Kadınlarda en tehlikeli kanser türleri olan, vulva, vajina, rahim ve rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve teşhisini sağlayan teste smear testi denilmektedir. Senede bir defa yapılacak olan bu basit test ile kanser taraması yapılabilmekte ve erken tanı koyulabilmektedir. Erken dönemde teşhis edildiğinde tam şifa ile sonuçlanan bir durumdur.
Bu testteki en önemli amaç, özellikle rahim ağzı kanserlerinin ve kanser öncesi (prekanseröz) lezyonların erken tanınmasıdır. Son yıllarda jinekolojik muayene ve jinekolojik kontrollerin rutin bir parçası haline gelmiştir.
Pap-Smear Testler ile rahim ağzı kanserlerinden meydana gelen ölümlerin azalmasında çok başarılı olunmuştur. Bir kadın rahim ağzı kanseri olmadan önce kanser öncesi birkaç evre geçirir. Bu evre genellikle bir yılın üstünde bir süreçtir.
Bu sürecin son evrelerinde şikayetler ortaya çıkmaya başlar. Serviks kanserinde şikayetler ortaya çıktıktan sonra da ne yazık ki hastalık yayılmıştır.
Şikayetler ortaya çıkmadan önce önleminizi alın. Senede bir defa smear testinizi yaptırınız.
Etiket: Kanser
-

Smear testi (CVS) nedir?
-
Deri kanserlerine dikkat !!!
BAZAL HÜCRELİ KANSER
Tüm ülkelerde en sık görülen deri kanseri tipidir. Derinin bazal hücrelerinden köken alır. Açık tenli, aşırı güneş ışını maruziyeti olan kişilerde daha sık görülür. En sık yüz gibi güneş gören bölgelerde gelişir. Gelişimi yıllar içinde ve yavaştır. Önce şeffaf renkte olan kabarıklık sonra yaraya dönüşür. Genellikle yayılım yapmaz. İleri yaşlarda tekrarlama riski mevcuttur. Güneşi sık görmeyen vücut alanlarında görüldüğünde kimyasal kanserojenler (arsenik gibi) sorgulanmalıdır. Pratikte metastaz yapmayan ve sadece bulunduğu bölgede yayılan bir kanser olarak bilinir.
Bazal hücreli kanserin tüm tedavi yöntemleri ile nüks gelişebilir. Yerel olarak kullanılan immunmodulatuar ilaçlarla 12 haftalık tedavi süreci oldukça etkin ve başarılıdır. Bir başka tedavi şekli tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Mohs cerrahisi bu konuda en etkin yöntemdir. Kriyoterapi (dondurma yöntemi) ağrısız alternatif bir terapi yöntemi olup nüksler sıktır. Bazı bazal hücreli kanserlerde radyoterapi ve fotodinamik tedavi de tercih edilebilmektedir.
SKUAMÖZ HÜCRELİ KANSER
Deriniz skuamöz hücrelerinden köken alan kanser tipidir. Kısa zamanda gelişir ve hızla ilerler. Metastaz yapma oranı yüksektir. Sıklıkla güneş hasarına bağlı gelişen solar keratoz, aktinik keilit, bowen hastalığı gibi bazı deri hastalıklarının üzerinde gelişebilir ve dönüşebilir. Bu nedenle bu kanserden korunmanın en önemli yolu güneşten korunmadır. PUVA tedavisi alanlarda risk dikkate alınmalıdır. Bazı güneş hassasiyeti ile giden genetik hastalıklarda sıklığı artmıştır. Yine organ transplantasyonu, AIDS, Lenfoma gibi immunsupresyon durumlarında sıklığı artmış olarak görülmektedir.
Skuamöz hücreli kanser genellikle 50 yaş üzerinde ortaya çıkar. Ancak güneşli iklimlerde daha genç yaşlarda da görülür. Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha sık görülür.En sık yerleşim yeri alt dudaktır ve sıklıkla sigara ve pipo içenlerde görülür.Bunun yanında yanakta ,burunda, kulak önü ve kulak heliksi üzerinde, saçı dökülmüş kişilerde saçlı deride de yerleşir. Bazal hücreli kanserden farklı olarak, el sırtı, ön kol ve kadınlarda bacak ön bölgede de bulunabilir. Genellikle 1-2 cm çapa ulaştığında ortadan ülsere deriden kabarık bir lezyon halini alır. Metastaz özellikle kulak , dudak ve genital bölge yerleşimli kanserlerde daha yüksektir. Lenf nodu metaztazı yapan olgularda prognoz kötüleşmektedir.
Tedavisi birincil kanserde cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Yüksek riskli olanlarda Mohs cerrahisi tercih edilmelidir. Cerrahi uygulanamayan olgularda radyoterapi diğer bir tedavi şeklidir. İç organ metastazı olan olgularda kemoterapi uygulanır.
Uzun süreli ülser ve yaralar, yanık zemininden de skuamöz hücreli kanser gelişebileceğinden bu hastaların dikkatle takibi gerekmektedir.
MALİGN MELANOM
Benler üzerinde gelişen en tehlikeli deri kanseri türüdür. Ailesel yatkınlık, çok sayıda ben varlığı, güneş yanığı öyküsü melanom için en önemli risk faktörleridir. Renk hücrelerinden kaynaklanan bu kanser, sıkığı hızla artmakla birlikte, beyaz ırkta orta yaş grubunda en sık görülen kanserlerdendir. Melanom en sık deriden, nadiren göz, mukoza beyin zarı gibi dokulardan gelişir. Çocuklarda doğuştan büyük konjenital benler üzerinden gelişebileceğinden bu olgular dikkatle takip edilmelidir. Açık tenliler, açık renk gözlüler, sarı-kızıl saçlılar, güneşli ve dağlık bölgelerde yaşayanlar, mesleği gereği güneş altında çalışanlar, çocukluğunda bir veya daha fazla ciddi güneş yanığı geçirenler, ailesinde melanom bulunanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar daha fazla risk altındadır.
Benlerdeki değişimler mutlaka kanser gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Simetride bozulma, kenarlarındaki düzensizlik, renk değişimleri, benin çapında büyüme ve kabarma kanserleşme belirtisi olabilmektedir. Riskli kişilerde dermatologlar tarafından erken tanı amacıyla, benlerdeki değişimi ayrıntılı olarak gösterebilen dermatoskopi cıhazı ile tarama ve izlem son derece önemlidir. Melanom için erken tanı hayat kurtarıcıdır. Her yıl dermatolojik kontrol yaptırılmalı, her ay kişi cildini ayna karşısında kendisi izlemelidir. Şüpheli benler cerrahi olarak çıkarılmalıdır.
DERİ KANSERİNDEN KORUNMA GÜNEŞTEN KORUNMAYLA EL ELEDİR.
Biz dermatologlar güneşten korunmayı vurgularken, hastalarımızdan daha tatile gitmediklerini, denize girmediklerini söylediklerini duyarız. Ne yazık ki Ultraviyolenin ne tatille nede sadece denizle ilişkisi vardır. Yaz kış insan derisi Ultraviyoleye maruz kalmaktadır. Kapalı ortamda çalışan kişiler en azından işe gidiş dönüş saatlerinde, evde vakit geçirenler balkon ve bahçeye çıktıklarında, dışarıda çalışanlar her an güneşten korunmak durumundadır. Şapka , şemsiye gibi fiziksel koruyucular mutlaka dikkate alınmalıdır. Deri tipine uygun güneş koruyucuları gün içinde yenilenerek, dışarı çıkmadan yarım saat öncesi mutlaka sürülmelidir. Çocuklarımızın Ultraviyoleye hassas bir derileri olduğunu UV ile oluşan DNA hasarlarından daha çabuk etkileneceklerini lütfen hiç aklımızdan çıkarmayalım ve aynı özeni onlara da gösterelim.
-

RAHİM AĞZI KANSERİ (HPV) AŞISI
Kadınlarda rahim ağzı, erkeklerde de penis kanserine neden olabilen HPV (Human Papilloma Virus) rahim ağzı kanseri tanısı konulan kadınların %95′ inde saptanmaktadır. Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler arasında meme kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır.
RAHİM AĞZI KANSERİ RİSKLERİ NELERDİR ?
Rahim ağzı kanseri risk faktörleri arasında; birden fazla kişiyle cinsel ilişkide bulunmak, erken yaşta cinsel ilişkiye girmek, daha önce bulaşıcı cinsel hastalıklar geçirmiş olmak, sigara içmek ve en önemlisi HPV virusu taşımak yer almaktadır.
HPV, genital bölgede infeksiyon yapan ve siğil şeklinde kitlelerin oluşumuna neden olan bir virustur. Bu virusun her türü kanserojen değildir. Kadınların bir kısmı bu virusu vücutlarına girdikten sonra kendi bağışıklık sistemleriyle yenebilmektedir. Çok sayıda türü bulunan HPV nin ancak birkaç türü kanser gelişiminde risk oluşturmaktadır. Smear testi ile erken teşhis rahim ağzı kanser tedavisini son derece kolaylaştırmaktadır.
RAHİM AĞZI KANSERİ (HPV) AŞISI NEDİR? KİMLERE VE NASIL UYGULANIR ?
Human Papilloma Vırus (HPV), türüne karşı aşı çalışmaları 1990 lı yıllarda başladı ve 2007 yılı itibari ile ABD ve ülkemizde satışa sunuldu. Değişik aşı türleri de geliştirilme aşamasındadır. Piyasaya sunulan aşı koruyucu amaçlı aşıdır. Ülkemizde de piyasaya sunulan aşı özellikle 12 yaşından itibaren kız çocuklarına 3 doz şeklinde yapılması planlanmaktadır. Bu şekilde ömür boyu %90 oranında koruyuculuk sağlaması beklenmektedir.
HPV aşısı toplam 4 tip HPV ye etkili (tip 6,11,16,18) olmasına rağmen, özellikle rahim ağzı kanserinin %50 nedeni olan HPV tip 16 ya karşı önemli bir koruma sağlayacaktır.
Aşı koruyucu amaçlı olduğu için vücutta bulunan HPV tipi üzerine ve bunun meydana getirdiği klinik değişiklikler ve riskler üzerine etkisi olmayacaktır. Taşıyıcı kişilerde taşıdıkları HPV tipi dışında sadece ilerideki bir zamanda alınacak koruyuculuk kapsamı dahilindeki diğer tip HPV ler için koruma sağlayabilecektir.
ÜLKEMİZDE AŞI İLE İLGİLİ SON GELİŞMELER NELERDİR ?
Amerikan firmasınca geliştirilen aşı ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nce (FDA) 8 Haziran 2006′ da onaylanarak “zorunlu aşı” kapsamına alındı. Türkiye’ de bu aşamada sosyal güvenlik kapsamına alınmadığından bedeli karşılanamayan aşı 9-26 yaş grubundaki kadınlara yapılması öneriliyor. Ergenlik çağına yaklaşırken, birey henüz aktif cinselliğe başlamadan yapılması önerilen aşının 3 aşamada birer doz şeklinde olmak üzere 1 yıl içinde yapılması önerilmektedir. Aşı şuan sosyal güvenlik sistemi içerisinde karşılanmamaktadır. Aşı cinsel temasla geçen HPV nin 6,11,16 ve18 tiplerine karşı koruma sağlamaktadır. Sonuç olarak ABD firması tarafından geliştirilen aşı HPV tip 6,11,16 ve 18 ‘e benzer partikülleri içerir ve rahim ağzı kanseri, kanser öncüsü lezyonlar ve dış genital bölgede bulunan siğillere karşıda önleyicidir.
GELİŞTİRİLMİŞ BAŞKA BİR AŞI VAR MI?
ABD firması tarafından geliştirilen koruyucu aşı (tip 6,11,16 ve 18) yanında, başka bir firma tarafından geliştirilen bivalan (tip 16,18) aşının çalışmaları da tamamlanmıştır. Bu iki aşı ile iligili yapılan çalışmaların ortak sonuçları; bu aşıların kişiler tarafından kolay tolere edilebildiği, yüksek oranda bağışıklanmanın sağlandığı, HPV enfeksiyonu ile ilgili klinik hastalığın azaltılmasında etkili olduğu ve bivalan aşı ile oluşan bağışıklık süresinin daha uzun süreli olduğu şeklindedir.
HPV AŞISI İLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER
• Aşı 3 doz şeklinde yapılacaktır. 3 doz bittikten sonra ne kadar bağışıklık sağlayacağı bilinmemekle birlikte 5 yıl sonra tekrarlanması gerekebileceği iddia edilmektedir.
• Aşı sonrası hassas kişilerde önemsiz allerjik reaksiyonların gelişebileceği bildirilmektedir.
• İdeal yapılma dönemi 9-12 yaş arası olup, en geç 26 yaşında yapılması önerilmektedir.
• İlk planda sadece kız çocuklarına yapılması planlanmakta erkek çocuklarına uygulanması tartışmalıdır.
• Hamilelik ve emzirme döneminde yapılması tartışmalıdır
• Öncelikle HIV taşıyıcıları, immün sistemi baskılayan tedavi alanlar, kortizon tedavisi alanlar, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı olanlar ve çok partnerli ilişkisi olan kadınlar aşılanmalıdır.
• Aşılama dozları bittikten sonra da rahim ağzı kanser riski tamamen bitmez. Bu nedenle dönem dönem smear testi ile taramalara devam edilmelidir.
• En çok merak edilen ise, HPV taşıyıcısı olanlar, lezyonu bulunanlar ve aktif genital siğili olanlara aşının yapılıp yapılmayacağıdır. Aşı koruyucu olduğu için zaten alınmış bir tipe karşı hiçbir faydası olmaz. Şuan kesin bilinen aşının virusu almamış kişilerde etkili olduğu şeklindedir.
-

Aktinik keratoz

Aktinik keratoz, ultraviyole radyasyona maruz kalma sonucu deride anormal deri hücrelerinin gelişimidir. Bu durum prekanseröz (kanser öncesi) olarak değerlendirilir. Aktinik keratoz, derinin bölgesel bağışıklık sisteminin zayıflayıp, UV ışınlara bağlı hücre hasarını tamir edemeyecek duruma geldiğinde ortaya çıkar. Güneşdeki UV ışınlarına uzun süre maruz kalan açık tenli kişilerde (ör: dışarıda çalışanlar, güneşli bölgelerde yaşayanlar) aktinik keratoz riski çok daha fazladır.
Aktinik keratozlar güneş hasarı olan deri bölgesinde çok sayıda, yassı veya hafif kalınlaşmış, pullu veya pürüzlü yüzeye sahip, deri renginde veya hafif kızarık şekilde görülür. Bazen daha belirgin kabuklar ve hatta boynuza benzer yapılar oluşturabilirler. Özellikle güneş ışığına yoğun bir şekilde maruza kalan el sırtı ve yüz bölgesinde oluşur. Yüz tutulumunda en sık burun, yanak, alt dudak, alın ve şakak bölümlerinde ortaya çıkar. Açık havada uzun süre güneşe maruz kalan beyaz tenli kişilerde görülür.
Aktinik keratozlar tehlikeli midirler?
Aktinik keratoz kanser gelişiminden önceki basamak olarak kabul edilir ve skuamöz kansere dönüşme potansiyeli taşır, bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir. 10’dan fazla aktinik keratozu bulunan kişilerde skuamöz hücreli karsinom görülme sıklığı yaklaşık % 10-15 tir. Eğer aktinik keratozlar kalınlaşır veya üzerlerinde yara açılırsa ya da zemini sertleşirse muhakkak kontrol edilmelidirler. Skuamaz hücreli karsinomlar deri üzerinde kreter benzer oluşumlar şeklinde görülürler. Aktinik keratozu bulunan kişiler skuamöz hücreli kansere dönüşebileceği gibi; bazal hücreli kansere veya melanomada değişebileceklerinden düzenli bir şekilde dermatoloji uzmanı tarafından takip edilmelidir.Aktinik keratozlar nasıl tedavi edilmelidir?
Aktinik keratozların tedavisi derinin üzerindeki anormal, hasarlı hücrelerin deriden uzaklaştırılması ile tedavi edilir. Böylelikle yeni deri, güneş hasarından korunmuş daha derin hücreleri ile oluşturulur.
Özellikle aşırı güneş hasarına olan ciltlerde tüm aktinik keratozları tedavi etmek mümkün olamayacağından kalınlaşmış ve hassas olan keratozların tedavisi önemlidir, Çünkü bu tip keratozların cilt kanserine dönüşüm açısından riskleri daha yüksektir.Tedavi seçenekleri nelerdir?
5-Fluorourasil krem: Bu tedavi özellikle yüzde çok sayıda aktinik keratoz bulunduğunda avantajlıdır. Bu krem hasta olan deri alanına günde 1-2 kez 2-4 hafta boyunca uygulanır.Tedavi edilen alan kırmızı, kabukludur ve rahatsızlık hissi vardır.
Imikimod: İmiquimod krem şeklinde bir ilaçtır. Etkilene alana haftada 2-3 kez 1-4 ay uygulanır. Bu ilaç dokuda tahriş reaksiyonuna neden olur, bu reaksiyon 3 hafta sürer ve tedaviye devam edildiğinde azalır.
Diklofenak jel: Bu ilaca tolerans fazladır ve aktinik keratoz tedavisinde oldukça başarılıdır.
Krioterapi: Derinin sıvı nitrojen ile dondurulması, deri altında su toplamasına neden olarak, derinin üst tabakasının atılmasını sağlar. Yüzdeki keratozlar krioterapi sonrasında 10 günde iyileşirken; el sırtında bu süre 3 haftayı bulabilir. Keratozlar zaman içinde tekrarlayarak, yeniden tedavi edilmek zorunda kalabilirler.
Küretaj ve koter: Bu yöntem özellikle kalın keratozlarda tercih edilir. Genellikle keratozlar keskin bir alet ile kazınır. Keratozun tam tedavisi veya kanamayı durdurmak amaçlı koter işlemi yapılır. İyileşme birkaç haftayı alır.
Cerrahi çıkartma işlemi: Bu yöntemle aktinik keratozlar dış sınırından çıkartılırlar. Aktinik keratozun tamamı ile çıkarılıp çıkarılmadığını anlamak için patolojik incelemeye gönderilir. Bu yöntem özellikle kanser şüphesi olan hastalarda önemlidir.
Lazer ile tedavi: CO2 fraksiyonel lazer ile tedavi bir başka seçenektir.
Fotodinamik tedavi: Fotodinamik tedavi de, ,ktinik keratoz olan alana önceden porfirin adlı bir fotosensiziter (güneşe duyarlandırıcı) uygulanır. Sonrada güçlü bir ışık uygulanır. Tedavi edilen alanda yanık gelişir ve bir kaç haftada iyileşme olur.Aktinik keratozdan nasıl korunulur?
Aktinik keratozlar ancak güneş ışığından korunularak engellenebilir. Aktinik keratozlara her gün yüksek koruma faktörlü bir güneşten koruyucu uygulandığında gerileme olur. Özellikle dışarıda çalışan açık tenli kişilerde bu koruma çok önemlidir. -
Tehlikeli benlerin takibi ve dermatoskopi
Benlerin Takibi Gerekli midir?
Benler melanosit ismi verilen ve deriye renk veren hücrelerin oluşturduğu deri değişiklikleridir. İnsan vücudunda çok sayıda ben görülebilir. Bu benlerin bazıları doğuştan vardırlar, bazıları ise güneşe maruz kalınması sonucu sonradan oluşurlar. Benler kahverengi, siyah ya da nadiren koyu mavi renkte olabilirler. Her koyu renk değişikliği ya da kabarıklık ben değildir. Deride var olan değişikliğin ben olup olmadığının tespiti konusunda size dermatoloğunuz yardımcı olacaktır. Doğuştan gelen benlerde daha fazla risk olmakla birlikte benlerin bazıları kanser riski taşıyabilirler. Bu nedenle tehlikeli benlerin takibi son derece önemlidir.
Benlerin Çıkarılması Zararlı mıdır?
Halk arasında benlere bıçak değdiği zaman kötüye dönüşecekleri ile ilgili yanlış bir inanış vardır. Oysa tam tersi tehlike taşıyan benler cerrahi olarak çıkarılmazlarsa yaşamı tehtid eden melanom isimli bir deri kanserine dönüşüm riski taşırlar. Melanom tüm dünyada hızla artmakta olan kötü seyirli ve ölümcül olabilen bir deri kanseri tipidir. Bu nedenle tehlikeli benlerin tespiti ve cerrrahi olarak çıkarılması kişinin hayatını kurtarabilir.
Benlerde Kansere Dönüşüm Belirtileri Nelerdir?
Simetrik olmayan ve düzensiz sınırlı benler ani değişiklikler gösterirse hastanın vakit geçirmeden bir dermatoloğa başvurması gerekir. Ani değişiklikler hızlı büyüme, şekil değiştirme ve kanama olarak kendini gösterebilir.
Kimler Risk Altındadır?
Çok sayıda beni olan ( 50’den fazla), çocukluk döneminde ağır güneş yanıkları geçiren, ailesinde melanom olanlar ile açık ten renkli ve renkli gözlü kişilerde benlerin kansere dönüşüm riski daha fazladır. Bu özelliklere sahip kişilerin belirli aralıklarla dermatoskopik muayeneden geçmeleri gerekir.
Tehlikeli Benler Nasıl Tespit Edilir?
Dermatoskopik muayene benin iç yapısındaki detayların büyütülerek görülmesini sağlayan dermatoskop isimli bir el cihazı ile yapılır. Bu muayeneden sonra dermaoloğun şüpheli bulduğu benler cerrahi olarak çıkarılır ve patolojik inelemeye gönderilir. Diğer benler ise düzenli aralıklarla dermatoskop ile kontrol edilmeye devam edilir.
-

KANSER AĞRILARI
Kanser, büyük sıkıntı ve acılara neden olan, çoğu zaman çaresizlik duygusu ve psikolojik çöküntünün de eşlik ettiği bir sağlık sorunudur. Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini bozmaktadır. Genellikle kanser ağrıları hastalığın seyri sırasında ortaya çıkmakta ve çoğu zaman da hastanın tedavisini ve yaşamsal faaliyetlerini engelleyecek boyutlara varan bir problemdir. Kanserde ağrı tedavisinin amacı, hasta açısından yeterli bir analjezi sağlayıp hastanın olabildiğince aktif ve kaliteli yaşam sürmesine katkıda bulunmaktadır.
KANSER AĞRILARINDA GİRİŞİMSEL TEDAVİ ve TEKNİKLER:
*Nöroliz: Kansere bağlı ağrıların tedavisinde nörolitik sinir blokları önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılan girişimlere nöroliz adı verilir. Değişik anatomik seviyelerde yapılan nöroliz uygulamaları farklı yapıda sinirlere yönelik olarak yapılabilmektedir.
* Stellar ganglion bloğu: Baş ve kollardaki nöropatik ağrılarda kullanılır. Blok sonrası o taraf göz kapağında düşme ve göz bebeğinde küçülme görülür. Blok aynı anda iki taraflı yapılmamalıdır.
*Çöliak pleksus bloğu:Pankreas, safra kesesi, mide, karaciğer ve bağırsak tümörlerine bağlı üst karın ve bel ağrısından yakınan kanserli hastalarda ağrı kontrolünde kullanılan bir yöntemdir. Blok etkisi ile bağırsak hareketleri de artacağı için dışkılama normale döner. Kullanılan ilaçların dozu azalır. Bu işlem ile %80-90 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.
*Superior hipogastrik pleksus bloğu:Kadın üreme organları ve prostat kanserlerinde ortaya çıkan ağrı ve özellikle dışkılama hissini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu blok ile %70-80 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.
*İmpar ganglion bloğu: Kansere bağlı makat ağrılarında özellikle, yanıcı ve batıcı özellikte hissedilen ve oturma veya ayağa kalkma ile artan ağrılarda uygulanır.
*Kalıcı (nörolitik) sinir blokları: Kalıcı ya da nörolitik sinir blokları ağrı tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılır.
*Radyofrekans Termokoagülasyon (RF) : Radyofrekans termokoagülasyon (RF), radyo dalgaları ile ısı oluşturularak sinir iletiminin kesilmesidir. Ağrı tedavisinde bu yöntem kullanılarak ağrı ileten sinir lifleri devre dışı bırakılır. Etki süresi ağrının yerine, tipine, başlangıç zamanına ve kişisel özelliklere göre değişiklik gösterebilir.
*Spinal opioid uygulamaları (Omurilik pompaları): Daha önce uygulanan ilaç tedavisine yanıtsız olan hastalar veya kullanılan yüksek doz ilaç nedeniyle oluşan yan etkileri tolere edemeyen hastalar spinal opioid uygulaması için aday olabilir. Morfin benzeri ilaçların bu yolla kullanılması, diğer veriliş yollarına göre daha düşük dozda, daha uzun süreli ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Özellikle omurilik pompaları çok düşük dozlarla ağrının kesilmesini sağlayan programlanabilen sistemler olarak bu tedavide önemli bir yere sahiptirler. Ağrının gün içindeki seyrine göre doz programlamaları yapılabilen bu sistemler, omurilik yakınına yerleştirilen çok ince bir kateter ve cerrahi olarak cilt altına yerleştirilen pompa sistemlerinden oluşmaktadır.
Yapılan tedavide amaç hastanın yaşamı süresince konforlu ve dayanılabilir bir hayat sürmesidir. Bugün kanser ağrısında ağrının tedavisi kanser tedavisi kadar önemli kabul edilmiştir.
-

HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı
HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı
HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve AşısıHPV enfeksiyonu viral bir hastalık olup görülme sıklığı artmaktadır. Sıklıkla cinsel aktivitenin en fazla olduğı 16-25 yaşlarında görülmekle birlikte her yaşta, hatta çocuklarda bile rastlanabilir. Cinsel alışkanlıklar, çok ve değişik eşlerle beraberlik en önemli risk faktörüdür.
HPV Enfeksiyonundaki Artış Nedenleri:
Cinsel alışkanlıklardaki değişmeler
Ailesi yapısının bozulması
Sigara kullanımındaki artış
Genç yaşlarda doğum kontrol hapı kullanım sıklığının artması
HPV Genotipleri ve Rahim Ağzı Kanseri İlişkisi:
Düşük risk grubu: HPV 6,11,40, 42,43,45,54,61,70,72 ve 81
Muhtemel yüksek risk grubu: HPV 26,53,66
Yüksek risk grubu: HPV ,18,31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,68, 73 ve 82
HPV Enfeksiyonunun Görülme Şekilleri:
Klasik genital siğiller: En çok rastlanan şeklidir
Yassı kondilom: Gözle görülmezler, kolposkopik muayene ile tespit edilir
Kerotik papüller: Kuru cilt bölgelerinde, özellikle kasıklarda görülür
Dev kondilomlar: Atipi (Kanser) olasılığı yüksektir
HPV Enfeksiyonunun Geçiş Yolları:
Cinsel yolla geçiş: En önemli geçiş şeklidir
Genital HPV geçirenlerin eşlerinde %60-66 oranında genital HPV lezyonları görülür. Bu şekilde bulaşmada en önemli faktör cinsel eş sayısı ve enfeksiyonun alındığı yaştır.İlk cinsel ilişki yaşının erken olması enfeksiyonun alınmasında ve kanser gelişmesinde en önemli etkendir.Erkekte HPV testi zordur, genellikle bulgu vermez
Ekstra genital geçiş: HPV 16 ve 35 tipleri tırnak aralarında yaşayabilmekte ve cinsel dışı geçişte rol oynamaktadır.Çevresel yüzeyler, kıyafetler, havlu, tuvalet, biopsi aletleri ve eldivenler bulaşmada rol oynayabilir
Vertikal geçiş: Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş olup bu enfeksiyonu taşıyan kadınların bebeklerinde %4-87 oranında HPV DNA’sına rastlanmıştır.Bebeklerde ‘’Laringeal Papillomatozis’’ hastalığa sebep olduğu gösterilmiştir.
Gebelik sırasında fetusa geçişi tartışmalıdır.
HPV Enfeksiyonunda Tanı Yöntemleri:
Servikal sitoloji (PAP smear): Genital siğil olanlarda mutlaka yapılmalıdır
HPV DNA testi: Güvenirlilik (?) Pahalı ve zor bir yöntemdir.
HPV Enfeksiyonunda Tedavi :
Altta yatan vajinal enfeksiyonların tedavisi
Diabet araştırılması
Vulvanın kuru tutulması
Modern tedavi seçenekleri
HPV Enfeksiyonundan Korunma Yolları:
Cinsel ilişki yaşının geciktirilmesi
Cinsel eş sayısının az olması
Kondom kullanılması
Sigara içilmemesi,
Erken teşhis için PAP smear taramalarının yapılması
Aşı uygulaması
HPV Aşıları:
Rahim ağzı kanserinin %70’i HPV 16 ve 18 enfeksiyonuna bağlıdır
PAP smear taraması ile erken teşhis ve tedavi ile ölüm oranları azalmıştır
Kuadrivalen HPV aşısı ve Bivalen HPV aşısı bulunmaktadır
Kuadrivalen Aşı:
HPV 6, 11, 16 ve 18 tipleri ile ilişkili hastalıklardan koruma sağlar
9-26 yaşlarındaki kadınlara 0, 2 ve 6 ay doz aralıklarında uygulanır
Koruyuculuğu en az 5 yıl olup, rapel doz gereksinimi ileride gösterilecektir
Bivalen Aşı:
HPV 16 ve 18’e karşı koruma sağlayıp, HPV 31 ve 45’e çapraz koruma sağlamaktadır
Bu aşı ile 0, 1 ve 6 ay doz şeması uygulanmaktadır
Gebelik ve Emzirmede HPV Aşısı:
HPV aşısı gebelik kategorisi B olarak sınıflandırılmıştır
Gebelikte önerilmese de teratojenik bir etki bildirilmemiştir
Emziren kadınlarda HPV aşısı yapılabilir
Bu gibi inaktif aşılar emziren annelerin ve bebeklerinin güvenliğini etkilemez
ÖNERİLER:
Maksimum koruma için aşı, hiç HPV ile karşılaşmadan önce yapılmalıdır
9-26 yaş arası kadınların aşılanması önerilmekte olup ilk aşılama için hedef yaşın 11-12 yaş olması önerilmektedir
Aşılama durumuna bakılmaksızın PAP smear taramalarına devam edilmelidir
HPV aşılarının rahim ağzı kanserlerinin sadece %70’ne ve genital siğillerin %90’nına karşı koruyucu olduğu vurgulanmalıdır
Aşı koruyucu bir araçtır ve kanser taramasının yerini alamaz
Smear taramasında hastalık kadınlarda aşı olabilirler, fakat aşının bu kadınlarda daha az etkin olacağı bilgilendirilmelidir
Önceden HPV ile enfekte kadınlar diğer HPV tiplerine karşı korunarak aşıdan yarar göreceklerdir
Bu gruptada yıllık PAP smear taraması önemlidir
HPV aşısı genital siğil ve kanserlerde tedaviyi amaçlamaz, bu hastalara uygun tedaviler uygulanmalıdır.
Toplumlarda aile yapısının korunması ve güçlü tutulması, özellikle genç kızlarımıza ve tüm bireylere gerekli eğitimin doğru ve etkili bir biçimde yapılması en önemli koruma yöntemi olacaktır. -

KANSERE KARŞI AŞI
Her 10 kadından 8 inin hayatları boyunca en az bir defa hpv taşıyacağı bilinmektedir. Bağışıklık sistemimiz çoğunlukla bu virusü vucuttan temizler ama bunun gerçekleşmediği durumlarda belirli kanserler ve çeşitli hastalıklar vucutta oluşabilir. Rahim ağzı kanseri meme kanserinden sonra en çok ölüme sebeb olan 2. Kanser türüdür.
Gebeliğin rahim ağzı kanserleri açısından olumsuz etkileri bulunmaktadır. Ancak rahim ağzı kanserleri diğer kanser türleri gibi kalıtsal (genetik )bir hastalık olmayıp, en çok HPV enfeksiyonları na bağlı bir hastalıktır. Bu nedenle HPV taşıyıcılığı olan kişilerin düzenli PAP smear testlerini yaptırmaları son derece önemlidir.
Human papilomavirüs( HPV) yani insan siğil virusu oldukça bulaşıcı yaygın ve belirti göstermeyen bir virustur. Cinsel ilişki şart değildir deriyle temas bile yeterlidir. HPV kadın ve erkekleri etkiliyebilir
Diğer taraftan sık partner değiştirmek, ilk cinselliğin çok erken yaşlarda yaşanması, sigara kullanımı, doğum kontrol hap kullanımı, çok sayıda çocuk doğurmak ve immün sistemin zayıflığı da rahim ağzı kanserleri açısından diğer risk faktörleridir. Gebeliğin ilk üç ayında yapılan PAP smear tarama testinin bebek açısından bir sakıncası olmayacağı gibi, olası bir kanser öncüsü lezyonun tespiti açısından önemi büyüktür.
Serviks Kanseri (Rahim Ağzı Kanseri) HPV Aşıları ile İlişkisi Nedir?
Hpv aşıları rekombinan dna teknolojisiyle üretilen protein aşılarıdır. Hpv 6 ,11, 16 ve 18 tiplerine karşı geliştirilmiş aşılardır. 16 ve 18 numaralı hpv tipleri serviks (rahim ağzı)kanserinin %70 inden sorumludur. 6 ve 11 numaralı tipler ise genital siğillerin %90 ınndan sorumludur.
HPV Aşıları Kimlere Yapılır?
Aşılar 9-26 yaşındaki kızlar/kadınlar için önerilmektedir. İdeal yaşı 11-12 yaş olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde her iki aşı için sağlık bakanlığının onayı vardır. 26-45 yaş grubu kadınlarda çalışmalar yurutulmekte ve HPV ile enfekte olmayan ve kanser Öncücü lezyonlara karşı koruyuculuğu %88-94 iken , genital siğillere karşı koruyuculuğu %100 olduğu gözlenmektedir.
HPV Aşısının Koruyuculuğu Ne Kadardır?
Bu etkinliğin aşılama işlem süresi 9.5 yıl boyunca sürdüğü gösterilmiştir. Antikorlarının 20 yıl boyunca yüksek düzeyde kalabileceği ön görülmektedir.
-

PAP SMEAR …
Pap smear (veya smear testi) jinekolojide kullanılan bir tarama testidir. Serviks (rahim ağzı) kanserlerinin tarama testi olarak kullanılan bu test erken tanı sağlama olanağı sunmaktadır. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinde görülen anormal hücreler kanser öncüsü lezyon olabilir ve erken tanı sayesinde kanser gelişmeden önlenebilir.
Test ne zaman yapılmaya başlanmalı?
Servikal kanserin erken teşhisine yönelik PAP smear taramasıyla ilgili olarak Amerikan Kanser Derneği (American Cancer Society, ACS), kadınların ilk cinsel deneyimden 3 yıl sonra veya cinsel hayatı aktif olsun ya da olmasın 21 yaşına geldiklerinde, 30 yaş ve üzerinde her 3 yılda bir kez PAP smear testi yaptırmalarını önermektedir. 30-65 yaş arası pap smear ve Hpv test (combi test olarak) her 5 yılda bir kez önerilmekte ,sadece Pap smear testi yapılacaksa yine her 3 yılda bir kez yapılması önerilmektedir.
Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Kurulu (American College of Obstetricians andGynecologist, ACOG), hayatı boyunca herhangi bir dönemde veya halen cinsel aktif olan ya da 21 yaşına gelmiş tüm kadınların yıllık pelvik muayene ve her 3 yılda bir kez PAP smear yaptırmalarını, 30-65 yaş arası pap smear ve Hpv test(combi test olarak) her 5 yılda bir kez önerilmekte, sadece Pap smear testi yapılacaksa yine her 3 yılda bir kez yapılması önerilmektedir. 21 yaş altında Pap smear rutin inceleme olarak önerilmemektedir.
PAP SMEAR TESTİ YAPILMA SIKLIĞI TABLOSU
YAŞ ACS American Kanser Derneği/ ACOG Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Kurulu
21 – 29 Her 3 Yılda 1 Kez
30 Yaş ve Üstü Her 3 Yılda 1 Kez veya HPV testi ile PAP Smear Testi kombine edildiğinde Her 5 Yılda 1 Kez Yapılmalı
Smear testi ne zaman sonlandırılmalı ?
Total Histerektomi (Rahimin alınması) ameliyatından sonra (eğer rahim ağzında kanseröz veya prekanseröz (kanser öncüsü) lezyon saptanmamışsa rutin Pap smear testi sonlandırılabilir. 65-70 yaşın üzerinde ve son 10 yılda anormal PAP test sonucu olmayan, üç veya daha fazla normal PAP test sonucu olan kadınların servikal kanser tarama programından çıkarılmaları önerilmektedir.
Smear testinin iyi sonuç vermesi için test öncesi dikkat edilmesi gereken hususlar; Smear testi öncesi iki gün süreyle cinsel ilişkiden, bölgeyi antiseptikli sıvılarla yıkamaktan, sperm öldürücü köpük, krem veya jel kullanmaktan kaçınılmalıdır.
Pap smear testi sonucu anormal gelirse ne yapılır?
Pap smear testi anormal gelirse kolposkopi ile ileri bir inceleme yapılır ve gerekli görülen yerlerden biyopsi alınır ve patolojik inceleme yapılır..
-

Tüp Bebek
Tüp bebek tedavisi aşamalarında, ilaç kullanımından da çekinen anne ve baba adayları, bu ilaçların kanser ya da menopoza yol açabileceğini düşünmektedir. Ancak yapılan sayısız bilimsel çalışma ve araştırma sonucunda böyle bir durumun söz konusu olmadığı ortaya konmuştur. Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları, vücudun kendi ürettiği hormonlar ile aynıdır. Ancak tedavide gebeliğin sağlanması için bu hormonların daha fazla salgılanmasına ihtiyaç duyulur. Bu sebeple de vücutta salgılanandan daha yüksek oranlarda hormon takviyesi yapılır.
Tüp bebek ilaçları kanser yapar mı?
Anne ve baba adayları, tedavide kullanılan ilaçların kansere yol açtığına inanmaktadır. Bu düşüncenin hiçbir şekilde bilimse karşılığı yoktur. Kullanılan ilaçların kansere sebep olması söz konusu değildir. Yumurtalık kanserine yakalanma riski çocuk yapmayan kadınlarda daha fazla olmaktadır. Bu duruma yol açan kısırlık tedavisi değildir. Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar çeşitli yan etkilere sebep olabilir. Bunlar:
- Ruh halinde meydana gelen değişimler
- Alerjik cevaplar
- Karın ağrısı
- İshal, kusma ve bulantı
- Enjeksiyon uygulanan bölgede kızarıklık
- Vücutta ödem
- Baş ağrısı
- Göğüste hassasiyet
- Ateş basması
- Yorgunluk, halsizlik
- OHSS
Çifte hangi yöntemle tedaviye başlanacağı ise çeşitli araştırmalar sonucunda belirlenir. Çiftin kısırlık sebebi, ne zamandır kısırlık sorunu yaşandığı, kadının yaşı gibi faktörlerle tedavi şekli belirlenir. İlk olarak tüp bebek tedavisinden önce aşılama gibi farklı yöntemler denenebilir. Doğrudan olarak tüp bebek tedavisine başlayan çiftler çoğunlukla ileri yaştaki anne adayları ve açıklanamayan kısırlık tedavileridir.