Etiket: Kanama

  • Kadın Hastalıkları ..

    Kadın Hastalıkları ..

    Ülkemizde En Sık Görülen Kadın Hastalıkları
    Maalesef ülkemizde kadınların pek çoğu, Kadın Hastalıkları konusunda bilinçli davranmıyor ve bu anlamda kendilerine yeterli özeni göstermiyorlar. Üstelik pek çok kadın jinekoloğa gitmekten de fazla hoşlanmıyor. 

    – Kadın hastalıkları arasında, ülkemizde hangi hastalıklar daha sık görülmektedir?
    Kadın Hastalıkları arasında, hem ülkemizde hem de dünyada en sık kanama bozuklukları ve akıntılı hastalıklar görülmektedir. 

    – Kadın sağlığı açısından, jinekolojik muayenenin önemi nedir? Kadınlar hangi aralıklarda muayene olmalıdır?
    Periyodik jinekolojik muayenenin önemi çok büyüktür. Çünkü jinekolojik muayene sırasında hasta çeşitli açılardan kontrol edilir. Bu muayenede, hastada bir enfeksiyon, rahimde bir polip ya da miyom varsa tespit edilir, ayrıca yumurtalıklardaki iyi ve kötü huylu kistler ve tümörler belirlenir. Düzenli jinekolojik kontrollerin yanısıra, 40 yaşından itibaren her hadın memografi yaptırmalıdır. Çünkü meme kanseri erken teşhis ile korkulu rüya olmaktan çıkabilir. Özel durumlar dışında, yılda bir kez muayene ve smear testi yeterlidir. 

    – Jinekolojik hastalıkları önleme açısından hijyenin önemi nedir? Hijyen konusunda öncelikle nelere dikkat etmek gerekir?
    Sağlık açısından hijyen elbette çok önemli. Kadınlar özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olmalılar, mümkün olduğunca fiziki temasta bulunmamaya çalışmalılar. Bunun yanısıra cinsel ilişki esnasında da hijyen ön koşul. Özellikle tek eşlilik dışı durumlarda prezervatif kullanmak, hem kadın hem erkek sağlığı için çok önemli. Bazı kadınlar, cinsel ilişki sonrasında önlem olarak vajinanın içerisini yıkar. Oysa bu fayda yerine zarar getirmektedir. Vajinanın içi mekanik olarak temizlenmemelidir.

    – Regl dönemlerinin düzensiz olmasının sebepleri nelerdir? Düzenli olması için neler yapılmalıdır?
    Adet dönemlerinin düzensizliği, hormonal sorunlardan ya da miyom, polip veya yumurtalık kislerinden meydana gelebilir. Kişi aşırı zayıf ya da aşırı kiloluysa, bu da adet düzensizliğine yol açabilir. Böyle bir durum söz konusuysa, kilo problemi hemen çözülmelidir. Ayrıca tiroid, prokistik over ya da prolaktin fazlalığı gibi hormonal nedenler de adet düzensizliklerine neden olur. Bu sorunlar söz konusu ise, öncelikle bunların tedavisine yönelinmelidir. 

    – Peki ara kanamalar tehlikeli midir?
    Ara kanamalar iki grupta incelenmelidir; doğurganlık çağı kanamaları ve menapoz sonrası kanamalar… Menopoz sonrası kanamalar çok önemlidir ve ciddiye alınarak bir hekime başvurmak gerekir. 35 – 40 yaşlarına kadar olan kanama bozuklukları, bir kez olduğunda çok panik yapmaya gerek yok. Fakat bir aydan daha fazla tekrarlıyorsa, yine hekime görünmek gerekiyor. 35-40 yaş ve sonrası ara kanamalar da mutlaka hekime başvurmayı gerektirir.

    – Ara kanamalar hangi hastalıkların belirtisidir?
    Rahim kanserinin en erken belirtisi ara kanamalardır. Kanamayı uyarı kabul edip, hekime başvuran bir kadın, rahim içi kanseri gelişmeden veya çok erken evresinde yakalanmasını sağlar ve tedavi şansı ile bu hastalıktan kurtulur. Erken teşhis tamamen kurtulma şansı demektir. Kanamaları ciddiye almayıp hekime geç gidilirse, yapılacak tedavi yaşamı kurtarmak değil, ancak uzatmak için olacaktır.

    – Hem anne hem de çocuk sağlığı açısından iki doğum arasında ne kadar süre olmalıdır?
    Gebelik süreci kadınlarda çok ciddi hormonal, ruhsal, fiziksel immünolojik (bağışıklık sistemi ile ilgili) değişikliklere yol açmaktadır. Dolayısıyla bu muazzam değişikliklerin eski haline ve gebelik öncesi durumuna dönebilmesi için, gebelikler arasında 2 yıl kadar bir süre geçmelidir. 

    – Hangi hastalıklarda muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekir? Erkekler bu konuda biraz tutucu. Onlara önerileriniz nelerdir?
    Enfeksiyon hastalıklarında muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekiyor, çünkü bu tür hastalıklarda, her iki kişiye tedavi veriliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ve kısırlık tedavisinde de yine eşler kontrole birlikte gitmelidir. Bunların yanısıra, gebelik takiplerinde de, erkeğin eşinin yanında olması, kadına psikolojik destek sağlaması ve motivasyon açısından önemlidir.

  • ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    Normalde hanımlar 22-35 gün aralıklarla adet görürler (bir adet

    dönemi,bir adetin başlangıcından diğer adet’in başlangıcına kadar hesaplanır) ve

    3-7 gün kadar devam eder.İlk günler genellikle daha fazla olan kanama gittikçe

    azalır ve 7.gün civarında kesilir.Adet kanı’nın miktarı yaklaşık 50-60ml

    kadardır.Bazı hanımlarda iki adet ortasına denk gelen günlerde, lekelenme

    tarzında bir kanama olabilir ve her adet dönemi bu kanama tekrar edebilir .Bu

    kanamanın ovülasyon (yumurtlama) döneminde olduğu bilinmektedir.

    Anlatılan bu düzenden sapan her adet düzensiz adet’tir ve her düzensiz

    adet’in kendine özgü sebepleri ve tedavisi vardır.Bu nedenle de hastaların çok

    iyi öykü vermesi gerekmektedir.Jinekologlara başvuran hastaların çoğu,adet

    düzensizliği veya anormal kanamalar nedeniyle gelmektedir.

    Adet düzensizliği yapan nedenler,yaşa göre çok değişiklikler

    göstermektedir:

    Yeni doğan dönemi ; Anneden geçen hormonların doğumdan sonra

    hızla azalması sonu oluşan vajinal kanamalardır.

    Oyun çağı dönemi ; Bu dönemde genellikle vajene yabancı cisim

    konulması neticesinde kız çocuklarında vajinal kanamalar olabilir.

    Geç çocukluk dönemi ; Erken puberte (ergenleşme) denilen durum

    oluşur ki bu da bir tümör , hormon bozukluğu veya vajende yabancı cisim

    nedeniyle oluşabilir.

    Juvenil kanama(Genç kızlık dönemi) ; Bu kanama da genellikle

    yumurtalıklardan yumurtlamanın olmayışı ve düzensiz hormon

    (progesteron)üretimi neticesinde oluşmaktadır.Bazen kanamalar birkaç günden

    birkaç haftaya kadar sürebilir ve eksik olan hormon yerine konmak suretiyle

    tedavi edilir.Yalnız bu dönemde hormon tedavisi yaparken,dikkat etmek

    gerekir.Çünkü büyüme döneminde olan kız çocuklarında hormonlar,büyümeyi

    engelliyebilir.

    Üretken dönem ; Bu dönemdeki kanamalarda akla ilk gelen,gebelik

    olmalıdır.Gebelikte elbette kanama olmaz ,ancak “ düşük tehlikesi “veya “dış

    gebelik” durumunda vajinal kanamalar olabilir.Yine ,gebeliğin geç

    dönemlerinde “çocuğun eşinin erken ayrılması” veya “eşin aşağıda yerleşmesi”

    sonucunda da kanamalar olabilir. Yine bu döneme ait başka bir kanama

    nedeni,yumurtlama bozukluklarıdır.Genellikle yumurtlama bozuklukları

    sonucunda rahmin iç zarında (endometrium) kalınlaşma (hyperplazi) nedeniyle

    de kanamalar oluşur. Tabiiki en önemli kanama nedeni “kanserlerdir”.Dışarıdan

    alınan bazı ilaçlar ve özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları da kanama

    yapabilir.Aylık ve üç aylık doğum kontrol iğneleri de aynı şekilde,kanama

    yapabilir.

    Genital organ hastalıkları ; Vajinal tümörler ,rahim ağzındaki

    yara(erezyon)lar,polip veya rahim ağzından sarkan myom’lar,rahim ağzı

    kanserleri ve myom denilen rahmin kendi urları da düzensiz kanamalar

    yapabilir.

    Üretken çağ sonu dönemi ; Yumurtlama olmaması

    sonucu,yumurtalıklardan düzensiz hormon salınması neticesinde oluşan

    kanamalardır.Rahim içerisinde hiperplazi denilen kalınlaşmalar genellikle bu

    dönemde oluşur ve kanser riski fazla olan bu lezyonlardan mutlaka biopsi (parça

    almak) alınarak teşhis konulmalıdır.

    Menopoz ve sonrası dönem ;Hormon düzeyleri’nin düşmesi(atrofi)

    sonucu oluşabildiği gibi ,genital kanser sebepli de olabilir.Bu dönemde genital

    kanser riski arttığı için,ciddi inceleme gerektirmektedir.

    Tabiiki adet düzeninin sağlanmasında, beyin’in rolü çok

    büyüktür.Stressler,psikolojik bozukluklar ,iklimsel ve sosyoekonomik

    bozukluklar da düzensiz adet kanamalarına sebep olmaktadırlar.

    Adet düzensizlikleri veya adet dışı kanamalarda mutlaka muayene

    yapılmalı ,ultrason ,hormon tetkikleri ,smear ve endometrial biopsi(rahimden

    parça alınması) yapılıp kanama’nın nedeni ortaya çıkarılmalıdır.

  • Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama işlemi sırasında ve sonrasında anne adayları nadiren oldukça hafif bir kasık ağrısı hissedebilir. Bu hissedilen hafif ağrı normal bir ağrıdır. Fakat genel olarak aşılama tedavisine bakıldığında; aşılama işlemi uygulanan kadınların büyük bir çoğunluğunda böyle bir ağrı oluşumu gözlemlenmemektedir. Aşılama tedavisi genel açıdan değerlendirilirse eğer oldukça konforlu bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Aşılama işleminde meydana gelen hafif ağrı, kadının ilaç kullanmasını gerektirmemektedir. 

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda bazı durumlarda şiddetli ağrı hissedilebilir. Aşılama sonrası hissedilen ağrı çok şiddetli ise farklı bir nedenden dolayı yaşanıyor olabilir. Vakit kaybetmeden doktora danışmakta fayda vardır.

    Aşılama sonrasında ağrı hissedilmesi sıklıkla rastlanan bir problem değildir. Kasık ağrısı gebeliğin belirtilerinden birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan 7 ila 10 gün sonrasında kasık bölgesinde ağrı hissedilebilir. Fakat bu hissedilen kasık ağrısının adet döneminde hissedilen kasık ağrısı ile karıştırılıp karıştırılmadığından emin olmak gerekir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında kanama olması normal mi?

    Aşılama yönteminin uygulandıktan sonra kanamanın olmaması gerekir. Çünkü aşılama işlemi sonrasında kanamanın gerçekleşmesi için herhangi bir sebep yoktur. 

    Ancak aşılama işlemi uygulanan kimi kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak tabir edeceğimiz şekilde kanama oluşabilir. Bu lekelenmelere sıkça rastlanmaz, nadiren yaşanır.

    Aşılama işlemi ardından görülen kanama;  kısa, ortalama olarak 1 gün süreli kanamalardır. Bu kanama durumu kadınları gebelik şansını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünerek tedirgin edebilir. Fakat söz konusu kanama gebelik şansını olumsuz yönde etkilememektedir. Şayet 3 günden fazla, lekelenme olarak değil yoğun bir kanama yaşanırsa böyle bir durumda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan kanama; halk arasında yaygın olan adı ile üstüne görme, üstüne adet görme durumudur.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası progesteron hormonu kullanmak şart mı?

    Doktorun tekniğine bağlı olarak aşılama işlemi uygulanırken progesteron hormonu kullanılabilir. Ancak aşılama işleminin uygulanmasından sonra progesteron hormonu kullanmak gibi bir şart söz konusu değildir. Aşılama uygulaması sonrasında bazı hastalara progesteron tedavisi verilebilir.  Bu progesteron tedavisi gebelik testi neticesi alınıncaya kadar devam eder. 

    Aşılama sonrasında ne zaman cinsel ilişkiye girilebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişki konusunda hekimler arasında görüş birliği olmayabilir. Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişkiye girmenin sakıncalı olup-olmadığı ya da cinsel ilişkiye girilebilecek süre hakkında bilgilendirmeyi aşılama uygulamasını yapan hekimin vermesi gerekir. Aşılama uygulamasını yapan hekim çiftlerin, aşılama işlemi sonrasında cinsel ilişki ile ilgili merak ettikleri sorularını yanıtlar.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası ne zaman gebelik testi yapılabilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılır. Bu 2 haftalık sürede aşılama işlemi uygulanan kadınlara genel olarak progesteron vaginal tablet veya jel kullanması tavsiye edilmektedir. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda bakılan gebelik testi neticesi pozitif çıktığı durumdan 3 hafta sonra fetusu ve kalp atımını görmek için anne adayına ultrason muayenesi yapılmalıdır.

    Aşılama yöntemi sonrasında ne zaman gebelik belirtileri görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair bazı belirtiler görülmeye başlanır. Kadında aşılama sonrasındaki gebelik belirtileri şunlardır;

    • Göğüslerde ağrı ve büyüme
    • Göğüs uçlarında aşırı hassasiyet
    • Damarlarda belirginleşmeler
    • Dudaklarda kuruluk
    • Kabızlık
    • Hafif hissedilen bel ağrıları
    • Kasıklarda ağrılar, sancılardır. 

    Bahsi geçen bu belirtilere rastlanılması halinde gebeliğin oluştuğu ihtimali mümkündür. Ancak belirtilen gibi bu belirtiler gebeliğin oluştuğuna dair bir ihtimaldir. Gebeliğin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair en net yanıt gebelik testinden alınacaktır. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra bu belirtilere rastlandığı takdirde, öncelikle evde gebelik testi ile gebelik durumu kontrol edilebilir. Evde yapılan gebelik testi sonucunda da gebelik ile ilgili durum için hekime başvurulmalıdır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında gebelik testi sonucu pozitif ise ne yapılmalı?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair göğüslerde ağrı ve büyüme, göğüs uçlarında aşırı hassasiyet, damarlarda belirginleşmeler, dudaklarda kuruluk, kabızlık, hafif hissedilen bel ağrıları, kasıklarda ağrılar, sancılar gibi belirtilere rastlandıktan sonra yapılan gebelik testleri neticesi pozitif çıkması; gebeliğin gerçekleştiğini yani anne rahminde bebeğin var olduğunu gösterir. Söz konusu gebelik testi pozitif çıktığı takdirde zaman kaybetmeden hekime danışılmalıdır ve gebelik ile ilgili kontrollere başlanmalıdır. 

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra gebelik testi sonucu negatif ise ilk adet ne zaman görülür?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılmaktadır. Bu gebelik testi sonucu negatif çıktığı takdirde yaklaşık olarak en geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olması gerekir. En geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olmaması halinde söz konusu durum için doktora danışılmalıdır. 

    Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan olası kanamalar; halk arasında üstüne görme, üstüne adet görme durumu olarak adlandırılmaktadır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının ardından ne kadar süre sonra gebelik ultrasonda görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testinini pozitif çıkması gebeliğin gerçekleştiğini göstermektedir. Gebeliğin ilk haftalarında ultrason cihazı ile yapılan muayenede bebek görülmemektedir. Bebek en az 5 haftalık olduğu takdirde ultrason cihazı ile yapılan muayenede görülebilir. Aşılama işlemi uygulandıktan 20 gün sonra ultrason ile yapılan muayenede gebelik saptanabilir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında düzensiz bir kan lekesi veya akıntı olur mu?

    Aşılama işlemi uygulanan bazı kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak nitelendirebileceğimiz şekilde nadiren rastlanan kanamalar oluşabilir. 

    Aşılama işlemi sonrası ise genel olarak bir kanama ya da akıntı görülmemektedir. Aşılama işleminden değil fakat başka durumlardan kaynaklı olarak kanama ya da akıntı görülebilir. Böyle bir durumda da vakit kaybetmeden hekime başvurmak yararlı olacaktır.

    Aşılama sonrasında ne zaman banyo yapılır?

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda hijyen konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan sonra kadının ilk gün değil ancak ikinci gün itibariyle banyo yapılabileceği hekim tarafından tavsiye edilmektedir.

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra nasıl beslenmeli?

    Beslenmenin genel sağlık üzerindeki etkilerinden yola çıkarak aşılama işlemi uygulanan kadınlarda beslenme konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulanırken veya aşılama yöntemi uygulaması sonrasında özel bir beslenme diyeti söz konusu değildir. 

    Doğal yolla gebe kalan bir kadın nasıl besleniyorsa; aşılama işleminin uygulanması ile gebe kalan kadında aynı şekilde beslenebilir. İki gebelikte beslenme arasında bir değişkenlik yoktur. Önemli olan sağlıklı ve düzenli beslenmektir. 

  • Adet Düzensizliği Neden Olur?

    Adet Düzensizliği Neden Olur?

    1)Adet Düzensizliği nedir?

    Adet kanamaları, her ay düzenli bir şekilde hormonlar vasıtası ile kalınlaşan rahim iç tabakası endometriumun döktüğü doku kalıntıları ile birlikte rahminden gelen bir miktar kanın vücut dışına atılmasıdır. Bu eylem doğurganlık sistemin devamlığını sağlayan yumurtalık, rahim, hipotalamus ve hipofiz bezinin beraber yürüttüğü sistemik ilişkiden kaynaklanmaktadır.

    Adet kanamalarının 2-7 gün arasında sürmesi ve iki adet dönemi arasının 21-35 gün olması normal kabul edilmektedir. Bu süreler kişiye göre değişmekle beraber, minimum ve maksimum değerlerin dışına çıkması normal kabul edilmeyen bir sorun olarak adlandırılır. Kadınların düzenli adet döngülerinin günü, miktarı ve süresinin artması ya da azalması, seyrekleşmesi, sıklaşması ve uzun süreli olmama durumu bir hastalığın göstergesi olarak, adet düzensizliği olarak tanımlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre sağlıklı bir kadının yılda ortalama 11-13 defa adet görmesi gerekir. Bu değerlere yakın kadınlar normal olarak kabul edilirken, adet düzensizliği tanımı için kişinin 1 yıl boyunca kaç defa adet gördüğü değerlendirilir.

    2)Adet düzensizliği neden olur?

    Adet kanaması, vücudun hormonal sisteminin doğurganlık özelliğini sürdürebilme çalışmaları olarak, her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmektedir. Ancak vücudun hormonal dengesinin bozulması sonucunda bu sistematik döngüde bazı aksamalar meydana gelerek, ilk olarak adet kanamalarını etkilemektedir. Kısacası kadınların yaşadığı adet düzensizliğinin başlıca nedeni hormonal sistemin yaşadığı sorunları kapsamaktadır. Bu nedenle vücudun hormonal sistemini etkileyen ve adet düzensizliğine neden olan faktörler aşağıdaki gibi olmaktadır:

    • Beslenme alışkanlığı

    Kişinin aşırı kilolu olması ya da ideal kilosunun altında olması fiziksel olarak büyük bir etkiye sahip olsa da, metabolik sistemi etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Düzensiz beslenme, sık sık düşük kalorili diyet programları uygulama, sağlıksız ve aşırı yağlı beslenme gibi metabolizmanın etkilenmesi sonucu hormon aktiviteleri yavaşlayarak, adet düzensizliğine neden olmaktadır.

    • Stres

    Kişinin sosyoekonomik durumu, eğitim düzeyi ve yaşam tarzına bağlı olarak şekillenen biyolojik hayatının en çok etkilendiği ve günümüzde birçok hastalıkta tetikleyici etkiye sahip olan stres yer almaktadır. Yoğun strese maruz kalan kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan birisi adet düzensizliğidir. Kişinin strese maruz kalması sonucunda salgılanan stres odaklı hormonlar vücudun hormonal dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.

    • Doğum kontrol hapları

    Doğum kontrol hapları progesteron ve östrojen hormonu ihtiva eden ve bu sayede yumurtlama döngüsünü geçici olarak durdurarak hamileliği engelleyen doğum kontrol yöntemlerinden birisidir. Ancak kişiye uygun olmaması ya da doğru dozlarda kullanılmaması ve düzensiz kullanım sonucunda hormonal sistemi etkileyerek bazı yan etkilerle birlikte adet düzensizliğine neden olmaktadır. 

    • Endometriozis (çikolata kisti)

    Çikolata kisti rahim içini döşeyen iç astar dokusu endometrium tabakasının, rahim dışında herhangi bir organa yerleşmesi sonucunda her ay gerçekleştirdiği kanama döngüsünün bir ürünü olarak çikolata rengini anımsatan yapışıklık ve kisttik oluşumdur. Genellikle adet düzensizliği, adet dönemlerinde şiddetli ağrı ve ağrılı cinsel ilişki gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır.

    • Prematüre yumurtalık yetmezliği

    Kadınların 40 yaşından önce yumurta rezevlerinin azalması ve yumurtlama fonksiyonlarının gerçekleşemediğinin göstergesi olarak, adet düzensizliği ortaya çıkmaktadır. Genellikle yakın aile bireylerinden erken menopoz hikayesi olan ve kanser tedavisi gören hastalarda yaşanmaktadır. 

    • İltihaplı pelvik hastalık

    Kadın üreme sistemini etkileyebilecek bakteriyel enfeksiyon çeşitlerini kapsayan iltihaplı hastalık olarak adlandırılır. Genellikle cinsel yolla bulaşan hastalık virüsleri rahim ve üst genital organları etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca mevcut enfeksiyon küretaj operasyonları ile yayılma eğilimine sahiptir. Adet düzensizliği, anormal vajinal akıntı, kötü koku, şiddetli alt karın ağrısı, ateş, bulantı, kusma ve ishal gibi birçok semptomla ortaya çıkmaktadır.

    • Polikistik over sendromu

    PKOS, yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu kesecik olarak adlandırılan kistik oluşumdur. Yumurtalıklardan çok fazla androjen hormonu salgılanmasına neden olarak, yumurtlama fonksiyonları ve yumurta gelişimi etkilenmektedir. Bunun sonucunda adet düzensizliğinin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

    3)Adet düzensizliğine neden olan diğer etkenler nelerdir?

    • Diyabet (şeker hastalığı)
    • Antidepresan kullanımı
    • Obezite (aşırı kilo)
    • Hızlı kilo alma ya da hızlı kilo verme
    • Hormon bozukluğu
    • Östrojen tedavileri
    • Steroid kullanımı
    • Karaciğer sirozu
    • Rahim kanseri
    • Kan sulandırıcı ilaç kullanımı
    • Sistemik lupus
    • Ağır ve aşırı fiziksel aktivite
    • Trioid sorunları
    • Endometrial hiperplazi (endometrium kalınlaşması)

    4)Adet düzensizliği nasıl teşhis edilir?

    • Adet kanamalarını 21 günden kısa, 35 günden uzun sürmesi
    • Arka arkaya 3 siklus adet görmeme
    • Adet kanamalarını miktarının artması veya azalması
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde lekelenme tarzında kanama
    • 7 günden uzun süren kanama ile birlikte ağrı, kusma ve kramp
    • Cinsel ilişki sonrasında kanamanın olması
    • Genel olarak normal adet düzeninin miktarında, gününde ve yoğunluğunda ciddi değişimlerin olması halinde adet düzensizliği teşhis edilmektedir.
  • Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    1) Miyom nedir?
    Miyomlar rahim ve rahim ağzı düz kas dokusundaki anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan iyi huylu kitlesel oluşumlardır. Bölgedeki düz kas dokusundaki hücrelerin bazı nedenlerden dolayı anormal gelişim göstergesi olarak kabul edilir. Miyomlar, üreme çağındaki kadınların genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak yaşadığı hormonal dengesizliğin bir ürünü olarak, rutin jinekolojik muayenelerde tesadüf eseri teşhis edilmektedir. İyi huylu bu oluşumlar herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. Bu nedenle çoğu zaman tedavi yerine takip altına alınması tercih edilir. Ancak genel olarak iyi huylu tümörler olarak adlandırılsa da, yerleştiği bölgeye ve gelişme evresine göre kötü huylu tümörler olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

    2) Miyomlar neden olur?
    Miyomların neden oluşum gösterdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan bu olgunun, hormon seviyelerinin etkisi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre kadınların anatomik yapısında etkin role sahip olan östrojen hormonun artmasına bağlı olarak anormal hücre büyümelerinin gerçekleştiği konusunda bilgi yer almaktadır. Özellikle kadınların hamilelik döneminde artış gösteren östrojen hormonunun, mevcut miyomların büyümesinde etkili olduğu ve menopoz döneminden sonra yumurtlama fonksiyonlarının durması ile östrojen hormonun azalması, mevcut miyomlarda gerilemeye neden olarak zaman içerisinde kendiliğinden kaybolduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle miyomların oluşum ve gelişim aşamasında östrojen hormonu seviyeleri yer almaktadır. Bunun dışında genetik yatkınlığın olduğu da düşünülerek, annesinde ya da kız kardeşlerinde miyom teşhisi yapılmış olan kadınların miyoma daha yatkın olduğu belirlenmiştir.

    3) Miyom çeşitleri nelerdir?
    Miyomlar yerleştiği bölge, sayı ve büyüklüğüne göre farklı semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konumlandığı bölgeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi seçenekleri belirlenmektedir.

    -Submukozal miyomlar (rahim iç tabakasında oluşum gösteren miyomlar)
    Genellikle nadir olarak karşılaşılan submuköz miyomlar, rahim kavitesinin alt kısmında meydana gelerek, gelişim gösterirler. Submuköz miyomların gelişim göstermesine bağlı olarak fallop tüplerinin tıkanmasına ve hamile kalamama gibi ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmasa da adet dönemlerinin yoğun ve sancılı geçmesine neden olarak,  yoğun kanama ile birlikte anemi ve pıhtılaşma sorunları görülebilir.

    -İntramural miyomlar (rahmin orta tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Miyom çeşitleri arasında en sık karşılaşılan, rahim duvarında konumlanan intramural miyomlardır. Büyüme göstermesi halinde rahimde dolgunluk ve şişlik hissine neden olurlar. Ancak bu durum çoğu kadında kilo alma ya da gebelikle karıştırılabilmektedir. Semptomları arasında adet kanamalarının pıhtılı olması ve büyümesine bağlı olarak komşu organlara yaptığı bası ile pelvik ağrıya ve sık sık idrara çıkma ihtiyacına neden olmaktadır.

    -Subserozal miyomlar (rahmin dış tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Rahim duvarı üzerinden rahim dışına doğru gelişim gösteren miyomlardır. Büyümesi halinde çevre dokulara bası uygulayarak, pelvik ağrılara neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kanama ve anormal vajinal akıntı gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu miyomların saplı olması halinde rahim dışından rahme doğru uzanarak farklı bir kitle görünümü verebilir.

    -Saplı miyomlar
    Bu tür miyomlar genellikle bir sap üzerinde gelişim göstererek, rahim içinden dışarıya doğru sarkma eğilimi gösterirler. Sapları etrafında döndüklerinde, ağrıya ve baskıya neden olabilmektedir. Ayrıca bu davranışları dejenerasyona neden olarak, ortam şartlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

    4) Miyomların neden olduğu sorunlar nelerdir?
    Genellikle miyomların ağrı, şiddetli kanama ve sık sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunlar, cerrahi müdahale ile çıkartılmasının ardından tedavisi gerçekleştirilmektedir. Ergenlik döneminde nadir olarak karşılaşılsa da, menopoz dönemine kadar kadınların bir bölümünde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olur. Çoğunlukla rahim içini kaplayan mukoza tabakasında yer alan miyomlar rahim içi ortamını bozarak, düzensiz ve aşırı kanamalara neden olur. Rahmin dış yüzeyine doğru büyüme göstermiş olan miyomlar ise genellikle herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. En sık karşılaşılan miyom şikayetleri adet kanamalarını normalden daha uzun sürmesi ve daha şiddetli kanamanın olmasıdır. Kanamanın artışı ile anemi sorunları da eşlik etmektedir. Adet kanamalarının yoğun ve uzun sürmesinin yanı sıra, adet dönemleri dışındaki ara günlerde anormal vajinal kanamalara neden olmaktadır. 
    Miyomların neden olduğu şikayetlere ek olarak, rahim yapısının bozulması sonucunda embriyonun tutunacağı ve gelişim göstereceği uygun şartların olmaması nedeni ile hamile kalamama sorunları görülebilmektedir. 

    5) Miyomların ne zaman tedavi edilmesi gerekir?
    Miyomların teşhis edilmesinin ardından; konumlandığı bölge, şikayet ve büyüme davranışları göz önünde bulundurularak, tedavi şekli belirlenmektedir. Eğer yukarıdaki belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyor ise, miyomların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekir. 

  • Az Gelen Adet Kanaması

    Az Gelen Adet Kanaması

    Adetin az gelmesi veya adet siklusunda meydana gelen adet kanamasının az olmasına tıp literatüründe “Hipomenore” denmektedir. Adet kanamasının az gelmesinin birçok nedeni olabilmektedir. İlerleyen kadın yaşına bağlı olarak adet kanamalarının miktarlarında azalma olabilmektedir. Doğum kontrol gibi hapların da kullanılması adet kanamasının miktarını azaltan bir başka faktörlerdendir.

    Adetin az gelme nedenleri?
    Adet kanamasının miktarının az olmasının nedeni genellikle hormonlar ile alaklı bir durumdur. Kadın vücudundaki hormonal bozukluklar veya değişen hormonlara bağlı olarak adet kanamasının da miktarında azalmalar yaşanabilir. Özellikle çevresel etkenlere bağlı olarak meydana gelen stres de adet miktarını etkilemektedir. Bir olay karşısında kadının verdiği tepki (aşırı stres, travma, şoke olma durumu) hormonlarına etkileyebilmektedir. Değişen hormonlarda adet sikluslarındaki kanama miktarında azalmaya sebep olabilmektedir.

    Adet kanamasının az olmasının bir diğer nedeni de kadının yaş grubudur. Özellikle 40 yaşını geçmiş kadınlar menopoz riski ile karşı karşıyadılar. Kadının vücudundan östrojen hormonu yavaş yavaş çekilmekte ve doğurganlığı da azalmaktadır. Tüm bu etkenlere yani kadınlık hormonlarının azalmasına bağlı olarak da adet kanamasının miktarında azalma yaşanabilmektedir.

    Rahim içinde meydana gelen enfeksiyonal yapışıklıklar da adet döneminde yaşanan kanamanın azalmasına neden olabilmektedir. Yapışıklığın derecesine bağlı olarak adet miktarı da değişim gösterecektir. Eğer ki rahimdeki yapışıklıklar çok ileri derecedeyse hiç adet kanaması gerçekleşmeyedebilir.

    Aktif bir cinsel yaşamı olan kadınlardaki adet kanamasının azalması halinde mutlaka gebelik şüphesi akla gelmelidir. Eczaneden alınacak gebelik testleri ile yapılacak olan test ile, kadın hamile olup olmadığını rahatlıkla anlayabilir.

    Az gelen adet kanamaları sonrasında ne yapılmalıdır?
    Özellikle 20 ile 35 yaş grubu arasındaki kadınlarda az miktarda gelen ve 2 günden daha kısa süren adet kanamaları karşısında mutlaka uzman bir hekime başvurmak gerekmektedir. Az gelen adet kanamasının yüksek oranda sebebi hormonal bozukluklardır. Ancak bunun anlaşılabilmesi içinde kadınlık hormonunun yeterli salgılanıp salgılanılmadığına bakılması gerekmektedir. Bu tespit için klinik ortam şarttır ve ancak doktor gözetiminde yapılması gereken testlerdir. Doktor tedaviyi, kadının adetinin az gelmesine sebep olan etkene göre belirleyecektir.

    Normal bir adet kanamasının miktarı ne olmalıdır?
    Normal bir adet kanamasının miktarının tespit edilmesi ve normal olup olmadığına karar verilmesi biraz zordur. Bu durum her kadının ped değiştirme sıklığının farklı olmasıyla alakalıdır. Ancak normal şartlar altındaki bir adet kanamasında kadının günde 2 ped değiştirmesi normal kabul edilmektedir. Bazı kadınlar aşırı hassas ve titiz olduklarından dolayı çok hafif bir kan pıhtısı dahi görseler pedlerini değiştirebilmektedirler. Ortalama olarak günlük 1 veya 2 ped değişimi normal adet kanamasının miktarını göstermektedir. Unutulmaması gereken bir diğer faktör de adet kanamasının en az iki gün boyunca devam etmesi gerektiğidir.

  • Genç Kızlığa Geçiş

    Genç Kızlığa Geçiş

    Ergenlik döneminde hem erkeklerde hem de kız çocuklarında önemli değişimler yaşanmaktadır. Ancak kız çocuğunun genç kızlığa ve kadınlığa geçişindeki bedensel değişim erkek çocuklarla kıyaslanamayacak kadar çoktur. Öyle ki bu dönemde kız çocuğu; gerek bedenindeki, gerek ruh yapısındaki yaşadığı değişimlerin etkisi içerisinde yoğun bocalamalar yaşar. Bu noktada anne, baba, öğretmen özellikle de anneye büyük görevler düşmektedir. Çünkü küçük kızın bedenindeki değişimler hiç de az değildir. Bu değişimleri küçük kızın kabullenebilmesi için hem doğru bilgilenmesi hem de çevresinde güvenle sorular soracağı kişilerin olması 

    Nedir Bu Değişimler

    İlk değişim 10 yaşlarında başlar. Küçük kızın dış görünümündeki dikkat çeken değişim;  boyunun uzamaya başlamasıyla birlikte belinin incelip, kalçalarının genişlemeye başlamasıyla dikkat çeker. 

    Vücutta görünmeyen değişim ise belli etmese bile kız çocuğunu tedirgin eder şekildedir. Çünkü memeler büyümeye başlar hatta bazen ağrı da yapabilir. Diğer yandan bu süreçte koltuk altı ve cinsel bölgelerde kıllanma başlar.

    Memelerin gelişiminin yanı sıra kız çocuk külotunda beyaz lekeler görebilir. Bu vajende oluşan beyaz bir akıntıdır ve cinsel gelişiminin önemli belirtileridir.Bu noktada aile kız çocuğunun gelişimini iyi izlemelidir.  Eğer kız çocuğu 13 yaşına gelmesine rağmen hala memelerinde bir büyüme yoksa araştırılması gerektiği de unutulmamalıdır.  Diğer yandan deride de değişimlerin etkisiyle de sivilceler ve siyah noktalar oluşmaya başlar. Küçük kızın cildi korumayı öğrenmesi, deri temizliğine dikkat etmesi işte bu yaşlarda kendisine öğretilmeye başlanmalıdır. 

    Göğüslerin büyümeye başlamasından 1,5-2 yıl sonra  12-13 yaşlarında regl (adet görme) dönemi başlar. Bu sürecin doğurganlık özelliğinin ilk belirtisi olup bazen adet günleri yaklaştıkça karın ve sırt ağrıları yaşanabilir. 

    Doğurganlığın belirtisi olan regl çoğu zaman 1-2 yıl düzensiz seyredebilir. Bazı genç kızlar regl olmadan önce zaman zaman sinirli, neşesiz ve mutsuzluk yaşarken, kanama başladıktan sonra rahatlarlar. Her bireyin regl olma yaşının değişiyor olmasına rağmen eğer kız çocuğu 16 yaşını tamamladığı halde adet görmüyorsa bir hekime başvurulmalıdır. 

    Adet kanamasının süresi genellikle 21 gün de bir  4-5 gün sürerken, bazı kişilerde 35 gün de bir 2 ile 7 gün sürmesi de normal sayılır. Ancak sürekli regl olma süreci aydan aya birkaç günü aşan sürelerde oluyorsa bir hekime başvurulmalıdır.  Değişim gösterebilir. Bu süreçlerin hepsi de normaldir.  Regl dönemlerinin zaman zaman düzensizlik göstermesinde stres, hava değişimi, aşırı spor yapmak, seyahat etkili olabilir. Ancak genç kızın düzenli adet görmesine rağmen kanaması bir ay ya da daha fazla gecikirse,  bir hekime başvurulmalıdır.

    Regl kanaması zaman içinde farklı renklerde olabilir. Başlangıçta; kahverengimsi, daha sonra kırmızı bitimine doğru da yeniden kahverengiye dönüşebilir. Aynı zamanda dökülmüş doku artıklarının akıntıda pıhtı gibi normaldir.  Diğer yandan regliyken hareketlerin kısıtlanmasına aşırı kanama olmadıkça da spor yapılmasında bir sakınca yoktur.

    Regl sürecin de vücut temizliğinin önemi çok büyüktür. Bu bağlamda genç kız adet gördüğünde kanamanın yayılmaması için emici özelliği olan sıhhi petler kullanmalıdır. Bu petler; sabah, öğle, akşam ve yatmadan önce olmak üzere günde en az 4 kez  değiştirilmelidir.  

    Duş almanın bir sakıncası olmadığı için her gün duş alınabilir. Ancak denize regl döneminin yoğun günlerinde girmemek gerekir.Diğer yandan taharetlenme sırasında da dikkatli olup, temizliği önden arkaya doğru yapılması alışkanlık haline gelmeli, adet kanaması olan günlerde de bu alışkanlığa özen göstermek gerekir. 

    Diğer taraftan genç kız hangi gün adet göreceğini  önceden bilmeli ve çantasında sıhhi pet bulundurması hijyen için önemlidir.

  • Kürtaj

    Kürtaj

    Kürtaj, jinekologların en sık yaptığı cerrahi operasyonlardandır. Kürtaj işlemi, genellikle isteğe bağlı gebelik sonlandırması amacıyla yapılır. Halk arasında bebek aldırma, çocuk aldırma olarak da bilinmektedir. Sık yapılan bir operasyon olması hekimler açısından işlemin kolay olmasına rağmen, tabii ki hanımların hem bu operasyona bağlı, hem de operasyon sonrası ağrı, kanama, gebe kalamama korkuları doğal olarak mevcuttur.

    Tıbbi olarak düşük ile sonuçlanan veya bebeğin kalp atışının durduğu gebeliklerde de yapılan işlem yine kürtaj operasyonudur.

    İsteğe bağlı gebelik sonlarndırılması, 10 haftaya kadar ülkemizde yasal olarak yapılabilmektedir. 10. Haftaya kadar kürtaj olunabilir, kesinlikle yasak değildir.

    Bu operasyon kısa süreli, genel anestezi altında hastalar uyutularak yapılır.
    Operasyon öncesi 6 saat kadar açlık ve susuzluk yeterlidir. Operasyon sonrası ise adet sancısından fazla olmayacak bir kasık ağrısı, adet kanamasını geçmeyecek şekilde vajinal kanama görülen bulgulardır. Bazı hanımlarda hiç kanama olmaz iken, bazılarında adet dönemi kadar bir kanama süresi devam edebilir.

    Kürtaj operasyonu, hiçbir şekilde kısırlık veya gebe kalamama – tekrar çocuk sahibi olamama sebebi değildir. İlk gebelik durumunun kürtaj ile sonlandırılması veya birkaç kez kürtaj olunması da kısırlık sebebi olmayacaktır. Operasyon sonrası herhangi bir enfeksiyon olmaması, rahim içi yapışıklık olmaması için koruyucu antibiotik tedavisi verilmekte.

    Kürtaj olunan ay, her türlü adet düzensizliği yaşanabilir. Ara ara kanamalar veya uzun süren lekelenme tarzında kanamalar yaşanabilir. Normal şartlarda 30- 40 gün sonra normal bir adet görülecek ve adet döngüsü devam edecektir. Korunmak ve adet düzeni amacıyla kürtaj sonrası, aynı gün doğum kontrol hapları kullanımı başlayabilir. Anormal şiddette kasık ağrısı, şiddetli vajinal kanama, kötü kokulu akıntı doktorunuza başvurmanız gereken belirtilerdir.

  • Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Kızlık zarı onarımı yani kızlık zarı dikimi-hymenoplasty olarak tıpta bilinmektedir. Sosyal ve toplumsal sebeplerden dolayı çeşitli nedenlerden dolayı zarar görmüş veya bozulmuş olan kızlık zarı yani hymen tamiri, onarımı için kişisel veya aileler kızlarının bu özel sorunlarını gidermek için çare aramaktadırlar. Bekaret zarı olarak bilinen kızlık zarı yani hymen genital dudakların hemen iç kısmında bulunmaktadır. vajinanın hemen girişinde olduğu için cinsel yakınlaşma sırasında veya cinsel birleşme sırasında zarar görmüş hatta bozulmuş olabilir. Kızlık zarı, hymen bozulup bozulmadığını anlayabilmek için mutlaka muayane olunmalıdır. Bazen de kızlık zarı yani hymen geçirilen travma veya geçirilen kaza sonrası da bozulma olmuş olabilir. Kızlık zarı yani hymen, hayati bir organ veya yapı değildir. Kız çocuğu anne karnında embiriyonik vajina girişini kısmen kapatan mebransı mukozal doku katlantısı olup halk arasında kızlık zarı olarak bilinmekte, bekaret sembolü olarak görülmektedir. Kızlık zarı her bayanda aynı şekil veya görünüşte değildir. Yaklaşık 10’a yakın değişik kızlık zarı modeli vardır. Kızlık zarı ilk ilişkide kanamaya yol açan kızlık zarının ortasındaki genişlik durumudur. Bu vajina daralması ilk ilişki veya zorlanma sırasında kızlık zarı mukozasının doku bütünlüğü bozulmasıyla birlikte bir miktar kanama gelmektedir. Kanamanın miktarı bu yırtılan bölgedeki damarların yoğunluğuna bağlı olmaktadır.

    Kızlık zarı yani hemen ilişkiden sonra hemen kanama olmaktadır. En çok karşılaşılan soruların başında cinsel yakınlaşma veya birliktelikten 2 veya 3 saat sonra kanamam geldi veya eve gidince kanama oldu kızlık zarım bozulmuş mudur? sorusu olmaktadır. Kızlık zarı kanaması diğer organlarımızın kanaması gibidir yani parmağınız kesildiği zaman kanama hemen geldiği gibi bu bekaret işareti olarak bilinen kızlık zarı kanaması hemen o an olmaktadır. Kızlık zarı kanaması az veya çok olması tamamen kızlık zarı bölgesindeki damarların durumuna ve yırtılma sırasındaki kızlık zarı bozulmasının derecesine bağlı olabilmektedir.

    Kızlık zarı tamiri yani hymene yapılan cerrahi veya lazerle düzetme işlemine Hymenoplasty denilmektedir. Bu operasyon ilgili şiddet tehdidi altında genç kadın yardımcı olmak için yapılan tartışmalı bir konu olmaktadır. Önemli olan bu operasyonu yani hymenoplasty uygulanacak hastanın sosyal –psikolojik durumunun klinik durumuyla birlikte değerlendirilmesidir.. Resmi kurallar genellikle kızlık zarı rekonstrüksiyon şunan reddetmek. Öte yandan, bazı toplumsal nedenlerden dolayı genellikle bayanların bu operasyon için psikolog veya psikiyatr tavsiyesi ile de yapılması gerekliliğni ortaya koyan klinik durumlar da olabilmektedir.

    Sonuç olarak; Kızlık zarı yani hymen zarı, embiriyonik bir oluşum olup herhangi bir nedenle bozulmuş olabilir. Bozulma durumunda bu durumu karşısındaki insanlara anlatamayan veya anlatamayacağını düşünen ve bu durumdan dolayı sosyal ve psikolojik baskı veya şiddet göreceğini düşünen veya tedirgin olan kişiler, operasyonu yani kızlık zarı dikimi denilen hymenoplasty işlemini yaptırtabiliyorlar.

    Kızlık zarı dikimi yani hymenoplasty için genel olarak 3 çeşit yöntem vardır:

    1- Klasik kızlık zarı dikimi yani geçici yöntem( ilişkiden 3 veya 4 gün önce yapılan)
    2- Kalıcı Fleep Kızlık zarı Dikimi (ilişki den bağımsız tamamen kalıcı uzun süreli bir operasyondur)
    3- Lazerle yapılan Kalıcı Kızlık zarı Fleep Yöntemi: İlişkiden bağımsız kalıcı uzun süreli bir operasyondur.

  • Kolonoskopi nedir, hangi durumlarda yapılır?

    Uzun ve bükülebilir bir aletle kalın barsağın içini örten tabakanın tamamının görsel yolla güvenli ve etkili olarak incelenmesidir. Cihazın kalınlığı parmağımızdan daha küçüktür. Kalın barsak hastalıklarının tanısında, biyopsi almada ve poliplerin çıkarılmasında kullanılır. Birçok defa hastaneye yatmaya gerek olmaksızın ve hastaya çok az rahatsızlık hissi verilerek yapılabilir.

    İşlem Hangi Durumlarda Gereklidir ?

    Barsak kanamaları, ağrı, ishal, tümör ve iltihap durumlarında yapılır.

    İşlemin Tanısal Değeri Nedir ?

    İşlemin tanısal değeri oldukça yüksektir ( % 95 – 98 ). Barsak duvarında haustra dediğimiz katlantılar mevcuttur. Bazı küçük lezyonlar bu katlantıların arkasına saklanabilir ve gözden kaçabilir (%2 – 5).

    İşlemin Faydaları Nelerdir ?

    Bu işlem barsaktaki problemlerin doğru tanısının konması için gereklidir.

    İşleme Nasıl Hazırlanılır ?

    Kolonoskopi öncesi mutlaka yeterli barsak temizliği yapılmalıdır. Barsağın çok iyi temizlenmesi için X-M DİET 250 cc ve B-T ENEMA 135 veya 210 ml adlı ilacın kullanım şekline titizlikle uymanız son derece önemlidir.

    1- X-M DİET 250 cc AÇIKLAMASI

    a- Randevu tarihinden bir gün öncesi sulu gıdalar ile beslenin. Çay, çorba, süt, muhallebi gibi posa bırakmayan yiyecekleri tercih edin.

    b- Akşam saat 18.00’de bir X-M DİET 250 cc Solüsyon şişesinin yarısı içilip üzerine bir bardak dolusu su için. Saat 19.00’da X-M DİET 250 cc Solüsyon şişesinin kalan yarısı içilip üzerine bir bardak dolusu su içilecek.

    DİKKAT: İlacın kullanımından film çekilene kadar hiçbir şey yemeyiniz. Bütün gece boyunca ve işlem sabahı bol bol su (en az 2 Litre) için.

    2- B.T. ENEMA 135 ML. AÇIKLAMASI:

    İşlemden bir saat önce 1 adet B.T ENEMA 135 ml. Lavmanı kutu üzerinde gösterildiği şekilde yatarak makata sıkılıp 15 dakika bekleyerek tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra hastaneye aç karnına geliniz

    İşlemin Riskleri Nelerdir ?

    İşlem sırasında risk çok düşük olup %0.1-0.3 arasında değişen oranda barsakta delinme ve kanama olabilir. Deneyimli Gastroenteroloji uzmanları tarafından yapıldığında Fleksibl sigmoidoskopi genellikle güvenli bir işlemdir. Doktorunuz gerek gördüğünde işlemi daha rahat olması için size toplar damar yolu ile (İ.V.) uyku verici ilaç ve/veya ağrı kesici ilaç uygulayabilir.

    Çok nadir olarak bu ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ya da solunum durması ve ölüm gibi yan etkiler ortaya çıkabilir. İşlemin riskleri çok nadirdir. Özellikle tecrübesiz ellerde yapılırsa bağırsağın tahribatı, kanaması, delinmesi veya enfeksiyonu olabilir. Biyopsi yapılan veya polip çıkarılan bölgede kanama nadiren de barsak duvarında yırtılma olabilir. Yırtılma olduğunda cerrahi müdahale gerekebilir. Bu tür bir risk daha çok poliplerin çıkarılması sırasında olabilir.

    İşlem Sonrası Neler Hissedersiniz ?

    İşlem sırasında sakinleştirici ilaç verildiğinden dikkatiniz ve refleksleriniz bozulacağından evinize bir yakınınız aracılığıyla gitmeli, 8 saat boyunca araba kullanmamalı ve dikkat gerektiren bir iş yapmamalısınız. İşlemde verilen hava nedeniyle bir süre karın şişliği ve gaz hissedebilirsiniz. Uzman deneyimli doktor tarafında güvenirlilikle yapılan bir incelemedir.

    Çok ender de olsa bazı komplikasyonları vardır. İşlem sırasında kalın bağırsak duvarında bir yırtık oluşabilir ve bağırsak içerikleri karın zarına geçebilir. Bu durum karın iç zarında iltihaba neden olabilir. Diğer bir yan etki parça alınan veya polipektomi yapılan yerden kanama olmasıdır. Bunlar genelde kendiliğinden durur. Ender olarak bu gelişen yan etkileri düzeltmek için acil ameliyat gerekebilir. Başka bir problemde serum takılan yerde ağrı ve kızarıklık olmasıdır. Eğer işlem sonrasında şiddetli ağrı, üşüme, titreme, kusma, ateş yükselmesi, anüsten bolca taze kırmızı kan gelmesi olursa mutlaka doktoru aramak gerekir.

    Kolonoskopi Sırasında Normal Dışı Bir Bulgu Saptanırsa ?

    İşlem sırasında bağırsağınızda normalden farklı bir durum gözler ise tetkik için bağırsaktan biyopsi alabilir. Polip kolonoskopi sırasında çıkarılabilir. Polipler genellikle kanser değildir, ancak çıkarılması gelişebilecek kalın barsak kanserlerini önlemek için gereklidir. Uzun vadede kansere dönme ihtimalleri vardır. Polipler, özel kementlerle yakılarak çıkarılır