Etiket: Kan

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama, kişiden alınan az miktarda kanın özel bir tüpte santrifüj edilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve bu işlem sonunda elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma”nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler ya da diğer adıyla trombositler, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda, kanımızdaki plateletler bu dokuda toplanarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı, bu hedef dokuya normal kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı daha hızlı ve güçlü bir şekilde başlar, daha çabuk sonuçlanır; çünkü, PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'nin hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derinin yaşlanması bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Deriyi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda temel olarak, vücudun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarının çeşitli yöntemlerle taklit edilmesi söz konusudur. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle deriye limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar deriyi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar.

    Deriyi yeniden yapılandıran maddeleri ya da sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerini içeren dermokozmetik ürünler de benzer şekilde bir iyileşme sürecinin başlatılmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle PRP uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinin uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmal yakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının birçoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığı ile hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir.

    En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek amacıyla uygulanabilir.

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi, bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla, hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir.

    PRP uygulamasında ise, hasarlı dokunun onarımı için, onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır; iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur.

    İşlemden geçirilerek hastaya geri verilen plateletlere dışarıdan eklenen hiçbir şey söz konusu değildir. Bu nedenlerle PRP uygulaması güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 ya da 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrifüj cihazı aracılığıyla plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu ya da mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır.

    Uygulama sonrasında ortaya çıkan parlak ve canlı görünümle deriyi gençleştirici etkisi ayırt edilebilir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürer? Özel bir koşul gerektirir mi?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir süre içerisinde, kolayca ve acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında, kan alınmasından, dolgu, mezoterapi ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin, teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar. Ancak, genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara, yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi vardır?

    Plateletlerin yoğunlaştırılması ile PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle, plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca, zenginleştirilme belli düzeyde olmak zorundadır, örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenilirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri, bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi ya da dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi, bir maske yardımıyla da uygulanabilir. PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlar mı?

    Sağlar. Çünkü dolgu ya da mezoterapi yolu ile uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek de uygulanmaktadır, deriye ne yolla verilirse verilsin etkisini gösterecektir.

    PRP yalnız cilt gençleştirme amacıyla değil; iyileşmeyen yaralar, açık yaralar, çene implantları vb. birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 ya da 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Beklenen etki toplam 3 ya da 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra gerçekleşir; kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkar.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani, her 15 günde bir yapılacak 3 ya da 4 uygulamadan oluşacak bir kür, ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin, dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkilerden farklı olarak, sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır.

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP'nin olumlu sonuçları uygulanan kişiye ait olarak tümüyle kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir materyal (PRP) verilmektedir. Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması, maske dışında, enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak için daha derin uygulama yapmak gerekir. Bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini önemli oranda engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır,

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır,

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler,

    • Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi “doldurarak” değil, “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonra ortaya çıkan parlak, sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir; bu nedenle ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılması sağlanmalıdır.

    3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında, kalıcı sayılabilecek kadar uzun süreli bir gençleştirici etki sağlanmış olacaktır.

  • Ozonterapi

    Oksijenin Yaşamsal Önemi

    Oksijen, canlılar için yaşamsal önemi olan bir değerdir. Açlık ve susuzluğa uzun süreli direnebilen bir canlı, nefes almadan yaşamaya, yalnızca 1-2 dakika dayanabilir. Çünkü, bedenimizdeki tüm canlı normal hücreler için, oksijen gereklidir.

    Günümüzde, birçok hastalığın temelinde, oksijensizlik ya da yeterli oksijen alamama vardır. OZON TEDAVİSİ, işte bu temel üzerine kuruludur. Ozon tedavisi ile hem hastalıkların iyileştirilmesi hem de hasta olmayan kişilerin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmeleri mümkün olabilmektedir. Çünkü, sağlıklı yaşam, kaliteli yaşamdır.

    Ozon Nedir?

    İnsanoğlu ozonu, atmosferde yoğunluğu azalmış ozon deliği ile tanırken, onun tedavi edici muhteşem özelliğinden habersiz kalmıştır.

    Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınların yeryüzüne inmelerine engel olan ve canlıların yaşaması için bir şemsiye görevi yapan ozona eski çağlarda Yunanca ''Tanrının Nefesi'' adı verilmiştir.

    Oksijenin kimyasal bir akrabası olan ozon(03), atmosferde, yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen molekülüne(02) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının(0), diğer oksijen molekülleriyle(02) birleşmesi sonucu oluşur. İki atomlu normal atmosferik oksijenin(02), yüksek enerji taşıyan bir başka şeklidir. İnsan eliyle ozon üretimi de, benzer yöntemlerin, özel cihazlar yardımıyla uygulandığı ozon jeneratörleri ile olmaktadır. Ozon, renksiz ve keskin kokulu bir gaz olup, kimyasal olarak kararsız bileşik özelliğindedir.

    Medikal Ozon Nedir?

    Medikal (tıbbi) ozon, %5 ozon-%95 oksijen karışımından oluşmaktadır. Ozon, çok yüksek oksidasyon (yakma) gücüne sahip olduğu için, tıpta “aktif oksijen” ya da “süper oksijen” olarak tanımlanır. Aktif oksijen molekülü olan OZON kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere, ''OZONTERAPİ'' denilmektedir.

    Diyabetten kansere, hepatitten AIDS'e, kronik yorgunluktan strese, kozmetikten antiaginge

    dek, onlarca amaca yönelik olarak uygulanmaktadır.

    Her sağlıklı hücre, normal yaşam ve fonksiyonlarını sürdürebilmek için, oksijene bağımlı işleyen metabolik yollarla, enerji (kalori) gereksinimini karşılamak zorundadır. Alınan besinler, OKSİJEN ile yakılarak gerekli enerji sağlanır.

    Yaşam biçimi, stres, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, solunan havanın kirliliği, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak veya yaşlanma, şeker, akciğer ve kalp hastalıkları, tıkanan damarlar gibi nedenlerle ya da olağan yaşam temposunun biraz üstüne çıkıldığında, hücrelere ulaşan oksijen yetersiz kalabilir. Oksijen eksikliğini arttıran bu türden nedenler, insanı ölüme dek götürecek olaylar zincirini tetikleyebilir.

    Oksijensizlik belirtileri arasında sıklıkla, baş ağrısı, kronik eklem ağrıları, unutkanlık, sık geçirilen enfeksiyon, iyileşmeyen yaralar, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma ve yaşamsal önem taşıyan organların yıpranması sayılabilir.

    Ozon'un Kullanıldığı Alanlar

    1) Medikal ozon, hastalıkların tedavisinde, tıbbi sterilizasyon ve dezenfeksiyonda, antiaging ve kozmetik uygulamalarında,

    2) Havanın, kötü kokuların, atıkların temizlenmesinde ve dezenfeksiyonunda,

    3) Suların temizliğinde (içme suyu, havuz ve kaplıca dezenfeksiyonunda) ve suların uzun süreli korunmalarında,

    4) Gıda endüstrisinde sterilizasyonda, soğuk hava depolarında,

    5) Cam şişe temizliğinde ve renk giderilmesinde,

    6) Tarımda verimin arttırılmasında (suni gübre ve/veya ilaçlama yerine),

    7) Veterinerlik-hayvancılıkta tedavide, verimin arttırılmasında,

    8) Toksinlerin (zehirlerin) giderilmesinde, kimyasal ve petrol ürünlerinin zehirsizleştirilmesinde,

    9) Tekstil sektöründe (boya ve kumaşta canlılığın arttırılması, renk giderilmesi, kot beyazlatma vb.) kullanılmaktadır.

    Ozonun Tıbbi Tedavide Kullanılması

    Ozon, tıpta, hastalıkların tedavisinde, yaklaşık yüz yıldan beri uygulanmaktadır. Dünyada Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi birçok ülkede, ozon tedavi klinikleri yanında, sadece ozon tedavisi yapan özel hastaneler ve İtalya Siena Üniversitesi'nde kürsüsü vardır.

    Ozonun vücuttaki etkisi, kullanılan doz ve miktara bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Ozon tedavisi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve hastalığın cinsine göre uygulanacak tedavi protokollerini belirler.

    Ozon tedavisi, birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı olması ya da tamamen düzelmesini sağlaması nedeniyle, alternatif bir tıp yöntemi gibi değil, tamamlayıcı ya da ana tedavi yöntemi gibi düşünülmelidir.

    Ozon tedavisi kolay ve pratik uygulama şansına sahiptir.

    Ozon Nasıl Etkili Olur?

    Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır. Alyuvarların (kanda oksijen taşıyan kırmızı hücreler) elastikiyetini arttırarak, kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırır; hücrelerin oksijen havuzunda yüzmesini sağlayarak, OKSİJEN EKSİKLİĞİNİ GİDERİR.

    Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir. Akyuvarların (vücudun savunma hücreleri) fonksiyonlarını düzenler, enfeksiyonlara karşı korunmayı arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek ENFEKSİYON VE KANSERE DİRENCİ ARTTIRIR. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliğiyle, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir.

    Kanın kıvamını azaltır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak, KAN DOLAŞIMINI DÜZENLER. Damar duvarına olan etkisi ile TANSİYONUN NORMALLEŞMESİNE yönelik olumlu katkı yapar.

    DEZENFEKSİYON VE ANTİMİKROBİK özelliğiyle, bakteri, virüs ve mantarları öldürür. Klordan yaklaşık üç bin kat daha güçlü, doğal ve atık bırakmayan bir dezenfektandır.

    KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI VE YAYILMASINI ENGELLER. Kanser üzerindeki etkisi, tümör hücrelerinin zarlarını parçalama ve vücudun bağışıklık sistemini uyarma yolu ile olur.

    Kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavilerinin etkisini, dokulardaki oksijen miktarını arttırarak güçlendirir (Kemoradyoduyarlılaştırıcı etki). Kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini, dikkate değer düzeyde azaltır.

    Hücre içinde solunumu hızlandırarak, hücre fonksiyonları için gerekli ENERJİ (ATP) ÜRETİMİNİ ARTTIRIR, daha enerjik ve fonksiyonel bir vücut oluşturur.

    Karaciğer hücrelerini aktive ederek, böbreklerin süzmesini ve cildin DETOKS EDİCİ ÖZELLİĞİNİ ARTTIRARAK, vücudumuzdaki zararlı kimyasal maddelerin (kurşun ve cıva gibi ağır metaller, böcek öldürücüler, ilaç atıkları, asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları) temizlenmesine yardımcı olur.

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak, AĞRI KESİCİ ÖZELLİK GÖSTERİR.

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) etkisi ile ALERJİ VE ASTIM gibi hastalıkların TEDAVİSİNE YARDIMCI OLUR.

    OZONTERAPİ’NİN TIBBİ AMAÇLI KULLANIM ALANLARI

    YARA ve YANIK

    Yara ve yanık tedavisinde ozonun,

    -Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için dezenfektan (mikrop temizleyici) özelliğinden,

    -Dolaşımı düzenleme, kılcal damarları geliştirme ve kanın kıvamını azaltma yolu ile yaralı dokunun oksijenlenmesini, kanlanmasını ve beslenmesini arttırarak, iyileşmesini hızlandırıcı etkisinden yararlanılır.

    Ozon sıklıkla aşağıdaki tür yara ve yanıklarda kullanılır:

    Diyabet yaraları,

    -Enfekte olmuş iyileşmeyen yaralar,

    -Uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekübitus ülserleri),

    -Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar,

    -Çeşitli nedenlere bağlı cilt enfeksiyonları, alerjiler, egzamalar,

    -Ameliyat öncesi ve sonrasında zor iyileşen yaralar,

    -Yara izleri.

    DOLAŞIM BOZUKLUKLARI ve DAMAR TIKANIKLARI

    Ozon tedavisinin son 40 yılda en çok kullanıldığı alanlardan birisi, dolaşım bozuklukları ve damar tıkanıklıklarıdır. Dolaşım bozukluklarındaki ozon tedavisinin başarısı birçok tıbbi çalışmada gözlenmiş olup, ozonun şu etkilerinden yararlanılır:

    Damarların duvarında bulunan düz kasların gevşemesini sağlayarak, damar içi basıncı azaltır ve bu özelliği ile ''Hipertansiyon'' tedavisinde yer alır.

    -Dokuların oksijenlenmesini, kılcal damarların yeniden oluşmasını ve doku kanlanmasını arttırır.

    -Kanın kıvamının azalması ile daha akışkan hale gelmesinin yanı sıra, damardaki tıkacın erimesini sağlayarak, ''Damar Tıkanıklıkları''nın tedavisinde kullanılır.

    -Damar sertleşmesine neden olan duvardaki yağ ve kalsiyum plaklarının yıkılmasını sağlar ve bu nedenle ''Damar Sertliği''nin tedavisinde yararlıdır.

    KANSER

    Otto Warburg, kendisine Nobel Ödülü kazandıran çalışmalarında şu sonuçlara ulaşmıştır:

    Kanserin temel nedeni, oksijensiz yaşamdır. Tümör hücresi, oksijensiz yaşama yeteneğindedir (anaerobik); normal hücreler, oksijene gereksinim duyar (aerobik).

    -Vücutta ''onkojen'' denilen tümör yapıcı genlerin stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörler tarafından uyarılması ile kanser başlayabilir.

    -Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırır. Yeterli oksijen sağlandığında, tümör dokusunun metabolizması bozulur; tümör hücrelerinde ölüm başlar. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını kolayca sürdüremez.

    Ozonun, tümör hücrelerine doğrudan öldürücü etkisi (oksidasyon etkisi) yanında, tamamlayıcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olduğu anlaşılmıştır.

    Kemoterapinin ve radyoterapinin bulantı, kusma, bitkinlik gibi yan etkilerini giderdiği; bu tedavilerin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi yönünden de oldukça başarılı bir şekilde kullanılabildiği gözlenmiştir.

    VİRÜS HASTALIKLARI

    Hepatit'inbütün tiplerinde ozon tedavisi, hem antimikrobik etkisiyle hepatit virüsünün dış çeperini (zarfını) doğrudan tahrip ederek hem de bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle İNTERFERON salgılanmasını sağlayarak, ALTIN STANDARTLARDA bir tedavi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hepatit A, diğerlerine göre sorunsuz ve büsbütün iyileşebilirken, virüsün diğer tipi hepatit B, sıkça, kronik bir şekilde seyreder. Burada, klasik tıbbi tedavi metotlarına ek olarak, ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Ozon tedavisi, hepatit C hastalığının tedavisinde de uygulanır.

    AIDS, zona, uçuk, kuş gribi, SARS gibi viral hastalıklarda ozon, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, virüse doğrudan teması ile etkili olur.

    Kızamık sonrası görülen SSPE gibi yavaş ilerleyen virüs enfeksiyonları, beynin tüm virüs enfeksiyonları (ensefalit), grip gibi sık geçirilen üst solunum yolu ve bronşite neden olan virütik akciğer hastalıklarında ozon uygulanabilir.

    KARACİĞER HASTALIKLARI

    Karaciğer hücrelerinin fonksiyonlarında yardımcı olur; karbonhidrat, yağ ve protein seviyelerini düzenler, kandaki yağ ve şeker değerlerini normalleştirir.

    Karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlaması nedeniyle, karaciğer yetersizliği ve sirozda destekleyici olarak kullanılır.

    Karaciğer iltihaplarının, kullanılan ilaç ve kimyasalların karaciğer üzerindeki tahribatının en az düzeyde olmasını sağlar.

    MİDE ve BAĞIRSAK HASTALIKLARI

    -Gastrit ve ülser tedavisinde,

    -İltihaplı bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, proktit ve spastik kolon gibi diğer kolit çeşitlerinde) ozon tedavisinin çok yararlı olduğu gözlenmiştir.

    BÖBREK HASTALIKLARI

    ''Ozon Sauna'' ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırır ve yağ dokusu içinde depolanan toksinlerin deri yolu ile atılmasını sağlayarak, böbreğe yardımcı olur.

    Diyalize giren hastalarda, böbreklerin yoğun şekilde çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işi, saunada terleme yolu ile 15-20 dakikada gerçekleştirilebilir. Bu nedenle diyalize giren ağır böbrek hastalarına, “ozon sauna” özellikle önerilmektedir.

    KAS, KEMİK ve ROMATİZMAL EKLEM HASTALIKLARI

    Kas hastalıklarında ve travmalarda (kaza ve spor yaralanmaları gibi) iyileşmeyi hızlandırmakta, dolaşımı düzenlemekte, sinirlerin harabiyetini önlemekte ve onarılmasını kolaylaştırmaktadır. Kasların güçlenmesine katkı sağladığı için, kronik kas ve sinir hastalıklarında da kullanılır.

    Genel olarak, ozon tedavisinin fizik tedavi ya da diğer tedaviler ile birlikte, tamamlayıcı amaçla kullanılması önerilmektedir.

    Eklem kireçlenmesi ve harabiyeti, eklem iltihabı ve kemik erimesi gibi, pek çok ağrılı

    ve fonksiyon kısıtlılığı yapabilen hastalıklarda da ozon kullanılmaktadır.

    Kemik deformasyonu gelişmemiş eklem kireçlenmesinde (gonartroz), diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonlarının hem eklem içinde hava yastığı oluşturması hem de eklem şişkinliğini azaltması nedeniyle ağrıyı giderdiği; ayrıca kıkırdak dokusunun yeniden onarılmasını sağladığı gözlenmiştir.

    Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda, ozon tedavisinin bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi nedeniyle, diğer tedaviler ile birlikte kullanıldığında, hastada hızlı iyileşmeler görülebilmektedir.

    Ayrıca, yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir rahatsızlık olan FİBROMYALJİ'de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    NÖROLOJİK HASTALIKLAR

    Ozon tedavisi, beyin oksijenlenmesini arttırması ve damar düzenleyici olması nedeniyle, aşağıdaki sinir sistemi hastalıklarında kullanılabilmektedir:

    -Başağrısı ve Migren tipi gerilim ağrıları,

    -Multipl Skleroz,

    -Alzheimer hastalığı ve Demans (bunama),

    -Parkinson gibi nörolojik hastalıklar,

    -Polinöropati, myotoni, müsküler distrofi, ALS gibi kas–sinir hastalıkları,

    -Spastik çocuklar, serepral palsi, SSPE gibi beyin hastalıkları,

    -Kulakta uğultu ve çınlama,

    -Vertebrobaziler yetmezlikte olduğu gibi beyin kanlanması ve oksijenlenmesinin azaldığı, fizik kapasitede düşme, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtilerle kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri vardır.

    AĞRI TEDAVİSİ

    Nöron ve kaslarda iyileşmenin yanı sıra, santral sinir sisteminde analjezik (ağrı kesici) etki yaparak, ağrıların azalmasına yol açar.

    Ağrı oluşturan maddelerin etkisini azaltarak, ağrı tedavisini kolaylaştırır.

    Ozon gazının direkt uygulanması ile şiddetli ağrılarda sinir blokajı da yapılabilir.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME

    Sık enfeksiyon geçirenlerde ve kanser riski altında olanlarda, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

    Ozon, immün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) olarak, düşük ve orta dozlarda verildiğinde, organizmanın kendi direncini ( immün sistemi) aktive etmektedir.

    Mikropları öldürme mekanizmalarından birisi olan FAGOSİTOZ olayını hızlandırır ve kolaylaştırır.

    Savunma hücrelerinin (beyaz hücreler) sayısını arttırır.

    Savunma hücreleri tarafından salgılanan İNTERLÖKİN adlı maddenin vücuttaki yapımını arttırır.

    CİLT ve SAÇ HASTALIKLARI

    Normal ve saçlı deride bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerini etkileyen ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Ozon tedavisi,

    -Virüslerin neden olduğu uçuk ve zona; bakterilerin neden olduğu akne, fronkül ve abse ile mantarların neden olduğu cilt enfeksiyonlarında,

    -Egzama, sedef (psöriyazis), kurdeşen (ürtiker) gibi kaşıntılı ve döküntülü alerjik cilt hastalıklarında,

    -Skleroderma gibi deriyi kalınlaştıran kolajen doku hastalıklarında,

    -Erkek ve kadın tipi saç dökülmelerinin önlenmesinde, kepeklenme, yağlanma, saçkıran gibi hastalıklarda,

    -Ter kokusunu önlemede ozon tedavisi oldukça başarılıdır.

    KOZMETİK AMAÇLI

    -Yaşlılığa bağlı KIRIŞIKLIK'larda,

    -Ameliyat ve yara izlerinin (skar, keloid) düzeltilmesinde,

    -Yüzdeki izler ve göz kapaklarındaki torbaların giderilmesinde,

    -Karın, göbek, basen ve kalça yağlarının eritilmesi ile bel inceltilmesinde ozon tedavisi uygulanabilir.

    -Kadınların korkulu rüyası olan SELÜLİT'te ozon tedavisi ile önemli düzeyde düzelmeler görülebilir; bu yönüyle geleneksel tedavilerden daha etkili olduğu düşünülmektedir.

    Ozon tedavisi, hücre oksijenlenmesini temel alarak, cilt hücrelerini etkiler. Kozmetik amaçlı ozon uygulamaları, diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, direkt cilt altına ozon enjeksiyonlarının (OZOMEZOTERAPİ) yanında, OZON SAUNA adı verilen bir kabin içerisinde gerçekleştirilir.

    Ozon sauna uygulamasında, buhar etkisiyle, kan dolaşımı aktive olmuş cildin yüksek düzeyde oksijenlenmesi amaçlanır.

    Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşmesi sonucu, yağ zincirlerinin kırılması ve vücuttan atılmasını sağlayarak, alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesine yardımcı olarak, yağ dokusu hücrelerinin metabolizmasını normale döndürerek etki yapar.

    Ozomezoterapi, klasik mezoterapi yöntemlerinden daha başarılı ve kalıcı etkiye sahiptir.

    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI ve ASTIM

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) ve mikrop öldürücü etkisiyle ASTIM, BRONŞİT, ZATÜRRE, TÜBERKÜLOZ, KOAH gibi hastalıkların tedavisinde ilaçların azaltılmasına, alerji ve astım krizlerinin daha az şiddette ve sıklıkta oluşmasına yardımcı olur. Özellikle astım ve alerjik bronşitlerde, başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    KALP HASTALIKLARI

    Kalp hastalıklarının tümünde, ozon tedavisi diğer tedavi yöntemlerini desteklemek amacıyla kullanılır.

    -Kalp yetmezliklerinde,

    -Kalp kası hastalıklarında,

    -Koroner damarların tıkanıklıklarında, oksijenlenmeyi arttırma, damar içi basıncı düşürme, kanın akışkanlığını arttırma, kalp iletimi ve dolayısıyla ritmini düzenleme yolu ile kalbin önündeki yükü azaltarak etkili olur.

    KADIN HASTALIKLARI

    Hamileliğin ilk üç ayında, ozonun etkisi tam olarak bilinemediğinden, bu dönemde ozon tedavisinin uygulanmaması önerilir.

    Tedaviye dirençli genital enfeksiyonlarda ozonun bakteri, mantar, virüsleri öldürücü özelliği ve hormonal durumu düzenleyici rolü etkili olur.

    -Sık tekrarlayan düşüklerde, rahim yetmezliğinin (fetoplansetal yetmezlik) önlenmesinde,

    -Hamilelikte kansızlık ve havalelerin önlenmesinde,

    -Adet (menstrüasyon) dönemlerinin rahat geçirilmesinin sağlanması ve menopoz etkilerinin azaltılmasında,

    -Kısırlık tedavisi ve tüp bebek programlarında destekleyici olarak kullanılmaktadır.

    GÖZ HASTALIKLARI

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları sonucunda gözün retina adı verilen tabakası ve görme sinirinde oluşan çeşitli derecelerdeki rahatsızlıkların tedavisinde, ozon uygulamasından sonraki 6-8 ay içerisinde görmede iyileşme; tedavinin sürdürülmesi halinde görme performansının artması ya da daha kötüye gidişin durdurulması sağlanabilmektedir.

    KRONİK YORGUNLUK ve STRES

    İş yaşamında stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk oksijen eksikliğine neden olur. Oksijen yetersizliğini gösteren bulguların başında yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranması gelir.

    Oksijen yetersizliğinde damarlarda, beyinde, kalpte, eklemlerde, omurilikte ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkar.

    Çağımızın hastalığı olan KRONİK YORGUNLUK halinde kişi, yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde, sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini yorgun ve bitkin hissetmekte, kıpırdayacak gücü kalmayacak hale gelmektedir. Dilimizde ''canlı cenaze'' olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda, her geçen gün, daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Kronik Yorgunluk ve Stres'te ozon tedavisinin etkileri:

    ''Stres hormonu'' olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlayarak stresimizin azalmasını,

    -Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin aktivasyonuna bağlı genel iyilik hali ile, kişilerin daha enerjik olmalarını,

    -Soluduğumuz havadan ve tükettiğimiz besinlerden aldığımız zehirli maddelerden arınmamızı,

    -Kaslarda yorgunluk hissi oluşturan laktik asidin giderilmesini,

    -Oksijen yetersizliğinden dolayı aksayan organ ve hücre çalışmasının yeniden başlatılmasını,

    -Hücre ve dokulardaki enerjinin artmasını; beyindeki hücre fonksiyonlarının iyileşmesi yolu ile hafızanın güçlenmesini sağlar.

    Ozon tedavisinden sonra kişiler kendilerini daha iyi, canlı ve güçlü hissetmektedirler. Ne kadar çok uyursa uyusun hep dinlenmemiş olarak uyananlar, tedavi sonrası güne dinç olarak başlamaktadırlar.

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    PCOS-Giriş

    Polikistik over sendromu (PCOS), üreme çağında olan kadınlar arasında en sık rastlanan endokrin sistem bozukluğudur. PCOS olan kadınlarda, ultrasonografide yumurtalıklar geniştir ve içinde sıvı  ihtiva eden küçük folloküller izlenir. PCOS tanısı konulan kadınlarda adetlerde düzensizlik, kıllanma, akne ve obesite gibi belirtiler görülür.

    PCOS’un gerçek nedeni bilinmemekle beraber genetik faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor.

    Erken tanı konulması ve tedaviye erken başlanması ile uzun süreden sonra ortaya çıkabilecek olan ve hastalığın geç komplikasyonları olarak bilinen kalp hastalığı, Tip 2  diabet gibi komplikasyonlara karşı önlem alınmış olur.

    PCOS – Semptomları

    PCOS’da hormanal değişiklik ilk adetten sonra başlar ve kilo alımı arttıkça daha belirgin hale geçer.

    PCOS’da en sık görülen belirtiler:

    -Adet düzensizliği; adetler çok sık ya da seyrek olabilir.

    -Kıllanma: Yüzde, göğüste, sırtta, karında kıllanma artarken, saçlı deride erkek tipi saç dökülmesi (androjenik alopesi) izlenir. Bu durum erkeklik hormonu olarak bilinen androjen hormonlarının yükselmesi nedeniyle ortaya çıkar. Ayrıca, ciltte yağlanma artar ve akneler görülür.

    PCOS- Komplikasyonları

    -İnsulin rezistansı ortaya çıkar ve kanda insülin seviyesini çok yükselir; bu duruma hiperinsülinemi adı verilir. Gebelikte gestational diabete neden olabilir ve kan basıncı da  yükselebilir.

    -Obesite ve insülin resistansı, özellikle geceleri nefes darlığına, depresyona neden olabilir.

    -Yumurtlama bozukluğu, gebelikte düşük tehdidi gibi fertilite ile ilgili problemlere neden olabilir.

    -Tip 2 diabet

    – Yüksek kan basıncı.

    – İyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterol de düşme ve trigliseridlerde yükselmeye neden olarak karaciğerde yağlanmaya zemin hazırlar.

    -Yumurtalama olmaması ya da çok seyrek yumurtlama olması nedeniyle kanda artan yüksek östrojen seviyeleri zamanla endometrium kanserine ve anormal uterin kanamalara neden olabilir.

    PCOS- Tanı:

    PCOS için belirgin bir test yoktur. İyi bir medikal anamnez alındıktan sonra fizik ve pelvik muayene, ultrasonografi, prolaktin, testesteron, kolesterol, trigliserid, troid hormonları, böbrek üstü bezi hormonları (DHEA-S veya 17 hidroksiprogesteron), glukoz yükleme testi ve insülin seviyesi gibi değerlere bakılarak PCOS  teşhisi kesinleştirilir. Vajinal ultrasound ile büyümüş overler ve overlerin etrafında dizilmiş çok sayıda 6-8mm çapında folliküller izlenebilir, bazı durumlarda laporoskopi ile de polikistik büyük çaplı overler görülebilir.

    PCOS -Tedavisi:

    PCOS hiçbir zaman tam olarak tedavi edilemez, fakat hastalığın semptomları tedavi edilebilir. PCOS’da geç komplikasyonlar olan infertilite, şeker hastalığı, kalp hastalığı, endometrium kanseri gibi riskleri en aza indirebilmek için daima hastalar kontrol altında tutulmalıdır. Düzenli diyet yaparak obesite kontrolü, sigara içilmemesi tedavide en çok dikkat edilmesi gereken konulardır.

    Yumurtlamanın düzenli olması için öncelikle ağırlık kaybı ile ideal kiloya inmek çok önemlidir, buna rağmen adetler düzelmiyorsa, ovulasyonu sağlamak için doğum kontrol ilaçları, gerekirse metformin veya klomifen gibi medikal tedavilere başvurulabilir. Kıllanma (hirsutismus), akne gibi durumlar, adet düzensizliği ve endometrium kalınlığı içinde uygun hormonlar ihtiva eden doğum kontrol hapları ile tedavi edilebilir.

    Sonuç olarak PCOS toplumda üreme çağında genç  kadınlarda çok sık rastlanan bir durum olduğundan, bu hastalığa bağlı riskleri önleyebilmek için çok düzenli doktor kontrolü (check-up) yapılması çok önemlidir. Böylece PCOS’na bağlı geç komplikasyonlar olarak karşımıza çıkması beklenen yüksek kolesterol, rahim kanseri, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı riskleri en düşük seviyeye indirilmiş olur.

    Makale yazım tarihi: 10.06.2016

  • Prp,

    PRP nedir?

    PRP “platelet rich plazma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulamada kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak santrifüj edilir. Bileşenlerine ayrılan ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilir.

    PRP uygulamasının amacı nedir?

    Platelet veya diğer adı ile trombositler vücudumızdaki hasarlı dokunun onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan ‘büyüme faktörlerini’ yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2-4 kat daha fazladır.

    Yeni bir yöntem midir?

    PRP uygulaması diş implantları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır.

    PRP nerelerde kullanılır?

    Yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde:
    • lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak
    • deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığının yeniden kazanıldırılmasını sağlamak.
    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak
    • saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisinin güçlendirmek

    Uygulama nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 veya 3 tüp (16-23ml) kan alınır, santrifüj cihazında plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan platetletler kitteki tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün dolgu veya mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır. Deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı etki belirgin hale gelir.

    Kürler takrarlanmalı mıdır?

    3-4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda ugulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP nedir?

    PRP “platelet rich plazma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulamada kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak santrifüj edilir. Bileşenlerine ayrılan ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilir.

    PRP uygulamasının amacı nedir?

    Platelet veya diğer adı ile trombositler vücudumızdaki hasarlı dokunun onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan ‘büyüme faktörlerini’ yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2-4 kat daha fazladır.

    Yeni bir yöntem midir?

    PRP uygulaması diş implantları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır.

    PRP nerelerde kullanılır?

    Yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde:
    • lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak
    • deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığının yeniden kazanıldırılmasını sağlamak.
    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak
    • saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisinin güçlendirmek

    Uygulama nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 veya 3 tüp (16-23ml) kan alınır, santrifüj cihazında plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan platetletler kitteki tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün dolgu veya mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır. Deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı etki belirgin hale gelir.

    Kürler takrarlanmalı mıdır?

    3-4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda ugulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

  • Kadınlarda her ay görülen regl yani adet döneminde cinsel ilişkiye girmek sakıncalı bir durum mudur?

    Kadınlarda her ay görülen regl yani adet döneminde cinsel ilişkiye girmek sakıncalı bir durum mudur?

    Kadınların adet döneminde libidosu artar. Ayrıca adet dönemi kadınların gebelik riski olmadığından dolayı cinselliği en özgür yaşadığı dönemdir. Cinsellikte özgürlük tanıdığı düşünülen adet kanamasının görüldüğü günler enfeksiyon riskinin en yüksek olduğu süreçtir. Kadınlarda adet döngüsü enfeksiyon riskine davetiye çıkarmaktadır. Regl, kadınların mikroplara karşı oldukça hassas olduğu bir süreçtir. Söz konusu olan adet döneminde kadının vajinasında açık bir yara mevcutsa kadın enfeksiyona açıktır. 

    Kadınlar adet döneminin özellikle birinci ve ikinci günü cinsel ilişkiye girdiği takdirde erkeğin cinsel organında bulunan mikroplar kadının vajinasına bulaşarak olası hastalıkların oluşumuna sebebiyet verebilir. Bu nedenle tüm adet döneminde cinsel ilişkiye girmek konusunda ancak özellikle ilk ve ikinci gün çok daha dikkatli olunmalıdır.

    Kadınların adet döneminde cinsel ilişkiye girmesi önerilmeyen bir durumdur. Ancak cinsel ilişkiye girilme isteğine karşın şu tavsiyelerde bulunulabilir:

    Cinsel ilişki öncesinde erkek cinsel organını ılık suyla temizlemeli ve kuruladıktan sonra da muhakkak aile planlamasında kullanılan korunma yöntemlerinden olan prezervatif kullanılmalıdır. Bu uygulama ile tamamen olmasa da cinsel ilişkide enfeksiyon riskine karşın kısmen bir önlem alınabilmektedir.

    Adet döneminde kadınların vücudunun dinlemeye ve vücut toksinlerinden arınmaya ihtiyacı vardır. Regl sürecinde cinsel ilişkiye girildiği takdirde kadınlarda nadiren de olsa idrar yolu ile ilgili şikayetler, bel bölgesi ağrıları, genital rahatsızlıklar görülebilir.

    Adet döngüsünde vücut dışına atılan kan; sanılanın aksine kirli, zehirli veya pis bir kan değildir. 

    Teorik olarak adet döngüsü sürecinde hamile kalma olasılığı yoktur fakat nadiren de olsa gebe kalınabilir. Bu yüzden adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde doğum kontrollerine başvurmak gereklidir.

    Regl sürecinde kandaki östrojen hormonu seviyeside düşer. Östrojen hormonu seviyesi düşüşünden kaynaklı olarak laktik asit üretimi azalır. Vajinal denge de bozulur. Böylelikle vajina enfeksiyonlara karşı direncini kaybeder ve enfeksiyon riski artar. Adet kanının her vücut dışına atıldığında rahim ağzı genişler. Bu durum enfeksiyonlarda kolaylıkla yayılma imkanı sağlar.

    Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde gebelik oluşma ihtimali var mıdır?

    Adet döneminde yumurtlama çoktan geçmiştir ve bir sonraki yumurtlama sürecine de zaman olduğu bilinmektedir. Ancak bundan yola çıkarak adet döneminde girilen cinsel ilişkide gebe kalınmayacağına güvenmek doğru olmaz.  Bu tür durumlara nadiren de olsa rastlanabilmektedir. Yumurtlama günü haricinde kadının cinsel organında spermlerin canlı kalma süreleri (48 ila 72 saat) de gebelik oluşumu yönünde önem teşkil eden bir diğer konudur.
    Adet döngüsünde, cinsel ilişkiye girilmiş ve spermler döl yatağına bırakışmışsa vajinada içeride de spermler canlı kalabilmişse gebelik oluşumu ihtimali söz konusu olabilir.
    Bazen adet dönemi sonunda lekelenmeler görülebilir bu durum kadınlar için yanıltıcı olabilir. Kadın lekelenmeleri adet devamı olarak düşünebilir ve gebelik oluşmayacağı kanısına varabilir. Oysaki lekelenme durumunda yumurtlama oluşabilir ve lekelenme halinde girilen cinsel ilişki sonucu gebe kalabilme olasılığı söz konusudur.

    Adet kanamasının görüldüğü hiçbir gün %100 gebelikten koruduğu gibi bir anlam taşımaz. Bu sebeple adet döngüsünde ve adet sonrası görülen olası lekelenmelerin olduğu süreçte cinsel ilişkiye girenler korunma yöntemlerine başvurmalıdır. 

    Adet döneminde girilen cinsel ilişkiye kısırlığa neden olur mu?

    Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde infertilite yani kısırlığın oluştuğu kanısının hiçbir bilimsel dayanağı söz konusu değil. Halk arasında bilinen yanlıştan öte değildir. Bu tür söylemlere itibar edilmemelidir. Çünkü gerçeği yansıtmamaktadır. Ancak adet döneminde enfeksiyon ve nadiren de olsa rastlanabilen gebelik oluşumu riski nedeniyle cinsel ilişkiye girmekten kaçınılmalıdır. Girildiği takdirde erkek cinsel organının hijyenine önem vermelidir ve prezervatif muhakkak kullanılmalıdır.

  • Hamilelik Döneminde Yapılması Gereken Testler

    Hamilelik Döneminde Yapılması Gereken Testler

    1) Hamilelik döneminde testler neden yapılır?

    Hamilelik süreci, bebeğin rahim içinde gelişimi ile başlayan ve doğum ile tamamlanan bir süreçtir. Bu süreçte, anne adayına çeşitli testler yapılmaktadır. Bu testler, gebeliğin başlangıcından doğumuna kadar hamileliğin seyri ile annenin durumu hakkında gerekli olan yararlı bilgileri verir. Uygulanacak olan testlerin bir bölümü, gebeliğin belirli zamanlarında uygulanmaktadır. Yapılacak olan diğer testler ise; gebelik sürecinde meydana gelmiş ya da meydana gelebilecek sorunlara yönelik olarak, uygun görülen durumlarda gerçekleştirilmektedir.

    2) Hamilelikte yapılacak ilk test nedir?

    Hamilelik dönemi içerisinde anne adayına uygulanacak olan ilk test, gebeliğin mevcudiyetinin kesinleştirilmesi üzerinedir. Döllenme, çoğunlukla adet döneminin ortasında gerçekleşir. Gebelik testleri ise, döllenmeden yaklaşık 15 gün sonra, kadının adetinin gecikmesi halinde netlik kazanır.

    3) Hamilelik dönemi boyunca yapılması gereken rutin testler nelerdir?

    Bu testler, kişiden kişiye farklılık gösterebilmekle birlikte aşağıdaki gibi olmaktadır.

    Kan grubu tayini
    Kansızlık (anemi) tanısını yapabilmek için hemoglobin (kan sayımı)
    İdrarda şeker ya da protein (hamilelik dönemi içerisinde diyabet ya da hamileliğe bağlı hipertansiyon-preeklampsi- teşhisi için yapılır)
    Anne ve bebeği etkileyebilecek hepatit B, sifiliz ve HIV gibi infeksiyonların incelenmesi
    Kızamıkçık hastalığına bağlı olan bağışıklıkların incelenmesi
    Bu testler ilk muayenede, anne adayına uygulanmaktadır.

    4) Bu testler dışında yapılması gereken özel testler nelerdir?

    Gebelik sürecinin 3. ve 4. Ayları arasında önerilen çeşitli özel kan testleri de bulunmaktadır. Anne kanında mevcut olan farklı kimyasalların düzeyleri, bebekte çeşitli özel durumları (ör; Down sendromu, spina bifida) teşhis etme konusunda doktorlara yardımcı olabilmektedir.

    Farklı testler, anne kanında tespit edilen hormon ve protein seviyelerini ölçer. Farklı test sonuçlarının neticesinde de genel bir tarama ortaya çıkar. Tarama testlerinden elde edilen sonuçlar, hastalıkları net bir şekilde göstermemek ile birlikte, bu konuda fikir vermektedir. Bu sayede alınması gereken tedbirler önceden alınabilir.

    Tarama testlerinde HCG( insan koryonik gonadotropin) ve AFP (alfa fetoprotein) kullanılması halinde ikili test, buna östriol ilave edilirse üçlü test, inhibin A ilave edilirse dörtlü test olarak ifade edilmektedir.

    İkili test, gebeliğin 11-14. Haftasında; üçlü ya da dörtlü test 16-19. gebelik haftaları içerisinde, anneden kan alınarak uygulanmaktadır.

    5) Hamilelikte kan testleri dışında uygulanması gereken diğer testler nelerdir?

    Kan testleri dışında; hamilelik dönemi içerisinde teşhis amacı ile kullanılan diğer yöntemler ise aşağıdaki gibi olmaktadır:

    Ultrasonografi
    Ense kalınlığı ölçümü
    Amniosentez, kordosentez
    Koryon villus örneklemesi’dir.

    Ultrasonografi

    Erken hamilelik aşamasında, gebeliğin kesinleşmesi, gebeliğin büyüklüğü, canlı olup olmaması ile başlayarak, ultrasonografi tüm hamilelik döneminde başvurulan bir uygulamadır.

    Ultrasonografi testleri, gebeliğin 18. Ve 23. Haftaları arasında detaylı bir şekilde uygulanmaktadır. Bu gebelik haftalarında, bebeğin organ ve sistemlerinin gelişimi hakkında detaylı bilgi alınabilmektedir.

    Bu durumda ultrasonografi; bebeğin içerisinde bulunduğu suyun oranı, bebeğin başı, omurgası, kalbi, kolları ve bacakları, midesi, idrar torbası ve böbrekleri, anne ile bebek arasında besin alışverişini sağlayan plasentanın durumu ve konumu hakkında bilgi vermektedir. Bebekteki olası yapısal anormalliklerin büyük bölümü ultrason ile saptanabilmektedir. Ancak Down sendromu gibi kromozomal bozukluklar, ultrasonografi ile tespit edilmekte yetersizdir.

    Ense kalınlığı ölçümü

    Bu test, gebeliğin 3. Ya da 4. Ayında yapılmaktadır. Bu test, down sendromu için tarama testidir. Bebeklerin ense kalınlıkları ultrasonografi ile ölçülebilir. Ancak bu duruma, ultrason ile kesin tanı koyulamaz. Bu kalınlık, olması gerektiğinden fazla ise, amniosentez yapılması gerekebilir. Ense kalınlığı ölçümü, ikili test ile beraber birleştirilerek teşhis amaçlı kullanılabilir.

    Amniyosentez ve kordosentez

    Amniyosentez ve kordonsentez, bebeğin ultrasonografi ile kontrol edilerek, içerisinde yüzdüğü sıvıdan ya da göbek kordonundan örnek alınma ile uygulanmaktadır. Amniyosentez, 15-19 haftalar arasında uygulanır. Sıvıda mevcut deri hücrelerinden, bebeğin hücreleri üretilerek bebeğin genetik araştırması yapılır.

    Bu yöntem, tarama testlerinde riskli sonuç elde edilmiş olan anne adaylarına, ileri yaşta gebe kalmış kadınlara ya da bebekte genetik bozukluk riski olan kişilere önerilmektedir. Kordosentez ise gebeliğin 18-22. haftaları arasında yapılabilir. 

    Koryon villus örneklemesi

    Bu örnekleme, gebeliğin 2. Ya da 3. Ayında uygulanmaktadır. Test sonuçları, amniyosentez kadar net değildir.  Bu testte, anne ile bebek arasında besin alışverişi yapan plasentanın kendisinden örnekleme yapılmaktadır. 

  • Saç prp tedavisi (platelet rich plazma)

    Saç prp tedavisi (platelet rich plazma)

    PRP Tedavisinin Gelişimi

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren, merak edilen ve modern tıbbın gelişmesinde devrim yaratan bir tedavi yöntemidir.

    Ülkemizde çok fazla bilinmeyen PRP, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi, akne izleri ve saç dökülmesinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plazma) trombosit zengin plazmadır. Ayrıca otolog kan konsantrasyonu olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    P.R.P Saç Tedavisi Nedir? (Platelet Rich Plazma)

    PRP tedavisi ile zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleriniz ve tüy haline gelen saç telleriniz canlanarak saçlarınız eski sağlığına kavuşur.

    P.R.P. tedavisi (Platelet Rich Plazma) kendi kanınızın özel işlemlerden geçirilerek akyuvarları ile trombositlerinin ayrılması sonucunda elde edilen iksirin seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. PRP Uygulamaları hastane ortamında gerçekleştirilir.

    P.R.P. tedavi yöntemi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uzmanlar saç dökülmesi sorunu yaşayan ve saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere PRP tedavisini önermektedirler. Türkiye’de yeni uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok ciddi etkileri gözlenmiştir.

    P.R.P. Tedavisinin Saça Uygulanması İşlemi

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 10 cc alınır. Yani 1 çay bardağının 1/10′u kadar. Daha sonra santrifüj edilen kan beyaz ve kırmızı kan olmak üzere iki kısma ayrılır. Kırmızı kanda akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF’ler (Trombosit Büyüme Faktörü) bulunur. Kırmızı kan özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesine dayanmaktadır ve toplam 30 dakika sürmektedir. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmamaktadır.

    PRP Tedavisinin Süreci

    • Toplam 3 ayda ve her ay bir kez olmak üzere prp tedavisi işlemi hastane ortamında uygulanır.
    • Uygulamanın daha kalıcı olması için prp saç tedavisi sonrasında her yıl bir defa uygulanması yeterlidir.

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda … Prp

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama bir kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak santrfüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma'nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    (PRP) uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler- veya diğer adıyla trombositler- vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyümefaktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır, PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha faza sayıda plateleti verebilmektir, böylece hasarlı dokunun onarımıda bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'NİN hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimizi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız, bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermokozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin veya sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerinin bir iyileşme süreci başlatmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır, bu nedenle plazma uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinn uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmalyakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının bir çoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığıyla hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir. En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinn hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek…

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir. PRPuygulamasında ise hasarlı dokunun onarımı için onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır, iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastadan kendisinden alınanlardır, ayrıca kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyl yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur. Bunların dışında, verilen plateletlere eklenen hiçbir şey mevcut değildir. Bu neddenlerle bu uygulama güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 veya 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrfüj cihazından plateletleri ayrıştırılır ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu veya mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır, deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürüyor? Özel bir koşul gerektiriyor mu?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır. Kolayca, acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında kan alınmasından dolgu veya mezoterapi Ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar ancak genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara; yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi var?

    Plateletlerin yoğunlaştırılarak PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca zenginleştirilme belli olmak zorundadır.örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bundan başka, bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi veya dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi bir maske yardımıyla da uygulanabilir, PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlıyor mu?

    Sağlar. Çünkü dolgu veya mezoterapi yoluyla uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek uygulanmaktadır,deriye ne yolla verilirse verilsin eetkisini gösterecektir. Ayrıca PRP sadece gençleştirilmede değil iyileşmeyen yaralarda, açık yaralarda, çene implantlarında ve benzer birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Tam etki toplam 3 veya 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 veya 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkiler gibi sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır. Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak Prp'nin olumlu sonuçları tamamen uygulanan kişiye aittir. Kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir meteryal (PRP verilmektedir). Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması maske dışında enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5 mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak içinse daha derin uygulama yapmak gerekir, ancak bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır.

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır.

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini desxtekler.

    • Kırışıklıkları ve çizgilleri deriyi “doldurarak” değil “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonrası sağlanan parlak sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir, bunun için ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılmasını sağlamalıdır.

    3 veya 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında kalıcı sayılabilecek kadar uzun etkili bir gençleştirici etkisi sağlanmış olacaktır.

  • Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    1) Adet (regl) nedir?
    Adet, kadınların rahim iç astar dokusunu oluşturan endometrium tabakasının gebelik için her ay kendini yenileme çalışması olarak, döktüğü doku kalıntılarının rahimden gelen bir miktar kan ile dışarıya atılmasıdır. Bu döngü her ay hormonlar vasıtası ile gerçekleşen, vücudun doğurganlık sistemindeki doğal davranışıdır. 

    2) Adet kanaması nasıl oluşur?
    Endometrium (rahim iç tabakası) adet döngüsünün başında östrojen hormonun etkisi ile kalınlaşarak, proliferasyon adı verilen evreden oluşur. Adet kanamalarının ortasında yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Adetin ikinci aşamasında ise, progesteron hormonunun etkisi ile sekretuar evresi görülmektedir. Bu aşamadan sonra vücuttaki progesteron hormonu seviyelerinin azalması ile kalınlaşan endometrium tabakası dökülerek, kanamayı meydana getirir. Kısacası adet kanaması, endometrium tabakasına ait doku parçaları ve rahimden gelen bir miktar kandan oluşmaktadır. Kanamanın sonuna doğru hormon aracılığı ile endometrium tabakası tekrar kalınlaşarak, adet kanaması sonlanır. Bu döngü her ay sistematik bir şekilde gerçekleşerek, kadınların doğurganlık özelliğini aktif kılar.

    3) Adet döngüsü nedir?
    Adet döngüsü, kadınların adetinin her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Bu döngünün gerçekleşmesi, kadınların üreme sisteminin sağlıklı olduğunun göstergesidir. Kadınların anatomik yapısı gereği doğurganlık özelliği hormonlar aracılığı ile adet döngüsünün her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi ile gereken gebelik şartlarını sağlamaktadır. 

    4) Adet kanı pis kan mıdır?
    Adet kanı kesinlikle pis kan değildir. Yukarıda bahsedildiği üzere adet kanı; rahimden gelen bir miktar kan ile endometrium tabakasına ait doku parçalarından oluşmaktadır. Rahim, gebelik için uygun şartları sağlayan, tamamen steril bir sahadır. Bu nedenle gebeliğin oluşacağı bölgeden gelen kanın pis olması mümkün değildir. 

    5) Kız çocuklarının adet yaşı kaçtır?
    Bir genç kızın fizyolojik olarak gelişme evresine girdiği ve ilk adet gördüğü ortalama yaş, 12’dir. Ancak 9-14 yaşları arası adet görülmesi de normal kabul edilmektedir. Genç kızların ilk adeti, tıp literatüründe menarş olarak adlandırılır. Eğer 9 yaşından önce adet kanaması gerçekleşiyorsa, erken menarş olarak ifade edilen ve normal kabul edilmeyen bir durum meydana gelmiş olur. Ayrıca diğer ergenlik belirtilerinin başlaması ile genç kızlar henüz 16 yaşına kadar adet görmemiş ise, bu durumun da mutlaka araştırılması gerekmektedir. 

    6) Kadınlar ortalama kaç yaşına kadar adet görür?
    Kadınlar, adet kanamalarının kesilmesi ile doğurganlıklarının tamamen sonladığı menopoz dönemine kadar adet görmektedir. Menopoz yaşı birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterse de, ülkemizde yapılan araştırmalara göre kadınların ortalama menopoz yaşı 48-55’dir.  Ancak bu yaşlardan önce vücudun hormonal olarak girdiği değişim evresi birkaç sene öncesine dayanan bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır. 

    7) Doktora başvurulması gereken durumlar nelerdir?

    • 16 yaşında kadar adet görmemiş genç kızların mutlaka doktora başvurması gerekir.
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde kanamanın olduğu durumlarda mutlaka doktora başvurmak gerekir.
    • Adet sıklığının artması ve azalması ( 21 günden daha az ya da 35 günden daha fazla),
    • Uzun bir süre adet görmeme,
    • Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmesi,
    • Düzensiz adet görme,
    • Aşırı kanama (günde 4-5 ped değiştirme ihtiyacı),
    • Adet dönemlerinin ağrılı geçmesi,
    • Tampon kullandıktan sonra ani ateşlenme ve mide bulantısının olması halinde mutlaka doktora başvurmanız gerekir. Bu durum toksik şok sendromu olarak ifade edilen enfeksiyonun göstergesidir.
  • Hamilelik Döneminde Vücutta oluşan 6 Temel Değişiklik

    Hamilelik Döneminde Vücutta oluşan 6 Temel Değişiklik

    1) Gebelikte ciltte meydana gelen temel değişiklikler:

    Gebelik döneminde yaşanan hormonal değişimler sebebiyle; anne adayı cildinde değişimler sezebilir. Özellikle de gebeliğin 7. Ayından ciltte renk değişimleri meydana gelebilir. Meme uçları daha koyulaşabilir, genital bölge ve göbek çevresinde, koyuluklar meydana gelebilir.
    Bu değişimlerin yanı sıra; gebelik döneminde ‘’gebelik maskesi’’ denilen oluşumlar da görülebilir. Bu lekeler, güneşin etkisiyle meydana gelmektedir. Lekelerin oluşmaması için gebeliğe uygun, koruyuculuğu yüksek güneş kremleri kullanılmalıdır. 
    Gebelik döneminde karın, rahmin büyümesi ile beraber büyür. Bununla birlikte vücutta gerilmeler olur. Bu sebeple de karın, göğüs ve kalça bölgesinde cilt çatlakları görülebilir. Çatlakların tedavisi mümkün değildir. Çatlak oluşmaması için vücudun nemlendirilmesi ve bol bol su içilmesi oldukça önemlidir. 

    2) Kalp ve damar sisteminde meydana gelen temel fizyolojik değişiklikler:
    Hamilelik döneminde, kan volümü yaklaşık olarak 2 kat artar. Bu süreçte de metabolizma hızlanır ve kalp normale göre daha hızlı atar.  Kan basıncı, gebeliğin 7. Ayı ile beraber yükselişe geçer. Bu artışın seviyesi, diastolik değerlerde fark edilir. Anne adayı yatağa sırt üstü uzandığında, kan basıncı minimum değerlere düşebilir. Fakat, kalp frekansında artış meydana gelir. Bunun dışında böbreklerde oluşan kanlanma, yarıya düşer. Bu durum, Vena-Cava-Kompresyon sendromu şeklinde ifade edilir.
    Anne adayı yatar pozisyonda olduğu zaman ise, kalbe kanı taşıyan alt ana toplar damar, bebeğin ağırlığı ile baskıya uğrayabilir. Bu sebeple anne adaylarının gebelik süresince sırt üstü yatması önerilmez. 
    Kan volümü gebeliğin 36. Haftasına kadar artar. Bu sayede bebeğe giden oksijen ve besin oranı dengede tutulabilmektedir.

    3) Böbreklerde ve idrar yollarında meydana gelen temel değişiklikler:
    Gebelik döneminde artan kan hacmi sebebiyle; böbrek kan dolaşımı da artar. Bunun neticesinde anne adayı sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı duyabilir. Anne karnında her hafta büyüyen bebek; rahim içerisinde bulunur. Rahim büyüdükçe mesaneye baskı yapar. Bu sebeple de tuvalet ihtiyacı gebelik haftaları ilerledikçe artabilir. 

    4) Akciğerlerde meydana gelen temel değişiklikler:
    Erken gebelik haftalarından itibaren anne adayı nefes darlığı sorunu yaşanabilmektedir. Anne adayı, gebelik döneminde kısa sürede nefes nefese kalabilmektedir. Gebe kalmadan önce yorulmadan yapılabilen işler, gebelik döneminde oldukça zorlayıcı gelebilir. 

    5) Ağız, mide ve bağırsak sisteminde meydana gelen temel değişiklikler:
    Dişlerin çürüme riski, gebelik döneminde nispeten artabilir. Gebelik döneminde anne adaylarının tükürük muhteviyatında meydana gelen değişimler bu riskin artmasına yol açar. 
    Mide ise gebelik sürecinde yer değiştirmektedir. Rahmin büyümesi sebebiyle mide, sola doğru meyil eder. Bu sebeple de özellikle gebeliğin 20. Haftasında asit salgısında azalma meydana gelmektedir. Asit miktarındaki azalma, ülseri olan anne adayları için olumlu bir durumdur. 
    Gebelik sürecinde yaşanan mide yanması ya da hazımsızlık sorunlarının sebebi ise düz kaslardır. Mide ve yemek borusu arasında yer alan kapama mekanizması, fonksiyonunu yerine getiremez.  Bu durumda da anne sırt üstü uzandığında asitli midenin içeriği yemek borusuna yeniden ulaşır. Bu sebeple de mide yanması ya da ilerleyen durumlarda yemek borusu iltihapları meydana gelebilir.

    6 ) Karaciğer ve metabolizmada meydana gelen temel değişiklikler:
    Anne adaylarının metabolizmasını gebelik döneminde en fazla karbonhidrat etkilemektedir. Vücut, bebeğe devamlı olarak karbonhidrat sağlayabilmek amacı ile insülinin oluşturacağı etkiyi de hesaba katarak, annedeki mevcut şekerin hücrelere alınmasına engel olmaya çalışır. Bununla dışında plasentada meydana gelen hormonal olaylar da annenin kan şekeri değerlerinde artış meydana gelmesini sağlar.
    Gebelik döneminde vücuda ulaşan protein oranındaki artış, bu proteinin atılımında ise düşüş meydana gelir. Bu durum pozitif azot bilansı şeklinde ifade edilmektedir. Gebelik döneminde ödemlerdeki artış ise; proteinlerde meydana gelen azalma ile birlikte, dokuların daha fazla su tutması sebebiyledir.