Etiket: Kanser

  • Kanser önlenebilir bir hastalıktır

    Kanserli olguların gelişimi ve ölüm nedenleri arasındaki öne çıkışı sağlık için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kanserden şüphelenmemizi sağlayacak uyarılar var mıdır? Bu sorunu cevabı tabi ki evettir.

    Barsak veya idrar yapma alışkanlığında değişiklikler

    Geçmeyen soğuk algınlığı tablosu

    Beklenmeyen kanamalar

    Memede kitle tespit edilmesi veya meme cildinde değişiklikler veya akıntı

    Yutma güçlüğü

    İyileşmeyen yaralar

    İnatçı öksürük

    Belirgin iştahsızlık ve istemsiz kilo kaybı

    Tanımlanamayan ateş

    Ciltteki lekelerde renk değişikliği

    Yukarıda tanımlanan uyarıların yanında unutmayalım ki sadece 4 değişken ile kanser başta olmak üzere diyabet, kalp krizi ve inme %80 azaltılabilmektedir.

    Fizik aktivite

    Sağlıklı beslenme

    Sigara içmemek

    Obeziteden kaçınma

    Ancak ne acıdır ki gerçek anlamda toplumun sadece %10’u uyarılara uyum gösterebilmektedir. Bu uyarılar yanında unutmayalım ki tarama programlarına dahil olmakla yeni gelişebilecek kanser olgularının %50’si önlenebilir veya erken tanı almaktadır. Kanser erken tanısı için bu konuda uzman doktorlara başvuru yapmak önemlidir. Nihayet kurduğunuz iyi bir diyalog sayesinde erken tanı ve tarama programları hakkında sizi eğitecek ve yönlendirecektir. Tartışacağınız konuları liste haline getirmek, tarama sıklığı ve şekli nedir, sorgulanması gereken durumlardır.

    Tarama programlarının uygulandığı hastalıkların başında meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kalın barsak kanseri ve prostat kanseri yer almaktadır.

    Meme Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Kendi kendine meme muayenesi değişiklikleri saptamada önemlidir

    Kırk yaşını dolduran kadınlar ilk mamografisini çektirmelidir, sonraki 10 yıl için 2 yılda bir

    Elli yaşından sonra yıllık mamografi, 20’li-30’lu yaşlarda 3 yılda bir

    Rahim Ağzı Kanseri İçin Önerilen Program:

    Tarama ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamalıdır, 21 yaşını geçmemelidir.

    Her yıl Pap smear testi veya 2 yılda bir “liquid-based Pap test” ile yapılmalıdır.

    Otuz yaş ve sonrasındakilerde 3 veya daha fazla sayıda normal test sağlananlarda 2-3 yılda bir tarama yapılabilir.

    Yetmiş yaş ve üstü yaşlılarda, 3 ve daha fazla normal test varlığında veya son 10 yılda anormal testi olmayanlarda tarama testine gerek yoktur.

    Kalın Barsak Kanseri İçin Önerilen Program:

    Normal riske sahip 50 yaş ve üstü kişilerde tarama testleri başlatılmalıdır

    Fleksibl sigmoidoskopi 5 yılda bir

    Kolonskopi 10 yılda bir

    Tomografik kolonografi 5 yılda bir

    GGK ve FIT (fecal immunochemical test) yılda bir

    Gayta DNA testi (intervali net değil)

    Prostat Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Elli yaş ve üstü erkeklerde yapılması önerilmektedir, yılda bir.

    Yüksek riskli erkeklerde tarama yaşı 45 yaşında başlamalıdır

    Tarama programlarının yanında günlük yaşamda yapılan davranış değişiklikleriyle kanserden korunmada daha etkin olunabilmektedir. Nihayet Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü verilerine göre; kanserlerin %30’unun kontrol edilebilir beslenme komponentleri ile ilişkili olduğu ortaya konmaktadır. Aynı cemiyetin kanserden korunma ilkeleri on başlık altında toplanmaktadır:

    Olabildiğince fit ve yağsız bir vücut için aşırı yağ, özellikle karın çevresinde birikme kanser riskini arttırmaktadır. Aşırı yağ ve istenmeyen hormonlar kalın barsak, meme, pankreas, böbrek ve rahim kanserlerinde riski arttırmaktadır. Sebze ve meyveden zengin bir beslenme, işlenmemiş besinler ve natürel yağların tercih edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık şekerli içecekler, kalorisi yoğun yiyecekler ve alkol tercih edilmemelidir. Sigaradan mutlak kaçınılmalıdır.

    Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite önerilmektedir. Yavaş tempoda yürüyüş (ideal olan en azından günde 10 bin adım). Yüzme, hatta sizin sevebileceğiniz bir oyun veya aktivitenin de katkılarını unutmamak gerekir.

    Şekerli ve enerji yoğun (kola vs) yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır (obesite riski yüksektir)

    Değişik meyve , sebze, tahıl ve bakliyatlardan fazlaca yenmelidir, kanser riskinde %20 azalma sağladığı belirtilmektedir.

    Kırmızı et tüketimini kısıtlayın ve işlenmiş etlerden uzak durun. Haftada yarım kilodan daha fazla tüketilmemelidir.

    Eğer düzenli içiciyse alkol tüketimi erkeklerde günde 2, kadınlarda günde 1 kadehten fazla olmamalıdır.

    Tuzlu ve salamura yiyeceklerden kaçınılmalıdır, tuz yerine baharatlar kullanılabilir.

    Destek amaçlı tablet suplementleri kullanmayın, tabletlerdeki fitokimyasalların varlığı riski arttırmaktadır.

    Kadınlar en az 6 ay bebek emzirmelidir.

    Tedavi sonrası, kanser hastaları mutlaka kanser önleyici önerileri takip etmelidir.

    Yukarıda tanımlanan genel öneriler dışında başvurduğunuz uzman doktor tarafından riskleriniz değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bazı durumlarda koruma programları adı altında gerektiğinde koruyucu ilaç tedavilerinin de gerekebileceğini unutmayın. Doktorunuzla iletişim ve aldığınız danışmanlık önem arz etmektedir.

    Sağlıkla kalın..

  • Mangalda et pişirmenin kanser ile ilişkisi

    Pek çok uzmanın ortak görüşü, mangalda pişen etin kansere yol açma riski taşıdığı yönünde. Bunun sebebi pişme esnasında etin kanser riskini arttırmaya sebep olacak, Heterosiklik Amin ve Polisiklik Aromatik Hidrokarbon denilen kimyasalları açığa çıkartmasıdır.

    Heterosiklik Aminler (HCA) ve Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar(PAH), kırmızı et, beyaz et ve balık etlerinin; yüksek ısılara ve ateşe doğrudan maruz kaldığı, mangalda pişirme gibi yöntemlerle pişirilmesi sonucu ortaya çıkan kimyasallardır. Laboratuvar ortamında yapılan deneyler sonucunda HCA’ların ve PAH’ların mutajenik yani hücrelerin mutasyona uğramasına sebep olan ve DNA’da değişime yol açan, bu sebeple de doğrudan kanser riskini arttıran kimyasallar olduğu kanıtlanmıştır.

    HCA’lar, ette bulunan amino asitler, şekerler ve kreatinin yüksek ısıya tepki vermesi ile oluşurken, PAH’lar ise et mangal ateşi üstündeyken etin yağı ve suyu kömüre damladığında ortaya çıkan dumanın etin üzerine sinmesi ile oluşmaktadır. Bu sebeple tütsülenmiş etlerin de PAH taşıdığı gözlemlenmiştir.

    HCA’lar çoğunlukla et ve türevlerinde görülürken, PAH’lar diğer tütsülemeye maruz kalan yiyecekler ve arabaların egzoz borularından çıkan gazlarda da bulunmaktadır.

    Ette HCA meydana gelmesi için, etin nasıl piştiği, hangi ısıda piştiği ve ne kadar süre piştiği dikkate alınması gereken faktörlerdir. 100 derecenin üstündeki ısılarda HCA oluşumu başlamakta ve 300 derece üzerinde HCA’lar en tehlikeli hallerini almaktadır.

    PAH oluşumunda ise, yine etin hangi ısıda piştiği ve ne kadar süre piştiğinin yanında, et mangalda pişerken nasıl bir kömür ya da odun kullanıldığı, etin ateşe olan uzaklığı ve de etin ne kadar yağlı olduğu faktörleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

    Eti mangalda pişirip yemek kanser riski taşısa da, pişirme işlemini en sağlıklı hale getirerek mangal keyfinden uzak kalmamak mümkündür. Etinizi mangalda pişirirken uygulayabileceğiniz birkaç yöntemle bunu kolaylıkla başarabilirsiniz.

    Etinizi Doğru Seçin

    İşlenmiş ve fabrikasyon et ürünleri en yüksek derecede kanser riski taşıyan etlerdir. Kasaptan alabileceğiniz taze kırmızı ve beyaz etleri tercih etmek sizin için doğru olacaktır. Hazır köfte almak yerine kasaptan aldığınız taze kıymayla kendi köftenizi yapmanız sizin için daha sağlıklı olacaktır. Mangal için et alırken ise üzerinde daha az yağ olan etleri seçin.

    Aromatik Otlar Ve Baharatları Kullanmaktan Çekinmeyin

    Aromatik otlar ve baharatlar etinize lezzet katmanın yanında sağlığınızı korumak gibi daha önemli bir görevi var. Nane ve biberiye gibi otların HCA oluşumunu %90’a kadar düşürdüğü gözlemlenmiştir. Bunun yanında soğan ve sarımsak da HCA oluşumunu %70 ve %90 arası düşürmektedir. Etlerinizi marine ederken zerdeçal kullanarak da HCA oluşumunu %40’a kadar düşürebilirsiniz.

    Etlerinizi Marine Edin

    Etleri marine etmek de sadece bir lezzet faktörü değil HCA oluşumunu %99’a kadar düşürebilecek bir yöntemdir. Sirke ve limon içeren asidik marineler büyük ölçüde HCA oranını düşürmektedir. Barbekü sosunu etiniz piştikten sonra kullanın. Bal ve tatlı barbekü sosları ile marine edilmiş etler, 1.9 ile 2.9 kat arası daha fazla HCA oluşumuna sebep olmaktadır.

    Etleriniz ile Birlikte Daha Fazla Yeşillik ve Meyve Tüketin

    HCA oluşumu engelleyen yeşillik ve meyveler:

    • Kırmızı Üzüm
    • Yaban Mersini
    • Kivi
    • Karpuz
    • Kuru Erik
    • Kiraz
    • Ispanak
    • Maydanoz

    Etlerinizi Doğru Pişirin

    • Etlerinizi pişirmeden önce küçük parçalara ayırın.

    • Etleri alüminyum folyo üstünde mangala yerleştirerek kömürlere yağ ve su damlamasına engel olarak PAH oluşumunun önüne geçin.

    • Etlerinizi orta ve yüksek arası bir ısıda pişirin.

    • Etlerinizi mangala koymadan önce mikrodalga fırında bir ön pişirme işleminden geçirebilirsiniz, bu işlemin ardından mangalda pişen etlerin çok daha az HCA ürettiği ortaya çıkmıştır.

    • Etlerinizi sürekli çevirerek ateş ve dumana daha az maruz kalmasını sağlayın.

    • Etlerinizi orta pişmiş olacak kadar pişirin, iyi pişmiş etler orta pişmiş etlere göre 3.5 kat daha fazla HCA oluşumu riski taşımaktadır.

    • Etin fazla pişmekten kararan yerlerini mutlaka kesip atın, en fazla PAH ve HCA’yı etlerin yanık tarafları taşımaktadır.

  • Patoloji raporlarında adını sık duyduğumuz displazi, metaplazi, atrofi, hiperplazi ve hipertrofi kavramları ne anlama gelmektedir?

    Vücudun herhangi bir yerinde saptanan bir oluşumun tam olarak ne olduğunun anlaşılabilmesi ve teşhisin konulması için mutlaka biyopsi adı verilen yöntemle parça alınmalı ve bu örnek patoloji laboratuvarında incelenmelidir. Günümüzde birçok kişi çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle biyopsi yaptırmakta ve bu biyopsi sonuçları patoloji raporu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastalar, ellerine aldıkları patoloji raporları ile çoğu zaman kafa karışıklığı yaşamakta ve endişeye kapılmaktadır. Bu yazımızda, patoloji raporlarında sık karşılaştığımız, aslında kanser olmayan, fakat bir kısmı kanserleşme riski taşıyan oluşumları (hipertrofi, hiperplazi, atrofi, metaplazi ve displazi) anlatmaya çalıştık.

    Hücreler, çevrelerindeki değişikliklere uyum (adaptasyon) gösterirler. Bu hücresel uyum durumları vücudumuzun normal işleyişi sırasında olabilir (memelerin ve rahimin gebelik sırasında hormonlar nedeniyle büyümeleri gibi) veya patolojik durumlarda olabilir. Patolojik adaptasyonlar, hücrelerin hasardan kaçınmak amacıyla yapı ve fonksiyonlarını değiştirerek strese verdikleri cevaplardır. Patolojik adaptasyonları, vücudun, zor durumlar için bulduğu çözümler olarak düşünebiliriz. Hücrelerin uyum mekanizmalarının birkaç farklı biçimi vardır:

    Hipertrofi:

    Hücre ve organ boyutlarında artma, çoğu kez artan iş yüküne yanıt olarak; mekanik stres veya diğer uyaranlar nedeniyle üretilen büyüme faktörleri tarafından başlatılır; hücreleri bölünme yeteneğinden yoksun dokularda görülür. Hipertrofide yeni hücreler değil, yapısal elemanların miktarları artmış daha büyük hücreler söz konusudur. Hem fizyolojik (normal) hem patolojik durumlarda görülebilir. Gebelik sırasında rahmin büyümesi, sporcularda kas kitlesinin artması fizyolojik hipertrofiye örnek iken; hipertansiyonda kalp büyümesi patolojik hipertrofiye örnektir.

    Hiperplazi:

    Hormonlara ve diğer büyüme faktörlerine yanıt olarak hücre sayısında artma; hücreleri bölünme yeteneğine veya bol miktarda doku kök hücresine sahip dokularda görülür. Fizyolojik hiperplaziye örnek, karaciğerin bir kısmı çıkarılırsa, kalan hücrelerin çoğalarak karaciğeri normal ağırlığına getirmesidir. Patolojik hiperplazi ise aşırı hormon ve büyüme faktörleri uyarımı sonucu oluşur. Bazı viral enfeksiyonlarda görülen hiperplazide büyüme faktörlerinin uyarısı söz konusudur. Örneğin papillomavirüsler, siğillere neden olur. Bu örnekteki büyüme faktörleri virüs genleri veya enfekte konak hücrelerinin genleri tarafından kodlanıyor olabilir.

    Dikkat ederseniz bu örneklerde; hiperplastik süreç kontrol altındadır, eğer bu süreci başlatan sinyaller durursa, hiperplazi ortadan kalkar. Patolojik hiperplazileri kanserden ayıran özellik, normal düzenleyici kontrol mekanizmalarına olan bu cevaplılıktır. Kanserlerde, büyüme kontrol mekanizmaları bozuk veya etkisizdir. Yine de birçok durumda, patolojik hiperplazi kanser gelişimi için verimli bir toprak gibidir. Örneğin, rahim hiperplazisi olan hastalarda rahim kanserinin gelişme riski artmıştır.

    Hiperplazi, hipertrofi ile aynı zamanda olabilir ve çoğu kez aynı uyarana yanıt şeklinde gelişir.

    Atrofi:

    Besin maddelerinde azalma veya kullanılmama nedeniyle hücre ve organ boyutlarının küçülmesi; hücre organellerinin yıkımında artış ve yapı taşlarının yapımında azalma ile ilişkilidir. Atrofik hücrelerin fonksiyonları azalmış olabilir, ancak bunlar ölmüş değildir. Örneğin kolumuz kırılsa, kemik kırığının iyileşmesi için uzun süre hareketsiz bırakılsa, o kol kaslarında atrofi gelişebilir.

    Metaplazi:

    Bir hücre tipinin yerini, başka bir hücre tipinin aldığı, geri dönüşlü bir değişimdir. Bu tür hücre adaptasyonunda, olumsuz çevre koşullarına daha iyi dayanabilecek olan başka bir hücre tipi geçer. Genellikle kök hücrelerin değişik yönde farklılaşması ile gelişir; fonksiyonların azalmasına veya kanserleşmeye yatkınlığın artmasına neden olabilir. Sigara alışkanlığı olanların normal solunum yolu epitel (vücutta çok yaygın bulunan döşeyici hücreler) hücrelerinde, yassı (skuamöz) epitel yönünde gerçekleşen değişiklik, metaplazinin en bilinen örneğidir. Metaplaziye uğramış hücrelerin yaşamını sürdürebilme avantajı olsa da, mukus üretimi ve havadaki zararlı parçacıkların temizlenmesi gibi önemli koruyucu mekanizmalar kaybolmuştur. Dolayısıyla, metaplazi iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Dahası, metaplastik değişikliği başlatan etkiler sürekli olduğu takdirde, kanserleşmeye yatkınlık oluşturabilir. Sigaranın başlangıçta skuamöz epitel metaplazisi oluşturduğu; kanserlerin daha sonra, değişime uğramış bu odaklarda geliştiği düşünülmektedir.

    Displazi:

    Displazide hücreler, birbirlerine benzer olmaktan çıkar ve yapısal değişime uğrar. Hücre içinde bölünme (mitoz) ile ilgili elemanların sayısı oldukça artmıştır. Displastik değişiklikler belirgin ve bir organın döşeyici tabakasının tüm kalınlığını tuttuğunda, kanser-öncesi evre olan karsinoma in situ adını alır. Displastik değişiklikler sıklıkla kanser odaklarına komşu olarak bulunursa da sigara içenlerde yapılan, uzun süreli çalışmalar epitel displazinin neredeyse kesinlikle, kanser ortaya çıkmadan önce görüldüğünü ortaya koymuştur. Displazi deyimi kanserle eş anlamlı değildir; epitelin tüm kalınlığı boyunca mevcut olmayan hafif-orta şiddette displazi, özellikle buna yol açan nedenler uzaklaştırıldığında (örneğin sigara içimi bırakıldığında) tamamen normale döner.

  • Stres, üzüntü kanser yapar mı? Kanser cinsel yolla bulaşır mı ve cinselliğe nasıl etkiler?

    Stres, üzüntü kanser yapar mı? Kanser cinsel yolla bulaşır mı ve cinselliğe nasıl etkiler?

    Kanserin neden olduğu ve nasıl bulaştığı, en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Özellikle bizim toplumumuzda kanserin üzüntü verici deneyimlerle yakın bir ilişkisi olduğunu hemen herkes düşünmektedir… Ayrıca yeme-içme gibi temel ihtiyaçlardan biri olan cinsel yaşama, kanser durumunda nasıl bir bakış açısına sahip olunması gerektiği yine en çok merak edilen fakat en az konuşulan konuların başında gelmektedir.

    Ruhsal duygudurumum kanser riskimi veya iyileşmemi belirler mi?

    Stres, üzüntü, kaygı gibi ruh hallerinin kanser gelişimi riskini artırdığına dair ikna edici bilimsel kanıtlara ulaşılmamıştır. Bununla birlikte pozitif bir ruh haline sahip olmak, kanserle veya kanser tedavisinin bazı yan etkileri ile daha kolay baş etmenize yardımcı olur. Kanser iseniz üzgün, kızgın veya endişeli olabilirsiniz, bazen de pozitif veya neşeli… Pozitif davranışlar sergilemek daha sosyal olmayı ve aktif kalmayı sağlar. Fiziksel aktivite ve duygusal destek kanserle baş etmenize yardımcı olabilir.

    Kanser cinsel yolla bulaşır mı? Kanser cinsel yaşamınızı nasıl etkiler?

    Kanser cinsel yolla bulaşabilen bir hastalık değildir.

    Kanser tanısı alan herkesin cinsel yaşamı veya cinselliğe bakış açısı değişmek zorunda değildir. Hiç bir değişiklik hissetmeyebilirsiniz. Bununla birlikte kanser, vücut imajınızda değişikliğe ve buna bağlı olarak cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Öte yandan kanser gibi zorlu bir deneyim, bazen çiftleri birbirine çok daha yakın hale getirip ilişkilerini güçlendirebilmektedir.

    Kanserli hastalar tedavileri sürecinde ruh halindeki değişimler veya ilaçların yan etkilerine bağlı olarak cinsel isteksizlikler yaşayabilirler. Ancak hasta kendisini iyi hissediyorsa ve herhangi bir engel yoksa cinsel ilişkiden uzaklaşmak doğru değildir. Hastanın kendine olan güvenini kaybetmemesi ve eşinden uzaklaşmaması tedaviye olumlu etki sağlar.

    Kanser tedavisi devam ederken doğum kontrolü yapılmalıdır!

    Kanser tedavisi görürken doğum kontrol metodları kullanılması, hamilelik riskini önlemeye yardımcı olur. Kanser tedavisi sırasında hamile kalmak; engelli bir çocuk, düşük ve doğal olarak kürtaj riski taşır. Uygun doğum kontrol yöntemlerini kullanmak, tedavi döneminde cinsel hayatınızdaki risk faktörlerini minimize edecektir.

    Tedavi süresince doğum kontrolü ile ilgili doktorunuzla görüşünüz. Kanser tedaviniz bittikten sonra sağlıklı bir hamilelik geçirerek çocuk sahibi olmanız mümkündür.

  • Akciğer kanseri olan hastalarda beslenme ve alternatif tıp ürünleri

    Dünyada ve ülkemizde üzerinde en çok durulan hasta ve yakınlarının kafalarının karışmasına, zaman zaman da yaşamları için en önemli tedavilerini aksatmalarına neden olabilecek bir konudur. Kanser hastası, kanser tanısı konduktan sonra hekimden bir daha kansere yakalanmaması veya acilen iyileşmesi, savunma sisteminin güçlenmesi için bir beslenme listesi bekler ve böyle bir liste verilmeyince de hayal kırıklığına uğrarlar. Alternatif tıp ürünü pazarlayan bazı özel kuruluşlar ve bireylerin hasta ve ailesinde oluşturduğu yanlış bilgi yönlendirmeleri altında; hastalar doktorlardan bazı bitkiler önermesini, yiyecekleri gıdaları tek tek oranlarına kadar yazmasını bekler. Günümüze değin yapılan çalışmalar göstermiştir ki, kanser tanısından sonra beslenme için yapılacak özel takviyeler ancak hastanın iştahının azalması, yeterli beslenememesi, kilo kaybetmesi durumunda geçerlidir. Bunun dışında tüm bireylere önerilen “sebze ve meyve ağırlıklı, kırmızı etten fakir beyaz et oranını artıran beslenme modeli” genel durumu iyi olan ve beslenebilen birçok kanser hastası için yeterlidir. Ancak yukarda belirttiğimiz hallerde, hastanın tedaviye veya hastalığa bağlı devam eden kilo kaybı, ağızdan gıda alamama, ağız yaraları, uzun süren isal, uzun süren bulantı, kusma, vitamin eksikliği gibi durumlarında özel beslenme ekiplerince damardan veya ağız yolu ile özel gıdalar ve vitamin ile destekleri yapılmalıdır.

    Akciğer kanserli hastalar, özellikle tedavileri sırasında aşırı yemekten ve tuzlu gıdalardan kaçınmalı ve tedavi öncesi alerjik yan etkiyi azaltmak amacı ile kullanılan kortizonun iştahı artırıcı, kilo ve ödem yapıcı etkilerine karşı dikkatli olmalıdırlar. Bu dönemde halsiz ve güçsüz kalmama adına tüketilen bal, pekmez gibi yüksek kalorili gıdalar, hastalarda istenmeyen ve sonradan verilmesi son derece güç aşırı kilo alımlarına neden olabilmektedir.

    Geçtiğimiz yirmi yılda popüler olan vitaminlerin kullanımı, antioksidan özellikleri ile “bizleri genç tutacak, cildimizi pürüzsüz kılacak, kanser tedavileri sırasında yan etkilerden koruyacak” varsayımı ile yoğun bir kullanım alanı bulmuştur. Ne var ki son 10 yılda yapılan kapsamlı çalışmaların sonucunda, gereksiz ve doktor önerisi dışında kullanılan vitaminlerin vücudumuza yarardan çok zarar verdiği, hatta bazı kanser türlerinin artışına bile neden olduğu saptanmıştır. Bunun üzerine dünyada ve ülkemizde alternatif tıp pazarı ve pazarlayıcıları hedeflerini bitkisel ürünlere çevirdi. Ancak, doğal gibi görünen bu ürünlerin de özellikle kemoterapi ve diğer tıbbi tedaviler ile istenmeyen etkileşimleri bir çok hastayı ve tedavi sorumluluğunu alan doktoru zor durumda bırakmıştır. Son derece yetersiz veriler ile yararlı olduğu savunulan bitki ve bitkisel ürün kullanımının günümüzde hastalara zarar verebileceği ve doktorun haberi olmaksızın asla uygulanmaması gerektiği kabul görmüştür.

    Gerek akciğer kanseri olsun gerekse diğer tüm kanserlerin tedavisinde bulantı kusma için 0.5-1mg ağızdan hap şeklinde Zencefil kullanımının kanıtlanmış yararı vardır ve onkoloji literatürüne bilimsel kanıt olarak girmeyi başarmış bitkisel bir üründür.

  • Akciğer kanserinden korunma yolları

    Akciğer kanseri oluşumu tek bir sebebe bağlanamaz. Yapılan araştırmalar sonucu akciğer kanserinin birçok nedeni bulunmuştur. Çeşitli faktörler akciğer kanseri oluşumunda rol oynayabilir. Bunların çoğu tütün kullanımıyla ilişkilidir.

    Kanser bulaşıcı değildir.

    Bazı insanların akciğer kanseri olma riski diğerlerinden daha fazladır. Aşağıdaki durumlarda kanser riski artmaktadır:

    Sigara ve Akciğer Kanseri; sigara içmek akciğer kanserine neden olur. Tütündeki zararlı maddeler (kanserojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. Zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilirler. Bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin içine çektiğiyle alakalıdır. Sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürür.

    Puro ve pipo ve akciğer Kanseri; puro ve pipo kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riski taşırlar. Kişinin kaç yıldır puro veya pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. İçlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri için de risk altındadırlar. Pasif içiciler (tütün dumanına maruz kalanlar); akciğer kanseri olma riski pasif içicilik durumunda da artmaktadır.

    Asbest ve akciğer Kanseri; Yalıtım malzemesi olarak bazı endüstrilerde kullanılan ve doğal olarak fiber halinde bulunan bir mineral grubudur. Asbest fiberleri parçacıklara ayrılmaya meyillidirler ve havada dolaşıp kıyafetlere yapışırlar. Bu parçacıklar solunduğu zaman akciğerlere yerleşir, orada akciğer hücrelerini zarara uğratır ve böylece kanser gelişme riskini artırırlar. Çalışmalar asbeste maruz kalan işçilerde akciğer kanseri gelişme riskinin, maruz kalmayanlara göre 3–4 kat daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu artış, gemi inşası, asbest madenleri, yalıtım işi ve fren tamiri gibi endüstrilerde çalışanlarda daha fazladır. Akciğer kanseri olma riski, asbest işçileri sigara içiyorlarsa daha fazladır. Asbest işçileri işverenleri tarafından temin edilen koruyucu malzemeleri kullanmak ve tavsiye edilen iş ve güvenlik uyarılarını takip etmek zorundadırlar.

    Hava kirliliği ve akciğer Kanseri; Akciğer kanseri ile hava kirliliğine maruz kalmak arasında bir ilişki bulunmuştur. Ama bu ilişki açıkça tarif edilememiştir ve daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

    Akciğer Hastalıkları; Verem gibi bazı akciğer hastalıkları, kişinin kanser olma riskini artırırlar. Akciğer kanserinin veremden etkilenen bölgelerde daha fazla gelişme eğilimi vardır.

    Hastanın Hikayesi; Bir kere akciğer kanseri olan kişinin tekrar ikinci akciğer kanseri olma riski, hiç kanser olmamış kişiye oranla daha fazladır. Akciğer kanseri tanısı konduktan sonra sigara içmeyi bırakmak, ikinci bir akciğer kanserinin gelişmesini önleyebilir.

  • Akciğer kanseri nedir? Türleri ve belirtileri nelerdir?

    Akciğer kanseri, bir veya iki akciğerde birden normal olmayan hücrelerin kontrolsüz büyümesi anlamına gelir. Akciğer kanseri, öncelikli olarak akciğere giden havanın giriş ve çıkışını yöneten soluk borusunda başlar. Akciğerde oluşan kanserin nasıl meydana geldiği mikroskop altında incelenerek sınıflandırılır.

    Akciğer kanseri çeşitleri nelerdir?

    Akciğer kanseri başlıca 2 grupta incelenir:

    1. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK),

    2. Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK),

    1. Küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK)

    Akciğer kanserlerinin %75’ini oluşturan küçük hücreli olmayan akciğer kanserleri genellikle daha yavaş gelişme yayılma gösterir.

    Bu tür akciğer kanserleri;

    – Adenokanser,

    – Yassı (skuamöz) hücreli kanser,

    – Büyük hücreli kanser

    – Karma olmak üzere dört ana grupta sınıflandırılır

    Bu akciğer kanseri türlerinin tedavileri benzer olmak üzere özellikle hedeflenmiş genomik özelliklerine göre bazı farklılıklar vardır.

    2. Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK)

    Zaman zaman yulaf hücresi kanseri olarak da adlandırılan küçük hücreli akciğer kanseri ise, tüm akciğer kanserlerinin %15-20’sini temsil eder. Bu akciğer kanser türü daha hızlı gelişme gösterir ve vücutta yayılımı daha fazladır.

    Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

    Akciğer kanseri, öncelikli olarak akciğere giden havanın giriş ve çıkışını yöneten soluk borusunda başlar. Düzinelerce farklı çeşitte akciğer kanseri olmasına rağmen %90 ından fazlası küçük hücreli olmayan ve küçük hücreli akciğer kanserleri olarak iki gurupta sınıflandırılır. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserleri adeno kanser, yassı hücreli kanser, büyük hücreli kanser ve karma tür olarak dört grupta sınıflandırılır ve akciğer kanserlerinin %75 ini oluştururlar. Küçük hücreli akciğer kanseri, tüm akciğer kanserlerinin %20-25 ni temsil eder.

    Aşağıdaki bulgular akciğer kanserinden ya da daha hafif seyreden başka hastalıklardan kaynaklanabilir. Bu sebeple vakit kaybetmeden bir doktora başvurarak uzman görüşü almanız yerinde bir karar olacaktır.

    – Bitmek bilmeyen ve zamanla daha kötüye giden öksürük

    – Kalıcı göğüs ağrısı

    – Kan tükürmek

    – Nefes darlığı

    – Hırıltılı nefes alıp-vermek

    – Sık sık zatürre veya bronşit hastalığına yakalanmak ve tedaviye yanıt alamamak

    – Boyun ve yüzde şişlik

    – İştahsızlık ve kilo kaybı

    – Yorgunluk

  • Soya tüketmenin akciğer kanserli kadınlarda yararlı olduğu söyleniyor

    Soya tüketmenin akciğer kanserli kadınlarda yararlı olduğu söyleniyor

    Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsünün desteği ile yapılan bir araştırmaya göre soya tüketimi akciğer kanserinde olumlu etki sağlıyor.

    Soya içeren yiyecekler tüketmek, bazı kanser formlarında hastalığa bağlı yaşam kaybı riskini azaltıyor.

    Dünyada, kanser hastalığında yaşamsal riski en çok taşıyan ülke olan Çin’de bile, soya tüketen kadınların kanser riskinin azaldığı tespit edildi.

    Klinik Onkoloji Dergisinde yayınlanan bulgulara göre, destek düşüncesinden yola çıkılarak diyete eklenen soyalı yiyecekler, insanlara birçok yolla yardımcı olabilir, belki de diyet menüsünü biraz değiştirmeli ve daha fazla soyalı yiyecek tüketmeliyiz. Gerçekten soyanın faydaları, kalp sağlığının ötesinde olabilir.

    Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezinden Gong Yang ve meslektaşları, Şangay Kanser Enstitüsü ve Ulusal Kanser Enstitüsü; Şangay Kadın Sağlığı araştırması adı altında, akciğer kanseri olan toplam 444 çinli kadın üzerinde yapılan geniş çaplı araştırmanın verilerini inceledi.

    Araştırmaya katılan kadınlar, verilen anketi doldurarak günlük ne yediklerini detaylı olarak yanıtladılar. Verilerin güvenilirliği için anket iki kez tekrarlandı. İkinci tekrar, iki yıl sonra yapıldı.

    Akciğer kanseri olan 444 bayan hastada yapılan çalışma sonucu araştırmacılar, “tüm hastalar üzerinde yapılan analizlere göre, soyalı yiyecekler, hastanın yaşam kalitesini arttırarak tedaviye yardımcı bir destek unsuru olduğu gözlenmiştir” diye belirttiler.

    Yapılan araştırmada, az soya tüketen kadınların 1.8 kat fazla yaşam kaybı riski taşıdığı, çok soya tüketen kadınların yaşam kaybı riskinin ise %11 oranında azaldığı bildirildi.

    Araştırmacılar, “bu bulgular ve bizim daha önceki gözlemlerimiz sonucunda, fazla miktarda tüketilen soyanın, akciğer kanseri riskini yaklaşık %40 oranında azalttığı ve hastalığın gerilemesinde önemli rol oynadığını,” yazdılar.

    Araştırmaya katılan birçok kadın, daha önce hiç sigara kullanmayan hastalardı.

    Asya ülkelerinde, akciğer kanseri olan kadınların % 80’i hiç sigara içmeyenlerden oluşuyor, ülkemizde ise akciğer kanserlerinin hemen çoğunluğunu erkek bireylerde olduğu gibi bayanlarda da sigara içenler oluşturuyor.

    Ayrıca araştırmalar, bol miktarda soya tüketmenin osteoporoz (kemik erimesi) ve kalp hastalıkları riskini de azalttığını belirtiyor. Menopozun etkilerini azaltıyor ve bazı kanser türlerinin riskini minimize ediyor.

    Araştırmalar, soya proteininin sağlığa fazla bir yararı olmadığını gösterdi. Ancak, soyalı yiyeceklerin içindeki soya sütü ve soya peynirinin faydası çok. Soyalı yiyeceği bütünüyle tüketmek, içeriğindekileri tek tek tüketmekten daha önemli olabilir.

    Bazı araştırmacılar, soyalı yiyecekleri soyanın kendisinden daha fazla tüketen batılı insanların, nasıl daha fazla yarar gördüklerini merak ettiler. Belki de, etin yanında ve süt ürünleri ile tükettikleri için olabilir şeklinde düşündüler. Çin’de yapılan araştırmada, soya diyetin bir parçası ve süt ürünleri daha az tüketiliyor ve soyanın kendisinin yarar sağladığı öne sürülüyor.

    Soya fitoöstrojen hormonu içerir. Bu, östrojen receptör beta olarak da bilinen hücre bileşiğini etkiliyor olabilir. Bu bileşik, birçok akciğer kanseri vakasında önemli rol oynadığı bilinen epidermal büyüme faktörü reseptörünü (EGFR) etkiliyor ve bu yoldan yarar sağlıyor olabilir.

    Soyanın olumlu etkileri ile birlikte özellikle içeriğinde östrojen hormonu benzeri maddelerin olması nedeniyle hormona duyarlı meme kanserli hastalarda olumsuz etkiler de gösterebilir. Bu nedenle meme kanserli hastaların bu haberden yola çıkarak hekimlerinin görüşünü almadan soya tüketimini artırmaları doğru olmayacaktır.

    Kanser riskini azaltmak her yaşta mümkündür. Sigaradan uzak kalmak, sebze ve meyve tüketimini artırmak, sedanter (hareketsiz) yaşamdan uzaklaşıp düzenli spor yapmak sizi sağlıklı kılacak ve kansere yakalanma ihtimalinizi son derece azaltacaktır.

    Unutmayın! Fiziksel sağlığınızı yitirmeniz, yaşamınızı her yönden etkiler.

  • Karşılanmamış enerji fazlalığı: obezite kansere neden olur mu?

    Karşılanmamış enerji fazlalığı: obezite kansere neden olur mu?

    Günümüzde kansere neden olma kapasitesine en çok sahip çevresel faktör sigaradır, sonra ise obezite gelmektedir. Fakat 2020 yılına gelindiğinde obezitenin tüm dünyada birincil kanser etkeni olacağı tahmin edilmektedir.

    Uzun yıllardır yapılan çalışmalar bireylerde aşırı kilo alımı ile birlikte vücudumuzda bazı istenmeyen ve kanseri tetikleyen maddelerin düzeyinde artış olduğunu kanıtlamıştır. Bu maddeler bazı hormonlar olabileceği gibi sitokin olarak adlandırılan hücre uyarıcılar da olabilmektedir. İnsülin benzeri büyüme faktörü, estrojen, testosteron bunlara örnek olarak verilebilir. Bu maddelerin uzun süreli artışı vücutta kronik iltihabi durumu tetiklemekte ve kanser oluşum sürecini başlatmaktadır. Karın bölgesinde yağlanma, bir başka deyişle bel kalça oranının artması kanser süreci ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle bu oranın ideal düzeyde olması sağlıklı bireyler için bir hedef olmalıdır.

    Aşırı kilolu yani obez olmak kansere bağlı yaşam kaybına yaklaşık % 20 oranında katkı sağlamaktadır. Aşırı kilolu olmanın erkelerde kolon ve rektum (kalın barsak), böbrek ve özofagus (yemek borusu) kanseri ve pankreas kanseri dahil birçok kanser gelişiminde riski arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca safra kesesi ve karaciğerde kanser gelişme riskini arttırabilir ve hodgkin dışı lenfoma, multipl miyelom, ve prostat kanseri riskinde etkin rol oynayabilir.

    Son yapılan çalışmalara göre obez olan bayanlarda kanser görülme ihtimali normal kilolu olanlara göre %40 daha fazladır. Bayanlarda obezite ilişkili kanserler bağırsak, mesane, rahim, böbrek, pankreas, yemek borusu ve özellikle menapoz sonrası görülen meme kanserleridir.

    Çok sayıda klinik araştırma kanser ve dengesiz beslenme üzerine odaklanmıştır. Kilolu olan bireylerin düzenli beslenme ve egzersiz sonucu zayıflaması ile kanser risklerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Kilo artışı ile kanser ilişkisinde suçlanan en önemli mekanizma insülin direnci ve insülin benzeri maddenin aşırı salınmasıdır. Kilo veren ve sağlıklı yaşama adım atan bireylerde bu mekanizma tersine dönmektedir. Yaşamsal risk taşıyan birçok hastalığı tetiklediği bilinen aşırı kilo veya obezitenin önüne geçmek için kişilerin kilo vermesi için cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

    Beslenme şekliniz ve ne yediğinize dikkat etmeniz hem vücudunuzun gerekli mineral ve vitaminleri almasını sağlayacak hem de aşırı kilo almanızı önleyerek obezitenin önüne geçecektir. Doğal sebze, meyve ve tam tahıllı gıda ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Tükettiğiniz yiyeceklerin dondurulmuş, aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ya da katkı maddeli olmaması önemlidir. Öğünlerinizi kaçırmayın ve üç öğün beslenmeye dikkat edin. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlamayarak hem kendinize bir iyilik yapın hem de çocuğunuza iyi bir örnek olun. Kırmızı eti yakmadan pişirerek kanserojen maddelerin sağlığınıza zarar vermesini engelleyin ve haftada bir kez et tüketmeye dikkat edin. Yine haftada 2-3 kere balık yemeniz ve tavuk eti tüketmeniz omega-3 ve vitamin ihtiyacınızı gidermenize katkı sağlayacaktır.

    Düzenli ve sağlıklı beslenen çocuklarınız aşırı kilo almayacaktır. Abur cubur, çikolata, cips, yağ ve şeker içeren yiyecek ve içecekleri tüketirken kısıtlama getirin. Mümkünse organik bolca doğal meyve, sebze ve belli oranlarda et, tavuk ve balık tüketmelerini sağlayın. Aşırı kilo alan çocuklarda hastalıkların gelişme riski daha fazladır. Aşırı kilolu yetişkinlerde de kanser gelişme riskinin yüksek olduğu unutulmaması gereken önemli bir noktadır. Öyleyse, her yaşta sağlıklı kiloda kalmaya dikkat etmek gerekir.

  • Obezitenin neden olduğu dokusal değişiklikler meme kanseri riskini artırabilir!

    Obezitenin neden olduğu dokusal değişiklikler meme kanseri riskini artırabilir!

    Obezite, çağımızın en büyük sorunlarından biri. Sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düzensiz yaşam biçimi sonucu meydana gelen aşırı kilo problemleri ile baş etmeye çalışan milyonlarca insanlar var. Çocukluk çağından itibaren doğru şekilde beslenmeyi öğrenmek ve hareketli bir yaşam sürmek başta kanser olmak üzere yaşamımızı tehdit eden onlarca hastalıktan bizi koruyacaktır. Birçok yazımızda, nasıl doğru beslenmemiz ve ne tür bir yaşam biçimini benimseyerek sağlıklı bir yaşam süreceğimize dair ipuçlarını bizi takip eden siz değerli dostlarımızla paylaştık ve rehber olmaya çalıştık.

    Science Translational Medicine Dergisi’nde yayınlanan çalışmada obezitenin kanseri nasıl tetiklediğini gösteren ve yeni keşfedilen bir mekanizma sunulmuştur. Çalışmanın konusu, obezitenin hücreler arası boşluğu dolduran ve matriks denilen bağ dokusunu nasıl etkilediğidir. Bu çalışmayla görülmüştür ki, obezite ile hücreler arası dokunun sertliği artmakta ve iskeleti değişmektedir.

    Yapılan bu araştırmada obezite ve hücreler arası maddenin, yağ dokusu içeriği bakımından en zengin organlarımızdan biri olan memede gelişen kanser ile ilişkisi sorgulanmıştır. Obez farelerin yağ dokuları incelendiğinde, obezitenin yağ dokusu içindeki miyofibroblast denilen hücre miktarında ve hücreler arası boşluğu dolduran matriks denilen yapının sertleşmesinde artışa neden olduğu görülmüştür. Miyofibroblastlar hem kas hücresinin hem de bağ dokusu hücrelerinin özelliklerini taşıyan ve yaranın iyileşmesinde aktif rol alan hücrelerdir.

    Hücreler arası bağ dokudaki aynı sertleşme obez meme kanserli hastaların yağ dokularında da tespit edilmiştir. Bu da obezitenin tetiklediği hücreler arası sertleşme ve yapısal değişikliklerin memede tümör oluşumuna yol açan faktörlerden biri olduğunu düşündürmüştür. Bunun yanında, kalori kısıtlamasıyla zayıflatılan obez farelerde yağ dokusu iskeletinin normale döndüğü görülmüştür. Bu çalışma ile kanser oluşumundaki rolü gözler önüne serilen hücreler arası bağ dokusu yapısal değişiklikleri, geliştirilecek kanser tedavilerinin potansiyel hedefi haline gelmiştir.

    Sevgili dostlarım, bir kez daha görülüyor ki, obezite kanser ve yaşamsal tehdit oluşturan birçok hastalığı tetikleyebilecek özelliklere sahip bir problem. Ancak gelişen tıp ve yapılan araştırmalar artık obezite problemlerinin çoğunu ortadan kaldırılabilecek durumda. Öyleyse, gerekirse uzman bir diyetisyenden yardım alarak doğru şekilde beslenmeli ve sporu hayatınızın bir parçası haline getirmelisiniz.