Etiket: Karın

  • Jinekolojik Problemlere Neştersiz Çözüm

    Jinekolojik Problemlere Neştersiz Çözüm

    Jinekolojik problemlere neştersiz çözüm

    Jinekolojik endoskopik cerrahide işlemlerin laparoskopi ve histeroskopi olarak tanımlanabildiğini anlatan Op. Dr. Uysal, “Karın içi organları tanımlamak için yapılan işlemler laparoskopik cerrahi olarak nitelendirilirken, rahim içi alanı değerlendirmek için histeroskopi uygulanır. Laparoskopik işlemler esnasında karın boşluğu içerisine uygun basınçta gaz verilerek, göbek deliği hizasından karın içine kamera yerleştirilip organlar görüntülenir. Karın ön duvarına yapılan 3-4 adet 5-10 mm’lik deliklerle de işlem esnasında kullanılacak yardımcı aletler yerleştirilir. Ağır solunum veya kalp hastalıkları olanlar dışında endoskopik cerrahiye çoğu hasta uygundur” şeklinde konuştu.

    Teknik yeterlilik, deneyimli cerrah ve ekibin jinekolojik endoskopik cerrahi uygulamalarında önemli olduğunun altını çizen Op. Dr. Uysal, jinekolojik endoskopik cerrahi girişimlerin sıklıkla kullanıldığı alanları şöyle sıraladı:

    “Tubal sterilizasyon, biopsi, endometriozis cerrahisi, over kistleri cerrahisi, polikistik over sendromu cerrahisi, myomektomi, jinekolojik suspansiyon ameliyatları, inkontinans cerrahisi (idrar kaçırma operasyonları), rahim alma ameliyatları, kısırlıkta tanı ve cerrahi, kadın kanserleri, dış gebelik, yumurtalık ve tüp enfeksiyonlarında abse tedavisinde ve over torsiyonu cerrahisi.”

    TEKNİK YETERLİLİK ÖNEMLİ

    Laparoskopik cerrahinin açık cerrahiye göre çok sayıda avantajları olduğunu da vurgulayan Op. Dr. Uysal, şunları söyledi:

    “Laparoskopik operasyonlar doku ve organlara daha az veren koruyucu cerrahi metotlardır. Karın klasik anlamda açılmadığında yara yeri enfeksiyonu ve operasyona bağlı yapışıklıklar daha az izlenir. Ameliyat sonrası ağrı çok daha azdır. Estetik açıdan idealdir. Karın içi organlar büyütülerek gözlendiğinden cerrahi yönden hakimiyet daha fazladır. Ameliyat sonrasında hastanede kalış süresi çok kısadır. Normal hayata dönüş kısa zaman alır. Karın fıtığı olasılığı daha azdır. Her cerrahi uygulama da olduğu gibi laparoskopik cerrahi işlemler sırasında da komplikasyonlar olabilir. Cerrahi deneyim, teknik yeterlilik ve ekip koordinasyonu çok önemli faktörlerdir. Genellikle komplikasyonlar kamera ve yardımcı aletlerin karın içine yerleştirilmeleri esnasında oluşabilir. Büyük damar, üreter, bağırsak ve mesane yaralanmaları meydana gelebilir. Bu komplikasyonlara müdahale bazen aynı anda yapılan açık cerrahiye ihtiyaç gösterir. Laparoskopik jinekolojik cerrahi öncesinde komplikasyon olasılığını artırabilecek, daha önce geçirilmiş karın cerrahisi öyküsü veya çoklu ve büyük miyomların varlığı gibi durumlar değerlendirilerek operasyon planlanmalıdır.”

    İNFERTİLİTE TEDAVİSİNDE ÖN PLANDA

    Op. Dr. Uysal, jinekolojik operasyonlardan sıklıkla uygulanan histerektomi (rahim alınması) işleminin de laparoskopik olarak yapılabildiğini hatırlatarak “Laparoskopik histerektomi operasyon sonrası ağrı ve iyileşme yönünden hasta açısından oldukça avantajlıdır. Laparoskopik histerektomi sonrasında yara yeri enfeksiyon ve estetik problem çok nadirdir” dedi.

    Özellikle gerek tanı gerekse tedavi amaçlı infertilite tedavi ve takip sürecinde de endoskopik cerrahinin ön planda olduğunu belirten Op. Dr. Uysal, “Tubal ve ovarial faktörlerin değerlendirilmesinde laparoskopik cerrahi sıklıkla uygulanmaktadır. Endometriozis tanı ve tedavisinde de endoskopik cerrahi uygulanmaktadır. Laparoskopik endoskopik operasyonlar hasta için uygun şartlarda ideal yöntemlerdir. Hastanın hem sağlığı hem de konfor yönünden tatmin edicidir. Teknik yeterlilik, deneyimli cerrah, koordine ekip ve ameliyat öncesi iyi değerlendirilmiş hasta ideal sonuç verecektir” şeklinde sözlerini tamamladı.

  • PCOS Polikistik Over Sendromu ve  OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    PCOS Polikistik Over Sendromu ve OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    Polikistik over sendromu ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Öne

    çıkan belirtileri adet düzensizliği, tüylenme ve çocuk sahibi olmada

    güçlüktür. Eğer hasta şişmansa bu belirtiler daha da ağırlaşır. Son yıllarda

    hastalığın vücuttaki insulin direnci ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Görülme

    sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte % 20’lere kadar çıkabilmektedir.

    PCOS’lu hastaların yarısından fazlası şişmandır. Bu hastalarda karın çevresinde biriken yağ

    (santral obezite, elma tipi yağlanma) insulin direncini daha da artırır. Bu nedenle bu hastalıkta

    ileride tip II diabetes mellitus (şeker hastalığı) gelişme riski vardır.

    Yukarıda sayılan belirtilerin olduğu hastalarda transvajınal ultrasonografi yapılarak

    yumurtalıkların görünümüne bakılmalıdır. Ayrıca hormon tahlilleri ve glikoz tolerans testi

    yapılması gereklidir.

    Tedavi

    Şişman PCOS hastalarına her şeyden evvel kilo vermeleri önerilmelidir. Bu durum

    duraklamış olan yumurtlamayı tekrar başlatarak tüylenme ve adet düzensizliğini azaltabilir.

    Daha sonra eğer hastanın çocuk isteği varsa clomifene isimli ilaç doktor gözetiminde

    kullanılabilir. Hastaların %80’inde yumurtlama olur ve 6 aylık tedavi sonunda gebelik oranı

    %40-50 civarındadır. Clomifene’e cevap vermeyen hastalara gonadotropin içeren iğne

    formunda ilaçlar verilir. Laparoskopik ovarian diatermi denilen ve yumurtalıktaki kistlerin tek

    tek yakıldığı tedavi ise bir alternatif olarak düşünülebilir.

    Metformin içeren ve şeker hastalarının da kullandığı ilacın da clomifene’e dirençli

    olgulardayumurtlama oranlarını artırdığı yönünde bulgular vardır. Ancak ilk seçenek olarak

    kullanılmaz. Zira clomifene den daha üstün değildir. Clomifene ile kombine olarak

    kullanıldığında yumurtlamayı artırabilir. Ancak ne zayıf ne de şişman hastalarda gebelik

    oranları artmaz. Fakat şişmanlığın gebelik ve canlı doğum oranları üzerine olumsuz etkileri

    olduğu gösterilmiştir.

    Yardımcı üreme teknikleri PCOS lu hastalarda çok etkilidir. PCOS lu hastaların

    yumurtalıkları normal hastaların yumurtalıklarına göre yardımcı üreme teknikleri tedavilerine

    çok farklı yanıt verebilir. PCOS gonadotropin tedavisine çok hassastır, aşırı yumurta oluşumu

    ile yanıt verebilir fakat bu yumurtaların çoğunun döllenme potansiyeli düşüktür. Çok yumurta

    elde edildiği zaman OHSS (ovarian hiperstimulasyon sendromu) riski yüksektir. Ağır OHSS

    tüm olguların yaklaşık %2’sini oluşturur. Ancak hayatı tehdit eden hipovolemi (kan hacminin

    azalması), hemokonsantrasyon (kanın yoğunluğunun artması), olguria (idrar miktarının

    azalması), elektrolit dengesizliği, karaciğer fonksiyon bozukluğu, tromboemboli, ascit (karın

    boşluğunda sıvı birikmesi), hidrotorax ( göğüs boşluğunda sıvı birikmesi) ve adult respiratuar

    distress sendromu ( solunum yetmezliği) gibi durumlar gelişebilir.

    OHSS sınıflandırılması

    Hafif OHSS

    – Hafif karın ağrısı

    – Karında şişlik hissi

    – Yumurtalık çapı <8 cm3

    Orta OHSS

    – Bulantı ve/veya kusma

    – Orta şiddette karın ağrısı

    – Ultrasonda ascit görülmesi

    – Yumurtalık çapı 8-12 cm3

    Ağır OHSS

    – Ascitle birlikte hydrotorax var ya da yok

    – Olguria

    – Yumurtalık çapı>12 cm3

    – Hemokonsantrasyon, hematocrit> %45

    – Hipoproteinemi

    Kritk OHSS

    – Yoğun ascit veya hidrotorax

    – Oliguri veya anuri

    – Hematocrit>55

    – Beyaz hücre sayısı >25000/ml

    – Solunum yetmezliği

    – Tromboemboli

    OHSS nin oluşum mekanizmasındaki ana unsur damar geçirgenliğinin artmasıdır. Böylece

    damar içindeki sıvı dışarı kaçar ve öncelikle karın boşluğunda birikir. Vascular endotelial

    growth factor (VEGF) PCOS lu hastaların yumurta toplama gününde kan ve follikül sıvısında

    yüksek bulunmuştur. Bu nedenle OHSS gelişiminde önemli bir etken olarak görülmektedir.

    Diğer etkenler hastanın genç olması, zayıf olması, daha önce OHSS geçirmiş olması ve

    yumurtlamanın tetiklenmesinde hCG kullanılmış olması. Gebe kalınan sikluslarda daha fazla

    olması hCG ile bağlantısını da güçlendirmektedir. Artan hCG VEGF salınımını da

    artırmaktadır.

    OHSS den korunma

    – Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ilaçların dozlarını düşük tutmak

    – Tedaviye metformin ilave etmek

    – Yumurtalıklar aşırı cevap vermişse ilaçları kesmek

    – Damardan tedbir olarak albumin verilmesi

    – Tüm embryoları dondurarak transferi ertelemek

    – Tedaviyi iptal etmek

    OHSS gelişen hastalarda hematocrit düzeyi %45 in üzerine çıktığı anda hastaneye yatırmak

    gerekir.

  • Gastroenteroloji konusuna giren belirtiler ve hastalıklar

    Ağza acı su gelmesi, göğüs kemiği arkasında yanma hissi, yutma güçlüğü, yutarken takılma hissi, göğüste yumruk hissi, ağız kokusu olan hastalarda

    Reflü hastalığı (GÖRD), özofajit

    Ösefagus motor hastalıkları (akalazya, diffüz ösefagiyal spazm…)

    Kanser araştırılması…

    Mide;

    Midede ekşime, yanma, sancı, şişkinlik, dolgunluk, gaz, hazımsızlık, geğirme, bulantı, kusma, kanlı kusma gibi yakınması olan, B12 eksikliği ve demir eksikliği gibi kansızlığı olan hastalarda

    Reflü,

    Gastrit,

    Polip,

    Ülser,

    Dispepsi,

    Mide mikrobu (Helikobakter pilori),

    Kanser araştırılması…

    İnce ve kalın bağırsak;

    Kansızlık (anemi), karın ağrısı,dışkıda kan, ishal, kanlı ishal, kabızlık, karında şişkinlik, dolgunluk, gerginlik, gaz, sancı, hazımsızlık, makatta ağrı ve dışkıda mukus gibi yakınmaları olan hastalarda

    Spastik kolon (huzursuz bağırsak sendromu),

    Kolitler,

    Ülseratif kolit,

    Crohn hastalığı,

    Enteritler,

    Çölyak hastalığı,

    Besin alerjileri – gıda intoleransı,

    Hemoroid (Basur),

    Anal fissür (çatlak),

    Polip

    Kanser araştırılması…

    Karaciğer;

    Sarılık, karaciğer enzimlerinde artma, karaciğer yağlanması, obezite, halsizlik, yorgunluğu olan hastalarda

    Hepatitler (A. B, C, D, E ve diğerleri),

    Kronik karaciğer hastalıkları,

    Sarılık,

    Siroz,

    Karaciğer yağlanması,

    Kanser araştırılması…

    Safra kesesi;

    Karın sağ üst kadranda ağrı, dolgunluk, hazımsızlık gibi yakınmaları olan hastalarda

    Taşlar,

    Polip,

    Hazımsızlık,

    Kanser araştırılması…

    Safra Yolları;

    Bulantı, sarılık, karın ağrısı

    Safra kanalında taş

    Safra yollarında kanser

    Pankreas;

    Karın ağrısı, kronik alkol kullanımı, kronik ishal, zayıflama, sarılık

    Sindirim sorunları,

    Pankreatitler,

    Kanser araştırılması…

  • Endoskopik ultrasonografi

    Endoskopik ultrasonografi

    Endoskopi cihazının ucuna ultrasonografi cihazının eklenmesi ile oluşan bu cihaz ile sindirim sistemi kanserlerinin evrelendirilmesi, komşuluk yolu ile pankreas gibi ulaşılması zor organların tetkiki ve tedavisinde kullanılır.

    Neden yapılır?

    Endoskopik Ultrasonografi (EUS);

    -Sindirim sistemi ve akciğer hastalıklarını belirlemek,

    -Karın ve göğüs ağrısı gibi belirtilerın nedenini bulmak

    – BT veya MRI gibi görüntüleme testleri ile elde edilen bulguları değerlendirmek için kullanılmaktadır.

    EUS aşağıdaki hastalıkları değerlendirmede kullanılır:

    Kalın bağırsak, yemek borusu, akciğer, pankreas veya mide, kanserleri

    Lenf bezi kanseri (lenfoma)

    Pankreas iltihabı ve pankreasta kistler

    Safra taşları

    Istemsiz dışkılama ve kalın bağırsakta normalde olmaması gereken kanallar

    Mide asidine maruz kalan kişilerde yemek borusunun alt ucunda bir takım değişiklikler (Barrett özofagus)

    EUS Yardımcı olabilir:

    Yemek borusu, mide, kalın bağırsak, pankreas, ve akciğer kanserlerinde karın duvarının ne kadar etkilenmiş olduğuna

    Kanser var ise yayılımını belirlemeye

    Kanser lenf düğümlerine veya diğer organlara yayıldıysa tespit etmek

    Karında sıvı birikimi var ise onun boşaltmasında ve takip edilmesinde

    Gerekiyorsa pankreas, karaciğer ve diğer organlara doğrudan ilaç verebilmeye yardımcı olur.

    *EUS çoğu insanda yapılabilir. Ancak ameliyat olup karın anatomisi değişmiş ise EUS için iyi bir aday olmayabilir.

    Riskler

    EUS deneyim ve uzmanlığa sahip bir merkezde yapıldığında genellikle güvenlidir.

    Ateş

    Göğüs ağrısı

    Nefes almakta zorlanma

    Yutmada zorluk

    Şiddetli ve kalıcı karın ağrısı

    Kusma

    Bu yan etkilerden herhangi birini yaşarsanız doktorunuza başvurun.

    Nasıl hazırlanalım?

    Büyük olasılıkla doktor rahatlamanız için ilaç verecektir.

    EUS sırasında doktorunuz ağzınızdan esnek bir tüpü (endoskop) yutmanızı ister.

    Tüp içinde küçük bir cihaz göğüs lenf düğümleri de dahil olmak üzere, çevreleyen dokudan kesin bir görüntüyü elde eder.

    Endoskop sonra yavaş yavaş geri çekilir.

  • Spastik kolon

    Bilinen bir organik sebebi olmayan, stres veya duygusal gerilimin yüksek düzeyde olduğu dönemlerde ortaya çıkan veya artan, başta karın ağrısı olmak üzere ishal ve kabızlık gibi dışkılama değişiklikleri ile seyreden ve bunların yanında daha birçok değişik semptomlarla tanımlanan bir barsak hastalığıdır. İrritabl kolon sendromu, spastik kolon, sinirsel kolon gibi isimler bu hastalığa daha önceden verilmiş isimlerdir. Bu hastalık kolonon ( kalın barsak) ya da barsağın inflamatuvar hastalıkları olan “kolit”lerle karıştırılmamalıdır. İrritabl barsak sendromunda (İBS) iltihabi bir durum yoktur. Bu hastalık basit bir hastalık olmayıp sadece kolon değil, barsakların tümününü etkileyen bir hastalık olup, bazende kendini barsak dışı şikayetlerle ( psikolojik) gösterdiğinden isim olarak irritabl barsak sendromu (İBS) ismi en uygun gibi gözükmektedir.

    SIKLIK

    Hastalık tüm dünyada görülmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür . 20 ile 50 yaşlar arasında sık rastlanmakla birlikte, çocuklarda da görülebilir. 50 yaşlarınn üstünde nadirdir. 40 yaşından sonra şikayetler azalma gösterir. Şehirlerde yaşayanlarda ve beyaz ırkta , siyah ırka göre daha fazladır. Çoğu hasta doktora gitmez. Bu nedenle hastalığınn gerçek sıklığı bilinmiyor.

    RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    İBS gelişimini kolaylaştıran nedenler arasında lifli besinleri az tüketmek, kahve, çay, kola, alkol, baharatlı yiyecekler, süt gibi besinleri sık tüketmek vardır. Bazı insanlarda bu yiyecekler hiçbir şikayet oluşturmazken bazılarında ciddi şikayet oluşturabilmektedir. Bu durum insanların sindirim sisteminin yiyeceklere verdiği yanıtın çok değişken olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle doktora başvuran kişiler şikayetlerinin özellikle belli bazı besinleri yedikten sonra başladığını belirtebilir.
    Duygusal sıkıntılar ve ishal yapıcı (laksatifler) ilaçlar kullanmak da hastalığı başlatabilen nedenler arasında sayılabilir. Bunlar hastalığa neden olmasalar da şikayetlerin başlamasına ve artmasına yol açabilirler. Bazı enfeksiyonlar sırasında hastanın şikayetleri artabilir. İlaçlar, kadınlarda adet dönemi ve psikolojik sorunlar belirtilerin artmasına neden olabilir. Stres, bu hastalarda barsak kasılmalarını arttıran ve belirtilerin artmasına neden olan en etkili sebeplerden biridir.
    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Karın ağrısı, en sık görülen semptomdur. Göbek altında karnın sol bölgesinde şiddetlidir. Yeri, şekli ,şiddeti ve süresi hastadan hastaya değişiklikler gösterir. Duygusal stres, soğuk, bazı yiyecekler, bazı ilaçlar ağrıyı arttırır. Dışkılama ve gaz çıkarma ile hasta rahatlar. Gece uykuda iken hasta oldukça rahattır.

    Dışkılama düzenindeki değişiklikler, ikinci önemli semptomdur. Çoğu kez kabızlık ve ishal dönemleri birbirini takip eder. Kabızlık döneminde sert, tane tane, zeytin veya keçi pisliği görünümünde gaita varken, ishal döneminde yumuşak kıvamdadır. Kötü kokulu değildir. Hasta yemeklerden sonra dışkılama ihtiyacı duyar. Kahvaltıdan sonra bu daha sıktır. Bazı hastalarda kabızlıksık görülürken bazılarında ishal ön plandadır. Hem kabızlık hem ishal döneminde barsağın müküs salgılaması artmıştır. Bazen gaitanın kalınlığı incelir ve kalem gibi bir şekilde olabilir.

    Dispeptik yakınmalar,hastaların çoğunda vardır. Özellikle yemek sonrası karın gerginliği, karın rahatsızlığı, karın şişkinliği, gaz, hazımsızlık, geğirme, yellenme, iştahsızlık, yemek borusunda yanma, bulantı, sık görülür.

    Vazomotor bozukluklar (halsizlik, güçsüzlük, baş dönmesi, bayılma, terleme, çarpıntı, yüzde kızarma, nefes darlığı, derin nefes alam ) sıktır.

    Barsak dışı şikayetler, adet düzensizlikleri özellikle ağrılı adet görme, idrar kesesinin gerilmesi, safra kesesi ve yollarına ait bozukluklar görülebilir.

    Psikolojik bozukluklar, kaygı, saldırganlık, suçluluk hissi, depresyon görülebilir

    TANI

    Hastalık öyküsü tanıda çok önemli yer tutar. Aylardır devam eden karın ağrısı, ishal ve kabızlık dönemlerinin birbirini takip etmesi ve genel durumda bir bozulma olmaması önemlidir. Hastanın geceleri karın ağrısı veya ishal ile uyanmaması önemli organik barsak hastalıklarından bizi uzaklaştırır.

    Fizik muayenede, hasta sağlıklı görünmektedir. Zayıflama ve kilo kaybı görülmez. Fizik bulgular tamamen normaldir. Karın muayenesinde kalın barsak bölgesine uyan karın kısımlarında farklı derecelerde ağrı duyulabilir.

    Laboratuvar incelemeleri diğer hastalık ihtimallerini ortadan kaldırmak için yapılır. Kan testleri (sedimentasyon, kan sayımı ve diğerleri) normaldir. Gaitada gizli kan görülmez. Rektosigmoidoskopide ( kalın barsağın ilk kısımlarının endoskopik incelenmesi) barsaklar normaldir. Kolon grafisinde, kalın barsak kıvrımlarında derinleşme ve artma, bazen de kıvrımların kaybolması, kolonun boşalmasından sonra alınan grafilerde tesbih dizisi şeklinde görüntü olabilir. Sindirim sisteminin radyolojik incelenmesi, karın ultrasonografisi, bilgisayarlı tomografi, üst sindirim sistemi endoskopisi ve laktoz tolerans testi yapılabilir. Tabi tüm bu testler doktorunuzun şüphesi doğrultusunda diğer hastalıkları dışlamak için yapılır. Bu tetkiklerin kaçının hangi sırayla yapılacağına doktorunuz alınan hastalık öyküsü ve muayene bulgularına göre karar verecektir.

    TEDAVİ

    Tedavide hasta ve hekim ilişkisi son deerce önemlidir. Hastanın güveninin sağlanması, ruhsal yapısının iyi tanınlanması önemlidir. Duygusal ve fiziksel stresin şikayetleri arttırdığı unutulmamalıdır. İrritabl barsak sendromunda, iyi bir düzeydeki hekim-hasta ilişkisi tedavinin esasını oluşturur. İrritabl barsak sendromunun gerçek bir hastalık olup olmadığı hekimler arasında tartışma konusu olmakla birlikte çoğu hekim bunu hastalık olarak kabul eder. Burada önemli diğer bir husus ise bu hastalığın hayatı tehdit etmediğinin veya kansere sebep olmayacağının bilinmesidir. Semptomlar zaman zaman şiddetlenip, kaybolacağı ve hastalığın ömür boyu sürebileceği bilinmelidir. Tedavide yukarıdakilere ek olarak diyetsel öneriler ile birlikte barsak kasılmasını azaltan ve düzenleyen ilaçalar, kabızlık ilaçları , ishal ilaçları, gaz giderici ilaçlar, psikiyatrik ilaçlar tek başlarına ya da birlikte kullanılabilecek ilaç gruplarıdır.

    SONUÇ
    İrritabıl barsak sendromu, yaşam boyu sürebilicek bir hastalık olup şikayetler ugun bir diyet, yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi ile azaltılabilir veya tamamen ortadan kalkabilir.

    DR. CEM ÖZCAN

    İÇ HASTALIKLARI UZMANI

  • Akdeniz ailevi ateşi

    Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF)

    Ailesel Akdeniz Ateşi (İngilizce: Familial Mediterranean Fever, FMF) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, eklem ve deri tutulumuyla karakterize ataklarla seyreden sıklıkla Ermeni, Yahudi, Türk, ve Orta Doğu Arap toplumlarında görülen otozomal çekinik genetik bir hastalıktır. Hastalık Türkiye gibi yüksek riskli toplumlarda 1000 de 1-3 görülmekte ve otozomal çekinik kalıtıldığından özellikle akraba evliliği yapanlarda yüksek sıklıkta görülmektedir.

    16. kromozom üzerinde yer alan AAA genine ‘MEFV’ geni denmektedir ve bu gen pyrin (pürin) adı verilen bir proteini kodlar. Pürin adlı bu protein, beyaz kan hücrelerimizden olan ve vücut savunmasında rol oynayan nötrofillerin baskılanmasını sağlamaktadır. AAA genindeki bir bozukluk bu proteinin sentezini bozmakta, inflamasyondaki baskılayıcı görevini yapmasını engellemekte dolayısıyla spesifik olmayan faktörlerin FMF atağını başlatmasına yol açmaktadır. Ülkemizde en sık görülen MEFV Gen mutasyonu M694V gen mutasyonudur. Bu mutanta sahip hastalar incelendiğinde başlangıç yaşının 5’den küçük, atakların daha ağır geçtiği, amiloidozun sık görüldüğü bir klinik saptanmıştır.

    FMF genellikle 5-15 yaşları arasında görülür. Ateş hastalığın en önemli ve en sık görülen bulgusudur ve ateşe en sık karın ağrısı eşlik eder. Karın ağrısının sebebi peritonit yani karın boşluğunun iç duvarının ve iç organları örten periton denen yapının inflamasyonudur. Bu tablo en sık apandisitle karıştırılmakta ve gereksiz cerrahi girişimlere sebep olmaktadır. Olguların yaklaşık %50-70’inde eklem tutulumu görülür. Çocuklarda daha sıklıkta görülüp genellikle asimetrik ve genelde büyük eklem (diz.ayak bileği,kalça,omuz) tutulumu vardır. Tutulan eklem çok hassas olup fonksiyon kaybı vardır ve 2-3 hafta veya haftalar sürebilir. Ataktan sonra eklem bulguları sona erer.

    Karın ağrısı ile birlikte veya sadece %20-40 hastada plöretik ağrı denilen akciğer zarının inflamasyonuna bağlı göğüs ağrısı görülebilir. %25-35 hastada ise en sık ayak bileği ve sırtında görülen kızarık 5-20 cm çapında deri döküntüleri görülebilir.

    Ataklar ortalama 15-60 günde bir tekrarlayıp 1-3 gün içerisinde kendiliğinden geriler. Atak sırasında vücutta enfeksiyon varlığında artan akut faz reaktanları artar ama bu hastalığa spesifik olmayıp vücudun başka herhangi bir yerinde gelişmiş olan enfeksiyondan dolayı da artmış olabilir.

    Tanı 2 majör yada 1 majör 2 minör kriter eşliğinde konur.

    Majör kriterler:

    · Tekrarlayan ateşli karın, göğüs,eklem ağrısı atakları

    · Başka bir neden olmaksızın AA tipi amiloidoz gelişmesi

    · Kolşisin tedavisine iyi cevap vermesi

    Minör kriterler:

    · 1 . derece yakın akrabalarında FMF tanısı olması

    · Deri lezyonları

    · Tekrarlayan ateş atakları

    Tanı koymada zorluk olduğunda gen analizleri de yapılabilir ancak %5-15 hastada gen mutasyonu gösterilemez.

    Hastalığın en önemli komplikasyonu amiloidozdur. Türkiyede amiloidoz sıktır ve tedavisiz % 40 hastada görülür. Amiloidoz böbrek fonksiyonlarını bozar ve nefrotik sendrom ve ardından kronik böbrek yetmezliği gelişir. Tedavisiz % 30 olguda da kısırlık gelişebilir.

  • Çocuklarda tekrarlayan karın ağrısı sebepleri nelerdir?

    Çocuklarda tekrarlayan karın ağrısı sebepleri nelerdir?

    Çocuklarda karın ağrısı nelerdir?

    Karın ağrısı çocuklarda sebebi aile için tedirginlik uyandırıcı ve hekim açısından da zorlu olan bir süreç olabilmektedir.çocuklarda 2 haftayı geçen karın ağrısı mutlaka araştırılması gereken durumlardan birisidir. Sürekli tekrarlayan karın ağrısı başlıca üç bölümde değerlendirilebilir.

    1.grup: karın içi bir hastalığa bağlı,

    2.grup: psikolojik kökenli

    3.grup : fonksiyonel ağrı; hem karın içi hem de psikolojik olarak ortaya çıkan durumlardır.

    Bu hastaların karın ağrısının nasıl başladığı, artıran bir sebep olup olmadığı, nerede nasıl bir ağrının başladığı bilinmelidir. Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra değerlendirebilir.

    Bu hastalıkları sınıflandırılırken hastanın yaşı, cinsi, ailesel faktörler, sosyal ve çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları göz önünde bulundurulmalıdır.

    Ağrının niteliği önemlidir

    Ağrının göbekten uzaklığı, nerede başladığı, şiddeti, karakteri (künt, yanıcı , batıcı, yumruk ve şimşek gibi) ve nereye yayıldığı sorgulanmalıdır. Gün içindeki artıran ve azaltan sebepleri, gece ağrının durumu, yemek ile ilişkisi sorgulanmalıdır. Bulantı, kusmanın varlığı ve olursa ne kadar kustuğu önemlidir.Erken doyma oluyor mu?( reflü hastalığı). Karın ağrısının beraberinde kilo kaybı, ateş döküntülü hastalıklar ve sistemik hastalıklar araştırılmalıdır.

    Tekrarlayan öksürük astım,boğaz ağrısı ilaçlar kronik karın ağrısı araştırılırken sorgulanır.

    Ailede kronik hastalıkların varlığı: irritable bağırsak hastalığı, migren, inflamatuar bağırsak hastalığı, okul aile sosyal çevresel sebepler göz önünde tutulmalıdır.

    Hastalığın bulgularında neler olur?

    Karın muayenesinde şişlik, hassasiyet, ağrıyan bölge kitle ve rektal /anal bölge değerlendirilir. Boy kilo büyüme evresi ve sistemik muayenesi değerlendirilir.

    Tetkiklerinde neler görülebilir?

    Kronik karın ağrısı olan bir çocukta rutin olarak; kan sayımı sedimantasyon hızı, gaita testi, parazit taraması, büyük abdestte gizli kan,idrar tahlili ve kültürüne bakılır. Düz rontgenler teşhisi koymakta faydalıdır. Bununla beraber ultrason taraması ve ilaçlı bağırsak isteminin grafiler ve tomografileri tanıya yardımcı olur. Gerekli olgularda endoskopik yöntemler ile mukozal hastalıklar peptik ülser, crohn hastalığına ait yaralar ve biopsiler ile görüntülenebilinir.

    Tekrarlayan karın ağrısında hastalığı düşündüren özelikler nelerdir?

    Ailede benzer hastalık(crohn, irritable bağırsak sendromu vb)

    Uykudan uyandıran ağrı,

    Ağrının göbekten uzakta hissedilmesi

    Makattan kanama

    İştahsızlık, hareketlerde azalma

    İshal, kabızlık ve gece dışkılaması

    Tekrarlayan kusmalar

    5 yaş altında tekrar eden ağrı

    Bunlarla beraber görülebilen karında hassasiyet, döküntü kilo kaybı, karında şişlik, büyüme gecikmesi makatta yara ve eklem ağrıları karın içindeki hastalıkları işaret etmektedir.

    Fonksiyonel karın ağrısı nedir?

    Çocukluk çağındaki tekrarlayan karın ağrısının en sık sebebidir. %90 ‘ında sebebi bilinmemektedir. Yaş grubu olarak 5-15 yaş grubu arasında görülür. Bu grubun ise okula başlangıç dönemi ve 12 yaşlarında daha sık görülür. 5 yaş altında pek görülmez ve 5 yaş altında karın içi kaynaklı ağrılar mevcuttur.

    Bu ağrılar göbek çevresinde kendiliğinden sınırlanan, yemekle ve hareketle alakasız, uykudan uyandırmaz. Halsizlik baş ağrısı, solukluk olabilir. Muayene bulgusu olarak normal görünebilir.

    Beslenmede lif miktarının artırılması bu tip ağrıları azalttığı bildirilmiştir.

  • Çocuklarda karaciğer büyümesi

    Çocuklarda karaciğer büyümesi

    Karaciğer Büyümesi (Hepatomegali); Yeni doğan döneminden yaşlılık dönemine kadar her yaşta görülebilen bir bulgudur. Doğrudan karaciğere ait nedenlerle ya da pek çok sistemik hastalıkla birlikte ortaya çıkabilir.

    Karaciğer Büyümesi Nedenleri:
    1. Karaciğerdeki hücrelerin çoğalma ya da büyümeleri:
    a. Depolanmalar:

    Yağ depolanması (karaciğeryağlanması): beslenme bozukluğu, obezite, damar yoluyla beslenme, diyabet, metabolik karaciğer hastalıkları, kistik fibrozis, Reye sendromu gibi.

    Lipid depolanması (Lipid depo hastalıkları): Gaucher Hastalığı, Nieman Pick Hastalığı, Wolman Hastalığı gibi.

    Glikojen depolanması: Glikojen depo hastalıkları

    Diğer: Wilson Hastalığı (bakır depolanması), hemokromatozis (demir depolonması), amiloidoz (amiloid depolanması), alfa 1 antitripsin eksikliği, siroz

    b. Enfeksiyonlar:

    Viral hepatitler (Bulaşıcı sarılıklar); hepatit A, hepatit B, hepatit C

    Bakteriyel enfeksiyonlar; sepsis, karaciğer apsesi, kolanjit

    Paraziter enfeksiyonlar; kist hidatik, amip apsesi

    Toksik nedenler; İlaçlar, zehirler

    c. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi bozuklukları): otoimmün hepatit, sklerozan kolanjit, lupus, sarkoidoz gibi.
    d. Tümörler: iyi huylu tümörler, kistler, kötü huylu tümörler, metastazlar
    2. Damarsal alanın genişlemesi:
    a. Karaciğer içi: Veno oklusiv hastalık (damar tıkanıklığı)
    b. Karaciğer dışı: Kalp yetmezliği, perikard (kalp zarı) tamponadı, konstriktif perikardit (kalp zarı iltihabı), Budd Chiari Sendromu
    3. Safra yollarında genişleme: Doğuştan hepatik fibrozis, Karoli Hastalığı.
    Büyümeye neden olan hastalık karaciğer dışı bir durumsa, onun tedavi edilmesiyle karaciğer normal boyutuna gerileyebilir. Doğrudan karaciğere ait hastalıklarda da, tanı konulduktan sonra uygulanacak tedavilerle gerileme sağlanabilir. Karaciğer boyutlarının izlenmesi, hastalığın seyri ve tedaviye verdiği yanıtı değerlendirmek açısından da önemlidir.
    Büyümüş karaciğerde ağrı da varsa bulaşıcı viral hepatitler, hızlı gelişen kalp yetmezliği ve karaciğerapsesiöncelikle düşünülmelidir.

    Teşhis:
    Karın bölgesinin elle muayenesiyle, karın röntgenlerinde, ultrasonografî de ya da karın tomografisinde saptanabilir. Karaciğer büyümesi olan bir hasta değerlendirilirken, detaylı öykü ve fizik muayeneden sonra, tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, karın ultrasonografisi (USG), karın bilgisayarlı tomografisi (BT) gibi radyolojik tetkikler ve karaciğerden yapılacak iğnebiyopsisi gerekebilir. Hastada, tüm bu yöntemler ve gereğinde daha detaylı incelemelerle karaciğer büyümesinin nedeni mutlaka belirlenmelidir.

  • Gastroşizis ve omfalosel nedir

    Bebek kordonunun genellikle sağ yan tarafındaki açıklıktan bağırsakların karın dışına çıkmasına GASTROŞİZİS (Gastroschisis)( yarık karın)denir. Gastroşizis 10 bin gebelikten 1-2’sinde olmak üzere nadir olarak görülür.Sıgara içen,alkol kullanan,ve 20 yaşından genç annelerin bebeklerinde görülür. Diğer sebepler şimdilik bilinmemektedir

    Bu anomali genlerle ilgili değildir. Bağırsaklar amniotik sıvının içinde yüzerler ki barsaklara oldukça iritan etkisi vardır. Bu durum bağırsaklarda düğümlenmeye ya da bağırsakların bir kısmının gelişememesine kısalmasına birbirine yapışmasına ve kalınlaşıp hareket yeteneğinin azalmasına neden olmaktadır.

    Günümüz destek tedavi imkanları ve ameliyat teknikleri sayesinde bu çocukların hayatta kalma olasılıkları çok yüksektir. Çok düşük oranda ailesel eğilim görülebilir.

    Hamilelik sırasında yapılan Ultrason ile tanısı konulabilir. Bu nedenle prenatal ultrasonun önemi büyüktür.

    Bu tanı ile doğan bebeklere müdahale yapılmazsa bağırsaklardan yoğun ısı ve sıvı kaybı nedeni ile ölümle sonuçlanır. Bu durumdaki bebeklerde sezaryen ile doğum tercih edilir. Doğum öncesi ameliyat ortamının sağlanabileceği bir merkezde bulunmak(doğmadan bebeğin uygun merkeze nakli) sorunların çözümünde önemli bir basamaktır.

    Omfalosel

    Gastroşizistenden farklı olarak omfaloselde bebeğin bağırsakları karın zarından oluşan bir kesenin içinde fakat karın dışındadır. Karın kaslarının iyi gelişememesine bağlı olarak ortada birleşememeleri sonucu oluşur. Omfalosel olan bebeklerde gastroşiziste çok az görülen yandaş anomaliler çok daha fazla olabilir. Örneğin; genetik problemler,konjenital diafragma hernisi,kalp anomalileri,mongolizm gibi.

    Farklı boyutlarda(küçük, orta,büyük) olabilen omfalosel rahatsızlığında tedavi bebek doğduktan sonra başlar ve ameliyat(lar) gerekir.

    Doğum öncesi uygun zamanda olmak kaydı ile tetkikler ve tahliller sonrası anomalilerin tümü belirlenip aile ile görüşülüp gebeliğin sonlandırılması veya devam etmesi konusunda bilgi alınır.

  • Hassas Bağırsak Sendromu

    Hassas Bağırsak Sendromu

    KARIN AĞRILARINIZ PSİKOLOJİK TRAVMALARIN BELİRTİSİ OLABİLİR

    Karınız ağrıyor, bağırsak alışkanlıklarınızda belirgin değişiklikler oluyor. Bazen günlerce tuvalete çıkamıyorsunuz. Karnınızda şişkinlik yediklerinizde hazımsızlık mı oluyor ve zaman zaman ağrılarınız oluyor? Doktora gittiniz ve size bir teşhis koymakta güçlük mü çekiliyor. Siz de “Hassas bağırsak sendromu” olabilirsiniz.

    İrritabl Bağırsak Sendromu ( İBS) Sinirsel Bir Hastalık Mı?

    Bunun cevabını vermeden önce karın bölgesinin ne kadar hassas bir merkez olduğunu anlamak lazım ve günümüzde karın faaliyetlerinin geçtiği alana ikinci beyin gözüyle bakan uzmanların sayısı her geçen gün artmaktadır.

    İBS ve İkinci Beyin

    İkinci beynimiz bir tür duygularımızın beyni olarak da kabul edilebilir; sezgi, korku, aşk gibi konularda karında bir hareketlenme olur.

    Mantığın kararlarını dinlemez. Kendi sezgisel mantığını kullanır. Sezgisel kararlar, ikinci beynin eseridir.

    “Aklım almıyor” diyerek yaşadığınız pek çok kararlardan bu ikinci beyin sorumlu. Bu durumda emir komuta zinciri kopuyor ve bedenimiz birinci beyini dinlemeden hareket kararı veriyor. Akıldışı gibi görünen eylemlerin altında yatan bilimsel gerçek budur belki de.

    İnsan sadece bedenden ibaret olmadığını ruhsal alanlarda ve bilinçaltında bizi yöneten bir organdan bahsediyorsak bu karın bölgemiz olacaktır.

    Birinci ve İkinci Beyin Farkı

    Birinci beyin; kararı bağımsız olarak kendisinin verdiğini sanırken, ikinci beyinin kendisine gönderdiği bilgi deposundan geri bildirim aldığının farkına varmıyor. Birinci beyin gözlemcidir ve karar verirken gereğinden fazla enerji harcar. ikinci beyinle verilen kararlar daha çözümseldir. Sonuçları itibarıyla daha uyumlu bir yaşam sağlar.

    İkinci beynin fiziksel faaliyet etkinlikleri bilimsel olarak incelenirken işin içine ruhsallık ve bilinmeyen alanlarımız giriyor; çünkü sezgi, korku, aşk gibi konular ruhsal alanımız içindedir. Rüyalar da bu alanın içinde yer alıyor.

    İBS Tedavisinde Hipnoterapi

    Hipnoz iritabl (hassas) bağırsak sendromu (İBS) tedavisinde bilinçaltından yararlanarak iyileşmeyi sağlayan en önemli yöntemdir. Gothenburg Üniversitesi (İsveç) Sahlgrenska Akademisi öğretim üyeleri tarafından 346 hasta üzerinde hipnoterapinin İBS hastaları üzerindeki etkileri araştırılmış ve Gastroentologların çaresiz kaldığı bu hastalıkta %40 oranında etkilerinin azaldığı ve iyileşme olduğu gözlemlenmiştir.

    “Karnımızda beyindeki karışık yapı gibi kompleks hizmet veren bir yapı işbaşındadır. Hücre yapısı, birbiriyle iletişim kuran sinir ağı ve etken maddaleri sayesinde beynin bir ikizi gibi çalışır. Yoğun duygusal işlerlerin işlendiği süreçte (Karar verme, korku, üzüntü, sevinç gibi yüksek yoğunlukta hissedilen duygularda sistem kendini korumaya alır ve bağırsak duvarında sinir hücreleri ile kaplı olan alan kasılmaya ve bağırsaklardaki faaliyetleri sabote ederek sempatik sinir sisteminin maddelerini, uyarıcı ve korucu salgıların dengesini bozmaya başlar.

    Okula yeni başlayan çocuklarda görülen karın ağrıları, karnımızda kelebeklerin uçuşması, yanma, baskı hissetmemiz hep bu uyaranların sonucunda gerçekleşir. Yaptığımız araştırmalar da hipnoterapiye cevap veren hastalarda %50’den fazla iyileşme olduğunu gözlemdik.” Diyor

    Tıbben çözümsüz gürülen İBS gerektiğinde ilaç, hipnoz desteği, otokontrolü sağlayacak bilişsel terapilerle birlikte daha kolay iyileşebilir.

    Özetle;

    60’a yakın hastalık listesinde tedavinin en önemli parçasının şimdiye kadar farkında olmadığımız ikinci beyin bölgesindeki aksamalardan kaynaklandığı anlaşılmıştır.

    Hastalık hastalığı gibi kontrolü elimizde olmayan dürtüsel davranışlarımızın pek çoğu birinci beyin değil, ikinci beyin olduğu ortaya çıkmış.

    İkinci beynin rahatlatılması ve dikkatle alınması her türlü hastalıklarda daha hızlı iyileşmeyi sağlayacaktır. İkinci beyin ile etkileşime girmeyi kolaylaştıran en önemli araç hipnoterapidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.