Etiket: Karbonhidrat

  • Dengeli tıbbi beslenme

    Şişmanlık, şeker hastalığı, kalp hastalığı, hipertansiyon gibi metabolik hastalıklar, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de gittikçe artan sağlık sorunlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü, şişmanlığı da mutlaka tedavi edilmesi gereken kronik bir hastalık olarak tanımlamıştır. Bu artışın altında yatan ana neden genetik yapımıza fiziksel aktivitemizin azalması ve yediğimiz yiyeceklerin çeşidinin değişmesi ile miktarının artmasının eklenmesidir. Bermuda Şeytan Üçgeni diyebileceğimiz bu tehlikeli birlikteliğin yol açtıklarına en iyi örnekler olarak, ABD’de Pima yerlileri, Avustralya’da Aborjinler ve Kanada yerlileri gösterilebilir. Eskiden tarım, hayvancılık ve avlanma ile yaşamlarını sürdüren bu topluluklarda kabile şefleri dışındakilerin büyük bir çoğunluğu zayıf ve sağlıklı iken, şimdi bu toplumların ortalama %70’i şişman ve yarıdan fazlası şeker hastasıdır. Bu değişimin ana nedeni, mevcut hükümetlerin bu topluluklara maaş bağlaması, traktör gibi tarım aletlerinin gelişmesi ve açılan bol miktardaki fast food zincirleridir. Ürettiği ve avladığı sürece yiyecek bulan ve bunu elde edebilmek için vücut güçlerini kullanan bu insanlar, hareketsizleşip bol miktarda yüksek kalorili yiyeceğe kavuşunca hızla kilo almışlardır. Daha önce kıtlık durumlarında metabolizmayı yavaşlatarak, hayatta kalmalarını sağlayan insulin hormonu bu sefer ne yazık ki şeker hastalığı, kalp hastalığı ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıkların ve kanserin artmasına yardımcı olmuştur.

    Şişmanlık ve metabolik hastalıkların artması üzerine 1980’li yıllarda sağlık otoriteleri tarafından yağ kısıtlanmasına gidilmesi önerilmiştir. Ne yazık ki şişmanlık ve yol açtığı hastalıklar azalacağına, aksine daha da artmıştır. Şeker hastalığı görülme sıklığı ile ilgili daha önceki 2050 yılı öngörülerine daha şimdiden yaklaştığımız için bu rakamlar revize edilmiştir. Bütün yağlar kötüdür yaklaşımının neticesinde, yağların yerini karbonhidratlar almıştır. Bunun olması zaten doğanın gereğidir, çünkü bir yiyeceğin tadını veren iki unsurdan birisi yağ, diğeri ise karbonhidrattır. Bunlardan birisini kısarsanız, boşluğu diğeri doldurur (bu yüzden diyet ve diyabetik ürünleri hiç sevemedim gitti zaten). Bu tür değişimin çoğu kişi için anlamı beyaz undan yapılmış mamuller, patates, makarna ve pirinç gibi glisemik indeksi yüksek yiyeceklerdir. Bu yiyeceklerdeki gibi hızlı sindirilen nişastaları tüketmek, kan şekerinde ani yükselme ve sonrasında ani düşmelere sebep olur. Bu kan şekeri oynaması ve buna bağlı insulin salgısındaki dalgalanmalar, çabuk acıkmaya ve iştah artmasına neden olur, kişiyi tatlı veya tuzlu bir karbonhidrata yönlendirir. Bu kısır döngü neticesinde iştah artması, gece yemek yeme ihtiyacı ortaya çıkar. İnsulin depocu bir hormon olduğu için metabolizmayı yavaşlatır, iştahı açar, başta karın bölgesi olmak üzere vücutta yağ depolanmasına neden olur. İnsanların yaşam şartlarındaki değişikliklere bağlı olarak hızla kilo almaları ve kronik hastalıkların artması neticesinde özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ilaç kullanımı hızla artmıştır. Tıbbi beslenme tedavisi ve ilaç kullanımındaki bu artışa rağmen şişmanlığın ve ona bağlı kronik hastalıkların gittikçe daha da artması doğal olarak insanları başka arayışlara itmektedir. Şimdiye kadar geliştirilmiş olan anti obezite ilaçları ya yan etkileri nedeni ile piyasadan çekilmiştir ya da yeterli etkiyi göstermemektedir. Bu sefer insanlar mucize diyetler ve alternatif ilaçlar sunan kişilerin kucağına düşmüşlerdir. Kilo vermek son yılların en güncel konusu haline geldi. Yeryüzündeki insanlar şişmanladıkça çözüm olarak bir sürü paralar dökülüyor. Doğal olarak ülkeler arasındaki fark açısından obezite sayısı fazla olan ülkeler zayıflama uğruna daha çok para harcıyor. Örneğin ABD’de zayıflamak geleneksel bir hobi haline geldi. Bu çaresizlik ve çıkar ilişkisi arasında popülaritesi hızla artan birçok uygulama gündeme gelmektedir. Bu yazıda ana konumuz ilaçlar olmadığı için bu konuya değinmeyeceğim, fakat kısaca bunların hiçbirisinin işe yaramadığını söylemekle yetineceğim. Bunları deneyen bazılarınızın ama bende işe yaradı dediğini duyar gibi olduğum için sadece şu kadarını ekleyeyim. Olumlu etki görenler ya beraberinde düşük kalorili diyet ve egzersiz yapmıştır, ya da kullandığınız ürünün içine belirtmedikleri halde efedrine, pseudoefedrine, yüksek doz sibutramine vs gibi metabolizma hızlandırıcı, fakat ani ölüme kadar varabilecek yan etkiye sahip bir madde eklenmiştir.

    Günümüzde çoğu insan bir mucize ilaç veya diyet arayıp durmaktadır, ama ne yazık ki hayatın gerçeğinde mucize olmadığı için çoğu arayış, birbirleri ile çelişen diyet kitapları ve haberlerin boş vaatlerine aldanıp boşa çıkıyor. Birkaç hafta işe yarayan diyetler deniyor ve sonra bırakıyorlar ya da hiç işe yaramayanları deniyorlar ve sinirleri bozulmuş halde hala aşırı kilolu kalabiliyorlar. Diyetlerin hayal kırıklığına uğratmasına şaşırmamalı. Sorunun en önemli kısmı herkes için doğru tek bir diyet olduğu düşüncesidir. Genlerimiz, aile ve çevremiz gibi birçok unsur nasıl, neden, neyi ne kadar yediğimizi etkiler. Bir başka önemli sorun herkesin bilir bilmez bir diyet uydurmasıdır. Hiçbir alt yapısı olmayan kişiler, ortaya sağlıklı yaşam koçu, diyet gurusu vs olarak çıkmaktadır. İlaçlar, beslenme veya fizyoloji hakkında bir şey bilmelerine gerek yoktur. Tek ihtiyaçları birkaç haftalık veya aylık bir kurs sonrası veya direkt olarak, bir fikir ve bu fikri pazarlayıp satacak cüretlerinin olmasıdır. İnternet ve medya sayesinde çok rahat bir şekilde pazarlayabilecekleri kitleye ulaşabiliyorlar. Kısa zamanda hızla kilo verdiren moda diyetler mezarlığı birçok mucize diyetle doludur. Lahana çorbası diyeti, Hollywood 48 saatlik mucize diyet, İsveç diyeti, taş devri diyeti, Metro diyeti, Rus Hava Kuvvetleri diyeti, elma sirkesi diyeti, ananas diyeti, greyfurt diyeti, Scarsdale rejimi, bir sürü ünlü sanatçı ve sporcu diyetleri gibi diğer diyetler. Daha az kalori almamızı sağlayan her diyet, en azından kısa bir süre işe yarar. Kısıtlayıcı diyetlerin birçoğu daha baştan uzun dönemde başarısızlığa mahkumdur. Daha az yemenin neden olduğu açlık hissi ve sevilen yiyeceklerden uzak kalarak tek düze beslenmek bir süre sonra diyeti sürdürebilmek için gereken çaba ve gayreti bozar. Kilo vermek, sağlıklı olmak yolunda çarkın tek dişlisidir. Sosisli sandviç veya pasta rejimi yapılarak da kilo verilebilir ancak bu kalıcı olmayacaktır ve uzun vadede sağlıklı da olmayacaktır. Önemli olan yıllarca sürdürebileceğiniz kalıcı bir kilo kaybı sağlayan sağlıklı bir beslenme planı ile yaşam tarzıdır. Sağlık açısından, çeşitli diyetler uygulayarak kilo verip geri almak, hiç kilo vermemekten daha kötüdür. Kilo verdiğimiz zaman verdiğimiz kilonun ortalama %70-80’i yağdan giderken, %20-30’u yağsız dokudan gider, verdiğimiz kiloyu geri aldığımızda hepsi yağ olarak geri döner. Kilo verip geri almalar neticesinde, vücutta yağ-yağsız doku oranı gittikçe yağ lehine gelişir ve metabolizma gittikçe daha fazla yavaşlar ve bozulur.

    POPULER DİYETLER

    Düşük yağ içerikli diyetlerin en meşhuru Dr. Dean Ornish’in ”Daha Çok Ye, Daha Zayıf Ol” diyetidir. Yağlı gıdalardan karbonhidratlı yiyeceklere geçerek daha fazla kalori almadan tükettiğiniz yiyeceği kilo almadan iki katına çıkarabilirsiniz. Bu diyette tam tahıllar, meyve ve sebze gibi düşük glisemik indeksli karbonhidratlara izin verilir ve egzersiz şarttır. Bu tip diyetin en azından kısa vadede kilo vermeye yardımcı olacağına şüphe yok. Bazıları böyle bir diyete uzun dönemde de bağlı kalmayı başarabilir, ancak bunun için gerçekten kararlı olmak gerekir. Düşük yağ içerikli diyetler diğer beslenme çeşitlerine göre daha lezzetsizdir, kısıtlayıcı olduğu için özellikle dışarıda yemek yerken zorlayıcı olur. Çabuk acıkmaya neden olduğu için ara öğünlerde doygunluk hissini arttıran yüksek lif oranlı yiyeceklere yer verilir. Bu diyetler, birçok uzmanın tüm yağların kalp için kötü olduğunu düşündüğü zamandan kalma olarak kalp için mükemmel diye tanıtılır. Fakat doymamış yağlar, kolesterol düzeyini düzeltir ve kalp ritm bozukluklarını engelleyebilir. Düşük yağ içerikli diyetler kilo verdirebilir. Bazıları kilo verip bunu koruyabilirken, bazıları geri alırlar veya hiç veremeyebilirler. Bu tip diyetin en önemli zararlı yanı yağın yerine kolay sindirilebilen glisemik indeksi yüksek karbonhidratları geçirmektir. Bu durum kilo kaybını engellemekle beraber, trigliserid düzeyini yükseltip, iyi kolesterol olan HDL kolesterolü düşürebilir ve şeker metabolizmasını bozabilir.

    Uzun yıllar, önde gelen beslenme uzmanları, Dr. Robert Atkins’in karbonhidrat kısıtlı diyetini dışladılar. Tıp otoriteleri, yağın beslenmedeki öcü olduğu bilinirken, yüksek oranda protein ve yağ ile düşük oranda karbonhidrat içeren bir beslenme kilo kaybına nasıl yol açabilir diye sorguladılar. Karbonhidratları sınırlayarak, et, peynir ve yumurtaya yüklenmek sindirim sistemine daha fazla çalışma yükü getirir ve sindirim süresi uzar, ayrıca kan şekeri ve insulin iniş çıkışlarını düzeltir. Böylece daha uzun süre tok hissetmemize yardım eder. Ancak sınırsız miktarda kırmızı et, sosis, tereyağı ve peynir yemek uzun dönemde sağlık açısından kötü bir fikirdir. Kemik kaybı potansiyel yan etkilerden birisidir. Çok fazla protein sindirildiğinde ortaya çıkan asidi nörtralize etmek için kemiklerden kalsiyum salınması gerekebilir. Böbrekler üzerine ekstra bir yük yükler ve ürik asit seviyesini yükseltebilir. Bu ürünlerde bulunan doymuş ve trans yağlar kardiyovasküler hastalıklar yönünden risk oluşturur. Ayrıca tam tahıllardan, meyvelerden ve sebzelerden uzak kalmak tahıl lifi, doymamış yağ, vitamin ve mineral alımının azalması besin desteklerinin üstesinden gelemeyeceği eksikliklere neden olabilir. Bunun yanlışlığını tespit eden Atkins daha sonra esas olarak meyve, sebze ve bazı tam tahıl ürünlerine izin verdi. Bu şekilde South Beach rejimine benzer hale geldi. Atkins diyeti neredeyse sınırsız yağa izin verirken, South Beach diyeti kötü yağlara karşı daha katı bir tutum takınıyor. Daha sonra benzer şekilde düşük karbonhidrat yüksek protein içeren Dukan Diyeti ve ülkemizde Karatay Diyeti gibi diyetler popülerlik kazanmıştır. Düşük kalorili diyet çabuk kilo vermeye yardımcı olabilir, ancak uzun vadede düşük yağ içerikli diyetten daha fazla işe yaradığına ilişkin bir kanıt yoktur. Düşük karbonhidrat içerikli diyetler ayrıca pahalıya mal olabilir, porsiyon büyüklüklerine ve malzemelere bağlı olarak gıda harcamalarını iki katına kadar çıkarabilir.

    Sugar Busters ve Glisemik Devrim gibi diyetler, bütün karbonhidratları yasaklamak yerine zararlı karbonhidratları yasaklarlar. Bolca meyve, sebze ve tam tahıl tüketip, rafine şekerleri (beyaz şeker, mısır şurubu, bal, pekmez, reçel gibi) ve işlenmiş tahılları kestirirler. Bu tür diyetler glisemik indeks ve glisemik yükün azaltılmasına dayanır. Beyaz undan yapılmış gıdalar (ekmek, poğaça vs), simit ve kraker gibi rafine tahıllardan yapılmış ürünlerle pirinç, patates, bezelye ve mısır yüksek glisemik indekse sahiptir. Bu nedenle kan şekeri ve insulin düzeylerini hızla yükseltir sonra hızla düşürürler. Bu döngü çabuk acıkma ve iştah artması, metabolizmada yavaşlama ve karın bölgesinde yağlanmaya neden olur. Glisemik indeksi ya da glisemik yükü düşük tam tahıllar, baklagiller, sebzeler ve meyvelerin ise kan şekeri ve insulin salınımı üzerinde yavaş ve istikrarlı etkileri vardır. Doğru karbonhidratları içeren diyetler, meyve, sebze, baklagiller ve tam tahıllar üzerinde odaklanarak sağlıklı beslenmeyi teşvik eder. Ancak glisemik indeks tablolarına dayalı olmaları özellikle dışarıda yemek yerken nelerin yenebileceğini seçme işini çok karmaşık bir hale getirir. İlave şeker eklenmiş gıdaların kısıtlanması, kalori alımını azalttığı için kesinlikle yararlıdır. Geleneksel Akdeniz diyetleri bol sebze ve meyveye yer verirler, yağ oranları daha fazladır ve kolay sindirilen karbonhidratları az içerdikleri için kan şekeri ve insulin üzerinde nispeten az etkilidir.

    Zone diyetine göre her ana ve ara öğünde karbonhidrat, yağ ve proteinler arasında doğru dengeyi yakalamak kilo kaybına, enerji artışına yol açan ve sağlık için başka faydalar doğuran hormon dengesini yaratır. her 7 gram protein ve 1,5 gram yağ için 9 gram karbonhidrat içeren (%40 karbonhidrat, %30 yağ ve protein) ana ve ara öğünler hazırlayarak Zone hedefine ulaşabilirsiniz. Beslenmeye bu kadar katı yaklaşımın uzun vadede kilo kaybı ve muhafazası için yararlı olduğuna dair. çok az kanıt vardır. Bu yaklaşım hayatı çok zorlaştırır, ancak kalıplardan ve kurallardan hoşlanan analitik bir kişilik yapınız var ise Zone sizin için yararlı olabilir.

    Kan grubu diyeti garip ve hatta daha az bilimsel bir yol izler. Bu yaklaşıma göre, kan grubunuz ne yemeniz, nasıl egzersiz yapmanız, hangi besin desteklerine ihtiyaç duyduğunuzu ve kişiliğinizi belirler. Bu diyete göre kan grubu 0 olanlar buğday ve baklagillerden kaçınan, düşük karbonhidrat, yüksek protein içeren diyete ihtiyaç duyarken, kan grubu A olanlar bol balık ve baklagil içeren, kırmızı et, süt ve süt ürünleri ile buğdaydan uzak duran düşük karbonhidrat, yüksek protein içeren diyete ihtiyaç duyar. Bu diyeti yapmak iyi ve kötü gıdalar listesi dahil pek çok bilgiyi bilmeyi gerektirir ve dengeli bir diyet değildir. Ayrıca pek çok ailede farklı kan gruplarına sahip aile üyeleri bulunduğu için beslenme daha da karmaşık bir hal alır.

    Volumetrik Kilo Kontrolü Planı, kalorisi düşük yiyeceklerle mideyi dolduran yiyecekleri önererek, doygunluk hissi ile uğraşır. Bunlar meyve, sebze, az yağlı süt, pişmiş tahıllar, yağsız et, tavuk ve balık gibi su oranları yüksek gıdalardır. Çorbalar, buharda pişirilmiş yiyecekler, güveçler, sebzeli makarnalar, meyve ağırlıklı tatlılar önerilirken, patates cipsi, krakerler, kurabiyeler, yoğun kremalı ve yağlı tatlılar gibi kalorileri yoğun gıdalar dışlanır. Sizi çok kalori sağlamadan doyuran bu yeme stratejisi de diğer diyetler gibi seçeneklerinizi kısıtlayarak kilo vermenize yardım eder, ancak çok basite indirmektedir. Örneğin bir kutu kola düşük enerji yoğunluğuna sahiptir, fakat sizi doyurmayan ya da geç acıkmanızı sağlamayan bol kalori sağlar. Bu diyet aynı zamanda bir gıdanın ne kadar hızlı sindirilip hazmedildiğini hesaba katmaz, ancak bunun yeniden acıkma üzerinde büyük etkisi olabilir.

    Bazı diyetler ne yediğiniz kadar, ne zaman, nasıl ve neden yediğiniz ile de ilgilenir. bazı insanlar depresif durumlarda yiyecekleri rahatlamak için kullanırlar. Üzüldüklerinde, sinirlendiklerinde, yalnız kaldıklarında, canları sıkıldığında, hayal kırıklığına uğradıklarında özellikle de glisemik indeksi yüksek yiyecekleri aşırı yerler. Bir süre sonra tekrar acıkıp tekrar yiyerek Uzakdoğu mitolojisindeki kuyruğunu ısıran yılan misali kısır döngüye girerler. Yiyeceklerle aralarındaki bu sağlıksız kısır döngüyü kırmak bu kişilere yardımcı olabilir. Dr. Phil McGraws kalıcı kilo kaybı için yedi anahtar önerir. Bunlar, doğru düşünme, şifa veren duygular, kusursuz çevre, yiyecekler ve dürtüsel yemek yeme üzerinde hakimiyet, amaca uygun egzersiz, bir destek çevresi ve yüksek tepki maliyetli ve yüksek getirili gıdalarla beslenmedir. Otomatik Diyet ise bir çeşit kendi kendine analiz yaptırır ve sağlıklı beslenmeye uygun alışkanlıkların yeniden programlanması için davranış ayarlama teknikleri sunar. Alışkanlıklarımızın, davranışlarımızın ve diğer insanlar ile yiyeceklerle ilişkimizin kilo vermemizi ve kilomuzu korumamıza yardımcı olacağına şüphe yoktur. Neyi ne kadar yediğimiz kadar egzersizin de büyük önemi vardır. Her aşırı kilolu kişinin hatalı alışkanlıkları ya da besinlerle aralarında bozuk ilişki yoktur, eğer altta yatan metabolik bir neden yok ise onların yiyecekler ve egzersiz üzerine odaklanmaları gerekir.

    Diyet planı bolluğu, kilo kaybı için etkili stratejiler üzerinde sağlam kanıtların endişe verici azlığı nedeni ile çok büyük tehlikeleri de içermektedir. Daha önce bahsettiğim gibi herkes bir diyet uydurup satabilir. Hiçbir kanun bunun önce denenmesini ve sonra sonuçlarının takibini zorunlu tutmaz. Sadece, eğer o diyetten birisi zarar görür ve medyaya yansır ise işte o zaman otoriteler harekete geçer. Bazıları hazırladıkları diyeti kendileri, aileleri ve arkadaşları üzerinde dener. Kilo verenler, medyada, internette ve diyet kitaplarında başarı öyküleri olurlar. Fakat diyete başlayanların ne kadarının diyete bağlı kaldığı, kilo verdiği, sağlıklı olduğu ve kiloyu koruduğu ile ilgili bir değerlendirme yoktur.

    İnsanlar farklı diyetlere farklı cevap verirler. Düşük karbonhidrat içerikli diyetler bazı kişilerde uzun vadede işe yararken, düşük yağ içerikli diyetler başkalarında işe yarayabilir. En iyisi, kendi üzerinizde deneme yaparak kendi planınızı oluşturmanızdır. Makul bir diyet burada bahsettiğim pek çok diyetin kombinasyonundan oluşturulabilir. Diyetler tek başına sınırlı olsa da bunlar bir takım geçerli ve değerli strateji ve felsefeleri barındırmaktadır. Ornish rejimi diyetin yanı sıra yaşam tarzı değişikliklerinin önemini vurgularken, Sugar Busters iyi ve kötü karbonhidratlar arasında ayırım yapmanıza yardım eder, The Zone ise iyi ve kötü yağlarla uğraşır. Volümetrik yaklaşım meyve ve sebzelere ağırlık verir, Dr. Phil davranış bozuklukları üzerinde durur.

    Benim önerim ise, yediğinizin yarısı sebze yemeği ve salata, dörtte biri protein, dörtte biri ise karbonhidrat olsun. Üç öğünde de yemeğe oturduğunuzda önce domates, salatalık, ve maydanoz, roka, tere, marul, ıspanak türü yeşillik yiyiniz. Böylece yiyeceğiniz karbonhidratın emilimini geciktirerek şeker ve insulin oynamalarını minimize edersiniz, kabızlık sorununuz varsa çözersiniz, ayrıca ihtiyacınız olan vitaminleri, mineralleri ve fitokimyasalları almış olursunuz. Salata olarak yiyecekseniz, limon sıkıp, zeytinyağı dökebilirsiniz. Protein olarak et, tavuk, balık, peynir ve yumurta yiyebilirsiniz. Eğer seviyorsanız birinci tercihinizin balık olması doymamış yağ almak açısından çok daha iyidir. Karbonhidrat olarak, tam buğday, bulgur, yulaf ezmesi gibi tam tahılları, baklagilleri ve tam buğdaylı, tam tahıllı, kepekli veya içerisinde muhtelif katkı maddeleri içermeyen çavdar ekmeğini tercih ediniz. Dikkat edeceğiniz iki önemli unsur var; karbonhidratlı yiyecekleri birbirisi ile yemeyin, yani aynı öğünde önce çorba, sonra pilav, makarna, baklagiller veya ekmek birlikte olmasın, veya kuru fasulye, pilav ile ekmeği bandırarak yemeyelim, sadece bir tanesi olsun. ikinci önemli unsur ise karbonhidratlı yiyecekleri tek başına yemeyin; az yiyeyim veya acelem var diye tek başına simit, poğaça, tost, sandviç, pilav, makarna vs yerseniz, yanında emilimini geciktirecek başka bir şey olmadığı için hızla emilerek şekerinizi ve insulin seviyenizi oynatır. Pirinç, patates, beyaz unlu mamuller, simit, pasta, börek, çörek, tatlılardan uzak durunuz. En çok gördüğüm yanlışlardan birisi de hafif tatlı diye sütlü tatlıların tercih edilmesidir. Sütlü tatlılarda, sütün içerisinde sadece pirinç veya pirinç unu ile şeker olduğu için hızla emilerek şeker ve insulin seviyelerini uyarırlar. Bol sebze diyorum ama, özellikle mısır, bezelye ile pişmiş havucun glisemik indeksi yüksektir. Sebze yemeği olarak, bezelye yemeği yeriz, fakat içerisinde bezelye, havuç ve patates, yanında ise pilav ve ekmek olduğu zaman beşi bir yerde gibi glisemik indeks yönünden muhteşem beşliyi oluştururlar; ayrıca mısır ekmeği, corn flakes ve nestfit gibi ürünlerden uzak durunuz. Meyveleri yemekten hemen sonra yemeyiniz, çünkü yemekte karbonhidrat ve meyvede de karbonhidrat olduğu için karbonhidrat oranını arttırmış olursunuz; yemekten ortalama 2 saat sonra yememiz daha uygun olur. Muz, üzüm, incir, hurma, kavun, karpuz, kestane ve ananas gibi tatlı meyveleri miktar olarak az tüketiniz, eğer çok seviyorsanız az ve sık yemeniz daha uygundur. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tercih edip, şekerli meşrubatlardan uzak durunuz, böylece boş kalori almaktan kurtulursunuz.

    İyi bir diyet, bol tercih sunarken nispeten az kısıtlama içermeli ve pahalı özel yiyeceklerden oluşan alışveriş listesi içermemelidir. Sağlığınız için yararlı ve ömür boyu sürdürebileceğiniz bir diyet olmalıdır. Aksi taktirde kısa dönemde hızla kilo verip geri alacak iseniz, bence o yönteme kesinlikle bulaşmayın. Daha önce de belirttiğim gibi size yararından çok zararı olur.

  • Reaktif hipoglisemi nedir?

    Reaktif Hipoglisemi nedir?

    Özellikle karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bir açlığı takiben kan şekerinin düşmesi sonucu yaşanan aşırı terleme, çarpıntı, ellerde titreme, konsantrasyon kaybı, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi oluşur. Bu yakınmalar karbonhidrat alımından hemen sonra düzeliyorsa, bu tablo “reaktif hipoglisemi” olarak adlandırılır.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl gelişir?

    Şeker metabolizmasındaki düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık nedenidir. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker hücre kapısına kadar taşınır, insulin denilen hormon sayesinde hücre içine girer, yanarak enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Reaktif Hipoglisemi genelikle insülin direnci ile beraberlik gösterir. Vücut gelişen insulin direncini aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.

    Reaktif Hipoglisemi ne zaman ortaya çıkar?

    Reaktif hipoglisemi prediabetik dönemde, gastrik boşalma zamanının kısaldığı durumlarda, duodenal ulserde, gastrojejunostomi operasyonlarından sonra da ortaya çıkar. Hipertiroidi gibi gastrointestinal motiliteyi hızlandıran hastalıklarda aynı tabloyu ortaya çıkarırlar. idyopatik reaktif hipoglisemi oldukça sık rastlanan bir tablodur. Rafine karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bu tabloda semptomları gözden geçirdiğimizde, hipogliseminin kardiyolojik ve psikiyatrik hastalıklara benzeyebilir ve bu gibi durumlarda hipogliseminin araştırılması gerekir.

    Reaktif Hipoglisemi tanısı nasıl konur?

    Tanıda kullanılan iki önemli test vardır:

    Uzamış açlık testi

    Oral glukoz tolerans testi

    Uzamış açlıkta normalde kan şekeri düşer. insülin de bu düşüşü izler. Açlığın 72. saatinde kan şekeri 45 mg/dl çevresindedir ve burada sabit kalır. Glisemi 30 mg-40 mg/dl iken pratik olarak insülin undetectable (ölçülemez) olmalıdır.

    Oral glukoz tolerans testi reaktif hipoglisemiyi ortaya çıkarmakta kullanılır. Fizyolojik olmadığı ileri sürülmektedir. Bununla beraber henüz yerine koyabileceğimiz bir test yoktur. Bununla beraber 6 saat süren oral glukoz tolerans testinde, test sırasında yakınmaların olması ve gliseminin 55 mg/dl’nin altına düşmesi tanıda önemlidir.

    Reaktif Hipoglisemi ile beraber olan hastalıklar nelerdir?

    Hipertansiyon,migren,aritmi,gıda alerjisi,düşük riski reaktif hipoglisemi ile sıklıkla birliktelik gösterir.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

    Diyet ve egzersizle tedavi edilir. Düşük Glisemik indeksli diyet verilebilir.İnsülin direnci için kullanılan ilaçlar şikayetleri azaltabilir.

    .

  • Çocukluk obezitesi

    Obezite vücutta artmış yağ kitlesini ifade eder. Günümüzde obezite çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı haline gelmiştir. Çocukluk obezitesi erişkin obezitesine dönüşeceğinden çocukluk obezitesinin önlenmesi erişkin obezitesinin önlenmesi açısından da son derece önemlidir. Fazla beslenen çocukların daha iyi büyüyeceklerine yönelik yanlış bir toplumsal inanış mevcuttur. Oysa çocukların günlük aldıkları toplam enerjinin ancak %5’i büyüme için harcanmaktadır. Çocukların sağlıklı büyümesi için sağlıklı besinler tüketmesi, günlük düzenli fiziksel aktivitelerinin olması ve yeteri kadar uyuması gerekmektedir. Zira çocukların büyümesini sağlayan büyüme hormonu uykuda, egzersiz sırasında ve açlıkta salgılanmaktadır. Harektsizlik, sürekli tokluk hali ve obezite ise büyüme hormonunu baskılamaktadır. Günümüzde çocuklar vakitlerinin çoğunu bilgisayar başında geçirip, yüksek kalorili sağlıksız besinler tüketip, uyuyor olmaları gereken vakitlerde televizyon seretmektedirler.

    Obez çocukların günlük tükettikleri besinler yalnızca kalori, yağ ve protein açısından yeterli olup vitamin, mineral, eser element ve diğer organik maddeler açısından fakirdir. Yüksek kalorili beslenme ve hareketsizlik obezite gelişiminde doğrudan etkilidir. Fast-food tipi beslenme, gazlı içecekler, cips ve çikolata alışkanlığı, anne-babanın obez olması, hızlı yeme alışkanlığı, çok televizyon izleme ve bilgisayar başında fazla zaman harcama obezite gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda obezite madde bağımlılığı olarak kabul edilmektedir. Buradaki bağımlılık çeşitli yiyecek maddelerine karşı gelişmektedir. Kola ve benzeri gazlı içecekler, cips ve çikolata bağımlılık yapan yiyecek ve içeceklerin başında gelir Bağımlılık yapan yiyecek ve içeceklerin çokca tüketilmesi sonucunda başka bir bağımlılık gelişmektedir: Karbonhidrat Bağımlılığı.

    Çocuğunuzda karbonhidrat bağımlılığı olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?

    Çocuğunuz kola ve benzeri gazlı içecekleri çokca tüketiyorsa, makarna, pilav, ekmek ve hamur işi gıdaları özellikle tercih ediyorsa, karbonhidrattan zengin olmayan sebze ağırlıklı gıdalar yediğinde doymuyorsa, sık sık şekerli gıda arayışına giriyorsa, sürekli kilo alıyorsa çocuğunuzda karbonhidrat bağımlığı başlamış demektir. Bağımlılık yapan yiyecek-içecekler günlük beslenme alışkanlığını ve damak tadını tamamen değiştirip karbonhidrat bağımlılığına neden olduklarından çocuklar bu tür yiyecek-içecekleri tüketmeyi tamamen kesseler bile günlük olarak almaya alıştıkları karbonhidratı makarna, pilav, ekmek ve her türlü şekerli gıdayı çokca tüketerek gidermeye çalışırlar. Karbonhidrattan zengin bu tür gıdalar ve gazlı içecekler alındığında kan şekeri hızla yükselir. Buna paralel olarak insülin de yükselir. İnsülin hormonunun yükselmesi vücudumuzdaki her türlü olumsuzluğu başlatan bir sinyal görevine dönüşür.

    Kilo artışı ile birlikte insülin hormonunda artış gözlenir. Bu duruma insülin direnci adı verilir. Tedbir alınmaz ve tedavi ile bu durum geri döndürülmez ise insulin direnci tip 2 diyabete (şeker hastalığı) neden olur.

    Çocuğunuzda insülin direnci olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?

    İnsülin direnci boyun, koltuk altı, kasıklar ve deri katlantı bölgelerinde ciltte koyulaşma ile kendisini belli eder. Ancak bu durum uzun süredir yüksek insülin düzeyi olanlarda gözlendiğinden insülin direnci başlangıcında ciltte bu koyulaşmalar gözlenmez. Obez bir çocukta bu değişikliklerin görülmemesi insülin direnci olmadığı anlamına gelmez. İnsülin direnci olanlarda kilo almak kolaylaşırken kilo vermek güçleşir. Kesin tanı insülin düzeyine bakılarak konulur. İnsülin direnci olan kız çocuklarının yumurtalıklarda kistler gelişir. Bu kistler androjen hormonu (erkeklik hormonu) salgılayarak adet düzensizliklerine, kıllanmaya ve ciddi psikolojik bozukluklara neden olurlar. Tedavi edilmeyen olgularda ileriki dönemlerde çocuk sahibi olamama riski mevcuttur. Bu tabloya polikistik over sendromu adı verilir. İnsülin direnci ve polikistik over sendromunun erken tanı ve tedavisi ileride ortaya çıkacak ciddi sorunların engellenmesi açısından önemlidir.

    Çocuğunuzda polikistik over sendromu olup olmadığını nasıl anlayabilrsiniz?

    Obezite, adet düzensizliği, kıllanma, sivilce oluşumu, boyun, koltuk altı, kasıklar ve diğer katlantı bölgelerinde koyulaşma belirtilerinden birkaçı ergenlik dönemindeki kız çocuğunuzda mevcutsa polikistik over sendromundan şüphelenebilirsiniz.

    Obezitenin oluşturduğu sağlık sorunlarının çokluğu insan ömrünü kısaltmakta ve yaşam kalitesini azaltmaktadır. Obezite nedeniyle iskelet sisteminin erken yaşlarda fazla ağırlığa maruz kalması çeşitli ortopedik sekellere neden olabileceği gibi obezite aynı zamanda karaciğer yağlanması, safra taşı oluşumu, erken ve gecikmiş ergenlik, hipertansiyon, kalp ve böbrek hastalıklarına da yol açmaktadır.

    Doç. Dr. Mehmet Emre TAŞCILAR

    Çocuk Endokrinolojisi

  • Sağlıklı beslenme kuralları

    Alınan ve harcanan enerjinin iyi dengelenmesi temel kuraldır. Sağlıklı beslenme için protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, sıvı, mineral ve eser elementlerinin yeterli ve dengeli miktarda alınması gereklidir.

    Enerji veya kcal tanımlaması şöyledir. Enerji: (kcal); 1 kg suyun 15C den 16Cye çıkarmak için gereken enerji:1 kcal dir. 1 gram yağ 9 kcal, 1gr karbonhidrat 4 kcal, 1 gr protein 4 kcal verir. Dengeli bir diyette günlük enerjinin %50 si karbonhidrat, %35 i yağ ve %15 i proteinden oluşmalıdır.

    Kişilerin yaşlarına göre günlük enerji gereksinimleri değişmektedir.

    Buna göre 3000 kcal günlük enerji alması gereken bir kişinin 1500 kcal karbonhidratlardan, 1050 kcal yağlardan ve 450 kcal proteinlerden olmalıdır. Buna göre kişi günlük olarak 375 gr karbonhidrat, 116 gr yağ ve 112 gr protein tüketmelidir.

    YAŞ

    kcal/gün

    < 3 ay

    95-145 kcal/kg

    6-8 ay

    80-135 kcal/kg

    1-3 yaş

    900-1800

    4-6 yaş

    1300-2300

    7-10 yaş

    1650-3300

    11-14 yaş Erkek

    2000-3700

    11-14 yaş Kız

    1500-3000

    15 yaş üstü Erkekler

    2100-3900

    15 yaş üstü Kadınlar

    1200-3000

    PROTEİN: Vücudun yapı taşlarıdır. Kemikler, kaslar, deri, sinirler, kısacası vücudun büyük bölümü proteinlerden oluşur. Yiyeceklerle alınan proteinler sindirim sırasında parçalanarak aminoasitlerine ayrışır ve vücut, bu aminoasit deposundan seçtiği uygun yapıtaşlarını yeniden bir araya getirerek kendi dokularını oluşturan proteinleri yapabilir.. Proteinin yapısını oluşturan esansiyel aminoasitlerin bir kısmı vücutta sentez edilir iken bir kısmı dışarıdan alınmalıdır.

    Optimal amino asit dağılımına sahip protein süt ve yumurtada bulunur ve “referans protein” olarak kabul edilir. Bir yumurtada yaklaşık 6 gr protein bulunur.

    Protein açısından zengin olan başlıca hayvansal yiyecekler yunurta, et, balık, peynir ve süt, bitkisel yiyecekler ise ekmek, patates, fındık ve ceviz gibi kabuklu yemişler, bezelye, fasulye ve mercimektir.

    YAGLAR: Diyetteki yağın %98 i trigliserit, %2si serbest yağ asitleri, monogliserit, digliserit, kolesterol ve fosfolipidden oluşur. Yağ asitleri doymuş ve doymamış olarak ikiye ayrılır. Hayvansal besinlerde daha çok doymuş yağ asitleri, bitkisel besinlerde doymamış yağ asitleri bulunur.

    Gereğinden fazla alınan yağlar depolanmaya başlar. Daha sonra kullanılmak üzere biriktirilen bu yağ depoları, gereksinimden fazla besin almaya devam ettiğimiz sürece tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Daha çok hayvansal besinlerde bulunan doymuş yağlar, insan sağlığı için zararlı yağlardır. Daha çok bitkisel besinlerde ve balıklarda bulunan doymamış yağlar ise insan sağlığı için yararlıdırlar .

    KARBONHİDRATLAR: Ekmek, makarna, pirinç, meyve, sebze, şeker vb. besinler en iyi karbonhidrat kaynağıdır. Karbonhidratla, enerji kaynağı olarak bedenin kullanabileceği en iyi yakıttır. Karbonhidratlar kendi aralarında basit karbonhidratlar (basit şekerler= monosakkaritler: meyve şekeri vb), birleşik karbonhidratlar (Birleşik şekerler= disakkaritler çay şekeri ,süt şekeri vb.) ve kompleks karbonhidratlar( nişast,vb) olarak gruplandırılırlar.

    Özellikle kompleks karbonhidratların ve kaynaklarının , daha saglıklı besinler olduğu bilinmektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca kompleks karbonhidratlar ( kepekli doğal taş değirmen unu, kepekli esmer pirinç, işlenmemiş pancar şekeri, meyveler, sebzeler ) kullanılmalı, daha az sağlıklı olan işlenmiş karbonidratlardan (beyaz şeker, beyaz un, reçel, patates püresi ve cipsi) kaçınılmalıdır.

    Karbonhidratlarda bulunan lifler, karbonhidratların en sağlıklı parçalarıdır, vitamin, mineral ve birçok doğal antioksidanın taşıyıcısı olduğundan rafine edilmemiş kompleks karbonhidratların besin değeri yüksektir.

    VİTAMİNLER: Suda eriyenler; B1, B2, Niasin, Folik Asit, B6, B12, Biotin, C,

    Yağda eriyenler; A, D, E, K dir. Başlıca vitaminlerin günlük gereksinimleri ve temel kaynakları aşağıda listelenmiştir.

    VİTAMİN

    GÜNLÜK ALIM

    Vitaminden zengin gıdalar

    A

    Çocuklar:500 mgr

    Büyükler: 600-1500mgr

    1 IU: 0.3mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil ve Sarı renkli Sebze ve Meyvalar

    B1

    Çocuklar: 0.5 gr

    Büyükler: 0.7-1.5 gr

    Et Karaciğer, Süt,

    Tahıl ve Baklagiller

    B2

    Çocuklar: 0.6 mg

    Büyükler: 1-2 mg

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    B6

    Çocuklar: 0.3-0.5 mg

    Büyükler: 0.5-1.5 mg

    Balık, Karaciğer, Böbrek, Et,

    B12

    Çocuklar: 1-5mgr

    Büyükler: 1-5mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta,

    C

    Çocuklar: 30 mgr

    Büyükler: 30 mgr

    Turunçgiller, domates, lahana, kabak

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Niasin

    Çocuklar: 60 mgr

    Büyükler: 60 mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Folat

    Çocuklar: 20-50 mgr Büyükler: 20-50 mgr

    Karaciğer, Peynir, tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    D

    Çocuklar: 400 IU Büyükler: 400-800 IU

    Süt ve mamülleri, yumurta

    E

    Çocuklar: 4 IU Büyükler: 15 IU

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta,tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    K

    Çocuklar: 50-100 mgr Büyükler: 50-100 mgr

    Balık, Baklagiller,Tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Dengeli ve sağlıklı beslenmenin temel yolu ekonomik duruma ve bilinçli tüketime bağlıdır. Ekonomik verilere göre ülkede 11 milyon kişi açlık sınırı altında yaşıyor ve 53 milyon kişinin de yoksulluk sınırında olduğu bilinmektedir. Bu şartlarda insanımız ne kadar sağlıklı beslenebiliyor. Ekonomik durumu iyi olan eğitimli ailelerde dahi bilinçli tüketim tam değildir.

    1980 li yıllara kadar, ürettiği ile kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri olan ülkemiz, yanlış tarım politikaları ile üretimin azaldığı, her türlü ürünün ithal edildiği bir ülke haline geldi.

    Sağlıklı beslenmemiz için besinlerin ülke genelinde üretilmesi ve bilinçli tüketilmesini desteklemeliyiz. Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı sloganını yeniden hayata geçirmeliyiz.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı