Etiket: Karın

  • Çocuklarda apandisit

    Apandiks ve apandisit nedir: Kalın barsağın başlangıç yeri olan çekumda bulunan ve ucu kör sonlanan, ortalama 7-12 cm uzunluğunda barsak çıkıntısına apandiks denir. Bu dokunun iltihaplanması apandisitolarak adlandırılır. Apandiks kalın barsağın devamı gibidir ancak yoğun lenfoid doku içerir. Bu yüzden iltihaplandığında dar kanalı tıkanır ve patlamaya kadar giden iltihap süreci başlar.

    Şikayetler:apandisit olan hastanın en önemli şikayeti karın ağrısıdır. Ağrı devamlı ve kesintisizdir, genelde karın sağ alt tarafında yoğun olarak hissedilir, ancak yaygın da olabilir. Bulantı ve iştahsızlık genellikle olur. Kusma başlangıçta birkaç defa olur ve çoğunlukla devam etmez. Çok yüksek olmayan ateş ve halsizlik olabilir. Eğer apandisit akut dönemde tespit edilemez atlanırsa hasta ishal gibi sıvı kaka yapmaya ve yaygın karın ağrıları çekmeye başlar ve bu durumda gastroenteritle daha çok karışır. İltihap karın içine yayılmamış, patlamış apandiks etrafı dokularca sarılmışsa, karın sağ alt kısımda sürekli ağrı, ateş, iştahsızlık gibi şikayetler devamlı olarak görülür.

    Apandisitin tanısı:Apandisitin tanısında muayene bulguları çok önemlidir. Muayenede karın sağ alt kısmındaki hassasiyet ve eli bastırıp çekince ağrının artması önemli bulgudur. Hastada apandisitten şüpheleniliyorsa, kan tahlili, idrar tahlili, karın ultrasonu ve karın röntgen filmi istenir. Ultrason net sonuç vermemişse ayırıcı tanı için karın bilgisayarlı tomografisi veya MR çektirmek gerekebilir. Bu görüntüleme yöntemleriyle iltihaplanmış apandiks ve varsa abse odaklarının gösterilmesi amaçlanır. Apandiksin karın içinde yerleşimi çocuklar arasında çok farlılık gösterebildiğinden ve karın ağrısı çocuklarda çok sık görülen bir şikayet olduğundan apandisitin tanısında günümüzde hala zorluklar yaşanmaktadır. Muayene bulgusu çok önemli olduğunda bu çocukların mutlaka çocuk cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Akut apandisit:apandisit şikayetleri başladıktan itibaren genellikle ilk 24 saat akut dönemdir, yani iltihap karı içine yayılmamış, apandiks etrafında lokalize kalmıştır. Bu süre değişebilir, şikayetler başladıktan kısa süre sonda apandiks patlayıp karın içine iltihabın yayıldığı veya daha uzun süre lokalize kaldığı durumlar da görülebilir.

    Perfore (patlamış) apandisit:apandiks iltihabı ilerleyip kanalı tıkanırsa, daha uç kısım içindeki pürülan (iltihaplı) sıvı ile dolar ve şişer, sonra açılarak iltihap karın içine yayılır. Buna apandiks perforasyonu veya patlaması denir. Bu durumda enfeksiyonun şiddeti artar ve hasta hemen tedaviye alınmazsa hızla septik şok girer ve hayatını kaybetmeye kadar ilerleyebilir. Bazen de apandiks perfore olur ancak iltihap karın içine yayılmadan çevre dokular tarafından sarılır ve enfeksiyon lokalize hale getirilir. O bölgede yoğun enflamasyon, yapışıklıklar ve abse görülebilir. Perfore apandisitte ameliyat sonrası tedavi uzar ve komplikasyonlar daha sık görülür.

    Tedavisi:apandisit tanısı konulunca tedavisi ameliyattır. İltihaplı apandiks bulunup kalın barsağa giriş yerinden bağlanıp kesilerek çıkarılır ve çevredeki iltihap yıkanarak temizlenir. Enfeksiyonun ağır olduğu perfore apandisit durmalarda kuvvetli antibiyotik tedavisi ile enfeksiyon baskılanıp ameliyatın ertelendiği tedavi yaklaşımları da vardır. Ameliyat açık ve laparoskopik (kapalı) olarak yapılabilir:

    Açık ameliyat: Karın sağ alt tarafından 5 cm kadar yatay bir kesi ile karın içine girilerek apandiks bulunur, bağlanarak çıkarılır. Uzun yıllardır uygulanan klasik bir yöntemdir. Kolay ve hızlı uygulanması ve çok bilinen bir ameliyat olması avantajdır. Ancak cilt ve fasya (karın zarı) kesisinin büyüklüğü önemli dezavantajdır, hem iyileşme hem de estetik sonuçları daha kötüdür.

    Laparoskopik (kapalı) ameliyat: Laparoskopik ameliyat göbek deliğinden girilen kamera ve karın alt yan kısımdan girilen bir veya iki çalışma kanalı yardımı ile yapılır. Çocuklarda kamera ve çalışma kanallarının çapı 5 veya 3mm dir. Apandiks çevre dokulardan serbestleştirilerek bağlanır ve çıkarılır. Sonuçta hem çok daha az yara izi kalır, iyileşme daha hızlıdır. Ayrıca karın içi kamera ile incelenerek iltihap, abse odakları daha iyi temizlenir. Günümüzde apandektomi ameliyatı çocuklarda her yaşta, laparoskopik olarak uygulanabilmektedir.

    Ameliyat sonrası: Akut apandisitte ameliyat sonrası bir gün antibiyotik tedavisi yeterlidir, perfore olanlarda ise 10 güne kadar tedavi gerekir. Beslenme akut hastalarda ameliyattan 6 saat sonra başlanabilir, perfore de ise bir gün sonra veya barsak hareketleri başlayınca verilebilir. Hastalarda egzersiz kısıtlaması laparoskopik ameliyatta 3 hafta yeterlidir, açık ameliyatta ise 6 hafta kadar yoğun egzersizden kaçınılmalıdır.

    Komplikasyonlar: Apandektomi sonrası erken ve geç dönemde bazı komplikasyonlar görülebilir ve perfore apandisitlerde bunlar daha sık görülür. Erken dönemde yara yeri enfeksiyonu, karın içi abse oluşumu, barsakta tıkanıklık oluşması (ileus) görülebilir. Geç dönemde de barsak tıkanıklıkları (ileus) görülebilir. Tedavisi için tekrar ameliyat gerekebilir.

  • Çocuklarda kasık bölgesi hastalıkları

    Kasık Fıtığı (İnguinal Herni)

    Çocuk cerrahisinde en sık karşılaşılan sorunların başında kasık fıtıkları gelir. Çocuklarda kasık fıtığı görülme sıklığı %1-4 arasındadır. En sık 0-2 yaş grubunda görülmekle beraber her yaşta ortaya çıkabilir. Prematürelerde bu oran %30- 40’lar civarına tırmanır. Çocukluk çağı fıtıklarının%60-65’i sağ tarafta, %25-30’u sol tarafta, %10-15’i ise çift taraflı görülür. İkiz çocuklardan birisinde, kardeşlerde ve/veya aile bireylerinde fıtık öyküsü varsa çocukta kasık fıtığı görülme oranı artar (%12).

    Çocuklardaki kasık fıtıkları ile erişkinlerde karşılaşılan kasık fıtıklarının oluşma mekanizması birbirinden farklıdır. Çocuklarda görülen kasık fıtıkları, “procesus vaginalis” adı verilen karın içerisinden kasığa kadar uzanan periton (karın zarı) cebinin açık kalması veya zayıf kapanması sonrası herhangi nedenle açılarak karın içerisinde yer alan yapıların (bağırsaklar, kızlarda yumurtalık ve tüpler gibi) kasık içerisine girmesiyle oluşur. Buna “indirekt herni” adı verilir. Erişkinlerde görülen direkt herni ise çocukluk çağında çok nadir olup genellikle ergen çağlarda sportif aktiviteler, ağır kaldırma gibi zorlanmalar sonrasında ortaya çıkabilir.

    Çocukluk çağı fıtıklarında en önemli komplikasyon boğulma (inkarserasyon, strangülasyon) olarak ifade edilen, fıtık kesesi içine giren karın içi yapıların burada sıkışarak dolaşımının (kan akımının) bozulması sonucunda nekroz gelişmesi ve kayıplarıdır. Fıtık boğulması zamanında tanınmaz ve acil olarak tedavi edilmezse fıtık kesesi içindeki yapı bağırsak ise bu yapının nekroz sonrası delinmesine, kızlarda kese içerisinde yer alan yumurtalığın kaybına kadar giden sorunlara yol açabilir. Erkek çocuklarda fıtık boğulması dolaylı olarak aynı taraftaki testisi de etkileyerek testiste de arzu edilmeyen ikincil etkilere ve hatta testis kaybına kadar ilerleyen ek problemlere de yok açabilir. Fıtık boğulması en sık 1 yaş altı hastalarda görülür (%10-12); geç kalınması halinde bu komplikasyona bağlı ölüm oranı %4 gibi yüksek orandadır. Oysa fıtık bu komplikasyonun gelişmesine olanak vermeden elektif koşullarda cerrahi olarak tedavi edildiği durumda ölüm oranı sıfırdır.

    Çocuklarda kasık fıtığının ilk belirtisi özellikle ağlama ıkınma sırasında kasık bölgesinde beliren şişkinliktir. Bu yakınma doğumdan itibaren (özellikle prematürelerde) olabileceği gibi daha sonraları da ortaya çıkabilir. Şişkinlik karın içi organlarının (genellikle ince bağırsaklar, kalın bağırsak, omentum, apendiks, kızlarda yumurtalıklar) fıtık kesesi içine girmesi sonucu oluşur. Şişlik sürekli değildir. Fıtık kesesi içerisine giren organların karın içerisine dönmesi ile kaybolur, ıkınırken ya da ağlarken tekrar belirginleşir. Fıtığın şişmesi ağrılı bir durum değildir. Yani fıtık normalde ağrı yapmaz. Ancak, fıtık boğulması olarak ifade edilen durum son derece ağrılıdır; çünkü fıtık kesesi içerisine giren yapılarda dolaşım bozukluğu ortaya çıkmıştır. Fıtığın boğulması halinde şişliğin üzeri kızarır, ödemlenir (portakal kabuğu gibi görünüm alır). Çocuk sok huzursuzdur, ağlar ve hatta kusar. Bu durumda acilen uygun tedavi uygulanmalı, deneyimli bir çocuk cerrahı tarafından fıtık redükte edilmeye çalışılmalıdır. Başarısız olunduğu durumda organ kaybını önlemek amacı ile acil cerrahi girişim gerekir. Bazen fıtık ilk olarak boğulma ile kendisini belli edebilir; bu tahmin edilebileceği üzere aile için son derece travmatik bir başvuru süreci nedeni olabilir.

    Yukarıda özetlenmeye çalışılan nedenlerden ötürü, çocuklarda kasık fıtıkları tanı konduktan sonra mümkün olan en kısa süre içerisinde (acil değil) ameliyat edilmelidir. Bu tip ameliyatlar planlı ve günübirlik olarak gerçekleştirilmektedir. Diğer bir deyişle, hasta planlı olarak hastaneye davet edilmekte, ameliyat sonrasında ise 2-3 saat gözetim altında kaldıktan sonra tekrar evine geri dönmektedir. Böylelikle çocuk kendi ortamından fazla uzaklaşmadan, hastane ortamından mümkün olan en kısa sürede uzaklaşarak günlük aktivitesine geri dönmektedir. Ameliyat sonrasında hemen her hasta en kısa sürede ayağa kalkar ve şaşırtıcı bir hızla günlük yaşamına geri döner.

  • Kasık fıtığı

    Erkek bebekler annelerinin karnında iken, yumurtaları da kendi karınlarının içindedir. Testisler bebeğin karnından torbalarına hamileliğin son 2 ayında inerler. Bu yolculuk bir kanalın içinden olur. Karın içindeki testisler her iki kasıkta ayrı ayrı oluşan iki kanaldan torbalaya varırlar. Bu kanallar normalde doğumdan çnce kapanırlar. Böylece karın içi ile dışı arasında bağlantı kalmaz. Ancak bu kanallardan birisi veya ikisi birden kapanmazsa o zaman fıtıklaşma olur. Nispeten dar bir kanal açıklığı kaldıysa, karın içi sıvısı bu kanallardan kasığa ve torbaya akar ve burasını şişirir. Bu şişlik çocuk uyanık ve hareketli iken artar. Çocuk uyuyup sakin yatınca azalır veya kaybolur. Tıp dilinde bu hastalığın adı Hidroseldir. Halk arasında Su fıtığı olarak bilinir. Eğer açık kalan kanal genişse o zaman bu kanaldan dışarıya ağlama veya ıkınma gibi hareketlerle karın içinden bir barsak bölümü fırlar, kasık veya torba şişer ve çocuk rahatsızlık hisseder. İşte bu kasık fıtığıdır. Her 100 erkek çocuğundan yaklaşık 4,4 ünde kasık fıtığı gelişir. Erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde fıtığa çok daha sık rastlanır.
    Kızlarda da fıtık olur. Kızlarda da kasık kanalı vardır. Bu kanal açık kalabilir. Kız çocuklarında kasık fıtığına daha az rastlanır. Kızlarda dışarı fırlayan organ yumurtalıklardır.

  • Kasık fıtığı nedenleri ve tedavisi

    Kasık fıtığı veya hidrosel neden olur?
    Erkek bebekler annelerinin karnında iken, yumurtaları da kendi karınlarının içindedir. Testisler bebeğin karnından torbalarına hamileliğin son 2 ayında inerler(Bakınız testisin inişi). Bu yolculuk bir kanalın içinden olur. Karın içindeki testisler her iki kasıkta ayrı ayrı oluşan iki kanaldan torbalaya varırlar. Bu kanallar normalde doğumdan çnce kapanırlar. Böylece karın içi ile dışı arasında bağlantı kalmaz. Ancak bu kanallardan birisi veya ikisi birden kapanmazsa o zaman fıtıklaşma olur. Nispeten dar bir kanal açıklığı kaldıysa, karın içi sıvısı bu kanallardan kasığa ve torbaya akar ve burasını şişirir. Bu şişlik çocuk uyanık ve hareketli iken artar. Çocuk uyuyup sakin yatınca azalır veya kaybolur. Tıp dilinde bu hastalığın adı Hidroseldir. Halk arasında “ Su fıtığı “ olarak bilinir. Eğer açık kalan kanal genişse o zaman bu kanaldan dışarıya ağlama veya ıkınma gibi hareketlerle karın içinden bir barsak bölümü fırlar, kasık veya torba şişer ve çocuk rahatsızlık hisseder. İşte bu kasık fıtığıdır. Her 100 erkek çocuğundan yaklaşık 4,4 ünde kasık fıtığı gelişir. Erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde fıtığa çok daha sık rastlanır.
    Kızlarda da fıtık olur.
    Kızlarda da kasık kanalı vardır. Bu kanal açık kalabilir. Kız çocuklarında kasık fıtığına daha az rastlanır. Kızlarda dışarı fırlayan organ yumurtalıklardır.

  • Çocukluk çağı tümörleri

    NÖROBLASTOM
    Nöroblastom periferal sempatik sinir sisteminin embriyonel tümörüdür. Çocuklarda üçüncü en sık görülen kanser tipidir. Tüm çocukluk çağı tümörlerinin %8ini oluşturur.Bir yaş altı bebeklerde en sık tanı alan tümördür.Hastaların %90 ‘ı beş yaş öncesinde tanı alır.Görülme sıklığı erkek çocuklarda ve beyaz ırkta daha yüksektir.Tümör sempatik ganglion zincirinin bulunduğu boyundan pelvise kadar her yerden ve adrenal medulladan gelişebilir. İleri derecede habaset gösterir ve hasabet derecesi önceden kestirilemiyecek kadar farklı olabilir,dokusal yapısı malignden iyi huylu
    tümör görünümüne dek farklılık gösterebilir. Kendiliğinden gerileyerek yok olabildiğini gösteren yayınlar da vardır.
    Genelde 0-10 yaş gurubunun hastalığıdır. En sık 18 ay-2 yaşları arasında görülür.Hastaların %90'ı 7-8 yaşına kadar tanı almaktadır.
    Yenidoğanda en sık görülen karın içi habis tümörüdür.Bu tümörler rabdomyosakom Ewing sarkom ve Hodgkin dışı lenfomalar gibi diğer küçük hücreli tümörlere benzer.
    Prognoz doku yapısının tanımına göre değişir. Prognozu; tümördeki bağ dokusu miktarı, tümör hücrelerinin farklılaşma derecesi ve tümör hücrelerindeki mitoz (çoğalma) sayısı belirler.
    Nöroblastomu başlatan genetik bozukluk bilinmemektedir.
    Tümör çoğunlukla karın içi arka duvarında yer alır(%75).Bunun yaklaşık%50 si adrenal bezin medulla kesiminde ve %25 i omurilikten çıkan spinal ganglionlardan gelişir.Hastaların %20 sinde göğüs arka duvarında ve %5inden azında ise boyun ve pelvisteki leğen kemiği boşluğunda oluştuğu görülür.
    Belirti ve Bulguları:
    Hastalar tümörün yerine, yayılımına bazende salgıladıkları hormonun oluşturduğu belirtilere bağlı olarak çeşitli şikayetlerle hekime başvurabilirler. Hastaların büyük çoğunluğu karında kitle şikayeti ile hekime başvururlar.
    Karın ağrısı, kilo kaybı, karında şişlik, ateş ve kansızlık tabloya eşlik edebilir. Tümörden salgılanan hormonlarla yüksek tansiyon olguların %25 inde gözlenir.Direkt karın grafisinde tümöral kitlede kanamaya bağlı kalsifikasyon görülür.Çocuklarda sık görülen ve karında kitle ile müracat eden Wilms (böbrek kökenli)tümörde ise genelde kalsifikasyon görülmez.
    Göğüs arka ve üst boşluğu veya boyundaki tümörler Horner Sendromu bulguları (göz kapağı düşüklüğü,gözde kanama) gösterirler.
    Göğüs arka duvarında görülen tümörlerde, solunum sıkıntısı, yutma güçlüğü gibi bulgular görülebilir.
    Nöroblastomlar, çevre dokulara, doğrudan yayılabilrler. Lenf ve kan yolu ile yakın ve uzak bölgelere yayılım görülebilir. Tümör; Lenf bezelerini, karaciğeri, kemik iliği ve kemiğin korteksini tutabilir. Kemik metastasları sıklık sırasına göre uzun ve yassı kemikler (kafa tası kemikleri, omurga, leğen kemiği, kaburga ve iman tahtası kemiğidir). Yaygın kemik iliği tutulumlarında, trombosit azalması ve pıhtılaşma faktörlerinin bozulmasına bağlı kanamalar görülebilir.
    Tanı
    Karın grafisi, bilgisayarlı tomoğrafi(BT) ve ultrasonografi, hekimi kolaylıkla tanıya ve tümörün ne denli yayılmış olduğu bulgusuna götürür.
    Kanda adrenalin, noradrenalin, DOPA ve 24 saatlik idrarda VMA düzeyi tespit edilmelidir.
    Kemik iliği biyopsilerinde nöroblastoma has rozet formasyonu gözükebilirse de kesin tanı tümör dokusundan alınan parçanın mikroskopik incelemesi sonucu konulabilir.
    Tedavi
    Nöroblastomun tedavi şekil ve sonuçları tanı konulduğunda tümörün yaygınlık derecesi ile ilgilidir.
    Tanı sırasında bazı ölçütlere göre yapılan tümörün hangi klinik evrede olduğu tespit edilir.Çeşitli evreleme yöntemlerinden en sık kullanılan Evans'in evrelemesidir.
    Evans Evrelemesi:
    1.EVRE: Tümör yalnız bir organ veya yapıdadır. Tümüyle cerrahi olarak çıkartılabilir.
    2.EVRE: Tümör köken aldığı organın dışına taşmış ancak vücut orta çizgisini geçmemiştir. Komşu lenf bezleri tutulmuş olabilir. Tümör, komşu lenf bezleri ile birlikte çıkartılabilir.
    3.EVRE: Tümör büyük, genellikle orta çizgiyi geçmiştir. Çoğu kez tam olarak çıkartılamaz. Geride tümör dokusu kalır. Karşı yandaki lenf bezleride tümörle tutulmuş olabilir.
    4.EVRE: Uzak yayılım vardır. Kemik, çevre dokular, diğer organlar ve uzak lenf bezleri tutulmuş olabilir.
    4-S EVRESİ: Bir yaşından küçük çocuklardaki uzak yayılımlı hastalığı belirtir. Karaciğer, deri, kemik iliği yayılımları vardır. Kemiğin korteksi (sert kısmı) tutulmamıştır.
    Tedavi:
    Tümörün evresine göre planlanır.
    EVRE-1de tümör bütünü ile çıkartılmalıdır. Nöroblastom kolayca zedelenebilen yalancı bir kapsül ile sarıldığından cerrahi girişim sırasında titiz davranılarak tümör dokusunun çevreye dağılmasına neden olunmamalıdır.
    EVRE-2 aşamasındaki kitlelerin çoğunluğu tamamen çıkartılabildiği gibi, bir kısmı geride kalabilir. Bu hastalarda tedavi kemoterapi ile sürdürülmelidir. Birçok habis urda kemoterapi ile iyi sonuçlar alınırken, nöroblastomalarda istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Metastazlı hastaların % 40'ı kemoterapiye tam yanıt verirken, % 30'u ise hiç yanıt vermemektedir.
    EVRE-2 de ilaçlı tedavi sonucu tümörde gerileme olursa, kalanının cerrahi olarak çıkartılması uygun olur. Bu esnada çevredeki lenf bezlerinden de örnekler alınarak tedavinin başarısı değerlendirilir.
    EVRE-3 Nöroblastomlarda cerrahi girişimin yanısıra, kemoterapi ve radyoterapi gerekir.
    EVRE-4 tümörlerde yoğun kemoterapi verilmelidir. Etkili kemoterapinin ardından küçülen tümöral kitlenin çıkartılmasına çalışılmalıdır. Gerektiğinde tümör yatağına radyoterapi uygulanabilir.
    EVRE 4-S olan durumlarda yaygın karaciğer yayılımı olsa dahi asıl tümöral odağın çıkartılmasına gayret edilmelidir. Tümoral kitle ne kadar çok çıkartılırsa, kemoterapi ve radyoterapinin etkisi o kadar çok olacaktır. Kemik iliği tutulumu bulunan EVRE 4 S vakalarının EVRE 4 ‘e dönüşüm olasılığı bulundurduğundan kemoterapi verilmesi uygun olur.
    Sonuçları: Nörolastomlu bir yaşından küçük çocuklarda EVRE 1, 2, 4-S aşamasındaki tümörlerde hastalığın gidişi belirgin olarak iyi, büyük çocuklarda Evre 3 ve 4 de kötüdür.
    Tümörün köken aldığı bölgede önemlidir. Servikal, mediastinal ve pelvik yerleşimli nöroblastomların klinik seyri retroperitoneal, paraspinal veya adrenal yerleşimlilerden daha iyidir.
    Histopatolojik olarak matür olanlarda seyir daha iyidir. Yaşam oranı %90 nın üzerindedir.
    Kemoterapi ve radyoterapiye iyi cevap vermeyen, yüksek riskli Nöroblastomlu olgularda; genelde indüksiyon kemoterapisini takiben, yüksek doz kemoterapi ve otolog kemik iliği veya kök hücre nakli ile iyi sonuçlar bildirilmektedir.
    Nöroblastom birçok gelişmeye karşın silinip atılması güç bir tümör olma özelliğini sürdürmektedir. Buna karşın Nöroblastom ile ilgili yapılan biyolojik çalışmaların da tedavi için yeni genetik hedefler belirleyeceği ümit edilmektedir.

  • Çocuklarda karın ağrısı

    Çocuklarda karın ağrısı

    Karın ağrısı çocuklarda oldukça sık rastlanılan bir durumdur.Karın ağrısı olan çocuk,iyi bir hikaye,fizik muayene,ağrının tipine göre;radyolojik incelemenin yanı sıra laboratuvar incelemesi gerektirir.Bu yazımızda ağırlık olarak acil cerrahi girişim gerektirecek karın ağrısı nedenleri üzerinde durulacaktır.

    A- ACİL CERRAHİ GEREKTİREN (HAYATI TEHDİT EDEN)NEDENLER:

    Karın Travması: Çocukluk yaş grubunda,oyun sırasında çocuğun yüksekten düşmesi ,motorlu taşıt kazaları,bisikletten düşme gibi durumların karın içi organlarda yapacakları yaralanmalar akut karın ağrısı nedeni olabilirler.İyi bir hikaye ile çocuğun karın travması geçirip geçirmediği ortaya konulmalıdır.Hikayede karın travması var ise,ağrıya neden olan karın içi organ yaralanmasını ortaya koymak amacı ile radyolojik ve kan tetkikleri yapılarak çocuk gözlem altında tutulmalıdır.Karın içi organ yaralanması ve karın içinde kanama var ise karın boşluğuna sokulan enjektörle yapılan aspirasyonda kan gelirse acil cerrahi girişim gerekebilir.

    Apandisit: Daha sık olarak iki yaşın üzerindeki çocuklarda görülür.Göbek çevresinde başlayan ağrıya kusma eşlik edebilir.Ağrı daha sonra karın sağ alt kadranına lokalize olur.Muayenede özellikle karında hassasiyet,subfebril ateş görülür.

    Tanıda;Ultrasonografi, kanda beyaz küre yükselmesi, subfebril ateş önem arzeder.Bilinçsizce kullanılan antibiotikler klinik tabloyu maskeleyerek tanıyı geciktirebilir.Ani olarak başlayan ağrı nedeni ile çocuk bacaklarını karnına doğru çeker.

    Apandisit şüphesi olan çocuk,öncelikle gözlem altına alınmalı,tanı kesinleştiğinde cerrahi olarak apendektomi yapılmalıdır.
    Tanıda geçirilen durumlarda,apendiks perfore olarak (patlayarak)iltihap tüm karın içini tutar ve ağrı da karnın tamamını içine alır.
    İnvaginasyon(barsak düğümlenmesi): Üst kısımdaki bir barsak bölümünün onu takip eden alt kısımdaki barsak içerisine gemici dürbünü gibi girmesidir.Bu durum çoğunlukla ince barsağın son kısmının kalın barsak içerisine girmesiyle oluşur.Daha az olarak ince barsağın yine kendi içine girmesi,kalın barsağın kendi içine girmesi şeklinde de oluşabilir.Sıklıkla 4-10 aylık bebeklerde görülür.Ancak daha küçük ve daha büyük yaş grubundaki çocuklarda da nadirde olsa görülebilmektedir.

    Hastaların %92-98 inde invaginasyon nedeni bulunamaz ve idyopatik olarak değerlendirilir.Hastaların %2-8 inde olayı başlatan bir odak tespit edilebilir.Bu odak,polip,mekkel divertikülü,hemanjiom(kan damarı yumağı),tümör,daha önce geçirilmiş ameliyata bağlı karın içi fibroz bantlar(yapışıklık) olabilir.İnvaginasyon nedeni olarak bir odak tespit edilen hastaların büyük çoğunluğu 3 yaşın üzerindeki hastalardır.

    Hastalığın seyri genellikle tipiktir.Önceden sağlıklı olan bebek karın ağrısı ile uyanır.Ayaklarını karnına çeker ve ağlar.Başlangıçta refleks olarak mide içeriği kıvamında kusar.Birkaç dakika süren ağrı atağından sonra rahatlar.Birkaç dakika sonra ağrı atağı tekrarlar,hasta terler, soluklaşır.Kusma safralı ve barsak içeriği kıvamını alır.Çilek jölesi şeklinde tanımlanan kanlı mukuslu dışkılama ile klasik tablo tamamlanır.

    Karın muayenesinde;karında distansiyon (şişlik) görülebilir.Karın yumuşak ve invaginasyon kitlesi hassas olarak ele gelir.

    Öykü ve bulgular tipik olduğu için tanı kolaydır.Rektal muayenede parmağa çilek jölesi şeklinde kan bulaşır.

    Tanıda; ayakta çekilen direkt karın grafisinde barsaklarda gaz-sıvı seviyelerin görülmesi barsak tıkanıklığını gösterir.Ultrasonografide iç içe geçmiş barsak ansları görülür.Tanıda süphe olduğunda;uygulanacak son yöntem baryumlu kolon grafisidir.Kolon grafisinde invaginasyonun geldiği bölgede dolma defekti görülmesi tanıyı teyit eder.

    İnvaginasyonun tedavisinde; fluoroskopi altında hava veya baryumla (rektal yoldan) redüksiyon (düğümlenmenin açılması) veya cerrahi tedavi uygulanmaktadır.Uygulanacak tedavi hastanın özelliklerine göre seçilir.Erken başvuran fizik muayenede karında irritasyon olmayan invaginasyonun kalın bağırsağın sol tarafına kadar ilerlememiş olgularda,rektal yolla hidrostatik (hava veya baryum verilerek )redüksiyon denenmelidir.Redüksiyon denemesinden önce hasta ameliyata hazır hale getirilmelidir.Redüksiyonun başarısız olduğu veya redüksiyon sırasında gelişebilecek (barsak delinmesi gibi)komplikasyon durumunda süratle cerrahi tedaviye geçilebilmelidir.Hidrostatik redüksiyonda basınç 100-120 mm hg’yı geçmemelidir.Hidrostatik redüksiyonda redüksiyonun gerçekleştiği durumlarda ince barsağa hava geçişi fluroskopi altında görülebilir.Redüksiyonu takiben hasta gözlem altında tutulmalı,gaz ve gaita çıkardığından emin olunmalıdır.Hasta hekime geç başvurduysa,karında irritasyon bulguları,ateş,kan bulgularında beyaz küre yüksekliği (gibi toksik bulgular)varsa basınçlı redüksiyonunun riskine girilmemesi gerekir.Böyle durumlarda karın açılarak manuel olarak redüksiyon denenir.Redüksiyonun bu şekilde gerçekleştiği durumlarda bağırsakta nekroz(doku ölümü)varsa ilgili bağırsak kısmı çıkarılır ve uc uca anastomoz yapılarak barsağın devamlılığı sağlanır.

    İnvaginasyon oluşumunu takiben ilk 6 saat içerisinde tedavi edilmelidir.Zamanında tedavi edilmeyen olgular hızla fatal (öldürücü)seyredebilir.En küçük şüphede hasta mutlaka bir çocuk cerrahi tarafından muayene ile değerlendirilmelidir.


    B- SEYRİ SIRASINDA ACİL CERRAHİ GEREKTİREBİLECEK HASTALIKLAR:

    Bu grup hastalıkların bazılarında daha önce tanı konulmuş bir hastalığın seyri sırasında aynı hastalığa bağlı bir komplikasyon olarak akut karın bulguları ve karın ağrısı ortaya çıkabileceği gibi,komplikasyonun ortaya çıkması ile ancak asıl hastalık tanısı konulabilir.Bu grup hastalıklardan önemli olan bazıları başlıklar halinde anlatılmış diğerleri Tablo-1 de isim olarak gösterilmiştir.
    Malrotasyon ve Midgut Volvulusu: Embiryolojik gelişim sırasında bağırsaklar kendini besleyen üst mezanterik atardamar etrafında saatin aksi istikametinde 270°c lik bir dönüş yaparlar.Bu dönüşün hiç olmaması veya eksik olması duedonumda (oniki parmak bağırsağında)akut veya kronik tıkanıklığa ince bağırsakların kendini besleyen damarlar etrafında dönerek hem beslenmesinin bozulmasına hemde bağırsak tıkanıklığına neden olabilir.Bu durum çocukların %50 sinde yenidoğan döneminde (ilk bir ay içerisinde)ortaya çıkar.Çocukta karında şişlik,kusma gibi belirtiler görülür.Akut karın bulgularının belirgin hale gelmesi ile acil ameliyat gerekir.Bu yaş grubunda tanı genellikle ameliyat sırasında konulur.Daha büyük çocuklarda malrotasyon ve buna bağlı volvulus(barsak düğümlenmesi),çekumun (kalın barsağın başlangıç kısmının ve duodenumun on iki parmak barsağının)normal lokalizasyonda olmadıklarının radyolojik çalışma sonucu anlaşılması ile ameliyat öncesi konulabilir.Malrotasyonu olduğu bilinen çocuklar ancak volvulus gibi bir komplikasyon geliştiğinde cerrahi girişim gerekir.

    İnkarsere kasık fıtığı(inguinal herni):Kasık fıtığı bazen kendini boğulma (fıtık kesesi içerisine giren organların,barsak veya kızlarda over gibi)ile gösterebilir.Çoğunlukla kasık fıtığı olduğu daha önce bilinen çocuklarda fıtık kesesi içerisinde barsağın boğulması kusma,ağrı gibi akut olarak ortaya çıkabilir.Erken müdahelerde boğulmuş barsak ansı elle müdahele ile redükte edilebilir.Geç gelen olgularda;boğulmanın üzerinden 6 saatin üzerinde bir sürenin geçtiği hastalarda mutlaka çare olarak müdahele ve barsak nekrozunun(ölümünün)gelişmiş olup olmadığının kontrolü gerekir.Nekroz gelişmiş ise bağırsağın o kısmı çıkartılır,nekroz gelişmemiş ise fıtık onarımı yapılır.

    Yeni doğanın Nekrotizan Enterokoliti:


    Yeni doğanlarda özellikle prematüre olanlarında daha sıklıkla görülür.İnce ve kalın bağırsaklarda nekroz ve iltihabı reaksiyonlarda seyredebilir.Karında distansiyon (şişlik),kusma ile kendini gösterir.Barsak nekrozuna (doku ölümüne)bağlı karın boşluğunda serbest hava görülmesi halinde acil cerrahi girişim gerekir.Hastalığın tıbbi tedavisi sırasında belirli barsak kesimlerinde darlıklar oluşabilir.Böyle durumlarda da cerrahi girişim gerekebilir.

    Hirschsprung Hastalığı (Doğumsal Aganglionik Megakolon:


    Bu hastalarda doğumsal olarak kalın bağırsağın son kesimlerine yakın bölgesinde ganglion hücrelerinin (sinir hücrelerinin)gelişmemesi ile karekterlidir.Bu durum kalın barsağın bu kesiminde kakayı ileri doğru itme ve normal dışkılamayı sağlama karakterini kayıp etmesine neden olur.Böyle yeni doğanlar kaka yapma sıkıntısı çekebilirler.Buna bağlı kalın bağırsakta artan basınç nedeni ile barsak delinmesi görülebilir.Kalın bağırsak en sık olarak başlangıç kısmından (çekum)delinir.Karın grafilerinde karın içerisinde serbest hava görülür.Akut karının geliştiği bu hastalara acil cerrahi girişim gerekir.
    Duplikasyon: Ağızdan anüse kadar barsağın herhangi bir kesiminde kistik veya tübüler yapıda barsak yapısını taklit eden ve ona komşu lokalizasyon gösteren anomalilerdir.Bunlar semptomlarını kitle basısı,volvulus(barsakta dönerek düğümlenme),delinme,kanama veya daha önce bahsettiğimiz invajinasyonda odak noktası olarak ortaya çıkarlar.Tanıda ultrasonografi,mide mukozası içeriyorsa sintigrafi yararlıdır.Akut karın gelişmesi durumunda acil cerrahi gerekebilir.Bunlarda tanı genellikle komplikasyonları sırasında yapılan ameliyat sırasında konulur.

    Mekkel Divertikülü: İnce barsağın son 20 cm lik kısmında bulunan divertikül tarzında barsağa açılan embiryonik bir artıktır.İnsanların %2 sinde bulunmakla beraber,bunların ancak %4-34 ü oranındakiler komplikasyonu nedeni ile belirti verirler.Belirti gösteren hastaların %45 i iki yaşın altındadır.

    Mekkel divertikülleri,rektal kanama barsak tıkanıklığı,delinme gibi komplikasyonlara neden olabilir.

    Mekkel divertikülü içinde ektopik olarak mide mukozası ve pankreas dokusu bulundurabilirler.Böyle olgularda vişne çürüğü renginde abondan(fazlaca)rektal kanamaya neden olabilirler.Kanama çocuğun kan değerlerini oldukça aşağı çeker.Kanın rengi oldukça tipik olduğu için mekkel divertikülünden şüphelenilir.Kanamaların nedeni mide mukoza dokusunun divertikülde yaptığı ülsere bağlıdır.Sintigrafi bu gibi olgularda tanıyı teyit eder.Kan değerleri düzeltilerek cerrahi girişimle divertikül çıkartılır.

    Mekkel divertkülü bazı olgularda apandisit gibi bir tabloya neden olabilir.Apandisit diye ameliyata alınan hastalarda apandiks normal ise mutlaka mekkel divertikülü olup olmadığı kontrol edilmelidir.
    Mekkel divertikülü,invaginasyon odağı olma ve volvulus (barsak düğümlenmesi)nedeni olarak da karşımıza çıkabilir.

    Patlamış over(yumurtalık)kisti: Patlamış over-kisti şiddetli karın ağrısıve karında hassasiyet yaparak akut apandisiti veya karın içi iltihaplanmayı taklit edebilir.Nadiren hayatı tehdit edici karın boşluğuna kanama ile ortaya çıkarlar.Ultrasonografi tanıda yardımcı olur.Karın içi aşırı kanamalar nedeni ile nadiren cerrahi girişim gerekir.

    Primer Peritonit: Bu hastalık karın boşluğunun karın içi organlardan kaynaklanmayan iltihabıdır.Bakteriler karın boşluğuna ulaşmada kan yolunu,kızlarda genital yolu kullanmaktadır.
    Hastalığın apandisitten ayırımı güçtür.Bu hastalıkta başlama kısa süreli olmasına karşın hastanın genel durumu daha bozuk,ateşi ve beyazküre değeri apandisite kıyasla daha yüksektir.Karnın her tarafında yaygın hassasiyet vardır.Ultrasonografide karında yaygın iltihàbi sıvı görülebilir.

    Hastalığın başlaması ve ilerlemesi akut apandisite benzemeyen bu durumda karın içinden enjektörle alınacak materyalin mikroskopik incelemesinde çoğunlukla streptokok veya gonokokların görülmesi tanıyı kolaylaştırır.Yukarıdaki mikroorganizmaların yanı sıra E.koli gibi gram negatif olanlarına’da rastlanılabilir.Primer peritonit antibiotik ile tedaviye 12-24 saat içerisinde cevap verir.Ancak primer peritoniti ameliyattan önce kesin olarak tanımak güç olmakta ve hastaların çoğunluğu patlamış apandisit şüphesi ile ameliyat edilmektedirler.

    Tablo.1- Seyri sırasında acil cerrahi girişim gerektirebilecek hastalıklar

    1-Koledok kisti
    2-Mazenter kisti
    3-Urakal kalıntılar
    4-Kistik Fibrozis
    5-Peptik ülser
    6-Safra kesesi hastalıkları
    7-Pankreatit
    8-Askariasis
    9-Amebiasis
    10-Tifo
    11-Yabancı cisim yutmaları
    12-Tümörler
    13-Polipler
    14-Kron hastalığı
    15-Ülseratif Kolit
    16-Henok-Şönlayn Purpurası
    17-Hemolitik üremik Sendrom
    18-Ailevi Akdeniz Ateşi
    19-Hemofili
    20-Piyojenik karaciğer ve karın içi apseleri
    21-Tüberküloz Peritonit
    22-Gastrointestinal hemanjiomlar

  • İnvajinasyon (bağırsak düğümlenmesi)

    Bir barsak bölümünün birbiri içine teleskopik sekilde girmesidir.

    İnce barsağın son kısmının (ileum’un) kalın barsağa (cekum’a) girmesi en sık görülen şeklidir. (İleokolik invajinasyon)

    4 ay – 3 yaş arası daha sık görülür.

    İlerleyici bir hastalıktır

    Aralıklı tarzda şiddetli karın ağrısına sebep olur. Çocuk şiddetli kramp tarzında karın ağrısı sırasında bacaklarını karnına çekerek ağlar, huzursuzdur, sonrasında kısa bir süre rahatlama olur, sonra ağrı tekrarlar.

    Kusma vardır, bazen erken dönemde henüz kusma izlenmemiş olabilir.

    İlerleyen süreçte kanlı dışkı (çilek jölesi görünümünde) ortaya çıkar.

    Ateş ileri dönemde barsak dolaşımının bozulmaya başlaması ile kana bakteri geçişi sonucu ortaya çıkar.

    Muayenede karında sucuk şeklinde ele gelen kitle ve hassasiyet mevcuttur.

    Klinik öykü ve muayene ile çoğunlukla tanı konulur.

    Ancak ayakta direkt karın grafisi (hava-sıvı seviyelerinin görülmesi ile barsak tıkanıklığı bulgularının saptanması), Ultrasonografide karın içinde invajine barsağın görüntüsünün (tipik olarak somya yayı görünümü vermektedir) saptanması doğrulayıcı tanısal incelemeler olarak kullanılmaktadır.

    Acil cerrahi gerektiren bir hastalıktır.

    Zamanında girişim yapılmayan durumlarda ilgili barsakta dolaşım bozukluğu çürüme ile sonuçlanıp o kısmın kaybedilmesine neden olur. Hatta geç kalınan vakalarda barsak çürüme bölgesinden delinerek barsak içeriği karın içine boşalırsa ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır.

  • Apandisit

    Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın genellikle sağ alt kısmında bulunan ve apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır. “Appendiks vermiformis uzun ince bir boru şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör barsaktır. 2- 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda yetiş­kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir. Vücuttaki işlevi tam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organdır.

    Apandisit % 90 oranda apendiks girişinin ya da lümeninin (apendiksin iç boşluğu) herhangi bir seviyede dışkı ile tıkanmasından kaynaklanır. Sık görülen nedenlerden biri de apendiks duvarındaki lenf dokularının şişmesidir. Ayrıca nadiren barsak parazitlerinin tıkaması ile, travma ya da barsak lenf kanseri gibi durumlarda da apandisit oluşabilir.

    Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apendiks içinde salgılanan sıvı birikir, iç basınç artar ve aynı zamanda mikroplar çoğalmaya başlar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks duvarının kanlanması ve beslenmesi bozulur. Bu duruma Akut Apandisit denir. Daha sonra nekroz (çürüme) gelişir ve bir yerden apendiks delinir, içindeki mikropca zengin sıvı karın içine boşalır. Bu aşamaya ise Perfore Apandisit denir.

    Apandisit her yaşta görülmekle birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde (20-30 yaş grubunda) ortaya çıkar, çocuklarda en sık 6-10 yaş grubunda görülen apandisitin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı % 2 civarındadır.

    Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Sürekli ve künt bir ağrıya neden olur, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama hiçbir zaman ağrı tamamen yok olmaz. Genellikle 4-12 saat sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ise ağrı karın sağ alt bölgesinde başlar ve orada kalır. Apendiksin değişik yerleşim şekilleri nedeniyle ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta, sağ bacakta, idrar yaparken idrar torbasının üst kısmında hissedilebilir.

    İştahsızlık, hastaların % 90-95’inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bir bulgudur.

    Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75’inde bulantı görülür. Kusma her hastada (özellikle de erken dönemde Akut apandisitte) gözlenmeyebilir. Genellikle hasta yediklerini içerir tarzda kusar, perfore apandisitte safralı kusma da görülür.

    Bu belirtilerin yanında, kabızlık ya da ishal gibi tuvalet alışkanlığında değişiklik ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir.

    Muayene bulguları apendiksin vücutta yerleştiği yere göre değişmektedir. Genellikle karın sağ alt bölgesine bastırmakla hassasiyet ve ağrıda artış saptanır. Perforasyon olup olmaması da bulguları etkiler, eğer perforasyon var ise tüm karın hassastır ve hasta karnını kasarak muayeneye direnç gösterir. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 38 derecenin üzerine çıkmaktadır. Hastanın hareket etmekle karın ağrısının artması tanı için önemlidir.

    Tedavisi Cerrahidir. Açık ya da laparoskopik (kapalı) yöntem ile cerrahi tedavi uygulanır.

    Günümüzde apandisit ameliyatları en basit operasyonlardan biridir. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen karın ağrısı önemsenmeyen ve perforasyon gelişen apandisit olgularında zaman kaybı hayati tehlike yaratır. Zamanında ameliyat edilmediği durumlarda ölümle sonuçlanabilir. Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85 perforasyon riski vardır.

    Apandisit zamanında doktora başvurulduğunda tedavisi basit, geç kalındığında ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır.

    DİKKAT

    * Karın ağrısı olan çocuğa, karın ağrısının nedeni belirlenmeden kendiniz AĞRI KESİCİ VERMEYİNİZ!

    * Eğer çocuğunuz karın ağrısı ile başvurduğunda farklı bir tanı almışsa (İdrar yolu enfeksiyonu, gaz sancısı gibi), önerilen tedavi uygulanmasına rağmen şikayetleri azalmıyor ise tekrar doktora gitmelisiniz.

    * Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık toplam 30 dk-1 saat arası sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp taburcu edilmektedir. Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, karın içi temizlenir ve karın içine dren (hortum) konulması gerekebilir ve bu durumda hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.

    * Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.

    * Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip, ayakta çekilen karın grafisi ve bazen ultrasonografi ile değerlendirilerek teşhis konulur.

    * Şüpheli vakalar hastaneye yatırılır, ağrı kesici verilmeden muayene ve ateş ölçümleri ile takip edilir.

  • Karın germe ameliyatı/abdominoplastide bedeninizde neler düzeltiliyor?

    Hamilelik sonrası ya da aşırı kiloların artığı olarak, gerekçesi ne olursa olsun karın bölgeniz ve çevresinde yapılar (bel, basen, kalça, uyluklar, memeler) deforme olmuş olabilir. Yağ toparlanmaları, çatlaklar, sarkmalar ve buruşmalar sporla, diyetle, kremlerle bir nebze çözüm bulunsa da tümü ancak bir seferde büyük oranda ancak karın germe girişimleriyle düzeltilebilecektir. Bedeninizin üç unsuru bozulur bu süreçlerin sonunda: karın cildiniz, cildiniz altındaki yağ tabakaları,karın duvarınız ve karın kaslarınız.Aşırı büyümüş karın duvarı bedeni zorlar, kaslar esner, gevşer.Kasları karın ortasında birbirine bağlayan kas kılıfı bu gerginlikle ayrışır, genişler. Kaslar kısmen toparlansa da bu kas kılıfı esnek olmadığı için ayrışmış olarak kalır, bu da karın ön duvarında bombelik ve şişkinlik demektir. Hızlı kilo alışları özellikle hamilelik sonrası önemli bir sorundur. Kadınların küçük bir kısmı bu kiloları kolayca verir, çoğu verip eski haline dönmez. Karın, bel ve basenlerde bu yağlar kalır. Özellikle karındaki yağlar spor ve rejime karşı dirençlidir, kolayca eritilemez. Üstelik ciltte toparlanamadığı için gevşeme ve sarkma bu duruma eşlik eder ve karın estetiği tümüyle bozulur. Karın germe ameliyatı oluşan bu bozulumları geriye çevirme uğraşıdır. Göbek deliğinin üzerinden deri gerilerek aşağı indirilir, yeni göbek deliği yapılır. Alttaki deri fazlalık olarak çıkartılacaktır. Gevşemiş karın ön duvarı kasları sıkılaştırılır. Bu, fıtık ameliyatı benzeri dikiş teknikleriyle karın duvarı zarının kendi üzerine katlanıp, daraltılması ve sağlamlaştırılması demektir. Bu daraltılma girişiminin dozu belinizi de daraltıp, inceltecektir. Yağ toplanmalarının bir kısmı liposakşınla alınacaktır. Özellikle göbek deliğinin altındaki çatlaklar hemen tümüyle kesilip atılan parçayla çıkartılacak, üstteki çatlaklar pek gitmese de oluşan gerginliğin etkisiyle eski görünümünü yitirecek ve daha kabul edilir, daha az belirgin bir hale gelmiş olacaklardır. Yeni karın germe konseptinde mutlaka bel ve kasık bölgeleri de ameliyatın doğal uzantısı olarak birlikte değerlendirilip uyumlu bir estetik çizgiye kavuşturulacaktır. Unutulmamalıdır bu girişim bir şişmanlık tedavisi değildir: Sonuçların düzeltilmesi ve eski haline dönüştürülmeye çalışılması girişimidir. Bedeli ise sezaryen izinizden daha uzun ancak mayo altına gizlenebilir bir iz olacaktır. Bunu ameliyat öncesi öğrenmeli ve kabul etmelisiniz. Bütün bu süreçte en hassas nokta karın bölgesindeki problemler tek başına mı yoksa bedenin komşu bölgeleriyle bir bütün olarak düşünülüp birlikte mi çözülmeye çalışılmalıdır? Liposakşınla kısmen karın ve bel bölgeleri düzeltilse de aynı seansta genel bir liposakşın için doktorunuzla görüşmelisiniz.Ama öte yandan memeye ait her türlü sorun (sarkma,gevşeme,büyütme,küçültme) aynı seansta ek bir ameliyat olarak giderilebilir. Gene benzer şekilde bazı jinekolojik ameliyatlar ya da genital bölge estetiği karın germe operasyonların eklenebilecektir. Sonuçta karın germe operasyonu radikal ve sonuçları itibarıyla yüz güldürücü bir girişimdir. Ve kalanları toparlama anlamında bedeninize sunabileceğiniz bir hediye gibi değerlendirmek abartı sayılmamalıdır.

    Dr.Halil Aksu

    Anestezi ve Reanimasyon

  • Karın germe ameliyatı /abdominoplasti için en uygun zaman?

    Çocuklar doğmuşsa, en küçüğü bir yaş civarındaysa uygun zaman geliyor demektir. Kilo alıp vermeleriniz bitmiş ve bedeniniz size göre dengelenmiş olmalı. Çünkü çatlaklık ve sarkıkların kıvamı /derecesi de tam olarak bu sürecin sonunda ortaya çıkacaktır. Ayrıca bedeninizdeki hormonal aktivitede sonlanmış olacağı için metabolizmanız tam olarak sizin kontrolünüzde demektir. Doğum yapmamış bir kadın iseniz ve karın bölgenizdeki yağlanmalar sizi rahatsız ediyorsa liposakşın gibi çözümler sizin için daha uygun olacaktır. Deri elastikiyetiniz muhtemelen iyi olacağı için örneğin Body-Tite RF liposcutionla olası hafif gevşemeler ve sarkıklarda düzeltilebilecektir. Aşırı kilo alıp vermiş kadın ve erkekler içinde en uygun zaman bedenlerini en fit hissedecekleri ve kilo dalgalanmalarının bittiği zamandır. Geride kalan karın sarkıkları, gevşemeler, çatlaklar, bel ve basen yağlanmaları, gevşemeleri doktorunuzca değerlendirilip operasyon kararı gerekirse verilecektir. Estetik karın ameliyatı geçirmiş olmak daha sonra doğum yapmaya engel değilsede bir daha çocuk doğurmak isteyenlerin bu girişimi sonrasına ertelemeleri daha uygun olacaktır. Hamilelik dışındaki diğer nedenlerle özellikle alt karındaki yağ toplanlatıları, karın şişkinliği, göbek altı ve üstündeki derilerdeki gevşeme, sarkma, buruşma gibi karın deformasyonları da hepsi karın germe adayı olabilir. Ama önce nedenleri ortaya çıkartılıp, ekarte edilmelidir. Hormonal ilaçlar, steroitler, antidepresanlar, alerji ilaçları, genetik nedenler hepsi birer sebeptir.Ya da geçirmiş olduğunuz karın içi bir ameliyatın bazen kaçınılmaz sonucu böylesi karın duvarı bozulmaları olabilir. Yaşam biçiminiz ve alkol de bundan sorumlu olabilir. Karın estetiği için bu gerekçeler belirlenmeli ve en uygun fiziksel ortam hazırlanmış olmalıdır.

    Dr.Halil Aksu