Etiket: Karşı

  • Ergenlik dönemi özellikleri

    Ergenlik sürecinde işe yarayabilecek öneriler.

    Ergenlik kişinin ne çocuk ne de yetişkin olduğu ara bir evredir. Bu süreç hem genç hem de anne babalar için zorluklar ile doludur. Bu dönemde doğru yaklaşımları kullanmak yaşanan sorunları azaltmakta işe yarayabilir.

    Değişim ve gelişime açık olun.

    Günümüzde birçok alanda hızlı ve köklü değişimler yaşanmakta. Gençler bu değişimlere doğaları gereği çok daha hızlı ayak uydurabilir iken ebeveynlerin davranışları daha eski yıllara ait. Eğer ergenlik dönemindeki çocuklarımız ile daha az sorun yaşamak, onları daha iyi anlamak istiyorsak değişimi yakalamamız ve onlara karşı olan tutumlarımızı geliştirmeyi kabul etmemiz şart.

    Saygı duyun.

    Ergenlik dönemindeki çocuklarımıza değeri hak eden ve büyüyebilen insanlar olarak bakmalıyız. Onlara karşı saygılı yaklaştığımız sürece bir etkimiz olabilir. Ailelerin çoğu zaten bizde bunu yapıyoruz diyebilirler ama genelde yapılan şey onlara çocuk gibi davranmak ve sadece yapmaları gerekenleri söylemektir. Onların tutum ve davranışları ile ilgili sorunların olduğunu düşündüğümüzde öncelikle bunun arkasında var olan düşünce ve duygularını anlamaya çalışmak gereklidir. Onların duygu ve düşüncelerini anlamadan yapılacak müdahaleler ‘beni anlamıyorsunuz’ tepkisine ya da suskunluğa sebep olacaktır. Siz ona saygı duyarsanız size karşı olan saygısı da gelişecektir.

    ‘HATA’ bu dönemin en belirgin özelliğidir.

    Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri ‘hata’ yapılmasıdır. Aileler çocuklarının hataları ile yüzleştiklerinde geleceklerinin etkileneceğinden ve zarar göreceklerinden korkmaya başlarlar. Bu korkular çok kısa sürede felaket senaryolarına dönüşür. Korkmaya ve zarar göreceğinden endişe etmeye başlayan aileler ise kontrol ve katı kurallara başvurur. Belki bu koruyucu ebeveyn tutumları kısa vadede işe yarayabilir fakat hata ve tecrübe fırsatı kaçırılmış olur. Bu tutumlar ile yaşamdaki problemi genç değil anne ve baba çözmüştür fakat yaşam sınavı ebeveynlerin değil ergenindir. Çocukların sorunlarla baş edebileceğine inanmak ve onlara güvenmek en temel davranış şeklimiz olmalıdır. Ailelerin hedefi mükemmel çocuklar değil ‘hata yapan, tecrübe kazanan ve GELİŞEN’ bireyler yetiştirmek olmalıdır.

    Küçük sorunları tartışma alanı haline getirmeyin.

    Ergenlik süresince farklı roller ve farklı davranışlar denenir. Bu tür denemeler çoğunlukla onların büyüme sürecinin bir parçasıdır ve kalıcı değildir. Farklı müzikler, garip saç kesimleri, tuhaf kıyafetler ve benimsemediğiniz arkadaşlar seçilmiş olabilir. Gençlerin kimliklerini oluşturma sürecindeki bu tür denemelere karşı çıkmak yaşanılan gerginliği gereksiz yere artırır ve ergenle iletişim şansı kaçırılmış olur.

    Denemek hiç yapmamaktan iyidir.

    Bu dönemindeki gencin hayalleri, arzuları vardır ve çok şey başarmak ister. Bu isteği hisseden çocuğunuz hiç beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir denemeye kalkışsa bile bu girişimini destekleyin. Bu denemelerinde yaşayacakları başarısızlar onlara çok şey öğretecektir. Size göre yanlış olan bu davranışlar sonucunda hiç denememesinden çok daha fazla şey öğretir. Özgüvenin temelleri bu denemeler ile atılır. Ayrıca bu şekilde onun takdir edilme ihtiyaçları da karşılanmış olur. Bu ihtiyacını aile içinde gideremeyen ergen, farklı arkadaş gruplarına daha kolay yönelebilir.

    Onlara KOŞULSUZ sevgi verin.

    Ergenler tipik olarak anne ve babalarının ne dediklerini umursamaz bir tutum içerisinde olabilirler ve çoğunlukla ailelerini hayal kırıklığına uğratırlar. Çok hata yapan ve kuralları umursamayan, vurdumduymaz davranışları olan ergenleri bu sorunlu davranışlarına rağmen sevmek aileler için zor olabilir. Gençlerimizi sigara içseler de, suça karışsalar da ve çok ciddi hatalarda yapsalar da onları sevdiğimizi ve bu sevgimizin koşulsuz olduğunu ve yardıma ihtiyacı olduklarında yanlarında olduğunuzu belirtmeliyiz.

    Asla Kıyaslamayın.

    Ergenlik dönemi gibi zor bir süreçte sorunlar yaşayan ve bu sorunlarla baş etmeye çalışan çocuklarımızı asla kıyaslamayın. Başkalarını örnek göstermek, başkalarıyla karşılaştırmak da yalnızca ergenin tepki duymasına sebep olur. Bu tutum olumlu yanlarını görememelerine ve karşılaştırdığınız kişiye karşı kötü şeyler hissetmesine sebep olabilir.

    Dalgalanan ruhsal hallerini görmezden gelin.

    Çocuğunuzun duyguları daha yoğun ve değişken olamaya başlar. Ayrıca davranışları da geçmişten farklıdır, hoşgörülü ve uyumlu çocuğunuzun yerini daha saldırgan, umursamaz ve öfkeli birisi alabilir. Bu tip değişimlere karşı anlayışlı olun hemen tepki vermemeye çalışın. Sizin inadınıza ya da size karşı yapılan davranışlar olarak görüp alıngan olmayın.

    Kişiliklerini değil davranışlarını eleştirin.

    Anne-babalar çoğu zaman çocuğun davranışlarından hoşlanmazlarken bu durumu sanki çocuğun kendisinden hoşlanmıyormuş gibi ifade ederler. Amaç her zaman olumsuz davranışı dikkatli cümleler ile yorumlamak olmalıdır. Ders çalışama konusunda değişmesini istediğiniz çocuğunuza ‘tembelsin’ demek kişiliğine bu sıfatı takmak anlamında olacaktır. Bu tutum değişimi değil direnci ya da alınmayı doğurur.

    İzin almadan onların hayatına müdahale etmeyin.

    Onların artık birer yetişkin adayı olduğunu unutmadan izin almadan özel alanlarına müdale etmeyin. İzinsiz cep telefonlarını karıştırmak, odalarına baskın yapmak ve arkadaşları ile ne konuştuğunu takip etmek gibi davranışlar çocuğunuzun sizden gizli davranışlarda bulunmasına ve yalan söylemesine neden olacaktır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuklarda yeme sorunları

    Bu makalede çocuklar ile aileleri arasında sıklıkla bir savaş alanı haline gelen yemek masasında yeme sorunları ile ilgili olarak yapılması ve yapılmaması gerekenlere ulaşabilirsiniz. Ankara’da bulunan pek çok psikiyatri kliniği gibi bizlerinde sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birisi olan yeme sorunları aslında düşünüldüğünün aksine sık olarak karşılaşılan bir durumdur.

    Başlangıçta yeme sorunları ve psikiyatrik açıdan yeme bozukluklarının ayrımını yapmak gerekecektir. Ankarada pek çok psikiyatri kliniğinde yeme bozukluğundan ziyade çocuklarda yeme sorunlarının ele alındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Psikiyatrik açıdan yeme bozuklukları dediğimiz rahatsızlıklar anoreksia nevroza, blumia nervosa, pika (çocuğun yemek olmayan şeyleri yemesi) gibi farklı bozukluklarken, bu makalede bahsedilecek konular yemek yemeyi red etme, iştahsızlık, yemeklerde aşırı seçici davranmak gibi yeme sorunlarıdır.

    Yapılan çalışmalar yeme sorunlarının çocukluk döneminde oldukça sık olarak görüldüğüne işaret etmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre bu oran her üç çocuktan bir tanesini içermektedir. Bu kadar sıklıkla görülen bir sorun olmasına rağmen pek çok aile tarafından yeterli bir şekilde yönetilemeyen bir durum olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Sıklıkla bu sorun ile karşılaşıldığında yemek masası artık aile ve çocuğun savaş alanı haline gelecektir.

    Yeme sorunları neden oluşur?

    Çocukların sıklıkla ilk 1 yaşına kadar çevresel farkındalıklarının ve gelişimlerinin göreceli olarak sınırlıdır, en azından aileler açısından. Sıklıkla ailelerin kendi ebeveynliklerinin kalitesini test ettikleri alan ise bakım kaliteleri ile sınırlıdır. Bu süreçte bakım ile ilgili ortaya çıkan aksaklıklarda (yemek yemek, uyku, oyun oynamak vb.) sıklıkla ebeveynler kendi ebeveynliklerin sorgulayarak kendilerini yetersiz hissedebilirler. Bu yaşantılar sonucunda ise zorla uyutmak, zorla yemek yedirmeye çalışmak gibi farklı davranışlar geliştirme eğiliminde olacaktırlar. Diğer yönden çocuğun kendisi ile ilgili nadir kontrol altına alabildiği alan olan yemek yemenin çocuğun ancak istemi ile olabileceği gerçeğinde de giderek uzaklaşırlar. Kendisini ebeveynlerin bir yandan ifade etmeye çalışan çocuk ve kendi yeterliliğini yemek yemek üzerinden ispat etmeye başlayan annenin savaşı bu şekilde başlamış olacaktır.

    Yeme sorunun gerçekçi bir kaygımı ?

    Yapılan bir çalışmada obezite sorunu annelerin sıklıkla çocuklarına daha çok besin verme eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Diğer bir deyişle çocuğunuzun az yemek yediğini düşünmeniz sizin algınız olabilir. Çocuklarında yetişkinler gibi günlük kalori ihtiyaçları bellidir. Ortalama bir hesap ile kilo x 100 bir çocuğun ortalama günlük kalori ihtiyacını ortaya koyacakyır (bu konuda net hesaplamalar için diyetisyen desteği alınmasında fayda vardır). Örneğin 10 kg ağırlığında bir bebek 1000 kalori alırsa (bu da yaklaşık 2 tas çorbaya denk gelen bir orandır) kilo kaybı olmayacak ve yeterli gelişimi gösterecektir. Eğer aile 10 kilogramlık bir çocuğa 3 tas çorba verirse Türkiye deki çocukların yüzde 10nundan fazlasında görülen obezite sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle bu kaygılarınızın gerçekçiliği ile ilişkili endişeleriniz varsa bir beslnme uzmanı ile iletişime geçmeniz çok daha sağlıklı olacaktır.

    Yemek Yemeyen Çocukla Mücadele Rehberi

    Değişime izin verin. Yemek masasını bir savaş alanı olmaktan çıkarın. Şimdiye kadar yaptığınız şeyler işe yaramış olsaydı sanırım bu makaleyi okumazdınız. Bu nedenle eski bir sözü hatırlamanızda fayda var “eski kapılar yeni yerlere açılmaz”. Yaşamınızda birşeyleri değiştirmek için davranışlarınızı değiştirerek başlayın.

    Niçin yemeğin yenmediğini aklınızdan çıkarmayın: çocuklar kendilerini ifade etmek ve sizi cezalandırmak amacı ile sıklıkla yemek yemeyi kullanırlar. Bunun anlamı şudur: siz bu konuyu önemsediğiniz sürece sorunlarınız devam edecektir. Yemek sorunlarınızı evin ve kendi merkezinizden uzaklaştırın.

    Yemek yemenin kurallarını unutmayın: pek çok ailenin temelde yaptığı hata yemek yeme kurallarına uyulmamasıdır. Bu kurallar çok nettir ve değiştirilemez, esnetilemez. Bu konuda başlangıçta sizin bir model oluşturmanız fayda gösterecektir.

    Yemek masada yenilir, kanepede ayakta vb gibi yerde değil. Mutlaka bu konuda net olunmalıdır. Farklı bir ortamda yemek yemek konusunda ısrarcı olunması durumunda hiçbir koşulda buna izin verilmemelidir.

    Yemek yenirken mutlaka TV kapalı olmalıdır. Bu sıkla yetişkinler tarafında da yapılan hatalardan birisidir. Yemeklerin TV karşısında yenilmesinin yaratacağı en büyük sorun başlangıçta tüm aile bireylerinin aynı anca bulunabildiği nadir ortamlardan birisi olan yemek masasında sohbet olmamasıdır. Diğer sorun ise kişinin yemek yerken tokluk hissi ile ilgili yaşayacağı sorundur. Bu durum ileri dönemlerde obeziteye neden olabilir.

    Çocuğumun yemeği 1 saate kadar uzuyor ne yapmalıyız? Normal yemek yeme süresi yaklaşık 30 dakikadır. Çocuğunuz her seferinde bunu aşma eğilimindeyse sınır çizmekte fayda vardır. Çocukların zaman algısı tam olarak oluşmadığı için bu sürenin bitimine 10 dakika kala kurulacak basit bir çalar saat çocuğun öngörmesi açısından fayda sağlayabilir.

    Yemeğini yemedi ne yapmalıyım? 30 dakika masada zaman geçirmesine izin verin. Sonrasında masadan yemeği kaldırın. Bir sonraki öğüne kadar ek hiçbir yiyecek maddesi vermeyin.

    Yemek masasında önüne koyduğum yemeği yere fırlattı ne yapmalıyım? Yemek süresinin bitmesini beklemeden yemeği kaldırarak bir sonraki öğüne kadar yemek vermeyiniz.​

    Ben bunu yemem ben makarna istiyorum diyor ne yapmalıyım? Net bir dille bunun mümkün olmadığını, tabağındaki yemeği yiyebileceğini ancak istemezse yemek zorunda olmadığını anlatınız. Yemek yenmemesi durumunda bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda maddesi vermeyiniz.Tabağının yarısını yiyor ne yapmalıyım? Yemeğe devam edip etmeyeceğini sorarak bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda vermeyiniz. Hiçbir koşulda çocuğunuzun ne kadar yemek yiyeceğine müdahale etmeyiniz.

    Dr Genco USTA

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

  • Bilgisayar, internet ve çocuklarımızın güvenliği

    Teknoloji çağında yaşıyoruz. Evlerimizde ve işyerlerimizde, konforumuzu arttıran ve zaman kazandıran birçok nesne var. Bilgisayar da bunlardan bir tanesi, hatta son yıllarda başta geleni. Masaüstü, dizüstü, avuç içi derken, son olarak cep telefonlarına da yerleşti bu ayartıcı nesne. Artık yanımızda taşıyabildiğimiz bu teknoloji sayesinde birçok ev bilgisayar zengini oldu, hatta bazıları internet kafeden farksız.
    Bilgisayarların bu kadar yaygın olduğu günümüzde çocuklarımızın da bu büyülü makine ile içiçe olması kaçınılmaz. Basitleştirilen teknolojisi sayesinde küçücük çocuklar bile rahatça kullanabiliyorlar.

    Söz konusu olan gelişme çağındaki çocuklar olunca; haklı olarak bütün anne babalar hem bu teknolojiden çocukları maksimum düzeyde yararlansın istiyorlar, hem de olası sakıncalarından zarar görmesin istiyorlar.

    Bilgisayarlar üç temel amaçla kullanılıyor günümüzde:

    Oyun ve eğlence amacıyla.

    Okul ve iş ortamlarında eğitime katkısı için.
    Arkadaşlık ortamında, sosyal iletişim amacıyla.

    Yapılan çok uluslu bir araştırma Türk ailelerinin bu teknolojiyi sevdiğini, ülkemizdeki çocukların yüzde otuz beşinin eğlence ve oyun amaçlı, yüzde yirmi sekizinin eğitim ve okul amaçlı, yüzde on altısının da iletişim amaçlı kullandığını gösteriyor.

    Bilgisayar kullanımının çocuklar açısından büyük avantajları var elbette. Bir kere; her türlü bilgiye kısa zamanda ulaşmayı sağlıyor. İnternet içeriğinin avantajları da katılırsa okul ödevlerinde de yararlanabiliyorlar. Geçmişin ansiklopedilerinin yerini bugünün arama motorları aldı ama bunlar daha hızlı ve daha zahmetsiz. Bilgisayarlar aynı zamanda önemli bir boş zaman aktivitesidir. Çünkü; yoğun okullaşma temposunun yarattığı zaman baskısı çocuklara çok fazla eğlence seçeneği bırakmamaktadır. Çalışan anne babalar için de çocuğu sokağın tehditkarlığından uzak tutabileceği keyifli bir nesnedir.

    Bilgisayarla uğraşmak çocuğun teknolojiyle erken yaşta tanışmasını, daha ileri teknolojilere kolayca adapte olmasını sağlar.

    Ayrıca; yapılan araştırmalar, bilgisayar kullanımının zihinsel gelişim, sözel ve sözel olmayan beceriler, uzun süreli bellek, merak duygusu, problem çözme, soyutlama, kavramsal düşünme, motor beceriler, yaratıcılık, eleştirel düşünme, dil gelişimi, farkındalık vb birçok alanda çocuğun gelişimini desteklediğini göstermiştir.

    Bilgisayarlar, sundukları içerik itibarı ile farklı yaş gruplarında farklı gereksinimlere de hitap ederler. Örneğin; 6 yaşından küçük çocukların bilişsel ve motor becerileri nispeten sınırlıdır; erken yaşta bilgisayara kullanmaya alışsalar bile bütün yapabildikleri dosya açma / yükleme / kapatma, tuşları kullanma vb gibi basit eylemlerdir. Okul çağı çocuklarına özgü rekabetçilik ve üstünlük duygusu bilgisayar oyunlarına merakı arttıran bir unsurdur. Yine; internet ortamına özgü arkadaşlık ve sosyal paylaşım siteleri de aileye mesafeli ama akranlarına düşkün ergenler için fırsat ortamı olmaktadır. Ayrıca ergenlerin kariyer planlamasında bilgsayarlar ciddi yer tutmaktadır.

    Bilgisayar kullanımının dünyada bu kadar yaygınlaşması; denetimsiz ve aşırı kullanımından kaynaklanan problemleri de beraberinde getirmiştir elbette. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte sanal alemdeki bütün ortamlar sınırsızca (çocuklar dahil) herkese açık haldedir. Bu durum da haklı olarak bütün anne babaları telaşlandırmaktadır. Çünkü bu noktada bilgisayarın yararları değil, riskleri gündeme gelmektedir.

    Çocuklar açısından ne gibi riskler olabilir:

    En büyük risk; bilgisayarın sorumlulukların da önüne geçmesi ve çocuğun zaman yönetimini alt üst etmesidir ki ailelerdeki en büyük tartışma nedenidir. Çünkü bir noktada çocuğun beslenmesi ve uykusu dahi aksayabilmektedir.

    Çocukların ve bazen de diğer aile bireylerinin bilgisayara uzun zaman ayırmaları aile içinde bireyciliği arttırır, ortak zamanları azaltır, sağlıklı iletişimi bozar.

    Bilgisayar ve internet ortamında çocuğun karşı karşıya kaldığı zararlı içerik de gelişimi için risk oluşturur. Çünkü; taklit, deneme ve özdeşim yoluyla öğrenen çocuğun şiddet, cinsellik, kabadayılık, argo konuşma vb uyaranları benimseyip günlük yaşamına katması olasılığı vardır.

    Kontrolsüzce bütün sanal alemde dolaşabilen çocuk; anlamını kavrayamadığı bir site ile (örneğin pornografik, politik, şiddet içerikli, kumar) karşılaşabilir. Bu da çocukta korku yaratabilir. Ekranda pornografik bir görüntüye tanık olup günlerce kabuslar yaşayan, bazen de tam tersine bunu yaşıtları ile paylaşıp küçük krizlere neden olan çocuklar klinik pratiğimizde zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.

    Son on yılda “oyun bağımlılığı” kavramı gündeme girmiştir ki, bunun varlığı doğrudur. Bütün zamanını doldururcasına oyun oynayan ergenlerin sayısı hiç de az değildir, üstelik oyun bağımlılığı yaşı giderek düşmektedir.

    İnternette zaman geçiren çocuklar, tanıdık ya da tanımadık aynı ortamdaki başka kişilerin ticari, cinsel kötüye kullanımlarıyla karşı karşıya kalabilirler.

    Bilgisayar karşısında hep aynı pozisyonda oturmaya bağlı el ve el bileği problemleri, boyun kaslarında tutulma ve ağrı, gözlerde yorgunluk, beslenme düzeninin bozulması, uyku bozukluğu, alt ıslatma, altına kaçırma vb durumlar da beden sağlığı için risk oluşturabilecek sorunlardır.

    Peki bu noktada neler yapılmalı?

    Öncelikle anne babalar, çocuklarının bilgisayarla ve internetle kaç yaşında tanıştırmalarının uygun olacağını bilmeliler. 3 yaşından küçük bir çocuk için bilgisayar hiç de anlamlı olmaz, çünkü bedensel ve zihinsel gelişimi buna uygun değildir. 4 yaşından itibaren yavaş yavaş tanışabilir ama bir büyüğünün gözetiminde ve haftanın seçilmiş günlerinde 10-15 dakika gibi çok kısa sürelerde olmalıdır ve sosyal gelişimi ağır basan bu grupta akran iletişime her zaman öncelik verilmelidir. Daha büyük yaştaki çocuklarda da çocuğun isteklerinden çok, ihtiyaçlarından yola çıkılarak haftanın seçilmiş günleri 30-60 dakikalık süreler verilebilir. Ergenlerde bu süre daha da uzayabilir ve kullanımı haftanın her gününe yayılabilir.
    Bunun dışında bilgisayarla tanışma, kullanma sürecinde de belli temel noktalara dikkat edilmelidir:

    Bilgisayar kullanımı; eğitim, eğlence ve iletişim için destek olabilir ama bunların yerine geçmemelidir.

    Bilgisayar kullanımıda anne baba da zaman zaman eşlik edebilmeli, çocuğa gerekiğinde rehberlik yapmalı, gerektiğinde kontrol edici olabilmelidir.

    Anne baba da bilgisayar kullanma şekilleriyle çocuklarına örnek olmalıdırlar.

    Bilgisayarda kullanılan programlar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalı, kullanabileceği basitlikte ve yaratıcı olmalı, istismar edici unsurlar içermemelidir.

    Bilgisayarın ortak kullanım alanlarında bulunması, aileden birisinin ya da bir arakadaşının zaman zaman eşlik etmesi de koruyucu bir unsur olabilir.

    Gerekli görülürse, çocuğun uygunsuz sitelerler karşılaşmasını önlemek için filtre programlar kullanılabilir.

    Çocuğa erken yaşta zaman yönetimi öğretilmeli, sorumluluklar ve eğlenceli aktiviteler arasındaki dengeyi başarması öğretilmelidir.

    Evlerdeki bilgisayar savaşlarının en sık nedeni anne babanın kararsız ve tutarsız disiplin zaaflarıdır. Anne baba dengeli bir disiplin vermeyi öğrenmelidir.

    Bilgisayar günümüz toplumunun olmazsa olmaz.. Çocuklarımız da bundan ayrı kalamazlar elbette. Kızgınlıkla yasaklamak ya da hergün çocukla didişmektense erken yaşta sorumluluk eğitimi vermek, büyüdükçe ona kılavuzluk etmek, gerektiğinde sınırlayıcı olabilmek daha önemli.

  • Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfke, kişi baskı altındayken, doyurulmamış isteklere karşı ya da beklenilmeyen durumlara verilen tepkidir. Öfke de sevinç ve korku gibi diğer duygular kadar normal, insani bir duygu çeşididir. Öfkeyi sağlıklı olarak yönetebilirsek, yıkıcı olmak yerine yapıcı bir sonuç elde edebiliriz. 

    Öfke kontrolünü sağlamakta zorlanan kişiler bu konuda yardım almaktan kaçınabiliyorlar. Fakat bu öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edemeyince kişinin çevresindeki insanlarla olan ilişkilerinin bozulduğu gibi, kendisine fiziksel bir zararda vermiş oluyor. Sağlıklı bir şekilde ifade edilemeyen öfke kronik kalp damar hastalıklarından, baş ağrısına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Şimdi bir kaç madde de başlangıç olarak öfkenin kontrol edilmesi ile ilgili ipuçları vereceğim.

    1- Nefes Almak

    Birinci madde de nefes almak yer alıyor. Bu madde size çok klişe gelebilir fakat nefes almanın etkisi ve gücü hala bilim insanları tarafından keşfedilmeye devam ederken bu önemli ve basit teknikten bahsetmezsek olmaz. Sizi öfkelendirecek olan bir durumla karşılaştığınız zaman, düşüncelerinizi durdurmaya çalışın, gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın. Nefesi diyaframdan almaya özen gösterin. Sadece nefesinize odaklanın ve havanın ciğerlerinize doluşunu hayal etmeye çalışın. Eğer gerçekten konsantre bir şekilde yaparsanız etkili olacağına emin olabilirsiniz. 

     

    2- Kendinizi Motive Eden Cümleler Kurun

    Öfkelendiğinizde kendinizi motive edecek cümleler kurun. Mesela; 

    – Sen kendini kontrol edebilecek güce sahipsin.

    – Önce konuyu anlamaya çalış. Nedenlerini sorgula.

    – Eğer karşındakini kırarsan sonunda yine pişman olacaksın.

    – Gerçekten bu duygunu kontrol etmek istersen yapabilirsin. Gibi…

    Bunları yaptınız ve hala öfkenizi kontrol edemediniz mi?

     

    3- Ortamdan Uzaklaşın

    Öfkelendiğiniz durum karşısında tüm bunları yaptığınız halde yine de sakinleşemediniz mi? Endişelenmeyin başlarda bunu başarmanız zor olacaktır. İlerleyen zamanlarda tekrar tekrar uygulandığında sonuç vereceğini göreceksiniz. Eğer öfkeniz üzerinde kontrolü sağlayamadıysanız ortam değişikliği yapmanız faydalı olacaktır. Çünkü o öfkeyle konuyu mantıklı değerlendirmeniz mümkün olmayacak ve karşınızdaki kişiyi kırma olasılığınız artacaktır. İzin isteyip ayrıldıktan sonra, empati yapmaya çalışın. Karşınızdaki kişiyi ve durumu anlamaya çalışın. Bazı şeyleri anlamlandırmak da bizi oldukça rahatlatır. 

    Umarız işinize yarayacak bilgiler edinmişsinizdir. Tüm bunlarda da sonuç alamadıysanız bir uzman desteğine başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Otizm

    Otizm

    Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artıyor. 1985 yılında her 2500 çocuktan birine konan otizm tanısı, 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuğa konurken günümüzde her 68 çocuktan biri otizmli olarak dünyaya geliyor. Otizmin erkek çocuklarında görülme riski ise kızlardan 4 kat daha fazla. Ülkemizde ise her 150 çocuktan biri otizm belirtileri göstermektedir. Otizmin nedeninin halen ne olduğu bilinmemekle beraber yıllarca genetik faktörler üzerine durulmuştur. Buna karşın çevresel faktörler ve günümüzün kara kutuları (tv bilgisayar ı pad telefon) tetikleyiciler arasında gösterilmektedir. Çevresel faktörlerin etkisi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre 1988 yılında Edelson ve Cantor 56 çocuğu incelemişler ve 56sında da ağır metal yükü saptamışlardır. Araştırıcıların sonuçlarına göre 56 çocuğun 55’inde karaciğer detoksifikasyon sisteminin iyi çalışmadığı, 53’ünde de bir ya da daha fazla ağır metal dışı toksik kimyasal madde (ağır metal dışında) yükü olduğu tespit edilmiş. Bu toksinlerin başlıcaları böcek ilaçları, tarım ilaçları, dezenfektan gazlar, antibiyotikler, deodorantlar ve çok sayıda aromatik ve alifatik solventlerdir. Otizmin tetikleyicilerinden biri de teknoloji öğeleridir. Televizyon, özellikle 0-3 yaş arasında çocuklara izlettirilmemesi önerilen bir unsurdur. Ancak; koşturmacanın yoğun olduğu ve strese hapsolmuş ebeveynler  çocuklarını susturabilmek ve sakinleştirmek için gün içerisinde 2 saat ve daha fazla televizyon karşısına oturtmakta veya bakımverenle çocuk tüm günlerini televizyon izleyerek geçirmektedirler. Televizyondaki renkli uyaranlara çocuklar bebeklik döneminden itibaren maruz kaldıklarında ekrandaki aksiyona odaklanıyorlar ve beyinleri normalden çok daha fazla yoruluyor. Bu durumda çocuklarda bebeklik döneminde sosyal uyaran eksikliğinden dolayı zayıf göz kontağı, dikkat dağınıklığı ve sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi otizminde belirtileri olan faktörler kendini göstermektedir. Peki nedir bu otizm belirtileri?

    . ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMINDE OTIZM BELIRTILERI

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır.

    *Çocuğun dikkatini kendinize çekin, ardından odanın diğer köşesindeki ilginç bir nesneyi gösterin ve “Aaa bak bir ….. (oyuncağın adı) var ”dediğinizde oyuncağın olduğu yöne bakıyor mu? (çocuğun elinize değil işaret ettiğiniz nesneye baktığından emin olun)

    Otizmli bir çocuk ismi ile seslenildiğinde duymuyormuş ya da umursamıyormuş gibi davranır.( aile ya da öğretmen işitme de sıkıntı yaşıyor olabileceğini bile düşünür) ilgi alanı kısıtlıdır. Sese karşı aşırı ve ya çok az tepki verir.

    *Çocuğun dikkatini kendinize çekin ve ona bir oyuncak araba ya da bebek vererek “arabayı sürer misin/bebeği uyutur musun? deyin. Sembolik davranışlarda bulunuyor mu? (başka bir oyunla da sembolik davranış gözleyebilirsiniz. Burada önemli olan sembolik davranışla tekrarlayıcı davranışı ayırt etmektir. Arabaları- hayvanları  yan yana dizmek yineleyici davranıştır, sembolik değildir ve bir amacı yoktur.

    Otizmli bir çocuk oyuncakları ile amacına uygun oynayamaz.Yaşıtları ile iletişim kurmakta yetersizdir. Serbest zamanda arkadaşları birbirleri ile iletişim halinde iken o gruptan ayrı tekrarlayıcı davranışlarını yapıyor olarak gözlenir.

    *Çocuğa ışık nerede bana ışığı gösterir misin diye sorduğunuzda işaret parmağı ile ışığı gösteriyor mu? Işık sözcüğü yerine başka bir nesne söylenebilir ancak çocuğun nesneye işaret ettiği anda yüzünüze bakmış olması gerekmektedir.

    Otizmli bir çocuk konuşmada yetersizdir. Kelimeler sayılıdır. Yönerge almakta zorlanır.

    Özet otizmin belirtileri üç alanda gözlenir.

    1)sosyal ilişkilerde güçlük; göz kontağından kaçınma, karşısındakinin mimiklerine ve ihtiyaçlarına kayıtsızlık, duygusal ilişkide eksiklik

    2)iletişimde zorluk;konuşma da gecikme, sözel ve ya sözel olmayan iletişimde zorluk, soyut kavramlarda güçlük, tehlikeyi anlayamama

    3)sınırlı ilgi yineleyici ve rutin davranışlar;bir alana aşırı ilgi diğer alanlarda ise kayıtsızlık. Ellerini çırpma, sallanma, ses çıkarma. Aynı kıyafeti giymek aynı yoldan gelmek gibi yeniliğe karşı tepkililerdir.

  • Empati

    Empati

    Empati, kelimesi günümüzde sık kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkıyor.Empati neredeyse herkesin istediği bir şeydir, ancak çok azı gerçekten nasıl verileceğini veya alacağını bilir. Öz-tatminin vurgulandığı dünyamızda , kısa arz ancak yüksek talep var. Bu, gelecek nesillere, onların etrafındaki kişilere empati duymanın ne anlama geldiğini öğretmek için haklı bir neden.

    Empati Nedir?

    Pek çok insan sempati ve empatiyi birbirine karıştırır, ancak bunlar iki ayrı değerdir. Empati sadece birinin duygularını anlama yeteneği değildir; Suçlular, genellikle, duygularını anlamaya ve daha sonra da güvenlerini kazanmaya başladıkça, insanlardan yararlanırlar. Empati bundan daha fazlasıdır. Birisinin nasıl hissettiğini anlama yeteneği değil, aynı zamanda başka bir kişinin hislerine de değer vermek ve saygı duymaktır. Başkalarına nezaket, haysiyet ve anlayışla davranmak anlamına gelir.Empati aynı zamanda duydudaşlıktır. Karşı taraf ile iletişimin kuvvetli bir aracıdır empati. Empati insan ilişkilerinin gelişmesi için olmazsa olmazdır. Bu nedenle çocuklara empatiyi öğretmek onları gelecek yıllara hazırlar,sosyal becerilerini geliştirir.

    • Çocuklar yetişkinlerin empati gösterdiklerini görmeli.

    Çoğu durumda çocukların çevrelerindeki yetişkinler tarafından modellenen empatiyi görmeleri gerekir. Herşey ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki kurma şekliyle başlar. Çocukları için önemli olan şeylere ilgi gösteren , olumlu ve sevecen bir şekilde duygulara cevap veren ebeveynler, empati yeteneğini öğretiyorlar.
     

    • Duygusal İhtiyaçları Karşılamak

    Çocukların duygusal ihtiyaçları karşılandığında, olan şey ; Çocuklar bu şekilde  başkalarının duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını öğrenirler . Çocuklar yaşayarak öğrenirler. Duygusal ihtiyaçları anlamak için öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanması gerek böylelikle onlarda çevrelerinin duygusal ihtiyaçlarının farkına varır ve o ihtiyaçları karşılarlar. Boş bir sürahi bardağı dolduramaz.
     

    • Çocuklarla Duygusal İhtiyaçlar Hakkında Konuşma

    Birçok yetişkin, duygusal ihtiyaçlardan veya duygularla ilgili herhangi bir şeyden bahsetmeyi zor buluyor. Bazen kendi duygularından korkarlar çünkü duygusal ihtiyaçlarla nasıl başa çıkacaklarını hiç öğrenmemişlerdir. Çocuklarla duyguları ve diğer insanların onları nasıl deneyimlediğini konuşmak iyi bir fikirdir. Duygu isimlerini verebilir , tanıtabilir  (örneğin kıskançlık, öfke ve sevgi) ve onlara normal olduklarını öğretin. Duyguları nasıl olumlu bir şekilde ele alabiliriz bu konu hakkında konuşabilir ve diğer insanların duyguları deneyimlediği durumları belirtebilirsiniz. Onlara başkalarının duygularına saygı duymalarını öğretin ve onlara duygulara cevap vermenin gerekli olduğu durumlarda nasıl davranılacağını gösterin.

    • Empati’yi Gerçek Hayata Dahil Edilebilecek Durumlara Birlikte Bakın

    Çocuklar model alarak ve yaşayarak öğrenirler. Bu nedenle öğretmekte olduğunuz şeyi modellemek gerçek bir öğretmendir. Başka bir kişiyi etkileyen durumlara birlikte bakın ve çocuklarınızla, söz konusu insanlara ne ifade ettiğini ve nasıl hissettiklerini konuşun. Örneğin, bir ambulans hızla yanınızda geçtiğini görüyorsanız, hasta kişinin aile üyelerinin nasıl hissettiğini anlatın.
     

    • Oyun oynamak

    Özellikle genç çocuklar, bir başkası gibi davranmaya bayılırlar. Empatiyi öğretmek için bu eğlenceli yolu kullanabilirsiniz. Çocuklara rol canlandırma oyunu oynayın.  Bu, bir kitapta veya televizyonda veya son zamanlarda önemli bir deneyime sahip olduğunu bildiğiniz bir kişi olabilir. Hikayeyi birlikte harekete geçirebilir ve çocuklarınızın durup karakterlerinin herhangi bir anda nasıl hissettiklerini hayal etmelerini isteyebilirsiniz. Bu, dikkatlerini başka bir kişinin bu durumda yaşayabileceği duygulara odaklayacaktır. Onlara karakterlerinin duygularını yansıtan yüzler yapmalarını isteyebilirsiniz.
     

    • İç Moral Pusulasını Geliştirmek

    Çocuklarınıza genç yaşlardan doğru ve yanlış arasındaki farkı öğretmek onlara iyi seçimler yapmaları için onları yönlendirecek güçlü bir içsel ahlaki pusula kazanmalarını sağlar. Karar gerektiren durumlarda, seçimlerimizin ve davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini görmelerine yardımcı olabilirsiniz. Onlara yanlışların nasıl zarar verdiğini ve başkalarının zarar görmesine neden olduğunu anlatabilirsiniz. Güçlü bir ahlaki temel inşa ederken, küçük yaştan başlamak ve temeli sağlamak yapmak önemlidir.

    • Empatik Çocuklar

    Çocuklarınızı empatiyi anlama ve uygulama konusunda yardım ederek, onlara aslında bir nevi yaşam becerisi hediyesi veriyorsunuz. Kendi ilgi alanlarımıza bakmaya büyük önem verilen yaşadığımız bu dünyada, başkalarını düşünmek artık zor bulunan bir özellik, meziyet . Ama empatik insanlar hayattan en büyük memnuniyeti almak , en anlamlı yaşamlarda var olmak ve daha ödüllendirici ilişkilerin tadını çıkarmak isteyenlerdir. Çocuklarınıza empatiyi  öğretmek, kendi gelecekleri ve yaşayacakları dünya için değerli bir yatırımdır.

  • Besin (gıda) alerjisi

    Günlük tükettiğimiz besinlere bağlı ortaya çıkan reaksiyonların tümü istenmeyen besin reaksiyonları olarak adlandırılır. İstenmeyen reaksiyonların büyük çoğunluğu besinlerin farmakolojik özelliklerine, metabolik ya da toksik etkilerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Şikayetleri benzer olduğu için sıklıkla birbiri ile karıştırılabilir. Ancak her ikisinin mekanizmaları ve yol açtığı sorunlar açısından bakıldığında son derece farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle şikayeti olan hastaların besin alerjisi açısından çok iyi değerlendirilmeleri gerekmektedir.

    Besin alerjisi bağışıklık sistemimiz tarafından besinlere karşı anormal yanıtın verilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Klinik olarak belirtiler hafif (ürtiker vb) olabildiği gibi yaşamı tehdit eden ağır reaksiyonlara da (anafilaksi) yol açabilmektedir. Yine bağışıklık yanıtın özelliğine göre belirtiler bir çok organda (deri, sindirim sistemi vs) görülebilir.

    Besin alerjisinin gelişimi bağışıklık sistemimizin besinlerdeki proteinleri tehdit unsuru olarak algılayıp bunlara karşı IgE tipi antikorlar üretmesi ile başlar. Duyarlı olan bireyler aynı besinle karşılaştığında daha önce oluşmuş olan IgE antikorlarına bağlanır ve mast hücrelerinden başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasına neden olur. Klinik bulgular işte bu maddelerin etkisine bağlı olarak gelişmektedir.

    Ayrıca besin alerjisi bağışıklık sistemimizin IgE dışındaki mekanizmalarına (hücresel immün yanıt) bağlı olarak ta gelişebilir. Klinik bulguları açısından farklılıklar gösterir. Aynı zamanda tanısal süreçleri de farklıdır ve daha zordur.

    Besin alerjileri daha çok çocukluk döneminin sorunlarından birisidir. Anne sütü alan bebeklerde genellikle ek gıdalara başladıktan sonraki dönem ciltte ürtiker, kızarıklık, ya da egzema şeklinde ortaya çıkabilir.

    Günümüzde besin alerjileri anafilaktik reaksiyonların en önemli nedenlerindendir. Bu nedenle halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Besin alerjilerinde korunma önlemlerinin çok yönlü yapılması gerektiğinden bu hastalar devamlı risk altındadır.

    Besin alerjilerini çoğu aşağıdaki besinlere karşı gelişmektedir. Ancak tüketilen her besine karşı alerjik reaksiyonların gelişebileceği unutulmamalıdır.

    İnek sütü

    Yumurta

    Balık

    Yer fıstığı

    Kuruyemişler (fındık, ceviz, antep fıstığı, vb)

    Kabuklu deniz ürünleri

    Soya

    Buğday

    Bakliyatlar

    Susam

    Besin alerjileri çocuklarda daha sık görülür. Bazı besinlere karşı gelişen alerjiler zaman içerisinde düzelme eğilimindedir. İnek sütü, yumurta gibi besinlere bağlı alerjiler yaşa bağlı olarak geçebilir, yer fıstığı, balık, kabuklu deniz ürünleri ve kuruyemiş alerjileri çok uzun yıllar hatta yaşam boyu devam edebilir.

    Besinlerin içerdiği protein yapısındaki alerjenler diğer alerjenler ile benzerlik gösterir. Örneğin polen alerjisi olan hastalarda bazı meyvelerin (kivi, muz, elma, şeftali vs) tüketimi ile ağızda ve boğazda kaşıntı, ödem meydana gelebilir. Çapraz reaksiyon sonucu gelişen bu klinik tablo oral alerji sendromu olarak tanımlanmaktadır.

    Besin alerjilerinin gelişiminde rol alan IgE dışı mekanizmalara bağlı gelişen semptomlar daha geç ortaya çıkarlar. Örneğin bebeklerde ek gıdaya geçme döneminde kusma, ishal, kanlı mukuslu dışkılama hatta su kaybına neden olabilen reaksiyonlar gelişebilir. Kanlı, mukuslu dışkılamanın görüldüğü ön planda görüldüğü tip alerjik proktokolit, besin alımından birkaç saat sonra sürekli kusma ile karakterize hastalığa Besin proteinlerinin tetiklediği enterokolit sendromu (FPIES) denir. Bu duruma inek sütü, soya, yumurta vb karşı vücudumuzun verdiği geç tip alerjik yanıtlar neden olmaktadır.

    Besin alerjileri sindirim sistemimizde yemek borusunu da (özafagus) etkileyebilir. Alerjik reaksiyonlarda çok önemli rolü olan eozinofiller’in yemek borusunda yoğun birikimine bağlı olarak çıkan bu tablo eozinofilik özafajit olarak adlandırılmaktadır. Çocuklarda reflü semptomlarına benzer şekilde kusma, yutma zorluğu ve kilo alamama şikayetleri görülebilir.

    Bu hastaların bir çoğunda besinlere karşı alerjik reaksiyon gelişmektedir. Ayrıca ailesel alerji öyküsü de (astım, alerjik rinit ya da egzema) bulunmaktadır.

    Besin Alerjilerinde Nasıl Tanı Konulmalıdır?

    Besin alerjilerinde tanı oldukça deneyim gerektiren bir süreçtir. Dikkatli yürütülmeyen işlemlerin sonucunda yanlış tanı konulması ile hastalara gereksiz diyet uygulaması ya da hayatlarının riske edilmesi söz konusu olabilir.

    Besin alerjilerinin tanısında iyi bir hasta-doktor işbirliği gereklidir.

    Öykü tanı için en önemli basamaktır.

    Tüketilen besinin içeriği ve miktarı,

    Belirtilerin ortaya çıkış ve düzelme zamanı,

    Daha önceden ve daha sonra benzer reaksiyonların olup olmadığı

    Belirtilerin özellikleri (Fotoğraflamak tanımı kolaylaştırabilir!) iyi bilinmelidir.

    Bazı hastalardan şikayetlerinden sorumlu besin/besinlerin bulunabilmesi için besin günlüğü tutmaları istenebilir. Tükettiği besinlerin ayrıntılı bir şekilde besin günlüğüne kaydedilmesi tanısal sürece yardımcı olabilir.

    Besin alerjilerinde belirtilerin özelliği ve çıkış zamanı izlenecek tanısal işlemler açısından son derece önemlidir.

    Besin alerjisi düşünülen hastalarda yapılacak tanısal işlemler

    Deri prik testleri

    Serumda besine özgün IgE ölçümü

    Besin provokasyon testleri

    Öykü ile oluşan ön görüye göre sorumlu besinin bulunması için deri prik testleri yapılır. Ancak burada hastanın klinik belirtilerine göre çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü yaşamı tehdit eden ağır anafilaktik reaksiyonlar bu işlem sırasında gelişebilir. Bu nedenle deri testleri deneyimli ve gerektiğinde acil müdahalenin yapılabileceği kliniklerde yapılmalıdır.

    Deri testleri hayatın ilk gününden itibaren her yaş grubunda yapılabilir.

    Serumda besine özgün IgE bakılması da tanıya yardımcıdır. Ama klinik değeri deri testlerine göre daha düşüktür. Deri testlerinin yapılamadığı ya da ağır reaksiyon geçirme öyküsü olan hastalarda, zamanla tolerans gelişimi hakkında fikir vermesi amacıyla tercih edilebilir.

    Ancak besin alerjilerinde tanı, deri testi ve/veya serumda besine özgü IgE ölçümü ile konamaz. Bu bilgiler ışığında şüpheli besinler için eliminasyon ve ardından da yükleme(provokasyon) testleri yapılarak klinik cevap değerlendirilir. Bu uygulamada şüphelenilen besinler 2-4 hafta süreyle diyetten çıkarılır (eliminasyon) ve hastanın buna klinik yanıtı gözlenir. Kısmi veya tam yanıt anlamlı olarak değerlendirilir. Bir sonraki aşamada ise diyetten çıkarılan besinlerle bir alerji uzmanı gözetiminde ve belli bir protokol dahilinde tek tek ağızdan yükleme yapılarak klinik belirtilerin tekrar ortaya çıkışı gözlenir. Gerekli durumlarda çift kör plasebo kontrollü yükleme dediğimiz hekimin ve hastanın ayırt edemeyeceği şekilde bir seferde şüphelenilen besin, bir seferde de yalancı besin verilen uygulama gerçekleştirilir. Sonuçlar birbiriyle karşılaştırılır. Bu yöntem besin alerjisi tanısında “altın standart yöntem” olarak kabul edilir.

    Eğer hastada geçirilmiş reaksiyon anafilâksi tarzında sistemik bir reaksiyon veya ağır bir reaksiyonsa besin yükleme testi KESİNLİKLE YAPILMAZ.

    IgE dışı mekanizmalarla gelişen sindirim sistemi alerjilerinde tanı amaçlı endoskopi ve ince bağırsak biyopsisi yapılmalı, uygun histoloji saptanırsa besin eliminasyonu ve ardından besin yüklemesi yapılarak histolojik ve klinik yanıt değerlendirilmelidir. Özellikle IgE dışı besin alerjilerinde tanı koymak ve nedeni belirlemek güçtür. Hastalara yanlış tanı konulup gereksiz yere besin kısıtlaması yapmak beslenme bozukluğuna yol açabilir.

    Besin Alerjisi Tanısı Kesinleşmiş Hastada Tedavide Neler Yapılmalıdır?

    Besin alerjilerinde kanıtlanmış bir radikal tedavi yöntemi yoktur. Hastanın alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınması reaksiyonları önlemenin tek yoludur. Çok az miktardaki besinlerin tüketilmesiyle bile şiddetli reaksiyon olabileceği için mutlak kaçınma şarttır. Önemli bir besin diyetten çıkarılmışsa beslenme bozukluğunun önlenmesi için diyetin düzenlenmesi gereklidir.

    Besin alerjisi olan hastalarda ortaya çıkan hafif reaksiyonlarda antihistaminik ilaçlar ve kortikosteroidler kullanılabilir.

    Anafilaksi öyküsü olan ve/veya yüksek riskli besin alerjili hastalara adrenalin oto-enjektör verilmeli ve kullanımı hakkında bilgilendirilmelidir. Anafilaksi ani başlayan ve acil bir durum olduğu için hastalar ya da ebeveynler adrenalin oto-enjektör’ü mutlaka yanlarında bulundurmak zorundadır.

    Besin alerjilerinde son yıllarda oral immünoterapi (desensitizasyon) protokolleri ile başarı sağlandığı bildirilmektedir. Henüz yolun başında olunmasına karşın umut verici gelişmeler yaşanmaktadır.

    İnek sütü alerjisi olan bebeklerin beslenmesi çok önemlidir. Hayatın ilk altı ayı içerinde anne sütü tek başına yeterlidir. Anne sütü yetmiyorsa veya 6 aydan sonra inek sütünün yerini tutabilecek, normal büyüme ve gelişmeyi devam ettirecek ancak süt alerjeni içermeyen mamalar kullanılmalıdır. Bu mamalar gideren artan koruyuculuk sırasına göre şunlar olabilir:

    İleri hidrolize mamalar

    Aminoasit bazlı mamalar

    Soya mamaları (6 aydan küçük bebeklere önerilmez)

    İnek sütüne alerjik bebeklerin % 30-50 kadarı soya bazlı mamalara, % 10 kadarı da ileri hidrolize mamalara reaksiyon gösterir. Bu çocuklarda esansiyel aminoasit mamaları verilmelidir. Bu özel mamaları yeterince alamayan bebeklerin diyetinde diğer protein ve kalori kaynaklarının arttırılması ve mutlaka kalsiyum ve vitamin desteği verilmesi gereklidir.

    Besin alerjisi olan hastalarda önlemler

    Besin alerjisi tanısı konulan hastaların yakınları belirtilerin tanınması ve gerekirse acil tedavisi konusunda bilgilendirilmelidir.

    Anafilaksi gibi ciddi reaksiyonu olan hastalara adrenalin otomatik enjektörü verilmeli ve kullanımı konusunda eğitilmelidir.

    Her hastaya acil eylem planı düzenlenmeli.

    Besin alerjisi olan çocuk okulda arkadaşlarının yiyeceklerini paylaşmamalıdır.

    Hasta ve ailesi besin alerjenleri ve bunlardan kaçınma konusunda eğitilmelidir.

    İşlenmiş, dondurulmuş veya paketlenmiş gıdalar gizli besin proteinleri içerebilir; alışveriş sırasında besin etiketleri ve içerikleri dikkatle okunmalıdır.

    Restoranlarda yenen yemeklerde de gizli besin alerjenleri olabilir; hazırlayan kişilerden yiyecek içerikleri hakkında bilgi alınmalıdır.

    İnek Sütü Alerjisi Olan Çocuk Hangi Yiyeceklerden Kaçınmalıdır?

    İnek sütü alerjisi olan hastalar aşağıdaki besinler ve besin içeriklerinden kaçınmalıdırlar:

    Sütün her formu: taze, çiğ, pastörize, süt tozu, süt kaymağı, her çeşit bebek maması (anti-alerjik mamalar dışında), diğer hayvanların sütleri (keçi dahil)

    Tereyağı, margarin, kaymak, hayvansal yağlar.

    Yoğurt, puding, krema, sütlü tatlılar.

    Peynir, krem peynir, lor, peynir altı suyu (whey)

    Kazein, kazeinat (ticari gıdalar)

    Lactalbumin, lactalbumin fosfat, lactoglobulin, laktuloz (ticari gıdalar)

    Kefir, ekşi krema, kesilmiş süt.

    Yumurta Alerjisi Olan Çocuk Hangi Yiyeceklerden Kaçınmalıdır?

    Yumurta ve yumurta ile yapılan yiyecekler

    Albumin (ticari gıda)

    Lizozim (ticari)

    Mayonez

    Bebe bisküvisi

    Ayrıca, bazı makarnalar, pastalar, şekerler, çikolatalar, ticari gıdalara eklenen lesitin ve lezzet vericiler de yumurta proteini içerebilir.

    Hangi Çocuk Hastalar Alerji Uzmanına Yönlendirilmelidir?

    İdeal olarak besin alerjisi olan tüm hastalar alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Bunun dışında aşağıdaki hastaların mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı yönlendirilmesi gerekir:

    Anafilâksi veya ağır reaksiyon geçiren hastalar

    Tanı güçlüğü veya şüphesi olan olgular

    Çoklu besin alerjisi olan hastalar

    Eliminasyon diyetine yanıt vermeyen hastalar

    Eşlik eden astım, alerjik rinit, konjunktivit veya egzeması olan çocuklar

    Ağır besin alerjisi olanlar

    Hasta eğitimi ihtiyacı olanlar

    Besin Alerjisi Olan Hastalara Çocukluk Çağı Aşıları Yapılabilir mi?

    Besin alerjisi olan çocuklara genel olarak çocukluk çağı aşıları yapılmasında sakınca yoktur. Ancak dikkatli olunması gereken birkaç durum söz konusudur.

    Kızamık, kızamık-kızamıkçık-kabakulak(MMR) ve grip (influenza) aşıları hazırlanış özellikleri nedeniyle çok az miktarda yumurta ilişkili antijen içerebilir. Bu nedenle yumurta alerjisi olan çocuklarda bu aşıların yapılması konusunda bazı tartışmalar olmuştur. Önerilen aşı takvimine uygun olarak kızamık ve MMR aşıları uygulanmalı ancak mutlaka bir uzman denetiminde ve acil girişim koşulları altında olmalıdır. Grip aşısı da uzman tarafından gerekli görülüyorsa artan dozlar halinde ve dikkatle uygulanabilir.

    Jelatin veya neomisine sistemik alerjik reaksiyon gösteren çocuklarda ise bu aşılar yapılmamalıdır.

    Çocuklarda Besin Alerjileri Kalıcı mıdır?

    Besin alerjileri çocuklarda ve erişkinlerde düzelme eğilimi gösterir. Bu nedenle belli aralarla hastalar değerlendirilip, yükleme testi yapılarak düzelip düzelmediği takip edilmelidir. Süt, yumurta, buğday ve soya alerjileri yıllar içinde çoğunlukla düzelir. Buna karşılık kuruyemiş, balık ve kabuklu deniz hayvanları alerjilerinin düzelmesi daha nadirdir.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı insan hayatının en karakteristik taraflarından biridir. Kadim zamanlardan beri insanlığı ilgilendiren birçok mesele iki kardeşler arası ilişkilerden ibarettir. İlk cinayetin hikayesi olan Habil ve Kabil, imparatorluklar döneminde kardeşler arasında yaşanan kanlı taht kavgaları, Karamozav Kardeşler, Sindirella ve Antik Yunan Mitolojisinde görülen kardeş ilişkileri kardeş kıskançlığı ve mücadelesinin tarihin her döneminde olduğunu gösterir. Çocuklarımızın birbiriyle kavga etmesi elbette hepimiz için huzur kaçırıcıdır. Durmadan tartışmaları, birbirlerine isim takmaları, tahrik ve tehdit etmeleri ya da doğrudan kavga etmeleri aile için ciddi sorunlara yol açabilir. Anne ve babanın evliliklerinde anlaşmazlıklar ortaya çıkması ya da birliktelikten alınan tatminin azalması; fiziksel zarar riskinin doğması ve aile üyelerinin özgüvenlerini yitirmesi şiddetli kardeş kavgalarının muhtemel sonuçlarıdır.

    Kardeş kavgasını nasıl algılamalıyız? Aslında kardeş kavgası, kendilerini keşfettikleri, farklılıklarını ve benzerliklerini farkettikleri ve nasıl beraber yaşayacaklarını öğrendikleri bir süreçtir. Bu kavgalar, farklı bakış açılarına saygılı yaklaşmayı, toplumla uyumlu bir şekilde yaşamayı ve sosyal kabiliyetleri öğrenecekleri bir fırsatı da barındırır. Bunun yanında, karşınızdaki henüz bir çocuk olduğu için, yeni doğan kardeşiyle alakalı hissettiği şeyin kıskançlık olduğunu bile anlamayacaktır. Onun hayatta en değer verdiği şey siz ve sizin ilginiz olduğu için, ilginizin bölünmesinden duyduğu rahatsızlığı tuhaf yollarla dışavurabilir. Bu yeni karşılaştığı duruma karşı nasıl bir tavır alacağını, nasıl davranacağını bilemez. Kardeş kıskançlığının temelleri de bu ilginin paylaşılması etrafında döner.

    Kardeşler arasında yaşanan çatışmaların ne üzerine olduğunu anlamak, onu önlemek için atılabilecek en önemli adımlardan birisidir. Kıskançlık genellikle ailenin gösterdiği ilginin paylaşımı  hususunda ortaya çıkar. Ebeveyn bu konuda kayırıcı da olsa ya da gerçekten adaletli de olsa çocuğunuz bu konudan yakınabilir. Kendini ifade edebilecek başka bir yol bilmiyor olabilir. Eğer böyle bir şey söz konusu değilse yaşanan şey yalnızca yaşları ve içinde oldukları dönemlerin farklılığı da olabilir. Bir yenidoğanın eğlence anlayışı, bir “toddler”ın siniri bozabilir. Aynı şekilde ergenliğe yeni adım atmış kardeş, kimliğini ve bağımsızlığını oluşturduğu çetin bir süreçteyken ona sevgi dolu yaklaşan kardeşiyle vakit geçirmek bile istemeyebilir. Çocuğunuzun kardeşine karşı takındığı agresif tavrın sebebi siz de olabilirsiniz. Çocuklar hemcins ebeveynleriyle özdeşim kurarak ve onları model edinerek bazı davranışlar geliştirirler. Eğer siz de eşinizle sık sık tartışıyorsanız, çocuklarınızın ettiği kavgalar da bunun bir izdüşümü olabilir.

        Günlük hayatı ve ruhsal sağlığımızı zedeleyen bu duruma müdahale edebilir, bu çatışmayı birlikte yaşama kültürünün ve sosyal kabiliyetlerin özümsendiği bir sürece çevirebiliriz.

            Dahil olmak: Eğer her kavgaya dahil olursak birçok açıdan çocukları bağımlı hale getirebiliriz. Bir sorunu kendi başlarına çözmeye dair duydukları güven sarsılabilir. İçinden çıkılamayacak durumlarda çatışmayı onlar için çözüme kavuşturan ebeveyn figürü yerine, kavgayı onlarla birlikte irdeleyen ve çözüm için gayret gösteren bir ebeveyn çocuklarımızın için daha sağlıklı bir rol model olacaktır. Böyle durumlarda taraf tutmaktan kesinlikle imtina etmeli, iki tarafın da kazançları olacağı bir sonuca varılmalıdır.

        Adalet : Eşitlik ve adalet birbirinden farklı durumlardır. Çocuğumuza, kardeşinin aldığı her şeyi alacağımıza, ne yerse onun da yiyeceğine ya da ilginin eşit paylaşılması gerektiğine inandırmamamız gerekir. İçinde oldukları gelişimsel evre, özel hayatlarında yaşadıkları bazı zorluklar bazen ihtiyaçların ve ilginin farklı oranlarda dağılmasını gerektirebilir. Çocuklarımızı paylaşmaya mecbur da bırakmamız gerekir. Kendi başlarına geçirecekleri vakitler de kardeşlerine ve dünyaya karşı tavırlarını iyileştirecektir. Farklılıkları konusunda onları cesaretlendirmeli, bu farklılıkların zarar verici değil tamamlayıcı olduğunu da onlara göstermemiz gerekebilir. Özel bakıma muhtaç ya da üstün zekalı kardeşi olan çocuklar için bu husus daha kritik bir anlam ifade etmektedir.

        Disiplin : Birbirlerine karşı gösterdikleri tavırlar, ev içinde gösterilecek uygun ve uygunsuz davranışlar ve bazı spesifik anlaşmazlıklara dair belirli bir kural sistemi oluşturulur ve bunlar çocuklara samimi bir şekilde anlatılırsa, “Ben haklıyım, sen haksızsın.” gibi suçlamaların önüne geçilmiş olabilir. Kurallar karşısında sorumlu olduğunu farkeden çocuk, davranışlarının sonuçlarının da yine onu ilgilendirdiğini farkedebilir. Hem kavgaların azalmasına hem kendilerini keşfetmelerinde önemli gelişmeler yaşanabilir.

             İletişim : Eğer yalnızca kavga ettikleri zamanlarda çocuklarınızla yakından ilgileniyorsanız, siz yokken hiç kavga etmediklerini farkedebilirsiniz. Bu kavgayı ödüllendirmektir. Aksine, çocuklarınızla birebir zaman geçirmeli, onlara olan sevginizin mahiyetini anlatmalı, ona has özelliklere dikkat çekerek özgüvenin yerleşmesine imkan vermeliyiz. Ailece geçirilen eğlenceli ve sağlıklı bir haftasonu çocuklarınızın arasındaki çatışmayı da dindirebilir.

            Yenidoğan: Eğer yeni bir bebeğiniz olacaksa, büyük çocuğunuzun kardeşini kıskanmasını önlemek için de bazı yollar denemelisiniz. Onu hamilelik sürecinin dışında tutmayın. Karnınıza ellesin, eğer memnun olacaksa sizinle birlikte kontrollere gelsin. Kardeşi doğduğunda nelerin değişebileceğini, bu doğumun hayatınız için neleri değiştirebileceğini anlatabilirsiniz. Doğumdan sonra onun da sorumluluk almasını sağlayabilirsiniz. Yapabileceği konularda onun yardımını alıp ona danışarak çocuğunuzla aynı safta olduğunuzu ona göstermeniz, kardeşine duyduğu sevgiyi arttıracaktır.

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    Ani bir biçimde ortaya çıkan kişiye ölecekmiş gibi hissettiren nöbetler şeklinde ortaya çıkabilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Kişi geçirdiği nöbet karşısında ne yapacağını bilemez sıklıkla hastanelerin acil servislerine başvuruda bulunurlar ancak geçirmiş olduğu kalp çarpıntısı, terleme, titreme, boğulacakmış gibi hissetme hallerinin fiziksel bir karşılığı bulunmamaktadır.

    Atak aniden başlar 10dk içerisinde şiddetlenerek tepe noktaya çıkar çoğu zaman 10-30dk arası sürer 1 saat ve daha uzun sürebileceği gibi 1-2dk gibi kısa sürelide olabilir. Kişi geçirdiği atak sonucunda kendisini bitkin ve yorgun hissedebilir ve dinlenmek ister

    Belirtileri Şunlardır

    Aşağıdaki belirtilerden en az dört tanesinin olması ve dakikalar içerisinde yükselerek kişiye ölecekmiş kaygısı, korkusu vermesi gerekir

    • Çarpıntı, kalbin hızlı hızlı atması
    • Titreme
    • Terleme(sırtı ve avuç içlerinde yoğun olarak görülür)
    • Zor nefes alma yada boğulacakmış hissi
    • Göğüste ağrının yadqa sıkışmanın olması
    • Bulantı(kusacakmış gibi olma) ya da karın ağrısı
    • Baş dönmesi, ayakta duramayacak gibi olma ya da bayılacakmış gibi olma
    • Üşüme, ürperme yada ateş basması durumu
    • Uyuşmalar, karıncalanmaların olması
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    • Ölüm Korkusu

    Panik Atağın Başlıca Sebepleri

    Nedenleri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilmektedir

    Bazı fiziksel rahatsızlıklar panik atağa neden olabilmektedir; sindirim sorunları, bazı besinlere karşı alerjinin olması, akciğer ve kalp rahatsızlıkları, epilepsinin varlığı, kan şekerinin düşmesi, troid bezlerinde sorun varsa fazla adranalin salgılamasına neden olabilir.

    Denge, işitme, görme ve koordinasyon zorluğu çeken kişilerde stres düzeyi artarak panik atağa neden olabilir

    Sosyal hayatında ani beklenmedik değişimler panik atağa neden olabilmektedir; boşanma, beklenmedik birisinin kaybı, sevdiği birisinden uzaklaşmak, iş değişiklikleri(beklenmeden işten çıkarılmak), yaşanmış olan bir travma kişinin panik atağını tetikleyebilir

    Sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddeler panik atağa neden olabilir

    Stres altında bulunan bireylerde farkında olmadan nefes alıp verme sıklaşır nefesin göğüsten hızla alınıp verilmesi panik belirtilerini başlatabilir

    Kişi eğer sakinleştirici bir ilaç kullanıyorsa bunun ani bir şekilde bırakılması yada o ilaca ulaşılamaması kişide panik belirtilerini başlatabilir

    Astım, kortizon ve amfetamin tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar panik atağı tetikleyebilir

    Panik Atak Kişinin Sosyal Yaşamını Nasıl Etkiler?

    İnsanlar bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında üç tip tepki verir ya savaş, kaç yada donup kalmak savaş tepkisinin aktive olacağı bir olayla karşılaşacağımız zaman nabzımızda artış, kalp hızında artma, göz bebeklerinde büyüme gibi belirtiler görülür yani paniği tetikler. Panik atak hastaları tehlike olarak gördüğü asansör, metro gibi kapalı yerlerde bulunmaktan kaçar yanlarında su taşımadan pek gezmekdiklerini görürüz bazıları gece ölürsem diye tek başına uyumakta zorlanır. Kalp krizi geçirirsem korkusuyla egzersiz yapmaktan kaçınabilir, sinema, cami gibi toplu yerlerde hemen dışarıya çıkabilmek için kapı girişlerine oturur, klitlenen trafikte hemen camı açar yani sürekli savaş – kaç tepkisi ile hareket eder.

    Psikoterapi

    Panik atak tedavisinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Bilişsel Davranışçı Terapi gelmektedir.

    Yapılan araştırmalar Bilişsel Davranışçı Terapinin atakların tekrar etmesini önlemede ilaçtan daha etkili olduğunu göstermektedir

    Psikiyatrik araştırmalar ilaçla beraber Bilişsel Davranışçı Terapi kullanıldığında iyileşmenin daha hızlı görüldüğünü göstermektedir.

    Bir Diğer Psikoterapi Yöntemi ise Dünya Sağlık Örgütü WHO tavsiye ettiği EMDR(Göz hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)dir. Kişinin geçmişte yaşamış olduğu ilk panik atak anı ve ona zemin hazırlayan tetikleyiciler EMDR tekniğiyle duyarsızlaştırılarak yeniden işlenir

  • Ergenlikle İlgili Sorunlar

    Ergenlikle İlgili Sorunlar

    Ergenlik dönemindeki gencin hem vücudunda hem de düşünce ve duygularında değişimler olmaya başlamasıyla birlikte, bunlarla baş edemediğinde birçok psikolojik sorunla karşı karşıya kalmaktadır.

    Bunlar; Ergenlerde Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntılar), depresyon, yeme bozuklukları(anoreksiya nervoza ve bulimia nervosa), davranış bozukluğu, karşı olma ya da karşıt gelme bozukluğu, ergenlerde mevsim değişikliklerine bağlı ruhsal değişiklikler, ergenlerde öfke kontrol problemi, intihar, ergenlerde obsesif-kompulsif bozukluk (takıntılar).

    Burada bahsi geçin problemlerin bir ya da birkaçını çocuğunuzda görüyorsanız çok geç olmadan yardım almanızı öneririz. Ergenlik dönemi birçok davranışın oturduğu, ergenin kişilik yapısının oturduğu bir dönemdir. Bu dönemde karşılaştığımız psikolojik problemler karşısında dikkatli olmamız gerekir.

    Ergenlerde Depresyon Nedir?

    Çocukluk dönemine nazaran ergenlik döneminde depresyon daha çok görülmektedir. Aile içi sorunlar, düşük benlik algısı, başarıya dair sıkıntılar, duygu ve düşüncelerdeki yoğunluklar gençleri etkilemektedir. Ergenlikte depresyon; belirli olaylara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır ve kısa süreli görülmektedir. Gençler kendilerini üzgün hissederler.

    Ancak ciddi bir sorun olarak ergenlerde depresyon 15 günden uzun sürüyorsa; kişi kendisini değersiz buluyor, suçluyor, ümitsizse ve intihar düşünceleri, uyku ve iştah sorunları yaşıyorsa, bunun psikolojik bir sorun noktasına taşındığı dikkatinde olunmalıdır.

    Ergenlik hem o dönemde olan gençler adına hem de aile adına zor bir dönemdir. Ancak ailenin vereceği sevgi ve sahiplenmeyle, iyi iletişim ile de rahatlıkla aşılacak ve ilerlenecek bir dönemdir.

    Ergenlerde Karşı Olmak ya da Karşıt Gelme Bozukluğu

    Bu dönemde; ergenlik dönemindeki gençler özellikle ailelerine karşı, kendilerine söylenenleri yapmama hatta tam tersini yapma şeklinde davranışlar göstermektedir. Sanki bir başkaldırıda bulunuyor gibi; gençler kendi yararına olduğunu bilseler dahi tam tersini yapma eğilimi gösterirler.

    Tüm bunlara çok da olumsuz bakmamak gerekir. Çünkü bu dönemi yaşayan gençler özerkliğini ilan etmeye başlamış demektir. Aileler olarak da; çocuklarınızın kendisini ifade eden, kendisine güvenen ve kendi sorumluluklarını alan bireyler olmalarını hedeflemektesinizdir.

    Ancak aile içerisindeki iletişimi ve paylaşımı geliştirdiğinizde, ergenlik döneminde olan bireylerde karşı olma ya da karşıt gelmede azalmalar olduğunu fark edeceksinizdir.

    Ergenlerde Yeme Bozuklukları

    Anoreksiya Nervoza

    Özellikle son dönemde artışta olan reklamlar ve görüntü takıntıları sonrasında kız çocuklarında erkeklere oranlara daha çok görülmektedir. Ekranların aktarmış olduğu; daha ince olmanın daha güzellik, beğeni ve onaylanma algısı yaratması ile birlikte; özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde de sıfır beden olma takıntısı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gerek diyet kısıtlaması uygulayanlar, gerekse aşırı yeme atakları olanlar zayıf kalmaya aşırı gayret gösterir karbonhidrat ve yağ içeren yiyeceklerden kaçınırlar.

    Bu hastalığın oluşumunda gelişimsel aile dinamikleri ve biyolojik faktörler önemli rol oynar.

    Bu kişilerin ergenlik dönemi sorunlarıyla baş edebilmede yetersiz oldukları, sosyal çevrede ince olmak önemliyse kendilik değeri ve başarının kriteri olarak anoreksiya nervoza geliştiği ileri sürülmektedir.

    Ergenlerde Bulimia Nervosa

    Bulumia nervosa, (kusma hastalığı) bir abur cubur seansından sonra, yani fazla yemekten sonra, kişinin istemediği fazla kalorilerden kurtulmak için kusma yolunu seçtiği bir hastalıktır. AAncak bir kerede 1000 kaloriden 10 000 kaloriye kadar çıkabilir. Bu kalorilerden kurtulmak için hasta ya kusar ya da laksatif kullanır. Bir de, zayıflama hapları alma, aşırı egzersiz yapma ve bu yüzden aşırı yorgun düşme gibi yolları seçenler de vardır.

    Bulumikler kendilerinin güvenli bir ortamda yaşamadıklarını düşünürler. Yaptıkları her şeyi başkalarını rahat ettirmek için yaparlar ve duygularını sürekli saklarlar. Yemek, bu kişilerin tek güven kaynağıdır. Ayrıca kusma işlemi burada tıpkı ağlama, bağırma ya da öfke duyma gibi, bir tür duyguların dışavurumu olarak da algılanabilir.

    Ergenlerde Mevsim Değişikliklerine Bağlı Ruhsal Değişiklikler

    Mevsim değişikliklerinde, özellikle bahar ayları zamanlarında bazı bireylerde olduğu gibi ergenlerde de, ruhsal bakımdan olumsuz etkilenmeler söz konusudur.

    Ergenlerde Öfke Kontrol Problemi

    Ergenlikte şiddetten hoşlanma ve saldırganca davranma görülebilir. Öfkesini sağlıklı bir şekilde dile getiremeyen ergen, bunu farklı yollarla ifade etmekte; bağırmakta, saldırmakta ya da hakaret etmektedir. Burada nerede zorlandığını, neyi ifade etmeye çalıştığını anlamak çok önemlidir.

    Ergenlerde İntihar

    İntihar, kişinin kendi özbenliğinden bunalmakla birlikte, kendi yaşamına son vermesidir. Ergenlik döneminde karakterin oluşmasındaki zorluklarla birlikte bu durum ortaya çıkmaktadır.

    İntihar riskinin yüksek olabileceğini gösteren durumlar şöyledir:

    • Depresyonda olan bir hastada ağır bunaltı, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duygularının olması,

    • Daha önce başarısız olan intihar girişimlerinin olması,

    • Hastanın ölmek isteğini belirtmesi,

    • Alkol bağımlılarında iş yitimi, aileden ayrılma ve yalnızlık durumları,

    Ergenlerde Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntılar)

    Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen, bireyi tedirgin eden,benliğe yabancı,bilinçli çaba ile kovulamayan,yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan,istenç dışı yinelenen hareketlerdir.

    Bu tür gençlerin konuşmaları düzgün ve aşırı kibardır. En küçük bir eksiklik bırakmama çabası yüzünden ayrıntılara çok fazla girerler. Düzenli ve çok titizdirler. Belli bir süre sonra bu titizlik dağınıklığa dönebilir.

    Genç saplantılardan oldukça fazla rahatsız olur. Çünkü gencin aklı sürekli bu düşüncelere takılır. Düşüncelerden kurtulmak için sürekli bir takım hareketleri yineler. Bunlar arasında ayıp ve günah şeylerin her akıla geldiği korkusu ve bunun için bir takım hareketleri yineleme sık görülür. Genç bunların anlamsız ve saçma olduğunu bilir ama içinden bunu yapmak için adeta birinin zorladığını düşünür.