Etiket: Kanser

  • Karaciğer kanserinde aflatoksin etkisi!

    Karaciğer kanserinde aflatoksin etkisi!

    Aflatoksin, Aspergillus flavus veya A.Parasiticus olarak adlandırılan bakterinin ürettiği nemin artışı ve ısıya bağlı gıdalarda ve yemler gelişen toksik kimyasal bir maddedir. Nemli ortamda oluşan küfün sporları bu toksik maddeyi üretir ve besin maddesine bulaştırır. Küf sporları, tek başına insan sağlığına olumsuz etkisi olmasa da bulunduğu ortam elverişli olduğunda besin maddeleri üzerinde çoğalarak kısmen zararlı kimyasal bir madde üretir.

    Daha çok ekinlerde hasat zamanı oluşan aflatoksin, depolama öncesi ekin kurutulmasının aksatılması sonucu su miktarını arttırarak küf gelişimini kolaylaştırır. Ayrıca, böcek ve kemirgen istilası bu küf oluşumuna sebep olan bir başka unsurdur. Bu duruma dünyanın hemen her yerinde rastlanabilir ancak, genellikle tropik ve daha sıcak ülkelerde rastlanma olasılığı daha fazladır.

    Genellikle peynir, mısır, fıstık, pamuk tohumu, badem, incir, baharat ve yem çeşitlerinde gözlenen aflatoksin, hayvanların bu maddeyi içeren yemlerle beslenmesi sonucu süt, yumurta ve et ürünlerinde de oluşmaktadır. Ancak aflatoksinli mısır, yer fıstığı ve pamuk tohumu en yüksek kanser riski taşıyan ürünlerdir.

    Aflatoksin kansere yol açar mı?

    Birçok ülke, tüketiciye ulaşmadan önce tam bir koruma sağlanamasa da yeni düzenlemeler getirerek, bu tür gıdaların kullanımı için sıkı bir denetim mekanizması işletmektedir.

    Yapılan bir araştırma sonucu, Çin ve Sahra altı Afrika’da aflatoksinli gıdalar tüketmenin insan hepatosellüler karsinom (karaciğer kanseri) hastalığının ana sebeplerden biri olduğunu gösteren belirgin deliller, kanser dernekleri tarafından desteklenmektedir.

    Aflatoksin, insan üzerinde kanserojen etkileri olduğu bilinen ve hayvanlarda karaciğer kanserine yol açan zehirli bir maddedir. Yer fıstığının ana besin kaynağı olduğu Afrika ve Asya’da karaciğer kanseri olan insanlarla aflatoksin arasında olası yakın bir ilişki olduğu düşünülmektedir. Son zamanlarda yapılan bir diğer araştırma, hepatit B virüsü (karaciğerde viral bir enfeksiyon hastalığı) ve uzun süreli aflatoksinli gıdalarla beslenmenin birlikte karaciğer kanser riskini arttırdığı yönündedir.

    1960’larda İngiltere’de kümes hayvanları olan çiftliklerde 100.000’den fazla hindi birkaç ay içinde “Hindi X Hastalığı” olarak adlandırdıkları bir hastalıktan telef olmuştur. Bu hastalığın, sadece hindilerle sınırlı olmadığı sonradan anlaşılmış, ördek yavruları ve sülünlere de bulaşan hastalık çok sayıda hayvanı telef etmiştir.

    Daha sonra yapılan araştırmada, salgının hayvanların beslenmeleri ile ilgili olduğunu göstermiş, telef olan hayvanların tükettiği şüpheli görülen Brezilya yer fıstığının kümes hayvanları ve yavru ördekler için “hindi X hastalığı” ile benzer belirtileri olan oldukça zehirli maddeler içerdiği sonucuna varılmıştır.

    1960’larda mantardan üreyen toksin birçok spekülasyona neden olmuş, bir yıl sonra 1961’de Aspergillus flavus olarak tanımlanan bakteri sonucu mantara bağlı üreyen bu toksin maddeye aflatoksin adı verilmiştir.

    Bu keşif, insanlarda ve memeli hayvanlarda hastalığa hatta yaşam kaybına yol açan zehirli gıdaların potansiyel zararları hakkında bilincin artmasını sağlamıştır. Günümüzde, gelişmiş teknolojilere sahip ülkelerde bu tür zehirli madde taşıyabilen gıdaların denetimi sıkı şekilde takip edilmektedir.

    Sevgili okurlarım, aflatoksin taşıyan riskli gıdalar tüketirken küflü, rengi değişmiş veya normal olmayan bir hal almış ürünü lütfen bekletmeden atınız ve yenisini satın alınız. Zehirli madde üreten küf sporları barındıran gıdaların uzun süreli saklanmasının hastalık riskini arttırdığı hiç unutulmaması gereken bir gerçektir.

  • Kemoterapi alan hastaların balık yağı tüketmesi sakıncalı mıdır?

    Kemoterapi alan hastaların balık yağı tüketmesi sakıncalı mıdır?

    Jama Onkoloji Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmada; balık yağı kullanan ve uskumru, ringa balığı tüketen kanser hastalarında kandaki PIFA denilen yağ asidi seviyesinin hızla arttığı gözlenmiş, bu durumun kemoterapi tedavisine direnç geliştireceğine ve tedavinin yeterince etkili olmasını engelleyeceğine işaret edilmiştir.

    Son yıllarda en çok ilgi gören beslenme takviyelerinden olan balık yağları; omega-3 gibi yararlı yağ asitleri yönünden zengin ringa balığı, uskumru gibi balıklardan elde edilir. Omega-3 yağ asitlerinin kolestrolü düşürücü ve kalp ritmini düzenleyici etkisiyle kalp-damar hastalıklarından korunmadaki faydaları, çocuklarda zihinsel gelişime olumlu etkileri bilinmektedir. Ayrıca beynin yaşlanma sürecini yavaşlatması; Alzheimer’a karşı koruyucu etkileri; depresyon, dikkat eksikliği gibi bilişsel rahatsızlıklardaki olumlu etkileri de bilinen yararlarındandır. Balık yağı ayrıca hem çocuklarda hem de gebelerde önerilen bir beslenme takviyesidir. Bu yüzden gerek sağlıklı insanlar, gerekse kanser ve kanser dışı hastalığı olanlar tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve oldukça ses getiren bir çalışmada, kemoterapi tedavisi alan hastaların bu takviyeleri kullanmasının sakıncaları olduğu belirlenmiştir.

    Araştırma ekibi daha önce fareler üzerinde yaptığı bir çalışmada; platinle uyarılan yağ asidi (PIFA) denilen bir yağ asidi türünün kandaki yüksek seviyelerinin kemoterapi ilaçlarına direnç gelişmesine neden olduğunu belirlemiştir. Bu çalışmada ise; bundan hareketlesöz konusu yağ asitlerinin balık yağları ve ringa, uskumru gibi bazı balıkların tüketimiyle de kanda yükselebileceği ve kemoterapi ilaçlarına direnç gelişmesine neden olabileceği düşünülmüş ve değerlendirilmiştir. Bunun üzerine 30 kanser hastasının bir kısmına günlük 10 ml, bir kısmına günlük 50 ml balık yağı verilirken; 20 kanser hastasına da günlük 10 gr. Uskumru, ringa, ton balığı veya somon verilerek kanlarındaki bu yağ asidinin seviyeleri değerlendirilmiştir. Sonuçta, 50 ml alanlarda daha fazla olmak üzere balık yağı kullananlarda ve uskumru, ringa balığı tüketenlerde kandaki bu yağ asidinin seviyesinin hızla arttığı görülmüştür. Bu durum, bu ürünleri kullanan hastalarda kemoterapi tedavisine direnç gelişeceğine, yani tedavinin yeterince etkili olamayacağına işaret etmektedir.

    Sonuç olarak; insanlar genellikle kansere yakalandıktan sonra yaşam tarzlarında değişiklikler yapmakta, daha sağlıklı yaklaşımlar benimsemektedir. Sigarayı, alkolü bırakmakta, beslenmelerine daha çok dikkat etmekte ve vitaminler, balık yağları gibi takviye besinleri kullanmaya başlamaktadır. Elbette ki insanların sağlıkları adına bir şeyler yapmaya çalışması çok güzeldir. Ancak onkoloji diğer birçok tıp dalından çok daha hassas olan ve hasta-hekim ilişkisinin çok daha güçlü olması gerektiği bir branştır. Hastaların en küçük yaşam tarzı değişikliklerinden, kullandıkları beslenme takviyelerine, alternatif tıp adı altındaki ürünlere kadar her türlü girişimlerini muhakkak hekimleriyle paylaşmaları ve onların onayı olmadan hiçbir girişimde bulunmamaları son derece önemli ve hayatidir. Çünkü görüldüğü gibi basit bir balık yağı bile kanserin en temel tedavi yöntemlerinden kemoterapiye direnç gelişmesine neden olabilmektedir. Ayrıca antioksidan etkisiyle vitaminlerin de bilinenin aksine kanseri tetikleyebileceği iddia edilmektedir. Kontrolsüz ve bilinçsizce tüketilen alternatif tıp adı altındaki ürünlerin yol açtığı felaketler ise zaten bilinmektedir. Lütfen size en ideal tedavileri, en etkili şekilde ve en az zararla verebilmeleri için hekimlerinize yardımcı olun ve basit gördüğünüz, önemsiz olduğunu düşündüğünüz ürünleri dahi muhakkak hekimlerinizin kontrolü ve bilgisi dahilinde tüketin.

  • Zerdeçal (kurkumin) ve kanser

    Zerdeçal (kurkumin) ve kanser

    Kurkumin; zerdeçal bitkisinin köklerinden elde edilen, sarı-turuncu renk veren bir maddedir. Özellikle Asya ülkelerinde yemeklerde sıklıkla kullanılan köri baharatının da ana maddesidir. Binlerce yıldır geleneksel Hint ve Çin tıbbında önemli yere sahip olan kurkumin, birkaç on yıldır özellikle kanser alanında bilimsel çalışmaların da ilgi odağı olmuştur. Şimdiye dek yapılan laboratuvar çalışmalarında kurkuminin özellikle anti-inflamatuar ve antikanser özelliklerine dair birtakım olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bu bulgular henüz klinik çalışmalarla doğrulanmadığından insanlar üzerindeki etkisi net olarak bilinmemektedir. Yan etki, maliyet ve ulaşılabilirlik konusundaki avantajları ve laboratuvar çalışmalarından elde edilen olumlu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, kurkuminin üzerinde çalışılmaya değer bir madde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak klinik çalışmalarla elde edilen yeterli güvenilir kanıtların bulunmaması ve ilaç etkileşimi potansiyelinin olması nedeniyle şu an için tıbbi amaçlı kullanımından kaçınmak en doğru yaklaşım olacaktır.

    Zerdeçal (Kurkumin) Nedir? Tarihçesi Nasıldır?

    Hint safranı olarak da bilinen zerdeçal (turmerik), zencefilgiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. 300’den fazla aktif bileşeni barındırsa da köklerinden elde edilen sarı-turuncu pigment özelliğindeki bir madde, bitkinin tıbbi özelliklerinin dayandırıldığı temel biyolojik aktif bileşenidir. Yaklaşık 200 yıl önce kurkumin olarak adlandırılan bu madde, özellikle Asya ülkelerinde yemeklerde sıklıkla kullanılan köri baharatının da ana maddesidir. Ayrıca E100 koduyla gıda renklendiricisi olarak da kullanılmaktadır. Kurkumin, Asya’da -özellikle de geleneksel Hint tıbbında- 2500 yıldan fazla bir geçmişe sahiptir. Binlerce yıldır yara iyileşmesi, sivilce, yanık, çeşitli cilt hastalıkları, göz infeksiyonları, sinüzit, romatizma, depresyon, stres, hazımsızlık gibi çeşitli sağlık problemlerinde kullanılmıştır. Kurkuminin hastalıkların tedavisinde kullanımına ilişkin ilk bilimsel çalışma 1937 yılında yayımlanmış, daha sonra 1949 yılında yayımlanan bir çalışmada antibakteriyel etkinliğine ilişkin umut verici sonuçlar elde edilmesiyle çalışmalar hız kazanmıştır.

    Kurkuminin; birtakım aracı molekül, enzim ve faktörlere karşı etkileri üzerine çalışılmış ve antimikrobiyal, anti-inflamatuar etkileri ile bağışıklık sistemini düzenleyici, böbreği-karaciğeri koruyucu, kan şekerini düşürücü birtakım etkileri gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda anti-inflamatuar etkinliğinin gösterilmesi ve inflamasyonun (yangı) kanserde rol oynayan etmenlerden olması, kurkuminin kanserin önlenmesi ve tedavisinde kullanılabileceği düşüncesini doğurmuştur. 1985 yılında Dr. Kuttan’ın, laboratuvar çalışmalarında kurkuminin antikanser aktivitesinin olabileceğini göstermesiyle, araştırmalar bu alana yönelmiştir. Son dönemlerde ise kanserde özellikle koruyucu etkisi üzerine odaklanılmıştır. Kurkumin; düşük yan etki riski, düşük maliyet, kolay ulaşılabilirlik gibi özellikleriyle ideal koruyucu ajan profili çizmektedir. Ancak bağırsaklardan emilim oranının düşüklüğü, ilaçlarla etkileşme potansiyelinin yüksekliği ve etkinliğine dair mevcut kanıtların yetersizliği bu noktadaki engelleridir.

    Yapılan birçok laboratuvar çalışmasında kurkuminin gerek tedavi, gerekse korunma noktasında birtakım anti-kanser özellikleri saptanmıştır. Literatürde kurkuminin çeşitli tümör hücrelerinde, hücre çoğalmasını engelleyici (anti-proliferatif) etkilerinin araştırıldığı birçok laboratuvar çalışması mevcuttur. Bunlardan birinde; kurkumin, rahim kanserli hücre serilerinde hücre çoğalmasını engellemiştir. Fareler üzerinde yapılan bir başka çalışmada ise; kurkumin prostat kanserli hücrelerde çoğalmayı anlamlı derecede engellemiştir. Yine fareler üzerinde yapılan bir çalışmada da; farelerin bir kısmı kurkuminle beslendikten sonra farelere yemek borusunda kansere neden olabilen bir madde enjekte edilmiş ve sonuçta kurkuminle beslenen farelerde hücre çoğalması belirteçlerinin anlamlı derece daha düşük olduğu görülmüştür.

    Kurkuminin kanserin yayılmasını engelleyici özelliğinin araştırıldığı bir çalışmada ise; prostat kanserli hücrelerde yayılımı engellediği görülmüştür. Yine bir başka çalışmada da; kurkumin meme kanserinde yayılımı engelleyici etki göstermiştir.

    Bazı çalışmalarda da kurkuminin kemoterapi veya radyoterapiyle birlikte kullanımının etkileri değerlendirilmiştir. Biri 2013, diğer 2014 yılında yayımlanan iki çalışmada; kurkumin kalınbağırsak kanserli hücre serilerinde, kemoterapi ilacı 5-Fluorouracil’in duyarlılığını artırmıştır. 2014 yılında yayımlanan bir başka çalışmada da; baş-boyun kanserli hücre serilerinde, bir diğer kemoterapi ilacı sisplatinin etkinliğini artırmıştır. Yine yumurtalık kanseri hücrelerinde sisplatinin etkinliğini artırdığını raporlayan çalışma da mevcuttur. Bir başka çalışmada ise; lenf kanserinde radyoterapinin duyarlılığını artırdığı raporlanmıştır.

    Kurkuminin antikanser etkilerinden üzerinde en çok çalışılanlardan biri de korunmadır. Bu çalışmalardan birinde; kurkuminin, ağız boşluğu kanseri gelişimini baskılayabileceği raporlanmıştır. Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada ise; bağırsaklarda polip gelişimini önleyerek, kalınbağırsak kanserine karşı koruyucu etki gösterebileceği belirtilmiştir.

    Kurkuminin kanserin önlenmesi veya tedavisindeki etkilerine yönelik oldukça az sayıda klinik çalışma mevcuttur. Bu çalışmalar da (birkaçı hariç) az sayıda olgu içeren başlangıç aşamasındaki çalışmalardır. Olgu sayısı nispeten yüksek çalışmalardan birinde; kalınbağırsak kanserli 126 hastaya cerrahi öncesi dönemde verilen kurkuminin, kilo kaybını azalttığı ve genel olarak sağlığı geliştirdiği belirtilmiştir. Cerrahi müdahale sonrası takip altında tutan prostat kanserli 199 hasta ile yapılan bir diğer çalışmada ise; yeşil çay, nar, brokoli ve kurkuminden oluşan bir karışımın verildiği hastalarda, tedavi sonrası 6 aylık dönemde PSA (Prostat Spesifik Antijen) artış oranı % 63.8 daha düşük bulunmuştur.

    Bazı başlangıç çalışmalarında; radyoterapiye bağlı yan etkilerin ve semptomların azaltılmasında birtakım olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Radyoterapi alan baş-boyun kanserli 50 hastanın katılımıyla yapılan bir başlangıç çalışmasında; sandal ağacı yağı ve kurkumin içeren bir krem radyasyon dermatitinin (radyasyona bağlı cilt yangısı) önlenmesinde etkili olmuştur. Radyoterapi alan meme kanserli 30 hasta üzerinde yapılan benzer bir başka çalışmada ise; kurkumin, radyasyon dermatitinin şiddetini ve cilt soyulmalarını azaltmıştır. Cilt, genital bölge, meme veya ağız içinde kansere bağlı lezyonları olan 62 hastanın katılımıyla yapılan bir çalışmada da; kurkumin şikayetlerde rahatlama sağlamıştır.

    2008’de yayımlanan ve ileri evre pankreas kanserli 25 hastanın katılımıyla yapılan bir çalışmada; bir hastada hastalık 18 aydan uzun süre stabil seyretmiş; bir hastada da tümör %73 küçülme göstermiştir. Ancak diğer hastalarda herhangi bir olumlu yanıt elde edilememiştir. Bir başka klinik çalışmada da; kurkumin ileri evre pankreas kanserli 17 hastada, kemoterapi ilacı gemsitabinle kombine edilerek verilmiş ancak olumlu bir sonuç alınamadığı gibi 5 hastanın şikayetlerinde artış olmuştur.

    Kurkuminin yan etkisi ve riskleri nelerdir?

    Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), kurkumini ‘’genel olarak güvenli’’ olarak tanımlanmıştır. Nitekim literatürde de kurkumin kullanımıyla direkt ilişkili ciddi yan etkiler bildirilmemiştir. Ancak ilaç etkileşimlerine ilişkin literatürde güçlü kanıtlar mevcuttur. Başta kemoterapi ilaçları olmak üzere birçok ilaçla etkileşimine dair çalışmalar mevcuttur. Yine ilaçların metabolizmasında görevli enzimleri etkilediğine ilişkin çalışmalar da raporlanmıştır. Bir başka laboratuvar çalışmasında ise; kurkuminin kemoterapi ilaçlarının etkinliğini azaltabileceği belirtilmiştir.

    Peki o zaman ne yapmak gerekir?

    Hayvan çalışmaları ve diğer laboratuvar çalışmalarından elde edilen sonuçlar, kurkuminin özellikle anti-inflamatuar ve antikanser özelliklerinin olabileceğine işaret etmektedir. Ancak laboratuvar ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan, insan fizyolojisinden uzak çalışmalar; klinik çalışmalar kadar değer taşımamaktadır. Nitekim kurkuminin tıbbi kullanımına ilişkin klinik çalışmalar da oldukça az sayıdadır, dolayısıyla insanlar üzerindeki etkileri net olarak bilinmemektedir. Bu yüzden kurkuminin herhangi bir sağlık durumunda kullanıma ilişkin güvenilir kanıtlar olduğunu söylemek güçtür. Nitekim henüz herhangi bir sağlık durumu için kullanımı da onaylanmamıştır. Kurkumin ve kurkumin içerikli ürünlerin kullanımına ilişkin bildirilen ciddi yan etkiler olmasa da özellikle kemoterapi ilaçları olmak üzere, ilaç etkileşimlerine ilişkin veriler mevcuttur. Bu noktada, şu an için bu ürünün tıbbi amaçlı kullanımından kaçınmakta yarar vardır.

  • Kanserden korunmak için hangi testleri yaptıralım?

    Kanserden korunmak için hangi testleri yaptıralım?

    Toplumda en sık görülen kanserlerden korunmak ya da bunları erken yakalamak için ne yapmalıyız? Burada en sık görülen kanserler için uygulanan çekap programlarından söz edilmiştir.

    1- Akciğer kanseri: Anne ya da babasında akciğer kanseri olan, sigara içen ve öksürüğü olan kişilerde spiral tomografi çekilmelidir.

    2- Prostat kanseri: Genellikle erken dönemde belirti vermez. Bu nedenle 50 yaşından itibaren erkeklerde yılda bir kez kanda PSA dediğimiz prostat spesifik antijene bakmak gerekir. Bu bir tümör belirteci olup prostat kanserli hastalarda yükselir.

    3- Meme kanseri: Küçük kitlelerin fizik incelemeyle tanısı pek mümkün değildir. Bu nedenle 40 yaşından itibaren kadınlara yılda bir kez mamografi yapılmalıdır. Gerektiğinde buna meme ultrasonografisi ve meme MR’ı eklenebilir.

    4- Deri kanserleri: Yüzeyde oldukları için genellikle fark edilirler. Ancak bazen kendi gözümüzle ulaşamadığımız deri kısımları olduğundan yılda bir kez cilt muayenesi yapılmalıdır. Burada saçlı deri gibi lezyonların saklanabildiği yerler de kontrol edilir. Ayrıca bizim fark edemediğimiz ben ve diğer cilt lezyonlarındaki değişiklikler dermatolog tarafından saptanabilir.

    5- Mide kanseri: Gastrit diye geçiştirilen bazı mide rahatsızlıkları kanser belirtisi olabilir. Bu kişilere gastroskopi denilen üst endoskopik tetkik yapılmalıdır. Böylelikle yakınmaların nedeni anlaşılır. Biyopsi yapılarak kanser olup olmadığına karar verilir.

    6- Mesane kanseri: Kanlı idrar gibi hastalıktan kuşkulanılan durumlarda sistoskopi denilen tetkikle idrar kanalından mesaneye girilerek bakılır ve gerekirse biyopsi alınır.

    7- Kalın barsak kanseri: Kalın barsaklardaki polipler zamanla kansere dönüşebilir ve bunlar hiç belirti vermezler. Bu nedenle 50 yaş üzerindeki herkese periyodik olarak kolonoskopi yapılmalıdır. Polip bulunursa bunlar endoskopi sırasında çıkarılır ve tedavi tamamlanmış olur. Günümüzde bu tetkikin yapılması çok kolaylaşmıştır. Tetkik sırasında hasta uyutulduğu için herhangi bir acı ya da ağrı duymamaktadır. Kansere dönüşebilen polip bulunmuşsa kolonoskopinin bir yıl sonra tekrarı gerekir. Normal bulunan kişilerde 3 ile 10 yıl arasında tetkiki tekrarlamak gerekir. Ayrıca yılda bir kez dışkıda gizli kan bakılmalıdır. Dışkıda kan bulunan kişilerde kalın barsak kanseri olabileceğinden kolonoskopiyle barsaklar incelenmelidir.

    8- Tiroid kanseri: Kuşkulanılan durumda elle boyun muayenesi ve tiroid ultrasonografisi yapılmalıdır. Kuşkulu nodüllerden biyopsi alınmalıdır.

    9- Rahim kanseri: Rahim kanserlerinin % 20 kadarı belirti vermez. Bunlarda ‘pap smear’ denilen test yapılabilir. Bu testte rahim ağzından sürüntü alınmaktadır. Aslında ‘pap smear’ testi rahim ağzı kanserlerini oluşmadan yakalamada çok önemli bir testtir. Cinsel yaşam başladıktan sonra yılda bir kez yapılmalıdır. Ancak rahmin gövdesindeki kanserleri yakalamada etkinliği azdır. Rahim kanserinden kuşkulanılan durumlarda ‘pap smear’a ek olarak karın bölgesinin tomografi ya da MR’ı çekilebilir.

    10- Kadın yumurtalık kanseri: Kuşkulanılan durumlarda kanda CA-125 denilen antjene bakılarak hastalık hakkında bilgi edinilebilir. Kadın-doğum muayenesi, ultrasonografi ve MR ile yumurtalıklarda kitle olup olmadığı anlaşılır.

  • Çocuklarda kanserden korunma yolları

    Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı 2009 yılı kanser istatistiklerine göre, ülkemizde en sık görülen çocukluk çağı kanseri akut lenfositik lösemidir. Daha sonra sıklık sırasına göre beyin tümörleri, nöroblastom, Non-Hodgkin lenfoma, Wilms tümörü, akut myeloid lösemi, kemik tümörleri, Hodgkin lenfoma, rabdomyosarkom ve retinoblastom gelmektedir.

    Gelin diğer yazıları inceleyerek çocukları kanserden nasıl koruyabileceğimizi öğrenelim.

    Doğru ve düzenli beslenme alışkanlığı ve sağlıklı bir yaşam şekline sahip olan ebeveynlerin çocukları da tıpkı aileleri gibi sağlıklı bir yaşam sürdürecek ve obeziteden uzak kalacaktır.

    -Mümkün olduğu kadar birlikte ailece yemek yiyin.

    -Davranışlarınızla çocuğunuza örnek olun. Çocuklar konuşmadan çok hareketleri örnek alırlar.

    -TV izleme saatlerini kısıtlayın. Günde en fazla 2 saat TV seyretmesine izin verin.

    -Çocuğunuzun günde en az 1 saat fiziksel aktivite yapmasını sağlayın.

    -Çocuğunuzu her sabah kahvaltı etmeyi alışkanlık haline getirmesini sağlayın. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ve beyin gücünü olumlu yönde etkiler.

    -Çocuğunuzun şekerli içecekler tüketmesini yasaklayın (soda, yapay meyve suları ve kola vs.) Doğal meyve suları ve bol su içmelerini sağlayın.

    -Evinizde daha çok doğal yiyecek ve içecekleri bulundurmaya dikkat edin. Çocuğunuza günlük olarak bol taze meyve-sebze ve tam tahıllı ürünler tüketmesini aşılayın.

    -Çocuğunuza fast food, abur cubur ve şekerli yiyecek ve içeceklerin tüketimini kısıtlayın.

    -Çocuğunuzun çok tuzlu ve çok tatlı yiyecek ve içecekleri tüketmesini engelleyin. Tuz sağlıklı hücrelere zarar verirken, şekerin kanser hücrelerini beslediğini unutmayın.

    -Çocuğunuzu en az 6 ay emzirin.

    -Çocuklarımızı düzenli olarak sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık yedirerek kanserden koruyabiliriz.

    Çocuğunuzun beslenmesini işlenmiş et (sucuk, sosis, salam vs.) ve hazır gıdalar yerine doğal sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık tüketmesini sağlayacak şekilde düzenleyin. Çocuğunuzun beslenmesini işlenmiş et (sucuk, sosis, salam vs.) ve hazır gıdalar yerine doğal sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık tüketmesini sağlayacak şekilde düzenleyin. Lahana, kara lahana, semiz otu, ıspanak, brokoli, tere, karnabahar gibi taze sebzeler tüketmesini sağlayın. Bu sebzelerin kimyasal ilaçlar içermeyen organik olarak yetiştirilmiş olmasına dikkat edin. Organik sebze bol vitamin, bol mineral ve omega 3 demektir.

    Çocuklarımızda K vitamini eksikliği olduğunu gösteren son yapılan araştırmaları da göz önüne alacak olursak, organik ve doğal olarak yetişmiş sebzeleri tüketen çocuklarımız, yeterli vitamin ve minerale sahip olacaktır.

    Yapılan birçok araştırma hiç meyve tüketmeyen çocukların yaşamlarının ileriki dönemlerinde kansere yakalanma riskinin arttığını göstermiştir. Meyvelerin kimyasal ilaçlar kullanılmadan organik olarak yetiştirilmiş olmasına dikkat edin. Organik olarak yetiştirilen meyvelerin bol vitamin, bol mineral ve omega 3 anlamına geldiğini unutmayın.

    Balık içerdiği yağı ve proteini ile çocuklarınızın IQ seviyesini yükseltir ve çocuklarınıza mükemmel bir beslenme sağlar. Balık içeriğindeki yağı ile insan sağlığına büyük faydaları olan bir gıdadır.

    Çocuklarımızın süt ve süt ürünlerini dengeli tüketmelerini sağlamalıyız.

    Yapılan bazı araştırmalar, süt ürünleri (süt, yumurta, peynir vs.) ile kanser riski arasında bağlantıya rastlamıştır. Ancak bu bilgilerden yola çıkarak çocukları süt ve süt ürünlerinden uzak tutmak doğru değildir. Ancak her gıdada olduğu gibi süt ve süt ürünlerinin faydalı olacağı düşüncesi ile abartılması doğru değildir. Ayrıca, süt iştahı kapattığı için çocuğunuzun başka gıdalarla beslenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle tüm gıdalara bakış açımızda olduğu gibi dengeli tüketim en kıymetli yaklaşımdır.

    Tütünün ve pasif içiciliğin çocuk kanserleri üzerindeki etkisi

    Çocuklar, anne ve babalarına bakarak onları taklit ederler. Ailenizde kimsenin sigara içmesine izin vermeyin ve evinizde sigara içirmeyin. 2010 yılında elde edilen verilere göre çocuklar ve gençler arasında sigara kullanımı azalmaktadır. Son 10 yıldır tütün ürünlerinin kullanımının yol açtığı sonuçlar konusunda blinçlendirme çalışmaları, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak, bu konuda ailelerin devamlı tetikte olması gerekir. Yapılan araştırmalar, 12 yaş ve üzeri çocukların %25’den fazlasının düzenli olarak sigara kullandığını göstermiştir ki bu hiçte azımsanacak bir rakam değildir.

    Akciğer kanseri halen en sık rastlanan ve görülen vakaların yaklaşık %85’inde yaşam kaybına sebep olan bir kanser türü olarak baş sırada yer almaktadır. Sigara kullanan kişilerin yaklaşık %80’inin 18 yaşından erken sigara içmeye başladığı gözönüne alınacak olursa, ailelerin çocuklarına sigaranın zararlarından bahsetmeleri ve sigarasız bir yaşam sürmenin insan sağlığına faydalarını anlatmaları gereklidir. Sigara kullanan ebeveynlerin örnek olmak adına sigarayı bırakması hem akciğer, ağız, özofagus, mesane, böbrek ve pankreas kanserleri ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltacak hem de çocuklarında olumlu etki yaratacaktır.

    Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı) ile kanserden korıunma

    Ülkemizde 12-15 yaşlarından itibaren kız çocuklarına uygulanan insan papillom virüs aşısı (HPV) aşısı, yüksek risk taşıyan iki tür HPV enfeksiyonundan koruyarak rahim ağzı kanserinde yeni bir çığır açmıştır. Rahim kanserlerinin %70’ine sebep olan HPV 16 ve 18’den korunmak için kullanılan aşılar, Gardasil® ve Cervarix®’dir. Gardasil, genital siğillere yol açan HPV 6 ve 11’den de korur. HPV aşısı, rahim kanseri ve serviks kanseri riskini ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Bu aşıların, HPV enfeksiyonunu önlemek için kullanıldığını, rahim ağzı kanserini veya enfeksiyonu tedavi amacı taşımadığını bilmek önemlidir. HPV enfeksiyonu, genellikle kişi aktif cinsel yaşamına başladığında ortaya çıktığına göre öncesinde yani kişi gençken yapılan aşı ile bu virüsten korunmak mümkün olacaktır. İleri yaşlarda yapılan aşının koruyuculuğunun da azalmakta olduğu unutulmamalıdır. Çocuğunuzu aşılatma kararını bireysel olarak almamalı kar ve zararı mutlaka hekiminizle konuşmalısınız.

    Güneşin zararlı UV Işınlarının kanser üzerindeki etkisi;

    Çocuklar dikkat edilmesi gereken bir başka kanser türü cilt kanseridir. Cilt kanseri gelişiminin %90’ında etken rol oynayan güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından çocuklarımızı korumak için basit önlemler almanız yeterli olacaktır. Çocuklar özel ilgi ister. Deniz kenarında veya dışarıda oynayarak fazla vakit geçiren çocukların güneşte yanma olasılığı daha yüksektir ve yaklaşan tehlikeden haberdar değillerdir. Anne-babalar ve bakıcılar, çocukları güneşin zararlı ışınlarından korumak için dışarı çıkarken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar kapalı giydirin, şapka takın ve güneş kremi sürmeyi bir alışkanlık haline getirin. Biraz daha büyüdüklerinde çocuklarınıza güneşin zararlı ışınları hakkında bilgi verin. Eğer çocuğunuz güneşte kolay yanıyorsa, daha da dikkatli olmanız, kapalı giydirmeniz, en az +30 koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz ve güneşte fazla kalmamasına (özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arası) özen göstermeniz gerekir. Ayrıca, çocuğunuzun UV ışınlarından koruyan bir güneş gözlüğü takması, hem gözleri hem de göz çevresindeki hassas deriyi koruyacaktır. Bunun yanında, 6 aydan küçük bebekler, direk güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır ve koruyucu şapka ve giysi giydirilmeli, bebeğin güneş gören bölgelerine güneş kremi sürülmelidir.

  • Erkeklerde kanserden korunma yolları

    2015 yılı verilerimize göre ülkemizde her yıl 97 bin erkek ve 62 bin kadın ve toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır.

    Ülkemizde erkeklerde en sık görülen akciğer kanseri, her 100,000 kişiden yaklaşık 61’ini etkilemektedir. Akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen kanserler sırasıyla; prostat, kalın bağırsak, mesane, mide, larinks, lenfoma, beyin, pankreas ve böbrek kanserleridir.

    Kansere dair sayısal veriler her ne kadar bizi ürkütse de, kanserin biyolojisini eskisine nazaran çok daha iyi bilmemiz sayesinde kanserin tanı ve tedavisine yönelik artık elimizde güçlü silahlarımız var. Gelecekte çok daha güçlü yöntemler bulunup kullanıma sunulana kadar, kendimizi korumak şu an için bile çok şey yapabiliriz.

    Bazı çevresel ve genetik faktörler kansere yakalanma ihtimalinizi arttırır. Bunlara kanser risk faktörleri diyoruz. Kanser risk faktörleri bilirseniz, bu hastalıktan korunabilir veya çok erken evrede tanı koyulma şansı elde edilebilirsiniz. Kanser riskinizi birçok yolla azaltabilirsiniz:

    – Sigara içmeyin, ve pasif içicilikten sakının. Artık çok iyi biliniyor ki, dünya genelinde kansere bağlı yaşam kayıplarının ana nedeni olan akciğer kanseri, çoğunlukla tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı oluşmaktadır.

    – 50 yaşından itibaren, kolon ve rektum (kalın bağırsak) kanserleri için tarama yaptırın. Kolonoskopi ve rektoskopi olarak adlandırılan, kalın bağırsağın kamera ile görüntülenmesi yöntemlerinin, bu bölge kanserlerini çok erken bir dönemde tespit etmede başarısı artık iyi bilinmektedir. Kalın bağırsak kanserleri ülkemizde, hem erkek hem kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Bu nedenle, bu kanser türü için etkili bir erken tarama yönteminin mevcut olması bir şans olarak nitelenebilir.

    – Cildinizi güneşten ve solaryumdan koruyun. Cilt kanserleri sık görülür ve cilt kanserlerinin birçoğununu sebebi güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyettir. Erkeklerin bayanlara göre daha az güneş kremi kullanıkları çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Güneş kremi ve uygun kıyafetler gibi birkaç basit önlemle güneşin zararlı ışınlarından korunabilirsiniz.

    – Aktif bir yaşam tarzı benimseyin ve kilonuza dikkat edin. Sağlıklı beslenmenin ve düzenli fiziksel aktivitenin birçok kanser türü için riski azalttığı kanıtlanmıştır. Web sitemizin beslenme ve egzersiz bölümünde konuyla ilgili faydalanabileceğiniz birçok yazı mevcuttur.

  • Kadınlarda kanserden korunma yolları

    2015 yılı verilerimize göre ülkemizde her yıl 97 bin erkek ve 62 bin kadın ve toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır.

    Ülkemizde kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden birisi olmaya devam etmektedir. Meme kanserinden sonra en sık görülen kanserler sırasıyla; tiroid, kalın bağırsak, rahim, akciğer, mide, yumurtalık, lenfoma, beyin ve rahim ağzı kanserleridir.

    Bazı çevresel ve genetik faktörler kansere yakalanma ihtimalinizi arttırır. Bunlara kanser risk faktörleri diyoruz. Kanser risk faktörleri bilirseniz, bu hastalıktan korunabilir veya çok erken evrede tanı koyulma şansı elde edilebilirsiniz. Kanser riskinizi birçok yolla azaltabilirsiniz:

    -Sigara içmeyin, ve pasif içicilikten sakının. Sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türünde ana etken olduğu artık bilinmektedir.

    -Meme, rahim ağzı (serviks), ve kalın bağırsak kanserleri için önerilen sıklıklarda düzenli tarama yaptırın. Tarama yöntemleri, kanserleri erken aşamada yakalamak için en iyi yöntemlerdir, çünkü erken evrede kanserin tedavisi çok daha kolaydır.

    -Cildinizi güneşten ve solaryumdan koruyun. Cilt kanserleri sık görülür ve cilt kanserlerinin birçoğunda sebep güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyettir.

    -Egzersiz yapın ve sağlıklı bir kiloda kalın. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyi bir yaşam tarzı olarak benimsemeniz birçok kanser için riskinizi azaltacaktır.

    -HPV aşısı ile HPV ilişkili kanserlerden (rahim ağzı, baş-boyun kanserleri) korunabilirsiniz. 9-26 yaş aralığındaki uygulanan HPV aşısı ile rahim ağzı kanserinden büyük oranda korunabilirsiniz.

  • Uv ışınları ile kanser ilişkisi

    Cilt kanseri, en sık görülen kanser türüdür. Melanom ve melanom olmayan cilt kanserleri olarak 2 başlıkta incelenir. Melanom, cilt kanserinin seyrek görülen (yaklaşık %5) bir türü olmakla birlikte en agresif hastalık seyrine sahip kanser türlerinden biridir ve özellikle son yıllarda melanom görülme oranı giderek artmaktadır.

    İyi haber ise, bu kanser türünden korunmak için alınabilecek önlemlerin olması veya erken evrede teşhis edilerek etkin tedavi uygulanabilmesidir. Cilt kanserlerinin çoğu, fazla oranda UV ışınlarına maruz kalınması sonucu oluşur. Bu UV ışınlarının çoğu güneşten gelmektedir. Ancak, bazen insan yapımı solaryum gibi UV ışını olan kaynaklarda cilt kanserine sebep olabilmektedir. Güneşi tamamen engellemeniz gerekmez. Kapalı alanlarda kalarak hareketsiz bir yaşam sürmek pek de akıllıca olmayacaktır. Çünkü günlük yapılacak fiziksel aktivite sağlıklı yaşam için önemlidir. Ancak, fazla güneş ışığı zararlı olabilir. Bazı adımlar atarak UV ışınlarının etkisini sınırlayabilirsiniz.

    Gölgede kalarak UV etkisini sınırlayabilirsiniz. Bunun yanında mümkün olduğu kadar kapalı giyinmeniz UV ışınlarına fazla maruz kalmanızı engeller. Güneş ışınlarının daha dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arası dışarı çıkmanız gerekiyorsa, şapka ve UV ışınlarından koruyan güneş gözlüğü takmanız gereklidir. Bu sayede, baş ve göz çevresindeki hassas bölgeyi korumuş olursunuz. Mevsim ne olursa olsun, güneşli havalarda açıkta kalan bölgelere (yüz, kol, bacak vs.) +30 UV koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz cilt kanserinden korunmanıza yardımcı olacak bir başka önlemdir.

    Birçok kişi solaryumun oluşturduğu UV ışınlarının zararsız olduğuna inanır. Bu doğru değildir. Ultraviyole lambalar, UVA ve UVB ışınları yayarlar. Hem UVA hem de UVB ışınları ciltte uzun süreli zarara yol açar ve cilt kanserinin gelişimine katkı sağlar. Özellikle 30 yaş öncesi solaryum kullanımına başlamanın, melanom riskinin artması ile bağlantısı vardır. Dermatologların ve sağlık örgütlerinin çoğu solaryum ve ultraviyole lamba kullanımını tavsiye etmemektedir. Bronz tenli görünmek isterseniz, bronzlaştırıcı losyon kullanarak tehlikesiz bir yöntemle bronz görünmeniz mümkündür.

    Cilt kanseri, çocuklarda dikkat edilmesi gereken bir başka kanser türüdür. Cilt kanseri gelişiminin %90’ında etken rol oynayan güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından çocuklarımızı korumak için basit önlemler almanız yeterli olacaktır. Çocuklar özel ilgi ister. Deniz kenarında veya dışarıda oynayarak fazla vakit geçiren çocukların güneşte yanma olasılığı daha yüksektir ve yaklaşan tehlikeden haberdar değillerdir. Anne-babalar ve bakıcılar, çocukları güneşin zararlı ışınlarından korumak için dışarı çıkarken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar kapalı giydirin, şapka takın ve güneş kremi sürmeyi bir alışkanlık haline getirin. Biraz daha büyüdüklerinde çocuklarınıza güneşin zararlı ışınları hakkında bilgi verin. Eğer çocuğunuz güneşte kolay yanıyorsa, daha da dikkatli olmanız, kapalı giydirmeniz, en az +30 koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz ve güneşte fazla kalmamasına (özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arası) özen göstermeniz gerekir. Ayrıca, çocuğunuzun UV ışınlarından koruyan bir güneş gözlüğü takması, hem gözleri hem de göz çevresindeki hassas deriyi koruyacaktır. Bunun yanında, 6 aydan küçük bebekler, direk güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır ve koruyucu şapka ve giysi giydirilmeli, bebeğin güneş gören bölgelerine güneş kremi sürülmelidir.

  • Egzersiz ile kanser ilişkisi

    Günümüzde bireyler yaşamın karmaşası ve güçlüğü altında artan bir tempoda çalışmakta ve kendine ve sağlığına ayırdığı vakit her geçen gün azalmaktadır. Oysa fiziksel aktivite sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden birisidir. Gün içinde yoğun bir iş yaşamında bile pasif bedensel hareketler sergilemekteyiz. Belli bir ritme uymayan ve temposuz bu hareketler bizleri yorsa da sağlığımız için gerekli olan fiziksel aktivitenin yerini almamaktadır. Bu durum zaman içinde beslenme saatlerinin düzensizliğine, tuvalet alışkanlığımızda bozulmaya, sağlıksız gıda alımına ve dolayısıyla sağlıksız yaşama neden olmaktadır. Günümüze değin yapılan çok sayıda bilimsel araştırma düzenli egzersiz yapmanın kanser riskinde azalmaya neden olduğunu kanıtlamıştır. Düzenli egzersiz vücudumuzda birçok olumsuzluğa yol açan insülin ve insülin ilişkili proteinlerin düzeyini azaltmakta, bayanlarda östrojen düzeyini kontrol altına almakta ve özellikle barsak kanseri riskini azaltan barsak pasaj süresinin uzamasını engellemektedir. Vücudumuzda insülin ve insülin ilişkili proteinlerin artışı hücreleri uyarmakta ve kontrolsüz hücre çoğalmasını tetikleyerek kanser oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Öte yandan kanser tanısı aldıktan sonra düzenli egzersiz yapmanın da birçok faydası kanıtlanmış durumdadır.

    Fiziksel aktivitenin azalması bireylerde barsak hareketlerini azaltmakta ve dışkıda oluşan çok sayıda istenmeyen kanserojen maddelerin barsak yüzeyine temas ederek kanserleşme sürecini başlatmasına neden olmaktadır. Bayanlarda özellikle ileri yaşlarda (menapoz sonrası) östrojen hormonunun en önemli kaynağı yağ dokudur. Yağ dokunun orantısız artışı hormon düzeylerinde artışa neden olmakta ve bu durumda bayanlarda meme, rahim kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri riskini artırmaktadır.

    Tüm bu gerekçeler göz önüne alındığında her gün sağlığınızın elverdiği ölçüde egzersiz yaparak başta prostat ve kolon kanseri olmak üzeri birçok kanser türünden korunabilirsiniz. Vücudunuzun hareketsiz kalmak için programlanmadığını bilmeniz önemlidir. Bu nedenle, yapacağınız her türlü aktivite size fayda sağlayacak, sağlıklı kiloda kalmanıza yardımcı olacaktır. Doktorunuzdan yardım alarak yaşınıza ve sağlık durumunuza uygun egzersizleri ne süreyle ve ne sıklıkta yapacağınız konusunda karar verebilirsiniz.

    Genel olarak yetişkinler, her hafta en az 150 dakika hafif egzersiz veya 75 dakika ağır bir egzersiz yapmalıdır. Ya da eşdeğer bir programı hafta boyunca belirli günlere dağıtılabilir. Çocuklar ve yetişkinler, her gün en az 1 saat hafif veya ağır egzersiz yapmalıdır. Ağır bir egzersizi tercih edenler, haftada en az 3 gün bu fiziksel aktiviteyi sürdürmelidir. Oturma, uzanma, televizyon seyretme, bilgisayar kullanma gibi hareket gerektirmeyen aktiviteleri yaşamınızda sınırlamalısınız. Az bile olsa yapılan fiziksel aktivite, sağlığınız için fayda sağlayacaktır. Çocuklarınızın TV ve bilgisayar başında geçirdikleri zamanı kısıtlayın. Onlara düzenli egzersiz yapmalarını öğütleyin. Böylece çocuğunuz sağlıklı ve dinç kalacak, aşırı kilo alması önlenmiş olacaktır.

  • Sigara ile kanser ilişkisi

    Sigara içmeyen bir toplum yaratırsak neredeyse akciğer kanserlerinin %90’ından daha fazlasını yok edebiliriz. Günümüzde sigaranın çok sayıda kanser ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanseri yanı sıra, baş boyun kanserleri, yutak (farinks), yemek borusu (özafagus), mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde ciddi oranda azalmalar gözlenecektir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 20. yüzyılda tütün kullanımına bağlı yaklaşık 100 milyon yaşam kaybı meydana geldi ve her yıl bu sayıya 6 milyon ekleniyor. Sigaranın içinde 50’nin üzerinde doğrudan kanserle ilişkili kimyasal bulunmaktadır. Filtreli sigara içmek bu kimyasallara maruziyeti azaltmamaktadır. Yıllar içinde filtreli veya light sigara içimi bireylerin nikotin ihtiyacını gidermek için sigara dumanının daha derin içlerine çekmelerine neden olarak, akciğer kanserlerinin daha derin ve alt loblara doğru yer değiştirmesine neden olmuş ve akciğer kanseri sıklığını azaltmamıştır. 1900’lü yılların ilk çeyreğinde sigara ve akciğer kanseri ilişkisi ortaya konulmaya başlanmış 1950’li yıllarda ise bu ilişki bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ne var ki yıllar boyu bu bilimsel gerçek toplumdan devletler ve sigara üreticileri tarafınca saklanmış sigara bağımlılığı dünya çapında yaygınlaştırılmıştır. 1997’de Amerika’nın en ünlü sigara üreticilerinden olan Liggett, akciğer kanserine yakalanan bir bireyin mahkemeye vermesi sonucu mahkum edilmiş ve tüm dünyaya özür içeren mesaj yayınlamak zorunda kalmıştır.

    Akciğer kanseri gibi yaşam kaybı riski yüksek olan bir kanser türünün oluşumu tek bir sebebe bağlı değildir. Yapılan araştırmalar sonucu, akciğer kanserinin birçok nedeni bulunmuştur. Çeşitli faktörler akciğer kanseri oluşumunda rol oynayabilir. Ancak bu faktörlerin çoğu tütün kullanımıyla ilişkilidir.

    Sigara ve Akciğer Kanseri; sigara içmek akciğer kanserine neden olur. Tütündeki zararlı maddeler (kanserojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. Zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilir. Bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin içine çektiğiyle alakalıdır. Sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürecektir.

    Akciğer kanserinden korunmanın en iyi yolu sigara içmeyi bırakmak veya hiç başlamamaktır!

    Puro ve pipo ve Akciğer Kanseri; puro ve pipo kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riski taşırlar. Kişinin kaç yıldır puro veya pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. İçlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri, akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri için de risk altındadırlar. Ayrıca pasif içiciler de tütün dumanına maruz kalarak aynı oranda akciğer kanseri olma riskine sahiptir.

    Eğer halen sigara içiyorsanız hemen bırakın! Bu konuda doktorunuzun yönlendirmesi ile yardım almanız mümkündür.

    Pasif içiciliğin çocuk kanserleri üzerine etkisine bakacak olursak çocuklar, anne ve babalarına bakarak onları taklit ederler. Ailenizde kimsenin sigara içmesine izin vermeyin ve evinizde sigara içirmeyin. 2010 yılında elde edilen verilere göre çocuklar ve gençler arasında sigara kullanımı azalmaktadır. Son 10 yıldır tütün ürünlerinin kullanımının yol açtığı sonuçlar konusunda blinçlendirme çalışmaları, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak, bu konuda ailelerin devamlı tetikte olması gerekir. Yapılan araştırmalar, 12 yaş ve üzeri çocukların %25’den fazlasının düzenli olarak sigara kullandığını göstermiştir ki bu hiçte azımsanacak bir rakam değildir.

    Akciğer kanseri halen en sık rastlanan ve görülen vakaların yaklaşık %85’inde yaşam kaybına sebep olan bir kanser türü olarak baş sırada yer almaktadır. Sigara kullanan kişilerin yaklaşık %80’inin 18 yaşından erken sigara içmeye başladığı dikkate alınacak olursa, ailelerin çocuklarına sigaranın zararlarından bahsetmeleri ve sigarasız bir yaşam sürmenin insan sağlığına faydalarını anlatmaları gereklidir. Sigara kullanan ebeveynlerin örnek olmak adına sigarayı bırakması hem akciğer, ağız, özofagus, mesane, böbrek ve pankreas kanserleri ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltacak hem de çocuklarında olumlu etki yaratacaktır.