Etiket: Kanser

  • Gastrit mide kanserine dönüşür mü?

    Mide bölgesinde ağrı, şişkinlik, gaz, açlık hissi ve sık yemek yeme isteği ile kendini belli eden gastrit, tedavi edilmezse kronikleşerek mide kanserine doğru giden bir tabloya yol açabilir. Gastritin başlıca nedenleri; alkol, sigara, çeşitli ilaçların uzun süreli kullanımı ve “helikobakter pilori” denilen bir bakteridir.

    Gastrit bağışıklık sistemi yetersiz kaldığında kronikleşebilir!

    Kronik gastritin en yaygın görülen nedenlerinden biri %80-85 oranda mide sıvısı altında yaşayabilen helikobakter piloridir. Bunun dışında kimyasal gastrit, otoimmun gastrit gibi nedenlerle de kronik gastrit gelişebilmektedir. Helikobakter pilori, genellikle çocukluk çağlarında bağışıklık sistemi tam olarak oturmamışken, kirli sulardan bulaşmaktadır. Bakteri mide hücrelerinin yüzeyinde, asit tabakasının altında kolonize olarak yaşamaktadır. İlk bulaştığında akut enfeksiyon yapmakta ve bağışıklık sistemi tarafından bertaraf edilemeyince enfeksiyon kronikleşmektedir.

    Gastrit doku değişikliklerine bu durum da kansere eden oluyor!

    Kronik gastrit ilerledikçe mide bezlerinde çekilmeye ve doku değişikliklerine (atrofik gastrit ve intestinal metaplazi) neden olabilmektedir. Bu durum da genetik yatkınlığı olan ve özellikle kanserojen maddelere maruz kalan bireylerde kansere gidişe zemin hazırlamaktadır. Mide bezlerinde doku değişiklikleri olan hastalarda mide kanseri dört kat daha fazla görülmektedir. Bu doku değişiklikleri mideden endoskopi ile alınan biyopsilerle saptanabilmektedir. Bu nedenle bu tür hastaların belli zaman aralıklarında endoskopik olarak takip edilmeleri gerekmektedir. Midede ileri derece doku değişikliği saptandığı zaman hasta çok daha yakından takip edilmelidir. Bu bölgeler özel endoskoplarla veya boyama yöntemleri ile tam olarak saptanmalı, endoskopik veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmalı ve hastada kanser oluşmadan tedavi edilmiş olmalıdır.

    Yanmış gıdalar ve sigara en önemli tetikleyiciler

    Midede ileri derece doku değişikliği, başlangıç evre kanser ile eş anlamlıdır. Bu noktada beslenme alışkanlıkları oldukça önemlidir. Özellikle yanmış tütsülenmiş gıdalar, yağlı ve fazla miktarda kırmızı et tüketimi, ızgara ve çok pişmiş etler risk yaratabilmektedir. Salamura gıdalar, gıdalarda koruyucu olarak kullanılan nitrat içeren gıdalar nitritlere çevrilerek tetiği çekebilmektedir. Bunun yanı sıra antioksidanlar, C ve E vitaminlerinin koruyucu olduğu bilinmektedir. Sigara içimi de mide kanseri riskini en az dört kat artırmaktadır.

    Taze sebze meyve tüketin

    Kronik gastrit sorunu yaşayan kişiler vakit kaybetmeden bir hekime danışarak tedavi olmalıdırlar. Gelişen teknoloji ve endoskopi sayesinde bu hastalığın tanısı kolaylıkla konulmakta ve uygun yöntemle tedavi edilebilmektedir. Ayrıca kronik gastritin mide kanserine neden olmaması için bol miktarda taze sebze ve meyve tüketilmeli, sigaradan uzak durulmalı ve tespit edilmiş ise helikobakter pilori ortadan kaldırılmalıdır.

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri önlenebilir bir hastalıktır

    Kanser tanısı hasta için son derece kaygı verici, ürkütücü ve ümit kırıcı bir durumdur. Gerçekte de kanser erken evrede teşhis edilemez ise hem hasta ve yakınları hem de doktor için yaşanacak zor bir süreci öngörmek zor değildir. Bu nedenle kanseri, erken tanı ile tedavi edilebilir veya önlenebilir bir hastalık durumuna getirebilmek tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ulusal sağlık politikası haline getirilmiştir. Bu bağlamda 1-7 Nisan arası çeşitli etkinlikler ve bilgilendirme toplantıları ile toplum da kanser konusunda bilinçlenme ve farkındalık oluşturma amacı ile “Erken teşhis hayat kurtarır” sloganı ile kanserle savaş haftası olarak anılmaktadır.

    Kalın bağırsak Kanseri Önlenebilir Bir Hastalıktır:

    Genel olarak kanser oluşumuna bakıldığında %90 çevresel,%10 oranında genetik faktörlerin sorumlu olduğu görülmektedir. Çevresel faktörler arasında sigara, alkol, obezite, içinde çeşitli katkı maddeleri olan paketlenmiş veya dondurulmuş gıdaların tüketilmesi, radyasyon, zehirli atıklar ile temas, bunlar ile bulaşmış gıdaların tüketilmesi veya havanın solunması ve enfeksiyonlar yer almaktadır. Genetiğimizi değiştirmek elimizde değildir, ancak yukarıda sayılan çevresel faktörleri kişisel ve yönetimsel olarak toplumsal düzeyde azaltarak birçok kanseri önlemek mümkündür. Örneğin içinde katran dahil elliye yakın zehirli maddeyi barındıran ve başta akciğer kanseri olmak üzere çok sayıda sindirim sistemi organı kanserinin nedeni olan sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenmenin öğrenilerek şişmanlık veya obesitenin önlenmesi kişisel olarak ilk yapılması gereken en basit önlemlerdir. Kalın bağırsak kanseri, oluşumunda çevresel etkenler ve genetiğin önemli oranda katkıda bulunduğu bir kanser türüdür. Kolon kanserlerinin %95 i kalın bağırsakta bulunan poliplerden gelişir. Polipler kalın bağırsağın yüzeyini örten tabakanın (mukoza) anormal büyümesi sonucu gelişen ve bağırsak kanalı içine doğru büyüyen oluşumlardır. Kolonoskopi olarak adlandırılan ışıklı elastik bir alet ile kalın bağırsağın içi görülerek teşhis edilip, aynı işlem esnasında polibin kalın bağırsak duvarına yapıştığı yerden kesilerek çıkarılması (bu işlem polipektomi olarak adlandırılır) ile tedavi edilmesi mümkündür. Çıkartılan poliplerin patoloji ile incelenmesi gerekir. Patolojik olarak incelenen polipler ya kanser öncüsü olan adenomatöz polipler veya hiperplastik olarak adlandırılan iltihabi polip olabilirler. Kalın bağırsak kanseri öncüsü olan polipler adenomatöz poliplerdir. Bunların polipektomi iyapılarak çıkartılması kanseri önleyici en etkili yöntemdir. Ailesel (anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabada) kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olan kişilerin bu yönden doktora başvurup gerekli tarama testlerini yaptırması kolon kanserini önlemede ilk ve en önemli adımdır.

    Ailesel risk faktörü olmayan kişilerde kolon kanser veya polip görülme sıklığı yaşla beraber artış göstermekte, kırk yaşından sonra her on yılda bir risk iki kat artmaktadır. Bu nedenle elli yaş üzeri kadın ve erkek tüm toplumda kalın bağırsak polip veya kanserinin erken tanısına yönelik yılda bir kez yapılacak “gaitada gizli kan testi” en basit tarama yöntemidir. Bu test Sağlık Bakanlığının kanser taramalarına yönelik, ülke genelinde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) tarafından yapılmaktadır. Testin negatif olması kanser veya polip olmadığını %100 göstermez, ancak pozitif olması hastaya mutlaka kolonoskopi yapılmasını göstermesi bakımından önemlidir.

    Kalın barsak polip ve kanserlerinin, kalın bağırsağın sol tarafında daha çok görülmesi nedeniyle kalın bağırsağın sol tarafının “fleksibl sigmodioskopi” olarak adlandırılan daha kısa bir ışıklı alet ile incelenmesi diğer bir tarama yöntemidir.

    Elli yaş üzeri ailesel kolon polip veya kanser hikayesi olmayan kişilerde yılda bir yapılacak gaitada gizli kan testi, 5 yılda bir yapılacak fleksibl sigmoidoskopi veya 10 yılda bir yapılacak kolonoskopi kolon kanserini önlemede en etkili yöntemlerdir.

    Erken Teşhis Hayat Kurtarır;

    Kanser türlerinin uyarılarını erken keşfetmek, bulgularını araştırmak ve ileri tetkik için hastaların sevk edilmesi erken tanı şansını arttırmaktadır. Bu nedenle, kanserde erken tanı programları ile; toplumun, sağlık çalışanlarının ve yöneticilerin bilgisi ve erken tanı olanakları konusunda farkındalıkları arttırılmalıdır. Bireylerin kendi vücutları hakkında bilgi sahibi olması ve olağan dışı bir değişikliğin fark edilmesi konusunda bilgilendirilmesi gereklidir. Kanserde erken teşhis tedavinin başarılı olmasında ilk ve en önemli adım olması nedeniyle gerek sağlık çalışanları gerek bireyler kanserde erken teşhisin değeri hakkında bilgilendirilmelidir.

    Kalın bağırsak kanserinde erken teşhis için ne yazık ki çok erken bir ipucu yoktur. Kalın bağırsağın sağ tarafı daha geniş ve gaita da bu kısmında daha cıvık ve sulu olduğu için bu kısım kanserlerinde tümörün büyüyerek bağırsağı tıkaması epey bir zaman alacağından bağırsak tıkanıklığı şikayeti ile teşhis edilen hastalarda tümör genellikle ileri evrededir, çevre organlara ve ya karaciğer gibi diğer organlara metastaz yapmıştır. Ancak erken dönemde polip veya kanserin üzerinin ülsere olup kanaması ile gaitada gizli kan tespiti, demir eksikliği kansızlığı veya demir deposunun azaldığını gösteren kan ferritin düzeyi düşüklüğü erken teşhis için önemli bulgulardır. Kalın bağırsağın sol kısmı veya anüse yakın bölümü olan rektumda hem gaitanın suyunu kaybederek daha sert kıvama gelmesi hem de bu bölümde bağırsağın daha dar olması nedeniyle bu bölge kanserlerinde makattan kırmızı renkli kan gelmesi, dışkı üzerine çizgi şeklinde bulaşmış kırmızı kan görülmesi, ishal veya kabız şeklinde gaita yapma düzeninin bozulması, dışkı çapının incelmesi veya tam boşalma hissinin olmayışı gibi belirtiler daha erken görülür ve kanseri daha erken dönemde teşhis etmeye götürecek belirtiler olabilir.

    Kırk yaşından sonra veya kadınlarda menapozdan sonra demir eksikliği kansızlığı, ferritin düşüklüğü veya gaita da gizli kan pozitifliği saptandığında yada ailesel kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olanlarda kolonoskopi yapılması kolon polip ve veya kanserini erken teşhis etmede; polibi, polipektomi ile çıkartmak kanseri önlemede en etkili yöntemdir.

  • Yemek borusu (özafagus)

    Reflü nedir?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır. Bu içerik asidik karakterde olabileceği gibi alkali özellikte de olabilir. Yemek borusuna kaçan bu içerik yalnızca yemek borusunda kalmayıp boğaza, yutağa, ağız boşluğuna, östaki borusu aracılığı ile kulak içine, solunum sistemine ve akciğerlere kadar gidebilir.

    Reflü normalde olur mu? Ne zaman hastalık olarak kabul edilir?

    Normal koşullarda görülebilen bir durumdur. Yeni doğanda, gebelikte ve aşırı yemek yenmesi durumunda görülebilir. Yaşam kalitesini bozan yakınmalara sebep olduğu zaman reflü hastalığından, patolojik reflüden söz edilir. Reflünün sıklıkla olması, göğüs ağrısı, yanma hissi olması durumunda Gastro-özofajial reflü hastalığı’ndan bahsedilir.

    Reflü hangi yakınmalar ile ortaya çıkar?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması (regürgitasyon) ile heartburn (göğüste yanma hissi), yutmada takılma hissi (disfaji) , ağrılı yutma (odinofaji) tipik yakınmalar olarak görülür. Ağıza kadar gelebilen asidik veya alkali mide içeriği kulak iltihabı, farenjit (boğaz iltihabı), öksürük, ses kısıklığı, diş çürükleri, solunum yolu enfeksiyonları (zatürre), alerjik astım gibi atipik refl, yakınmaları-semptomlarına- (tipik olmayan) sorunlarına da yol açabilir.

    Reflü hastalığının tanısı hangi yöntemle ile konulur?

    Tanı koymada altın standart olarak ph -etri (24 saatlik yemek borusu altından asit ölçümü) yöntemi bilinmkete ise de pratik uygulamda her hasta için gerekli değildir. Günümüzde tanısı gastroskopi (endoskopi) ile konulur. Her reflü hastasına endoskopi gerekli midir ? sorusuna yanıtlarsak akılcı yaklaşımın doğru zaman, doğru yer ve deneyimli Gastroenterolog tarafından endoskopinin yapılmasıdır diyebiliriz. Endoskopinin geciktirilmesi yanlış tanılara veya tanının geciktirilmesine sebep olmaktadır. Batı dünyası sigorta sistemleri bu konuda endoskopi yapılmasını sınırlayan ,geciktiren belirli koşullarda yapılmasını öneren standartlar belirlerken Japonya , Çin gibi doğu ülkeleri daha kolay endoskopi uygulamalarını önermektedirler. Bu sayede daha reflü tanısı ve ayırıcı tanısını koyabilmektedirler. Çocukluk çağında reflü yanışında gastroskopiden ziyade sintigrafik ( radyoaktif maddeler ile işaretli gıdaların yemek borusundan geçişleri veya geri kaçışlarının nükleer tıpta incelenmesi) yöntemler tercih edilirler.

    Refl, tanısında impedansın yeri nedir?

    İmpednas ph-metri yönteminden farklı olarak yemek borusunun içindeki içeriğin hem asit hem de safra özelliğinde olup olmadığını değerlendirebilmektedir. Bu değerlendirme genellikle sık olarak gereken bir yöntem değildir. Bununla birlikte mide operasyonu geçiren olgularda alkalen reflü gastrit gelişimi durumlarında refl, söz konusu ise impedans ölçümü yararlı olabilir. Bunun dışında midenin motilite ( kediliğinden oluşan mide hareketleri) kusurları söz konusu olduğunda safra reflüsü de olabileceği için impedans ölçümleri gerekebilir.

    Reflü ile özafagus (yemek borusu) kanseri ilişkili midir ?

    Reflü hastalığı yemek borusunun alt ucunda mukoza (örtü) değişikliklerine yol açarak Barrett epiteline (Mide örtüsüne değişim) dönüşümüne sebep olur ise % 10 yemek borusu altında adenokanser – kanserleşme riski ortaya çıkabilir. Ayrıca reflü hastalığının larinks kanseri (Yutak kanseri) ile ilişkisi mevcuttur. Türkiye’de reflü hastalarında kanser gelişme riski Amerika, İngiltere, Almanya gibi Batı ülkelerindeki oranlardan çok daha aşağıdadır. Sağlıklı istatistiksel bilgiler elimizde olmamasına rağmen gastroenteroloji alanındaki uzun deneyimlerimizle bu görüşü ileri sürmek mümkündür.

    Özafajit nedir? Hangi yakınmalar ile özafajitten kuşkulanılır?.

    Yemek borusu örtüsünün değişik sebeplere bağlı yangısıdır (İltihabıdır).

    Göğüs ağrısı (retrosternal ağrı) , lokma yutarken takılma hissi (disfaji) veya yanma hissi (pirozis) olabilir. Hiç lokma alınmaksızın da bu yakınmalar oluşabilir.

    Özafajit nasıl oluşur ?

    Akut (ani) veya kronik (süregen) oluşabilir. Akut özafajit aspirin, tetrasiklin gibi ilaçlar ile oluşabileceği gibi, koroziv madde (asidik veya alkali) maddeler: tuzruhu, çamaşır suyu vb temizlik malzemeleri alımında da ortaya çıkabilir. Kronik özafajit ise sıklıkla hiatus hernisi (mide fıtığı), Gastro-özafajial reflü hastalığına bağlı gelişebilir.

    Özafajit ile özafagus kanseri arasında ilişki var mıdır?

    Özafajit reflüye veya koroziv madde (tuz ruhu çamaşır sodası vb.) alımına bağlı ise kanserle ilişkili olabilir. Akalzya (yemek borusu alt ucunda yeterli açılmama ) seyri sırasında da yemek borusu kanseri gelişme riski mevcuttur.

    Özafagus kanseri neden gelişir?

    Yemek borusunun kanseri ne yazık ki sık rastlanan kanserler arasındadır. Yutmada takılma hissi (disfaji), ağrılı yutma (odinofaji), kansızlık (demir eksikliği anemisi ), göğüs ağrısı (retrosternal ağrı), kilo kaybı, iştahsızlık gibi yakınmalarla ortaya çıkabilir. Erken tanı konabilmesi için erken başvuru kadar doktorun bu yakınmaları dikkate alması da önemlidir. Ortaya çıktığında çevre dokulara yayılmış olma olasılığı yüksektir. Farklı tipleri mevcuttur. Kanser tipine göre farklı tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu nedenle tedavi başarı oranları farklıdır. Endoskopik işlem ile tanı konması sonrası endoskopik veya cerrahi tedavi şansı mevcuttur. Kemoterapi (İlaç tedavisi) ve radyoterapi (Işın tedavisi) diğer tedavi yöntemleridir.

    Yemek borusu biyopsisinde displazi ne anlama gelir?

    Endoksopik girişim sırasında alınan biyopsilerde displazi her dokunun değerlendirmesinde olduğu gibi kanser gelişimi açısından risk olduğu anlamı taşır. Düşük derecede ve orta derecede displazi isimlendirmeden de anlaşılabileceği gibi biyopsi alınan dokunun hücrelerinde kansere doğru bir değişim ve başkalaşım düşük olasılıkla söz konusu olabileceğini fakat henüz kanser özelliği taşımadığını belirtir. Yüksek derecede displazi ise kötü anlam taşır ve kansere çok yakın değişikliklerin bulunduğu kuşkusunu belirtir. Bu tarzda bir sonuç kısa zamanda tekrar değerlendirmeyi gerektirir. Gastroenterolog bu sonuca göre işlemi yineleyebilir ya da başka bir yöntemle kanser olup olmadığını ivedilikle değerlendirir.

  • Ülkemizde en çok görülen 10 kanser ve korunma yolları

    Dünyada kanser hastalarının sayısı ne yazık ki hızla artıyor….

    İstatistiklere göre 2008 yılında ortaya çıkan yeni vaka sayısı 12,4 milyon iken bunun 2030 yılında ikiye katlanarak 26,4 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu rakamlar kanserin insanlık için ne denli büyük risk oluşturduğunu gösteriyor.

    Günümüz onkoloji bilgisi, hastalığın ortaya çıkmadan önlemesinde büyük gelişmeler sağlamıştır. Önleyemediğimiz durumlarda ise erken tanı birçok kanser için mümkündür ve bunun yaşamsal önemi vardır. Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, medikal onkoloji bölümünden Prof. Dr. Coşkun Tecimer, ülkemize en sık görülen kanser türlerine ve korunma yollarına dikkat çekiyor;

    1- Akciğer kanseri: Anne ya da babasında akciğer kanseri olan, sigara içen ve öksürüğü olan kişilerde spiral tomografi çekilebilir.

    2- Prostat kanseri: Genellikle erken dönemde belirti vermez. Bu nedenle 50 yaşından itibaren erkeklerde yılda bir kez kanda PSA dediğimiz prostat spesifik antijene bakmak gerekir. Bu bir tümör belirteci olup prostat kanserli hastalarda yükselir.

    3- Meme kanseri: Küçük kitlelerin fizik incelemeyle tanısı pek mümkün değildir. Bu nedenle 40 yaşından itibaren kadınlara yılda bir kez mamografi yapılmalıdır. Gerektiğinde buna meme ultrasonografisi ve meme MR´ı eklenebilir.

    4- Deri kanserleri: Yüzeyde oldukları için genellikle fark edilirler. Ancak bazen kendi gözümüzle ulaşamadığımız deri kısımları olduğundan yılda bir kez dermatolojik inceleme yapılmalıdır. Burada saçlı deri gibi lezyonların saklanabildiği yerler de kontrol edilir. Ayrıca bizim fark edemediğimiz ben ve diğer cilt lezyonlarındaki değişiklikler dermatolog tarafından saptanabilir.

    5- Mide kanserleri: Rutin çek-up programı yoktur. Ancak gastrit diye geçiştirilen bazı mide rahatsızlıkları kanser belirtisi olabilir. Bu kişilere gastroskopi denilen üst endoskopik tetkik yapılmalıdır. Böylelikle yakınmaların nedeni anlaşılır. Biyopsi yapılarak kanser olup olmadığına karar verilir.

    6- Mesane kanseri: Rutin çekap programı yoktur. Hastalıktan kuşkulanıldığında sistoskopi denilen tetkikle idrar kanalından mesaneye girilerek bakılır ve gerekirse biyopsi alınır.

    7- Kalın barsak kanseri: Kalın barsaklardaki polipler zamanla kansere dönüşebilir ve bunlar hiç belirti vermezler. Bu nedenle 50 yaş üzerindeki herkese periyodik olarak kolonoskopi yapılmalıdır. Bu tetkikte bir tüp ile anüsten girilerek tüm kalın barsak gözlenmektedir. Polip bulunursa bunlar endoskopi sırasında çıkarılır ve tedavi tamamlanmış olur. Birçok kişi kolonoskopiden çekinmektedir. Oysa ki günümüzde bu tetkikin yapılması çok kolaylaşmıştır. Tetkik sırasında hasta uyutulduğu için herhangi bir acı ya da ağrı duymamaktadır. Kansere dönüşebilen polip bulunmuşsa kolonoskopinin bir yıl sonra tekrarı gerekir. Normal bulunan kişilerde 3 ile 10 yıl arasında tetkiki tekrarlamak gerekir. Ayrıca yılda bir kez dışkıda gizli kan bakılmalıdır. Dışkıda kan bulunan kişilerde kalın barsak kanseri olabileceğinden kolonoskopiyle barsaklar incelenmelidir.

    8- Tiroid kanseri: Rutin çekap programı yoktur. Kuşkulanılan durumda elle boyun muayenesi ve tiroid ultrasonografisi yapılmalıdır. Kuşkulu nodüllerden biyopsi alınmalıdır.

    9- Rahim kanseri: Rutin çekap programı yoktur. Rahim kanserlerinin % 20 kadarı belirti vermez. Bunlarda `pap smear´ denilen test yapılabilir. Bu testte rahim ağzından sürüntü alınmaktadır. Aslında `pap smear´ testi rahim ağzı kanserlerini oluşmadan yakalamada çok önemli bir testtir. Cinsel yaşam başladıktan sonra yılda bir kez yapılmalıdır. Ancak rahim ağzı değil de rahim kanserini yakalamada etkinliği azdır. Rahim kanserinden kuşkulanılan durumlarda `pap smear´a ek olarak karın bölgesinin tomografi ya da MR´ı çekilebilir.

  • Polip nedir? Barsak polipleri kolon kanserine yol açar mı?

    Polipler kalınbarsağın iç yüzeyini örten tabakadaki hücresel çoğalmadan kaynaklanan ve barsağın iç yüzeyinde bulunan kitlelerdir. Milimetrik olabildikleri gibi bazen birkaç cm boyutuna da ulaşabilirler. Kolon kanserlerinin yaklaşık %90’ı polip zemininden gelişmektedir. Ancak her polip kolon kanserine yol açmaz. Özellikle “adenomatöz” olarak tabir edilen poliplerin tümöral potansiyeli diğer polip tiplerine kıyasla daha yüksektir. Ayrıca 1 cm’ den büyük, barsağın iç yüzeyine geniş tabanla oturan (sesil), çok sayıda bulunan, kanama belirtileri gösteren polipler yüksek riskli olabilir. Ailevi polipozis sendromları denilen bir grup hastalık barsak iç yüzeyini kaplayan çok sayıda (onlarca, yüzlerce, bazen binlerce) polip ile karakterizedir ve bu olgularda kolon kanseri gelişme riski çok yüksektir. Kolonoskopi sırasında rastlanan polipler kolaylıkla çıkarılabilir. Bununla birlikte bir gastroenteroloji veya cerrahi uzmanının takibi doğrultusunda belirli aralıklarla kolonoskopik kontrol gerekebilir. Ailevi polipozis sendromu olan bireylerde kanser gelişimini önlemek için cerrahi girişimle barsakların bir kısmı veya tamamı alınabilir. Çıkarılan bir polipde kansere rastlandığı takdirde geride kanserli doku bırakmamak adına tamamlayıcı bir cerrahi girişim de düşünülebilir.

  • Kolorektal (kalın bağırsak) kanseri

    Toplum sağlığı için önemi nedir?

    Erkek ve kadında en en sık görülen kanser türleri içerisinde her zaman üst sıralarda yer alan kolorektal kanser (KRK), sadece sıklığı ile değil, aynı zamanda çok kolay ve güvenli yöntemlerle erken teşhis edilebilmesi ile de toplum sağlığını ilgilendiren önemli bir hastalıktır.

    KRK riskini artıran ve koruyucu faktörler var mıdır?

    Günümüzde gelişmiş toplumların beslenme alışkanlıkları ve diğer risk faktörleri ile doğrudan ilişkisi de göz önüne alındığında, KRK ülkemizin gelişen hayat şartları ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim nedeni ile ileride çok daha önemli bir sağlık sorunu olmaya adaydır. Özellikle yağ ve kırmızı etten zengin ama liften fakir diyet en önemli risk faktörü olarak görülmektedir. Alkol, sigara, şeker hastalığı, diyette selenyum azlığı (Doğu anadolu bölgesi) gibi etkenler de ikinci sıradaki risk faktörleri olarak sıralanabilir. Koruyucu faktörler arasında; diyet ile birlikte bol kalsiyum (süt ve süt ürünleri) almak, D-vitamini takviyesi veya bol güneş ışığı görmek, fiziksel aktivite-egzersiz yapmak, C-vitamini ve aspirin kullanmak sayılabilir.

    Kolorektal kanser nasıl anlaşılabilir?

    Eğer KRK varsa bu durum hiç şikayet vermeyebilir. Genelde iki tür şikayet ile karşılaşılmaktadır. Birincisi kanserin kitle etkisinden ötürü tıkanma bulguları olarak sayılan karın ağrısı, karında şişkinlik ve uzun süre kabızlık sonrası olan şiddetli ishal atakları iken, ikinci sırada da kitlenin kanaması neticesinde aşikar kanama olması (dışkıda kan görmek) veya gizli kanama ile ortaya çıkan kansızlık şeklinde özetlenebilir.

    Erken teşhis mümkün müdür?

    Erken teşhis için hemen herkesin 40-50 yaşlarında bir kez dışkıda gizli kan testi yaptırarak sonuca göre takip edilmesi ve 50 yaşından sonra da bir kez tarama kolonoskopisi ile tarama yaptırması önerilmektedir. Dışkı testi için hastanede taze dışkı örneği yeterli olurken, toplum sağlığı tarama merkezlerinde ve aile hekimliklerinde de evde uygulanmaya uygun gizli kan testi kitleri mevcuttur.

    Kolonoskopi zor bir işlem mi?

    Toplumda yaygın bilinen kanının aksine kolonoskopi kolay bir işlemdir. Eğer gizli kan testi pozitif veya 50 yaş üzerindeyseniz tarama kolonoskopisi tetkikini mutlaka yaptırmanız gereklidir. Kolonoskopi işlemi öncesi 3 gün liften fakir diyet verilerek barsak temizliğe hazırlanılmakta ve 3.gün akşam içilen temizleme solüsyonu ile bağırsaklar tamamen temizlenerek işleme hazırlık yapılmaktadır. İşlem esnasında hastanelerimizde anestezi ve sedasyon uygulanmakta ve bu şekilde hastanın işlem ile ilgili bir ağrı veya sıkıntı çekmesi engellenmektedir. Bu şekilde doktor da çok rahat bir muayene ve inceleme yapabilmektedir. Kolonoskopide saptanan polip (mantar şeklindeki et benleri, kanser öncesi evre kabul edilirler) veya diğer kanser riski doğuracak hastalıklar da erken teşhis edilerek kanser önlenmesine de yardımcı olunmaktadır. Bu özelliklerinden ötürü kolonoskopi bu konuda altın standart tanı ve tedavi yöntemidir.

  • Kanserde gaz pedalına basan ayak: şeker ve buna karşı doğru beslenme

    Son araştırmalar tüketilen gıdaların genlerimizle bir anlamda konuştuğunu ve onların mesajlarının bağışıklık sistemimizi kapatıp açabildiğini gösterdi. Özellikle yüksek oranda karbonhidrat ya da şeker içeren beslenmenin kanser riskini arttırdığı bilimsel çevrelerde daha yüksek sesle dile getirilir oldu.

    Çevre, egzersiz, stres, meditasyon, maneviyat ve diyet gibi epigenetik değişkenler DNA’da dış değişikliklere yol açabilmektedir. Özellikle kanseri doğrudan olmasa bile dolaylı olarak besleyen şeker ve glikoz meselesi çok yoğun tartışılmaya devam ediyor. İnsülin hormonu, glikoz ve şekerin hücrelere girmesini sağlayan bir tür refakatçidir. Kanda şeker olduğunda insülin üretilerek şekerin hücreye girip mitokondride enerji üretiminde kullanılmasını sağlar. Çok fazla şeker, kan şekerini ve insülin seviyelerini arttırır. Zamanla normal sağlıklı hücreler ihtiyaçtan fazla olan şekeri alamaz. Hücrenin zarındaki insülin reseptörleri insüline yanıtsız hale gelir ve artık yanıt vermez. Bu durumda insülin direnci gelişir. İnsülin direnci de şişmanlık, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve kanser riskinde artış ile ilişkilidir.

    Kanser hücreleri çok yakıt (şeker) tüketmesine rağmen kötü randıman (enerji) veren eski tip motor gibidir. Yakıta çok daha fazla ihtiyacı olduğu için kanser hücrelerinin yüzeyi insülin reseptörleriyle çevrilidir ve sağlıklı hücreden onlarca kat daha fazla şekeri hücrenin içine alırlar. Bu nedenle sağlıklı hücrelerde insülin direnci gerçekleştiğinde dahi kanser hücreleri şekeri içeri almaya devam ederler. İnsülin kanser hücresinin içine şekeri salar ve bu durum kanser hücresinin çoğalmasını sağlayan genlerin açılmasına neden olur. Bilim adamları bu etkiyi ‘’gaz pedalindaki bir ayak gibi’’ kanser hücresinin büyümesini tetikleyen bir etki olarak tarif etmektedir.

    Peki ’’eğer yediğimiz besinler kanser genlerini kapatabiliyor ve tümör baskılayıcı genlerini açıyorsa ne yenmesi gerekir ?’’ . Bu sorunun cevabı ise; gökkuşağı gibi farklı renklerden bol miktarda sebze tüketilmesidir. Sebzeler, fitokimyasallardan zengindir ve bunlar bitkileri çevreden, stres faktörlerinden, güneşten, toksinlerden ve daha birçok şeyden korur. İnsanların sağlıklı olmak için fitokimyasallara ihtiyaçları vardır. Onlar genlerimize etki eder, bağışıklığı güçlendirir, detoksifikasyonu sağlar, kalp sağlığına olumlu etki eder, östrojen metabolizmasının sağlıklı olmasını sağlar, iltihabı önler ve barsaklarımızdaki yararlı bakterileri beslerler.

    Sağlıklı diyetin diğer bileşenlerini ise yağlar ve proteinler oluşturur. Bu konudaki sağlıklı seçim ise avokado, balık, yağlı tohumlar (fındık, ceviz), çekirdek, fındık yağı ve organik tereyağı gibi yağ içeren besinleri tüketmektir. Bunlara ek olarak zeytinyağı, keten tohumu yağı, hindistan cevizi yağı-sütü ve avokado yağı diğer iyi seçimlerdir.

    Protein kaynakları ise yumurta, balık, kırmızı et, tavuk, hindi etleridir. İşlenmemiş günlük süt, yoğurt ve peynir diğer protein kaynaklarıdır. Tahıllar da protein içermektedir. Hayvansal protein kaynakları serbest gezinen ve organik olanlardan tercih edilmelidir.

    İnsanların hafife aldıkları beslenme konusuna gereken önemi vermeleri ve bu konuda bilinçlenmek için doğru kaynaktan yardım almaları gerekmektedir. Kanserde de doğru beslenme stratejilerinin geliştirilmesi, tıbbi tedaviyle etkileşebilecek besinlerden ve bitkilerden uzak dururken, yardımcı olacakların programa dahil edilmeleri yarar sağlayabilmektedir.

    Prof Dr Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Kanser hücresini öldüren truva atı: yüksek doz c vitamini

    Uzun yıllar önce Nobel ödülü alan, yaşamının son dönemlerinde C vitaminin kanser dahil hastalıklarla mücadelede yararına adayan kimyacı Linus Carl Pauling (1901 – 1994)’ in kulakları yeni çalışmalarla çınlamaya devam ediyor. Ünlü ve saygın bilim dergi Science’ da yeni yayımlanan detaylı bir çalışmada C vitaminin laboratuar ve hayvan çalışmalarında kansere neden olan mutasyonu taşıyan kanser hücrelerinin öldürüldüğü saptanmıştır. Science dergisi, bilimsel etkinliği en yüksek dergilerden olup impact faktörü 33’ dür.

    Bu çalışmalar, etkili ilaç bulunmayan birçok kanser tipi için umut ışığı olmaktadır. Günümüzde mutasyona yönelik ilaç tedavileri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yapılan bu araştırmada C vitamininin veya askorbik asitin bir kanser ilacı gibi hedefe yönelik tedavilerin bir parçası olabileceğini düşündüren kuvvetli bulgular saptanmıştır.

    1971 yılında İskoçyalı doktor Pauling tarafından yüksek doz C vitamininin damar yoluyla uygulanması ile başarılı kanser tedavisini yayımlamasından sonra A.B.D.’ de 1970 ve 1980’ lerde Mayo Klinik tarafından iki klinik çalışma yapılmış ve sonuç olarak tedavi etkisiz olarak bulunmuştur. Mayo Klinik tarafından yapılan bu çalışmalarda, doktor Pauling’ den farklı olarak C vitamini ağız yoluyla kullanılmıştır. Ağız yoluyla verilen C vitamini miktarının hem doz olarak düşük olması, hem de kan dolaşımında damar yoluyla verilenden daha düşük düzeyde olmasının buna neden olduğu düşünülmektedir. Levine ve grubu tarafından yapılan çalışmalarda ise yarar sağlanabilmesi için C vitaminin toplardamar yoluyla yüksek dozlarda verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Son yıllarda az sayıda klinik çalışma yapılmış, over (yumurtalık) ve pankreas kanseri hastalarında kemoterapi ile beraber yüksek doz C vitamini uygulamasının yan etkisi az, kanser hastalarının yaşam sürelerine katkısı olabileceği yönünde bulgular elde edilmiştir. Fakat çalışmalar daha ileriye götürülememiştir.

    İlaç firmalarının desteklemediği bu konuda bağımsız bilim adamlarının C vitaminin kanser tedavisindeki rolüne ilişkin çalışmaları devam etmiştir.

    Science dergisinde yayımlanan, preklinik fare ve hücre kültürü çalışmasında, günün birinde C vitamininin hedefe yönelik bir tedavi yaklaşımı olabileceğini düşündüren bulgular elde edilmiştir.

    Kolorektal (kalınbağırsak) kanseri en sık görülen 3. kanser tipidir. Hastaların yaklaşık yarısında saldırgan tip olan mutant KRAS ve BRAF genleri bulunur. Tedavisi daha zor olan bu hasta grubunda hastalık daha saldırgan seyretmekte, günümüzdeki kemoterapi veya tedavi yaklaşımlarına iyi yanıt vermemektedir.

    Science dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma 300 portakalın içerdiği C vitaminine eşit yüksek doz C vitamini uygulanması ile preklinik modellerde KRAs ve BRAF mutasyonu olan kolorektal kanserin çoğalmasının engellendiğini göstermiştir. Bu araştırma, kanser tedavisinde yeni bir tedavi geliştirilmesini sağlamada önemli bir adım olarak kabul edilmektedir.

    C vitamini antioksidan olup, hücrelerin hasardan korunmasında görev alır. Yüksek dozlarda verilen C vitamini ise kanser hücrelerinin içinde tam zıt etki ile oksidasyon yaparak kanser hücrelerini öldürmektedir.

    Atardamar (arter) içinde oksijen bol bulunur ve C vitamini (askorbik asit) bu ortamda okside olarak dehydroascorbic acid (DHA)’ e döner. Kanser hücrelerinin zarında daha fazla bulunan şeker taşıyıcısı GLUT1 tarafından hem şeker hem de DHA kanser hücresinin içine taşınır. GLUT1, askorbik asiti hücre içine geçiremez.

    Kanser hücresinin içine giren DHA, Truva atı gibi davranarak kanser hücresinde bulunan antioksidanlar tarafından tekrar askorbik asite çevrilir. Bu işlem esnasında da kanser hücresine gerekli antioksidanlar tüketilerek kanser hücreleri oksidatif hasara uğrayarak ölürler.

    Mutasyona uğramış KRAS ve BRAF geni olan kolorektal kanser hücrelerinde daha fazla serbest oksijen radikallerinin oluşması nedeni ile bu hücreler yaşamak için daha fazla antioksidan maddeye ihtiyaç duyar. Bu nedenle yüksek doz C vitaminin verilmesi ile damarlarda oluşan DHA’ nın etkisine, normal hücreler ve diğer kanser hücrelerinden daha duyarlıdır.

    Bu verilere bakılarak sadece yüksek doz C vitamini tedavilerinin yapılmasından ziyade uygun hastalarda diğer konvansiyonel tedavilerle birlikte yeni tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmesi düşünülmelidir. Özellikle GLUT1 reseptörlerini yüksek oranda bulunduran böbrek kanseri, mesane kanseri ve pankreas kanserinde yardımcı tedavi olarak değerlendirilebilir.

    Kanser tedavileri, tıbbi onkoloji uzmanının kontrolü ve gözetiminde yürütülmeli, sadece alternatif tedavi değil, tamamlayıcı yaklaşımların konvansiyonel tıbbi tedavilerle bütünleştirildiği, hasta odaklı tedavi stratejisi kullanılmalıdır. Bu şekilde daha başarılı sonuçlar elde edilebilir.

    Prof. Dr, Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Hipertermi nedir? Kanserin yardımcı tedavisinde nasıl yarar sağlar?

    Çeşitli sağlık sorunlarında yardımcı olarak kullanılan hipertermi, kanserde uygulanan tıbbi tedaviler (kemoterapi, radyoterapi gibi kanserin temel tedavileri) ile beraber tedavinin başarı şansını arttırmak amacıyla yardımcı / tamamlayıcı kanser tedavisi olarak uygulanmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda yüksek ısının kanser hücrelerine hasar verdiği veya öldürdüğü gösterilmiştir (1,2). Kanser hücrelerinin öldürülmesi ve kanser hücrelerinin yapısını oluşturan proteinlere zarar verilmesiyle kanser kitlesinde küçülme sağlanabilmektedir (3). Hipertermi, kanser tedavisinde tek başına kullanılmamaktadır.

    Hipertermi genel olarak radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi gibi diğer kanser tedavilerinin yanında yardımcı tedavi olarak kullanılır (2,4). Hipertermi bazı kanser hücrelerinin radyoterapiye daha iyi yanıt vermesine yardımcı olabilir veya radyoterapinin hasar veremediği kanser hücrelerine hasar verebilir (1). Ayrıca kanser kitlesinde oksijenlenmeyi ve kan dolaşımını arttırarak tıbbi tedavinin etkinliğinin arttırılmasına destek olur. Radyoterapi ve hipertermi beraber kullanıldığında her biri diğerinden birkaç saat önce veya sonra uygulanabilmektedir. Hipertermi bazı kanser ilaçlarının (antikanser ilaçlar) etkisini arttırabilmektedir (1). Hipertermi uygulamaları, kanser tedavisinde kullanılan tıbbi uygulamaların kanser hücresine verdiği hasar tamirinin engellenmesine yardımcı olur.

    Çeşitli klinik çalışmalarda hiperterminin, kemoterapi ve / veya radyoterapi ile beraber kullanılmasının etkinliği araştırılmıştır. Bu çalışmalar baş ve boyun, beyin, akciğer, yemek borusu (özofagus), meme, idrar torbası (mesane), rektum, karaciğer, apendiks, rahim ağzı (serviks), karın zarı (periton, mezotelyoma) kanserleri ile melanoma ve sarkom gibi tümörlerin tedavisine odaklanmıştır (1,2,4,8,11, 12,13,14). Çalışmaların hepsi olmasa da çoğunda hipertermi diğer tedavilerle birlikte kullanıldığında tümör kitlesinde önemli derecede küçülme elde edilmiştir (1,2,4,7,8). Bu çalışmaların hepsinde olmamakla birlikte bazılarında kombine tedavi alan hastalarda yaşam sürelerinde artış olduğu gösterilmiştir (4,6,8).

    Bazı araştırmalarda da bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesine yardımcı olduğu saptanmıştır (15,16). Kanser hücrelerinde ısının neden olduğu HSP70 proteininde artış olması, doğal öldürücü NK hücreleri ve diğer efektör hücreleri uyararak kanser hücrelerine saldırması desteklenir.

    Prof. Dr. Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Kanser önlenebilir bir hastalık mıdır?

    Kanserli olguların gelişimi ve ölüm nedenleri arasındaki öne çıkışı sağlık için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kanserden şüphelenmemizi sağlayacak uyarılar var mıdır? Bu sorunu cevabı tabi ki evettir.

    Barsak veya idrar yapma alışkanlığında değişiklikler

    Geçmeyen soğuk algınlığı tablosu

    Beklenmeyen kanamalar

    Memede kitle tespit edilmesi veya meme cildinde değişiklikler veya akıntı

    Yutma güçlüğü

    İyileşmeyen yaralar

    İnatçı öksürük

    Belirgin iştahsızlık ve istemsiz kilo kaybı

    Tanımlanamayan ateş

    Ciltteki lekelerde renk değişikliği

    Yukarıda tanımlanan uyarıların yanında unutmayalım ki sadece 4 değişken ile kanser başta olmak üzere diyabet, kalp krizi ve inme %80 azaltılabilmektedir.

    Fizik aktivite

    Sağlıklı beslenme

    Sigara içmemek

    Obeziteden kaçınma

    Ancak ne acıdır ki gerçek anlamda toplumun sadece %10’u uyarılara uyum gösterebilmektedir. Bu uyarılar yanında unutmayalım ki tarama programlarına dahil olmakla yeni gelişebilecek kanser olgularının %50’si önlenebilir veya erken tanı almaktadır. Kanser erken tanısı için bu konuda uzman doktorlara başvuru yapmak önemlidir. Nihayet kurduğunuz iyi bir diyalog sayesinde erken tanı ve tarama programları hakkında sizi eğitecek ve yönlendirecektir. Tartışacağınız konuları liste haline getirmek, tarama sıklığı ve şekli nedir, sorgulanması gereken durumlardır.

    Tarama programlarının uygulandığı hastalıkların başında meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kalın barsak kanseri ve prostat kanseri yer almaktadır.

    Meme Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Kendi kendine meme muayenesi değişiklikleri saptamada önemlidir

    Kırk yaşını dolduran kadınlar ilk mamografisini çektirmelidir, sonraki 10 yıl için 2 yılda bir

    Elli yaşından sonra yıllık mamografi, 20’li-30’lu yaşlarda 3 yılda bir

    Rahim Ağzı Kanseri İçin Önerilen Program:

    Tarama ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamalıdır, 21 yaşını geçmemelidir.

    Her yıl Pap smear testi veya 2 yılda bir “liquid-based Pap test” ile yapılmalıdır.

    Otuz yaş ve sonrasındakilerde 3 veya daha fazla sayıda normal test sağlananlarda 2-3 yılda bir tarama yapılabilir.

    Yetmiş yaş ve üstü yaşlılarda, 3 ve daha fazla normal test varlığında veya son 10 yılda anormal testi olmayanlarda tarama testine gerek yoktur.

    Kalın Barsak Kanseri İçin Önerilen Program:

    Normal riske sahip 50 yaş ve üstü kişilerde tarama testleri başlatılmalıdır

    Fleksibl sigmoidoskopi 5 yılda bir

    Kolonskopi 10 yılda bir

    Tomografik kolonografi 5 yılda bir

    GGK ve FIT (fecal immunochemical test) yılda bir

    Gayta DNA testi (intervali net değil)

    Prostat Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Elli yaş ve üstü erkeklerde yapılması önerilmektedir, yılda bir.

    Yüksek riskli erkeklerde tarama yaşı 45 yaşında başlamalıdır

    Tarama programlarının yanında günlük yaşamda yapılan davranış değişiklikleriyle kanserden korunmada daha etkin olunabilmektedir. Nihayet Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü verilerine göre; kanserlerin %30’unun kontrol edilebilir beslenme komponentleri ile ilişkili olduğu ortaya konmaktadır. Aynı cemiyetin kanserden korunma ilkeleri on başlık altında toplanmaktadır:

    Olabildiğince fit ve yağsız bir vücut için aşırı yağ, özellikle karın çevresinde birikme kanser riskini arttırmaktadır. Aşırı yağ ve istenmeyen hormonlar kalın barsak, meme, pankreas, böbrek ve rahim kanserlerinde riski arttırmaktadır. Sebze ve meyveden zengin bir beslenme, işlenmemiş besinler ve natürel yağların tercih edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık şekerli içecekler, kalorisi yoğun yiyecekler ve alkol tercih edilmemelidir. Sigaradan mutlak kaçınılmalıdır.

    Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite önerilmektedir. Yavaş tempoda yürüyüş (ideal olan en azından günde 10 bin adım). Yüzme, hatta sizin sevebileceğiniz bir oyun veya aktivitenin de katkılarını unutmamak gerekir.

    Şekerli ve enerji yoğun (kola vs) yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır (obesite riski yüksektir)

    Değişik meyve , sebze, tahıl ve bakliyatlardan fazlaca yenmelidir, kanser riskinde %20 azalma sağladığı belirtilmektedir.

    Kırmızı et tüketimini kısıtlayın ve işlenmiş etlerden uzak durun. Haftada yarım kilodan daha fazla tüketilmemelidir.

    Eğer düzenli içiciyse alkol tüketimi erkeklerde günde 2, kadınlarda günde 1 kadehten fazla olmamalıdır.

    Tuzlu ve salamura yiyeceklerden kaçınılmalıdır, tuz yerine baharatlar kullanılabilir.

    Destek amaçlı tablet suplementleri kullanmayın, tabletlerdeki fitokimyasalların varlığı riski arttırmaktadır.

    Kadınlar en az 6 ay bebek emzirmelidir.

    Tedavi sonrası, kanser hastaları mutlaka kanser önleyici önerileri takip etmelidir.

    Yukarıda tanımlanan genel öneriler dışında başvurduğunuz uzman doktor tarafından riskleriniz değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bazı durumlarda koruma programları adı altında gerektiğinde koruyucu ilaç tedavilerinin de gerekebileceğini unutmayın. Doktorunuzla iletişim ve aldığınız danışmanlık önem arz etmektedir.

    Sağlıkla kalın..