Etiket: Karar

  • Sezaryen

    Sezaryen

    Sezaryen

    Sezaryen ile Doğum; anne karnının alt kısmına yapılan bir kesi ve anne rahmine yapılan ikinci bir kesi ile bebeğin vajinadan değil de karından doğurtulduğu Alternatif bir doğum şeklidir.

    Alternatif diyorum; çünkü gebelikler normal prosedürlerde Normal Doğum ile sonlandırılır. Sezaryen ile Doğum; vaginal yolla doğumun olamadığı veya olmasının sakıncalı olduğu durumlarda Normal Doğuma alternatif olarak geliştirilmiş bir Cerrahi Bebek Doğurtma yöntemidir.

    Bazen Sezaryen ile Doğum, vajinal yol ile yapılan Normal Doğumdan daha iyi ve sağlıklıdır. Biz size böyle durumlarda Sezaryen ile Doğum önerebiliriz. Şimdi bu durumları size açıklamaya çalışacağım.

    İlerlemeyen Travay:Travayın doğum eyleminin başlangıcından bebeğin vajinadan doğumuna kadar olan süreç olduğunu daha önce söylemiştik. Anne adayının şiddetli doğum sancılarını yeterli sıklıkta çekmesi halinde Serviks dediğimiz rahim ağzının yumuşayıp açılması, bebeğin doğum yolunda çıkıma doğru ilerlemesi gereklidir. İşte bu ilerlemenin olmaması halinde biz bu duruma İLERLEMEYEN TRAVAY diyoruz. Bu durum Sezaryen ile Doğuma EN SIK karar vermemize neden olan durumdur.

    Bebeğiniz Yeteri Kadar Oksijen Alamıyor Olabilir:Travay sırasında biz sürekli olarak bebeğin kalp atım hızını takip ederiz. Eğer bebeğin kalp atım hızı yavaşlıyorsa bu bebeğimizin yeteri kadar oksijen alamadığını ve hayati tehlikesi olduğu anlamına gelir ki hızlı bir şekilde Sezaryen ile Doğum kararı vermemiz gerekir.

    Bebeğiniz Doğuma Uygun Bir Pozisyonda Olmayabilir:Normal Vajinal Doğum olabilmesi için bebeğin doğum kanalına başı ile girmesi gereklidir. Eğer bebek ayak, makat,el, omuz, sırt gibi kısımlarını doğum yoluna doğru vermişse yine Sezaryen ile Doğum kararı verilmelidir.

    Çoğul Gebelikler:Çoğul gebeliklerde tüm bebekler normal doğum için uygun pozisyonda değilse Sezaryen ile Doğum kararı verilir.

    Plasenta Sorunları:Plasenta erken ayrılabilir, doğum yolunu kapatabilir. Böyle durumlarda tek şans Sezaryen ile Doğumu gerçekleştirmektir.

    Göbek Kordonu Sıkışması:Eğer Doğum sancıları sırasında Göbek Kordonundaki kan akım miktarı azalırsa yine bebeğimiz yeterli oksijeni alamaz. Bazen de Göbek Kordonu Serviks dediğimiz Rahim Ağzından dışarıya kayarak çıkar. Bunlar Acilen Sezaryen ile Doğum kararının verilmesi gereken durumlardır.

    Annenin Sağlık Problemleri:Annenin Kalp Hastalığı, Yüksek Tansiyonu veya Preeklampsi, Epilepsi , AİDS gibi önemli bir rahatsızlığı varsa, annenin vajinasından doğum sırasında bebeğe geçebilecek Kondilom, Herpes gibi bir hastalığı varsa Sezaryen ile Doğum yaptırılmalıdır.

    Bebeğin Sağlık Sorunları:Bebeğin Hidrosefali ve benzeri doğumsal bir problemi de Sezaryen ile Doğum yaptırmak için bir nedendir.

    Geçirilmiş Sezaryen Öyküsü:Önceki Doğumu Sezaryen ile gerçekleştirilmişse sonraki Doğumlarda da Sezaryen yapılır. Sezaryenden sonra Normal Doğum mümkün olsa da eski kesi yerinden Rahim Yırtılması olabileceği için anne ve bebek için hayati önemi olan böyle bir riski genelde yüklenmek istemeyiz.

    İsteğe Bağlı Sezaryen:Anne adayı eğer vajinal yolla Normal Doğum istemiyorsa nedeni her ne olursa olsun sorgulanmaksızın Sezaryen yaptırabilir. Herkes kendi vücuduyla ilgili kararları kendi verme hakkına sahiptir. Bizim görevimiz anne adayının en sağlıklı şekilde bebeğine kavuşmasını sağlamaktır.

  • Boşanma Sürecini Çocuğa  Anlatmalı Mıyız?

    Boşanma Sürecini Çocuğa Anlatmalı Mıyız?

    Her türlü yaşam değişikliği -iyi yada kötü olaylar da dahil olmak üzere- zordur. Boşanma yetişkinler için dahi kolay alınan bir karar olmasa da çoğu zaman çocuk için bu olguyla karşı karşıya kalmak, altındaki zeminin kaymasına benzer. Peki böyle bir sürece girip çocuklara zorluk yaşatmak doğru mu? Etkisi kalıcı olmaz mı? Sadece çocuklar zarar görecek anlayışıyla, sürdürülemeyen bir evliliği sürdürmeye çalışmak çocuklar için faydadan çok zarar getirebilir. Ne kadar dikkat edilirse edilsin çocuklar ortamdaki negatif elektriği her zaman hissederler. En net söyleyebileceğimiz olumlu sonuç şiddetin, yüksek sesle tartışmaların çok olduğu evlilikler bittiğinde çocuklar negatif bir etkiden çok, rahatlama gözlemlenmesidir. Şu da bir gerçek ki, bir evliliğin bitiyor olması çocukta -yetişkinde dahi- hangi yaşta olursa olsun kızgınlık, korku, depresyon, suçluluk duygusu yaratır.

    Anne babası boşanan çocuklarla yapılan tüm araştırmaların ortak noktası çocukların boşanma için kendilerini sorumlu buldukları gerçeğidir. Çocuklar, ebeveynlerinin boşanma nedeni olarak kendilerini görürler. Bu nedenle boşanma kararı olduktan sonra yapılacak işlerin en başında bunun çocuklarla paylaşılması gelir. Ve bu haberi çocuk başkalarından değil, ebeveynlerinden öğrenmesi gereklidir. Özellikle de ebeveynlerinden öğrenmesi gereklidir.

    Peki bu boşanma durumunu çocuğa nasıl anlatmalıyız?

    Çocuğunuza boşanma kararınızı anlatmaya başlamadan önce evliliğinizin başlangıcı hakkında birkaç cümle söyleyerek konuya giriş yapabilirsiniz. Biliyorsun insanlar doğar, okula gider, işleri olur, büyüdüklerinde bir aile kurmak isterler ve evlenirler. Ben ve baban da birbirimizi tanıdığımızda bir aile kurmak istediğimize karar verdik. Birbirimizi çok sevdik ve evlendik. Ama evlendikten sonra bazı konularda anlaşamadığımızı gördük. Baban ve ben farklı hayatlar sürmek istediğimizi fark ettik. Başta birbirimizle çok iyi anlaşırken, daha sonraları bende baban da daha farklı hayatlar yaşamak istediğimize karar verdik. Çocuğa söylenecek hiçbir sebebin yalan olmaması ama suçlayıcı ve karşı tarafı küçük düşürücü de olmaması gerekir. “Başta birbirimizle anlaşabiliyorken artık anlaşamadığımıza ve ayrı yaşamak istediğimize karar verdik.” söylemi çocuk için açıklayıcı bir söylemdir. Bunlar çocuğa söyleniyorken anne babanın en dikkat etmesi gereken şey birbirlerini suçlamamaktır. Tüm bu konuşmalar yapıldığında bu kararın alınmasının kolay olmadığı ve bu karardan ötürü üzgün olduğunuzu da çocuğun duyması yararlı olur. Siz duygunuzu net olarak ifade ettiğinizde çocuk kendi duygularını rahat bir şekilde paylaşabilir.

    Boşanırken önemli olan bir konu da anne babanın karşılıklı saygı sınırları içerisinde hareket etmeleri üzerinde anlaşmalarıdır. Evlilik içerisinde hareket etmeleri üzerinde anlaşmalarıdır. Evlilik içinde her ne yaşandıysa, boşanmayla artık bitmiştir. Artık siz anne ve baba olarak çocuğunuza karşı sorumlusunuzdur. Boşanmayla birlikte anne baba olarak bu sorumluluklarınızı yerine getirmeye nasıl devam edeceğinize karar vermek zorundasınız. Çocuğun tüm sorumluluğunu annenin yüklenmesinin, babanın da ara sıra ortaya çıkan bir figür olmasının çocuğun gelişimine ne kadar zarar verdiği görülerek son yıllarda çocukların sorumluluklarının ortak olarak paylaşılması çocuğun gelişimi açısından da önemlidir. Hem anne, hem baba çocuk için vazgeçilmezdir. Çocuğun her iki ebeveyne de eşit erişebilme hakkı olmalıdır. Boşanma daha çok sorumluluk, daha az kontrol getirir. Çocuğunuzun diğer ebeveynde iken nasıl bakılacağına ne yazık ki karar veremezsiniz ama sorumluluk sahibi anne babalar çocuğun her iki evde de benzer kurallar içinde yaşanmasını sağlamak için özen gösterebilirler. Bu çocuğun gelişimi için gerekli olanıdır. Boşandığınız eşinizle arkadaşça davranmak veya eski günlerdeki gibi davranmak elbetteki zordur ama zaman içinde çocuklar için konuşabildiğiniz, ortak kararlar alabildiğiniz, aynı ortamda bulunabildiğiniz bir yetişkin -yetişkin ilişkisine çok ihtiyacınız olacaktır. Destekleyici rol üstlenenen ebeveynlerin çocukları bundan olumlu etkilendikleri görülmüştür.

    *Bu yazı Danışman Psikolog Ani Eryorulmaz’ın ‘Eyvah Boşanıyorum!’ kitabından derlenmiştir. daha kapsamlı bilgiye ulaşmak için ‘Eyvah Boşanıyorum!’ kitabı okumanız tavsiye edilir.

  • Boşanma ve Çocuklar Üzerinde Etkileri

    Boşanma ve Çocuklar Üzerinde Etkileri

    Evlilik bir seçim olduğuna göre evliliği sonlandırmak da bir seçimdir. Eşler birbirleri ile iletişim kurmakta zorlandıklarında, paylaşım azaldığında, başka biri ile birlikteliğe karar verdiklerinde ya da farklı nedenlerden dolayı boşanmayı isteyebilir. Boşanma olayı, buna karar veren erişkinlerde bile psikolojik sorunlara yol açmakla beraber bu durum çocuklarda daha da karmaşık bir hale dönüşebilir.

    Pek çok kişinin evliliğini çocuklarını düşündüğü için sonlandırmak istemediğini biliyoruz. Bana göre; sürekli kavga gürültünün olduğu bir aile ortamında yaşamak çocukların gelişimlerini ve ruhsal durumunu daha da olumsuz etkileyebilir. Tabii ki her çatışmada ve olumsuz durumda boşanma olsun demek istemiyorum, ama hiçbir çıkar yol yoksa boşanmak kaçınılmazdır. Ancak bu olayı dramatize edip, işin içinden çıkılamaz bir hale dönüştürmemek gerekir.

    Eşler boşanma kararı aldıktan sonra bu durumu birlikte çocukları ile paylaşmalı. Zor olsa bile çocukların önünde sakin görünmeye ve kontrolü kaybetmemeye çalışmalıdır. Eğer eşler kendilerinden emin görünür ve tutarlı konuşurlarsa, çocuklar üzülseler bile durumu daha kolay kabul edeceklerdir.

    Şunu unutmamak gerek; eşler birbirinden boşanabilir, ancak çocuklarından boşanamazlar.

    Boşanmış anne babalara sahip olmak ya da boşanmış bir ailenin üyesi olmak kendi başına zararlı değildir. Önemli olan, aile üyeleri arasındaki ilişkilerin ve aile hayatının kalitesidir. Çocukların ayrılma ve boşanmaya gösterdikleri tepki büyük ölçüde eşlerin birbirlerine tepkilerine bağlıdır. Çocuğun en az zararla bu olayı atlatmasını sağlamak gerekir.

    Boşanma kararı alındıysa bu durumu çocuklardan saklamamak en doğru yoldur. Eşlerden biri hiçbir açıklama yapmadan evden ayrılırsa çocuk reddedildiğini ve istenmediğini düşünebilir ve her şeyin sorumlusu olarak kendini görebilir. Onlarla konuşurken eşinizle aranızdaki sorunlardan ve ayrılma kararınızdan onların sorumlu olmadıklarını belirtin. Çocukların önünde mutsuz görünmemeye ve kontrolünüzü kaybetmemeye çalışın. Sorulara açık ve net cevaplar vermeye ve birbirinizi suçlamamaya çalışın. Ayrıca istediği zaman evden ayrılan ebeveyni görebileceği belirtilmeli.

    Çocukların ruhsal olarak sağlıklı gelişebilmeleri ve insanlarla kalıcı ve sevgi dolu ilişkiler kurabilmeleri onların hayatlarındaki en önemli kişilere anne babalarına yakın olmalarına bağlıdır. Eşler boşanma döneminde öfke, kırgınlık, küçümsenme ve suçluluk duygularını bir arada yaşarlar, ancak çocukları bunlardan uzak tutmak gerekir.

    Boşanmalar o kadar yaygınlaştı ki, mutlu bir aile yaşamı olan çocuklar bile en yakın arkadaşlarının anne babası gibi, kendi anne babalarının da boşanacağı endişesini taşımaktadır.

    Çocuğunuza yardımcı olmak istiyorsanız, çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini paylaşmaya ve onu dinlemeye ve anlamaya çalışın. Ayrıca boşanma süreci başladığında onları mahkeme ortamından uzak tutmalı ve taraf tutmak zorunda bırakmamalısınız. Eşler çocukları ile ilgili kararlarda bir araya gelebilmeli. Çocuğunuzu eski eşinizi cezalandırmak için kullanmamalısınız.

    Çocuklarınıza davranışlarınızla ve sözel olarak onları çok sevdiğinizi belirtin.

  • Bireysel Terapi

    Bireysel Terapi

    Bireysel terapi, yaşadığınız olumsuz yaşantıların sizin üzerinizdeki etkilerini fark etmenizi sağlayan, yaşadığınız olumsuzluklar karşısında kendinizi güçlü hissetmenize yardımcı olan, kendi iç dünyanızda yaşadığınız problemlere çözüm üretebilmenize olanak tanıyan, kendi hayatınız üzerindeki yetkinliğinizi artıran bir süreçtir. Bu süreç tamamen gönüllülük esasıyla işlemektedir. Terapiye başvuran kişinin kendi arzusu ile süreç başlatılır. Kişi kendisinde gözlemlediği, kendisini zorlayan yaşantıların varlığını kabul edip bunları çözümlemek istediğinde kendisi için çok önemli ve kıymetli bir adım atmış olur. Kişi kendi hayatının sorumluluğunu almaya karar vererek olumsuz yaşantılarını geride bırakıp, çözüm için profesyonel bir destek almaya ihtiyaç duyabilir.

    Terapi seansları ile kişi düşünce, duygu, davranışları hakkında farkındalık kazanarak, sorunları ve nedenlerine yönelik içgörü geliştirerek, bu terapi süreci ile kendi yaşamının kontrolünü ele alır ve baş etme mekanizmaları geliştirir. Terapi seanslarında deneyimlenen yaşantıları kişinin günlük hayatına entegre edebilmesi terapinin amaçlarındandır. Bireysel terapide terapist akıl vermez sizin adınıza karar almaz. Terapide, danışanının karar verme becerileri güçlendirilir, nasıl doğru karar alabileceği gösterilir ve kişi kendi hayatının sorumluluğunu alır. Terapistler, kişinin kendi kendisinin terapisti olabilmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.

    Terapi seansları genellikle haftada bir kez, 50 dakika olarak yapılmaktadır. İlk seanslarda ilk olarak terapist sizi tanıyacak, gerekli gördüğü durumlarda birtakım testler uygulayacak ve ihtiyacınıza yönelik birlikte oluşturacağınız gerçekçi hedefler doğrultusunda sizin için uygun tedavi tekniğine karar verecektir. Belirlenen hedefler doğrultusunda seanslarınız ilerleyecektir. Terapist sizi hayatınızın tüm alanlarında bir bütün halinde tanımaya yönelik görüşmeleri gerçekleştirecektir. Sürecinize göre seansların sıklığı değişebilmektedir. Görüşmeler genellikle haftada bir olmak ile birlikte, sürece göre iki haftada bir veya daha uzun aralıklarla gerçekleşebilir. Terapide hedeflenen değişim bir süreç işidir ve zaman alabilir. Bu zaman ise kişiden kişiye, durumdan duruma değişiklik göstermektedir. Seansların sürekliliği fayda sağlanabilmesi açısından önem arz etmektedir.

    Seanslar her zaman kişiye iyi hissettirmez. Seanslar kendinize ait farkındalık geliştirmenize, sorunlarınıza başka açılardan bakmanıza, fark etmediğiniz bazı durumları görmenizi sağlar. Bu da kişiye o an iyi hissettirmeyebilir ve kişi için zorlayıcı olabilir ama asıl bu zorlu süreç değişiminize yardımcı olacaktır.

    Terapide gönüllülük esastır ve destek alan kişi istediği zaman seansları sonlandırabilir. Sürecin sonlandırılmasına terapist ve danışanın birlikte karar vermesi sağlıklı olan ve beklenendir.

    Bireysel terapi ile çalışılabilecek konular:

    • Kaygı Bozuklukları

    • Depresyon

    • Panik Bozukluk

    • Fobik Bozukluklar (Sosyal Fobi, Özgül Fobi, Agorafobi)

    • Somatoform Bozukluklar

    • Obsesif – Kompulsif Bozukluk

    • Yeme Bozuklukları

    • Kişilik Örgütlenmeleri (Borderline Kişilik, Narsistik Kişilik, Şizoid Kişilik, Bağımlı Kişilik, Çekingen Kişilik, Mükemmeliyetçi Kişilik)

    • Aile, Ebeveyn, Arkadaş İlişkilerindeki Problemler

    • Değersizlik Duyguları

    • Yetersizlik Duyguları

    • Yalnızlık Duygusu

    • Boşluk Hisleri

    • Ayrılık & Terk Edilme Kaygısı

    • Öfke Problemleri

    • Sosyal Beceri Problemleri

    • Sınır Çizememe Problemleri

    • Karar Vermede Zorluk Yaşama

    • Başkaları Tarafından Değerlendirilme Endişeleri

    • Uyum Problemleri

    • Performans Kaygısı

    • Stres ile Başa Çıkmakta Zorluk Yaşama

    • Kayıp ve Yas Süreci

    • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Yaşadığınız problemlerin hayatınıza olan olumsuz etkileriyle baş edebilmek ve buna yönelik çözüm üretebilmek için bir uzman tarafından bireysel terapi ile destek alabilirsiniz.

  • Çocuğunuz ne zaman cep telefonu kullanabilir

    Çocukların cep telefonu kullanma yaşı giderek düşmekte. Son yapılan bir çalışmada ilkokul çağındaki çocukların %22’ si, 8-12 yaş çocukların % 60’ı , ergenlerin % 84’ü kendilerine ait cep telefonları olduğunu belirtmiş.

    Tabii bu durumda da, aileler çocuklarına ne zaman cep telefonu alacakları konusuyla karşı karşıya kalmaktalar. Her olay için geçerli olan çocukların cep telefonu kullanımının da avantaj ve dezavantajları bulunmakta.

    Çocuğunuzun Cep Telefonu Kullanmasının Geçerli Nedenleri

    Çoğu anne babanın çocuğuna cep telefonu almasının en büyük nedeni güvenlik ihtiyacından kaynaklanmakta. Aileler istediği zaman çocuğuna ulaşabiliyor böylece. Ayrıca çocuklarının da istediği zaman kendilerine ulaşması güvencesini de vermek istiyorlar. Bu özellikle çocuğunuz okuldan sonra evde yalnız kalıyor veya okuldan eve yürüyorsa zorunlu olmakta.

    Riskleri Tartın

    Çocuğunuz eğer cep telefonu kullanıyorsa, internet aracılığıyla uygun olmayan web sitelerine girebilir. Şiddet içeren, ölüm ve cinsel içerikli görüntüler içeren içerikler seyredebilir. Çoğu çocuk anlamadıkları içeriklerle ilgili hayal kurarlar.

    Cep telefonu olan çocuklar tüm gece telefonla oyun oynama veya arkadaşlarıyla mesajlaşma uğruna uyanık kalma eğilimindeler.

    Cep telefonu tabii ki siber saldırı riskini de beraberinde taşır. Evinizde kapınızı kapattığınız anda güvendesiniz ama bir cep telefonu ve sosyal hesabınız varsa artık hiç kimse siber saldırılara karşı güvende değildir.

    Cep telefonu kullanan çocuklar mesajlaşma ve sosyal medyayı kullanarak aslında giderek sosyal olarak izole olabilirler. Çünkü artık arkadaşlarıyla veya çevredeki kişilerle görüşme ihtiyacı ve zamanı kalmamaya başlar.

    Cep telefonu kullanmak için hazır olmayan çocuk için başka riskler de vardır. Örneğin insanlarla yanlış bilgileri paylaşmak, uygunsuz zamanlarda sürekli aileyi aramak ve cep telefonu faturası, internet alışverişleri gibi maddi yükünün olması..

    Cep Telefonu Almaya Karar Vermek

    Eğer çocuğunuz cep telefonunu nasıl kullanacağı konusunda sizinle oturup karar verebilir ve anlaşabilirse cep telefonu kullanmaya hazır demektir. Bu durum aslında 12, 13 yaşlarında tam oturur. Cep telefonu kullanması, ona hediye gelmesi, anneanne-dede faktörleriyle, akranlarının da olmasıyla değil, sadece anne-baba kararı ile verilmelidir.

    Kendinize çocuğunuzla ilgili daha önce geçmişte çocuğunuzun yaşına uygun olgun değerlendirmeler ve iyi kararlar verip vermediğini sorun. Eğer kötü kararları var ve immatür ise cep telefonu kullanmaya da hazır değildir. Ayrıca;

    Başlarına korkutucu bir durum geldiğinde bununla nasıl başa çıkıyorlar?

    Bir şeyler yolunda gitmediğinde çözmek için size başvuruyorlar mı?

    Olaylar karşısında kendi iyi girişimleri oluyor mu? diye anlayın.

    Çocuğunuzun neden cep telefonu istediğini de gözden geçirin. Arkadaşlarıyla mı mesajlaşacak, facebookta mı vakit geçirmek istiyor ya da akranları, kuzeninde cep telefonu olduğu için mi istiyor?

    Çocuğunuzun cep telefonunu düzgün kullanabilecek zeka kapasitesinde veya daha önemli olarak duygusal olarak hazır olup olmadığına bakın. Çocuğunuzun ödevini bitirmek, kendi odasını temizlemek gibi başka alanlarda sorumluluklarını yerine getirip getirmediğine bakın. Böyle çocuklar için 9,10 yaşlarda cep telefonu kullanabilirler.

    Çocuğunuzun Güvenli Cep Telefonu Kullanımı İçin Uyarılar

    Çocuğunuzun cep telefonu konuşmalarını ve mesajlaşmalarını ve girdiği siteleri sınırlayan veya kontrol eden ebeveyn kontrolü sağlayan uygulama veya programlar kullanın.

    Çocuğunuzun oyun veya reklam yüklemelerine izin vermeyin.

    Akıllı telefondan ziyade normal bir cep telefonu kullanın.

    Kendi telefonunuzu kullanma konusunda uygun bir rol model olun.

    Ekran süre limiti kurun.

    Çocuğunuza cep telefonu kullanımını yakından izleyeceğinizi söyleyin.

    Şifrelerini bilin.

  • Anne Baba Olmaya Hazır Mısınız?

    Anne Baba Olmaya Hazır Mısınız?

    Anne-baba olmak dünyanın en güzel işi olsa da önceden düşünülmesi ve doğru zamanda karar verilmesi gereken zorlayıcı bir konudur. Bir aile,bir bütün olmak… Peki ,gerçekten buna hazır olmak demek ne demek? Ne yönden ve nasıl bir hazırlık gerektirir ki anne baba olmak? Sadece ebeveyn rolünü üstlenmek değil,aynı zamanda bu rolün hayatınıza kattığı sorumlulukları karşılayabilme gücüne,özveriye,bilgi ve beceriye sahip olabilmektir anne-baba olmak. Bunca görev ve fedakarlığı üstlenecek olmak bazı kişilerde heyecan ama aynı zamanda da kaygıya sebep olabilir. Onlar için bu yeni insan ve yeni deneyimler, üzerinde düşünülmesi gereken bir karar olacaktır. Bazılarında ise tam aksi olabilir.Onlar daha rahat bir şekilde bu yeniliğe kapılarını açabilirler.

    ANNE-BABA OLMAYA HAZIR OLMAK İÇİN NE YAPILMALI?

    Hamilelik süreci annenin yaşamında ki en büyük değişimdir.  Gerek fiziksel gerekse duygusal açıdan yaşanan bu değişim süreci aslında anne baba olmaya hazırlık süreci olarak düşünülebilir. 9 ay boyunca her gün hissedilen yeni bir his,edinilen yeni bir deneyim,o 9 ayın sonunda bebeği kucağınıza aldığınız an için yapılan ön hazırlık aslında. Bebeğin ilk 6 yılki gelişim özelliklerini tanımak,ona sağlıklı ortamı hazırlamak ve bebeğiniz geliştikçe ona destek olmak çok önemlidir.  Anne-baba olmaya hazır olabilmek için 0-6 yaş gelişim özelliklerini bilmeli, okumalı veya bu konuda eğitim alınmalıdır. Hamilelik dönemine girmeden önce anne adaylarının hayatında ve alışkanlıklarında bazı değişiklere karar vermesi oldukça güç olabilir. Sağlıklı bir hamilelik dönemi ve sonrası için bu değişimlere ihtiyaç olduğu unutulmamalı. Sigara, alkol gibi bağımlılık yapan zararlı maddeler kullanan anne adayları hamile kalmaya karar verdikleri zaman bu tür alışkanlıklarından vazgeçmelidir. Düşük doğum yapma ,bebekte zihinsel veya bedensel gelişim geriliğine sebep olma gibi ciddi etkileri olduğunu bilmekte fayda var.

    ANNE- BABA OLMA FİKRİ KAYGIYIDA BERABERİNDE GETİREBİLİR!!

    Bazen bir bebek sahibi olma düşüncesi kaygı verebiliyor. Hamilelik süreci nasıl geçecek, nasıl bir doğum olacak, doğum anında veya sonrasında bebeğe bir şey olur mu? gibi düşünceler anne -baba olma kararının ertelenmesine neden olabiliyor. Aile bireylerinin /eşin desteği, hamilelik dönemi ve sonrası hakkında bilgi edinme ve psikolojik destek alarak bu kaygı önlenebilir.

  • Karar Vermeden Önce Dikkat Edin

    Karar Vermeden Önce Dikkat Edin

    Çünkü hayatımıza yön verirken aldığımız kararlar hayatımızı etkiler.

    Gergin anınızda karar vermeyin!

    Gerginken aldığınız kararlar o ana odaklanır ve o anı rahatlatmak için bulunan çözümler olduğu için ve alındığından genel hayatımızın gidişatına yönelik olmaz ve de mutsuzluk yaratır.

         Ruh ve Benden sağlığınız yerindeyse karar verin!

    Ruh ve beden sağlığımızın iyi olmaması durumunda verdiğimiz kararlar çok sağlıklı olamayacağı için sağlıklı sonuçlar da doğurmayacaktır.

    Kararın geçmiş ve geleceğinizi etkileyeceğini unutmayın!

    Karar verme geçmiş bir davranış ve gelecekle ilgili sonuçları yansıtır. Karar verme, farklı aşamalardan oluşan akla , düşünce sistemine uygun ve bilinçli bir seçim yapma sürecidir. Bu yüzden aynı durumda herkesin karar verme yetisi ve düşünce sistemi farklı olacağından vereceği karar da farklı olacaktır.

    Karar bir yönelimdir!

    Kararınıza sonuna kadar sadık değilseniz o sizde çatışma yaratacak ve mutsuz anlar yaşamanıza sebep olacak o kararın sonuçlarını yaşadığınız sürece…

     Karar vermek tercih etmek istediğiniz hayattır!

    Karar verirken kendi tercih etmek istediğiniz hayatı seçersiniz aslında ve böylelikle tercihe doğru giden yolda yürürsünüz…

    Karar verirken hem duygusal hem mantıksal düşünün!

    Tek duygusal düşünürseniz mantıksal yönden bakmamış olursunuz ve gerçeği göremezsiniz ancak sadece mantıksal düşünürseniz de duygularınıza hitap etmeyecek ve de yine mutsuz olacaksınız. Bu yüzden karar vermede iki yönlü de bakmanız sizin mutluluğunuz için önemli bir durum olacaktır

    Kararı tek boyutlu olarak görmeyin!

     Çünkü karar verirken geçmiş yaşantınız , çevreniz , düşünce biçiminiz , seçmek istediğiniz hayat…vb gibi faktörlerin hepsi etkili olur.

    Karar vermek bazı şeylerden vazgeçiş , bazı şeyleri seçiş… Kararınız her ne olursa olsun pişmanlığınız olmasın çünkü en büyük pişmanlık kendi verdiğimiz kararlar doğrultusunda yaşadığımız mutsuz bir hayattır…

  • Sağlıklı Karar Vermenin 10 Yolu

    Sağlıklı Karar Vermenin 10 Yolu

    Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren hiç bilmediğimiz bir kültürde hiç bilmediğimiz bir ailede ve hiç bilmediğimiz bir sosyoekonomik durum sarıyor etrafımızı ve bir süre böyle yaşıyoruz… Sonra zaman geçtikçe bizim düşüncelerimiz oluşmaya başladıkça ve kendi seçimlerimizi yapabileceğimiz noktaya kendimizin geldiğini gördükçe başlarız çatışmalar yaşamaya …

    Genelde ergenlikle birlikte görülen çatışmalar yaşam boyu süregelmektedir. Çünkü yeni birşeyler öğrendikçe daha da çok bilinçlendikçe ve daha çok deneyimledikçe hayatı daha da radikal seçimler yapar halde buluruz kendimizi…

    Peki  bu seçimleri yaparken nelere nasıl dikkat etmeliyiz?

    1.Acele Etmeyin!
    Bir karar verirken o düşünce üzerinden belli bir zaman aralığının geçmesi önemlidir. Çünkü hemen acil verilan kararlar bazen hayat boyu bize ödenmesi gereken ağır bedelli faturalar olarak çıkar karşımıza

    2.Hayati Değerine Bakın!
    Karar vereceğiniz konuyu hayatınızda önem sırasına koyun. Eğer hayatınızda çok önemli bir noktada olacaksa yaptığımız seçimimizin konusu hem düşünce hem de niteliğini bir daha gözden geçirin.

    3.Deneyimleyin!
    Daha önce yaşadığınız deneyimlere bakın. Tamamen eski deneyimlemeniz gibi olmasa da geçmişte sizi mutsuz edecek bir karar vermemeye özen gösterin.

    4.Hayal Edin!
    Karar vermeden sonucun sizi nasıl etkileyeceğini; O sonucun sizde yaratacağı etkiyi hayal edin. Hayal etmek yaşam enerjimiz için önemli bir aktivitedir.

    5.Planlama Yapın!
    Karar vermeden önceki stabil durum ile karar verdikten sonra değişen durumun planlamasını yapın ve tabloyu daha net göreceğiniz biçime getirin.

    6.Sosyo-ekonomik Durumuna Bakın!
    Hayal ettikten sonra bir de gerçekler dediğimiz maddi-manevi şartların elverişli olmasına özen gösterin ve emin olun.

    7.Sürdürülebilir Olmasına Bakın!
    Kararınızın hayatınızda sürdürülebilir olmasına dikkat edin.

    8.Diğer Faktörlere Bakın!
    Karar vereceğiniz eğer evlilik gibi bir durumsa ailenizin onayını alın ya da sizin dışınızda onay verenlerin olmasını sağlayın. Çünkü bazen öyle duygusal düşünürüz ve önümüzü göremeyiz ki buna ihtiyacımız olabilir.

    9.Kendinize Saygınızı Yok Saymayın !
    Kendinize yapacağınız saygısızlık düşük benliği beraberinde getirir. Buna izin vermeyin. Çünkü biz biliyoruz ki karar vermemiz gereken şey kendi hayatınız bu yüzden asla kendi değerlerinizden feragat etmeyin.

    10.Zamanla Değerlendirme Yapın!
    ”En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir”. Düşüncesine inanmayın. Eğer karar veremiyorsanız daha oturmayan ve netleşmeyen şeyler var dememktir. Yukarıdaki maddeleri uygulayarak karar verebildiğiniz ve veremediğinz noktadaki görüşleriniz için lütfen bir klinik psikologdan yardım alarak hayatınızın gidişatını sağlıklı olarak devam ettirin.

    Unutmayın hayat tercihtir ve tercihlerimiz hayattır.

  • Boşanma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Boşanma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Daha önceki yazımda boşanmanın çocuklar üzerine olumsuz olabilecek etkilerinden bahsetmiştim. Bu haftaki yazımda da boşanmanın çocuklar üzerinde oluşabilecek olumsuz etkilerini azaltmak için neler yapabiliriz bunlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle boşanma kararı,  travmatik bir sürece dönüştürülmeden ve ebeveynler hazır olduğu bir anda birlikte çocuğa yaşına uygun bir düzeyde açıklanmalıdır. Bu kararın anne-babanın birlikte alması ve anlaşarak ayrılması çocuğun üzerinde oluşabilecek olumsuz etkileri azaltmamızı sağlayacak faktörlerden biridir. Anne-babanın zaman zaman anlaşamadıkları ve bu nedenle ayrı yaşamaya karar verdikleri ancak kendisinin istediği zaman her ikisinde de kalıp her ikisini de ne zaman görmek isterse görebileceği, anne-baba olma durumunun değişmeyeceği belirtilmelidir. Bu durumun ona olan sevgilerinde bir azalma yaratmadığı mutlaka belirtilmelidir. Çünkü her çocuk baktığımızda bir sevginin meyvesi olmak ister ve anne-babanın birbirini sevmediğini düşünmek,” artık beni de sevmiyorlar” ya da “ben birbirini sevmeyen iki insanın çocuğuyum beni nasıl sevebilirler ki…” gibi farklı bir algılama yaratabilir. Bu durumda anne-baba olmanın böyle bir şey olmadığı, ömür boyu devam ettiği, ömür boyunca ondan vazgeçmeyecekleri ve her zaman hayatında olacakları belirtilmelidir. Anne-babanın birbirine olan sevgisinin bitmesi, ya da birbirlerine öfkeli olmalarından daha çok bir takım konularda anlaşamadıkları ön plana çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra ayrılma kararı ile ilgili ne anne ne de babanın bireysel karar vermediği, bu duruma birlikte karar verdikleri ortada bir suçlu olmadığını da belirtmek gerekir. Diğer türlü çocuk ayrılmayla ilgili annesini ya da babasını ya da kendisini suçlayabilir. Bu durum da öfkeli davranışlara neden olabilir. Tüm bunlar ayrılmayla ilgili olumsuz etkileri azaltabilecek başlangıçlardır. Bunların dışında çocuğun varolan hayat şartlarının ve hayat kalitesinin değişmemesi de olumsuz etkileri azaltabilecek diğer bir faktördür. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çocuğun annesinde ya da babasında kaldığı süreç içerisinde anne veya babasının özellikle de aile büyüklerinin çocuğa, annesi veya babası ile ilgili olumsuz şeyler anlatması, karşı tarafı ayrılıkla ilgili suçlaması, tekrar barışmayla ilgili çocuğa fikirler ve hatta sorumluluklar vermesi olacaktır. Çünkü bu durumda çocuk artık çocuk olma rolünden çıkıp, kendisinden beklenen önemli bir görevi, sorumluluğu yerine getirmenin yükü altında kalmış bir yetişkin pozisyonuna sokulmuş olacaktır ve durum psikolojik olarak çocuğun altından kalkabileceği bir durum değildir. Barışmak isteyen bir taraf varsa, çocuğu kullanarak karşı tarafla ilgili bilgi almaya çalışması ya da karşı tarafla görüşebilmek için çocuğa sorumluluklar vermesi gerçekten yapılabilecek en tehlikeli ve hatalı şeylerden biridir. Lütfen sevgili ebevenler sizleri özellikle bu durumdan kaçınmanız için uyarmak istiyorum. Karşı tarafa herhangi bir mesajınız varsa lütfen bunu çocuk kanalıyla değil bizzat kendiniz belirtin. Bunun dışında yine aile büyüklerinin ya da çevredekilerin sorduğu “Anneni mi seviyorsun yoksa babanı mı?” gibi tamamiyle itici, saçmasapan ve  çocuğu tercih yapmaya zorlayan sorular olabiliyor. Lütfen çocuğunuzu bu tür konuşmalardan uzak tutunuz ve bu tarz konuşan kişileri uyarınız. Tüm bunlara dikkat ettikten sonra çocuğun yeni hayat koşularıyla ilgili anne-baba arasında tutarlı kararlar alınması doğru olacaktır. Çocuğun ders yapma süresi, yatma saati gibi kuralların anne ve babada kaldığı dönemlerde tutarlılık göstermesi de çocuğun annesi de babasına da eşit mesafede olmasını sağlayacak ve aralarındaki güven ilişkisini koruyacaktır. Söz gelimi hafta içi sürekli annede kalıp sadece ders çalışan ve diğer gün okul olduğu için erken yatmak zorunda olan bir çocuk hafta sonu babasında kaldığında derslerden uzak, sürekli oyunla ve eğlenceyle zaman geçiriyor, yatma saatine de dikkat edilmiyorsa, çocuk annesinde kalmaktan çok babasını tercih edebilir ve bu durumu olumsuz anlamda kullanmaya başlayabilir. Bu şekildeki bir durum çocuğun anneyle de etkili zaman geçirmesini engelleyecektir. Yahut ayrılma durumuna zaten üzüldüğü düşünülen bir çocuğu daha fazla üzmemek için her istediğini yapmak da onun sınırlar konusunda zorlanmasını sağlayacaktır. Boşanmış anne-babalarının çocuklarının en fazla ihtiyaçları olan şey denge ve güven ilişkisidir. Bu nedenle çocuğun hayatıyla ilgili düzenlemelere anne-babanın konuşarak birlikte karar vermesi ve çocuğa açıklaması gerekir. Çocuk ile ilgili sorumlulukları da anne-baba eşit olarak anlaşarak paylaşmalıdır. Aksi takdirde bu ilişki sağlanamaz. Yine bunların dışında çocuğun hayatıyla ilgili bir karar alınacağı zaman, çocuğun hayatındaki doğum günü, mezuniyet gibi özel günlerde bir araya gelinmesi çocuğun anne-babasını hala iletişim halinde görmesi olumsuz etkileri azaltabilecek faktörlerden biridir. Boşanma süreci gerçekten özellikle çocuk açısından hassasiyet gösterilmesi gereken bir süreçtir ve bu konuyla ilgili anne-babanın bir uzmandan destek almaları da sürecin daha olumlu gelişmesine katkı sağlayacaktır.

  • Boşanıyoruz Peki Çocuğumuz?

    Boşanıyoruz Peki Çocuğumuz?

    Huzursuz birlikteliği sonlandırma kararı verdiniz. Sırf çocuk için ilişkiyi sürdürmek gibi bir hataya kapılmayıp; çocuğunuzun/çocuklarınızın sırtına bu sorumluluğu yüklemeyip; mümkün olduğunca yansıtmadan ilişkinizi sonlandırdınız.

    Peki şidmi çocuğunuza ne yapmalısınız? Zarar görmemesi için herşeyi yapmaya hazırız. Çevrede her zaman boşanmanın olumsuz yanlarına değinilir; oysa çocuğunuzun huzurlu olmayan, sürekli fiziksel ya da psikolojik şiddetin olduğu bir evde yetişmesi ona çok büyük bir zarar.

    Çocuğunuz ve kendiniz için bu kararları verirken, boşanmış ailelerin çocukları için olumlu özellikleri düşünmekte fayda var. Kafanız karışmış olabilir; boşanmış ve anne babası ile zaman geçiremyen bir çocuk ne ölçüde ailesiyle verimli zaman geçirebilir ki diye? Oysa siz ona huzurlu bir ortam sunma kararı verdiniz. Unutmayın anne-baba ne kadar mutsuzsa çocuk da o ölçüde mutsuz olur.

    Ancak boşanmış aile çocuklarının olumlu yönlerine ve çocuk için avantajlarına bakıldığında, doğru bir karar verdiğinizi görüyor olacaksınız. Çocuğunuza bunu bahsederken; mutsuz olduğunuz karı-koca ilişkinizin bitmesinin onun anne-babası olmaktan vazgeçtiğiniz anlamına gelmediğini açıklamakla başlamak gerekiyor.

    Aksine avantajlarına bakıldığında iki farklı odası olması; anne ve babayla birebirde daha dolu ve kaliteli zaman geçirecek olması; her şeyden önemlisi huzurlu bir ortamda yetişecek olmasıdır.

    Boşanmış aile çocukları diğer çocuklara göre çok daha çabuk bilinçlenir. Çünkü hayatta olumlu şeylerin olduğunu bildikleri kadar, olumsuz şeylerin de olabileceğinin farkındadırlar.

    Duygusal anlamda daha güçlü olurlar, çabuk olgunlaşıp ilişkilerdeki durumlara daha dikkatli yaklaşırlar.

    Insanları tanıma konusunda daha rahat ilerler ve doğru arkadaşlık kurmada; kimi yaşamlarına almayı isteyip, kimi istemediklerini seçmede daha başarılı olurlar.

    Ergenlikl döneminde bir çocuğunuz varsa ve depresyona girer diye endişeler yaşıyorsanız; ergenlik döneminde yaşanılan anne-baba boşanması nedeniyle yaşamı sorgulama yoğun olacağından; bu kişinin yaşama daha etraflıca bakmasını sağlayacaktır.

    Aynı zamanda boşanmış aile çocukları kendi ayakları üzerinde durmayı daha kolay öğrenmekte ya da öğrenmek durumunda kalmaktadır. Çünkü sürekli yardım eli beklemezler; yaşamda tutunmaları gerektiğinin farıkındadırlar.

    Sevdikleri insanlara kıymet verir ve destek olurken; evlenecekleri kişiyi seçmede çok dikkatli davranırlar. İleriye dönük bakmaları gelişmiştir. Bu sayede daha sağlam ilişkiler kurabilirler.

    Iş yaşamında daha hırslı olurlar; kimseye yaslanıp ilerlemek istemezler. Aksine kendi ayakları üzerinde durmak isterler.

    Çocuk sahibi olmaya karar vermeden önce de ayrıntılı bir düşünme sürecinden geçerler; “ona güzel bir hayat sunabilir mi; evliliği nasıl gidiyor gibi” tartmadan çocuk yapma kararı vermezler.

    Bu gibi etkenler açısından bakıldığında; huzursuz bir evde mutsuz çocuk yetiştirmek sizce ne kadar doğru?