Etiket: Kardeş

  • Evimizin Küçük Misafiri

    Evimizin Küçük Misafiri

    Kıskançlık, doğal içgüdüsel bir duygudur. Kardeş kıskançlığı; üzüntü, küçük düşme korkusu ve öfke düşüncelerinin yanı sıra sevgi, onu koruma ve yakınlık hissetme gibi birbirine ters düşen duyguların bir birleşiminden oluşmaktadır.Çocuğun anne babasını yeni biriyle paylaşmak zorunda olduğunu kabullenebilmesindeki zorluktan kaynaklanır. Onun üzerinde olan tüm ilgi ve dikkat artık kardeşinin üzerindedir. Çocuk bu dönemde kendini güvensiz ve desteksiz hisseder. Artık sevilmediğini düşünür, eskisi gibi cıvıl cıvıl bir çocuk değildir. Yemek yemez, kendine ve eşyalara karşı saldırgan davranışları vardır. Anne ve babasına sürekli onu sevip sevmediklerini sorar. Artık onu eskisi kadar sevmediklerini düşünür. Korktuğunu, tuvaletinin geldiğini bahane ederek ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla bir önceki gelişim evresine gerileyebilir ya da annesinin ondan tamamen uzaklaşmasını sağlamamak adına kardeşini sever gibi görünür. Abartılı sevgi gösterilerinde bulunabilir. Bu durum alttaki duygularını ele veren davranışlarla birlikte ortaya çıkar. Yanağını okşarken biraz fazla sıkar. Kardeşinin canını yakacak kadar onu kucaklar. Yanlışlıkla yere düşürür.

    Ne Yapılması Gerekiyor?

    Tedirginliğinizi Atın: Yapmanız gereken ilk şey, rahatlamanız. Çocuklar etrafındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilendiklerinden kardeşine nasıl davranacağı konusundaki endişeleriniz onu daha gergin hale getirecektir.

    Onunla Konuşun: Kardeşi doğmadan önce aileye yeni birinin geleceğini, evinizin bu yüzden zaman zaman daha kalabalık ve her zamankinden daha heyecanlı olabileceğini, küçük ve yardıma muhtaç olduğundan onunla daha çok vakit geçirmek zorunda kalabileceğinizi, ona anlatmalısınız. Kardeşinin doğmasıyla ona olan sevginizin azalmadığını sadece sözcüklerle değil, davranışlarınızla da desteklemeniz gerekmektedir.

    Eskiden Yapmaktan Zevk Aldığı Şeyleri Kardeşi Doğduktan Sonra da Gerçekleştirin: Örneğin; kardeşi doğmadan önce kitap okuyorsanız bunu doğumdan sonra birden bire kesmeyin. Böylece çocuk statü kaybına uğramadığını fark ederek özgüvenini yitirmeyecektir.

    Onu Kardeşinden Uzaklaştırmaya Çalışmayın: Aşırı kaygılı davranarak çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Kıskanmamasını sağlamak için aşırı hoşgörülü davranmakta durumu kötüleştirecektir. Bebeğe zarar vermesine izin verilmediği kesin bir dille anlatılmalıdır.

    Ondan Yardım ve Bazen de İzin İsteyin: Kardeşinin küçük gereksinimlerine yardım etmesini sağlamak hoşuna gidecek ve işe yaradığını ve önemsendiğini düşünmesini sağlayacaktır. Küçülmüş giysilerini, ya da oyuncaklarını kardeşine verirken iznini isteyin. Kendine ait bir eşyasının izinsiz kardeşine verilmesi çocuğu üzebileceği gibi kıskançlığını da körükleyebilir.

  • Çocuklarda kardeş kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı annenin hamileliği ve kardeş doğumu beklenen bir olaydır. Bu durum büyük çocukta var olan bir dengeyi bozar, ancak geçicidir. Sağlıklı bir ortamda denge yeniden kurulur. Yaşantı travmatik olmaz. Ancak büyük çocuk şöyle ya da böyle farklı düzeylerde kardeş kıskançlığı yaşayabilir. Kabaca tanımlandığında kardeş kıskançlığı annenin dikkatini çekmede yarışma duygusudur.

    Yeni bebeğin aileye gelişi büyük çocuğu hem psikolojik hem de fiziksel olarak etkiler. Daha öncesinde tümden sahip olduğu anne, annenin sevgisini kaybetme korkusu ve kendilik değeri bu durumdan etkilenecektir. Çocuğun bu durumdan etkilenerek ya da etkilenmeden çıkmasında çocuğun yaşı, gelişimsel seviyesi ve ebeveyn çocuk ilişkisi belirleyici rol oynar. Çocuk daha önce kendisine karşı anneden ve çevreden gösterilen tüm ilginin bölündüğünün farkındadır. Büyük çocuğun annenin hamileliği ve yeni doğan bebeğin doğumuna ilişkin duyguları ona verilen duygusal destekle doğrudan ilişkilidir. Büyük çocuk bebeğin doğumunu daha önce sahip olduğu tüm ilgi sevgi ve ayrıcalıkların elinden alınması olarak değerlendirebilir. Bu süreçten sonraki algıları, bu algılarına karşı ortaya koyduğu davranış değişiklikleri ile görünür hale gelir. Bunlar uyku, yeme sorunu (kardeşi gibi uyumama, kardeşi gibi daha önceden edindiği kendi kendine yeme becerisini bırakma, annenin yedirmesini isteme, onun gibi sıvı gıdalar almak isteme vs), oyunlarında kardeş doğumu ile ilgili temalar (kardeşi oyunda istememe, yok sayma, annenin kendisine ilgili olduğu üzerine oyunlar kurma, annenin kendisine ilgi göstermediği oyunlar, anneye ve kardeşe agresif temalar içeren oyunlar vs), hayali arkadaşlarla oynama ve zaman geçirme, ölüm korkusu, kabızlık, kaka kaçırma, çiş kaçırma, anneye yapışma, korkular, yalnız yatmak istememe, agresyon, sinirlilik, mutsuzluk, içe kapanma ve davranış değişiklikleri gözlenebilir. Bunlar buz dağının görünen kısmıdır. Bu ilk dönemde ortaya çıkan davranış değişiklikleri kolaylıkla fark edilirken, ebeveynin duygusal desteği yeterli olmaz ve uygun sağlıklı bir şekilde bu durum atlatılamazsa kardeş doğumundan sonra çocuğun kimliğini, gelecekteki yaşantısını derinden etkileyecek değişimler söz konusu olur.

    Anne babanın, yeni bebekle ilgili hamilelik sürecinde ve eve geldiğinde büyük çocuğa yönelik bilgi vermeleri önemlidir. Doğumdan sonra eve bebek geldiğinde tüm ailenin ve çevrenin ilgi odağı olan yeni bebekle karşılaşan büyük çocuğa gösterilen ilginin niteliği önemlidir. Günlük yaşamdaki rutininin mümkün olan an az şekilde değişikliğe uğramasına dikkat edilmelidir. Eve bebek geldikten hemen sonra kreşe ya da başka bir eve gönderilmesi uygun değildir. Annenin bebekle zaman geçirme zorunluluğu olduğu gibi büyük kardeşe zaman ayırması gereklidir. Büyük kardeşin enneye ve yeni gelen bebeğe yönelik olumsuz duygularını ifade etmesine izin verilmelidir. Bu olmuyorsa oyunlarda çocuğun serbest bir şekilde kardeş temalı oyunlar oynaması için fırsat yaratılmalıdır. Ebeveynlerin sıklıkla düştüğü en büyük yanılgı büyük kardeşin “artık büyüdüğü, bir abi ya da abla olduğu ve durumu idare etmesi, kendilerine yardım etmesi gerektiği” şeklindeki beklentidir. Oysa artık evde iki küçük çocuk vardır. Her iki çocuk da annenin ilgisine ve sevgisine muhtaçtır.

  • Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

    Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

    Bireylerde kıskançlık duygusunun doğuştan var olduğunu bilmekteyiz. Fakat çocuklardaki kıskançlık duygusu ebeveyn davranışlarıyla şekillenir. Eve yeni bir bebek geldiği zaman ve tüm ilgi onun üzerine yoğunlaştığı zaman çocukta artık sevilmeme, ilgi alaka görmeyeceği endişesi başlar. Ailenin yeni üyesine hediyeler getirilmesi çocukta endişe oluşturur ve bu da çocuğun iç huzurunu oldukça olumsuz etkileyen bir durum haline gelmesine sebep olur. Bu gibi durumda çocuk, anne-babaya karşı gelme, agresif davranışlar ve kurallara uymama gibi davranışlar sergiler.

    Psikolojik olarak kişin doğum sırasının kardeş kıskançlığı konusunda oldukça önemli bir yere sahip olduğunu görmekteyiz. Alfred Adlerin 1930’lu yıllarda yaptığı çalışmada bireyin hayatında ne gibi etkilere sahip olduğunu ve kişilik gelişimini nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Psikolojik doğum sırası, en büyük çocuk, ortanca çocuk, en küçük çocuk ve tek çocuk olmak üzere 4 boyutta incelenmiş ve kişinin davranışları ve kişiliği üzerinde biyolojik doğum sırasından daha büyük öneme sahip olduğu görülmüştür.

    En büyük çocuk; kardeşin doğmasıyla beraber bir rekabet sürecine girer, ilgiyi alakayı deyim yerindeyse kaybettiği tahtını tekrar kazanmak için uğraşlar verir. Bu süreçte çocuk kardeşin sorumluğunu alır bu durum ileride beraberinde kurallara uyma ve düzenlilik gibi davranışlar oluşturur.
    Ortanca çocuk; kendisinden büyük ve kendisinden küçük kardeşi arasında arada sıkışır. Büyük kardeşe göre daha az yetenekli, küçük kardeşten daha az ilgi gören bir durumdadır. Bu durum onları sürekli bir aşağılık duygusuyla karşı karşıya bırakır ve bu nedenle sürekli bir rekabet ve üstünlük arayışı eğilimi gösterir. Fakat otoriteyle bir problemleri yoktur ve yönlendirmelere açıktır.

    En küçük çocuk; genel olarak doğal ilgi altında büyümektedir. Anne-baba sevgisi için rekabet etmesine gerek yoktur. Bu durum ileride kendine güven duygusunu geliştirmesini sağlayacaktır. Kararlarında bağımsızdırlar ve otorite onayı hissetmezler. Bazı durumlarda kardeşlerine oranla kendini yetisiz görebilir ve aşağılık duygusu gelişebilir.

    Tek çocuklar ise aşırı koruyucu aile yapısı içinde büyürler. Hayatları boyunca ilgi üzerlerinde olduğu için ilerideki hayatlarında da bu beklentiyi taşırlar. Davranışlarında dışa bağımlı oldukları söylenilebilir.

    Peki, bu durumda ne yapılmalıdır?

    Kardeşler arasında yukarıdaki teoriye dayanarak söyleyebiliriz ki kardeşler arasında çeşitli sebeplerle anlaşmazlıklar çıkabilir. Ebeveynler bu durumda haklı-haksız ayrımı yapmak yerine sorunun çözümüne odaklanmalıdırlar. Tarafsız davranarak durumu değerlendirmeli, çocuğun çözümü kendisinin bulmasını teşvik etmelidirler. Herhangi bir şiddet durumunda hemen müdahale etmeli ve bunun uygun olmadığını net bir şekilde dile getirmelidir. Ebeveynlerin çocuklara tutumları, kardeşler arası ilişkilerinde, çocukların kişilik ve davranışlarında önemli rol oynar. Fakat tutumlarındaki değişiklikleri etkileyen cinsiyet, yaş farkı ve sosyoekonomik durum gibi faktörlerin olduğu da unutulmamalıdır.

  • Baş Edilmesi Zor Duygu; Kardeş Kıskançlığı

    Baş Edilmesi Zor Duygu; Kardeş Kıskançlığı

    Çocuklar genellikle anne ve babalarından kardeş isterler. Çünkü tek olmaktan sıkılmışlardır. Kendilerine arkadaş olması, onunla oyun oynaması ve beraber parka gitmesi gibi beklentileri olur. Ebeveynler de çocuklarının bu isteklerini haklı bulur ve ikinci çocuğu dünyaya getirir. Çocuk tüm bu hayallerini gerçekleştirmek için büyük bir heyecanla kardeşinin dünyaya gelmesini bekler. Fakat kardeşi doğduktan sonra büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Hiçbir şey onun istediği gibi gitmemektedir. Herkes kardeşiyle ilgilenir, annesi kendi yanında uyutur, kardeşine eşyalar alınır, kendi eski giysileri ile eşyaları da kardeşine verilir ve insanlar kardeşini görmeye gelirler. Çocuk, onun için en değerli olan anne-babasını başka biriyle paylaşmaya, hatta çocuğun bakış açısına göre anne-babası kardeşini daha çok sevmeye ve onunla daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Çocuk artık eskisi kadar sevilmediğini hissetmektedir. Tüm bunlar olurken çocuk derinden sarsılmaktadır. Bu nedenle çocuk ilgiyi kendi üzerine çekebilmek ve ebeveynlerinin sevgisinin sınamak için; Olmadık isteklerde bulunur, şımarır, ağlar, kardeşine kaba davranır ve kardeşinin rolüne girmeye çalışır. Çünkü onun gibi olduğunda ona gösterilen ilginin aynısının göreceğini düşünür. Ailelerin gözlemledikleri bebeksi konuşmalar, davranışlar ve hatta alt ıslatmalar bu yüzden olmaktadır. Bu da onlar tarafından davranış problemleri olarak adlandırılmakta, onları öfkelendirmektedir. Bu süreçte çocuk gene beklediği ilgiyi görememektedir. Ebeveynlerin en çok yakındığı durumlardan biri ‘kardeşinin olmasını çok istiyordu ama şimdi kıskanıyor ve tuhaf hareketlerde bulunuyor’ demeleridir.

    Ebeveynlerin Düştüğü Hatalar

    • Bebeği dünyaya getirmeden önce çocuğa kardeşin ne olduğunu, nasıl bakılması gerektiğini ve onları neler beklediğini anlatılmaması; böylelikle çocuk, kardeşinin dünyaya geldiğinde onu ne beklediğini ve nasıl davranılması gerektiğini bilmeyecektir. Bu nedenle kardeşiyle bir rekabete girecek ve davranış bozukluğu sergileyecektir. Bu durumun yaşanmaması için çocuğa, kendisinin de bebeklikte nasıl bir süreçten geçtiğini ve kardeşinin de onun gibi aynı süreçten geçeceğini anlatın.

    • Yeni doğum yaptıktan sonra tüm ilgiyi bebeğin üzerine çekmek; dünyaya yeni gelen bir bebek bakıma ihtiyacı olduğundan ebeveynler ve diğer aile üyeleri ilgiyi onun üzerine çekecektir. Bu nedenle çocuğa olan ilgi azalmış olur ve sevilmediğini hissedecektir.

    • Çocuğa olan ilgiyi eskiye göre azaltmak; burada ebeveynlerin yapması gereken şey, kardeşi doğmadan önce çocuğa ne derecede ilgi gösteriyorlarsa aynı şekilde devam ettirmektir. Böylelikle kardeşi, onun yerini almamış olacaktır.

    • Kıskançlık olmasın diye çocuğa gösterilen normal ilgi ve sevginin üzerine çıkılması; ebeveynlerin düştüğü hatalardan biri de, kardeşi doğduktan sonra kıskançlık olmaması için sevgiyi ve ilgiyi normalinden daha fazla göstermektir. Bu durum da kardeşler arası kıskançlık yaratacaktır. Doğumdan önce ilgi nasılsa doğumdan sonra da aynı şekilde devam edilmesi gerekir.

    • Çocukla yalnızken ‘ben seni daha çok seviyorum’ gibi rekabet ortamın yaratılması; ebeveynler çocuğun üzülmemesi için ‘ben seni daha çok seviyorum’ gibi rekabete yol açacak sözler söylemektedir. Çocuklar arasında rekabete yol açan bu söz aynı zaman da hayal kırıklığına da yol açabilir. Çocuklar bunun gerçekçiliğine inanmaz ve her ne kadar size hissettirmeseler bile etrafında olup biten her durumun farkındadılar..

    • Çocuğun eşyalarını izinsiz kardeşine verilmesi; ebeveynler çocuğa küçük gelen giysilerini ve eski eşyalarını doğal olarak kardeşine vermek isteyeceklerdir. Ama her ne kadar o bir çocuk olursa olsun, onun da bir birey olduğunu unutmamaları gerekir. Yetişkin bireyler de eşyalarının alınıp başka birine verilmesinden hoşnut olmazlar bu yüzden çocuğun eşyaları kardeşine verilirken çocuğa sorulup ve ondan izin alınması gerekmektedir.

    • Kardeşler arası kıyaslanmaların yapılması; komşu çocuklarıyla yapılan kıyaslamalar kadar kardeşler arasında yapılan kıyaslamalar da yanlıştır. Burada unutulmaması gereken şey; her çocuk özeldir ve her birinin yetenekleri ve ihtiyaçları farklıdır. Bu yüzden ebeveynlerin çocuklarını iyi gözlemleyip ona göre ihtiyaçlarını gidermeleri gerekir.

    • Kardeşin sorumluluğunun çocuğa verilmesi; ‘sen abla/abisin o yüzden kardeşine bakman gerekir’ gibi cümleleri ebeveynlerin ağzından sık sık duyarız. Bu durum, çocuğu olgunlaştırmaz, tam tersi kardeşi onun için itici bir hal almaya başlar. Her ne kadar abla/abi olsa da, unutulmaması gerekir ki o bir çocuktur.

    • Tartışmalar olduğunda taraf tutulması; kardeşler arası tartışma ve kavgaların olması çok normaldir. Sınırı aşmadıkları sürece ebeveynlerin tartışmalara müdahale etmemeleri gerekir. Aştığını hissettiğinizde dikkat edilmesi gereken şey; adil olmaktır. Küçük olan daha savunmasız olduğu için genel olarak ebeveynler onu korumak ister fakat burada önemli olan ebeveynlerin ikisine de aynı şekilde davranmasıdır.

    Ne Zaman Destek Alınması Gerekir?

    Çocuk kardeşine zarar vermeye veya çocukta bir gerileme; parmak emme, alt ıslatma, bebeksi konuşma ve içe kapanma gibi durumlar olmaya başladıysa mutlaka profesyonel bir destek alınması gerekir.

  • Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kıskançlık sevilen birinin, sevilen bir nesnenin bir başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Sevginin olduğu her yerde kıskançlığın olması da normaldir. Ne zamanki bu kıskançlık duygusu insanı kemiren bir tutku haline yani hasete dönüşür o zaman sevgi yok olur. Etrafımızda ya da gazete sayfalarında birbirine zarar veren birçok çift görürüz. Eşini evin dışına çıkarmayan eş, bu kıskançlık duygusunun tutsağı haline gelmiştir. Bir yetişkinin bu duygunun tutsağı (patolojik kıskançlık)olması durumunu açıklamak için çocukluk dönemindeki güvensizlik duygusuna bakmak gerekmektedir.

    Kardeş kıskançlığına bakacak olursak çocuğun en değerli varlığı olan annesini bir yabancıdan kıskanmaması anormal olurdu. Anne başka bir çocuğu kucağına almaktadır. Kardeşin dünyaya gelmesiyle birlikte çocukta anneden ayrılma anksiyetesi başlar. Çocuğunuzun, kardeşi ile annesini birlikte gördüğünde yaşadığı duygu, eşinizin yanında bir başkasını gördüğünüzde hissedeceğiniz duygudan farksızdır.

    Yeni kardeş olacağını öğrendiği an çocuk iç dünyasında ne yaşar?

    Annenin gebeliğinden dolayı çocuğu kucağına almaması, dokunsal temasın azlığı ve tedirginlik çocukta sevilmediği hissini yaratabilmektedir. Annenin sınırlarını deneme girişimleri de “artık beni sevmiyorlar mı acaba?” sorusuna cevap arama çabası olarak başlamış demektir. Çocuk annenin etrafında dolanmaya, anneye daha fazla soru sormaya başlar. Kardeşini annesinin kucağında gördüğü an, eve ziyaretçilerin geldiği zaman işittikleri ise yetişkinlerin ve o beceriksiz kötü bebeğin acımasızlığını ortaya koymaktadır. Tüm ilgiyi üzerine toplamayı hiçbir şey yapmadan başaran o küçük şey kendisinin ikinci plana atılmasına sebep olmuştur. Böyle hisseden çocukta huysuzluklar, tutturmalar, ağlama nöbetleri ortaya çıkar. Bebeğin biberonunu kullanma, altını ıslatma gibi gerileme davranışları görülebilir.

    Bazı çocuklarda ise kardeşe aşırı ilgi gösterileri görülebilmektedir. Ebeveyn “benim oğlum/kızım kardeşine çabucak alıştı.” diyebilmektedir. Dikkatle izlendiğinde çocuğun sevgisinin ve aşırılığının samimiyetten uzak olduğunu görebiliriz. Çocuk kardeşinin yanağını okşarken aslında canını acıtmak için de bir çaba içine girebilir. Çocuk kardeşini kıskanmaktan kurtulmuş değil içe atmış bastırmaya çabalamaktadır.

    Kardeş kıskançlığının çok doğal olduğunu bilen bir anne, çocuğun verdiği mesajı doğru olarak alır, kendisinin sevgisini yitirmediğini çocuğa göstererek, çocuğun zamanla yatışmasına, bu duyguyla baş etme becerisini kazanmasına yardımcı olur. Bu süreçte kardeşe olan duygular dalgalanmalar gösterecektir. Zaman zaman onu severken zaman zaman da nefret edebilir.

    Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi bir duygu hissetmemeli, kardeşe karşı olumsuz duygularını dile getirdiğinde suçlanmamalıdır. “senin kardeşin o ayıp, sevilmez mi kardeş, pabucun dama atıldı artık senin” gibi ifadeler çocuğun kardeşine olan öfkesini pekiştirir. Bunlar yerine “ona kızmakta haklısın, bazen bende kızıyorum.” gibi ifadeler ise hem onu şaşırtacak hem de rahatlatacaktır. Anne onu anlıyor demektir.

    “kardeşine dokunma, zarar vereceksin” gibi ifadeler onun kardeşe olan öfkesini daha da yoğunlaştırır. Tabii ki kardeşine vurmasına izin vermeyeceğiz ancak bunu sürekli olarak kardeşi koruma ve kendine müdahale şeklinde ya da çocuğu bir reddediş şeklinde değil kısa, net ve kesin bir tutum sergileyerek yapmalıyız.

    Kardeşler arasındaki bu kıskançlıkta zaman zaman ebeveynin payı da olmaktadır. Örneğin fiziksel ya da mizaç olarak kendine benzeyen çocukla daha çok özdeşim kuran bir anne girdiği ortamlarda sözel olmasa da davranış düzeyinde özdeşim kurduğu kardeşi daha ön plana çıkaran davranışlarda bulunabilmektedir.

    Bazen de iki kardeş bir oyuncağı paylaşamayıp tartışabilir. Anne baba ise kimin haklı kimin haksız olduğunu irdelemeye başlayabilir. Oysa çocukların problemlerini kendi aralarında çözmeleri, problem çözme becerileri kazanmaları için fırsat verilmemiş olmaktadır. Paylaşılamayan oyuncak iki kardeşinde elinden alınarak tarafsız bir tutum kardeşlerin birbirlerine olan tepkilerini azaltacaktır.

    Yeni doğan tüm aile fertlerinin yaşamında bir değişiklik yaratacaktır ancak bu değişikliği abla/ağabeye en alt düzeyde yaşatmalıyız. Kardeş olana kadar beraber uyumuş olan anne ve çocuk için yatakları ayırma zamanı kardeşin doğumu olmamalıdır.

    Çocuk kardeşi olmasını çok istemiş olabilir ancak doğum sonrası pişman olabileceğini de düşünerek “senin için yaptık kardeşini” gibi sözlerle çocuğun hoşnut olmadığı bu durumdan kendini sorumlu tutmasına izin vermemeliyiz.

    Unutmayalım ki yeni doğan kardeşe karşı çocuğunuzun kıskançlık duygusu beslemesi normal ancak bizim tutumlarımız bu kıskançlığın tutkuya dönüşmesini engellemelidir.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık, insanın en temel duygularından bir tanesidir. Çocuklarda genellikle kardeş doğumu ile ortaya çıkar. Eve yeni gelen bu birey başta anne baba olmak üzere herkesin dikkatini çekmekte ve herkes ondan bahsetmektedir. Yaşanan düzen değişikliği ailede herkesi etkilemektedir.

    Anne babanın çocuğa karşı tutumlarının farklılaşması, aradaki yaş farkı, çocukları kıyaslamak, anne-babanın çocuğun cinsiyetine ilişkin tercihleri vb. sebeplerde kıskançlığı arttırır.

    Çocuklarda bazı davranışlar kıskançlığın boyutu hakkında bize ipucu verir:

    • Anneye aşırı sevgi gösterisinde bulunma, adeta anneye yapışma çabası

    • Kardeşe karşı aşırı, abartılı sevgi gösterme; okşarken biraz fazla sıkar, ağlatacak kadar fazla sıkı sarılır.

    • Etkilenmemiş gibi davranır; bebekle ilgili görünmeyen ağlamalar, tutturmalar, tepinmeler

    • Duygusal ve davranışsal gerilemeler; bebeksi konuşma, anne babayla yatmak isteme, tuvaletini kaçırma, yardımla yeme gibi.

    • Çeşitli bahanelerle ilgiyi üzerine çekmeye çalışma, isteklerini bağırarak ifade etme,

    • Okul korkusu,

    • Anne-babanın sevgisinden emin olamama şeklindedir.

    Öneriler;

    • Çocuk psikolojik olarak kardeşin doğumuna hazırlanmalıdır.

    • Çocuğun aile içinde her zaman yeri olduğu hissettirilmelidir.

    • Kıskançlık duygusunu tümüyle ortadan kaldırmak yerine kontrol edilebilir seviyede tutulmasına çaba gösterilmelidir.

    • Kardeşler arası tartışmalara olabildiğince karışılmamalıdır.

    • Çocuğun arkadaş ortamına girmesi ve paylaşmayı öğrenmesi kardeşini de kabullenmesini ve onunla da paylaşım yapabilmesini kolaylaştırır.

    • Çocuğa onunla ilgilenildiğini ve onun hala sevildiğini ifade eden sözler davranışlarla desteklenmelidir.

    • Kardeşler arası kıyaslamalar yapılmamalıdır.

    • Anne baba çocuğun davranışlarına karşı hissettiği duyguları dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır.

    • Çocuğun yaşına ve ihtiyacına göre zaman ayrılmalıdır.

    Eğer bu duygular çocukta uyumu bozmaya başlamışsa, kaygı ya da depresyon gibi sorunlara yol açmaya başlamışsa kesinlikle bir uzmandan destek almak gerekir.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı insan hayatının en karakteristik taraflarından biridir. Kadim zamanlardan beri insanlığı ilgilendiren birçok mesele iki kardeşler arası ilişkilerden ibarettir. İlk cinayetin hikayesi olan Habil ve Kabil, imparatorluklar döneminde kardeşler arasında yaşanan kanlı taht kavgaları, Karamozav Kardeşler, Sindirella ve Antik Yunan Mitolojisinde görülen kardeş ilişkileri kardeş kıskançlığı ve mücadelesinin tarihin her döneminde olduğunu gösterir. Çocuklarımızın birbiriyle kavga etmesi elbette hepimiz için huzur kaçırıcıdır. Durmadan tartışmaları, birbirlerine isim takmaları, tahrik ve tehdit etmeleri ya da doğrudan kavga etmeleri aile için ciddi sorunlara yol açabilir. Anne ve babanın evliliklerinde anlaşmazlıklar ortaya çıkması ya da birliktelikten alınan tatminin azalması; fiziksel zarar riskinin doğması ve aile üyelerinin özgüvenlerini yitirmesi şiddetli kardeş kavgalarının muhtemel sonuçlarıdır.

    Kardeş kavgasını nasıl algılamalıyız? Aslında kardeş kavgası, kendilerini keşfettikleri, farklılıklarını ve benzerliklerini farkettikleri ve nasıl beraber yaşayacaklarını öğrendikleri bir süreçtir. Bu kavgalar, farklı bakış açılarına saygılı yaklaşmayı, toplumla uyumlu bir şekilde yaşamayı ve sosyal kabiliyetleri öğrenecekleri bir fırsatı da barındırır. Bunun yanında, karşınızdaki henüz bir çocuk olduğu için, yeni doğan kardeşiyle alakalı hissettiği şeyin kıskançlık olduğunu bile anlamayacaktır. Onun hayatta en değer verdiği şey siz ve sizin ilginiz olduğu için, ilginizin bölünmesinden duyduğu rahatsızlığı tuhaf yollarla dışavurabilir. Bu yeni karşılaştığı duruma karşı nasıl bir tavır alacağını, nasıl davranacağını bilemez. Kardeş kıskançlığının temelleri de bu ilginin paylaşılması etrafında döner.

    Kardeşler arasında yaşanan çatışmaların ne üzerine olduğunu anlamak, onu önlemek için atılabilecek en önemli adımlardan birisidir. Kıskançlık genellikle ailenin gösterdiği ilginin paylaşımı  hususunda ortaya çıkar. Ebeveyn bu konuda kayırıcı da olsa ya da gerçekten adaletli de olsa çocuğunuz bu konudan yakınabilir. Kendini ifade edebilecek başka bir yol bilmiyor olabilir. Eğer böyle bir şey söz konusu değilse yaşanan şey yalnızca yaşları ve içinde oldukları dönemlerin farklılığı da olabilir. Bir yenidoğanın eğlence anlayışı, bir “toddler”ın siniri bozabilir. Aynı şekilde ergenliğe yeni adım atmış kardeş, kimliğini ve bağımsızlığını oluşturduğu çetin bir süreçteyken ona sevgi dolu yaklaşan kardeşiyle vakit geçirmek bile istemeyebilir. Çocuğunuzun kardeşine karşı takındığı agresif tavrın sebebi siz de olabilirsiniz. Çocuklar hemcins ebeveynleriyle özdeşim kurarak ve onları model edinerek bazı davranışlar geliştirirler. Eğer siz de eşinizle sık sık tartışıyorsanız, çocuklarınızın ettiği kavgalar da bunun bir izdüşümü olabilir.

        Günlük hayatı ve ruhsal sağlığımızı zedeleyen bu duruma müdahale edebilir, bu çatışmayı birlikte yaşama kültürünün ve sosyal kabiliyetlerin özümsendiği bir sürece çevirebiliriz.

            Dahil olmak: Eğer her kavgaya dahil olursak birçok açıdan çocukları bağımlı hale getirebiliriz. Bir sorunu kendi başlarına çözmeye dair duydukları güven sarsılabilir. İçinden çıkılamayacak durumlarda çatışmayı onlar için çözüme kavuşturan ebeveyn figürü yerine, kavgayı onlarla birlikte irdeleyen ve çözüm için gayret gösteren bir ebeveyn çocuklarımızın için daha sağlıklı bir rol model olacaktır. Böyle durumlarda taraf tutmaktan kesinlikle imtina etmeli, iki tarafın da kazançları olacağı bir sonuca varılmalıdır.

        Adalet : Eşitlik ve adalet birbirinden farklı durumlardır. Çocuğumuza, kardeşinin aldığı her şeyi alacağımıza, ne yerse onun da yiyeceğine ya da ilginin eşit paylaşılması gerektiğine inandırmamamız gerekir. İçinde oldukları gelişimsel evre, özel hayatlarında yaşadıkları bazı zorluklar bazen ihtiyaçların ve ilginin farklı oranlarda dağılmasını gerektirebilir. Çocuklarımızı paylaşmaya mecbur da bırakmamız gerekir. Kendi başlarına geçirecekleri vakitler de kardeşlerine ve dünyaya karşı tavırlarını iyileştirecektir. Farklılıkları konusunda onları cesaretlendirmeli, bu farklılıkların zarar verici değil tamamlayıcı olduğunu da onlara göstermemiz gerekebilir. Özel bakıma muhtaç ya da üstün zekalı kardeşi olan çocuklar için bu husus daha kritik bir anlam ifade etmektedir.

        Disiplin : Birbirlerine karşı gösterdikleri tavırlar, ev içinde gösterilecek uygun ve uygunsuz davranışlar ve bazı spesifik anlaşmazlıklara dair belirli bir kural sistemi oluşturulur ve bunlar çocuklara samimi bir şekilde anlatılırsa, “Ben haklıyım, sen haksızsın.” gibi suçlamaların önüne geçilmiş olabilir. Kurallar karşısında sorumlu olduğunu farkeden çocuk, davranışlarının sonuçlarının da yine onu ilgilendirdiğini farkedebilir. Hem kavgaların azalmasına hem kendilerini keşfetmelerinde önemli gelişmeler yaşanabilir.

             İletişim : Eğer yalnızca kavga ettikleri zamanlarda çocuklarınızla yakından ilgileniyorsanız, siz yokken hiç kavga etmediklerini farkedebilirsiniz. Bu kavgayı ödüllendirmektir. Aksine, çocuklarınızla birebir zaman geçirmeli, onlara olan sevginizin mahiyetini anlatmalı, ona has özelliklere dikkat çekerek özgüvenin yerleşmesine imkan vermeliyiz. Ailece geçirilen eğlenceli ve sağlıklı bir haftasonu çocuklarınızın arasındaki çatışmayı da dindirebilir.

            Yenidoğan: Eğer yeni bir bebeğiniz olacaksa, büyük çocuğunuzun kardeşini kıskanmasını önlemek için de bazı yollar denemelisiniz. Onu hamilelik sürecinin dışında tutmayın. Karnınıza ellesin, eğer memnun olacaksa sizinle birlikte kontrollere gelsin. Kardeşi doğduğunda nelerin değişebileceğini, bu doğumun hayatınız için neleri değiştirebileceğini anlatabilirsiniz. Doğumdan sonra onun da sorumluluk almasını sağlayabilirsiniz. Yapabileceği konularda onun yardımını alıp ona danışarak çocuğunuzla aynı safta olduğunuzu ona göstermeniz, kardeşine duyduğu sevgiyi arttıracaktır.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık duygusu, genellikle sevilen bir bireyin diğerleriyle paylaşılamaması durumunda ortaya çıkar. Kardeş kıskançlığı ise; yeni gelen kardeşi, diğer çocuğun kabullenmesi zor olduğu için normal bir durumdur. Çocuğun, yeni gelen kardeşi kabullenebilmesi, çocuğun yaşı, ailenin tutumu ve çocuğun kişilik yapısıyla doğru orantılıdır. Bu durumu tamamen önlemek ne yazık ki mümkün değildir. Aradaki bu kıskançlığın yaşanması normal ve sağlıklı bir süreçtir. Fakat kıskançlık aşırıya kaçıyorsa burada bir problem var diyebiliriz. Kardeşler arası dengenin kurulması konusunda en büyük görev ise ailelerindir.

    Kardeş kıskançlığını en aza indirmek için neler yapabiliriz?

    • Çocuğun hayatında çok fazla değişiklik yapmayın. Bebek geldikten sonra aile, aynı yaşamına devam etmeye özen göstermelidir. Örneğin, bebek gelmeden önce aile haftasonları birlikte zaman geçiriyorsa, bebek geldikten sonra da yanlarında bebek olmadan bunu yapmaya devam etmeliler. Çocuk, bebeğin gelişiyle odasını kaybetmek zorunda kalıyorsa, anne-babayla uyuyorken “Sen artık odana geçiyorsun, bebeğin bizimle yatması gerekiyor.” Deniyorsa, sorumluluk alma konusunda zorlanan anne, bebeğin gelişiyle diğer kardeşi anaokuluna veriyorsa, bu durum çocuğun hayatını olumsuz yönde etkilemekte ve kardeşini kıskanmasına yol açmaktadır. Çünkü bu durum çocuğu, kaybettiği her şeyin sorumlusu olarak kardeşi görmeye itecektir.

    • Yapılacak tüm değişiklikleri bebek gelmeden önce yapın. Çocuğun odasının değişmesi gerekecekse, sizinle uyuyorsa ve bebekten sonra kendi odasına geçmesi gerekecekse tüm bunlar mutlaka bebek doğmadan 4-5 ay önce yapılmaya başlanmalı. Tüm bu değişiklikleri bebek geldikten sonra yapmak, çocuğa artık istenilmediğini, kardeşi yüzünden ikinci plana atılmak zorunda kaldığını düşündürecektir.

    • Bebeğin gelişini çocuğa anlayabileceği ve yaşına uygun bir şekilde açıklayın. Çok küçük çocukların henüz soyut düşünme kabiliyetleri gelişmemiş olduğundan durumun yaşa uygun ve anlayabileceği şekilde açıklanması çok önemlidir.

    • Küçük çocuklara bu konuyla alakalı hikayeler anlatmak süreci kolaylaştıracaktır. Hikaye, aileye yeni bir kardeşin katılmasıyla alakalı olabilir. Aile sevgisi, kardeş sevgisi, aileye yeni üyenin katılması konulu olabilecek bu hikayeler, yeni bir kardeşin gelişinin çok güzel bir şey olduğu mesajını verebilir. Anlatacağınız hikayede, kardeş geldikten sonra onun hayatında değişecek ve hoşuna gidecek şeylerden bahsedin. Örneğin; “Kardeşin geldikten sonra artık yalnız kalmayacaksın.”, “Kardeşin biraz büyüdükten sonra birlikte istediğiniz oyunu oynayabileceksiniz.” Bu hikayede çocuk bir kahramandır ve kardeşi olacağı için kendini kahraman gibi hissedecektir. Hikayede çocuk, kardeşini çok seven, onun sorumlulukları konusunda anne-babasına destek olan ve bu yüzden de takdir edilen bir abla/ağabey olmalıdır. Hikayenin ana amacı ise; gelecek kardeşin onun için iyi bir şey olduğu mesajının verilmesidir.

    • Bebeğin doğduğu ilk ayların çok önemli olması, ve onunla yoğun bir şekilde ilgilenilmesi gerekmesinin yanı sıra büyük kardeşin ilgisiz bırakılmaması oldukça önemlidir.

    • Kardeşine yardım etmesi konusunda sorumluluklar verin. Bebeklerin özelliklerini, yardıma muhtaç olduklarını anlatın. Hatta çocuğa kendi bebeklik fotoğraflarını gösterip öyle bir bebekken nelere ihtiyacı olduğunu açıklayın. Bu konularda kendisinden destek isteyerek gerçekleştirdiği konularda kendisini takdir ederek, kendisini iyi hissetmesini sağlayın.

    • Sevginizden bir şey kaybetmediğinizi gösterin. Kardeşler arası kıyastan uzak durun. “Sen çok yaramaz bir çocuksun. Ben artık kardeşinin annesi/babası olacağım.” , “Sen böyle davranmaya devam edersen ben kardeşini daha fazla seveceğim.” , “Tamam sen istemezsen ben de kardeşine vereyim.” Gibi kıyas içeren cümlelerden uzak durun. Kardeşini kıskanmasın diye söylenen, “Sen bizim ilk çocuğumuzsun, ne olursun olsun seni ondan daha çok seviyoruz.” Gibi kurulan cümleler çocukta iyi duygular uyandırdığı sanılırken aksine üstün gibi gözükse de yine de kendini kardeşiyle bir kıyas içinde hissetmesine sebep olur.

    • Çocuğunuzu şımartmamaya özen gösterin. Aileler genellikle, “Yeni bir kardeş geldiği için kızım/oğlum üzülecek.” Diye düşünüp gösterilmesi gereken ilgiyi abartabiliyorlar. Bu şekilde yetişen çocuklar sınır tanımıyor, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmayan çocuklar olarak büyüyorlar. Aynı zamanda verilen mesaj ise; “Sana bir kardeş yaptığımız için kendimizi suçlu hissediyor, vicdan azabı çekiyoruz. Bu yüzden de seni mutlu etmeye ekstra özen gösteriyoruz.” Oluyor. Fakat yeni bir kardeş yapmak doğal bir süreçtir ve ailenin kendisini suçlu hissetmesine gerek yoktur.

    Bu süreçteki en önemli faktörlerden biri ailenin güçlü olması ve aradaki dengeyi kurmasıdır. Yaşanılan aksi durumlar için ise bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Sizce ‘’Kardeş kıskançlığı kötü bir duygu mu?’’

    Genel olarak ebeveynler; Evet kardeş kıskançlığı kötü bir duygudur’’ diyebiliyorlar.

    Bu durumda bu konuyu çocuklardan çok aileler için ele almamız gerektiğini düşünüyorum.

    Çünkü kardeş kıskançlığı yaratılışımız gereği doğal bir duygu olup bazı insanlarda az bazı insanlarda çok şeklinde herkes de bulunmaktadır.

    Kardeş kıskançlığının kötü bir duygu olduğunu düşünüp, bunu da çocuğunuza hissettirip aynı zamanda diyaloglarınıza da ‘’iyi çocuklar kardeşlerini kıskanmaz’’ derseniz; bu duyguyu yaşayan çocuğun bu duyguyla baş etmesini daha da zorlaştırmış olursunuz.

    Bu durumda da çocuk kendi kabuğuna çekildiğinde ‘’kardeşimi kıskanıyorum, o zaman ben iyi bir çocuk değilim’’ diye düşünür. Kendisini suçlu ve kötü hisseder.

    Eve yeni gelen bireye karşılık; her çocuk anne ve babanın sevgisini sorgular. Eskisi gibi sevildiğinden emin olmak ister.

    Yeni gelenin o sevgiyi alacağını ve artık onun o kadar sevilmeyeceğini düşünmeye başlar. Tabi anne ve babanın, aile büyüklerinin çelişen tutumları ve sözleriyle de çocuktaki bu korku daha da artar.

    Bu süreçte çocuk zaten çelişkili duygular içindedir; ona yönelteceğiniz ‘’Benim oğlum/kızım kardeşini çok sevdi’’. ‘’Benim oğlum/kızım kardeşini hiç kıskanmadı’’. ‘’Sen artık büyüdün abla/abi oldun’’ gibi cümleler hisleriyle örtüşmediği için kıskançlık duygusunu beslemekten ve içindeki kuşkularını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kardeş kıskançlığı doğamız gereği var olan; ebeveynler tarafından kabul gördüğü ve çocuğun ifade etmesine izin verildiği zaman kolaylıkla baş edebileceği, sonuçları itibariyle faydalı bir duygudur.

    Çocuklar kardeş kıskançlığı yardımıyla duygularını kontrol etmeyi, öfkesini yenmeyi ve uzlaşmayı öğrenir.

    • Ebeveynlere kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklar için diyalog:

    • Anne: ‘’Söyle bakalım, benim güzel kızım/oğlum hangimizi daha çok seviyorsun; Babanı mı, Beni mi?’’

    • Ayşe hiç düşünmeden : ‘’ikinizi de çok seviyorum’’ dedi.

    • Anne: ’Bana olan sevgin, Babana olan sevgini azaltıyor mu?’’

    • Ayşe: ‘’hayır.’’

    • Anne: ‘Başka kimleri seviyorsun?’

    • Ayşe:Dedemi,babaannemi,anneannemi,halamı,teyzemi,keremi,zeynebi,arkadaşlarımı,öğretmenimi..’’

    • Anne: ‘’Onları severken bize olan sevgin azalıyor mu?’’

    • Ayşe biraz düşündükten sonra : ‘’Hayır azalmıyor’’ dedi.

    • Anne: Büyüklerimiz der ki : ‘’Sevinç ve sevgi paylaştıkça artar, üzüntü ve acı paylaştıkça azalır.’’

    ‘’O zaman şöyle diyebilirmiyiz: Anne ve Babanın sevgisi bütün çocuklara yeter.’’

    (Şimdi sizde çocuklarınızın düşüncelerini öğrenmek için aynı diyaloğu oluşturabilirsiniz.)

    Kardeşler birbirlerini kıskandığı gibi, yetişkin insanlar da birbirini kıskanabilir. Aynı işyerinde çalışan iki çalışanda birbirini kıskanabilir.

    Kıskançlık duygusu her insan da vardır. Bazı insanlar, kıskançlık duygusunu kontrol altına tutmayı ve yönetmeyi bilmedikleri için, kıskandığı insana kin duyar, elinden geldiğince ona zarar vermeye çalışır; böylece kıskançlık duygusuna yenik düşer.’’

    Bu durumu daha yeni yeşermiş bir tohumken çocuklarda: ‘’Sen iyi bir çocuksun, kıskançlık duygusuyla baş edebilirsin:’’ şeklinde öğrenmelerini sağlayabiliriz.

    Kardeş kavgaları çoğunlukla, ebeveynlerin hatalı tutumundan kaynaklanır. Anne ve Baba tarafından eleştirilen çocuk, buna kardeşinin sebep olduğunu düşünür ve ona kızgınlık duyar.’’

    Anne ve Babanın kardeşleri kıyaslaması hem kardeşler arası kıskançlığı artıracak hem de anne-babanın bu hatalı tutumu çocukları ebeveynlerine karşıda hırslandıracaktır.

    Kardeşlerden biri diğerine göre daha fazla hareket halindeyse; ailenin ikisi için koyduğu ‘’uslu durun, söz dinleyin komutunu sakin olan çocuk yerine getirebilirken; hareketli olan çocuk bu komutlara uyamayacak ve aynı zamanda komutlara yapısal olarak uyan kardeşine de kinlenecektir.

    İki ve daha fazla çocuğun olduğu evlerde az veya çok kardeş kavgaları ve çatışmalarının olması doğaldır. Çocuklar aynı anneyi, aynı babayı, aynı evi, aynı eşyayı ve aynı odayı paylaştıkları sürece tartışmak, bağrışmak ve kavga etmek gayet doğaldır. Önemli olan bu tepkilerin şiddete dönüşmemesidir.

    ANNE VE BABALAR KARDEŞ KAVGALARINI ÖNLEYEBİLİR Mİ?

    Kardeş kavgalarında anne-babaların dikkat etmesi gereken ilk nokta: anne- babaların kardeş kavgalarında hakem rolü almamalarıdır.

    • Haksızlık yapan çocuğa yaptığınız açıklamanın doğruluğunu kabullendirmek zordur. Anne-Baba ne kadar adil olmaya çalışsa da çocuklardan biri kayrıldığını düşünerek anne-babanın kararını kabullenmeyecektir.

    Anne-baba kardeş kavgalarına karıştığı zaman çocuklar birbirini suçlayarak haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırken anne-babayı da kavganın içine çekecektir.

    • Anne-Baba ‘’kim başlattı?’’ şeklinde, kardeş kavgalarına karışmamalıdır. Ne kadar sorgulanırsa sorgulansın çoğu zaman bu sorunun doğru yanıtını alamayacaklardır.

    Çünkü çocuklar kendilerini savunmak adına, kavgaya başlama nedeninin biri diğeri olduğunu söyleyecek ve böylece itirazlar, tartışmalar ve atışmalar birbiri ardına devam edecektir.

    • Büyük çocukların kardeşi baskısı altına aldığı düşünülerek küçüğü koruma altına alınmamalıdır. Çünkü ailenin desteğini, sürekli hisseden küçük çocuk büyük çocukla uzlaşma yoluna gitmekten hep kaçınacaktır. İlerleyen dönemlerde de bu durum en ufak anlaşmazlıklar da yükselen bağırmalar, sonu kesilmeyen şikayetler şeklinde Anne-Babaya yöneltilerek büyük çocuğu zor durumda bırakmaya başlayacaktır.

    Bu döngünün ulaştığı yerde büyük çocuğun Anne-Baba desteğini gören küçük kardeşten nefret etmesine sebep olacaktır.

    • Fiziksel şiddet ve yaralanma gerçekleşmediği müddetçe oluşan her kavgaya Anne ve Babalar soğukkanlı bir tavırla yaklaşmalıdırlar.

    Böylece küçük çocuk Anne-Babadan ekstre bir güç almadığı için mecburen büyükle anlaşma yoluna gidecek; ve kavgalar büyük oranda azalacaktır.

    Zaman zaman ebeveynler kardeşlerin ufak itişmelerini ve söz dalaşmalarını görmezden gelmeli; kendi kendilerine orta yolu bulmaları beklenmelidir.

    Ne zaman ki bu davranışlar fiziksel şiddet ve küfür gibi bir boyuta ulaşır, işte o zaman müdahale edilmeli ve devamına izin verilmemelidir.

    Bu durumda da haklı-haksız kavramını değerlendirmek yerine gelinen nokta baz alınmalıdır. Kardeşler ayrı odalara yönlendirilmeli ve gelinen noktanın nedenlerini düşünmeleri istenmelidir.

    Olası bir itiraz içinde açıklama olarak; ‘’Konu kimin haklı kimin haksız olduğu değil; konu kavga esnasında kullandığınız kelimeler ve davranışlardır. Bunun için sizi ayrı odalara gönderip konuyla ilgili nedenleri düşünmenizi istiyorum’’ şeklinde söylenmelidir.

    • Kardeş kavgalarının en aza indirgemenin bir yolu; küçük yaştan itibaren onlara paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğretmektir. Kardeşi, oyun arkadaşı, yaşıtlarıyla vakit geçirebileceği ortamı olmayan, her günü yetişkinlerle geçiren bir çocuk paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenememektedir.

    Ancak küçük yaşta yaşıtlarıyla iletişime geçen çocuk yardımlaşma ve paylaşmayı öğreneceğinden bir kardeşi olduğu zaman onu daha kolay kabullenecektir.

    Bazen kardeşlerin arasındaki tartışma konuşularak çözülemez ve çözüm yolu için Anne-Babayı tercih edebilirler. Bu durumda Anne-Baba, tarafsız ve soğukkanlı bir şekilde iki tarafı da dinleyerek, bazı ufak dokunuşlarla çözümü onlara buldurmalıdır.

    Ebeveynler bazen farketmeden, kavgayı önlemek için çocukları birbirleriyle kıyaslar. ‘’Neden söz dinlemiyorsun?’’, ‘’Neden uslu durmuyorsun?’’, ‘’Neden kardeşin gibi uysal değilsin?’’, ’’Neden kendini sevdirmiyorsun?’’ gibi… cümleler kurulduğunda yaramaz kardeşte uysal kardeşe kin duymaya başlar.

    Eleştirilen çocuk, kardeşi yüzünden sevilmediğini düşünmeye başlar. Kendisi Anne-Babanın favori çocuğu olmadığını düşünerek kardeşe karşı olumsuz duygular beslemeye başlar.

    • Unutmamalıyız ki şiddet öğrenilen bir davranıştır. Aile içerisinde her yanlış davranışı cezalandırılan, dayağa ve sözel şiddete maruz bırakılan çocuk, kardeşiyle ve çevresiyle anlaşamadığı zaman, isteklerini kabullendirmek adına şiddet kullanmaya ve kavga çıkarmaya daha meyilli olur.

    Ayrıca kardeş kavgaları sanıldığı kadar kötü değildir. Ebeveynlerin ve aile büyüklerinin tarafsız davranması, doğru yönlendirmesi ve rehberlik etmesi durumunda kardeş kavgalarının çocukları sosyal yönden geliştirilmesi ve olgunlaştırılması dolayısıyla yararlı olduğunu bile söyleyebiliriz.

    Kavga esnasında kıskançlık ve kızgınlık duygularını kontrol etmeyi, çatışmaları şiddet yoluyla değil konuşarak çözmeyi öğrenirler.

    EVE GELEN YENİ KARDEŞ

    İlk çocuk için eve gelen yeni çocuğu kabullenmek pekte kolay değildir. İlk günlerde ilgili davransa bile, bebeğe aile büyüklerinden gelen ilgiyi görünce kıskanmaya başlayacaktır ki buda normal kabul edilmektedir.

    Bu dönemi, ilk çocuğun rahat atlatabilmesi için önceden bir konuşma yapmak ve bu duruma hazırlamak her iki tarafa da iyi gelecektir.

    Eve bebek geldiği zaman, ev ortamının değişeceğini, bebeğe de bir oda ayrılacağını yada aynı odayı paylaşmaları gerekebileceğini, eve sık sık misafir gelebileceğini, bebeğin ihtiyaçlarını yerine getirmek için annenin ona zaman ayırmak zorunda kalacağı gibi..önden verilen bazı bilgiler gerçekleştiğinde özdeşim kurmasını sağlayacaktır. Ek olarak aynı süreçleri onun zamanında da yaşandığı, zamanla her şeyin düzene gireceği de söylenmelidir.

    Bebeğin eve geldiği gün abi/abla çok sevinmiş gözükebilir. Bunlar daha çok yapay sevinçlerdir. İlk günlerde kıskanç bir çocuk gibi davranmak, Anne ve Babanın onayından geçemeyeceği için o güveni ve sevgiyi kaybetmemek adına genelde seviyormuşçasına rol yapabilirler; çünkü ondan böyle davranması beklenmektedir.

    Ancak Anne-Babanın tutumu burada önemli bir rol oynamaktadır. Olumsuz tutumlara maruz kalan çocuğa kıskançlık duygusu ağır gelmeye başlar ve bir müddet sonra taşıyamaz olur.

    Kıskançlık belirtileri çocuktan çocuğa da farketmektedir. Bazı çocuklar kıskandığını net bir şekilde ifade edemez ve bu durum içine kapanmasına neden olur. Bu süreçte çocuk kendi benliğine karşı açma ve üzüntü duymaya başlar. Bununla birlikte yemekten kesilme ve kilo kaybı da görülür.

    Yeni gelen kardeşe daha fazla zaman ayrılıyor, benimleyse eskisi kadar ilgilenilmiyor düşüncesiyle anneye kin duyma ve ondan uzaklaşma başlar

    Bazı çocuklarda da; huysuzlanma, hırçınlık, kapris ve saldırgan davranışlar çıkar ortaya. Evden kaçmakla, okula gitmemekle ya da oğlunuz/kızınız olmayacağım diye tehditler başlayabilir.

    Bazı çocuklar ise kıskançlığını tamamen dışa vurmak ister. Anne-Babanın ilgisini bebeğin üzerinden kendi üzerine çekmek ister ve açıkça türlü türlü tehditlerde bulunur.

    Sonucunda ceza alma ve dayak yiyeceğini bilmesine rağmen yaramazlığını yapar, söz dinlemez.

    Sen büyüdün; yemeğini kendin yiyebiliyorsun, tuvalete kendin gidebiliyorsun. Kardeşinse daha çok ufak, bunları tek başına yapamaz-yardımımıza ihtiyacı var gibi açıklamalar onu tatmin etmez hatta bazen ters bile tepebilir.

    Kendisinden olgun davranışlar bekleyen ailesini birden bebeklik çağına dönüş davranışlarıyla da şaşırtır ve kızdırır.

    Kıskanan çocuğa kulak vermek, duygularını, rahatça dillendirmesini sağlamak, yaşadığı bu duyguları eleştirmemek, nasihat tarzında veya küçüğü savunucu şekilde cümleler kullanmadan onu dinlemek ciddi anlamda rahatlatacaktır.

    Sağlıklı, mutlu ve huzurlu çocukların yetişmesi dileğiyle.

  • Çocukların Karakteri Doğum Sırasına Göre Nasıl Değişiklik Gösterir?

    Çocukların Karakteri Doğum Sırasına Göre Nasıl Değişiklik Gösterir?

    Çocukların karakterleri sadece DNA yapısına göre değişiklik göstermemekle birlikte Ailenin çocukla iletişimi, ona davranışı ve Ailedeki doğum sırasının, çocukların kişiliklerini de etkileği söylenmektedir.

    Bu görüşün doğruluğunu Psikoloji de ‘kardeş kuramı’ nı ortaya çıkaran Psikolog Alfred Adler’e göre ‘Ailede kaçıncı çocuk olarak doğduğunuz karakterinizi belirleme de kayda değer önem taşır’ sözünde de görmekteyiz.

    Doğum sırası kişilik oluşumunu etkileyen tek şey olmasa da Adler, doğum sırasının, bireyin mizacını etkilediğini söyler. Peki ilk çocuk, ortanca çocuk, ailenin en küçük çocuğu, tek çocuk veya ikiz olmak kişinin geleceğini nasıl şekillendiriyor?

    Keyifli okumalar..

    • İLK ÇOCUKSANIZ…

    Ailenin ilk çocuğu mükemmeliyetçilik eğiliminde oluyor. Bunun sebebi ise tecrübesiz olan anne ve babanın çocuklarını en doğru şekilde yetiştirmek istemesi. Sonuç olarak bu mükemmeliyetçilik bir müddet sonra çocuğa da geçiyor.

    Kardeşi doğana kadar anne ve babasının sevgisinin hepsini almaktadır. Bu yüzden kardeşi doğunca ‘tahtını yitirmiş kral’ gibi hissetmeye başlarlar. Tekrar o sevgiyi kazanma çabaları sonucunda diğer kişilerin sevgileri olmaksızın bağımsız ayakta kalmayı öğrenirler. Daha sonraki yaşamlarında da tutucu, güç yönelimli ve lider özelliklere sahip olabilirler.

    • ORTANCA ÇOCUKSANIZ…

    Ortanca çocuklar dünyaya geldiklerinde hazırda sorumluluğu üstlenmiş büyük bir kardeş vardır. Bu yüzden ortanca çocuklara aileler daha az sinirli ve daha hoşgörülü davranmaktadırlar.

    Anne ve babasının sevgisini doğduğu andan başlayarak büyük çocukla paylaşır. Bu da ikinci çocuğun daha sosyal olmasını sağlar.

    İlk çocuklara oranla, ortancalar pek de mükemmeliyetçi olmamakla beraber daha çok aile içindeki yerlerini belirginleştirmek ve aile bireylerine kendilerini kabul ettirmek için çabalamaktadırlar.

    Kolay adapte olan, yaratıcı ve beceriklidirler. Ayrıca doğumundan başlayarak bir rakiple karşı karşıya kalması sonucu yarışmacı ve hırslı olma eğilimindedirler.

    • AİLENİN EN KÜÇÜĞÜYSENİZ…

    Ailedeki en son çocuk rahatlık açısından en şanslı olandır. Sadece anne babanın değil tüm aile üyelerinin sevgisini alarak şımartılır. Önündeki kardeşlerini gözlemleyerek onları daha güçlü görüp yarışamayacağını düşünür ve bağımsızlık eksikliği-güçlü yetersizlik gibi duygular hissedebilir.

    En son doğan çocuk bütün dikkatleri üzerine çekmeye çalışan, ailenin en sevimlisi rolünü üstlenendir. İnsanların dikkatini çekmek ve sempatilerini kazanmayı severler.

    Ailenin en küçüğü diğer kardeşlere göre daha özgür ruhlu olur. Macerayı severler ve hayatın akışından keyif almayı en çok bu çocuklar bilir. Pek çok uyarıcıyla karşı karşıya kalması ve rekabetle başa çıkması sonucu kendini evdeki diğer çocuklara karşı çok iyi geliştirir.

    Son doğan çocukların karşılaştığı en büyük sorun yaptıklarının özel olmadığını düşünmeleridir. Çünkü ilk çocuk yüzmeyi öğrendiğinde bu aile için büyük bir olaydır fakat sıra son çocuğa geldiğinde kimse ilk çocuktaki kadar heyecanlanmayabilir.

    • TEK ÇOCUKSANIZ…

    Tek çocuklar genelde ailenin ilk çocuğunun yaşadığı deneyimleri yaşar. İlk çocuktan farkı, ilgi ve alakayı bölüşmek zorunda kaldıkları başka bir kardeşlerinin olmamasıdır. Böylelikle ailenin tüm desteğini alabilirler. Tek çocuk, yetişkinlerle ve yaşlı insanlarla iyi anlaşır. Bu durum mükemmeliyetçiliği ve başarılı olma hırsını tetikler. Eleştirildiklerinde çok hassas olabilirler.

    Tek çocuklar tabi ki de tüm dikkatleri üzerine çekmeye bayılırlar. Yaptıklarının onaylanmasını isterler. Detaylara odaklanmayı severler. Rahatlarına düşkündürler. Bu özellikler sebebiyle hayatta büyük başarılara imza atsalar da, kendilerini mutlu etmekle ilgili zaman zaman sıkıntı yaşayabilirler.

    Rekabet içinde olacağı bir kardeşe sahip olmadığı için ve anne tarafından genelde şımartılmaya daha meyilli oldukları için babayla rekabete girebilmektedirler. Bunun oluşmaması için anne ve babanın işbirliğiyle çocuğa yaklaşmalıdır. Anne ve babadan ilgiye alışık olan çocuk bağımlılık ve benmerkezcilik gibi yaşam tarzları benimseyebilir. İleriki dönemlerde yaşıtlarıyla sorun yaşadıkları da sık sık görülebilir.

    • İKİZ İSENİZ ..

    İkizlerde genelde biri diğerinden daha baskın olan bir çocuk vardır ve ilk doğan gibi davranmaktadır. Bu durumun zaman zaman istisnaları vardır. Buna rağmen İkizler genelde birbirinden güç alır ve bu birlikten güç ve özgüven doğar. Fakat yalnız kalma ve tek vakit geçirmeyle ilgili sorun yaşayabilirler. Ne senle nede sensiz deyimi tam olarak onlar için söylenmiştir. Topluluk içinde onay ve destek arayan bir profil çizebilirler. Rekabete doğum anından itibaren alışıklardır. Çünkü hayata gözlerini açtıkları andan itibaren rakipleri vardır. İkizlerden biri evlendiğinde ya da evden uzaklaşma durumlarında diğer çocukta ayrılık kaygısına ve depresyona neden olabilir.

    Fakat bu sonuçların her zaman kesin verilere sahip olmadığını kabul etmek zorundayız. Çünkü araştırmalar etnik köken, eğitim, ailenin ekonomik durumu ve aile içerisindeki ilişkiler gibi önemli sosyal faktörleri göz önüne almamaktadır. Doğum sırası bireyin kişiliği veya zekası üzerinde belli etkilere sahip olduğu gibi ailedeki çocuk-ebeveyn ilişkisinin ve çocuğun yetiştirilme tarzının da bu çocukların karakterleri üzerindeki daha önemli faktörler olduğu bilinmelidir.

    Şunu unutmayın ki, en büyük çocuklar, ortanca, son doğan ve ya ikiz çocuklar arasında karakter olarak büyük farklar olabilir.

    Aynı zamanda evlat edinilen çocuklarda, çocuğu dünyaya getiren anne ve baba değil, onu evlat edinen anne ve babanın, çocuğa sundukları kardeş ya da aile ortamının davranışları ve çocuğun kişisel özelliklerinin oturmasında çok daha etkilidir