Etiket: Karşı

  • Çocuklarda bağışıklık sistemi

    Bağışıklık (İmmün) Sistemi Nedir?

    İmmünoloji nedir?

    İmmünite Latince “immunitas” dan köken alır. İmmunitas, bağımsız olmak, özgür olmak demektir. İmmunite vücut için yabancı ve zararlı olan her şeyden korunma olarak ifade edilebilir. İmmünoloji ise bağışıklık sistemi ile ilgilenen bilim dalıdır.

    Bağışıklık (İmmün) sistemi nedir?

    Bağışıklık sistemi “mikrop” diye tanımlanan, vücudumuzda enfeksiyona yol açan virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zarar verici etkilerine karşı kişiyi koruyan, savunma sistemimizdir. Bağışıklık sistemi hücreler ve organlar-dokulardan oluşur. Bu hücreler; nötrofil, monosit, lenfosit, dendritik hücre olarak adlandırılır. Organ-dokular; lenf bezleri, timus bezi, kemik iliği, dalak, lenf sistemi, barsak-solunum sistemi-ve derideki lenfoid yapılar olarak sayılabilir. Bağışıklık sistemini oluşturan bu hücre ve organlar birlikte muhteşem bir işbirliği içinde çalışmaktadırlar.

    Bağışıklık (İmmün) sistemi nasıl çalışır?

    İmmün sisteminin çalışması iki ana başlık altında incelenir.

    1. Doğal bağışıklık sistemi (doğal direnç); Enfeksiyonlara yol açan mikropları, vücuda ilk girişte karşılayıp tanıyan ve daha sonra ortadan kaldırmak için çalışan, doğal olarak organizmada hazır bulunan bağışıklık sistemidir. Başlıca deri, solunum sistemi ve sindirim sistemi, doğal öldürücü hücreler ( NK hücresi), fagositik hücreler, protein yapıdaki sıvısal ürünler ( kompleman sistemi, sitokinler) den oluşur. Bu sistem enfeksiyona yol açan mikroorganizma ile karşılaşır karşılaşmaz dakikalar içinde harekete geçer. Oluşturulan immün yanıt etkene spesifik değildir ve hafızası yoktur.

    2. Edinsel bağışıklık sistemi ( kazanılmış direnç); Bu sistem, vücuda zarar veren bir mikropla karşılaşmayı takiben, günlerle belirtilen bir hazırlık süresi sonucunda harekete geçer. Etkene spesifiktir ve hafızası vardır. Yapıtaşlarını T ve B lenfositler oluşturur.

    Doğal ve edinsel bağışıklık sistemi ayrı ayrı olarak ele alınsa da, karşılıklı etkileşim içinde, işbiriliği ile vücudumuzu zarar veren etkenlere karşı korumaktadırlar.

  • Aile İçi İletişimi Güçlendirmenin 10 Yolu

    Aile İçi İletişimi Güçlendirmenin 10 Yolu

    Günlük hayatın koşuşturması, hem evde hem de işte üzerimize düşen sorumlulukların fazlalığı bazen aile içi iletişimimizin azalmasına sebep olabiliyor. Bu iletişim kopukluğu uzun vadede tartışmalar, anlaşmazlıklar ya da uzlaşamama gibi problemlere sebep olabiliyor.

    Aile mutluluğu ve huzurunu tehdit eden bu problemler ile yüz yüze gelmemek için aile içi iletişime özel bir özen göstermek hayati önem taşıyor. Aile için iletişimi güçlendirmenin 10 yolunu bu yazımızda öğrenebilir, aileniz için en uygun olanları uygulayabilirsiniz.

    1. Aile üyelerinin tüm dikkatinin üzerinizde olduğundan emin olun. İletişim kurarken göz kontağı kurmaya dikkat edin. İlgisinin televizyon, bilgisayar ya da mobil cihazlarda değil siz de olduğuna emin olun. Sizinle konuşurken siz de tüm dikkatinizi ona yöneltmeye gayret edin.

    2. Önemli ve ciddi bir konu üzerinde konuşacağınız zaman konuya ilk önce pozitif yönlerle başlayın. Söz konusu olayda karşınızdaki aile üyesinin sizin için olumlu yönlerini övün. Ardından rahatsız olduğunuz konuları dile getirin.

    3. Asla saldırı halinde olmayın. “Sen hep böylesin!”, “Sen asla şöyle düşünmezsin!” gibi net ve saldırgan ifadelerden kaçının.

    4. Abartmayın. Çok üzgün olduğumuzda duygularımız bizi içinde olduğumuz durumu ya da karşımızdakinin davranışlarını abartmaya itse de bu güdüye karşı koyun ve daha adil bir noktadan yaklaşın.

    5. Karşınızdakinin zihnini okumaya kalkmayın. Aile bireylerini çok iyi tanıdığınızı ve aklından geçenleri bildiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak bu yaklaşım hem siz de bir ön yargı oluşturabilir hem de karşınızdakinin öfkesine neden olabilir.

    6. Prensiplere değil önceliklere odaklanın. Bazen karşımızdaki kişinin hislerinden ve önceliklerinden çok kendi prensiplerimize önem verebiliriz. Bu durum bizi asla kazanamayacağımız bir tartışmaya sürükleyebilir. Bunun yerine karşımızdaki kişinin önceliklerini ve hislerini anlamaya çalışmak daha faydalı olabilir.

    7. Hislerinizin sebeplerini açıklayın. Bazen hislerimizin evrensel olduğunu düşünürüz. “Bu kimin başına gelirse gelsin aynı benim gibi hissederdi” deriz. Ancak bu bizi yanlış bir noktaya sürükler. Çünkü herkesin her durumda aynı hissetmesi neredeyse imkansızdır. Doğru iletişim kurmak için bize neyin ve neden böyle hissettirdiğini açıklamak daha sağlıklı olacaktır.

    8. İhtiyaçlarınızı net bir şekilde ifade edin. Aile içerisinde bazı durum ve davranışlar sizi rahatsız ediyorsa bunu yüksek sesle dile getirmeniz ve bunun hangi şekilde yapılırsa sizi rahatsız etmeyeceğini anlatmanız ilişkilerinizi düzeltmek için faydalı olacaktır.

    9. Konuşma konularını bir ya da iki adetle sınırlayın. Aynı anda birden çok konuyu konuşmaya çalışmak çıkış yolu bulmanızı zorlaştırır. Bu nedenle bir aile üyesi ile bir konu üzerinde konuşurken diğer konuları gündeme getirmemeye gayret edin.

    10. Karşınızdakinin soru sormasına izin verin. Efektif bir iletişim için konuşmanızı bitirdikten sonra karşınızdaki aile üyelerinin soru sormasına izin verin. Bu sorular sayesinde karşılıklı olarak birbirinizi daha iyi anlayabilirsiniz..

  • EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    Son yıllarda evliliklerde yaşanan sorunlarının çoğalması, buna bağlı olarak boşanmaların ve kadın cinayetlerinin artması; gözleri bir kez daha eşler arası iletişimin kalitesine çevirme gereğini ortaya koydu.

    Evliliklerde, eşler arasındaki sorunlara baktığımızda; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentiler, iletişim eksikliği, sorumlulukların yerine getirilmemesi, gideril(e)meyen ihtiyaçlar en çok karşılaşılan sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    ‘Beklenti’ konusunu ele almak istememin nedeni; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentilerin sadece evlilik sırasında değil, hayatın her aşamasında karşılaşma olasılığının yüksek bir sorun olması.

    Çoğu kişinin, evlilik öncesinde evliliğe dair beklentileri vardır. Bu beklentiler kişiden kişiye değişir. Bu değişimde yaşanan bölgenin, ailenin yetiştirme tarzının, kişinin eğitim durumunun etkisi vardır.

    3 yıl önce yaptığımız evlilik beklenti anketinde, kadınların eşlerinden beklentileri; eşinden sevgi ve değer görmek, ilgilenilmek, eşiyle iletişim kurmak, ev işleri ile çocuk bakımında eşinden destek görmek, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günlerin hatırlanması gibi beklentilerdir.

    Ankette erkeklerin eşlerinden beklentileri ise şöyle sıralanmıştır:

    ‘Eşim güler yüzlü olsun, sevecen ve sıcakkanlı davransın. Çocukları güzel bir şekilde yetiştirsin. Güzel yemekler pişirsin. Mümkünse çok fazla konuşmasın.’

    Kişinin bu beklentileri dışında ‘olmazsa olmaz’ olarak yorumladığı bireysel tercihler de eklenince, beklenti düzeyi yükselmektedir. Bu yüksek beklentiler gerçekleşmediğinde ise hayal kırıklığı, öfke ve çaresizlik duyguları yaşanmaya başlamaktadır.

    Peki eşlerin ne yapması gerekir?

    Kişiler arası ilişkilerde üç farklı davranış biçiminden söz edebiliriz. Tercih edilen, tercih edilmeyen ve aldırış edilmeyen davranışlar. Çoğumuzun isteği, eşimizin tercih ettiğimiz gibi davranması, yani beklentimize uygun hareket etmesidir. Bu istek doğal bir istektir. Ancak bu istek, bir zorunluluk değildir. Eşimiz beklediğimiz gibi davranmak zorunda değildir. Onun tercih edeceği davranış, kendi kararıdır.

    Kendi bireysel tercihlerini veya beklentilerini ve ‘ben olsaydım böyle yapardım’ düşüncelerini tek doğru olarak kabul edip, eşinin beklenti ve tercihlerini dikkate almadığında, büyük olasılıkla sorunlar yaşanır. Çünkü beynimiz, kendi tercihlerini ‘doğru’ olarak kabul ettiğinde, başka tercihleri otomatik olarak ‘yanlış’ kabul eder.

    Kişiler, bireysel tercihlerini olması gereken, zorunlu ‘doğrular’ olarak gördüğünde, karşıdaki kişinin farklı tercihlerini ‘yanlışlar’ olarak yorumlamaktadır. Böyle bir yorum sonucunda kişinin verdiği ilk tepki, eşini bu ‘yanlıştan’ döndürmeye çabalamaktır. Eşi, davranışını değiştirmediğinde, bu kez tehdit, korkutma veya farklı yöntemler devreye sokulmaktadır. Tüm bu yaşananlar bazen geri dönülmez sonuçlara yol açmaktadır.

    Özetlemek gerekirse, evlilikte eşlerin beklenti yaşaması doğaldır. Bu beklentiler bizim bireysel tercihlerimizdir ve tek ‘doğru’ değildir. Eşimiz beklentimize uygun davrandığında ‘Beklentime uygun davrandığın için teşekkür ederim’ diyerek onu takdir etmek, beklediğimiz davranışların devamını sağlayabilir. Beklentimize uygun davranmadığında ise onun davranışlarını zorla değiştirmeye çalışmak gerçekçi değildir. Bizim yapabileceğimiz şey onun kararlarını bir tercih olarak görmek ve bu karara karşı kendi yorumlarımızı gözden geçirmektir. Çünkü biz, eşimiz bile olsa başkasının davranışları, düşünceleri üzerinde kontrol gücüne sahip değiliz. Biz ancak kendi düşüncelerimizi, kendi davranışlarımızı ve kendi söylediklerimizi kontrol edebilir ve değiştirebiliriz. Yazıyı Mevlana’nın bir sözüyle noktalamak istiyorum.

    “Dün zekiydim, herkesi değiştirmek istiyordum. Bugün akıllıyım kendimi değiştiriyorum.”

  • Gebelikte girişimsel olmayan genetik tanı testi (nıpt)

    Gebelik sırasında, anneden alınan kan örneğinde bebeğe ait DNA’dan Down sendromu başta olmak üzere, sık görülen kromozomal trizomileri, X ve Y kromozomu sayısal anormalliklerini analiz eden DNA temelli bir testtir.

    İnsanın Genetik Yapısı;

    Genetik yapımız 23 çift, yani 46 kromozomdan oluşmaktadır. Bu kromozomların 23 tanesini annemizden, diğer 23 tanesini de babamızdan alırız. Kromozomlar; genetik yapımızın molekülü olan DNA’nın paketlenmesi ile oluşurlar.

    Trizomi nedir?

    İnsanlardaki her bir kromozom çift halde bulunur. Kısaca bir kromozomdan iki tane bulunur. Trizomi ise bir kromozomun iki kopyası yerine üç kopyasının olması durumunda ortaya çıkan bir sayısal kromozom anormalliğidir.

    En Sık Görülen Trizomiler

    Trizomi 21

    İnsanda 21 nolu kromozomdan 2 tane yerine fazladan 1 tane daha olması nedeniyle 3 tane 21 ile karakterize olup, doğum sırasında en sık görülen trizomi tipidir. Trizomi 21, hafiften ağır seviyeye değişen zekâ geriliği ile birlikte sindirim, endokrin, kalp, göz bozuklukları seyreden, Down sendromu olarak da bilinen hastalığa yol açar. Down sendromu yaklaşık oalrak 740 yeni doğandan 1’inde görülmektedir.

    Trizomi 18

    İnsanda 18 nolu kromozomdan 2 tane yerine fazladan 1 kopyasının daha olması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Trizomi 18, Edwards sendromu olarak da bilinir. Genelde canlı doğanların yaşam süresi kısa olup, gebelikler yüksek bir abortus (düşük) tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Trizomi 18, yaklaşık olarak 5.000 yeni doğandan 1’inde görülmektedir.

    Trizomi 13

    İnsanda 13. kromozomdan 2 tane yerine fazladan 1 kopyasının daha olması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Trizomi 13, Patau sendromu olarak da bilinir. Genelde canlı doğanların yaşam süresi kısa olup, gebelikler yüksek bir abortus (düşük) tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Trizomi 13, yaklaşık olarak 16.000 yeni doğandan 1’inde görülmektedir.

    Cinsiyet Kromozom (X ve Y) Anormallikleri Nedir?

    İnsanın, erkek veya kadın olmasını sağlayan kromozomlar cinsiyet kromozomlarıdır. Cinsiyet kromozomları X ve Y olarak gösterilir. Cinsiyet kromozomları da çift olarak bulunurlar. Kadınlarda XX ve erkeklerde ise XY şeklindedir.

    Diğer kromozomlarda olduğu gibi, X ve Y kromozomlarının da eksik veya fazla oluşu insanda çeşitli doğuştan hastalıklara neden olmaktadır.

    NİPT testi ile, XXX, XYY, XXYY, XXY (Klinefelter sendromu) ve monozomi X (Turner sendromu) gibi sayısal anormalliklerin varlığını ve yokluğunu yüksek hassasiyetle ortaya koymaktadır. Bu hastalıklardaki sorunların şiddeti değişebilmektedir. Bu konuda bir genetik uzmanından Genetik Danışmanlık almanızda yarar vardır.

    NIPT nin Diğer Klasik Prenatal Testlerden Ne Farkı Var?

    NIPT , invazif (girişimsel) olmayan prenatal testlerdeki son gelişmeler doğrultusunda geliştirilmiştir. DNA temelli moleküler genetik çalışmalarda, belirli fetal trizomi risklerini belirlediği kanıtlanan pratik ve güvenli bir DNA testidir.

    Bu testin yapılması için sadece annenin kolundan alınan kan örneğine ihtiyaç vardır.

    Buna karşın, Koryonik villus biyopsisi (CVS) ve Amniyosentezde yöntem olarak girişimsel işlem yapılmakta, bu girişimler fetusun düşükle sonuçlanma riskini yükseltmektedir.

    NIPT de, girişime bağlı olarak fetusu düşükle kaybetme riski yoktur.

    NIPT bir TARAMA TESTİ dir. Test pozitif çıkarsa ve bebeğin alınmasına karar verilir ise, etik ve hukuk yönden amniosentez yapılarak kromozm analizi gerekir.

    Aynı yöntem kullanılarak değişik ülkelerde değişik markalar adı altında pazarlanmaktadır. ABD de VİSİBİLİTY, MATERNİTY, HARMONY, Kanada’da PANORAMA, Almanya’da PRENA ve Çin’de NIFTY adı ile tanımlanmaktadır.

  • EBEVEYN OLMAK

    EBEVEYN OLMAK

    Hiçbir yeni doğan canlı insan yavrusu kadar bakıma muhtaç değildir. Yeni doğan bir bebeğin, ebeveynleri tarafından hem fiziksel hem de duygusal olarak doyurulmaya ihtiyacı vardır. İhtiyaçlarının karşılanması bebek için hayati derecede önemli ve zaruridir.

    Bebekle Kurulan İlk İlişki ve Annenin Rolü

    Ebeveynler ya da bakım veren kişi bebek üzerinde çok önemli kalıcı izler bırakabilir. Özellikle anne ile bebek arasındaki ilişki bebeğin geleceğindeki ilişkileri üzerinde de etkili olacaktır.

    Yeni doğan bir bebek ilk ve en önemli ilişkisini annesiyle kurar. Anne bebeğinin tüm fiziksel ihtiyaçlarını giderebilen kişidir. Bebeklerde ortalama 1 yaşına kadar güven duygusu şekillenmektedir. Bireyin kendine güvenebilmesi, çocuklukta çevresine duyduğu güvenle paraleldir. Güven duygusunu çocuklukta kazanamayan birisinin bunu sonradan kazanabilmesi çok zordur. Temeldeki güven duygusunu kazanabilmek için annenin çocuğuna karşı davranış ve tutumlarında tutarlı olması çok önemlidir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanırken bunun belli bir düzen içinde yapılması gerekir. Bu önemlidir çünkü annesinin düzenli olarak kendisiyle ilgileneceğini bilen bir çocuk ileriye yani yetişkinliğine bu güven duygusunu taşıyacaktır. Aksi bir durumda yetişkinlikte kişi belirsiz durumlar karşısında panikleyebilir ve aşırı duyarlı hale gelebilir.

    Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına yeterli şekilde karşılık verebilmesi için duygusal anlamda olgunlaşmaları gerekmektedir. Duygusal olgunlaşmasını sağlayamayan bireylerin anne babalığı benimsemesi de güç olmaktadır.

    Gelişim Dönemindeki Takılmalar

    İnsanlarda kimi zaman kişiliğin bazı yönleri belli bir aşamada takılabiliyor. Bu aşama yaşamındaki belirli bir gelişim dönemini ve bu dönemdeki ihtiyaçlarını içeren bir aşamadır. Bu durumda birey yeterli bir bütünlük kuramaz. Kişilik yapısında olgunluğa ulaşamamış bir kişi ise bulunduğu gelişim dönemine uymayan davranışlar sergileyebilir. Belirli bir gelişim döneminde çok doyum sağlanmış ya da tam tersi bir şekilde hiç doyum sağlanamamışsa benzer davranışlar ortaya çıkacaktır. İhtiyacın aşırı karşılanması kadar zararlı bir durum da hiç karşılanmamasıdır çünkü bu iki durum da aynı oranda zarar verebilir.

    Problem Dinamikleri

    Çocuklarla ebeveynleri arasındaki sorunların çıkış noktası, anne baba ve onların çocukla kurduğu ilişkiyi kapsamaktadır. Duygusal olarak olgunlaşamamış anne ve babalar çocuklarının problemlerinden yine onları sorumlu tutarlar ve bunun sonucunda da çocuklarına karşı öfke ve kızgınlık yaşarlar.

    Bir annenin çocuklarına gösterdiği davranış şekli çoğunlukla kendi çocukluğunda annesiyle olan ilişkisinden etkilenir. Anne sevgisinden mahrum kalmış çocukların yetişkinlikte öfkeli ve hırçın bireyler olması muhtemeldir. Bu sevgiyi sonradan verebilmek ise çok güçtür.

    Sınırlar

    Bazı aileler çocuklarına sınır koyma konusunda fazla rahat davranmaktadır. Özellikle çocukluğunda otorite figüründen yoksun olarak büyüyenler yetişkinlikte de kendi çocuklarına karşı otorite oluşturmakta güçlük çekerler. Ya da çocukluğunda çok katı bir baskıyla yetişmişse kişi, çocuğunun aynı şeyleri yaşamasını istemediği için sınırları çok gevşek bırakabilmektedir. Sonuç olarak sınırlar konusunda aşırı baskıcı olmak ya da tam tersi davranmak da aynı derecede çocuklara zarar verebilir. Sınırların iyi çizilemediği çocuklarda topluma aykırı davranışlar görülebilir. Çok baskıcı bir tutum ise ebeveyne karşı öfkenin oluşmasına ve benzer şekilde diğer insanlara karşı da olumlu yaklaşamamaya neden olabilir.

    Ebeveyn Tutumu

    Ebeveynlerin ya da bakım veren kişilerin çocuğa karşı tutumu öylesine önemlidir ki çocuk bu tutum doğrultusunda benlik kavramını şekillendirir. Anne baba doğrudan ya da dolaylı bir şekilde itici bir tutum sergiliyorsa çocuk da kendisini değersiz olarak algılayabilir, kendisi hakkında uzun süreli negatif düşünceler geliştirebilir. Çocuklar itici ya da kabul edici her türlü davranışı rahatlıkla ayırt edebilirler. Bebekler annelerinin kendilerine gösterdiği ilgi, sevgi ve her türlü tutumun gerçekçi ya da zorlama olup olmadığını kolayca algılayabilirler.

    Ebeveyn tutumları ve bunların çocuk üzerindeki etkileriyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz web sitemizdeki bu konuyla ilgili yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

    Unutulmamalıdır ki bilinçli anne babalar ancak bilinçli çocuklar yetiştirebilir. Ebeveynler eğitilirse çocuklar da eğitimli doğacaktır.

  • Psikoloğa deliler mi gider?

    Psikoloğa deliler mi gider?

    -“Kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Kafam çok karışık..”

    -“Bir psikoloğa görün istersen.”
    -“Sensin deli.”
    -“Delilik değil ki bu. Konuşursun, rahatlarsın hem.”
    -“Aksam vakti elimi kana bulatma bak.”
    ….
    -“Gidecek misin?”
    -“Tamam tamam. Senin dediğin olsun. Tanıdığın psikolog var mı? Ücreti ne kadar?”
    -“Var var. … tl.”
    -“Sadece konuşacağız yani.”
    -“Evet, yardımcı olur mutlaka.”
    -“Ohoooo, iki muhabbete … tl mi olur? O versin bana … tl, bak ben neler anlatıyorum”

    Eminim psikolog tavsiye edilen pek çok kişi bu diyaloğa benzer tepkiler vermiştir. Bu yaygın bir düşünce ne yazık ki. Psikoloğa gitmeye hala günümüzde hakaret gibi bakan insanlar var. Sağlık denince akla beden sağlığı geliyor çünkü. Oysaki kendimizi sadece bedensel olarak kötü hissetmeyiz. Hemen hemen hepimiz yaşamımız boyunca depresyon, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları, aile içi çatışmalar ve iletişim sorunları, boşanma, kayıplar, çocuklarımızla ilgili sorunlar, yas gibi zorlayıcı yaşam olaylarıyla karşı karşıya kalmışızdır. Bazen olur ki, yaşamımızda karşılaştığımız bu zor durumlar karşısında ne yapacağımızı bilemeyiz. Bazen kararsız kalır, bazen acı çekeriz. Bazen yapmak istemediğimiz tekrarlayan davranışların esiri oluruz. Bazen karşılaşma ihtimalimiz olan bazı olaylarla ilgili öyle kaygılanırız ki, bedensel duyumlarımızı kontrol edemeyiz.

    Her şeyin daha zor olduğu böyle zamanlarda yardım istemek güç olabilir, sorunlar çözümsüz ve karmaşık görünebilir. Hatta çözüm yanı başınızdayken bile görmek mümkün olmayabilir. Aslında daha öncesinden, bir şekilde sorunlarınızın üstesinden gelmişsinizdir. Sadece yeniden bu yeteneğinizin farkına varmak, kendi ışığınızı görmek ve kullanmak için desteğe ihtiyacınız vardır.

    Şuanda bu yazıyı okuduğunuza göre, sorunlarınız yaşamınızı olumsuz yönde etkilemeye ve çaresizlik duygusunu yaşamaya başlamış olabilirsiniz. Elbettepsikolojik yardımalmaya ihtiyaç duymak ve bu doğrultuda ilk adımı atmak zor bir süreçtir. Cesaretinizi yarın topladığınızda, daha uzun ve zorlu bir iyileşme süreci sizi bekliyor olabilir… Yeniden gücünüzü toplamak, hayata dimdik ve gülümseyerek bakabilmek için ihtiyacınız olan desteği almaktan çekinmeyin. Bu tıpkı başınız ağrıdığında, bir doktora gitmekle aynı şeydir.

    Siz siz olun, yaşamınızda karşılaştığınız zorluklara kendinizi mahkûm edecek kadar DELİ OLMAYIN!

    Alan mezunu, alanında tecrübeli, gerekli eğitimleri almış yetkin birine başvurup işbirliğinden faydalanarak içinden çıkamadığınız sorunlara çözüm bulun.

    Kim bilir belki desorunlarınızla etkili bir şekilde baş etmeye başladığınızda, Güzide hanım “Ben sorunumla yıllardır boşuna yaşamışım. Yıllardır nerelerdeydiniz!”diyen birçok danışanımdan biri olabilirsiniz

  • EVLİLİK VE MADDİ PROBLEMLER

    EVLİLİK VE MADDİ PROBLEMLER

    Günümüz şartlarında yeni evlenmiş ama borçlanmamış bir çiftin varlığını pek te varsayamayız diye düşünüyorum. Çiftler, evlilik akdinde birbirlerine iyi günde, kötü günde sözü verirken kötü günler bazı durumlarda düğün hazırlıkları sırasında oluşan borçların ödeme zamanı geldiğinde ortaya çıkabilmektedir. Elbette ki tanıdık ve sevilen arkadaşların, aile dostlarının, akrabaların davet edildiği güzel bir düğün pek çok çiftin hayalidir. Fakat elbette ki mevcut bütçenin üstüne sarkacak harcamalar her iki tarafında ilerleyen zamanlarda karşısına, ödenmesi gereken borçlar olarak çıkacaktır. Bunun yanı sıra adet ve gelenekler çerçevesinde gelin ve damat adaylarının ailelerinin birbirinden beklentileri de maddi anlamda tarafları yük altına sokacaktır.

    Yeni evli çiftlerin maddi anlamdaki sorunlarının temelinde genellikle; düğün hazırlıkları esnasında yapılan ve mevcut bütçeye uygun olmayan harcamalar yatmaktadır. Buna ek olarak zaman zaman eşlerden birinin evlenmeden önce kendisi ya da ailesi adına çekmiş olduğu bir kredi, başka birine kefil olunmasından kaynaklı bir banka borcu, bir araba taksidi maddi anlamda ek sorunlara sebep olabilmektedir. Bazen kumar gibi bağımlılık problemleri de tarafların maddi konularda aralarında sorunlara yol açabilmektedir.

    Evet maalesef ki sorunlar…

    Aslında evliliğin ilk dönemleri; çiftlerin ruhsal ve bedensel anlamda birbirlerini tanıma, anlama, birbirlerine alışma dönemleridir. Ortak bir hayatı paylaşma ve sürdürmenin temelleri atılır. Çiftler bu dönemin keyfini çıkarabilecekken , ister istemez maddi anlamda var olan problemlerin içinde boğulabilirler. Bu süreç aslında başka hiçbir sorunu olmayan çiftlerin sırf maddi konulardan dolayı yıpranmasına sebep olmaktadır. Ve o çok güzel geçirilebilecek ilk dönemler belki de evliliğin en hatırlanılmak istenmeyen zamanları olarak akıllarda kalabilmektedir.

    Maddi problemler tarafların birbirlerine psikolojik veya fiziksel şiddet uygulamasına kadar varabilmektedir maalesef. Bazense süreç, bu sorunlarla baş edilemeyeceğine dair gelişen olumsuz bir inançtan kaynaklı olarak, tarafların hukuki yollara başvurmasına kadar ilerleyebilmektedir.

    Maddi konularda ortaya çıkan bu problemler karşısında mümkün mertebe birbirlerini anlamaya ve destek olmaya çalışan çiftler ise krizi daha iyi yönetebilmekte ve mevcut durumla nispeten daha kolay bir biçimde baş edebilmektedirler. Tarafların bu sorun karşısında birlikte hareket etmeleri problemlerin üstesinden gelme güçlerini görmelerine yardımcı olmakta ve birbirlerine güvenlerini pekiştirmektedir.

    Neler yapılabilir, Nasıl davranmalı ?

    Gerçeği yansıtan bir bütçe planı hazırlanmalı ve bu plana uygun hareket edilmelidir.

    Eş adaylarının maddi imkanlarını birbirlerine açık ve net ifade etmeleri, neyi yapıp neyi yapamayacaklarını uygun bir dille anlatmaları pek çok problemin önüne geçebilir. Problemin şiddet derecesini azaltma ihtimaline sahiptir.

    Aileler tarafından maddi destek teklif ediliyorsa bu diğer tarafı rahatsız etmeyecek nitelikte olmalıdır. Bu yüzden desteğin şekli ve sınırları iyi belirlenmelidir.

    Nişan, düğün sürecindeki maddi beklentilerin eş adayının mı yoksa ailesinin mi beklentisi olup olmadığı iyi anlaşılmalıdır. Bu doğru anlama ilerleyen zamanlarda tarafların birbirlerini yargılamalarının önüne geçebilir.

    Çevredeki diğer insanların yaptığı nişan ve düğün organizasyonları, başka insanların yüksek yaşam standartları ve sahip oldukları vb. dile getirilmekten kaçınılmalı, mukayeseye dayalı örnekler verilmemelidir.

    Taraflar eş olarak seçtikleri kişilerin maddi imkanlarını objektif bir şekilde değerlendirebilme ve buna uygun hareket etme konusunda sağduyulu davranabilmelidir.

    Hali hazırda var olan mevcut kişisel borçlar dürüst ve açık bir biçimde karşı tarafla paylaşılmalıdır.

    Tarafların yapamayacakları konularda birbirlerine Hayır deme haklarının bulunduğunu bilmeleri gerekir. Geçerli nedenlere dayandırılan makul bir Hayır yanıtı karşısında beklentiler yeniden gözden geçirilebilir.

    Maddi konularda problem yaşayan taraflar, şayet bu problemleri geride bırakmakta zorlanıyorlarsa bir uzmandan destek almalarını tavsiye ederim.

  • DUYGUSAL KAŞİF

    DUYGUSAL KAŞİF

    Yaşadığımız tüm duygusal karışıklığın merkezinde, sevgi ve sevginin karşıtı olan nefret duyguları vardır. Sevmeyi ve sevilmeyi arzu ederiz. Sevilmek yerine nefret dolu bir davranışla karşılaştığımızda, bu duygularla ne yapacağımızı ve bunlar hakkında kiminle konuşacağımızı bilemeyiz. Bu nefret dolu davranışa karşı çıkma ihtiyacı ile içimizde kilitli tutulan yararlı duygularımızla baş başa kalırız. En azından, ihtiyaç duyduğumuz sevgi ihtiyacımızı paylaşamayız. Kendi hissettiğimiz nefreti anlamayız, başkalarının duygularını ise çok az anlarız. Duygularımız saklar veya bu konuda yalan söyler ya da hissetmiyormuş gibi davranırız.
    Birçoğumuzun, duygularımız dinlemeden özgürce yaşayabildiğimiz yakın ilişkilerimizde o kadar çok kalbimiz kırılmıştır ki, o tutkulu sevginin pençesindeyken bile kendimizi gizleriz, açığa vuramayız. Uzun süre unutulmayan kalp sızıları, kendimizi tam olarak serbest bırakmamızı engeller ve birisi ile ilişki kurarken de kısmen gizlerimizi korur ve koruyucu bir mesafe bırakırız. Kendimizi tam olarak karşımızdakine vermeyiz. Ender olarak da, engel koymadan en güzel duygusal deneyimlerimizi yaşarız ve birisine karşı derin duygular hissetme sevgimizi yaşamak için kendi kendimize izin veririz. Genellikle, bu derin ve güzel duyguları yaşamak yerine daha çok hayatımızı dargınlıklar, hayal kırıkları üzerine inşa ederiz. Bu duygular bazen tam bir nefret duygusuna dönüşür. Nefret bir kez açığa çıktıktan sonra her şeye bulaşır ve sevgiyi tamamen bitirir.
    Hissettiklerimizin çoğu yaşanabilmeli. Biz içten samimi ve derin duyguları yaşamaya açarız. Başkalarıyla bağlar kurmaya, birilerini anlamaya ve anlaşılmaya açız. Kısacası sevme ve sevilme özlemi içindeyiz. Ama o noktaya nasıl ulaşılır? Duygularımızı yürekten yaşamanın, candan tutkulara sahip olmanın yani sevmenin, sevilmenin, ağlamanın, neşelenmenin, hatta acı çekmenin, zengin ve değerli bir deneyim olduğunu biliriz. Aslında, bizler sürekli olarak duygularımızı yaşamak için dolaylı şekilde yapay yolların arayışı içindeyiz. Bunun için ilaçlar kullanır veya macera, korku ve romantik filmlere gider, TV’ de dizlerin tutkunu oluruz. Tüm bunları, duygusal olarak uyarılmak için yaparız. Gerçekten özlediğimiz şeyleri bulamadığımızdan yoğun heyecanlar hissetmemize neden olacak riskli etkinliklere katılma isteği içindeyiz.
    Bu sevgisizlik travması, nefretin nasıl hissizliğe ve derin duygusal rahatsızlıklara yol açtığını topluma baktığımızda rahatça görebilmekteyiz. Kontrol dışı olan nefret dolu bir yaşam tarzı bir anda tüm hayatımızı ve toplumu sarabilir ve kuşaktan kuşağa aktarılabilir.
    Duygusal hissizlik, şiddet ve sevgisizlik döngüsünü acilen kırmamız gereklidir. Bunun bir yolu duygusal farkındalığı öğrenmek, sevgi duygusunu yaşamak ve son olarak empati geliştirmektir. Açık kalpli olma becerisi; başkalarının ne hissettiğini hissetmek, onların duygularına şefkat, sevecenlik ve nezaketle karşılık verebilmektir. Sevgi yaşantılarımızın farkında olmak, bizim kızgınlıklarımızı, nefretlerimizi ve diğer olumsuz duygularımızı açık şekilde görmemizi sağlayacaktır. Duygusal keşiflerimiz yapabilmek için bu duyguları fark etmek, anlamak ve bunları ifade etmeyi öğrenmek gerekir.
    Duygusal kaşif olarak duygularımızın kendimize ve çevremize karşı çalışması yerine, bizim yanımızda olmasını sağlayabiliriz. Yalan söylemeye, sert ve ani çıkışlar yapmaya, kavga etmeye, diğer insanları incitmeye yol açan zor, duygusal durumlarla baş etmeyi öğreniriz. Bu duyguların yerine, sevme, umutlu ve neşeli olma duygularından keyif almayı öğreniriz.
    Maalesef pek çoğumuz sıradan günlük zorluklardan, bir kısmımız ihanet ve hayal kırıklığından gelen sürekli bir duygusal risk travmasının etkisi altındayız. Duygusal keşiflerimizle çıkış noktasını bulmazsak tüm duygusal acılardan korunmak için donup kalırız. Koruyucu duygusal kabuğa saklandığımızda duygularımızla bağlantımızı kaybederiz ve duygularımızı anlama, kontrol edebilme becerisini kaybederek güçsüzleşiriz.
    Duygusal deneyim açlığı içinde olur ve onu bulma arayışlarına gireriz. Duygusal keşifler, bizim duygularımızla ve duygularımızla ve duyguların güçleriyle özellikle de sevgimizin gücü ile yeniden bağlantı kurabilmenin doğrudan ve etkili yoludur.

  • Geçmişin İlişkilerimize Etkisi

    Geçmişin İlişkilerimize Etkisi

    Özellikle çocukluk deneyimlerimiz bize; kendimizle ilgili, diğer insanlar ile ilgili ve dünya ile ilgili bir takım şeyler öğretir. Ve biz kişisel tarihçemize göre bir takım kalıplar geliştiririz. Dünya kendi başımıza kaldığımız bir yer, insanlar güvenilmez, gerçek beni tanısalar sevmezler gibi çeşitli saptamalarımız vardır. Bu saptamaların kökeni genellikle geçmiştedir ve bir şekilde gelecekte devam edebilme potansiyelleri vardır. Geçmişin bugüne etkisini somutlaştırmak için literatürde yer alan ‘şema’ kavramından yararlanabiliriz.

    Şemayı, çok genel olarak, çocuklukta başlayan ve hayat boyu tekrar eden kalıplar olarak tanımlayabiliriz. Şemalar hayatımızdaki bir takım yaygın duygu, düşünce ve davranışlarla ilişkilidir. İlişkilerinizde terk edilmekten korkar mısınız?; ilişkilerde genelllikle verici olduğunuzu, ihtiyaçlarınızı dile getirmekte zorlandığınızı mı düşünüyorsunuz? ; kendinizi genel olarak yalnız ve ya bir gruba ait değil gibi hisseder misiniz?. Benzeri bir çok soru şema kavramını tanıtmak için sorulabilinir. Bir biri ile ilişkili sorulara verilen evet cevapları belli kümelerde toplandığı takdirde belli bir şemaya işaret eder.

    Şemalar genellikle olaylar karşısında verdiğimiz ilk tepkilerimizi oluşturur. Bu yüzden hayatımızda olumsuzluklara sebep olsalar dahi doğru olarak kabul edilip, hayat boyu sürebilirler. Mesela, kendimizi “yetersiz” biri olarak görüyorsak, bizi kaygılandıran bir projede çalışmaktan kaçınabiliriz ve işin sonunda başarısızlık yaşarız. Böylece “kaçınma” yolu ile kendimiz ile ilgili olan yetersizim inancı desteklenmiş olur. Bazen ise şemanın sürekliliği şemaya “teslim olma” yolu ile sağlanır. Örnek olarak dünya bizim anlaşılmadığımız, ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı bir yer olmuşsa; soğuk, ben merkezci, mesafeli bir kişi ile partner olduğumuzda, ben temel ihtiyaçlarımı bu ilişkiden alamıyorum diyerek ilişkiyi bitirmektense sürdürme eğilimimiz olabilir. Böylece ihtiyacı karşılamayacak biri ile dünya tekrar bizim yoksun olduğumuz bir yer olur. Burada önemli nokta, mutsuz olsak dahi ilişkiyi sürdürme eğilimimizin olmasıdır. Bir başka yolu ise “telafi” yolu ile şemayı sürdürmedir. Burada da yoksunluk ile baş etme yöntemi olarak insanlara aşırı ihtiyaç duyma olabilir. Kişini ihtiyacı fazla olduğu için desteği hissetmede zorlanacaktır ve ya insanlar onun beklediği şekilde yanında olamayacaklardır ve olası duygu yine yalnızlık olacaktır. Burada önemli olan husus, bizim dünyayı anlamak için oluşturduğumuz bir rezervuarın olduğu ve bizim için önemli olan bir şema tetiklendiği noktada başka yollar bize çok mümkün görünmediği için şemaların devamlılılığının bir şekilde sağlanıyor olabileceği. Şemayı oluşturan kişisel öyküye bakıldığında, bir çocuk olarak çok fazla seçeneğimiz olmamıştır. Çocuk olarak çaresiz, güvensiz hissetmiş, kendimizi anlatamamış ve bir şekilde bu kırılgan duyguları duyumsamayarak devam etmiş olabiliriz. Yetişkin hayatımızda tekrar benzer yerden kırıldığımızda şemalarımız tetiklenebilir ve biz hayatın ilk yıllarında bir çocuk olarak nasıl baş ettiysek yine o şekilde baş ederiz. Buradan bakarak, tekrar tekrar üzülsekte, kendimizi o ilişkide değerli hissetmesekte bir ilişkiden çıkmanın çok zor oluşunu anlayabiliriz.

    İlişki dinanikleri şemalarımızın hayatımızda oluşturabileceği etkileri en net görebileceğimiz alanlardan biridir. Farklı kişilerle farklı zamanlarda yaşasığımız problemlerin genellikle belli bir ortak teması vardır. Bu ortaklık bizi şemalara götürür.

    Jeffrey Young, 18 farklı şemadan söz eder ve bunları 5 farklı alan altında toplar. Bu yazıda, şemaların ilişkilerimize etkisini anlatmak için ayrılma ve reddedilme alanında toplanan 5 farklı şemadan söz edeceğim.

    *Terk edilme/ İstikrarsızlık

    Bu şemaya sahip kişilerin, ilişkilerinin bir şekilde biteceğine dair yoğun korkuları vardır. Partneri bir şey olacak ve onu sevmekten vazgeçecektir. Ve ya ölüm gibi beklenmedik bir sebep ayrılığa neden olacaktır. Bu şemaya sahip kişilerin insanların onun ihtiyacı olan sevgi, bağ ve ya güven ihtiyacını karşılayabileceklerine dair inancı olmayabilir. Ötekiler daha çok istikrarsız ve ya güvenilmez konumda kalabilir. Bu durum, güven hissedilebilinecek bir ilişki de güvende hissetmeyi de zorlaştırabilir. Bazen küçük şeyleri ayrılma mesajı olarak anlama, bazen farklı yorumlar getirerek ayrılık anlamı çıkarma gibi durumlara ilişki içerisinde neden olur. Bazen kaybetmeye karşı duyulan yoğun korku; hep partnerle birlikte olma isteği, onu hayatın tek merkezi yapma, onunla konuşmadan geçen birkaç saatin dayanılmaz olması ve ya kısa ayrıllıklara tahammülsüzlük gibi durumlara neden olabilir. Ve ya bu şemaya sahip kişiler, şemayı sürdüren bir baş etme yöntemi olarak güven hissettirmeyecek kişiler ile ilişki içerisinde olabilir. Evli, uzakta yaşayan, bağlanmakta zorlanan, ve ya aldatma potansiyeli olan kişiler bir şekilde çekici gelebilirler. “Şema kimyası” olarak da adlandırılan bu durum; kişilerin zorlandıkları ve ya sevgi, güven, değer, saygı gibi temel ihtiyaçları karşılanmadan bir ilişkiyi sürdürme eğilimini açıklar. Böylece dünya bizim için tekrar tekrar her an terkedileceğimiz bir yere döner.

    *Şüphe/ Kötüye Kullanılma

    Bu şemaya sahip kişilerin bir şekilde diğer kişiler tarafından zarar göreceğini yönünde olumsuz bir beklentisi vardır. Başkaları sizi kendi çıkarları için kullanabilir, aldatabilir, inciltebilir ve ya yalan söyleyebilir. Her an zarar gelme beklentisi için de olduğunuz bir durumda ilişkiler içerisinde güvende hissetmek zor olacaktır. Bu yüzden genellikle gergin ve ve tetikte olabilirsiniz. Zayıf yönlerinizi göstermekten çekinebilir ve ya bilgi paylaşmaktan kaçınabilirsiniz. Size verilen zararın kasti olduğunu düşünebilir, bu yüzden ilişki içerisinde yoğun öfke duyabilirsiniz. Dünya zaten her an suistimal edilebileceğiniz bir yer olduğu için bunun yalnızıktan daha iyi olduğunu düşünebilir ve size iyi hissettirmeyen, kıran ve ya karşı tarafın sizden faydalandığı ilişlileri sürdürebilirsiniz. Şemayı sürdürücü bir tercih olarak saldırgan, küçük düşürücü, yalan söyleyen, aldatma eğilimi olan eşler ile ilişki sürdürme eğiliminde olunabilinir.

    *Duygusal Yoksunluk

    Bu şemaya sahip kişiler, ilişki içerisinde karşılanması beklenebilecek ilgi, sevgi, duygusal sıcaklık, anlaşılmak, dinlenilmek, önemsenmek, yol gösterilme, korunma gibi doğal ihtiyaçlarının yetersiz karşılanacağına dair bir inanç taşırlar. İlişkilerde ihtiyaçlarınızı dile getirmekte, duygularınızı paylaşmakta zorlanabilirsiniz. Siz söylemeden anlaşılmasına ihtiyaç duyabilir, fark edilmediği zaman küskünlük ve ya öfke yaşayabilir ve ilişkiden uzaklaşabilirsiniz. Bazen yoksunluk ilişkide ancak artınca ve ya uzun zaman devam ettiğinde durumu ancak fark edebilirsiniz. Bu şemaya sahip kişiler bazen yakın ilişkilerden kaçınabilir. Şemayı sürdürürücü bir tercih olarak ihtiyaç duyulan şefkati veremeyecek soğuk, bencil, mesafeli eşler ile ilişki sürdürme eğilimi olabilir.

    *Kusurluluk/ Utanç

    Kusurluluk şeması olan kişiler kendilerini kusurlu, kötü, istenmeyen, sevilemez hissetme eğilimindedirler. Kendilerini bir şekilde kusurlu olarak algıladıkları için utanç duygusunu yoğun olarak yaşayabilirler. Kusurluluk algısının dayanağı duruma göre değişebilir. Dış görünüşle ilgili bir özelllik olabileceği gibi, kabul edilemeyen cinsel arzular, saldırgan dürtüler de olabilir. Kişi kendisini fiziksel olarak beğenmediği, bencil olduğu, çok güçsüz olduğu, yeterince iyi konuşamadığı, ve ya başarılı olamadığını düşündüğü için kusurlu hissedebilir. Bu şemaya sahip kişiler ilişkilerde kusurları fark edilecek düşüncesiyle rahatsız hissedebilirler. Eleştiriye, dışlanmaya ve suçlanmaya aşırı duyarlı olabilirler. Zaten kusurlu olduğuna inandıkları için küçümsendiği ve ya aşırı eleştirildiği durumlarda kendilerini korumakta zorlanabilirler. Bu şemaya sahip kişiler bazen kendisine değer veren, ihtiyaçlarına duyarlı birisine değer vermekte zorlanabilir. Çünkü kusurlu birine değer veren biri de değersiz olacaktır. Şemayı sürdürecek bir seçim olarak eleştirel, yüksek beklentisi olan eşler tercih edilinebilinir.

    *Sosyal İzolasyon

    Bu şemaya sahip kişiler kendilerini diğer insanlardan farklı ve ya bir gruba ait değilmiş gibi hissederler. Grup içerisinde farklılıklara odaklanıp büyütüyor, benzerlikleri fark edemiyor olabilirler. Bazı kişiler hissedilen eksiklik duygusunu tetikleyecek, kendisini ait hissedemeyeceği ortamlara girerken, bu şemaya sahip bazı kişiler ise yeni insanlarla tanışmaktan kaçınabilir. Kendilerinde ve ya ailelerinde hissettikleri eksikliği kapatmak için statü, para gibi şeylere çok değer verebilirler. Özellikle iki kişiden daha fazla kişiyle birlikteyken kendilerini rahatsız hissedebilirler. Başkalarıyla bile birlikteyken yalnızlık duygusu olabilir. Bu şema ilişkilerinizde kendinizi açma, farklı yönlerinizi ortaya koyma gibi kendinizi ortaya koyacağınız davranışları sergilemenizi zorlaştırır. Çok başarılı, zengin, çok güzel ve ya yakışıklı eşler çekici gelebilir.

    Şemalar güncelde tetiklendiği zaman bugünümüzü nasıl etkilediği, neye ihtiyaç duyduğumuz ve ihtiyacı karşılamak için ne yaptığımız çok önemlidir. Çocuklukta öğrenilen davranış kalıpları yetişkin olarak da bazen sürdürülür. Mesela, duygusal yoksunluk şeması olan kişi ihtiyaçlarını ve ya kırgınlıklarını ötekine açma konusunda rahat olmayabilir. Sessiz kalmak ihtiyaçlarına kulak verilmeyen bir aile ortamında olan bir çocuk için çok anlaşılırdır. Bir çocuğu hem daha fazla hayal kırıklığından hem de ailesi ile çatışmadan korur. Ancak yetişkin olarak susmak yetişkin olarak bir ilişkide alabileceklerini sınırlamasına neden olur. Kişide belli şeyleri ifade etmemek içsel bir tatminsizlik yaratabilir veya karşısında ki kişi bunları anlamıyor diye partnerine karşı öfkeye neden olabilir. Kişiye isteklerini dile getirmek utanç verici geliyor olduğu için yahut dile getirdiğinde anlamı kaybolacağı için söylemekte zorlanıyor olabilir. Terapide karşısında ki kişiden bir şeyler bekleyebileceği, ifade edebileceği ve desteği kabul edebilmesi üzerine çalışılır. Çocuk olarak ne olduğu ve yetişkin olarak şuan ne oluyor olduğu üzerine çalışmak geçmişin bugüne ikame eden duygusunu anlamlandırmaya yarar. Tetiklendiği zaman canımızı yakan şemaları tanımak ve ne olduğunu anlamlandırmak daha farklı gözle bakmayı ve farklı yolları denememizi sağlar. Böylece bize daha iyi gelecek duygular ilişkilerimizde desteklenmiş olacaktır.

  • Evde Hayvan Beslemenin Çocukların Gelişimine Katkıları

    Evde Hayvan Beslemenin Çocukların Gelişimine Katkıları

    Hayvan sevgisi çocuklara küçük yaşlardan itibaren aşılanması gereken bir durumdur. Çocuklar küçük yaşlarda anneleri tarafından sevilmek dışında diğer canlılar tarafından da sevilmek ister. Evde hayvan yetiştirmek çocuğun sosyal ve duygusal gelişimine destek sağlayarak aidiyet duygusunu ona yaşatacak ve sorumluluk almakla beraber çocuğun benlik gelişimini bu süreç olumlu yönde etkileyecektir. Çocuğun id -ego -süperego üçgeninde tamamen kendisini düşündüğü yani dünyanın merkezine kendisini koyduğu erken çocukluk döneminde bir hayvan besleyerek paylaşma duygusu aşılanabilir ve buna bağlı empati becerisi geliştirilebilir. Yeterince sevgi ihtiyacını tamamlamış yetişkin bireylerin günümüzde sokaklarda hayvanlara yönelik şiddetlerine hemen hepimiz şahit olmuşuzdur. Bu insanlar geçmişte diğer canlılara karşı merhamet duygusunu yitirmiş, mutluluğunu ya da mutsuzluğunu paylaşma becerisine sahip olamamış, sorumluluk sahibi olmayan, sevgisiz korkuyla büyüyen çocuklardır. Bu yüzden hayvanlara şiddet uygulayan yetişkinler öfke kontrol edinimine ihtiyaç duyarlar. Ancak bu çocuk iken karşılıksız sevgi ve güven bağı ile oluşturulmalıdır. Küçük yaşlarda kendisinden farklı görünen, kendisinden farklı şeyler tüketen bir canlıya karşı empati becerisi oluşturan çocuk gelecekte de doğaya karşı da algısı açık bir yetişkine dönüşecektir. Gözünün önünde büyüyen o canlının gelişimini izleyerek çocuk doğanın bilişssel sırlarına vakıf olacak yaratıcılığı artarak diğer canlılara olan ilgisi de artacaktır. Özellikle kendisini ifade becerisi ve dil edinimi kolaylaşacak günlük rutin şeylere karşı sorumluluk bilinci oluşacaktır. Çocuklar sizin hayvanlara karşı vermiş olduğunuz tepkiler üzerinden davranış duygu eşleştirmesi yaparlar. Sizler hayvanları onların gözleri önünde kovalar taş atar ya da korkarak kaçarsanız bu çocukta gelecekte hayvan fobisi oluşma ihtimali yüksek olacaktır. Çocuk tek başına hayvanların zararlı ya da zararsız olduğunu kavrayamaz ancak sizin verdiğiniz tepkiler üzerinden öğrenimler gerçekleştirir ve genellemeler yaparlar. Bu nedenle doğal dürtülerle korkmadan hayvanlara dokunmak istediklerinde engellememek, korkutmamak, olumsuz düşüncelere sahip olmamalarını sağlamak gerekir. Özellikle çocuğunuz sizin onaylamadığınız bir davranış sergilediğinde lütfen ‘’köpek geliyor bak eğer oraya gidersen seni yer, bak şimdi tabağını bitirmezsen kuşlar yer bitirir ‘’şeklinde hayvanlara dair olumsuz bilinçaltı mesajlar vermeyiniz. Aksi halde gece ağlayarak uyanmalar sizin önemsemeden verdiğiniz küçük korku dolu bilinçaltı mesajlardan oluşur. Ayrıca her hayvan dünyaya bir amaç için yaratılarak gelmiştir. Çocuklarınıza hayvanların dünyaya gelme amaçlarından bahsediniz.Çocuklarınıza hayvanların vücudumuza sağladığı katkılardan doğaya verdiği emekten bahsediniz. (bir arının balı yapmasının sırrından tutun da inek sütünün bizler için faydasından bahsedebilirsiniz ) Evde Hayvan Yetiştirmenin Kazanımları; Hayvanlarla büyüyen çocuklar dışa dönük olur. Çocuk tek çocuk ise paylaşmayı öğrenir. Sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar. Empati becerisini geliştirir. Korkularını yenmeyi öğrenir. Hayvan ile konuşarak dil becerisi ile beraber kendisini ifade etme becerisi artar. Çocuğun özgüveni gelişir . Sorumluluk alma ve aidiyet duygusu gelişir. Psikolojik ve zihinsel rahatlama ile öfke kontrolünü destekler.