Karaciğer Büyümesi (Hepatomegali); Yeni doğan döneminden yaşlılık dönemine kadar her yaşta görülebilen bir bulgudur. Doğrudan karaciğere ait nedenlerle ya da pek çok sistemik hastalıkla birlikte ortaya çıkabilir.
Karaciğer Büyümesi Nedenleri: 1. Karaciğerdeki hücrelerin çoğalma ya da büyümeleri: a. Depolanmalar:
Yağ depolanması (karaciğeryağlanması): beslenme bozukluğu, obezite, damar yoluyla beslenme, diyabet, metabolik karaciğer hastalıkları, kistik fibrozis, Reye sendromu gibi.
Lipid depolanması (Lipid depo hastalıkları): Gaucher Hastalığı, Nieman Pick Hastalığı, Wolman Hastalığı gibi.
Glikojen depolanması: Glikojen depo hastalıkları
Diğer: Wilson Hastalığı (bakır depolanması), hemokromatozis (demir depolonması), amiloidoz (amiloid depolanması), alfa 1 antitripsin eksikliği, siroz
b. Enfeksiyonlar:
Viral hepatitler (Bulaşıcı sarılıklar); hepatit A, hepatit B, hepatit C
c. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi bozuklukları): otoimmün hepatit, sklerozan kolanjit, lupus, sarkoidoz gibi. d. Tümörler: iyi huylu tümörler, kistler, kötü huylu tümörler, metastazlar 2. Damarsal alanın genişlemesi: a. Karaciğer içi: Veno oklusiv hastalık (damar tıkanıklığı) b. Karaciğer dışı: Kalp yetmezliği, perikard (kalp zarı) tamponadı, konstriktif perikardit (kalp zarı iltihabı), Budd Chiari Sendromu 3. Safra yollarında genişleme: Doğuştan hepatik fibrozis, Karoli Hastalığı. Büyümeye neden olan hastalık karaciğer dışı bir durumsa, onun tedavi edilmesiyle karaciğer normal boyutuna gerileyebilir. Doğrudan karaciğere ait hastalıklarda da, tanı konulduktan sonra uygulanacak tedavilerle gerileme sağlanabilir. Karaciğer boyutlarının izlenmesi, hastalığın seyri ve tedaviye verdiği yanıtı değerlendirmek açısından da önemlidir. Büyümüş karaciğerde ağrı da varsa bulaşıcı viral hepatitler, hızlı gelişen kalp yetmezliği ve karaciğerapsesiöncelikle düşünülmelidir.
Teşhis: Karın bölgesinin elle muayenesiyle, karın röntgenlerinde, ultrasonografî de ya da karın tomografisinde saptanabilir. Karaciğer büyümesi olan bir hasta değerlendirilirken, detaylı öykü ve fizik muayeneden sonra, tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, karın ultrasonografisi (USG), karın bilgisayarlı tomografisi (BT) gibi radyolojik tetkikler ve karaciğerden yapılacak iğnebiyopsisi gerekebilir. Hastada, tüm bu yöntemler ve gereğinde daha detaylı incelemelerle karaciğer büyümesinin nedeni mutlaka belirlenmelidir.
KARACİĞER TÜMÖRLERİ: Çocuklarda karaciğer tümörleri nadirdir. Karaciğerin primer tümörleri çocuklarda görülen habis urların yaklaşık %1 ini oluşturur. Çocuklardaki hepatik (karaciğer) tümörlerinin %50-60 ı habis karakterlidir ve geriye kalanların çoğu ise hepatosellüler karşinomlardır. Nadir görülen hepatik maliğn tümörler arasında anjiosarkom, germ hücre tümörleri ,rabdomyosarkom ve indiferansiye sarkomlar bulunur.Nöroblastom ve lenfoma gibi daha sık görülen çocukluk çağı maliğn tümörleri karaciğere metastaz yapabilirler. Çocuklarda karaciğer tümörlerinin üçte ikisi beniğn karakterli olup genellikle hayatın ilk 6 ayında ortaya çıkarlar.İyi huylu tümörler;damarsal anomaliler ,adenom,fokal nödüler hiperplazi,mezenkimal hamartom veya kistler olabilir.
İYİ HUYLU KARACİĞER TÜMÖRLERİ:
Hemanjiom ve damarsal anomaliler: Hemanjiomlar endotel kaplı damarsal boşluklardır.Venöz ve kavernöz hemanjiomlarda damarsal boşluklar daha geniştir.Hemanjioendotelyomlar hebaset potansiyeli taşıyan,çoğalma özelliği bulunan hücresel tümörlerdir.Arteriovenöz malformasyonlar ise arter ve venler arasında ilişkiler içeren nadir anomalilerdir. Karaciğerin damarsal tümörleri şantlar nedeni ile konjestive kalp yetmezliğine neden olabilirler.
Çocuklarda damarsal orjinli tümörlerin en sık bulgusu karında hissedilen kitledir.
Tanıda;Ultrasonografi,Bilgisayarlı Tomografi(BT) ve MR(Manyetik görüntüleme) gerekebilir.
Karaciğerdeki hemanjiomların çoğu ilk yaşı takiben küçülür.
İyi huylu damarsal karaciğer tümörlerinin çoğunluğu cerrahi tedavi gerektirmezler ve prognozları iyidir.
Fokal nodüler hiperplazi ve Hepatosellüler Adenom: Bunlar karaciğer tümörlerinin %2 sini oluştururlar.Olguların çoğu 5 yaş altında olup kızlarda daha sıktır.
Tanıda ele gelen kitle çoğunlukla ilk bulgudur.Ultrasonografi,BT ve MR tanıda yardımcı olur.Fibroz nodüler hiperplazi fibröz septalar içerir ve görüntüleme yöntemleri ile adenomlardan ayırt edilebilir.Karaciğerdeki adenomatöz lezyonlar ,hepatosellüler adenoma ve hepatosellüler kasinoma dönüşebilme riski içerdiklerinden mutlaka çıkarılmalıdır.Fibröz nodüler hiperplazi olgularının asemptomatik olanlar ve çıkarılmayacak kadar büyük olanları izlenmelidir.
Mezenkimal Hamartom: Genellikle bir yaş altındaki çocuklarda görülen soliter lezyonlardır.Çocukluk çağı karaciğer kitlelerinin %6 sını oluştururlar. Olguların çoğunda ağrısız ele gelen kitle ilk bulgudur.Tanıda ultrasonografi ,BT,MR yardımcı olur .Kesin tanı için açık biopsi gerekebilir. Tedavi de rezeksiyon tercih edilmelidir.Kitlenin tümünün çıkartılamadığı olgular takip altında tutulmalıdır.
Soliter Karaciğer Kistleri: Soliter karaciğer kistleri çok nadirdir.Başka bir nedenle yapılan tetkiklerde görülebilir.Semptom vermeyen 5 cm den küçük çaplı kistlerde tedavi gerekmez. Ağrı, perforasyon yada torsiyon nedeni ile nadiren cerrahi tedavi gerekir.
Kist Hidastik: Kedi –Köpek gibi hayvanların bulaştırdığı paraziter bir hastalıktır.Çoğunlukla karaciğer sağ lobunu tutar .Erken dönemde kitlenin çoğunluğu asemptomatiktir, ve albendazol tedavisi ile kaybolabilirler. Büyük kistler;karında kitle ,ağrı ve kusma nedeni olabilir. deriye,drenaj ve sklerozan madde enjeksiyonu çoğu olguda başarılıdır.Ancak bazı durumlarda cerrahi girişimde gerekebilir.
HABİS KARACİĞER TÜMÖRLERİ
Çocuklardaki karaciğer tümörlerinin %50-60 ı ,habis karakterlidir. Habis karakterli bu tümörlerin %65 inden fazlası Hepatoblastomlar geriye kalanların çoğu ise Hepatasellüler karsinomlardır.
Hepatablastom: Ağırlıklı olarak 3 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Hepatoblastomlar;Beckwith-Wiedman sendromu,hemihipertrofi,renal agenezi yada adrenal agenezi ile birlikte ve familiyal adenamatöz polizozisli olguların çoocuklarında görülür.Düşük doğum ağırlığı, artmış hepatoblastom insidansıyla ilişkilidir,risk doğum ağırlığı arttıkça azalmaktadır. Hepatoblastomlar genellikle büyük asemptomatik karında kitle ile kendini gösterir.
Sol loba oranla üç kat daha fazla sağ lopta ortaya çıkar ve genellikle ünifokaldir. Hastalık ilerledikçe kilo kaybı ,anoreksi,kusma ve karın ağrısı ortaya çıkabilir.Tümörün yayılımı en sık olarak bölgesel lenf bezleri ve akciğerlerdir.
Değerli bir serum tümör belirteci olan α- fetoprotein(AFP) tanıda ve hepatik tümörlerin izlenmesinde kullanılabilir.
Tanıda ultrasonografi ,BT ve MR önemli, yöntemlerdir.
Tedavi; Genelde çocukların hepatik maliğn tümörlerinde tümörün tamamı ile çıkartılması esasına dayanır. Karaciğerin %85 i bu nedenle çıkartılabilir. Kalan %15 3-4 ay içerisinde dejenere olarak kendini tamir eder. Tümörün redikal olarak çıkartılmasına takiben uygulanacak kemoterapi tümörün kür şansını artırır. Metastozların varlığı yaşam oranını kötü yönde etkilemekle birlikte ,primer tümörün tamamen çıkartılabilmesi durumunda tam regresyon sağlanabildiğide gösterilmiştir.
Hepatosellüler Karsinom:Bu tip karaciğer tümörü daha çok adolesanlarda görülür. ve Hepatit B ve C enfeksiyonları ile ilişkilidir. Hepatit B nin yaygın olduğu bölgelerde ve Doğu Asya da sıktır.
Hepatosallüler karsinom, genellikle altta yatan bir siroz olmaksızın,büyük pleomorfik hücrelerden oluşan multisentrik invaziv bir tümör olarak karşımıza çıkar.
Hepatatosellüler karsinoma genellikle hepatik kitle ,abdominal distansiyon ,anoreksi kilo kaybı ve karın ağrısı şikayetleri ile kendini gösterir.Hepatosellüler karsinomlu çocukların yaklaşık %60 ‘ ında AFP seviyesi yüksektir.Bilirubin genellikle normaldir fakat karaciğer enzimleri bozulmuş olabilir
Karnın düz grafisi ve ultrasonografisi karaciğerde kitlenin varlığını ortaya koyar.BT ve MR tümörün rezeksiyon için uygun olup olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Metastazların değerlendirilmesi göğüs BT ve kemik sintigrafisi ile yapılır.
Hepatosellüler kanser multisentrik orjinli olduğu için ,tümörün tamamen çıkartılması vakaların ancak %30-40 kadarında mümkün olabilmektedir.Komplete cerrahi rezeksiyonlarda bile çocukların sadece %30 u uzun dönem yaşayabilir.Kemoterepotik ajanlarla uzun dönem iyi sonuçlar elde etmek zordur. Karaciğer transplantasyonu şimdilik yegane ümit olarak gözükmektedir.
HEMANJİOMLAR: İyi huylu damarsaltümörlerdir. Bebeklik dönemindeki çocukların yaklaşık %10’unda görülür. Kızlarda erkek bebeklere kıyasla üç kat daha sıktır. Hemanjiomlar doğumda bulunabildikleri gibi doğumdan kısa süre sonrada ortaya çıkabilirler. Genellikle yaşamın ilk yılında hızla büyürler, sonraki beş yılda büyüme yavaşlar ve 10-15 yaşlarında eski haline dönerler. Prematür bebeklerde görülme oranı ikiye katlanır.
Bu damarsal anormalliklerin yarısından fazlası kafa ve boyun bölgesindedir. Çoğu soliter lezyonlardan oluşur. Bir lezyondan fazla olan çocuklarda organ hemanjiomlarının bulunma riskini artırır. Organ tutulumlarının çoğunluğu karaciğerdedir. Beyin, bağırsak ve akciğer tutulumlarıda görülebilir.Çoğu hemanjiomlar tedaviyi gerektirmezler. Ancak %10’u kadar sorun yaratırken %1’i yerleşim yerlerinden dolayı yaşamı tehdit eder. Hava yoluna yakın olanlar solunumu bozabilirler, göz çevresindekiler görme kaybına neden olabilirler. Hemanjiomlar üzerinde ülserasyonlar ve sekonder enfeksiyonlar hemanjiomların gerilemesine neden olabilir. Karaciğeri tutan büyük hemanjiomlar veya hemanjioendotelyomalar, karaciğer büyümesine, anemiye, trombositopeni (trombosit azalması) ve kalp yetersizliğine yol açabilirler. Karaciğerdeki yaygın hemanjiomlar, Kasbach-Merritt sendromuna yol açabilirler. Bu sendromda trombositopeni (trombosit azalması), hemolitik anemi, hemanjiom içinde kırmızı kan hücrelerinin tutulumu, kanın hemanjiom içinde pıhtılaşma mekanizmasının aktivasyonu sonucu pıhtılaşma mekanizmasının bozulması (koagülopati) ile sonuçlanır. Deride birden fazla lezyonun olduğu durumlarda, MR ile karaciğer taraması ve göz muayenesi mutlaka yapılmalıdır.
Tedavi : Çoğunluğunda spesifik bir tedaviye ihtiyaç yoktur. Ancak yaşamı ve görme fonksiyonunun tehdit eden hemanjiomlar için tedavi şarttır. Başlangıç tedavisi prednizondur. Oral olarak (1-3 mg/kg / 24 saat) uygulanır. Nadiren daha yüksek dozlara gereksinim olur. Hemanjiomların %30’u bu tedaviye iyi cevap verir ve bir hafta içerisinde gerileme görülür. %40’ın da ise hemanjiom büyümesi durur ve minimal cevap verir, %30’u ise bu tedaviye cevap vermez. Kortizona cevap vermeyenlerde interferon –x (1-3 MU/m2 / 24 saat) kullanılabilir.%70’lere varan oranda bu tedaviye cevap alınabilir. Ancak %10 – 20 olgudainterferon-x’nın nörolojik yan etki riski için tedbir gerekebilir. Bazı olgularda lazer tedavisi uygulanabilir.
Kasabach-Merritt sendromlu hastaların tedavisi kortizona ilaveten, interferon-x ile desteklenebilir. Heparin tedavisi bu hastalarda kontraendikedir zira kanamayı hızlandırır. Trombosit transfüzyonundan da kaçınılmalıdır. Aminokaproik asit veya traneksamik asit kullanımı faydalı olabilir. Tedaviye cevap alınamayan olgularda radyasyon, embolizasyon (sklerozan ajanlarla) veya cerrahi rezeksiyona ihtiyaç duyulabilir.
LENFANJİOM VE KİSTİK HİGROMA : Bunlar çocuklarda
görülen ve hemanjiomlardan sonra en sık görülen lenfatik damar kökenli yapılardır. Embriyonik lenf kesesinden köken alırlar. Hemen, hemen yarısı baş ve boyun bölgesinde bulunur.Yaklaşık %50’si doğumda vardır. Diğer yarısı 2 yaş civarında ortaya çıkar.
Lenfatik malformasyonlar benign yapıdadırlar ancak boyun bölgesinde hayati yapıdaki damarlar arasında bulundukları durumlarda tamamen çıkartılamayacakları için maliğn ifadesi kullanılır, bu ifade bulundukları lokalizasyon nedeni iledir. Deriye yakın olgularda translüminasyon ile kendini belli eden, ağrısız, yumuşak kitlelerdir. Göğüs arka duvarında (mediastanda), olanlar solunum sıkıntısı yapabilirler. Enfeksiyon veya iç kanama ile lezyonda süratle büyüme görülebilir.
Lokalize lezyonlarda cerrahi olarak çıkartılırlar. Ancak bu infiltratif lezyonlarda her zaman mümkün olmaz. Tamamen rezeke edilemeyen olgularda nüks kaçınılmazdır. Birden fazla cerrahi girişim gerekebilir. Solunum sıkıntısı yaptıklarında kistin espirasyoner geçici rahatlık sağlayabilir. Tedavide sklerozan ajanların enfeksiyonu ve lazer tedavisi kullanılabilir. Inder feronla sistemik tedavi de rapor edilmiştir.
Sizlere Bu yazımda Vücudumuzun Biyokimya laboratuarı olan Karaciğer denilen harika organı anlatmaya çalışacağım .
Karaciğerimiz hayran olunacak bir kimyasal maddeler fabrikasıdır. Pek çoğumuz onun değerini bilmeyiz ve onu yormak için elimizden geleni yaparız. Fakat Karaciğer o denli dayanıklı ve kendisini korumasını bilen bir organdır ki , ancak dörtte üçü tamamen yok olduktan sonra Hayatımız tehlikeye girer.Üstelik en ağır şekilde hasar gördüğünde bile , olağanüstü bir kendini yenileme ( rejenerasyon ) gücü vardır. Vücudumuzun yalnızca en önemli biyokimya organı değil , aynı zamanda en büyük organıdır. Ağırlığı erişkin insanlarda yaklaşık 1400 gramdır. Diafragma’nın hemen altında ve Karın boşluğunun ( Cavum abdominis ) sağ çeyreğinde yer alır. Karaciğer atardamarı (arteria hepatica ) , karaciğerin sağ ve sol lobunu temiz kanla besler. Oksijensiz kan ise sindirilmiş besinlerle dolu olarak karaciğerin toplardamarına (vena portae ) gider. Bu iki ana damar , tekrar tekrar bölünerek milyonlarca kılcal damara ( kapiller damarlar ) ayrılır. Bu kılcal damarlar da karaciğerin özel konularda uzmanlaşmış milyonlarca hücresi arasında dolaşırlar. Belirli görevler yapmak üzere bir araya toplanmış hücre kümelerine lobül adı verilir.
Sindirim işlemi sırasında elde edilen tüm besinler ile oksijen , karaciğerin her hücresine taşınarak , onların biyokimyasal işlevleri için gereken hammadde sağlanmış olur. Safra ( Öd ) üretimi , karaciğer hücrelerinin sayısız görevlerinden birisidir. Hücreler içinde üretilen safra , hücre kolonları arasında dolaşan safra kanalına ( ductus choladicus ) boşaltılır sonra ana kanala aktarılan safra ya doğrudan doğruya oniki parmak barsağına (duodenum ) yada depolanmak üzere safra kesesine ( vesica fellae ) gönderilir. Safranın bazı bileşikleri benzerlik gösterir, bundan da karaciğer hücrelerinin plazmayı süzdüğü , belirli büyüklükteki molekül ve iyonların geçmesine izin vererek daha büyük proteinleri tuttuğu anlaşılmaktadır. Diğer safra bileşikleri , karaciğer hücreleri tarafından salgılanmaktadır. Bunlar arasında yağ moleküllerini daha küçük parçacıklara ayıran safra tuzları ile biluribin renkli maddesi ( pigmenti) de vardır.
Alyuvarların normal ömrü 120 gün kadardır. Bunlar hayatlarını noktaladıklarında , karaciğerin belirli hücreleri , ölü alyuvarları parcalayarak , altın sarısı rengindeki Biluribin maddesini ( pigmentini ) açığa çıkartırlar eğer herhangi bir nedenle karaciğer kandan biluribin’i ayıramazsa , ya da safra kanallarında bir tıkanma – engelleme olursa ( yani safraya biluribin akarılamaz ise ) bu altın sarısı rengindeki pigmentin kandaki miktarı çoğalır ve bu fazla biluribin vücudun öteki dokularında ; öreneğin deride ve gözlerde toplanır ve onlara karakteristik sarı rengini vererek SARILIK :İCTERUS dediğimiz semptomun ortaya çıkmasına neden olur.
Safra tuzları , sindirim işlevi sırasındaki görevlerini yaptıktan sonra ortadan kaybolmazlar.Barsaklar tarafından emilerek karaciğer toplardamarı (vena portae) aracılığı ile yeniden salgılanmak üzere karaciğere getirilirler.Bu dolaşım bize sindirim sistemimizin yetkinliğini kanıtlar.Vücudumuzdaki Denge o kadar hassas kurulmuştur ki çok küçük miktardaki safra tuzları ( 3-4 gram ) bile tekrar ait olduğu yere geri dönebilmektedir. Karaciğerimiz , ölü alyuvarların parçalanması konusunda taşıdığı sorumluluğun yanı sıra kan plazmasına belirli proteinlerle birlikte , kanın damarlarda pıhtılaşmasını engelleyen heparin adlı kimyasal maddeyi de sağlamakla yükümlüdür. Heparin adını Karaciğerden ( Hepar ) alır. Heparin kanın pıhtılaşmasını engeller . Bu yüzden Tıpta pıhtı çözülmesinde ( tromboz ve emboli ) tedavisinde kullanılmaktadır.Ayrıca kan alma – verme işlemlerinde vericiden alınan kan heparinli kan toplama torbasında saklanmaktadır.Bu yüzden Heparin’in Tıbbi önemi çok büyüktür.
Karaciğer aynı zamanda fibrinojen denilen maddeyide üretir. Fibrinojen bir Plazma Proteinidir ve Pıhtılaştırma olayında çok büyük bir önem taşımaktadır.
Sindirim sırasında kazanılan tüm besleyici maddeler , karaciğerin biyokimyasal fabrikasından geçerler, karbonhidratlar buraya geldiklerinde basit şekerler halindedirler ancak karaciğerde derhal vücudun en büyük doğrudan enerji kaynağı olan Glükoz’a dönüştürülürler Hücrelerin ani enerjiye ihtiyaçları varsa , karaciğer glükoz’un bir kısmını kana aktararak gereksinimi olan hücrelere gönderir.
Karaciğerin , glükoz depolama özelliği olmadığından geriye kalan glükoz miktarını daha büyük bir karbonhidrat molekülü olan Glükojen’e çevirir.Çünkü glükojen , karaciğer ve bazı iskelet kasları tarafından depo edilebilir.Eğer bütün glükojen depoları doluysa , karaciğer kalan glükoz’u yağa çevirerek , vücudun gerekli bölgelerine gönderir.İleride vücudun daha fazla enerji gereksinimi olursa ; bu yağlar ve glükojen derhal glükoza dönüşerek enerji de kullanılır. Hatta gereksinimin çok fazla olması durumunda karaciğer yeterli enerjiyi sağlayabilmek için proteinleri bile glükoz’a çevirmektedir ancak bu çok ender ve küçük ölçülerde görülen bir olaydır. Bu işlem sırasında ortaya çıkan zehirli atıklar , karaciğer tarafından hızla Üre’ye dönüştürülür:normal miktardaki Üre zararsızdır .İdrar ve ter yolu ile vücuttan dışarı atılır.
Karbonhidratlar ,proteinler ve yağlar üzerinde yapılan bu dönüştürme işlemleri bize biyolojik kimyasalların değişebilirlik özelliklerini kanıtlamaktadır ancak bu değişimlerin gerçekleşebilmesi için belirli kimyasal değişimler için belirli kimyasal maddeler vardır ve karaciğer bu değişimler için en uygun kimyasal maddeleri üretmekte usta bir organımızdır.
Karaciğerdeki depoların büyük bir bölümü glükojen’le doludur.Depolanan öteki maddelerin başında A, D ve B 12 vitaminleri ile demir gelir.Karaciğer’in depaoladığı A Vitamininin ilginç bir örneği kutup ayılarında görülür:Bol miktarda balık yiyen kutup ayılarında A vitaminide çok fazladır. Eğer kutup ayısının karaciğeri , sağlıklı bir insan tarafından yenirse A vitamini fazlalığı zehirlenmeye hatta ölüme bile yol açabilmektedir ( Bu Olay İlginçtir ve Eskimolarda görülmüştür.)
Karaciğer , vücut tarafından parçalanamayan bazı zehirler de salgılar.Örneğin ilaçlanmış sebze ve meyve yiyen insanların karaciğerlerinde şaşırtıcı miktalarda bu etken maddeler saptanmıştır. Striknin ( karga büken otu zehiri ) , çok kuvvetli ve öldürücü bir zehirdir.Nikotin ( sigarada , tütünde bulunan zehir ) , bazı Barbütüratlar ( Uyku İlçaları ,bazı sakinleştiriciler ve Anestezik İlaçlarda bulunan bir etken madde ) ve kuşkusuz Alkol , karaciğeri tahrip eder. Gerçi karaciğerin alkol gibi zehirlerle mücadele gücü olağanüstü fazladıre fakat sürekli ve çok miktarlarda alınan alkol , bölünmekte olan karaciğer hücrelerine zarar verir:böylece hücre yenilenmesi engellenmiş olur eğer bu durum çok aşırı miktarlarda ve çok uzun süreler devam ederse , normal karaciğer hücrelerinin yerini lifsi bağ dokuları alır ve SİROZ adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar. Zamanında önlem alınmazsa karaciğerin işlevleri duracak , bunu sarılık izleyecek ve ardından koma ve nihayet ölüm gerçekleşecektir.
Böyle durumlarla karşılaşmamak için , karaciğerimizin ve vücudumuzun değerini iyi bilelim .Alkolden uzak duralım .Karaciğerinizden en ufak bir rahatsızlığınız olursa hemen Hekiminize başvurunuz .
Sağlıklı günler dileği ile …
Uzman Dr.Ali AYYILDIZ Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.
Hergün yüzlerce toksine maruz kaldığımız bir dünyada yaşıyoruz. Günümüzde ulaşılan teknoloji, makineleşme hayatı rahatlattığı kadar endüstriyel beslenmenin inanılmaz artması, insanların köylerden şehirlere göçü, hava kirliliği , kimyasal temizlik ürünleri, besinler üzerinde kullanılan kimyasal böcek öldürücü ilaçlar bir o kadar sağlığımızı tehdit eder duruma geldi. Toksinler her insanda aynı etkiyi göstermemekte . Biyokimyasal ve genetik değişiklikler toksinlere karşı olan direnci değiştirebilmektedir.Ek olarak çocuklar toksinlere dayanıklılığı az olan hassas canlılardır çocukluk çağında bu tarz belirtilere dikkat etmek gerekmektedir.Hamileler ve anne sütü içen bebekler toksinlere karşı en açık riskli gruptur. Bu yazımızda vücudumuzdan toksinleri atmak için bedeninize destek olacak yiyecekler ve yöntemlerden bahsetmek istiyorum.
Detoks vücudumuzu gereksiz atıklardan arınması durumudur, vücudumuz toksinler tarafından yoğun maruziyete uğrarsa maalesef hasta oluruz. Vücudumuzda toksifikasyon işlemini karaciğer üstlenir, birçok farklı enzimin görev aldığı reaksiyonlarla zararlı kimyasal , hormon , toxinleri karaciğer suda eriyen metabolitlere cevirir. Çevrilen metabolitler bağırsaklar böbrekler ve deri aracılığı ile atılır. Sağlıklı toksin atımı için Gıda Sensitiviteleri ve Leaky Gut makalemizde bahsettiğimiz sağlıklı bağırsağa sahip olmalıyız. Ek olarak bol miktarda temiz ve Ph ‘ı uygun sular kullanmalıyız.Terleme de bir diğer detoks yöntemidir. İnfrared Sauna’da yapılan terleme de bir detoks işlemidir.Yapacağımız işle çok basit…
Maruziyeti minimuma indirip detoksu maksimuma çekmeliyiz. Organik beslenmeye dikkat etmeli elimizden geldiğince GDO’suz Endüstriyel olmayan ve pestisit kullanılmamış ürünleri seçmeliyiz. Basit olarak haftada 8-10 öğün organik , nişasta içermeyen ve bol sebzeli ögünler seçmeliyiz. Bu öğünlerde olması gereken besinleri sırayla belirtmek gerekirse;
1-) Brokoli ve Turpgil Besinler: Turpgil familyası içinde bulunan roka , brokoli , brüksel lahanası , karnıbahar , lahana , kara lahana ve pazı gibi sebzeler glucosinate denilen bir maddeden zengindir. Bu madde dolaylı yollardan fitokimyasallar salgılayarak östrojen gibi birçok kimyasalı dengeler. Ayrıca bu besinler özellikle hormon duyarlı kanserleri (meme ca gibi) önlemede önemli rol oynar. Ayrıca yeşil turpgiller klorofil içerir. Klorofil detoks kapasitesi arttıran özelliğe sahiptir.
2-)Sarımsak ve Allium ailesi: Bu bitki ailesinde bulunan soğan , yeşil soğan , pırasa , beyaz turp , sarımsak gibi besinler sulfur içerirler. Kokularındaki keskinlik bu nedenledir. Ancak asıl önemli olan sağlığa faydalarıdır.Önemli anti-inflamatuar etkileri vardır. Bu anti-inflamatuar etkinin yanında kalp hastalıklarını önlemede , mide ve kolon kanserinden korunmada çok faydalıdır. Karaciğerde birçok reaksiyona girip karsinogenleri detokse ederler.Ayrıca önemli bir antioksidan olan glutathione salgılarlar.
3-Maydanoz ve Diğer Yeşil Yapraklılar: Bu ailede bulunan pazı , maydanoz, kişniş , hindiba gibi bitkilerin klorofil içerdiklerinden bahsetmiştik. Bu bitkiler ayrıca özellikle sigara içicilerinde hızlıca artan polycylic aromatik hidrokarbon dediğimiz kanserojen maddeleri detoksifiye eder. Ayrıca etle birlikte yenildiğinde etlerde bulunan ve vücuda zararlı bir toksin olan heterosiklik aminlerin emilimini bozar. Bu nedenle etin yanında bolca yeşil önerilmektedir.
4-) Zerdeçal: Zerdeçal muhteşem bir anti-inflamatuardır. Her türlü öğünde kullanılmasını ve beslenmeye katılmasını klinisyenler olarak önermekteyiz. Özellikle otoimmün hastalığı olanlara kesin olarak önerilmektedir. Zerdeçalin ana maddesi Curcumin dediğimiz bir metabolittir. Metabolit karaciğer reaksiyonlarını düzenler ve kansere karşı koruma buna ek olarak Alzheimer riskinde azalmaya neden olur.
5-) Kırmızı Orman Meyveleri : Bögürtlen , yaban mersini , ahududu , framboaz gibi meyveler bilinen en güçlü antioksidanlardır. İçerdikleri Ellagic Asit sayesinde cancer hücrelerinin gelişimini engellerler ve nötralize ederler.
6-)Limon: Limon yüksek oranda C vitamin içeriği olan ayrıca detokslarda en fazla bilinen ve kullanılan üründür. Karaciğer üzerinden etki mekanizmasi olan limon toksinleri suda erir şekle çevirip atılmasını kolalaştırır. Her sabah önerimiz birkaç damla limon damlatılmış suyla güne başlamaktır.
7-)Yeşil Çay: İçinde bulunan EPCG maddesi çok güçlü bir antioksidandır.
😎 Pancar: İçerisinde bulunan betalain adı verilen madde sayesinde metilasyonu kolaylastırır. Karaciğerde Faz 2 denilen detoks mekanizmasını aktifleştirir.Ayrıca anti- inflamatuar olan betalain sayesinde kronik hastalıklardan korunmada gercekleşmiş olur. Ayrıca sindirimi kolaylaştırır.
9-) Keten Tohumu : Keten Tohumu osteoporoz , hormon ilgili kanserler ve kalp hastalıkları riskini azaltır.
10-) Enginar: Enginar içeriğinde bulunan sinarin maddesi sayesinde ödem söktürücü etki gösterir. Buna ek olarak karaciger ve safra kesesi üzerine olumlu etkileri bulunur.