Etiket: Karar

  • Bireysel Psikolojik Danışma

    Bireysel Psikolojik Danışma

    Bireysel psikolojik danışma nedir?
    Bireylerin kendilerini daha iyi tanımalarına, davranışlarını anlamalarına ve kendilerini geliştirmelerine yardım eden; karşılaştıkları akademik, kişisel ve sosyal problemleri ile baş etme becerilerini kazanmalarını amaçlayan, psikolojik danışman ve birey arasında birebir gerçekleşen ve gizlilik esasına dayalı bir süreçtir.

    Bireysel psikolojik danışma yardımı almak ne işime yarar?
    Herkesin hayatında kişisel, sosyal ya da akademik konularda, objektif bir bakış açısına, dinlenilmeye ve farklı yollar bulmaya ihtiyaç duyduğu dönemler olabilir. Bu dönemlerde, gelişiminizi ilgilendiren konuları ve kişisel sorunlarınızı güvenli bir ortamda, bu alanda profesyonel olan bizlerle konuşabilirsiniz.

    Kişinin sorunlarına karşı dayanıklılık kazanması yada kendisi ve hayatı hakkında karar vermede zorlandığında kendi hayatı için en doğru kararları eskiden alabilirken şu anda bunu neden yapamadığının yine danışmanla birlikte ele alınması ele alınması ve danışanın kendi doğrularına ulaşmasının sağlanması önemlidir…tüm kararlar bizzat sorumluluklarını üstlenebilecek yetişkin bişreyler olarak danışanın kendisine aittir.şayet bunu yapacak durumda diyorsa danışan bu yeterliğe kavuşması için desteklenmesi ve sağlığına kavuşması meslek profesyonellerininbirincil hedefi ve görevi olacaktır şüphesiz.. Danışan geçici olarak ve sağlığına , dengesine kavuşana dek ihtiyacı olduğu bu dönemde psikolojik danışman yada psikoterapist bir yardımcı –yedek ego rolü üstlenir.

    Psikolojik danışmanlık psikolojik sorunların derinleşmesini önleyici bir psikolojik destek vermektedir. Psikolojik danışman eğitim alanında da bireylerin yönelimlerini ve yeteneklerini gözden geçirerek bireyin doğru kararlar almasına yardım eder.
    Kişinin kendi yaşamını ve sorunlarını berraklaştırarak gözden geçirmesin de yardımcı olur ..
    Psikolojik danışman eğitim alanında da bireylerin yönelimlerini ve yeteneklerini gözden geçirerek bireyin kendisi için en doğru kararları alabilecek duruma gelmesini sağlar.

  • Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Danışanların verimli bir terapi süreci geçirmek için hangi aşamalardan geçtiklerine biraz bakalım. Çok net olarak söyleyebilirim ki; destek almaya karar veren kişinin bu kararı içine sindirilmiş bir karara dönüştürmesinin aşamaları vardır.

    İlk aşama; destek almaya ihtiyacım var diyebilmek

    İkinci aşama; destek almak istiyorum kararını vermek

    Üçüncü aşama; bunun için harekete geçip randevu almak

    Dördüncü aşama; randevuyu ertelemeden, vazgeçip iptal etmeden randevuya gelmek.

    Buraya kadar olan süreçte bizlerin haberi olmuyor. Hatta bazen randevu alıp birkaç erteleme ya da vazgeçme aşamasından sonra sorun iyice dayanılmaz boyutlara ulaştığında bizlere geliyorlar.

    Danışan randevuya geldiğinde bizi bekleyen en büyük direnç kişinin neden orada olduğuna verdiği cevaptır. Ben çok mutsuzum çünkü……kişinin bu boşluğu doldurduğu cümle aslında iyileşmek için hangi noktada olduğunu bize gösterir. Çünkü genelde verilen cevap şudur. Ben çok mutsuzum çünkü bana haksızlık ettiler, beni üzdüler, onlar kötü insanlardı, ben mağdurum, başıma gelenlerin sorumluları başkaları. Yani özetle; Beni hasta ettiler, sen de iyileştir!! Hasta olmamın ya da mutsuz olmamın sebebi dışarıda bir kaynaktı, iyileştirecek olan da yine dışarıda bir kaynak!!! İçinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu almayarak, bu sorunu çözebilmek için kendi iç kaynaklarımızı kullanmayıp sorumluluğu dışımızdaki etkenlere bağladığımız sürece, sorumlulukla birlikte bir şeyi daha dışarıya teslim etmiş oluyoruz. “GÜÇ”ü.

    Dünya üzerinde yaşayan insanların sorunları ortaktır. Hiç kimsenin yaşamadığı bambaşka bir sorunu olan kişi yok. Ancak benzer bir durumda bir kişi altüst olurken çok daha şiddetli bir durumda başka birisi çok çabuk toparlanabiliyor. Buradaki temel fark kişilerin yaşadıkları durumun kaynağını yorumlama biçimleri. İlk gruba Depresyona Eğilimli Grup dersek bakış açıları şu şekilde; ben mutsuzum çünkü; benim eşim kötüydü, babam kötüydü, patronum kötüydü, piyasa kötüydü… o yüzden ben bu durumdayım diye yorumluyorlar. Yani oklar hep dışarıyı gösteriyor. Kişi o durumda tamamen pasif, kurban rolünde. Hal böyle iken sorun dışarıda olduğu için çözüm de sürekli dışarıda kalmaya devam ediyor. İkinci gruba da Depresyona Eğilimli Olmayan Grup diyelim. Bu kişiler de ilk başta dış faktörleri suçluyorlar ancak daha sonra bir şey daha yapıyorlar. Okları tekrar kendilerine çevirip; evet o kötü biriydi ama onu hayatıma ben aldım, hayır demem gereken yerde hayır demedim, sınırlarımı koruyamadım, vs.. Yani durumla ilgili sorumluluğu almaya başlıyorlar. Yaşadıkları sorunla ilgili pasif durumdayken aktif duruma geçebiliyorlar. Artık yapacakları şeyleri var, yapacak şeyleri olduğunda da depresyona girmiyorlar, girseler bile kolayca toparlanabiliyorlar. Kurban rolünden çıktıkları için hayatlarıyla ilgili kontrol sahibi olabiliyorlar. Zaten depresyona eğilimli olmayan kişi depresyona girmeyen kişi değildir. Depresif moddayken geri çekilip enerji toplar ve silkinip harekete geçerek durumdan kurtulmak için adım atar.

    Sonuç olarak başta saydığımız iyileşmek için içine sindirilmiş karar aşamalarına dönersek; beşinci aşama kurban rolünden çıkıp, durumla ilgili sorumluluk almaya hazır olmak.

    Yani hiç kimse kimseyi hasta edemez! kanser edemez!, yaşama sevincini elinden alamaz. Aynı zamanda başka birisi de biz çaba göstermez isek bizi iyileştirip sihirli değnek etkisi yaratamaz.

    Yeni cümlemiz; geçmiş yaşantımdaki kararlarım ve davranışlarım beni mutsuz etti, bunları değiştirip mutlu olmayı seçiyorum ve bunun için de sorumluluk alıp çaba göstermeye kararlıyım.

  • FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Çocuğun kişilik özellikleri ve davranış örüntüleri anne babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla şekillenir. Çocuk öğretilen davranışları gösterdiğinde onaylanmazsa olumlu ve olumsuz davranış ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat öğretilen davranışı gösterdiğinde anne babanın onayını alırsa çocuk olumlu davranışları öğrenmeye başlar. Anne babaların farklı tutumları çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

    Çocuk yetiştirmede karşılaşılan farklı anne baba tutumları ve bu tutumların çocuklar üzerindeki etkisi aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    Baskıcı/Otoriter Tutum

    Sıkı disiplin ve baskının olduğu, kuralların hiç esnemediği cezanın ön planda olduğu, çocuğun, söz ve karar hakkının en aza indirildiği ortamdır. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların iletişim becerileri ve sosyal yeteneklerinin zayıf olduğu gözlemlenir. Bu tarz sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı kurallarla büyür. Disiplinin iletişimin önüne geçtiği bu ailelerde sevgi, kabul ve anlayış yeterince sunulmaz. Küçük bir yanlış davranışta dahi anne babanın eleştiri ve abartılı cezasına maruz kalan çocuk anne babaya karşı yoğun korku duygusu yaşar. Bu durum çocuğun doğru davranış kalıbını öğrenmesine engel olur.

    • Baskıcı tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler sıkça yaşanır;
    • Düşüncelerini ifade etmede zorluk
    • Güven duygusunda eksiklik,
    • Düşük benlik saygısı ve çekingenlik
    • Başkalarının etkisinde kolaylıkla kalabilme, diğer insanlara bağımlı olma

    İlgisiz Tutum

    Çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının önemsenmediği, yeterli sevgi ve ilgiyi görmediği tutumdur. Çocuk temel ihtiyaçlarından olan disiplinden mahrum kalır. İlgisiz ve kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine sebep olabilir.

    • İlgisiz tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler gözlemlenebilir;
    • Otorite ve disiplin kuralları öğretilmediği için kurallı ortamlara uyum problemleri
    • Duygusal yönden yeterince desteklenmediği için iletişim problemleri
    • Diğerlerine çabuk bağlanma, zararlı alışkanlık edinme
    • Değersizlik duygusu, özgüven eksikliği
    • Duygusal olarak kendisini yalnız hissetme, sağlıklı ilişkiler kuramama.
    • Aileden yeterince destek göremediği için akademik başarısızlık.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum

    Günümüz kafası karışık anne babalarının en çok gösterdiği davranış ve duygu modelidir. Bu tarz yaklaşımda olan anne babalar çocuklarının isteklerine teslim olur, onların ısrarlı isteklerini yerine getirir, onları şımartır, onlar fazlasıyla özgürlük tanır ve disiplin kuralları öğretilmez. Aslında dertleri çocuğuyla çok ilgilenmek olan bu anne babalar çocuklarına ‘hayır’ demek ve çocukları üzerinde kontrol sağlamakta zorlanırlar. Bunun sonucu olarak bu çocuklar kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemezler.

    Disiplinin çok düşük, hoşgörünün abartılı olduğu bu ailelerde çocuklarda şu özellikler gözlemlenebilir;

    • Toplumsal kurallara uymakta zorlanma
    • Her zaman kendi isteklerinin yerine getirilmesini istedikleri için arkadaş ilişkilerinde kabul görmeme
    • Ben merkezli olma ve diğerlerine karşı saygısız davranışlar sergileme
    • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanma, dürtüsel davranma
    • Anaokulu ve ilkokul uyum sağlamakta zorlanma, okula gitmek istememe
    • Ağlayarak bütün isteklerini yerine getirme, anne babayı yönetmeye çalışma

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Anne babanın aşırı koruması çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilesi anlamına gelir. Çocuğun büyümesine izin verilmemesi bu tutumun temel özelliğidir. Okulda kendi ihtiyaçlarını gideren çocuğun evde yemeğinin anne tarafından yedirilmesi, anne babayla aynı yatağı paylaşması sıkça rastlanan örneklerdir. Sosyal, duygusal ve davranışsal anlamda korunan çocuğun toplumsal gelişiminde gecikme yaşanır. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkiler.

    • Büyümeye izin verilmeyen bu ailelerde yetişen çocuklarda şu özelikler gözlemlenebilir.
    • Anneyle ayrışmayan çocukla, aşırı bağımlı kişilik yapısı geliştirir.
    • Bütün ihtiyaçları anne –baba tarafından yerine getirilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez, kendi kararlarını vermekte zorlanır.
    • Ailede ilginin merkezi olan çocuk akranlarının da aynı ilgiyi göstermesini bekler, bu beklenti arkadaşlık ilişkilerinde sorun yaşatır.
    • Aşırı korunma özgüven eksikliğine neden olur.

    Kararsız ve Tutarsız Tutum

    Anne babanın kararsız tutumu neyin doğru neyin yanlış davranış olduğu konusunda çocuğu şüpheye düşürür. Kararsızlık iki şekilde görülebilir. Anne babanın bir davranışı kimi zaman normal olarak değerlendirip kimi zaman cezalandırması ya da bir davranışın anne tarafından farklı baba tarafından farklı değerlendirilmesi kararsız tutuma örnektir.

    • Kararsız tutum gösteren ailelerin çocuklarında şu özellikler gözlemlenebilir.
    • Tutarsız bir kişilik yapısı
    • Karar vermede zorluk yaşaması
    • Doğru ve yanlış davranışı anlamakta zorlanması
    • Okul fobisi yaşayabilir

    Destekleyici Aile Tutumu

    Anne babanın çocuğu hem desteklediği hem de sınırlar koyduğu, kontrolü ve disiplini öğrettiği aile tutumudur. Çocuk anne babayla iletişim kurmakta zorlanmaz, ihtiyaçlarını rahat bir şekilde ifade edebilir. Anne –baba çocuğa kendi başına karar vermeyi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini öğretir. Çocuğun temel ve duygusal ihtiyaçları en uygun şekilde karşılanır. Anne baban tutarlı davranışlar gösterir, olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğa öğretilir. Çocuk yetiştirmenin temel dinamiği olan koşulsuz sevgi, yeterli hoşgörü ve yaşa uygun disiplin güvenli bir ortamda sunulur. Çocuğun kendini tanıması; kendine özgü anlayış geliştirmesine ve görüşlerini ifade etmesine olanak sağlanır.

    • Destekleyici tutumun çocuk üzerinde şu etkileri oluşabilir.
    • Sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirir.
    • Özgüven ve özdenetimi geliştirir
    • Toplumsal kurallara uyum sağlar
    • Sorumluluklarının farkında olur
    • Anaokuluna ve ilkokula uyum sağlamakta zorlanmaz.
  • MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    Üniversite sınavlarının yaklaştığı şu günlerde, genç öğrencilerimiz meslek ve okul konusunda oldukça kaygılılar.Herkes doğru bir üniversite,dolayısıyla da doğru meslek seçimi yapmak istiyor.Ancak ne yazık ki gençlerimiz bu konuda yeterli bilinç ve sorumluluğa sahip değiller.Genç ögrencilerimiz bu konuda büyük bir bocalama yaşıyorlar ve en büyük hatalar yanlış yönlendiren ebeveynler,bazen de öğretmenler tarafından kaynaklanabiliyor.Peki,öğrencilerimizin meslek seçimi nasıl olmalıdır ve meslek seçiminde nelere dikkat edilmelidir?

    Meslek seçimi ve doğru mesleği kişi olarak benimsemek,insanın yaşam biçiminin bir noktada seçilmesi demektir.İnsan hayatının önemli dönüm noktalarından biri olan meslek seçiminin,kişinin bireysel mutluluğuna doğrudan etkisi vardır.Çalışma hayatında ve bireysel hayatımızda mutlu olmanın yolu,kişiliğimize uygun meslek seçmekten geçer.Kendine uygun meslek seçmiş olan kişilerin,hayat kalitelerinin belirli seviyede olduğunu,işlerini severek yaptıklarını ve dolayısıyla da mesleğinde ilerlemiş,verimli birer birey olduklarını görürüz.Öte yandan ilgi ve yeteneğine uymayan mesleği seçen bireylerin;verimsiz,isteksiz,mutsuz ve sürekli meslek değiştirme çabası içinde olduklarını görürüz.Bu durum sadece işvereni değil,kişinin ailesini,arkadaşlarını ve çevresindeki diğer insanları da son derece olumsuz etkiler.

    DOĞRU MESLEK SEÇİMİNDE KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Kişi kaygılarını biryana bırakıp,neler yapabileceğini,neleri yapmaktan hoşlanmadığını öncelikli olarak belirlemelidir.Daha sonra ilgi alanlarının sınırlarını belirlemeli ve ne istediğinin bilincine vararak yola çıkmalıdır.

    İlgi duyduğu meslek gruplarını incemekte oldukça faydalıdır.(meslek koşulları,çalışma ortamı,kazancı,iş bulma olanakları,nitelikleri)birey bu doğrultuda kendi kişilik özelliklerini ve ilgi duyduğu meslek özelliklerini eşleştirerek belirli bir karara varabilir.

    Günümüz gençliği maalesef “kazancım nasıl olur?” Düşünceleri içinde kendilerini yanlış meslekte ve mutsuz bir hayatın içinde buluyorlar.Kazanç yerine “hangi işi en iyi şekilde yapabilirim?”düşüncesine yoğunlaşmak,doğru mesleği ve gerçek mutluluğu yakalamanız adına size ilk adım oluşturacaktır.Diğer önemli bir nokta ise;üniversite sınavında aldığınız puanın boşa gitmesi kaygısına kapılmanızdır.Bunun yerine istediğiniz mesleğe uygun bir fakülte belirleyip,puan ve hedeflerinizi o doğrultuda tutmaya gayret edin.”Daha yüksek puanlı bölümü” tercih etmek yerine ne istediğinizin bilincine vararak tercihler yapmak,sizi daha üst seviyelere taşıyacaktır.Olabildiğince farklı meslek gruplarına mensup kişilerle ve farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarınızla görüşün.Bu,hem ufkunuzu genişletecek,hem de sizi sığ ve önyargılı tutumlardan kurtaracaktır.

    Kişinin neler yapabileceğini,kendi karakterini,güçlü ve zayıf yönlerini,yeteneklerini,beklentilerini,değerlerini kendisine sorup ona göre bir karar ve yön belirlemesi gerekiyor.

    Meslek seçimi,hayatın uzun bir dönemini etkileyecek oldukça önemli bir karardır.Çünkü meslek aslında kişiyle özdeşleşecek ve kişinin bir parçası olabilecek önemli bir karardır.Seçimlerinde,hayatlarında ve vericek oldukları kararlarda gençlerimize başarılar diliyorum..

  • BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    Çok sevdiğiniz,uğruna herşeyi feda ettiğiniz,kimseye olmadığı kadar vefakâr olduğunuz,tahammül ve özveri gösterdiğiniz eşinizle öyle bir noktaya geldiniz ki,artık sizde ne tahammül ne de sabır kaldı.O uğruna herşeyi yaptığınız kişi değil,bir hareketinde sinirlenmeye ve saldırıya geçmeye yer arayan kişi haline gelindi.Kendi kendimize tabii ki bu noktaya gelmedik,sorun kimi zaman bizde,kimi zaman eşte,kimi zaman ise çevrededir.Artık her uyaran bizi etkilemeye açıktır ve bunun sonucunda bizlerde bir kararsızlık durumu ortaya çıkar.”Eşimi seviyorum fakat mutlu değilim,birbirimize zarar veriyoruz,tahammülüm yok,çok tartışıyoruz,çevreye zarar veriyoruz”gibi düşünceler ve bu düşüncelerle yaşadığımız gelgitler ortaya çıkar.Üstünde düşünür ve karar vermeye çalışırız fakat,iş içinde çıkılmaz bir hal alır.Duygularımızı bir kenara bırakıp,kararlar almaya çalışırız,ama bu durum bizi daha da çıkmaza sürükler.Önemli olan duygu ve mantığımızla beraber,belirli kalıplardan çıkıp esnek düşünebilmektir.Boşanma sürecindeki kararsızlığımızda;çok yönlü düşünmek bize herzaman doğru kararlar aldıracaktır.Problemlerimizi,yargılarımızı,önceliklerimizi,değerlerimizi,kendimizle ilgili güçlü ve zayıf noktalarımızı liste haline getirmek ve hangi seçeneklerin bizi tatmin ettiğine yoğunlaşmak,karar vermemiz konusunda doğru aşamalarda ilerlediğimizin göstergeleridir.Bu;kişilerin üstüne düşen yöntemlerdir.Daha sonra tabii ki;girdikleri bu kaotik durumdan kurtulmak adına bir uzmandan yardım alınması gerekir.Uzman;kişiye kararlarını sağlıklı bir şekilde verdirmeye dair,açık ve net olarak sorunları gösterme sürecine girecektir.Avantaj ve dezavantajlarını uzman kişi ile beraber daha sağlıklı bir şekilde göreceklerdir.

    PEKİ BOŞANMA KARARI VERİRKEN ÇİFTLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?SAĞLIKLI BOŞANMA KARARI NASIL ALINIR?

    Öfke anında olumsuz düşünceleri dile getirmemek,örneğin sinirle söylenen”boşanmak istiyorum”sözcüğü iki tarafa da zarar verir.Bu süreçte öfke anında alınan ani kararlar dile getirilmemelidir.Evlilikte ilk yıllar adaptasyon sorunları ve buna bağlı yaşanan kavgalar varsa,boşanmaya dair düşünceler bir süre ertelenmelidir.Aldatma ve şiddet yoksa,evliliğinizi en azında 1 yıla tamamlayın,boşanmanın getirdiği problemleri gözden geçirin.Karar verdikten belirli bir süre sonra,eşinizle beraber konu üzerine fikir alışverişi yapın.Boşanma sürecinden önce,hayatınızla ilgili detaylı bir plan yapın.Anlaşarak boşanmaya çalışın,bu size kolaylık sağlayacaktır.Bu aşamada;eşinizin artı ve eksilerini liste halinde yazın.Bu sizin,eşinizle ilgili olumlu ve olumsuz özellikleri gözden geçirmenizde büyük yarar sağlayacaktır.

    Boşanma sonrasında;terkeden taraf,terkedilene oranla durumdan daha az etkileniyor.Durumdan fazla etkilenen taraf;öncelikle inkâr dönemi yaşıyor,belirli bir süre durumu kabullenememe oldukça sık görülen bir süreçtir.Suçluluk duygusu;”onun istediklerini yapsaydım,boşanmazdık”düşüncesi yaşanan diğer bir süreçtir.Daha sonra, karşı tarafa yoğun bir öfke duygusu yaşandıktan belirli bir süre sonra;kişinin öfkesinin geçmesi ve sakinleşmesi.Bu durum kişinin,boşanma sürecini atlattığını gösterir.

    MUTLU EVLİLİK İÇİN ÇİFTLERİN YAPMASI GEREKENLER NELERDİR?

    Çiftlerin herzaman sohbete açık olmaları,birbirleriyle yaptıkları sohbetten keyif almaları oldukça önemlidir.Genelde çok yakın ilişkiler,sorunlara yol açıyor.Kişilerin kendilerine özel zaman ayırmaları,birbirlerine özlem duymalarına,dolayısıyla ilişkinin pekişmesine neden olur.

    İlişkide diğer önemli olan nokta;tartışmayı becerebilmek ve yürütmektir.Tartışmak;sağlıklı bir ilişkinin varolduğunun en güzel kanıtıdır.Krizlere neden olmadan,seviyeli bir şekilde tartışmaya özen göstermelisiniz.Cinsellik ilişkinin sağlıklı yürümesi adına,oldukça önemli bir noktadır.Ayrıca çiftler birbirinin sadece hatalı olan davranışlarını eleştirmeli,kişiye özgü karşı tarafı yaralayacak eleştiriden uzak durmalıdır.Birbirinizi takdir edin,hor görme ve aşağılama davranışlarından olabildiğince uzak durun.Kişilerden birinin gösterdiği çabayı aşağılamayın.Tartıştığınız zamanlarda,kendinizi iletişime kapatmayın,araya duvarlar örmeyin.Bu durum;aranıza mesafenin girmesine yol açar.Mümkünse problemleri zamanında çözün ve olumsuzlukların birikmesine izin vermeyin.Öfke patlamalarına yol açacak davranışlardan uzak durun.Şiddetli tartışmalar her ilişkide olabilir,önemli olan tartışma sonrasında kendinize de,karşı tarafa da belirli süre izin vermeniz,kavgayı tetikleyecek söz ve davranışlardan uzak durmanızdır.

    BOŞANMA SONRASI SÜREÇ

    Gelelim boşanma sonrasındaki o sancılı sürece.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Ayrıca;kendinizle alakalı boşanma sonrası bocalama yaşamamak adına öncesinden detaylı planlar yapın.Bu aşamada eşinizle beraber, çocukların ne olacağı ile ilgili temeli sağlam planlar belirleyin.Böylece boşanma sonrası yaşanacaklara da,kendinizi hazırlamış olursunuz.İstatistiklere göre 5 yılda 520 bin boşanma gerçekleşiyor ve her sene %1’lik bir artış var.Toplumsal hayatta kadına yer verilmesi,televizyonun bu denli hayatımıza girmesi bosanmalardaki artışa neden olarak gösterilebilir.Bosanmalar en çok Marmara Bölgesi İstanbul’da,daha sonra Ege Bölgesi İzmir’de yaşanıyor.En az bosanmalar ise Güneydoğu Anadolu’da yaşanıyor.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Son olarak bahsedilen aşamalarda,boşanan bireylere yardımcı olabilecek uzmanlar ve yakın çevredeki kişilerin varlığı unutulmamalı,destek istenmelidir.

  • BOŞANMA KARARI ÇOCUĞA NASIL AÇIKLANMALI?

    BOŞANMA KARARI ÇOCUĞA NASIL AÇIKLANMALI?

    Aileler için açıklanması en zor konulardan birisi çocuklarına boşanma kararlarını anlatmaktır. Ebeveynlerin kendi ilişkilerine dair almış oldukları bu karar, çocuğun hayatı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabileceği için bu konunun çocuk ile sağlıklı bir şekilde konuşulup sürecin en iyi şekilde yönetilebilmesi çok önemlidir.

    Boşanma konusunu çocuklarla konuşurken ailelerin dikkat etmeleri gereken en önemli nokta çocukların bakış açısını göz önünde bulundurarak, yaşına ve gelişim düzeylerine uygun stratejiler geliştirmektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklar boşanma sürecinin nasıl olduğunu, neden yaşandığını ve ebeveynlerin ne hissettiklerini anlamakta zorlanacaklardır. Çünkü küçük yaştaki çocuklar olaylara kendi bakış açılarından bakarak olayların merkezi olarak kendilerini görürler. Bu nedenden ötürü küçük yaş çocukları kendilerini boşanmadan ötürü sorumlu tutabilir ve suçlayabilirler.

    Çoğu çocuk ailelerinin bir gün barışacağını düşünüp bunun için bazı şeyleri düzeltmeye çalışıp çözüm yolları bulmaya çalışırlar. Bazı çocuklar ise anne babalarının boşandığını diğer insanlara söylemekten çekinip bu durumu yalnızca kendilerinin yaşadıklarına inanabilirler. Yani çocukların boşanmaya dair düşünceleri çocuktan çocuğa göre değişiklik göstermektedir.

    Aileler ayrılık kararını vermeden önce bazı çocuklar boşanma ihtimalinden şüphe duyabilir, bazılarında ise bu karar şok edici bir etkiye sahip olabilir. Boşanma kararı çoğu çocuğu derinden etkiler fakat özellikle küçük çocuklar için bu karar daha çok incinmelerine sebep olmaktadır. Bu nedenle ailelerin bu süreçte çocuğun tepkilerini iyi gözlemleyip ona uygun şekilde davranmaları gerekmektedir.

    Çocuğa boşanma kararı açıklanırken ebeveynler çocuğa terk edilmediklerinin güvencesini vermeli ve iki ebeveyninde her zaman birlikte bir bağ içerisinde olacağı anlatılmalıdır. Anne ve baba bu konuşmayı birlikte yapmalıdır. Anne babanın ortak bir dil kullanmaları ve ortak bir tutum içerisinde olmaları çocuğun onlara duyduğu güvenin devamı için yardımcı olacaktır. Boşanma ile birlikte anne ve baba olma görevlerinin değişmediği ve bu kararın verilmesinin çocuk ile ilgisi olmadığı açıklanmalıdır.

    Ayrılık kararını çocuğa yaş durumuna en uygun cümlelerle anlatmak, her zaman onu seveceğinizi hissettirmek, görüşme düzeninin nasıl olacağına hep birlikte karar vermek çocuğa kendini daha iyi hissettirmesi açısından önemlidir. Ebeveynlerin bu dönemde kendi aralarındaki sorunları çocuğun önünde konuşmamaları için özen göstermeleri gereklidir.

    Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli nokta ise, ailelerin boşanma konusunda diğer ebeveynleri suçlayıcı bir şekilde konuşmamalarıdır. Çocuğa her iki tarafında iyi bir ebeveyn olduğunu anlatmak ve boşanma kararının bir suçlusu olmadığını bilmesini sağlamaya çalışmak gerekir. Böylece çocuk için zaten duygusal anlamda zor olan bir süreç daha da zorlaşmamış olacaktır. Çocuğunuzun bu süreci en az hasar ile sağlıklı bir şekilde atlatmasını sağlamaya çalışmak gerekir.

  • ELALEM NE DER?

    ELALEM NE DER?

    Nasrettin Hocanın meşhur bir hikayesi vardır, hikaye aynen şöyle gelişiyor;

    Nasrettin hoca bir gün köyden şehire eşekle gitmektedir. Eşeğe oğlunu bindirmiş, kendisi eşeğin yularından tutmuş yürüyor, biraz gittikten sonra yolda iki kişi bunlara bakıp gülüyor, Baksanıza koca genç delikanlı eşeğe binmiş yaşlı adam yürüyor bu olacak iş mi diyorlar, bunun üzerine Nasrettin hoca oğlunu eşekten indirip kendisi biniyor, biraz daha gittikten sonra bu sefer karşılarına çıkan biri yuh olsun be bacak kadar oğlan yürüyor kazık kadar adam eşeğe binmiş, insan sakalından utanır demiş ve bunun üzerine Nasrettin hoca eşekten iniyor ve yürümeye devam ediyorlar.

    Biraz daha geçtikten sonra yine köylünün biri bunlarda da akıl var mı, insanlar eşeği yanlarına ne için almışlar acaba? Koca iki adam yürüyor eşek boşta anlamadım gitti demiş, ve bunun üzerine Nasrettin hoca oğluyla beraber eşeğe binmiş, az zaman geçtikten sonra yan kahvehanelerden birinden şu ses yükselmiş; şu zalimlere bakın zavallı hayvana iki kişi biner mi? bunlar ne biçim insan…, Ve bunun üzerine Nasrettin hoca bir la havle çekip oğlum gördün mü insanların ağzı torba değil ki bağlayasın herkes istediğini söyler biz en iyisi bildiğimiz gibi yapalım.

    Her sağlıklı bireyin kendi kararlarını alabilen, muhakeme ve yargılama gücü gelişmiş bireyler olduğu varsayılır Psikolojide. Elbette ki aldığımız kararlar her zaman istediğimiz sonucu vermese de ortaya çıkan olumsuz sonuç ve durumla baş edebilmekte kişinin problem çözme becerilerini geliştirmektedir. Ve çözülen her problem bireyin kendisine özgüven ve özsaygı duymasında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Problemlerin çözülemediği durumlar ise bizlere tecrübe ve bir daha tekrarlamamaya çalışma artısı olarak geri döner.

    Ya kararlarımızı alırken ve yaşantımıza devam ederken başkalarının bizimle ilgili oluşabilecek yargılarına göre hareket etmek ?… Sorun tam da bu noktada tüm ağırlığı ile hissettiriyor kendisini…

    İnsanlar belki çevrelerindeki diğer insanların kendileri ile ilgili nasıl ve ne şekilde yorum yaptıklarını kontrol edemeyebilirler, hatta çoğu kere bu yorumlardan haberdar dahi olmayabilirler. Düşünsenize, size göre gayet normal gelen ve hayatın akışı içerisinde yaşanabilecek sıradan herhangi bir olay, aldığımız herhangi bir karar bir başkasının bakış açısı ve realitesine uymadığı için eleştiri konusu olarak varsayılabilir…

    Maalesef ki bazen insanlar, başkalarının ne diyeceği kaygısıyla en basit ve masum isteklerini bile hayata dökme konusunda tereddütler yaşayabiliyorlar. Arkadaşlıklarını, seçecekleri meslekleri, evlenecekleri kişiyi, ailelerini ne sıklıkla ziyaret edeceklerini, evlerine alacakları eşyaları, evlendikten ne kadar zaman sonra ve kaç çocuk sahibi olacaklarını ve burada belki saymakla bitmeyecek pek çok şeyi başkalarının düşüncelerine göre hareket ederek yaşamaya çalışıyorlar.

    Aslına bakılırsa çevrenin bizlere dayattığı bir yaşam tarzının devam ettirilmesinin en önemli sonuçlarından bir tanesi, bireysel bazda psikolojik temelli sorunlara sebep olmasıdır. Kendi istek ve ihtiyaçlarının ne olduğunu belirleyememiş ya da bunları 2.plana atmış bir bireyin zamanla, iletişim sorunları yaşamaya başlayabileceği, hayattan zevk almayabileceği, depresif semptomlar ve bazı psikolojik bozukluk durumlarını yaşayabileceği varsayılmaktadır.

    Çevremizde onlarca, yüzlerce insan var ve biz bu insanların hakkımızda ne düşüneceğine göre hareket ettiğimizde, hayatımızla ilgili kararları onların almasına izin vermiş oluyoruz. Ve aslında kendi hapishanemizi kendimiz var ediyoruz. Elalem ne der hapishanesi… Hayal gücünü sınırlayan, kendi başına karar alma insiyatifini hiçbir zaman işletemediğimiz, karanlık, loş bir hapishane burası.

    Başkalarının düşüncelerine göre yaşayan insanlar; Ben çevremle kötü olmak istemiyorum, kimse benim hakkımda olumsuz bir şey demesin, düşünmesin, kimsenin tepkisini çekmek istemem gibi söylemlerde bulunabiliyorlar. Elbette ki kulağa güzel geliyor ama bireylerin başkalarına zararı dokunmayan kendi düşünce ve hayat inançlarına göre hareket etmesi çevrenin tepkisine sebep oluyorsa burada buna da bir dur denilmesi gerekiyor.

    Özetle bizler nasıl yaşarsak yaşayalım, hayatımız adına ne karar verirsek verelim buna büyük olasılıkla eleştiri getirecek birileri karşımıza çıkabilir. Hesap vermeyi ve beklentilere göre hareket etmeyi hayatımızın odak noktası olmaktan çıkardığımızda mutlu ve sağlıklı günler bizleri bekliyor olacak. Bir vicdanımız olduğunu ve bu vicdanın sağlıklı düşünebilen insanlar için en iyi kaptan olduğunu hatırlamamız umuduyla…

  • KARAR VERMEK….ZOR İŞTİR…

    KARAR VERMEK….ZOR İŞTİR…

    Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta…Efendim köyde bir yaşlı adam varmış… Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
    “Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı” dermiş hep..
    Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarin başına toplanmış..
    “Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler..
    İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..”

    Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takip getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. “Babalık” demişler.. “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var..”

    “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkinda nasıl fikir yürütebilirsiniz?..” Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarin tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

    Köylüler gene gelmişler ihtiyara..“Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler..
    Ihtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..”
    Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.
    Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..“Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..”

    “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacagini kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor.”
    Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.” Hedeflerinizin tükenmemesi dileğiyle…

  • Ergenlik  Bunalımı

    Ergenlik Bunalımı

    Ergenlik Bunalımı

    Ergenlik bunalımı: ergenlik dönemi, insan hayatının en karmaşık, ne bunalımlı dönemidir. İnsanın 14-24 yaş aralığını kapsayan bu dönemde ergenler bir çok sorunla karşılaşırlar ve verecekleri bir çok karar gelecek hayatlarını radikal bir şekilde etkileyecektir. Ne var ki bir çok ergen nasıl bir karar vereceği konusunda en ufak bir bilgisi dahi yoktur. Bu nedenle ergenlik bunalımı yaşarlar.

    Ergenlik Bunalımı

    Ergenlik dönemi insan hayatının kavşağıdır.Ergenlerin kendileri, eğitim ve iş hayatları ile ilgili hızlı karar vermesi gereken bir çok konu vardır. Ergen bu dönemde ailesinden ve toplumdan bağımsız ve özgür olmak istemekte, ancak aile ve toplum ergenin bireyselleşmemi için yoğun baskı uygulamaktadır. Ergen birey olmakta, toplumsal olmak arasında bir seçim yapmakta zorlanmaktadır. Bu baskı ve gerginlik ergendeergenlik bunalımıolarak ortaya çıkmaktadır.

    Ergen hayatının 14-25 yaş dönemi özgür, özgün bir kişilik geliştirmesi için en hayati dönemdir. Bu dönemde alacağı kararlar tüm hayatını etkileyecektir. Çünkü özgün olmak diğerlerinden bağımsız ve farklı olmayı gerektirmektedir. Bu da toplumu ve aileyi karşısına almayı onlarla savaşmayı gerektirmektedir. Aile ve toplumla savaş gerginlik oluşturmaktadır. Gerginliğin sonucu ergenlik döneminin bunalımı ile kendisini göstermektedir. Ancak şunu bilmeliyiz ki insan ve toplum hayatında bu tür kriz ve gerginlikler olmadan sağlıklı bir gelişim olması mümkün değildir. Her gelişim, büyüme ve kazanımın bir bedeli vardır. Bireysel ve özgür olanın bedeli de ergenlik dönemi bunalımı dır.

    Eğitim hayatı ergenlik döneminde şekillenmektedir. Hangi okula gideceğimize, hangi mesleğe sahip olacağımıza bu dönemde karar veririz. Gideceğimiz lise bize hangi üniversiteye ya da bölüme gidebileceğimiz konusunda güçlü bir ışık vermektedir. Gideceğimiz üniversite hangi mesleğe ne kadar sahip olabileceğimize, nasıl ve ne kadar kendimizi gerçekleştirebileceğimize yardımcı olacaktır. Buralarda verilen ya da verilemeyen bir kararergenlik bunalımıolarak karşımıza çıkmaktadır.

    Uzun süren çözülemeyen ergenlikdöneminde bunalımolarak karşımıza depresyon, anksiyete, intihar düşüncesi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Uzun süren ergenlik bunalımı sorunu varsa mutla psikoterapi yardımı alması gerekir. Zamanında terapi edilmeyen ergenlik sorunları ileride çözümü çok zor olan bir probleme dönüşebilir.

  • EVLENMEDEN ÖNCE GERÇEKTEN EŞİMİZİ Mİ SEÇİYORUZ

    EVLENMEDEN ÖNCE GERÇEKTEN EŞİMİZİ Mİ SEÇİYORUZ

    Eş sözcüğü birbirinin aynısı olan durumlarda kullanılır.İki ayağımız kulaklarımız ayakkabılarımız ve küpelerimiz gibi.. Oysa ki bazı durumlarda birbirinden çok farklı iki durumda da birbirlerini eş olarak sıfatlandırıyoruz. Bunlardan günümüzde en yaygın olanı karı-koca için eş kelimesini kullandığımızdır.

    Aslında birçok özellikleri yönünden farklı olan iki kişinin evlilik adıyla hayatlarını birleştirmeleri üzerine neden birden bire eş olarak adlandırılmaya başlanıyorlar. Bizler evlenirken kendimizdeki aynı özelliklere sahip kişiyi mi arıyoruz yada farklı özelliklere sahip bizi tamamlayıcı kişiyi mi arıyoruz . tabiî ki de tamamlayıcı kişiyi mi arıyoruz.

    Karı-koca eğer eş ise neden bu kadar zıt davranışlar sergiliyorlar?

    Eşimiz dediğimiz erkek kıyafet uyumuna , makyaja , saç bakımına karısı kadar özen gösteriyor mu veya kadın erkek gibi araba markalarını , hangi takım hangi futbolcuyu transfer ettiğini bir erkek kadar iyi biliyor mu genellikle bilinmez öyleyse bunlar nasıl eştir.

    • Eş sözcüğü kullanmak yersiz bir durum olmuyor mu?
    • Zaten hiç kimse evlenirken bir eş istemez ki ne yapsın kendinden bir tane daha kişiyle hayatını birleştirip İnsan evlenirken karşısındaki kişide kendini aramıyorsa ne arıyor peki ?
    • Evleneceğim kişi iyi mi kötü mü her konu da anlaşabilir miyiz ?
    • Birbirimize karşı uyumlu davranabilir miyiz ?
    • Toplumda birbirimizi taşıyabilir miyiz?
    • Sevgisini kaybetse dahi saygısını sonsuza dek devam ettirebilir mi?…

    Bunun gibi binlerce soru kafamızda dolanır durur.

    Bunların cevabını hiçbir zaman bulamayız o an her sorumuza olumlu cevaplar bulsak ta iler ki zamanda değişmeyeceğinin de garantisi yoktur. Bunun için kendimizle ilgili net kararlar vermeliyiz. Evliliği ne için yaptığımızı; ailemizden ve çevremizde ki kişilerin baskısından kurtulmak için mi evleniyoruz , yoksa hayatımızın geri kalanına o kişiyle devam etmek istediğimizden emin olarak mı evleniyoruz. Her ne kadar bu iki kişi birbiriyle evlenmek istese de başka etkenlerde evlilik kurumu daha oturmadan darbe oluşturabiliyorlar.

    Çiftler birbirlerinin ailelerine kültürlerine uyum sağlayabiliyor mu yoksa daha yolun başında iken ufak tefek konularda dahi tartışıyorlar mı?

    Uyumsuzluklar belirgin bir şekilde devam ediyorsa evlilik iki kişi içinde riskli bir yoldur.

    Çiftler evlilik yoluna çıkmadan önce karşımdaki kişide neler arıyorum sorusunu kendine cevaplamalı ve karşısında ki kişide bunların olup olmadığını öğrenmelidir. Örneğin kesinlikle sigara içen bir karı veya koca istemiyorsanız karşınızda ki adayda bu davranış varsa evlenince bir şekilde bıraktırırım mantığıyla ilerde sorun olacak bu davranışı konuşup çözmeden evlilik yolunda bir adım atmakta başka bir risk olacaktır. Buraya kadar anladık ki karşı taraftan önce kendimizi tanımalı ne istediğimizi belirlemeliyiz. Nasıl ki bir işe başlarken ne olursa yaparım abi diyerek başlarsak başarıya ulaşmamız güçse evlilikte de ne istediğimizi kafamızda belirlemeden evlenirsek mutluluğu yakalamakta güç olacaktır.

    Evlilikten ne istiyoruz ; aşk mı sevgi mi saygı mı güven mi heyecan mı dindar bir aile mi huzur mu destek mi …?

    Önceliklerimiz hangileri ise onları belirlemeliyiz.

    Evlilik adımını attığımız da sevgi mi gerekli aşk mı dersek ?

    Ne diyebiliriz sevgi diyebilmeliyiz çünkü aşk o insanı kör eden karşısındakini kusursuz gösteren ve onsuz yapamayacağını düşündüren bir duygudur. Oysa sevgi karşımızdaki kişiye ihtiyacımız olduğunu hissettiren onunla mutluluk duymak eksiklerimizi fark ederek hoş görmektr. Yani aşıkımızdan değil bir ilişkide sevgimizden emin olmalıyız. Bir diğer önemli nokta ise konuşabilmektir. Konuşamamak evlilik için bir yıkıcı etmendir. Mutluluklarınızı , sorunlarınızı,zihninizi açan bilgilerinizi kısaca her şeyi konuşabileceğiniz bir çift olmalısınız. Çiftler bu iletişimi başarabilirlerse evlilik için sağlam bir adım atmayı başarmış olacaklardır.

    Evlilikler de bir de yaş etkeni önemlidir. Çiftler evlilik sorumluluğunu alabilecek olgunluğa eriştiklerinde evlilik kararı almalıdır. Bu da ortalama kadınlar için 20-25 yaş erkekler için en erken 25 yaş olmalıdır. Son olarak ta evleneceğimiz kişiler konusunda bir bilene danışmalıyız. Fikrine güveneceğimiz sizi tarafsız yorumlayabilecek hatta mümkünse profesyonel bir kişiye danışmalısınız. Çünkü insan özelliklede aşık ise kendi ilişkisine dair sağlıklı karar alamaz. Duyguları kişiyi ele geçirir ve doğru karar almasına engel olabilir. Bunlar evleneceğimiz kişiye başkalarının karar vereceği anlamına gelmez .

    Bütün bunları değerlendirdikten sonra evlilik kararını siz almalısınız .

    Hayat arkadaşınızı bulmanız dileğiyle