Etiket: Kar

  • Kış aylarında çocuklar nasıl giyinmeli ?

    Soğuk havaların gelmesi ile birlikte bir dizi sorunla geldiği için anneler kış aylarını pek sevmezler. Kar çocuklar için oyun aracı demek olsa da, anneler “hasta olur” endişesi ile kardan hoşlanmazlar. Özellikle sokağa çıkarken anne ile çocuk arasında küçük çapta giysi savaşları yaşanır. Çocuğunuzu soğuktan koruyup, olası hastalıkları mümkün olduğunca önlemek ve aynı zamanda giyim sorunlarını oyuna dönüştürebilmek için birkaç önemli ayrıntıya dikkat etmeniz gerekiyor.

    Çocuğunuzu Kat Kat Giydirin

    Tek kat çok kalın bir giysi yerine daha ince bir yapıda birkaç kat giysi soğuk havaya karşı daha iyi bir yalıtkanlık sağlarken, gerektiğinde de çıkarılarak çocuğun vücut ısısının aşırı artması engellenir. Kat kat sistemiyle giydirdiğinizde çocuğunuz hem soğuktan etkilenmez hem de normal vücut aktivitelerini yerine getirirken terlemez.

    Örnek bir giydirme biçimi olarak şu önerilebilir; en alta uzun termal bir iç çamaşır, ardından boğazlı veya dik yakalı bir kazak, bunun üstüne bir süeter, kalın bir pantolon ve palto. Özellikle karda oynamayı seven çocuklar için ideal bir formül. Burada dikkat edilmesi gereken bazı çocukların yün ve benzeri maddelere karşı aşırı hassas olduğudur. Yün ısıtıcıdır ama hassas ciltleri tahriş edebilir. Bunun için çocuğun cildine doğrudan temas eden kıyafetlerin %100 pamuklu olmasına özen gösterin.

    Çocuğunuzun Başını Sıcak Tutun

    Çocuğunuz için gerekli olan kıyafetlerin başında bir şapka gelmelidir. Çünkü vücut ısısının çok büyük bir bölümü çıplak baş yoluyla kaybedilir. Ayrıca boyun bölgesi de önemli bir ısı yitirme alanıdır. Soğuk hava ve sert rüzgara maruz kalan çocukların yanakları, burunları, kulakları ilk üşüyen ve donma tehlikesine karşı en duyarlı olan bölgeler arasındadır. Bu yüzden bir şapka çocuğu soğuğa karşı koruyacak önemli bir giysidir. Çok rüzgarlı havalarda çocuğunuzu fazla dışarıda bırakmamaya ve rüzgarın doğrudan yüzüne çarpmamasına dikkat etmelisiniz.

    Ayaklarını sıcak tutun

    Soğuk ve ıslanmış ayaklar sadece çocuğu rahatsız etmekle kalmaz, kolaylıkla donma tehlikesi de yaratabilir. Özellikle karda yürüyen ve oynayan çocuklar için. Bu yüzden ayakkabı ve çorap seçimine dikkat edin. Yalıtkan botlar soğuk havalar için en uygun olanlarıdır. Su geçirmeyen, dikişsiz ve ayağa tam oturan ayakkabıları seçin. Ayrıca çocuğun ayağını botun içinde rahatsız edecek şekilde çok ağır ve kalın çoraplardan kaçının.

    Ellere ve parmaklara dikkat!

    Minik bir el soğuk havada donmaya en açık alanların başında gelir. Özellikle bebekler için. Bu yüzden tek parmaklı veya normal bir eldiven, hatta kaybolmalara karşı birkaç çift eldiven çocuğunuzun kışlık gardrobunda mutlaka yer almalı. Daha büyük çocuklar için su geçirmeyen, yalıtkan eldivenler tercih edilmelidir.

    Bebeklere daha dikkat etmek gerekir?

    Bebeklerde yağ tabakası henüz oluşmadığından vücut sıcaklıklarını tam dengeleyemezler. Kısa süreli de olsa soğukta kaldıklarında vücut sıcaklıkları hemen düşer.özellikle düşük doğum ağırlıklı doğan bebeklerde durum daha da önemlidir. Bu yüzden onların vücut ısılarını sık sık kontrol etmek gerekir. Genel olarak yetişkinlerin giyiminin bir kat fazlası olarak belirtilen bebek giyiminde gerekirse bir battaniye de kullanılabilir.
    Bebeğin vücut ısısının yeterli olup olmadığından emin olmak için en iyi yöntem ateşini ölçmektir. 35 derecenin altında ise problem var demektir. Hemen sıcak bir ortamda besleyerek ısıtmalısınız. Odanın sıcaklığını artırmak, giyimini kalınlaştırmak veya sizin teninizin sıcaklığını hissetmesini sağlamak yapılabilecekler arasındadır.

    Koruyucu Ürün Kullanın

    Soğuk yanığı ve döküntü kış aylarında bebek ve çocuklarda sıkça görülür. Pullanma, çatlama, kızarma, kaşıntı en belirgin bulgulardır. Bunları en aza indirmek için, mümkün olduğunca soğukta kalmayın ve soğukta iseniz koruyucu ürünler kullanın.

    Soğuk çarpması nedir?

    Küçük çocukların özellikle parmak uçları, burun ve yanak dokuları soğuk çarpmasına duyarlıdır. Bu dokuların soğukluğu dokunmakla hemen anlaşılır. Ten beyaz, sarı, gri arası bir renk alır. Zaman zaman beyaz lekeler oluşur. Bu gibi durumlarda acil müdahalede bulunmak gerekir. Böyle bir durumda derhal bir doktorunuza başvurun.

  • Çocuklarınıza kar yedirmeyin!

    Kar yemek mikrobik enfeksiyonlar başta olmak üzere üst solunum yolları rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir

    Kar yeme alışkanlığının özellikle çocuklarda sık karşılaşılan bir durumdur.Karın gökyüzünden inmesi sırasında bünyesine dahil ettiği birtakım mikroorganizmaların enfeksiyonlara ve ayrıca üst solunum yolları rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir.

    Türk kültüründe yer alan değişik biçimlerde kar yeme alışkanlığının çocuklarda ciddi hastalıklara yol açtmaktadir. Çocuklar kar yerken mikroorganizmaları da vücutlarına alır. Bu da çocuklarda karın ağrısı, kusma ve bazen de zehirlenmeye kadar varan rahatsızlıklara sebebiyet verebilir. Ayrıca boğaz iltihabı da sık rastlanan bir vaka. Kar suyunda iyonize bazı maddeler yok, bu yüzden kalsiyum eksikliğine de yol açabilir. Biz bundan ötürü çocukların kar yemesine karşıyız.

    Kar yemenin ardından ishal, kusma, boğaz ağrısı gibi rahatsızlıklar görüldüğünde çocukların aileleri tarafından derhal en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesini gerekmektedir.Ebeveynlerin bu durumu erken fark etmelerinin tedavi süresini kısaltacaktır.

  • ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN

    Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi,

    Kendini olup bitenden sorumlu tutmaz.

    “Ali 9 yaşında üçüncü sınıf öğrencisi. Bilgisayar mühendisi olan bir kuzeni var. Onunla beraber olduklarında, kuzeni ona mesleği ve çalıştığı yer hakkında bir sürü şey anlatıyor. Ali de bilgisayar mühendisi olmak istiyor ama ufak bir problemi var; bu dönem notları pek iyi değil. Verilen ödevleri yapıp ertesi gün okula getirmesi gerekirken, o bunu yapmıyor. Hangi kitabını okuldan eve getirmesi gerektiğini unutuyor. Bazen de ödevini yapıyor ama çantasına koymayı unutuyor. Çantasına koysa da öğretmene vermeyi unutabiliyor. Kısacası Ali ödevleri konusunda yeterince sorumluluk almıyor.”

    Her gün bu ve benzeri başka durumlarla karşılaştığınızda aklınızdan neler geçiyor? Anlaşmaya vardığınız halde çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmeyi ihmal ediyorsa ve siz onun yerine ödevlerini okula getiriyorsanız sorumluluk konusunun üstünde durulması gerekiyor demektir.

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ

    Sorumluluk;

    1) Kurallara uyma,

    2) Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanma,

    3) Başka insanlara ve onların haklarına saygı gösterme,

    olarak ele alınabilir.

    Kişisel farklılıklar söz konusu olsa da, sorumluluk kazandırmaya yönelik her sürecin “temel” ve “değişmez” öğeleri vardır. Bunlar;

    ? Bilgilendirme: Çocuğun davranışında istenen değişimin gerçekleşebilmesi için önce, çocuğun bu değişim hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Onun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görebilmesi için, nedenleri hakkında bilgi vermek önemlidir.

    Kuralların neden konduğu ve sorumluluğun önemi anlatılmalıdır. Çocuklar, niçin bazı işleri yapmak zorunda olduklarını bilirlerse, ne zaman ailelerine yardımcı olmaları gerektiğini, ne zaman bağımsız davranabileceklerini de öğrenmiş olurlar.

    ? Takip: Bilgilendirmeden sonra, çocuğun söz konusu davranışı gösterebilmesi için ona bir süre tanınması gerekir. Bu süre içerisinde yapılan takip sonucunda sorumlu davranışın ortaya çıkıp çıkmadığına, ne sürede ortaya çıktığına, hangi zamanlarda davranışın yapıldığına/yapılmadığına dikkat edilmelidir.

    ? Geri bildirim: Belli bir süre sonra gidişat hakkında bilgilendirmek gerekir. Eğer istenen sorumlu davranışın sayısında artış varsa uygun pekiştireçlerle motive edilmeli, eğer beklenen sorumlu davranışın ortaya çıkmasında sıkıntılar varsa, bu sıkıntılar ve olası nedenlerinin çocukla paylaşılması gerekir.

    ? Hatırlatma: İstenen davranış eğer gerçekleşmiyorsa yeniden hatırlatma sürecine gidilmelidir. Yeniden bilgilendirme ile başlayan bu süreç, davranış oturana kadar devam etmelidir.

    Yukarıda anlatılan bu öğeler, sadece sorumluluk kazandırma sürecine ait değildir; temel alışkanlıkların oturmasında, kuralların belirlenmesinde, kısaca yaşantımızı düzenleyecek her türlü önlemde bulunması gereken öğelerdir ve ancak kararlı ve sabırlı bir tutumla yaklaşıldığında davranışın oturması sağlanabilir.

    Sorumluluğun gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak, genel gelişim özellikleri açısından değerlendirdiğimizde, çocukların evde yerine getirebilecekleri sorumluluklarını bilmek, bize beklentilerimizi ayarlayabilmemiz açısından yardımcı olabilir. Buna göre;

    6 yaş;

    ? Tek başına giyinip soyunması,

    ? Sofrada tek başına yemeğini yemesi,

    ? Oyuncaklarını toplayabilmesi,

    ? Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilmesi,

    ? El-yüz temizliğini yapabilmesi,

    7 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    ? Çantasını hazırlaması,

    ? Başladığı işi bitirmesi,

    Kuş, balık gibi hayvanları beslemesi,

    ? Proje ve ödevlerini hazırlaması,

    ? Dişlerini fırçalaması,

    8 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    ? Hatırlatmadan öz bakımını yapması ve odasını toplaması,

    ? Okuldan gelen mesajları iletebilmesi,

    ? Dersleriyle ilgili sorumlulukları alabilmesi,

    9-11 yaşlar arası; (yukarıdakilere ek olarak)

    ? İlgilerini belirleyip, zaman planlaması ve günlük programlar yapabilmesi,

    ? Zamanını iyi kullanması,

    ? Ev dışı yakın yerlere gidip gelmesi,

    ? Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurması,

    ? Alışveriş yapması.

    Sorumluluk duygusu her ne kadar bir takım görevleri yerine getirmek için gerekli bir beceri gibi düşünülse de aslında bireyin kendi becerilerini geliştirmesi, davranışlarının sonucunun farkında olması ile ilgilidir. Sorumluluk duygusu ile özgüven gelişimi arasında oldukça güçlü bir ilişki vardır. Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılama becerisini kazanan çocuğun ebeveynlerine veya diğer yetişkinlere duyduğu bağımlılık giderek azalır. Davranışlarının sonucunu yaşadıkça, gelişen becerilerini kullandıkça çocuğun kendine olan güveni artar. Becerilerini kullanması ve geliştirmesi için fırsat verilmeyen çocukların yeterlilik duygusu ve özgüven gelişimleri de sınırlı kalır.

    ÇOCUKLARIN SORUMLULUK ALMASINDA ANNE-BABALARA DÜŞEN GÖREVLER

    Anne-babanın çocuğun yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve olumlu davranışları pekiştirmesi çocuğun sorumluluk duygusunun gelişmesinde büyük önem taşır.

    Çocuk gelişiminde sosyal-duygusal alandaki en önemli hedeflerden biri kendi ayakları üstünde durabilen, kendine güvenen bir birey olma yolundaki çocuğun kişilik gelişimini destekleyecek davranışların birer birer kazandırılmasıdır. Bu davranışlar arasında çocuğun sorumluluk bilinci edinmesi önem sırasında en ön sıralarda yer alır. Çocuğun kendi davranışlarının sorumluluğunu alması yetişkin olduğunda bir gün içerisinde öğrenebileceği birşey değildir. Çocuğun sorumluluk bilincini edinmesi ancak yaşamın ilk yıllarından itibaren atılan adımlar ile mümkündür. Tıpkı diğer sosyal beceriler gibi sorumluluk bilinci de önce aileden daha sonra sosyal çevreden öğrenilir ve geliştirilir. Sorumluluk duygusu hem kişilik özelliklerinden etkilenen hem de sonradan kazanılabilen bir sosyal beceridir. Bazı çocuklar kişilik özellikleri nedeniyle sorumluluk almaya daha yatkın ya da istekli olabilirler. Dolayısıyla anne-baba aynı tutumları sergilerlerse de kardeşler birbirinden tamamen farklı sorumluluk bilinci geliştirebilirler. Ancak her ne kadar kişisel özelliklerinin sorumluluk duygusunun kazanılmasında etkisi olsa da sorumluluk bilinci büyük ölçüde öğrenilen bir beceridir. Çocuğun hayatındaki her beceriyi öğreten ve geliştirmesine yardım eden anne-baba, sorumluluk duygusunun gelişiminde de başrole sahiptir. Bu yüzden, sorumluluk duygusunu geliştirmek için anne-babanın çocuğun yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve olumlu davranışları pekiştirmesi önem taşır.

    Çocuklara Sorumluluğu Ne Zaman ve Nasıl Öğretmek Gerekir?

    İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır.

    Aslında bu sorunun cevabı gelişim dönemlerinde gizlidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun yapabileceği her şeyi kendi başına başarması için ona fırsat verin. Beceriler kullanıldıkça gelişir. İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır. Yemek yiyebilen bir çocuğa yemek yedirmeye devam etmek hem onun becerisinin gelişmesine hem de yeterlilik duygusuna zarar verebilir. Çünkü nasıl bizler bir işi başardığımızı görmekten zevk alırsak aynı keyif alma duygusu çocuklar için de geçerlidir. Anne baba olarak onların bu keyfi tatmalarına destek olmak önemlidir.

    Sorumlulukların kazanılmasında anne-babaya düşen bir diğer rol ise, istenilen davranışları sergileyen bireyler olmalarıdır. Çocuklar çok iyi gözlem yeteneğine sahiptirler. Anne-babanın çocuklarına öğretmek istedikleri davranışlar için model oluşturması etkili bir yöntemdir. Eğer anne-baba günlük hayat ile ilgili sorumlulukları zorla, isteksizce gerçekleştiriyor ya da aksatıyorlarsa çocuk için de sorumluluklar kaçınılması gereken durumlar anlamına gelecektir.

    Çocuklar “yaşayarak-yaparak” öğrenirler. Bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden biri çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermektir. Anne-babalar genellikle çocuklarını olumsuzluklardan koruma içgüdüsüyle hayatı çocuklar için kolaylaştırmaya çalışırlar. Tüm bunlar kısa vadede çocuğu olumsuz sonuçlardan korur gibi görünse de uzun vadede maalesef kişilik gelişimini, özgüven oluşumunu olumsuz olarak etkileme riskini taşırlar. Biri her gün sizin için işlerinizi yapsa siz işinizi yapmak için çaba gösterir miydiniz? Çocuklar da doğal olarak anne-baba tarafından desteklenen becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duymazlar, daha doğrusu duymuyor gibi görünürler ama bir gün anne-baba desteğini azalttığında o zaman büyük zorluklar yaşarlar. Çünkü zamanında gelişmeyen becerileri sonradan kazanmak için çok daha fazla emek harcamak gerekir. Her yeni beceri başta acemice girişimlerle başlar. Bu nedenle çocukların sorumlulukları öğrenirken zamana ve anne-babanın sabrına ihtiyaçları vardır. Yemeğini kendi başına yemeğe başladığında döküp saçması normaldir ya da bardağı taşırken elinden düşürmesi. Bu tip durumlarda anne-babanın eleştirel davranması “bırak dökeceksin, sen yapamazsın” gibi geri bildirimler vermesi ya da daha hızlı sonuçlar istedikleri için kendilerinin yapmaları sorumlulukların kazanılmasını engelleyebilir.

    ÖNERİLER…

    Olumlu geri bildirim: Her yeni davranışın öğrenilmesi ve tekrar edilmesi ve pekişip alışkanlık haline gelmesi için olumlu geri bildirime ihtiyaç vardır. Anne-babanın ilgi ve onayı istenilen davranışların öğrenilmesinde anahtardır. Çocuklar her zaman olumlu ilgiden destek almazlar bazen anne-babanın kızdığı onaylamadığı bir davranışı yaparak, olumsuz ilgi alarak istemeyen bir davranışı sergilerler. Çocuklara ne yapmamaları gerektiğini değil de, ne yapmaları gerektiğini söylemek burada önem kazanır. Olumsuzdan gitmek olumsuz davranışı istemeden pekiştirmeye neden olabilir. Oysa iyi, doğru ve gerekli olduğunu düşündüğümüz davranışları fark etmek ve enerjiyi bunları övmek için kullanmak daha verimli olacaktır. Çocuklar anne-babalarının ilgi ve onayını isterler. Olumlu davranışa odaklanmak, olumlu davranışla ilgili geri bildirimler vermek istenilen davranışı geliştirmenin en etkili yoludur. Eğer çocuğunuza kardeşini ağlattığında kızmak yerine onunla sakin bir şekilde oynadığı anda ilgi gösterirseniz istenilen davranışa ilgi göstermiş olursunuz. Bu tabi ki olumsuz davranışa izin vermek anlamına gelmemelidir. Sadece gelişmesini istediğimiz davranışı desteklemeniz,

    pekiştirmeniz gereklidir.

    Motive eden sorumluluklar: Çocuklara sorumlulukları öğretirken motivasyonu

    unutmamak gerekir. Yapması keyifli olan, sonucunda güzel ve övünülecek bir durum yaratan davranışlar ile ilgili sorumlulukları kazandırmak daha kolay olacaktır. Örneğin masayı kurmaya yardım etmek masayı temizlemeye ve kaldırmaya yardım etmekten daha eğlencelidir.

    Bütünü parçalara bölmek: Çocuğunuza öğretmek istediğiniz davranış ne olursa olsun mümkün olan en basit basamaktan başlayın. Bir yetişkin bile dağınık bir odaya girdiğinde nereden başlayacağını bilemeyip umutsuzluğa düşebilir. Eğer çocuğunuzun odasını toplamasını istiyorsanız öncellikle işleri basamaklandırın. Birinci basamak oyuncakları kutularına yerleştirmek, ikinci basamak kirli ve temiz çamaşırları ayırmak, kirlileri kirli sepetine, temizleri ait oldukları yerlere yerleştirmek olabilir.

    Seçme sansı vermek: Çocukların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmalarını

    sağlarsanız verdikleri kararlar ile ilgili sorumluluk almalarına ve kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım edersiniz. Kendileri için uygun olanı seçme becerisini kazanmaları önemlidir. Ayrıca alternatifler arasında seçme şansları olduğunda alınan kararı benimseyip uygulama olasılıkları daha fazladır. Tabi ki seçim yapılacak alternatifler anne baba tarafından belirlenip sınırlandırılabilir.

    Her şeyin bir yeri olsun: Evdeki her eşyanın belli bir yeri olduğunu bilmek çocukların etrafı düzenli tutmasına yardımcı olabilir. Neyin nerde olduğunu bilmek çocuğa güç verir. Düzenli bir ev ortamı çocuğun düzenli olmayı öğrenmesinde etkilidir. Ancak daha da önemlisi bu düzenin sağlanmasında çocuğun da rolü olmalıdır. Kirlenen pantolonunu kirli sepetine atmak, okuduğu dergiyi gazeteliğe koymak, meyve suyu şişesini tekrar buzdolabına kaldırmak gibi günlük hayata dair işlerde çocukların da sorumlulukları olmalıdır.

    Model olma: Birçok davranışta olduğu gibi sorumluluk bilincini kazandırma sürecinde yetişkinlerin örnek davranışları önemlidir. Yetişkinlerin kendi yaşantılarına ait sorumluklara gereken özeni göstermeleri, çocukların dikkatini çeker ve onların tutumlarını gözlemleyerek daha iyi öğrenirler.

    Evdeki yardımcının rolü: Ev işlerine yardım eden kişilerin de çocukların sorumluluk bilinci kazanmasında etkisi vardır. Eğer her gün biri yatağını topluyorsa uzun yıllar yatağını toplamayı öğrenmeye gerek duymayacaktır. Bu konuda hem yardımcınız hem de çocuğunuzla konuşarak sorumluluk alanlarını netleştirin.

    Bireysel sorumluluktan sosyal sorumluluğa: Çocuklarda sorumluluk bilincini geliştirmek için, küçük yaştan itibaren önce,

    Kendi ile ilgili sorumlulukları öğrenmesini desteklemek (çıkardığı kıyafetleri katlayıp yerine koymak, oyuncak ya da eşyalarını kullandıktan sonra yerlerine kaldırmak)

    Daha sonra ev ile ilgili sorumlulukları paylaşmasını beklemek (yemekten sonra tabağını lavoboya koymak vb)

    Son olarak da sosyal sorumluluklar konusunda model olmak (ağaç dikmek, ihtiyacı olanlara yardım etmek, yerlere çöp atmamak) sorumluluk bilinci kazandırmak için önemli adımlardır.

  • ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

    Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi 
    Kendini olup bitenden sorumlu tutmaz.

    “Ali 9 yaşında üçüncü sınıf öğrencisi. Bilgisayar mühendisi olan bir kuzeni var. Onunla beraber olduklarında, kuzeni ona mesleği ve çalıştığı yer hakkında bir sürü şey anlatıyor. Ali de bilgisayar mühendisi olmak istiyor ama ufak bir problemi var; bu dönem notları pek iyi değil. Verilen ödevleri yapıp ertesi gün okula getirmesi gerekirken, o bunu yapmıyor. Hangi kitabını okuldan eve getirmesi gerektiğini unutuyor. Bazen de ödevini yapıyor ama çantasına koymayı unutuyor. Çantasına koysa da öğretmene vermeyi unutabiliyor. Kısacası Ali ödevleri konusunda yeterince sorumluluk almıyor.”
    Her gün bu ve benzeri başka durumlarla karşılaştığınızda aklınızdan neler geçiyor? Anlaşmaya vardığınız halde çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmeyi ihmal ediyorsa ve siz onun yerine ödevlerini okula getiriyorsanız sorumluluk konusunun üstünde durulması gerekiyor demektir.

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ
    Sorumluluk;
    1) Kurallara uyma,
    2) Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanma,
    3) Başka insanlara ve onların haklarına saygı gösterme,
    olarak ele alınabilir. 

    Kişisel farklılıklar söz konusu olsa da, sorumluluk kazandırmaya yönelik her sürecin “temel” ve “değişmez” öğeleri vardır. Bunlar; 

    • Bilgilendirme: Çocuğun davranışında istenen değişimin gerçekleşebilmesi için önce, çocuğun bu değişim hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Onun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görebilmesi için, nedenleri hakkında bilgi vermek önemlidir. 

    Kuralların neden konduğu ve sorumluluğun önemi anlatılmalıdır. Çocuklar, niçin bazı işleri yapmak zorunda olduklarını bilirlerse, ne zaman ailelerine yardımcı olmaları gerektiğini, ne zaman bağımsız davranabileceklerini de öğrenmiş olurlar.

    • Takip: Bilgilendirmeden sonra, çocuğun söz konusu davranışı gösterebilmesi için ona bir süre tanınması gerekir. Bu süre içerisinde yapılan takip sonucunda sorumlu davranışın ortaya çıkıp çıkmadığına, ne sürede ortaya çıktığına, hangi zamanlarda davranışın yapıldığına/yapılmadığına dikkat edilmelidir. 
    • Geri bildirim: Belli bir süre sonra gidişat hakkında bilgilendirmek gerekir. Eğer istenen sorumlu davranışın sayısında artış varsa uygun pekiştireçlerle motive edilmeli, eğer beklenen sorumlu davranışın ortaya çıkmasında sıkıntılar varsa, bu sıkıntılar ve olası nedenlerinin çocukla paylaşılması gerekir. 
    • Hatırlatma: İstenen davranış eğer gerçekleşmiyorsa yeniden hatırlatma sürecine gidilmelidir. Yeniden bilgilendirme ile başlayan bu süreç, davranış oturana kadar devam etmelidir.

    Yukarıda anlatılan bu öğeler, sadece sorumluluk kazandırma sürecine ait değildir; temel alışkanlıkların oturmasında, kuralların belirlenmesinde, kısaca yaşantımızı düzenleyecek her türlü önlemde bulunması gereken öğelerdir ve ancak kararlı ve sabırlı bir tutumla yaklaşıldığında davranışın oturması sağlanabilir.

    Sorumluluğun gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak, genel gelişim özellikleri açısından değerlendirdiğimizde, çocukların evde yerine getirebilecekleri sorumluluklarını bilmek, bize beklentilerimizi ayarlayabilmemiz açısından yardımcı olabilir. Çocuklara sorumlulukları öğretirken motivasyonu unutmamak gerekir. Yapması keyifli olan, sonucunda güzel ve övünülecek bir durum yaratan davranışlar ile ilgili sorumlulukları kazandırmak daha kolay olacaktır. Örneğin masayı kurmaya yardım etmek masayı temizlemeye ve kaldırmaya yardım etmekten daha eğlencelidir.
    Buna göre;

    6 yaş;

    •  Tek başına giyinip soyunması,
    •  Sofrada tek başına yemeğini yemesi,
    •  Oyuncaklarını toplayabilmesi,
    •  Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilmesi,
    •  El-yüz temizliğini yapabilmesi,

    7 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  Çantasını hazırlaması,
    •  Başladığı işi bitirmesi,
    •  Kuş, balık gibi hayvanları beslemesi,
    •  Proje ve ödevlerini hazırlaması,
    •  Dişlerini fırçalaması,

    8 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  Hatırlatmadan öz bakımını yapması ve odasını toplaması,
    •  Okuldan gelen mesajları iletebilmesi,
    •  Dersleriyle ilgili sorumlulukları alabilmesi,

    9-11 yaşlar arası; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  İlgilerini belirleyip, zaman planlaması ve günlük programlar yapabilmesi,
    •  Zamanını iyi kullanması,
    •  Ev dışı yakın yerlere gidip gelmesi,
    •  Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurması,
    •  Alışveriş yapması.

    Sorumluluk duygusu her ne kadar bir takım görevleri yerine getirmek için gerekli bir beceri gibi düşünülse de aslında bireyin kendi becerilerini geliştirmesi, davranışlarının sonucunun farkında olması ile ilgilidir. Sorumluluk duygusu ile özgüven gelişimi arasında oldukça güçlü bir ilişki vardır. Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılama becerisini kazanan çocuğun ebeveynlerine veya diğer yetişkinlere duyduğu bağımlılık giderek azalır. Davranışlarının sonucunu yaşadıkça, gelişen becerilerini kullandıkça çocuğun kendine olan güveni artar. Becerilerini kullanması ve geliştirmesi için fırsat verilmeyen çocukların yeterlilik duygusu ve özgüven gelişimleri de sınırlı kalır.

    Çocuklara Sorumluluğu Ne Zaman ve Nasıl Öğretmek Gerekir? 

    İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır.

    Aslında bu sorunun cevabı gelişim dönemlerinde gizlidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun yapabileceği her şeyi kendi başına başarması için ona fırsat verin. Beceriler kullanıldıkça gelişir. Yemek yiyebilen bir çocuğa yemek yedirmeye devam etmek hem onun becerisinin gelişmesine hem de yeterlilik duygusuna zarar verebilir. Çünkü nasıl bizler bir işi başardığımızı görmekten zevk alırsak aynı keyif alma duygusu çocuklar için de geçerlidir. Anne baba olarak onların bu keyfi tatmalarına destek olmak önemlidir.

    Sorumlulukların kazanılmasında anne-babaya düşen bir diğer rol ise, istenilen davranışları sergileyen bireyler olmalarıdır. Çocuklar çok iyi gözlem yeteneğine sahiptirler. Anne-babanın çocuklarına öğretmek istedikleri davranışlar için model oluşturması etkili bir yöntemdir. Eğer anne-baba günlük hayat ile ilgili sorumlulukları zorla, isteksizce gerçekleştiriyor ya da aksatıyorlarsa çocuk için de sorumluluklar kaçınılması gereken durumlar anlamına gelecektir.

    Çocuklar “yaşayarak-yaparak” öğrenirler. Bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden biri çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermektir. Anne-babalar genellikle çocuklarını olumsuzluklardan koruma içgüdüsüyle hayatı çocuklar için kolaylaştırmaya çalışırlar. Tüm bunlar kısa vadede çocuğu olumsuz sonuçlardan korur gibi görünse de uzun vadede maalesef kişilik gelişimini, özgüven oluşumunu olumsuz olarak etkileme riskini taşırlar. Biri her gün sizin için işlerinizi yapsa siz işinizi yapmak için çaba gösterir miydiniz? Çocuklar da doğal olarak anne-baba tarafından desteklenen becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duymazlar, daha doğrusu duymuyor gibi görünürler ama bir gün anne-baba desteğini azalttığında o zaman büyük zorluklar yaşarlar. Çünkü zamanında gelişmeyen becerileri sonradan kazanmak için çok daha fazla emek harcamak gerekir. Her yeni beceri başta acemice girişimlerle başlar. Bu nedenle çocukların sorumlulukları öğrenirken zamana ve anne-babanın sabrına ihtiyaçları vardır. Yemeğini kendi başına yemeğe başladığında döküp saçması normaldir ya da bardağı taşırken elinden düşürmesi. Bu tip durumlarda anne-babanın eleştirel davranması “bırak dökeceksin, sen yapamazsın” gibi geri bildirimler vermesi ya da daha hızlı sonuçlar istedikleri için kendilerinin yapmaları sorumlulukların kazanılmasını engelleyebilir.

    ÖNERİLER…
    Olumlu geri bildirim: Her yeni davranışın öğrenilmesi ve tekrar edilmesi ve pekişip alışkanlık haline gelmesi için olumlu geri bildirime ihtiyaç vardır. Anne-babanın ilgi ve onayı istenilen davranışların öğrenilmesinde anahtardır. Çocuklar her zaman olumlu ilgiden destek almazlar bazen anne-babanın kızdığı onaylamadığı bir davranışı yaparak, olumsuz ilgi alarak istemeyen bir davranışı sergilerler. Çocuklara ne yapmamaları gerektiğini değil de, ne yapmaları gerektiğini söylemek burada önem kazanır. Olumsuzdan gitmek olumsuz davranışı istemeden pekiştirmeye neden olabilir. Oysa iyi, doğru ve gerekli olduğunu düşündüğümüz davranışları fark etmek ve enerjiyi bunları övmek için kullanmak daha verimli olacaktır. Çocuklar anne-babalarının ilgi ve onayını isterler. Olumlu davranışa odaklanmak, olumlu davranışla ilgili geri bildirimler vermek istenilen davranışı geliştirmenin en etkili yoludur. Eğer çocuğunuza kardeşini ağlattığında kızmak yerine onunla sakin bir şekilde oynadığı anda ilgi gösterirseniz istenilen davranışa ilgi göstermiş olursunuz. Bu tabi ki olumsuz davranışa izin vermek anlamına gelmemelidir. Sadece gelişmesini istediğimiz davranışı desteklemeniz,
    pekiştirmeniz gereklidir.

    Bütünü parçalara bölmek: Çocuğunuza öğretmek istediğiniz davranış ne olursa olsun mümkün olan en basit basamaktan başlayın. Bir yetişkin bile dağınık bir odaya girdiğinde nereden başlayacağını bilemeyip umutsuzluğa düşebilir. Eğer çocuğunuzun odasını toplamasını istiyorsanız öncellikle işleri basamaklandırın. Birinci basamak oyuncakları kutularına yerleştirmek, ikinci basamak kirli ve temiz çamaşırları ayırmak, kirlileri kirli sepetine, temizleri ait oldukları yerlere yerleştirmek olabilir.

    Seçme sansı vermek: Çocukların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmalarını
    sağlarsanız verdikleri kararlar ile ilgili sorumluluk almalarına ve kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım edersiniz. Kendileri için uygun olanı seçme becerisini kazanmaları önemlidir. Ayrıca alternatifler arasında seçme şansları olduğunda alınan kararı benimseyip uygulama olasılıkları daha fazladır. Tabi ki seçim yapılacak alternatifler anne baba tarafından belirlenip sınırlandırılabilir.

    Her şeyin bir yeri olsun: Evdeki her eşyanın belli bir yeri olduğunu bilmek çocukların etrafı düzenli tutmasına yardımcı olabilir. Neyin nerde olduğunu bilmek çocuğa güç verir. Düzenli bir ev ortamı çocuğun düzenli olmayı öğrenmesinde etkilidir. Ancak daha da önemlisi bu düzenin sağlanmasında çocuğun da rolü olmalıdır. Kirlenen pantolonunu kirli sepetine atmak, okuduğu dergiyi gazeteliğe koymak, meyve suyu şişesini tekrar buzdolabına kaldırmak gibi günlük hayata dair işlerde çocukların da sorumlulukları olmalıdır.

    Model olma: Birçok davranışta olduğu gibi sorumluluk bilincini kazandırma sürecinde yetişkinlerin örnek davranışları önemlidir. Yetişkinlerin kendi yaşantılarına ait sorumluklara gereken özeni göstermeleri, çocukların dikkatini çeker ve onların tutumlarını gözlemleyerek daha iyi öğrenirler.

    Evdeki yardımcının rolü: Ev işlerine yardım eden kişilerin de çocukların sorumluluk bilinci kazanmasında etkisi vardır. Eğer her gün biri yatağını topluyorsa uzun yıllar yatağını toplamayı öğrenmeye gerek duymayacaktır. Bu konuda hem yardımcınız hem de çocuğunuzla konuşarak sorumluluk alanlarını netleştirin.

    Bireysel sorumluluktan sosyal sorumluluğa: Çocuklarda sorumluluk bilincini geliştirmek için, küçük yaştan itibaren önce,
    • Kendi ile ilgili sorumlulukları öğrenmesini desteklemek (çıkardığı kıyafetleri katlayıp yerine koymak, oyuncak ya da eşyalarını kullandıktan sonra yerlerine kaldırmak)
    • Daha sonra ev ile ilgili sorumlulukları paylaşmasını beklemek (yemekten sonra tabağını lavoboya koymak vb)
    • Son olarak da sosyal sorumluluklar konusunda model olmak (ağaç dikmek, ihtiyacı olanlara yardım etmek, yerlere çöp atmamak) sorumluluk bilinci kazandırmak için önemli adımlardır. 

    Söylemeye Gerek Yok:

    • Dolan çöp kovası boşaltılır.
    • Sofra kurulmasına yardımcı olunur.
    • Kirli çamaşırlar sepete koyulur.
    • Bilgisayardan önce ev ödevleri bitirilir.
    • Herkes kendi odasını düzenli tutar.
    • Telefon konuşmaları 5 dakikayla sınırlıdır vb.

    ÖZGÜVEN

    Özgüvenli çocuklar yetiştirmek hepimizin isteğidir. Özgüven, kişinin yapabildikleri ve yapamadıklarıyla, olumlu ve olumsuz duygularıyla, yetenekleriyle, korkularıyla, kendini doğal olarak kabul edebilmesi ve kendiyle barışık olmasıdır.

    Bireyin sahip olduğu özgüvenin doğuştan mı geldiği yoksa sonradan mı kazanıldığı birçok bilimsel araştırmalara yön veren bir tartışma konusudur. Hepimiz belli kişilik özelliklerini geliştirmeye yönelik olarak dünyaya geliriz. «İçedönüklük» ve «dışadönüklük» de bu kişilik özelliği kategorilerinin arasında yer alır. Her ne kadar dışadönük çocukların özgüvenin daha yüksek olma olasılığı olsa da, «dışadönüklük» genlerinin bazı çocuklarda doğuştan var olması ileride tam anlamıyla özgüvenli olacaklarının garantisi değildir. Bunun yanında doğuştan içedönük ve sakin çocuklar özgüven sıkıntısı çeker diye birşey de yoktur.

    Her bebek doğduktan sonraki birkaç haftada isteklerini talep etme konusunda oldukça
    rahattır. Ancak keşke her çocuk 5 yaşına geldiğinde de aynı şeyleri söyleyebilseydik. Bireyin
    karakteri ve davranışlarının önemli bir kısmı doğuştan belirli olmasına karşın önemli bir bölümü de çevresel etkenlerle şekillenmektedir. Dolayısıyla özgüvenin edinilmesinde doğuştan getirdiğimiz özelliklerden ziyade özgüvenin sonradan nasıl kazanıldığı özellikle merak konusu olmaktadır. Çocukların, ideal olarak, içlerindeki maceraperest ruhu tatmin edebilecekleri, hiçbir kısıtlama olmadan araştırabilecekleri bir çevreye gereksinimleri vardır. Bugünkü koşullarda ortalama bir evde çocukların cesaretinin koşulsuz olarak kısıtlanacağı bir gerçek, ama çocukların merak duygusu ve özgüveninin gereksiz birtakım tehlike ve sınırlamalar nedeniyle engellenmesini de önlemeniz gerekir.
     

    ÇOÇUĞUNUZUN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN BAZI ÖNERİLER 
    • Çocuğa sınırların belli olduğu ve sevginin açıkça ifade edildiği olumlu bir ev yaşamı sağlanmalıdır. Böyle bir ev ortamında yetişen çocuğun, hem akademik, hem de kişisel özgüveninin temeli oluşturulmuştur. 
    • Anne-babanın çocuğundan beklentileri onun yetenekleri ve yapabilirliği ile kıyaslandığında gerçekçi olmalıdır. 
    • Okulla ilgili yetersizliklerinden çok başarılarının üzerinde durulmalıdır. Bir dersten aldığı düşük bir not, diğer dersteki çalışma ve başarısını gölgelememelidir. 
    • Başarıyla sonuçlanmasa bile çabaları takdir edilmelidir. Bir çocuğun anne-babası tarafından, “Öğrenmeye çalışmandan gurur duyuyorum”, “İyi çalışman beni mutlu ediyor” gibi sözlerle yüreklendirilmesi, çocuğun daha çok çaba harcaması için onu motive edecek, mücadele gücünü geliştirecektir. 
    • Başarıları kadar gösterdiği gelişme ve ilerlemeler de çocuğun dün yapamadıkları ile bugün yapabildikleri karşılaştırılarak somut olarak ortaya konmalıdır. 
    • Çocuğa kendi işini kendisinin yapması için fırsat tanınmalı, kendi başına yapabileceği işler bir yetişkin tarafından yapılmamalıdır. 
    • Sosyal becerilerini geliştirmek için sorunu onun adına çözülmemeli, çözüm bulmasına yardımcı olunmalı, alternatifler üzerine düşünmesi sağlanmalıdır. 
    • Başladığı işi bitirmesi konusunda motive edilmeli, destek ve model olunmalıdır. 
    • Başarısız olduğunda nedenlere birlikte bakıp daha sonraki denemeleri için yüreklendirilmeli, mücadele etmesi sağlanmalıdır. 
    • Çocuğun; duygu, düşünce ve inançlarını; açık dürüst ve başkalarının haklarını ihlal etmeden, karşısındaki kişiyi aşağılamadan ve incitmeden ifade etmesi sağlanmalıdır. 
    • Duygularını ifade etmesi, yaşadıklarını paylaşması konusunda ona model olunmalıdır. Konuşmaya başladığında onu sonuna kadar dinlemek, onun anlatmak konusundaki motivasyonunu ve kendini ifadesini arttıracaktır. 
    • Çocuk haklı olduğunda haklılığı vurgulanmalı, haksız olduğunda hataları ve nasıl düzeltilebileceği konuşulmalıdır. 
    • Kendi kararlarını verebilmesi için uygun ortam yaratılmalı ve tercihlerinin sonuçlarına katlanması sağlanmalıdır. 
    • Evde düzenli olarak belli konularda sorumluluk alması sağlanmalı ve aldığı sorumlulukları yerine getirip getirmediği izlenmelidir. 
    • Çocukla konuşurken yere çömelmeli ve onun göz seviyesine inilmelidir; bu ona önemli olduğu mesajını verir. Onun da diğer kişilerle iletişiminde göz teması kurmasına özen gösterilmelidir. 
    • Çocuğun mümkün olduğu kadar farklı sosyal ortamlarda bulunması sağlanmalı, değişik insanları, çevreleri ve ortamları tanıması için fırsat verilmelidir. 
    • Girdiği farklı sosyal ortamlarda başarabileceği görevler alması sağlanmalıdır. 
    • Çocuğun zamanını verimli kullanması için onu yönlendirmek gerekir. Kendi kendisini meşgul edebileceği konular konusunda rehberlik edilmeli, kendine yetebildiğini görmesi sağlanmalıdır. 
    • Hoşlandığı, başarılı olabileceğine inandığı, yetenekli ve ilgili olduğu alanda bir hobi edinmesi sosyalleşmesi ve özgüveninin gelişmesi açısından önemlidir. 
    • Ailedeki tüm bireylerin, kişisel sorunlarını, aile içi sorunlarını, başlarına gelen iyi-kötü olayları konuşup paylaşabildiği ortamlar yaratılmalıdır. Bu toplantılar aile içi uyumu ve huzurlu birlikteliği geliştirecektir. 

    Tüm bunlar çocuğun sosyalleşmesine ve özgüveninin gelişmesine yardımcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki özgüven gelişimi bir süreçtir. Tek bir doğru davranışla harika sonuçlar elde edemeyeceğimiz gibi tek bir yanlışımızla da yerle bir olmayacaktır. Gelişim süreci içerisinde çocuk pek çok sorun durum ile karşılaşacaktır. Sizlere düşen görev çocuklarınızın kırılganlıklarını törpüleyerek sorunlarla baş etme becerilerini güçlendirmektir.