dinledi muayene etti allerjik reaksiyon olduğunu söyledi, ilaç verdi. Bunun başka şeyden kaynaklanabileceğini düşündüm başka hastaneye gittim, doktor muayene etti, bir test yaptı ve o da ilk doktorun söylediğini söyledi. Yeterinde araştırmadığını düşündüm ve Üniversite Hastanesine gittim. Çok sayıda tetkik , radyolojik inceleme ve konsültasyon yaptılar, 4-5 gün hastaneye gittim geldim. Onlar da ilk doktorun söylediğini söylediler aynı ilacı kullanmaya devam etmemi söylediler. Hala aynı allerji ilacını kullanıyorum, şikayetlerin yok denecek kadar azaldı.
Bu davranışların üçü de yanlıştır. Birincisi hafife alma, önemsememe, bir anlamda “Donkişotluktur”. İkincisi gereksiz bir korku reaksiyonudur, geriye dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir. Zaten doktora gitmese de kaygısından kurtulamayacaktır. Doktora gittiğinde büyük olasılıkla kötü bir hastalık çıkmayacaktır. Diğer hastalıklar ise kolaylıkla tedavi edilebilir, şikayetinden ve kaygısından kurtulabilir. Zor hastalık ise en azından kontrol altına alınabilir, durdurulabilir, yol açtığı şikayetler hafifletilebilir, kaygıları en azından azalmış olur. Üçüncü davranışta yanlıştır; hem kişinin kendisinin bu yaklaşım tarzıyla rahat olması mümkün değildir hemde büyük bir iş yükü olan sağlık çalışanlarının bu şekilde gereksiz yere meşkul edilmesi doğru değildir.
Ülkemizde artık doktor ve sağlık kurumlarına ulaşmanın önceki yıllara göre daha kolay olduğunu söyleyebiliriz. Bunun şüphesiz sağlık hizmeti sunumunun kalitesinin artmasında önemli rolü vardır. Ancak bu rahatlığı fırsata dönüştürmek gerekir. Kolaylıkla çözümlenebilecek sağlık sorunlarının aile hekimi, sağlık ocakları, ana-çocuk sağlığı gibi birinci basamak sağlık hizmetleriyle tanı ve tedavisinin yapılması daha uygundur. Böylelikle araştırma hastaneleri ve üniversite hastaneleri daha karmaşık sağlık sorunlarının çözümüne daha çok vakit ayırabilir. Bu yaklaşım hem sağlık hizmeti alanlar hem de sunanlar bakımından daha verimlidir. Ülkemizde yerleştirilmeye çalışılan aile hekimlerine başvuru oranı %20 düzeyindedir. Bu oran çok düşüktür ve büyük bir güvensizliği göstermektedir. Altı yıl tıp eğitimi almış ve sahada çalışmaları ile buna deneyimlerini de katmış aile hekimleri bu güvensizliği haketmemektedir. Bu kadar eğitim almış bir doktor hangi belirtinin hangi hastalıklar ile ilşkili olduğunu bilir, imkan dahilinde ise kendisi tedavi eder, değil ise hastası için riskli bir davranış yapmaz ve onu doğru yere yönlendirir. Böylece hastaya daha kısa zamanda teşhis konmuş olur. Ancak bu yolun izlenmesine rağmen hasta sonuç alınmadığı kanaatini taşıyorsa daha kapsamlı bir sağlık merkezine başvurmalıdır.
Toplumumuzda doktora gitme korkusu gözardı edilmeyecek kadar çoktur. Çocukluk döneminden itibaren “bak doktora söylerim sana iğne yapar” argümanının yanlış olarak çok kullanılmasının bunda rolü olduğu gibi olası bir kötü hastalık ile yüzleşme, hastaneye yatma iğne, ameliyat, diyet korkuları da buna eklenebilir. “Ben şimdiye kadar hiç doktora gitmedim” tılsımının ve yalancı özgüvenin bozulma kaygısının da bunda payı olabilir.
Şunu bilmek gerekir ki doktora gitmemek bireyi sağlıklı kılmaz bunun aksine,bir hastalık varsa doktora gitmemek durumunda birey geçici veya kalıcı olarak sağlığını, hatta hayatını kaybedebilir.
* Doktorlar açısından tüm belirtilerin önemi olsa da en fazla ciddiye alınması ve hiç zaman geçirmeden uzmana başvurulması gerekir diyebileceğimiz yakınmalar.
-İsteğe bağlı olmaksızın ayda 3 kg veya 3 ayda 5 kg üzerinde olan kilo kaybı veya kilo alımı
-Vücuttan atılan katı /sıvı atıklarda ( dışkı, idrar, tükrük, balgam vb) kan görülmesi
– İstirihatte ve /veya az bir efor ile oluşan göğüs ağrıları
– İstirihatte ve /veya az bir efor ile oluşan nefes darlığı
– Şiddet, yerleşim,süre, eşlik eden başka belirtilerin olması bakımından alışılmışın dışında başağrısının olması
– Bir günden uzun süre idrar, 3 günden uzun süre dışkı yapamama
– Karın ağrısı birlikte ateş, bulantı, kusma,iştahsızlık, halsizlik gibi belirtilerden bir veya daha fazlasının olması
– Ellerde ve / veya ayaklarda kuvvet kaybı, duyu kaybı olması
– Baş dönmesi;Tek başına veya çarpıntı, terleme, bilinç değişikliği ile birlikte
-Tekrarlayan ateş ve beraberinde bulantı, kusma, karın ağrısı, nefes darlığı , çarpıntı gibi şikayetlerin bir veya birkaçının olması
– Ciltte sararma, morarma gibi renk değişikliklerinin olması
-Vücudun herhangi bir yerinde gelişen ağrılı ya da ağrısız şişlikler
-İstirihat etmekle de geçmeyen yorgunluk
BELİRTİLER
* Başın ön bölgesinde basınç hissi
Genellikle sinusiti akla getirir. Ancak göz tansiyonu, kafa içinde ön kısımda yer işgal eden lezyon, bazı migren çeşitlerinde de bu his olabilir.
* Ensede ağrı ve basınç
Öncelikle tansiyon yüksekliği, sonra boyun omurgalarında kireçlenme, sinir basıları, kas spazmları gibi patolojileri düşündürür.
* Şakaklarda ağrı ve basınç duygusu
Gerilim tipi başağrıları, çene ekleminde kireçlenme olması, kulak önündeki tükrük bezinin hastalıkları, şakak bölgesindeki damarın mikropsuz iltihaplanması en sık rastlanılan sebeplerdir.
* Başta basınç hissiyle beraber görmede bulanıklık
Göz tansiyonu, gözün arka tabakalarında kanama, yırtılma olması
* Görmede bulanıklık
Katarakt, gözün optik sisteminde bozukluk (miyop, hipermetrop, astigma) olması, şeker ve tansiyon hastalığına bağlı göz damarlarında hasarlanma olması, göz sinirinin hastalıkları, gözün saydam tabakasının ( kornea) hastalıkları, kafa içinde görme merkezinin hastalığı durumlarındaki yakınmadır.
* Göz kararması
Tansiyon düşmesi veya yükselmesi, kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi, tuz dengesinin bozulması
* Cisimleri bir perdenin ardında görüyormuş hissi
Katarakt, miyop, hipermetrop, astigma gibi optik sistem ile ilgili hastalıklar.
* Görüntüye odaklanamama
Mercek sisteminde olan bozukluklar, görme sinirinin hastalıkları
* Baş dönmesi
Tansiyon yükselmesi veya düşmesi, iç kulaktaki denge organının hastalıkları, sıvı noksanlığı, kansızlık, tuz dengesi bozuklukları, vitamin noksanlıkları, kafa içinde basınç artışı olması, görme bozuklukları, beyin sapının hastalıkları gibi durumlarda olur.
* Burun kanaması
Pıhtılaşma sistemi hastalıkları, kandaki pulcukların (trombosit) sayısının ve fonksiyonunun az olması, tansiyon yüksekliği, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi, burun içinde kılcal damar yumağının olması, ileri dönem karaciğer ve böbrek hastalığı olması, burun içinde infeksiyon olması
* Burun tıkanıklığı
Gripal infeksiyonlar, burun allerjisi olması, burunda deviasyon, polip olması
* Baş dönmesiyle beraber görülen burun kanaması
İlk akla gelmesi gereken tansiyon yüksekliğidir.
* Ani işitme kaybı
Kulak zarında travma ya da infeksiyona bağlı delinme olması, işitme sinirine toksik etkisi olan ilaçların kullanılması (aminoglikozit grubu antibiyotikler, aspirinin yüksek dozda kullanılması), yüksek desibelde sese maruz kalma ( ses travması) , multipl skleroz (MS) denilen hastalığın işitme sinirine zarar vermesi, işitme sinirinin tümör yada başka nedenlere bağlı basıya maruz kalması gibi durumlar düşünülmelidir.
* Kulak çınlaması
İç kulakta bulunan kemikçiklerin kireçlenmesi, kalbin hızlı veya düzensiz çalışması, tansiyon yüksekliği, menier hastalığı durumlarında olabilir. Bazen de bütün araştırmalara rağmen nedeni ortaya konamayabilir.
* Diş eti kanaması
Ağız hijyeninin kötü olması, dişeti infeksiyonları, diş taşları, vitamin noksanlıkları (özellikle C ve K vitamini), pıhtılaşma sistemi hastalıkları, pıhtılaşma hücrelerinin sayısının veya fonksiyonunun az olması, karaciğer ve böbrek hastalıkları, nadiren kan kanserine bağlı pıhtılaşma sisteminin bozulması, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi
* Ağız içinde aft
Ağız içi infeksiyonlar, dişlerde bakteri plaklarının olması, vitamin noksanlığı, demir noksanlığı, mantar infeksiyonları, lupus hastalığı gibi bağışıklık sistemi hastalıkları akla gelir. Göz ,cilt damar iltihabı da eşlik ediyorsa Behçet hastalığı olabilir.
* Yutkunma zorluğu
Farenjit, tonsillit gibi ağız içi infeksiyonları, dil hareketlerini sağlayan sinirin hastalıkları ( kafa içinde yutma sinirini etkileyen damar kanaması, tıkanması, tümör) Ağız arka kısmında tümör olması, bademciklerin fazla büyük olması, yemek borusunun üst kısmını içten veya dıştan daraltan ur olması, iç guatr olması, yemek borusunda cep- divertikül olması
* Bademciklerde ağrı
Tonsillit denilen bademcik iltihaplanması. Virus yada bakteri infeksiyonları ile olabilir. Lenf sisteminin hastalığına bağlı olarak bademciğin büyümesi
* Ses kısıklığı (Gecici ve sürekli)
Larenjit denilen boğaz infeksiyonuna veya allerjiye bağlı ses tellerinde ödem olması, ses tellerinde nodül, ses tellerini yöneten sinirin felci ( vokal kord paralizisi), guatra bağlı olarak ses telleri sinirinin basıya maruz kalması, ses tellerinin aşırı kullanımı, guatr ameliyatlarında ses telleri sinirinin zarar görmesi, özellikle fazla sigara içenlerde larenks kanseri
* Boyun ağrısı
Boynun ön tarafının ağrılarında lenf bezi hastalıkları, tiroid bezinin mikroplu yada mikropsuz hastalıkları, boğaz infeksiyonları, tükrük bezi hastalıkları akla gelir. Boynun arka kısmının hastalıklarında kireçlenme, tansiyon yüksekliği, boyun fıtığı, gerilim tipi baş ağrıları, kemik erimesi öncelikle akla gelmelidir.
* Boynu sağa ve sola doğru çevirirken zorlanma duygusu
Boyun omurgalarında kireçlenme olması, tortikolis denilen boyun kaslarında spazm olması, boyun kaslarını yönetin sinirlerin hastalıkları, doğuştan ya da sonradan olan boyun kası hastalıkları
* Eklem ağrıları
Hareket etme ile artan eklem ağrıları genellikle kireçlenme, kıkırdak hasarı, eklem bağlarında hasar gibi mekanik nedenlere bağlıdır. İstirihatte eklem ağrıları oluyorsa ve buna şişme, ısı artışı, kızarıklık eşlik ediyorsa mikroplu ya da mikrosuz iltihaba bağlı olan ağrılardır. Mikroplu olana septik artrit denir. Mirkopsuz olanlar; romatoid artrit, gut, lupus, akdeniz ateşi artriti, infeksiyon sonrasında olan reaktif artrit, sedef hastalığı artriti, iltihaplı barsak hastalığı artriti gibi hastalıklara bağlı gelişir.
* Kaslarda meydana gelen ani çekilmeler
Bunlar çok küçük kas liflerini içeren hafif seyirmeler tarzında olabildiği gibi kasın tamamını ilgilendiren kasılmalar tarzında da olabilir ve kol yada bacağın istem dışı hareketine yol açabilir. Beyinden kaynaklanan istem dışı uyarılara bağlı olabileceği gibi eletrolit bozukluklarına, karaciğer ve börek fonksiyonlarında bozulmaya bağlı da olabilir.
* El ve bacaklarda hissizlik ve uyuşma
Sinir dokusunu ilgilendiren mekanik ya da metabolik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir yakınmadır. Bir kol veya bacakta bu yakınma varsa ve genellikle ağrı, kuvvet azalması gibi yakınmalar eşlik ediyorsa öncelikle sinir dokusunun omurilikten çıktığı yerden itibaren geçtiği yerlerde basıya maruz kalmış olabileceği düşünülür. Ancak kollar ve bacaklarda yaygın olarak varsa heryeri etkileyen şeker hastalığı, üre yüksekliği, vitamin noksanlıkları, sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum gibi elektrolitlerin eksiklik yada fazlalık halleri akla gelmelidir. Daha nadir olarak beyin içinde tümör ya da sinir dokusunun ilgilendiren bağışıklık sistemi hastalıkları olabileceği akla getirilmelidir.
Romatoid artrit denilen iltihaplı romatizmanın en önemli belirtilerindendir. İstirihat ağrısı olması ve birkaç saat sonra ellerin hareket etmesi ile birlikte hareket kısıtlılığı ve ağrının azalması önemli bir belirtitir. Romatoid artrit gibi başka bazı romatolojik hastalıklarda da benzer yakınmalar olabilir.
* Dizlerde gıcırdama
Dizde kireçlenmenin en önemli bulgularındandır. Genellikle 50 li yaşlarda olması beklenir. Dizlerin hareket etmesi ile birlikte hem ağrı oluşur hem de kulağımızı yaklaştırıp dinlediğimizde sanki kar üzerine bastığımızda çıkan sese benzeyen bir ses duyulur.
* Bacak ve ayaklarda ve karıncalanma hissi
Bu yakınma hem sinir dokusuna zarar veren fıtık, sıkışma gibi durumlarda hem de yukarıda söylediğimiz metabolik medenlere bağlı olabilir. Karıncalanma yakınması ayrıca özellikle toplardamarları ilgilendiren iç ya da dış varis durumlarında olabilir. Kan dolaşımını zorlaştıran , kan koyulaşmasına neden olan ( sıvı noksanlığı, kanda hücre sayısının fazla olması şekerin ve kan yağlarının çok yüksek olması) durumlarda, vitamin noksanlıklarında da olabilir.
* Bacaklarda ağrı
Kas, damar, kemik ve sinir dokusu kaynaklı olabilir. Tedavi yaklaşımları farklı olduğu için bunun ayırımını yapmak gerekir. Kas ağrıları iltihaplanma, kası ilgilendiren yumuşak doku romatizmasında, bazı ilaçların kaslara zarar vermesi, enerji üretim sistemlerinde yetersizlik olması durumlarında olur. Kemik ağrıları özellikle D vitamini yetersizliğinde, kemik erimesinde ve kemik tümörlerinde olur. Damar ağrıları özellikle atardamarlarda tıkanma olması durumda olur. Yol yürüyünce ağrı nedeniyle durup dinlenme ihtiyacı olur. Bacaklar soğuk ve soluktur.
* Soğuk havada eller ve ayaklarda morarma ve ağrı olması
Reyno hastalığında olur. Damarların duvarında bulunan ve çevre ısısına göre damarların daralması ve genişlemesini yöneten sinirlerin çalışma düzeninin bozulması söz konusudur. Bu sinirlerin doğrudan kendilerinin hasta olmasına bağlı olabileceği gibi kol ve bacaklardaki romatizma hastalıklarına da bağlı olabilir.
* Kürek kemiğine yansıyan tutulma ve ağrılar
Safra kesesi, mide, pancreas gibi sindirim sistemi hastalıklarında kürek kemiği bölgesine yansıyan ağrılar olur. Bu durumda genellikle karın ağrısı, bulantı gibi yakınmalar da eşlik eder. Omurganın sırt bölgesini tutan hastalıklarda (kemik erimesi, kireçlenme, metastaz, omurga arasındaki disk iltihabı, disk fıtığı, omurga romatizması), bazen akciğer hastalıklarında ve kalp kastalıklarında kürek bölgesine yansıyan ağrılar olabilir.
* Sabahları mide bulantısı ve öğürme hissi
Mide barsak sistemindeki iltihaplar, safra kesesi hatalıkları ( taş, safra çamuru, safra kesesi iltibabı) reflü hastalığı, karaciğer ve böbrek yoluyla vücuttan uzaklaştırıla toksik maddelerin atılamaması ( üre, kreatinin, amonyak) , kafa içinde basınç artışı yapan ( tümör, iltihap ) durumlar , bazen de organik bir sebep olmaksızın psikolojik nedenler bulantı ve öğürma yapabilir. Hamileliğin ilk dönemlerini de hatırda tutmak gerekir.
* Mide yanması ve ağrısı
Gastrit, ülser gibi hastalıklarda olur. Mide asidinin fazla olması ve mide duvarına zarar vermesi ile oluşur. Bazı ilaçların mide duvarında erozyon oluşturması durumunda normal asit miktarında da ağrı ve yanma olabilir. Helikobakter pylori denilen mide mikrobunun mide duvarınının korunma sistemlerini bozması nedeni ile de bu yakınmalar olabilir. Yemeğin hızlı ve fazla yenmesi halinde sindirim yükü artacağından dolayı mide ağrıları olabilir. Bazı gıdalara karşı sindirim sistemi enzimlerinde doğuştan yetersizllik olabilir. Bu gıdaların yenmesi durumnda mide ağrıları olabilir (Laktoz intoleransı).
* Ağza acı su gelmesi
Yemek borusu ile mide arasındaki sibop sisteminin gevşek olması nedeniyle gelişen reflü hastalığında olur. Normalde mideden yemek borusuna geçmeyen asit, yemek borusuna geçer, ağza kadar gelebilir ve yanma hissine yol açar. Göğüs orta bölgesinde de yanma olabilir. Daha ziyade yemekten sonra ve yattıktan sonra olur.
* Yorgun uyanma
En önemli nedeni gece sağlıklı uyku uyumamaktır. Değişik nedenler ile vücudun biyolojik ritminin bozulmasıdır, yani geceyi gece, gündüzü gündüz gibi yaşamamaktır. Uykuda kısa süreli solunum durması (uyku apnesi) , huzursuz bacak sendromu olması, gece yatmadan önce yemek, yatma saatine yakın fazla çay kahve içmek, kronik hastalıkların uygun tedavi edilmemesi nedeniyle oluşan bedensel rahatsızlıkların uyku kalitesini bozması
* Gün boyu halsiz ve bitkin hissetme
Akut ve kronik infeksiyonlar, kansızlık, tiroid hastalıkları, uygun tedavi edilmeyen şeker hastalığı, böbrek üstü bezi yetersizlikleri, vitamin eksiklikleri, bağışıklık sistemi hastalıkları kasları ilgilendiren nörolojik hastalıklar, kas romatizması gibi durumlarda olur. Ancak bu tip yorgunlukların, tükenmişlik hissinin %50 nedeni duygu durum bozuklukları, aşikar ya da maskeli depresyondur.
* Aşırı terleme
Devamlı terleme varsa tiroidin hızlı çalışması akla gelir. Ayrıca brusella, tuberküloz, böbrek iltihabı, safra yolları iltihabı, abse , sepsis gibi infeksiyon hastalıklarında, lenfoma , böbrek üstü bezinin orta kısmının fazla adrenalin salgılaması, kan şekerinin düşmesi, ter bezlerinin başka bir hastalık olmaksızın hızlı çalışması , menapoz da terlemeye yol açar.
* Hiç terlememe
Bölgesel ya da yaygın olarak ter bezlerinin çalışmaması ya da doğuştan ter bezlerinin olmamasıdır. Genellikle cildin doğuştan yada kazanılmış bazı hastalıklarında olur. Bu kişiler kolaylıkla sıcak çarpmasına maruz kalabilir.
* Çarpıntı
Gerçekte kalbin dakika atım sayısı artmaksızın çarpıntı hissi olması genellikle duygu durum bozukluklarına (panik atak , stress, endişe, kaygı) bağlıdır. Kalp hızının düzensiz olarak arttığı çarpıntı halleri kalbin ritim iletim sistemi ile ilgili hastalıklarında olur. Kalp hızının düzenli arttığı çarpıntı , kalp kastalıkları, tiroidin hızlı çalışması, kan şekeri düşmesi, adrenalin salınımı fazla olması, kansızlık, ateş, değişik nedenlere bağlı tansiyon düşmesi, aşırı kahve, nikotin, alkol tüketimi, oksijen yetersizliği
* Nefes almada zorluk
Hava yollarını dışarıdan ya da içeriden daraltan patolojilerin olması , beyinden solunum dürtüsünün yetersiz olması, göğüs kafesi ve kaslarının hastalığına bağlı olarak göğsün soluk alıp verme işini (pompa ) yeterince yapamaması, hava keseciklerinin iltihap, ödem ile dolu olması (pnömoni, kalp yetmezliği) , akciğer damarlarında tıkanıklık olması ( akciğer embolisi), kansızlık
* Günlük rutin hareketleri yaparken zorlanma (merdiven çıkma, işe yürüme vb)
Kansızlık, kas hastalıkları, eklem hastalıkları (romatizma, kireçlenme), kalp yetmezliği, solunum yetmezliği, ileri derece demans, beslenme yetersizliği, ileri evre böbrek ve karaciğer hastalığı , kaslara çalışma emrini götüren sinir sisteminin hastalıkları (felçler), periferik sinir sistemi hastalıkları
* Bayılma
Kol ve bacaklarda kasılma ile birlikte olan bayılmalar sara hastalığında (epilepsi) olmaktadır. Yığılıp kalma şeklinde olan bayılmalar genellikle tansiyon düşmesine bağlı olur. Bunların dışında ileri derece kansızlık, kan şekeri düşmesi, beyin tümörleri, oksijensizlik, vücutta karbondioksit gazının birikmesi, beyinde dolaşım yetersizliği, beyin damarlarında tıkanma, beyin kanaması, tuz dengesi bozuklukları, kalpte ritim bozukluğu , beyin infeksiyonu, kan dolaşımı infeksiyonu, ileri derecede ateş, sıcak çarpması
* Kabızlık
Haftada 3 defa ya da daha az dışkılama olmasıdır. Karın ağrısı, şişkinlik ile birlikte olup, kilo kaybı , ateş, kanama , kansızlık gibi belirtilerin olmaması ve kolonoskopinin normal olması durumunda barsak sinirlerinin düzenli çalışmaması sorumlu tutulmaktadır. Barsakların içten ya da dıştan tıkanması ya da daralması ( tümör, polip, yapışıklık, barsak dönmesi) uzun barsak, tiroid tembelliği, potasyum eksiklikleri, barsak sinirlerinin felç olması, omurilik yaralanmaları, hareketsizlik, yetersiz sıvı ve lif alınması, bazı ilaçların yan etkisi (idrar söktürücüler, sakinleştirici ilaçlar, allerji ilaçları )
* İshal
Günde üç defa veya daha fazla sulu dışkılama olması ishal olarak tanımlanır. Barsak sinirlerinin düzensiz çalışması sonucunda huzursuz barsak sendromunun bir komponenti olabilir. Ateş, karın ağrısı, bulantı kusma ile birlikte oluyorsa genellikle barsak infeksiyonları, gıda zehirlenmeleri akla gelmelidir. Tiroid bezinin hızlı çalışması, barsaklardan bazı hormonların fazla salgılanması, barsakların mikropsuz iltihabi hastalıkları, fazla antibiyotik kullanımına bağlı barsak florasının bozulması,
* Dışkının çok koyu renk olması
Eğer birey demir ilacı kullanmıyorsa mide kanaması akla gelmelidir.Midedeki kan proteinlerinin asit ile sindirilmesi ile bu renk oluşmaktadır, katrana benzer ve pis kokuludur. Hemen kan sayımı ve dışkıda kan testi yapılıp doğrulanmalıdır.
* Çok yememeye rağmen aşırı gaz ve şişkinlik
Genellikle barsak bakteri florasının bozulması sonucunda bu bakterilerin barsak içeriği ile temasa geçmesi ile metan gazının oluşmasıdır. Sindirim enzimlerinin yetersiz olması, barsak kasılmalarının az ve kuvvetsiz olması ile ilerletme fonksiyonunun yavaş olması, anüste dışkılama kontrolü yatan kasların aşırı spazmı
* Çok susama
Yetersiz sıvı alımı, kontrolsuz şeker hastalığına bağlı çok idrara çıkma sonucu sıvı açığı olması, böbreklerde suyu tutan ADH hormonunun yetersiz ya da etkisiz olması sonucu çok idrara çıkma sıvı açığı olması (şekersiz şeker hastalığı), beyindeki susama merkezinin dengesinin bozulması, uzun süren ateşli hastalık, tükrük bezlerinin az çalışması ile ağız kuruluğu olması
* Çok idrara çıkma
Günde 3 litrenin üzerinde idrar çıkarılması durumudur. İdrar yolu infeksiyonları, kontrolsuz şeker hastalığı, şekersiz şeker hastalığı,böbrek tüplerinin hastalıkları, prostat büyümesi, kalp yetmezliği, idrar kesesinin düzenli çalışmaması, idrar kontrolü yapan kasların düzenli çalışmaması, idrar söktürücü ilaçların kullanılması, kalsiyum seviyesinin yüksekliği
* Çok acıkma
Özellikle karbonhidrat içeriği fazla olan yemekler yendikten sonra normalden fazla insulin salgılanması olur dolayısıyla yarım saat , bir saat sonra fazla salınan insulin bağlı kan şekeri düşmesi olur ve tekrar erken açlık hissi oluşur. Birey hemen tatlı yeme ihtiyacı hisseder bu kısır döngü bu şekilde devem eder. Kan şekeri düzeyinde tepeler ve vadiler olması çok acıkmanın en sık nedenidir.
* Ani kilo kaybı (Yeme düzeninde değişiklik olmamasına rağmen)
İştah normal ise kontrolsüz şeker hastalığı ve tiroidin hızlı çalışması, barsaklarda emilim bozukluğu düşünülmelidir. İştahsızlıkda varsa infeksiyonlar, kanser, romatizmal ve bağışıklık sistemi hastalıklarının alevlenmesidir.
* Yenmemesine ve diyet yapılmasına rağmen kilo verememe hali
Tiroid tembelliği metabolizmayı yavaşlatarak kilo vermeyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca aşırı kalori kısıtlaması insulin, leptin grelin gibi hormonların işleyişini bozmakta, iştahı arttırmakta ve metabolizmayı yavaşlatmaktadır.
* Tuvalet alışkanlığında ani değişiklikler
Huzursuz barsak sendromu denilen fonksiyonel barsak hastalığı, tuz dengesinde bozukluklar, tiroidin yavaş ya da hızlı çalışması, hemoroid olması, barsak içinde mikroplu ya da mikropsuz iltihap olması, barsakta tümör olması en sık görülen nedenlerdir.
* Dışkılama sırasında kanama
Anüste çatlak olması, iç ya da dış hemoroid, kılcal damar çatlaması, pıhtılaşma sistemindeki bozukluklar, barsak içinde ülserler olması, barsak tümörleri en sık görülen sebeplerdir.
* 2 haftayı geçen öksürük
Reflü hastalığı kronik bronşit, akciğer kanserleri, tüberküloz, geniz akıntıları, ilaca bağlı öksürükler, boğaz allerjisi, arkaya doğru büyüyen nodiler guatr,
* Kuru öksürük
Allerjik astım, reflü hastalığı, bazı tansiyon ilaçlarının yan etkisi, akciğer kanserleri, sarkoidoz, ileri dönem kalp yetmezliği
* Geceleri artan öksürük
Reflü, geniz akıntıları, kalp yetmezliği
* Balgamlı öksürük
Akut ve kronik bronşit, pnomöni, bronşektazi, amfizem hastalıklarında, akut ve kronik sinüsitte
Stres ile baş etme tekniklerinden biri olan gevşeme; dinlenme, rahatlama yaparak yapılır. Gevşeme tekniğiyle stres halinin negatif etkilerinden uzaklaşmak, stresin getirdiği hem psikolojik hem de bedensel rahatsızlıkların tedavi edilmesi hedeflenir.
Gevşeme Sağladığında :
Kişinin solunumu daha rahat ve derinleşir,
Kalp atışları düzene girer,
Elleri, ayakları ve karnı sıcak; alnı serin olur
Metabolizması yavaşlar
Hormonları dengeye girer.
Kişi, kaslarında gerginlik, ağrı, nefes alış verişinde düzensizlik, iştahsızlık, uyku problemleri, mide bulantısı gibi belirtileri fark ettiğinde gevşemeye bakmak duyar. Gevşeme egzersizine başlayabilmenin ilk adımı bu gerginlik belirtilerini fark etmekten gelir.
Gevşeme iki türlü olabilir:
1.Bedensel
2.Zihinsel
Bedensen gevşeme yapabiliyorken zihinsel gevşeme de onu takip eder. Meditasyon ve yoga örnek olarak verilebilir.
Gevşeme egzersizinin temelini doğru nefes alma deneyimi. Doğru nefes almak başlı başına bir gevşeme yöntemidir.Stresin yoğunluğu arttıkça kişi. Normalde çalışırken 16 nefesalınırken, stres anında bu sayı 20’ye göre. Nefes alış verişi sıklaşınca göğüs ağrsı, çarpıntı, baş dönmesi, hafıza içi, dikkatsizlik, endişe ve paniğe benzer şikayetayetler görülebilir. Bütün bunlar için yavaşça, sakin ve derindennefes almaya çalışıyorum. Bu tür şikayetayetler için ileri egzersizi deneyebilirsiniz.
Nefes Egzersizi:
Karnınız dolacak şekilde nefes alın.
Yavaşça burundan nefes alın.
Ağızdan nefes verin ve nefesinizi verirken duyacağınız şekilde ses edin.
Nefesinizi 4 ‘e kadar sayarak alın, 7’ye kadar sayarak tutun ve 8’e sayarak yapın.
Bu egzersizi en az 4 kez, en fazla 8 kez tekrarlayın ve haftada 2 gün yapın.
Progresif Gevşeme:
Bu gevşeme egzersizinde büyük kas grup istemli bir şekilde kasabiliyor gevşetilir. Kasıldığı ne kadar gerginse, bırakıldığında o dereceta gevşeme yaşanacaktır.
Temel olarak gevşeme basamakları:
Vücudunuzdaki bütün kas gruplarını- ayaklarınızdan başınıza kadar sıra ve 5’e kadar sayarak gergin tutun.
Onu kas grubunu gevşetin ve derin bir nefes alın ve bu nefesi yavaşça alın.
Kaslarını krampa neden olacak kadar aşırı germiyor.
Zihinsel uygulamalar:
Zihninizi yoran düşüncelerden kurtulmak için meditasyonunuzu bir tekniktir. Bunun dışında gevşemeyi kavramsallaştırmak mümkündür. Kendinizi iyi ve güvende hissettiğiniz bir yeri hayalinizde canlandırarak, tam olarak oraya, orada bitene, oradaki işitsel görsel dokunsal duyumunuza odaklanmak bu rahatlama desteklenir. Gevşeme egzersizleri yapıldıkça kolaylaşan ve iyi hissettiren, bir aradadurulabilir.
Farkındalık adına kendinize yöneltmeli sorular:
Nefesiniz: hızlı mı yavaş mı? Derin ya da yüzeysel mi?
Bedeniniz: bedeniniziunuz şu an nasıl? Size rahatsız hissettiren ya da gerginlik uyandıran bir şey var mı?
Çevreniz: Çevrenizde neler duyumsuyor neler farkediyorsunuz şu anda?
Düşünceleriniz: Aklsınız ne tür düşünceler geçiyor?