Etiket: Karaciğer

  • Sellülit detoxu

    Sellülit detoxu

    Artık hepimiz biliyoruz ki, sellülit sadece estetik bir mesele değildir. Bir çeşit hastalık, bir dolaşım bozukluğu veya cilt altı yağ dokusunun yeteri kadar beslenememesi durumudur. Sellülit tablosuna daha yakından bir göz atacak olursak;

    § Kan dolaşımı bozuktur

    § Östrojen dengesizliği vardır

    § Yağlanmaya ve vücutta su tutulmasına neden olan diğer hormonal sorunlardan kuşkulanırız,

    § Vücutta toksin birikimi artmıştır

    § Karaciğer yorgundur muhtemelen yağlanma başlamıştır

    Ayrıca kalıtım, yanlış beslenme alışkanlıkları, durmadan kilo alıp verilmesi, hareketsizlik, sigara ve beden duruş bozuklukları, kabızlık gibi faktörler de sellülitleri beslerler.

    Masajdan LPG’ye ve gayet başarılı sonuçlar aldığımız Radyo Frekansına varıncaya değin, tüm “kozmetik sellülit tedavileri” nin amacı aynıdır; Vücutta sıvı toplanmasını kontrol etmek, kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak, bölgesel yağ hücrelerini rahatlatmak, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını sağlamak. Ama ne yazık ki bu tedavilerin hiç birisi sellülitlerden tamamen kurtulacağımız anlamına gelmez…

    KARACİĞER YAĞLANMASINA DİKKAT
    Hormonal sorunları başka bir yazıda ele alacağım. Bugün genellikle göz ardı edilen Karaciğerin önemi üzerinde durmak istiyorum. Çünkü karaciğer vücudumuzdaki yağ metabolizmasını düzenleyen ve yağ fazlasının atılmasını sağlayan temel organdır. Vücudumuz büyük ölçüde onun sayesinde toksinleri atar ve kendini arındırır.

    Vücudumuza aldığımız her şey bir bakıma karaciğerde özümsenir, arıtılır ve toksinlerden ayrıştırılır. Alkol, evde, sokakta yada işyerinde etkilendiğimiz kimyasal maddeler, aldığımız ilaçlar, sağlıksız beslenme (Özellikle işlem görmüş hazır yiyecekler) sonucunda vücutta biriken tüm zararlı maddeler karaciğeri yorarlar. Birçoğu karaciğerde fazla yağ birikmesine neden olurlar. Böylece hayati önem taşıyan bu organımızın verimli çalışması mümkün olmaz.

    Karaciğer yağlarla baş edemeyince onların bel çevresinde, yada deri altında birikmesini önleyemez. Karaciğer yağlanmasının en genel belirtileri, kilo vermede zorluk, bel bölgesinde yağlanma, sellülitlerin artması ve kolesterol seviyesinin yükselmesidir.

    SAĞLIK VE FORM İÇİN ÖNCE KARACİĞERİ GÜÇLENDİRİN:

    Karaciğerimizin kendini onarmasına ve tüm yeteneklerini yeniden kazanması için size sadece 2 hafta süreyle yapacağınız gayet basit bir detox diyeti öneriyorum. Bu dönemin sonunda kendinizi gayet iyi hissedeceksiniz. Kilo vermeniz ve sellülitlerle başetmeniz de kolaylaşacaktır. Doktorunuz uygun bulursa bu diyetin etkinliğini bazı beslenme destekleri ile arttırabilirsiniz.

    Karaciğer dostu bazı gıdalar:

    § Enginar

    § Sarımsak ve soğan

    § Brokoli, Brüksel lahanası, lahana

    § Taze limon suyu

    § Pancar

    § Tüm meyveler; özellikle elma, çilek, havuç

    § Esmer pirinç

    § Ispanak

    § Domates

    § Kavun

    § Avokado

    § Zerdeçal-Hint safranı

    § Omega-3 yağ asitleri

    § Milk Thistle (Devedikeni), kedi pençesi sarmaşığı ((Uncaria Tomentosa), hindiba ve enginar özü, arı poleni, NAC, Lesitin gibi beslenme destekleri

    Kedi Pençesi sarmaşığını belki ilk defa duyuyorsunuzdur. Ama 1995 yılında, Farmakoloji dünyasında, “Yılın Bitkisi” seçilmişti. Güney Amerika’da ve Peru Amazonu’nda yabani olarak yetişen ve korumaya alınan , üzerinde en fazla bilimsel araştırma yapılan tıbbi bitkilerden birisidir.

    Yerli kabileler bu bitkiyi eklem ve sindirim sistemi hastalıkları, enfeksiyonlar, yaralanmalar ve kanserli vakalarda kullanmışlardır. Sarmaşığın yetişmekte olduğu bölgede kanser vakalarının ve genetik kusur sayısının sıfıra yakın olduğu tespit edilmiştir. 1970’li yıllarda dikkati çekmiş ve incelemeye alınmıştır.

    DİĞER TAVSİYELER:

    § Bu detox süresi içinde, süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.

    § Patates, ekmek ve pirinç gibi nişastalı gıdaları almayın.

    § Alkol, tuz ve doymuş yağlar, işlenmiş gıdaları, şeker ve kafein alımını da kaldırın.

    § Zorunlu olmadıkça ilaç kullanmayın. Gereksiz yere ağrı kesici, trankilizan, emin olmadığınız vitaminler, suni tatlandırıcılar kullanırken, bir daha düşünün. Bunlar için doktorunuza danışın. Tabii ki devamlı kullanmak zorunda olduğunuz temel ilaçlardan bahsetmiyoruz.

    § Karaciğerinizi yormamak için, aşırı sıcak ada aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerden, acılı baharatlardan, hızlı ve sinirli yemek yemekten, her türlü öfke ve gerginlikten uzak durun. Öfke ve korku karaciğeri çok yıpratır.

    Ve günde en az 8 bardak, 2 litre su için. Bu su vücudumuzdaki zararlı toksinlerin idrarla yada terle akıp gitmesine yardımcı olur.

  • Otoimmün hepatit

    Otoimmün hepatit tüm yaşlarda, her iki cinsiyette ve tüm etnik gruplarda görülebilen romatizmal bir karaciğer hastalığıdır. Tedavi edilmediği taktirde siroz denilen ileri düzey karaciğer hasarı ve ölüme kadar götüren bir seyir gösterebilir.

    Otoimmün hepatit hastalarının herhangi bir şikayetleri olmayabileceği gibi halsizlik, genel hastalık hali, sağ üst karın ağrısı, bitkinlik, yorgunluk, kilo kaybı, bulantı, kaşıntı, sarılık, ve eklem ağrıları gibi uzunca yıllardır devam eden şikayetleri olabilmektedir.

    Otoimmün hepatit hastaları herhangi bir klinik bulgu vermeyebileceği gibi ciddi karaciğer yetmezliği gibi bir bulguyla da başvurabilirler. Bazı hastalarda başvuru anında siroz denilen ileri düzey karaciğer hasarı oluşmuş olabilir. Bazı akut başlangıçlı Otoimmün hepatit hastalarında immünglobulin düzeylerinin normal, ANA ve SMA gibi antikorların negatif olabileceği unutulmamalıdır. Bu tür hastalarda geciken tanı ve tedavinin hastada ileri düzey karaciğer hasarı oluşturabileceği bilinmelidir.

    Hastalığın tanısında karaciğer biyopsisi yapılmalıdır. Ayrıca Otoimmün hepatit hastalarında tanıyı koymak ve hastalığın alt tiplerini belirlemek için kan tetkiklerinde ANA, SMA, SLA/LP, LKM-1, LC-1, LKM-3, p-ANCA, Ro52 gibi antikorlardan yararlanılır. Bu antikorlar başlangıçta negatif olup hastalığın seyrinde pozitif olabilmektedir.

    Otoimmün hepatit hastalığında siroz gelişirse karaciğer kanseri riski artmıştır. Bundan dolayı bu hastaların karaciğer kanserinin erken teşhis ve tedavisi için yakın kontrol altında olmaları gerekmektedir. Bu hastalarda 6 ayda bir ultrason kontrolü uygundur.

    Otoimmün hepatit hastalarının diğer karaciğer hastalıkları ile birlikte olabilmektedir. Kolestatik faktörleri olan hastalarda AMA ve kolanjiografinin planlanması gerekir.

    Otoimmün hepatit hastalığının bazı viral enfeksiyonlardan sonra ortaya çıktığı bilinmektedir. Hepatit A, EBV, HH-6 ve kızamık gibi viral enfeksiyonlar sonrası uzamış hepatitlerde akılda Otoimmün hepatit tutulmalıdır.

    Bazı ilaçların ve bitkisel desteklerin kullanımından sonra Otoimmün hepatit gelişebilmektedir.

    Hastalarda veya birinci dereceden yakınlarında diğer otoimmün romatizmal hastalıklara sık rastlanmaktadır. Otoimmün hepatit; haşimato hastalığı, graves hastalığı, vitiligo, romatoit artrit, tip-1 diyabet, iltihabi bağırsak hastalıkları, sedef, SLE, çölyak hastalığı, mononörit, polimyozit, hemolitik anemi ve üveit gibi hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir.

    Uzun süreli immünsupresan tedavi alan Otoimmün hepatit hastalarında cilt kanserleri açısında takiplerinin yapılması ve ultraviyole korunmalarının planlanması gerekmektedir.

    Otoimmün hepatit hastalarında serum IgG düzeyleri hastalık aktivitesi ile paralel seyretmektedir. Hastalarda tam biyokimyasal iyilik hali var demek için serum AST, ALT ve IgG düzeylerinin normal sınırlarda olması gerekmektedir. Bahsedilen değerlerin normal olmasına rağmen karaciğerde hastalık aktivitesinin halen devam edebileceği unutulmamalıdır.

  • Hepatit c enfeksiyonu

    Tüm dünyada 71 milyon hepatit C virüsü bulaşmış insan olduğu tahmin edilmektedir. Bu hastalardan birçoğu hastalığının farkında değildir.

    Son dönemdeki yapılan çalışmalarla hepatit C hastalığının tedavi yaklaşımlarında belirgin ilerlemeler ve başarı sağlanmıştır. Mevcut tedavi seçenekleriyle hepatit C hastalığında 8 veya 12 haftalık tedavi sürelerinde %99 oranında tedavi başarısı sağlanabilmektedir.

    Hepatit C kronik karaciğer hastalığının ana nedenlerinden birisidir. Karaciğerde siroza (yani karaciğer yetmezliği hali) ve karaciğer kanserine kadar ilerleyen hasar oluşturabilmektedir.

    Hepatit C hastalığında günümüzdeki hedefimiz hastalığı kür etmektir yani hepatit C virüsünden tamamen kurtulmaktır. Eğer karaciğer hasarı oluşmuşsa hepatit C enfeksiyonunun tedavisi ile bu hasarın geriletilmesi mümkündür. Tedavi ile hastalarda siroz gelişimi engellenebilmektedir. Yine mevcut güncel tedaviler ile karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gelişim riski azaltılmaktadır. Her ne kadar hepatit C hastalığında tedavide başarılı olsak bile karaciğer hasarı ileri düzeyde oluşan bireylerde karaciğer kanseri açısından düzenli takip gerekmektedir.

    Hepatit C hastalığı temelde karaciğer hasarı yapsa da diğer organlarda da hastalık oluşturabildiği unutulmamalıdır. Hepatit C virüsünün karaciğer dışı organlarda oluşturduğu hasarlar Hepatit C tedavisi ile geri döndürülebilmektedir.

    Hepatit C enfeksiyonunun tanısı temelde anti-HCV ve HCV-RNA olarak adlandırılan testlere dayanmaktadır. Bizim ülkemiz gibi orta sıklıkta hastalık barındıran toplumlarda hepatit C virüsü tespiti için toplum taraması önerilmektedir. Sağlık kuruluşlarında hepatit C tetkiki yapılması ve varsa Hepatit C enfeksiyonu tedavisinin planlanması uygundur. Hepatit C hastalığı saptanan bireylerde diğer hepatit etkenleride araştırılmalı, karaciğer hastalığı oluşturan başka sebeplerde varsa onların tedavisi de planlanmalıdır.

    Hepatit C enfeksiyonu saptanan daha önce tedavi almış olsun ya da olmasın tedavi almak isteyen her hasta tedavi edilmelidir. Hepatit C enfeksiyonuna bağlı ileri düzey karaciğer hasarı olan bireylerde tedavi geciktirilmeden uygulanmalıdır. Tedavide kullanılan yeni nesil ilaçların hastanın diğer hastalıkları için kullandığı ilaçlarla etkileşebildiği için hastaya özel ilaç seçimi özenle yapılmalıdır. Hepatit C tedavisi başlanmadan hastanın böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi önemlidir.

  • Sinsi bir hastalık hepatitler  siz de hepatit hastası mısınız?

    Sinsi bir hastalık hepatitler siz de hepatit hastası mısınız?

    Hepatit B ve C karaciğer sirozu ve karaciğer kanserinin en önemli nedenleri arasında olmasına rağmen binlerce kişi hastalığından habersiz yaşamaktadır;fakat basit bir kan testi ile tanı konulup tedavi etmek günümüzde mümkün hale gelmiştir.

    Sinsice ilerleyen hepatit nedir?

    Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?

    En basit tanımıyla karaciğer iltihabı olan hepatitlerin en önemli nedenleri viralenfeksiyonlardır.

    Viral hepatitler içerisinde yer alan Hepatit A’yı çoğumuz çocukluk döneminde geçirmişizdir ve vücut buna karşı antikor üretmiş, bağışıklık kazanmıştır. Oysa hepatit B ve hepatit C’nin yol açtığı kronik enfeksiyon, karaciğer sirozunun ve karaciğer kanserinin yaklaşık %70-80’ninin sebebidir.

    Genelde mikrop vücuda alındıktan sonra sessiz ve sinsi bir şekilde ilerler.

    İlk enfeksiyon hastaların %20 sinde belirgin sarılığa neden olur. %80 hastada ise sessiz ve sinsi sarılık olmadan geçirilir. Bazen halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık görülebilir.

    Genellikle tanı konulamayan, sessiz ilk enfeksiyon sonrası oluşan kronikviral enfeksiyon 10 – 30 yıl arası gibi uzun bir belirtisiz dönemden sonra siroz ve kansere sebep olabilir.

    Klinik belirtiler ancak hastalık ilerlediği zaman ortaya çıkar. Siroza bağlı karaciğer yetersizliği ve kanser en sık ölüm nedenidir.

    Yeni doğanlar, bebekler, ilköğretim çağındaki öğrencilerin tamamı ve erişkin yaştaki risk gruplarında yer alanlar mutlaka aşılanmalıdır. Aşılar son derece güvenlidir. Halk arasındaki yanlış bilgilere itibar edilmemelidir.

    Virüs İnaktif Olabilir

    Kronikinfeksiyon,klinik seyri açısından ikiye ayrılır. Çoğu kişide virüs vücutta olmasına rağmen, çoğalma yeteneği çok sınırlıdır ve karaciğer hasarı yapamayacak düzeydedir. Bu kişilerde durum, ‘inaktif taşıyıcılık’ veya ‘inaktif kronik HBVinfeksiyonu’ olarak adlandırılır. İnaktif taşıyıcılık, inatçı ve genelde ömür boyu süren, selim bir haldir.

    Hastaların uzun süreli takibinde,çok azında ciddi karaciğer hastalığı meydana gelebilir. Yine düşük bir oranda kendiliğinden HBsAg kaybı ve antikorun (anti-HBs) ortaya çıkması söz konusudur.Bunu önceden kestirmek mümkün değildir. Her ne kadar selim seyirli bir durum olarak tanınsa da, inaktif taşıyıcıların en az yılda bir kez kontrolü gerekir.

    Kronik HBV infeksiyonu olanların daha az bir kısmında virüs aktiftir, çoğalarak karaciğerde kronik iltihaba yol açar. HBV, DNA’nın belli bir düzeyin üzerinde pozitifliği ve karaciğer enzimlerinde yükseklikle karakterize durum ‘kronik B hepatiti’ olarak tanımlanır.

    Hastalık bulaşıcı mıdır?

    Kronik hepatit B ve C hastalarının %80’ninin tanı konulmamış hastalığından habersiz normal yaşamını sürdürüyor olması aslında en önemli ve endişe verici gerçeklerden biridir.

    Bugün dünyada yaklaşık 300 milyon kronik hepatit B’Lİ ve 100 milyon kronik hepatitC’lihasta bulunmaktadır.

    Ülkemizde ise 3 milyon kronik hepatit B ve 500 bin civarında kronik hepatit C enfeksiyonluhasta vardır.

    Hastalığın bulaşmasında kimler risk altındadır:

    – Kan transfüzyonu yapılanlar

    – Alkolizm ve uyuşturucu madde bağımlısı olanlar

    – Damardan uyuşturucu madde kullananlar ortak enjektörün kullanılması nedeniyle bulaştırırlar.

    – Cerrahi ameliyat geçirenler

    – Diş tedavisi yaptıranlar

    – Hastanın kan ve vücut salgılarıyla temasta olanlar

    – Seksüel temas (çok eşli cinsel yaşam)

    – Enfekte kişilerin aile bireyleri

    – Erkek homoseksüeller

    – Dövme, “piercing” vb. uygulamaları yaptıranlar

    – Hemodiyaliz hastaları

    Bu durumda binlerce kişi hem karaciğer sirozu hem de karaciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara maruz kalma riski altındadır. Ailesinde hepatit B ve C mikrobunu taşıyanlar ve hasta olanlar mutlaka kendilerine ve ailenin diğer bireylerine kan testi yaptırmaları önerilmektedir.

    Dünya hepatit birliğinin” Kayıp insanlar” olarak tanımladığı kişilere son derece basit ve kolay uygulanan her hastane ve laboratuvarda genelde rutin yapılan hepatit B ve hepatit C testleriyle teşhis etmek mümkündür.

    Hepatit B’lihastalar hepatit D(Delta) yönünden de mutlaka araştırılmaları gerekir. Çünkü hepatit D tek başına değil hepatit B ile birlikte görülür. Hepatit B ve D birlikte olduğu zaman tedavisi daha zorlu bir sürece girer ve daha çok önem kazanır.

    Tedavide Başarı Oran Nedir?

    Günümüzde hepatit B ve Hepatit C’nin tedavisi son yıllarda uygulamaya giren son derece etkili ve kolay alınan ilaçlarla iyileşme ve kür sağlama aşamasına gelmiştir.

    Özellikle hepatit C’de virüsü tamamen yok eden küratiftedavininbaşarı oranı %98’in üzerine çıkmıştır. Hepatit B ve C’de erken tedavi şarttır. Sessiz ve sinsi ilerlemesi dolayısıyla gerekli tarama testleri zamanında yaptırılmazsa hasta direkt olarak karşımıza karaciğer kanseri ve karaciğer sirozu olarak gelebilir.

    Halk arasında yaygın olan “eş, dost” tavsiyesiyle iyi geldiği söylenen birçok sözde bitkisel kökenli aktarlarda gelişigüzel; doktor kontrolü olmadan satılan ürünlere kesinlikle itibar edilmemelidir. Bunların çoğu karaciğere toksiktir. Klinikteki tecrübelerimizde bunları kullanan ve karaciğer nakline kadar giden hastalarımızın olduğunu belirtmek isterim.

    Hepatit B’deki ilaçla tedavi başarı oranları da son derece yüksek olup %80-90’lara gelmiştir.

    Tedavide nadir vakalar dışında artık enjeksiyon yerine ağızdan kolay alınan haplarla başarılar sonuçlar alınmaktadır.

    Siroz ve karaciğer kanseri gelişmiş hastalarda tedaviye rağmen istenen iyileşme tam olarak sağlanamazsa bu hastaların bazılarına karaciğer nakli gerekebilir. Karaciğer naklinde de ülkemizde dünyanın en iyi merkezleriyle yarışan sonuçlar alınmaktadır.

    Sonuç olarak kronik hepatit B ve C günümüzde erken teşhis edilir ve takibe alınırsa tedavisi son derece başarılı ve yüz güldürücüdür. Hastalık sessiz ve sinsi ilerlediği için zamanında gerekli tedbirler alınmazsa karaciğer sirozu ve kanseri kaçınılmaz hale gelir.

  • Gastroenteroloji konusuna giren belirtiler ve hastalıklar

    Ağza acı su gelmesi, göğüs kemiği arkasında yanma hissi, yutma güçlüğü, yutarken takılma hissi, göğüste yumruk hissi, ağız kokusu olan hastalarda

    Reflü hastalığı (GÖRD), özofajit

    Ösefagus motor hastalıkları (akalazya, diffüz ösefagiyal spazm…)

    Kanser araştırılması…

    Mide;

    Midede ekşime, yanma, sancı, şişkinlik, dolgunluk, gaz, hazımsızlık, geğirme, bulantı, kusma, kanlı kusma gibi yakınması olan, B12 eksikliği ve demir eksikliği gibi kansızlığı olan hastalarda

    Reflü,

    Gastrit,

    Polip,

    Ülser,

    Dispepsi,

    Mide mikrobu (Helikobakter pilori),

    Kanser araştırılması…

    İnce ve kalın bağırsak;

    Kansızlık (anemi), karın ağrısı,dışkıda kan, ishal, kanlı ishal, kabızlık, karında şişkinlik, dolgunluk, gerginlik, gaz, sancı, hazımsızlık, makatta ağrı ve dışkıda mukus gibi yakınmaları olan hastalarda

    Spastik kolon (huzursuz bağırsak sendromu),

    Kolitler,

    Ülseratif kolit,

    Crohn hastalığı,

    Enteritler,

    Çölyak hastalığı,

    Besin alerjileri – gıda intoleransı,

    Hemoroid (Basur),

    Anal fissür (çatlak),

    Polip

    Kanser araştırılması…

    Karaciğer;

    Sarılık, karaciğer enzimlerinde artma, karaciğer yağlanması, obezite, halsizlik, yorgunluğu olan hastalarda

    Hepatitler (A. B, C, D, E ve diğerleri),

    Kronik karaciğer hastalıkları,

    Sarılık,

    Siroz,

    Karaciğer yağlanması,

    Kanser araştırılması…

    Safra kesesi;

    Karın sağ üst kadranda ağrı, dolgunluk, hazımsızlık gibi yakınmaları olan hastalarda

    Taşlar,

    Polip,

    Hazımsızlık,

    Kanser araştırılması…

    Safra Yolları;

    Bulantı, sarılık, karın ağrısı

    Safra kanalında taş

    Safra yollarında kanser

    Pankreas;

    Karın ağrısı, kronik alkol kullanımı, kronik ishal, zayıflama, sarılık

    Sindirim sorunları,

    Pankreatitler,

    Kanser araştırılması…

  • Hepatit b enfeksiyonu

    Hepatit B virüsü (HBV) tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz Türkiye’de de belirgin bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de görülme sıklığı olarak bölgesel farklılıklar görülmekte ve %5-15 aralığında dağılım gösteren bir sıklıkta karşımıza çıkmaktadır. HBV ile karşılaşmış kişilerde birkaç çeşit klinik tablo ve hastalık olabilir. “Akut hepatit” adı verilen bulaşıcı sarılık tipinde enfeksiyon vücuda bulaştığı anda sarılık ve grip benzeri bir tablo yaratmaktadır.

    Bu şekilde hastalık geçirenlerin %90’ı iyileşirken %10’luk kesiminde ise kronik hastalık evresi başlamaktadır. Kronik hastalık evresinde ise hastalar HBV enfeksiyonuna karşı yeterli bağışıklık direncini gösteremediklerinden taşıyıcı ve bulaştırıcı olarak uzun yıllar yaşarlar ve bazı riskleri de taşımış olurlar. HBV enfeksiyonu uzun süre bu şekilde kalırsa siroz, karaciğer kanseri gibi en korkulan karaciğer hastalıklarının orataya çıkma riski oldukça artmaktadır.

    Bu nedenle, HBV enfeksiyonundan korunmak amacı ile bulaşma yollarını iyi bilmek gereklidir. Korunmasız ve dikkatsiz cinsel ilişki, damar içi uyuşturucu bağımlılığı, cezaevi-hastane-okul-kışla gibi kalabalık yerlerde yaşamak veya çalışmak, uygun sterilizasyon tedbirleri alınmamış tıbbi veya diş tedavileri görmek, dövme akupunktur gibi iğne uygulamaları yapılması gibi temel bulaşma yolları için önlemler alınabilir.

    Ailesinde HBV enfeksiyonu olan bireyler de nedeni tam olarak bilinmeyen bir şekilde risk altındadır ve mutlaka aile bireyleri HBV taramalarını yaptırmalıdırlar. Korunmanın et etkili yolu HBV aşılaması olup artık ülkemizdede 20 yıldan uzun süredir rutin aşılama programlarının başlaması ile HBV sıklığında belirgin bir düşüş beklenmektedir. Bütün hastanelerde kolaylıkla HBV taraması yapılabilir ve aşı gerekip gerekmediği anlaşılabilir.

    Kronik hastalık evresinde olan hastalarda hastalık derecesini anlamak ve karaciğer hastalığını tam olarak değerlendirmek amacı ile ultrason, kan testleri ve hatta karaciğer biyopsisi gerekebilmektedir. Her hastaya biyopsi önerilmez, genellikle yılda 1 veya 2 defa hastalık aktivitesini değerlendiren tetkikler yapılarak sonuçlara göre biyopsi kararı verilmektedir.

    Bu nedenle HBV olan hastaların yılda en az bir kere Gastroenteroloji bölümünde kan testleri ve ultrason ile kontrollerini yaptırmaları önemlidir. Belirli bir seviyede karaciğer hasarı olduğu tespit edilen hastalarda ise tedavi verilmekte ve HBV’nin tüm istenmeyen sonuçları engellenebilmektedir. Bu nedenle rutin tarama ve kontroller gibi basit tedbirler ile istenmeyen çoğu kötü sonuç engellenebilmektedir.

  • Karaciğer yağlanması ve tedavisi hakkında

    Son zamanlarda rastladığımız karaciğer yağlanmalarının çoğu alkolle değil, beslenme yanlışları ile ilişkili. “Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı” diye tanımlanan bu sorun çoğu hastada herhangi bir belirti vermiyor.“Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı”, obez kişilerde %75 civarında görülür. Bazı hastalar yorgunluk, halsizlik, karın sağ üst bölümünde rahatsızlık hissinden yakınabilir. Muayenede az veya orta miktar karaciğer büyüklüğü vardır.

    Karaciğer hastalığının kan belirteçleri olan “ALT, AST” dediğimiz enzimler normalin 2-4 katına kadar yükselebilir. Obezite, karbonhidrattan zengin tek yönlü beslenme, diabetes mellitus (şeker hastalığı) “Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı” oluşumunda etkenlerin başında gelir. Ama son zamanlarda yağlı karaciğer hastalığının oluşumunda bağırsak mikrobiyotası dediğimiz bağırsak bakterilerinin rolü büyüktür. Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez.

    Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlayarak bir conta görevi yaparlar. Floradaki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşı­mına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Sızdıran bağırsak sendromu şeker hastalığı, karaciğer yağlanması, obezite gibi metabolik hastalıklar başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa neden olur.

    Bağırsaklarımız probiyotik (dost bakteriler) yönünden zayıfsa bu toksinlerin vücuda girişi hızlı ve daha fazla olur. Bu toksinlere karaciğer reaksiyon vererek önce yağlanmaya sonra karaciğer hücrelerinde hasara yol açar. Önce karaciğer hücrelerinde yağlanma meydana gelir, biz buna karaciğer yağlanması diyoruz. Sonra karaciğer hücrelerinde hasarın göstergesi olarak “ALT, AST” dediğimiz karaciğer enzimlerinde artış meydana gelir ki buna da iltihaplı (inflamasyonlu) karaciğer yağlanması denir. Bu safhadan sonra karaciğer sirozuna kadar gidebilen klinik bir süreç söz konusudur. Günümüzde karaciğer yağlanmasının alkol dışında nedenleri arasında ilk beslenme ile ilgili hatalar gelmektedir.

    Karaciğer yağlanması alkol dışında genellikle fazla kilolu, göbekli, bel çevresi geniş, kan şekeri (özellikle tokluk şekeri) yüksek, kan yağları dengesiz, özellikle trigliserid seviyeleri fazla olan kişilerde görülüyor.

    Karaciğer enzimleri yüksek olan kişilerde iltihaplı yağlı karaciğer dışındaki nedenlerin de araştırılması gerekir (viral hepatitler, toksik hepatit, otoimmün hepatit, hemakromatozis, wilson hastalığı, çölyak hastalığı). Karaciğer yağlanması tedavisinde son yıllarda probiyotikler ile ilgili yapılan tedaviler literatürde hızla artmaktadır. Karaciğer yağlanması tedavisi için mutlaka bir gastroenteroloji uzmanınıza başvurmanız gerekir.

  • Konumuz: hepatit c !

    Karaciğer kendini sürekli olarak yenileyen bir organ olduğu için zarar görmüş olsa bile eskisağlığına kavuşabiliyor. Vücudumuzu zehirlerden arındırma görevini üstlenen bu önemli organ en çok aşırı miktarda alınan alkol ve bilinçsiz ve aşırı kullanılan ilaçlar ve enfeksiyonlardan etkileniyor. Hepatit virusları vücuda girdiği ilk ayın sonunda harekete geçiyor ve kişiyi yorgun, halsız ve zayıf düşürüyor.

    ŞİŞKİNLİK SORUN BELİRTİSİ

    Karaciğerle ilgili sorunlar karnın üst kısmında şişkinlik ve aşırı tokluk hissi şeklinde kendini gösteriyor. Uzun süreli sıkça nükseden halsizlik de önemli belirtiler arasında yer alıyor. Bu belirtilerin görülmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurarak gerekli görülen tarama
    testlerinden geçirilmesi gerekiyor.

    TEK SEBEBİ ALKOL MÜ?

    Kronik bir karaciğer rahatsızlığında alkolün payı yüzde 30-40 olarak gösterilse de hastalığın tek sebebi alkol olmayabiliyor. Kimyasal maddeler, ilaç veya virüse bağlı enfeksiyonlar da karaciğer rahatsızlıklarına sebep olabiliyor. Hepatit C, toplumda giderek yaygınlaşan bir hastalık. Virüsü her türlü vücut sıvısından bulaşabiliyor. Özellikle korunmadan yaşanan cinsellik Hepatit C riskini artırıyor.

    MANİKÜR, PEDİKÜR YAPTIRIRKEN DİKKAT!

    Hepatit C’nin en riskli yayılma yollarından biri de kuaför salonları. Kuaför salonlarında yeterince dezenfekte edilmeden kullanılan manikür ve pedikür aletleri ve yine yeterli hijyeni sağlamayan dişçi ekipmanları ya da dövme iğneleri virüs yayabiliyor.

    HALSİZLİK EN ÖNEMLİ SİNYAL

    Hepatit C halsizlik ve soğuk algınlığında yaşanan ağrılara benziyor. Virüs vücuda girdikten 30 ila 180 gün sonra belirtilerini vermeye başlıyor. Virüse 6 aya kadar direnç gösteren metabolizma ise bağışıklık kazanıyor. Ancak virüsün bulaştığı kişilerin yüzde 5-10’unda hastalık kronikleşebiliyor.

    SARILIKLA AYNI ŞEY Mİ ?

    Gözlerde veya vücutta meydana gelen sarılaşma, karaciğerle ilgili bir rahatsızlıktan dolayı kanda artan bilirubin denen madde miktarına bağlı olarak ortaya çıkıyor ancak bu hastalık sarılık, Hepatit C değil.Sarılık hepatıtler dışında pek çok karaciğer, safra kesesi ya da pankreas hastalığında görülebiliyor.

    NE YEMELİ ?

    Tüm Hepatit türlerinde olduğu gibi Hepatit C’den tedavisin de de doğru beslenme önemli rol oynuyor. Uzmanlar sağlıklı ve dirençli bir karaciğer için öncelikle tüketilen yağlar konusunda bilinçli olmamız gerektiğini söylüyor.

    Karaciğere yük olan hayvansal yağlar yerine bitkisel yağların tüketimi tavsiye ediliyor. Yine yeterince bakliyat tüketimi ve şeker tüketiminin en az seviyede gerçekleştirilmesi gerekiyor.Ayrıca fazla işlenmiş, katkı maddesı yoğunluğu yüksek gıdalardan uzak durulmalı ve gıdaların temızliğine tarım ilaçlarına bağlı olarak barındırdığı toksinler açısından dikkat edilmelidir.

    SORULAR

    1- Hepatit C vücut sıvısı (ter, cinsel ilişki) ve kan yoluyla bulaşıyor başka manikür, pedikür, dövmeci iğnesi dışında aklımıza gelecek bulaşma şekli var mı?

    Hepatit C nin bulaşması için virus içeren vüçut sıvılarının diğer kişinin vücut sıvıları ile kontağı gerekmektedir. Anneden doğumda ve sonrasında risk oranları farklı olmakla beraber bebeğe bulaş söz konusu olabilmektedir. Kronik hastalığı olup kan ürünü kullananlarda,
    madde bağımlılarında, diyalize giren böbrek yetmezlikli hastalarda , aynı evi paylaşıp diş fırçası jilet bıçağı gibi ortak kullanılan eşyalarda bulaş riski vardır.

    2- Belirtiler arasında Hailsizlik ve kaslarda zayıflık hissi, Baş ağrısı, Karın ağrısı (ki bu ağrısı karaciğer bölgesinin hemen üzerindeki bölge), Bulantı, Koyu renkte idrar (kola rengi), Kilo kaybı, Yağlı yiyeceklerden tiksinme ,Nadiren sarılık ve Eklem ağrıları var. Bu bilgi doğru mu?

    Evet tarif edilen şikayetler olabilmektedir.Ancak hepsi bir arada çoğunlukla görülmemektedir. Vakaların %70-80 ni asemptomatik dediğimiz fark edilmeden geçirilmektedir. Bu vakalar farklı sebeplerle tetkik edilirken rastlantısal olarak bulunmaktadır. Bu sebeple belirli aralıklarda taramaların yapılması oldukça önemlidir.

    3-Bunlardan Anjelina Jolie’de de görülen aşırı zayıflık nasıl seyrediyor 1. Aydan sonra hızla kilo mu kaybediyor kişi mesela ?

    Hepatit C de akut dönemde sarılıklı geçirilen formda beslenme bozukluğu nedeni ile kilo kaybı olabilir. Ancak daha sıklıkla görülen karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri durumundaki terminal dönem hastalardaki kilo kaybıdır.

    Hastalığın sessiz taşıyıcılığı dediğimiz ve vakaların en büyük gurubunu oluşturan hasta kesiminde kilo ile ilişkili değişiklik olmaz.

    Bu nedenle kılo kaybının hastanın durumunu net olarak bilmeden hastalığa bağlamak uygun değildir.

    4- 6 aydan sonra kronikleşiyor hastalık siroz bu aşamada mı görülüyor yani hepatitin direnci tam bitirdiği dönemde o aşama en geç aşama galiba, nakil gereken. Atatürk de sirozdan öldü, nakil yapılsa ölmez miydi o halde ? o aşama da geçilmişti herhalde ?

    Hepatit C geçiren vakaların %70-80 kadarı 6 aydan sonra kronikleşmektedir. Ancak her kronikleşen vaka siroz ya da karaciğer kanseri olmamaktadır.

    Kronikleşen vakaların %15-30 unda kronik karaciğer yetersizliği yani siroz gelişir ve sonrasında da bu zeminde karaciğer kanseri oluşur. Kraciğer sirozu gelişmeyen ancak kanında virusun bulunduğu sessiz taşıyıcı dediğimiz vaka hastalığı bulaştırır ancak bu sebeple hayatını kaybetmez. Karaciğer nakli, karaciğer sirozu yada kanseri durumunda yapılan bir tedavi şekli ve hayat kurtarıcıdır.

    5- Hepatit C karaciğer hasarı dışında vücutta deri, böbrekler , tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabiliyor mu ?

    Evet, hastalık özellikle karaciğeri hedef görerek zarar veriyor .Ancak böbrek , kemik iliği, salgı bezleri gibi ek sistemleri etkileyip fonksıyon kaybına neden olabiliyor. Bazı damar yapısını tutan romatizmal hastalıklarla birlikteliği biliniyor.

    6- Aynı evde yaşayanlarda ortak kullanılan çatal kaşık da riskli mi ?

    Hepatit C nin ağız yoluyla bulaşı yoktur. Cünkü virus mide asidine dayanıksızdır. Ancak ağız içinde dudaklarda yara , çatlak olması halinde teorikte bulaşdan söz edilebilir.

    Virüs kimyasallara ve ısıya hassastır bu sebeple 60 derece üzerinde yıkama ve kaynatma ile elimine edilebilir. Ançak pek çok sağlık sebebi nedeni ile yıkanmamış ortak çatal kaşık kullanımını önermemekteyiz.

    7- Organ nakli ülkemizde başarı olarak ne oranda, hepatit c nedeniyle organ nakli yaptıran vaka oranı nedir? Organ nakline gelene kadar tedavi aşamasında olanlarda tedavi yöntemleri ve süresi hakkında bilgi verir misiniz ?

    2011 yılında ülkemizdeki karaciğer nakil sayısı 900 olup bu nakillerin %90 sebebi viral hepatitlere bağlı komplikasyonlardır. Nakilde başarı oranı vericinin canlı ya da kadavra olmasına bağlı olarak ve merkezlere göre değişkendir ancak %70-90 gibi yüksek oranlardadır.

    Hepatit C nin akut ve kronık döneminde tedavi vakaya göre hastalığın tespit edilen düzeyine ve tipine göre değişir. Ortalama tedavi süresi 1-1,5 yıl kadardır. Tedavide interferon denilen bağışıklık üzerine etkili ilaçlar ve anti viral ilaç gurubu kullanılmakatadır. Tedaviye cevap oldukça değişkendir. Hastalığın tekrarlama oranları yüksektir.

    8- Hastalık çocuklarda daha sinsi ilerliyor galiba okullarda çocukları nasıl koruyabilriz buhastalıktan? Önleyici aşısı yok mu peki ?

    Hastalığa yakalanan çocuklarda kronikleşme oranı ve yakınmasız seyretme oranı %90 gibi oldukça yüksektir.

    Bu sebeplerle hijyen kurallarına uyulması çocuklarda aile ve okul tarafından takip edilmelidir. Kan kardeşi olma gibi çocuklar arsında sık olan uygulamalar açısından aileler çocuklarını bilgilendirmelidir. Virusün yapısı ve alt grupları nedeni ile halen aşı çalışmaları başarısızdır. Tek korunma yöntemi hastalığı bilmek ve sakınmaktır.

  • Karaciğer sirozu nedenleri, belirtileri ve bulguları

    Karaciğer sirozu, karaciğerin normal sağlıklı dokusunun kaybı, bağ dokusu denilen dokunun normal dokunun yerini alması, yapının bozulması, damar yapısının bozulması ile ilerleyen kronik, yaygın, ilerleyici karaciğer iltahabıdır. Karaciğer sirozu öldürücü bir hastalıktır.

    Karaciğer Sirozu Nedenleri

    Hastalığın nedenleri sosyo – ekonomik ve kültürel farklılıklara göre değişkenlik gösterir. Bazı ülkelerde en önemli hastalık nedeni alkoldür. Uzakdoğu,Ortadoğu ve ülkemizde ise en önemli neden viral hepatitlerdir. Hepatit B’nin hastalık oluşturma sıklığı hepatit C’den fazladır. Bir kısım hastada ise otoümmin hastalıklar, toksik madde ve ilaçlar, metabolik hastalıklar(demir depolanması gibi), kalp yetmezliği gibi karaciğerde kan göllenmesi ile giden hastalıklar ve nedeni tespit edilemeyen hastalıklar olayın sebebidir.

    Karaciğer Sirozunun Belirti ve Bulguları

    Karaciğer sirozu her yaşta görülebilen ciddi bir hastalıktır. Erkek hastalarda görülme sıklığı daha fazladır. Hastalığın kompanse ve dekompanse denen iki klinik dönemi vardır. Kompanse dönemde klinik sinsi’dir. Dekompanse dönem hastalığın ilerlediği özgül bulguların görüldüğü dönemdir. Sinsi seyirli olan dönemde vakaların ancak %20- 30 una tanı konulabilir.

    Kompanse dönemde farklı sebeple yapılan değerlendirmeler sıklıkla hastalığın fark edilmesini sağlar. Bu dönemde halsizlik, çabuk yorulma, sindirim zorluğu, şişkinlik, boşluk ağrısı bazen sarılık ve karaciğer – dalak büyümesi olur. Kan testlerinde karaciğer fonksiyon testleri hafif yüksek bulunabilir. Kompanse dönem aylarca, yıllarca devam edebilir. Dekompanse dönem karaciğer yetersizliği bulguları ya da karıniçi damar basıncı artışı ile ortaya çıkabilir. Bunlar ciltte renk değişikliği, lekelenmeler, tırnak değişiklikleri, erkeklerde meme büyümesi, burun kanaması gibi kanamalı durumlar, cinsel fonksiyon bozukluğu, sarılık, karında şişme, bilinç bozukluğu gibi durumlardır.

    Karaciğer Sirozunun Tedavisi

    Hastalığın tedavisi hastalığın sebebine göre değişkenlik gösterir.Viral hepatitlerin takibi ve endikasyon oluştuğunda tedavisi, tüketilen alkol miktarının sınırlandırılması en önemli iki sebebi ortadan kaldıracaktır. Hastalık dekompanse döneme girdiğinde sebep ne olursa olsun tek tedavi şekli karaciğer naklidir.

  • Karaciğer yağlanması hakkında

    Karaciğer yağlanması, karaciğer hücreleri içinde yağ damlacıklarının birikmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Karaciğer hücrelerinde yağ birikiminin yanı sıra karaciğerde sertleşme ve bazı ilerleyici hasara yol açan durumlar, siroza kadar gidebilmektedir. Karaciğer yağlanmasının görülme sıklığı, obezite ve insülin direncinden kaynaklanan, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda yapılacak karaciğer nakillerinin çoğunun, karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen sirozlu ve bu nedenle gelişecek karaciğer kanserli hastalara yapılacağı öngörülmektedir. Karaciğer yağlanması olan kişilerde sıklıkla görülen belirtiler; halsizlik, bitkinlik ve isteksizliktir. Özellikle karaciğer testleri yükselen hastalarda halsizlik belirginleşir. Hastalığın tanısında kullanılan en temel yöntem ultrasonografidir. Bu yöntemle hastaya herhangi bir zararlı ışın vermeden, ses dalgalarıyla karaciğerin yapısı belirlenebilir. Ultrasonografik olarak yağlanma saptanan hastanın kanında karaciğer testlerinde yükselme ve insülin direnci olup olmadığına bakılmalıdır. Karaciğer testlerinde yükselme saptanan hastalar 3 veya 6 aylık düzenli takibe alınmalıdır. Hastalığın basit yağlanmamı yoksa ilerleyici tip mi olduğunu anlamanın en önemli yöntemi “karaciğer biyopsisi”dir. Bu yöntemde karaciğerden bir iğne ile parça alınıp incelenir ve karaciğerde inflamasyon olup olmadığı, karaciğerdeki sertleşme derecesi(fibrozis) ve risk durumu tespiti yapılabilmektedir.

    “150 DAKİKA YÜRÜYÜŞ”

    Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapılmalı “Karaciğer yağlanmasını önlemede en önemli iki yöntem diyet ve spordur. Burada amaç hem kilo fazlası olan bireylerde ideal kiloya ulaşmak hem de insülin direncini düzeltmektir. Diyette özellikle günlük kalori alımının azaltılması, trigliseridden fakir beslenilmesi, bol sebze tüketilmesi, glisemik indeksi yüksek gıdalardan kaçınılması önerilmektedir. Hastaların ayda en fazla 3 kg vermesi hedeflenmelidir. Çünkü hızlı kilo alıp vermek de karaciğer yağlanmasının şiddetlendirebilmektedir. İnsülin direnci, karaciğer yağlanmasına neden oluşturma teorilerin temelini teşkil etmektedir. Bu nedenle karaciğer yağlanması olan kişiler günlük aktivitelerini artırmalıdır. Haftada en az 150 dakika olacak şekilde hızlı tempolu yürüyüş veya hafif tempolu koşu en çok önerilen spordur. Ağır kas egzersizleri ise önerilmemektedir”