Etiket: Kan

  • Prp tedavisi ve dermatokozmetolojide kullanım alanları

    Plateletten Zengin Plazma (PRP) kişiden alınan az miktardaki kanın özel bir kit ve santrifüj işleminden sonra elde edilen platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesidir. Bu hücrelerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmalarını harakete geçirerek yara iyileşmesini sağlar. PRP uygulamasında, hedef bölgeye kan dolaşımı ile taşınabilenden çok daha fazla platelet ve büyüme faktörleri ulaştırılabilmektedir. Plazma içersinde konsantre olarak bulunan plateletler deriye enjekte edildiğinde, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır. PRP işlemi hastadan kan alınması ile başlar, özel bir filtre ve 8 dakikada 3000 devir/ dakika ile santrifüj edilerek elde edilen serum; deriye mezoterapi ve dolgu yöntemi ile enjekte edilir. Yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve alerji riski taşımamasıdır. Enjeksiyon yerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etkiyle yoğun büyüme faktörlerinin serbest kalmasına neden olur.

    Plateletlerin içersindeki alfa ve kor granüllerden salınan büyüme hormonları, sitokinler, kemokinler ve pıtılaşma faktörleri hemostaz ve yara iyileşmesinde, doku yenilenmesinde en önemli maddelerdir. Bu büyüme faktörlerinin etki göstermesi için salınmadan önce aktiflenmesi gereklidir. Aksi taktirde hasarlanmış plateletler bu işlemde başarısızlıkla sonuçlanır. Plateletler normal kanda yaklaşık mm3 de 140000-400000 değerinde bulunur. PRP uygulamalarındaki farklı sonuçlar; kullanılan ekipman, platelet jeli aktive etmek için kullanılan protokol, hastaya ait faktörler, kullanılan hücre miktarı, farklı depolama zamanları olarak söylenebilir.

    Plateletlerin içeriğindeki büyüme faktörleri ile ilgili çok fazla araştırma yapılmaktadır. Hatta bazı büyüme faktörlerinin klinik olarak uygulaması mevcuttur.Bunun haricinde kozmetik içerikli preparatlarda da yer almaktadırlar.

    PRP tıbbi olarak 30 yıldır kullanılan bir yöntemdir. 1987 de açık kalp ameliyatını takiben kullanılmıştır. Günümüzde ortopedik girişimler, dental ve oral girişimler, plastik cerrahi flep kaydırma ameliyatları, kalp bypass ameliyatları anjiogenez gerektiren durumlarda kullanılmaktadır. Dermatolojide ilk kulanımları kronik yara, ülserler ve yanık bakımındadır. Son yıllarda kozmetik dermatoloji alanından yaygın olarak kullanıma girmiştir.

    BizleR PRP tedavisini, dermatoloji kliniklerinde;

    1- Yara iyileşmesinde

    2- Cilt gençleştirmede

    3- İnce çizgiler ve kırışıklıklarda

    4- Volümetrik doldurma işleminde

    5- Akne skatrislerinde

    6- Alopesi dediğimiz saç dökülmelerinde

    7- Selülitte

    8- Stria (deri çatlağı) tedavilerinde kullanmaktayız.

    Özellikle yüz ile ilgili yapılan lazer işlemlerinden sonra yara iyileştirmesini arttırmak ve etkili bir sonuç almak için tercih ediyoruz. Burada amaç, yaşlı ve hasar görmüş deriyi ve deri altı dokuları uyararak, yenilemek ve yeni deri üretimini sağlamaktır. Yapılan çalışmalarda nazolabial katlantı dediğimiz burun kenarından ağız köşesine uzanan oluk tedavisinde iyi sonuçlar gösterilmiştir.

    Özellikle akne nedeniyle muzdarip olan ve deriden çökük izleri olan kişilerde fraksiyonel lazerlerle kombine edildiğinde başarı oranları yüksektir. Melazma dediğimiz gebelik lekelerinde, içeriğinde yer alan TGF Beta 1 faktörünün melanosit dediğimiz renk hücrenin yapımını azalttığından, tedavide uygulama alanı vardır. Başlangıçta saç transplantasyonu sonrası güçlü ve dolgun saç büyümesi nedeniyle tercih edilen PRP, bugün birçok saç dökülmesi tipinde başarı ile uygulanmaktadır. PRP içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 maddeleri damar oluşumlarını kolaylaştırarak güçlü saç büyümesine sebep olduğu bilinmektedir.

    Deri yenilenmesinde kullanımında, tolarabilitesinin yüksek olması, deri üst düzeyde canlanma sağlaması, sağlanan bu etkinin uzun süreli olması, yeni ve doğal kollajen üretimini sağlaması nedeniyle PRP dermatologların sevdiği bir yöntemdir.

    PRP tedavisi kimlere uygulanmaz? Kritik düzeylerde platelet sayısı olanlarda, hemodinamik bozukluğu olanlarda, sepsis, akut ve kronik enfeksiyonlarda, fasial (yüz) malignitesi olanlarda, kronik karaciğer patolojisi olanlarda, antikoagülan tedaviler alanlarda PRP işlemini uygulamıyoruz.

    Alopesi areata, Androjenik alopesi, Telogen efflivium gibi saç dökülmelerinde gerek tek başına, gerekse mezoterapi ile kombine edilerek olumlu sonuçlar elde etmekteyiz. Cilt lekelerinde, lazer tedavilerine kombine ederek tedavi başarısını arttırmaktayız. Kırışıklık ve cilt gençleştirmede, tek başına, radyofrekans ve lazer ile birlikte, iğneli ve iğnesiz mezoterapi yöntemleri ile birlikte kombine edilen bu tedavi protokolleri ile cildinizin sağlıklı, parlak, deri elastikiyetinin sağlam, sarkma problemlerinin giderilmiş olmasını sağlıyabiliyoruz.

    Benimde içinde yer aldığım birçok Dermatoloji grup ve derneklerinin dermatolojik ve kozmetik uygulamalarda, sıklıkla tercih etmiş olduğu PRP tedavisinin uzman kişilerce yapılması, etkinlik açısından son derece önemlidir. Medyada bu uygulama ile ilgili görmüş olduğumuz yan etki ve komplikasyonlar, bu işlemin uzmanlar tarafından yapılması gerekliliğini hergün biraz daha ortaya çıkarmaktadır.

  • Prp ile gençleşme

    Prp ile gençleşme

    PRP (PLATELET RİCH PLAZMA)

    PRP Nedir?

    “Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması adı verilen yöntemin kısaltılmış adıdır. Bir kişiden alınan az miktardaki kanın (10-20cc) özel bir işlemden geçirilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın” yine aynı kişiye manuel veya “mezoterapi tabancası” denen özel bir cihazla geri verilmesi işlemidir. PRP vücutta enjekte edildiği bölgede iyileştirici ve tamir edici faktörleri salgılayıp dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir sistemdir.

    PRP Uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler yani trombosit hücreleri, kanın pıhtılaşmasını sağlayan vücudumuzdaki hasarlı damarları ve diğer dokuları onaran büyüme faktörleri içeren hücrelerdir. Dokularımızda herhangi bir hasar olduğunda plateletler aracılığıyla onarım süreci başlar. PRP tedavisi uygulamasında, hedef bölgeye kan dolaşımıyla taşınabilenden çok daha fazla sayıda platelet ve içeriğinde bulunan büyüme faktörlerini ulaştırılabilmektedir.

    PRP İle Cilt Gençleştirme Nasıl Sağlanır?

    Derimizin yaşlanması, aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle cilt gençleştirme amaçlı uygulamalarda, vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize mikro düzeyde hasarlar veririz ve iyileşme sürecini tetikleriz. Bu hasar sonunda büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermo kozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin ve sentetik olarak elde edilen büyüme faktörlerinin aracılığıyla iyileşme sürecini başlatır.

    Plazma içinde konsantre olarak bulunan plateletler cilde enjekte edildiğinde bunların bünyesinde bulunan büyüme faktörleri, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Prosedürü Nasıl Uygulanır?

    Platelet açısından zengin plazma elde etmek amacıyla özel bir filtre ve satrifüj kullanılır. Plateletlerin yaklaşık % 97’si ayrışır ve plazma içinde normalin 6 – 10 katı daha fazla konsantrasyona sahip olur.

    P.R.P prosedürü hastadan kan alınması ile başlar. Özel bir filtre ve santrifuj yardımıyla otolog beyaz kan hücreleri içeren platelet açısından zengin plasma hazırlanır. Son olarak platelet açısından zengin otolog beyaz kan hücreleri içeren plazma (PRP) tedavi bölgesinde cilde enjekte edilir. Enjeksiyon bölgelerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etki ile yoğun şekilde büyüme faktörlerinin serbest kalmasını sağlar. Büyüme faktörleri kolajen ve hyaluronik asit üretimini arttırarak yaraların iyileşmesi, kırışıklık ve akne izleri gibi cilt problemlerinin önemli ölçüde giderilmesini, cildin yenilenmesini sağlar.P.R.P., dolgu enjeksiyonu veya mezoterapi şeklinde uygulanır.

    PRP Uygulaması Ne Kadar Sürer? Yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Sadece Enjeksiyon İle mi Yapılır? Hayır, maske veye jel olarakta hazırlanması mümkündür.

    PRP İle Cilt Yenileme Hangi Durumlarda Etkilidir?

    – Estetik amaçlı uygulamalarda yüz, boyun, dekolte, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölgelerine uygulanabilir.

    – Lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak

    – Deride yllarca ultraviole ışınlarına maruz kalmanın sonucunda oluşan kırışıkların düzelmesi, çöküntülerin giderilmesi, esneklik ve parlaklığın kazandırılmasını sağlamak

    – İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak

    – Diabetik ayak dediğimiz şeker hastalığına bağlı bacak yaralarında

    – Yanıklar

    P.R.P Güvenilir Bir Cilt Gençleştirme Yöntemimidir? Hastanın kendisinden alınan kan steril ve kapalı bir kit yardımıyla kullanılır, bu nedenle PRP güvenilir bir uygulamadır.

    PRP nin Etkisi Ne Zaman Görülür? Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. 3 veya 4 uygulamadan sonra kalıcı ve belirgin bir etki görülür.

    PRP İle Cilt Gençleştirme Etkisi Kalıcımıdır? 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan sonra 10-12 ayda bir tekrarlanırsa kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir.

    P.R.P Yönteminin Avantajları Nelerdir?

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP’nin olumlu sonuçları tamamen uygulanan kişiye aittir kaybolmaz.

    – Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için hiçbir alerji ve kanla bulaşan hastalık riski taşımaz ve ret sendromu yaşanmaz.

    – İyileşme süreci içeriği dolayısıyla çok kısadır.

    . – Dokuları onarır ve yeniler. Yeni kolajen üretimi, yeni damarsal gelişme sağlanır. Büyüme faktörleri ve hücreler arası ortamın yeniden yapılanması ile dokulardaki hasarlar giderilir ve taze dokular oluşturulur.

    – İçerdiği antikorlarla fizyolojik antibiyotiktir.

    – Hormonlar, vitaminler ve diğer tüm besinsel öğeler yönünden zengindir.

    – Uygulanışı kolay ve konforludur.

    Gerekli materyalin sağlanması çok kolaydır.

    PRP İle Cilt Yenileme İşlemi Ağrılımıdır? Hafif bir rahatsızlık hissi dışında ciddi bir acı hissedilmez ancak gerekli görülürse işlem öncesi lokal anastezik etkili kremler uygulanabilir.

    PRP Kimlere Yapılmaz? Platalet sayısı yetersiz hastalar ve kanser hastalarında yapılmaz.

    PRP, Kök Hücre İle Cilt Gençleştirme Tedavisi Anlamına mı Gelir?

    Bazı yazarlarca prp için kök hücre tedavisidir denmekle birlikte esasında farklılıklar vardır. Yani PRP kök hücre tedavisi ile başka bir tedavi şeklidir.

    PRP Saç Dökülme Tedavisi Olarak Kullanılır mı? Evet PRP tedavisi saç dökülme tedavisinde oldukca etkili olup genel olarak 1 hafta içerisinde etki görülmeye başlıyor.

  • Yaz aylarında rastlanılan cilt hastalıkları

    Yaz aylarında sık rastlanılan sağlık sorunlarından birisi de cilt hastalıklarıdır. Yaz aylarında ülkemize gelen güneş ışıklarının artması, hava sıcaklıklarının yüksek seyretmesi bu durumun temel nedenleridir. Güneşin cildimize olumsuz etkileri artık açıkça bilinmektedir ancak yaz aylarında, özellikle tatil döneminde dikkat etmediğimiz pek çok ayrıntı cilt sağlığımızı bozabilmektedir.

    Güneş ışığına bağlı olarak vücutta ortaya çıkan sağlık sorunlardan birincisi, hemen müdahale edilmesi gereken güneş yanıklarıdır. Güneşin bazı yan etkileri hemen ortaya çıkar. Özellikle beyaz tenli kişilerde dikkatsiz güneşlenmeler sonucu güneş yanıklarına sık rastlanır. Güneş yanıkları; ışınların dik geldiği anlarda çok kısa sürede 2-4 saat içinde ortaya çıkabilir. 12 saatte en üst şiddete ulaşan yanıkları, 72 saatte giderek etkisini kaybeder. Güneş yanığında, önce deri bütün olarak kızarır, sonra içi sıvı dolu sivilce gibi küçük kabarıklıklar meydana gelir. Bu sırada deri sıcak ve hassas olur. Yanık ilerledikçe derinin daha alt tabakalarda bulunan sinirlerin uçları da etkilenir ve şiddetli ağrılar oluşur.

    Uzun vadede ise güneş; ciltte kırışmalar, renk değişiklikleri, deri kanseri öncüsü bazı değişiklikler ve çeşitli deri kanserlerine neden olabilmektedir. Güneş ile yinelenen temaslara bağlı olarak yıllar içinde birikerek ortaya çıkan bu yan etkiler güneşin içerdiği bazı çok zararlı ışınların, sık yenilenen hücrelerin yapısında değişiklik meydana getirmesiyle oluşmaktadır. Güneşe sık maruz kalan yerlerde; çiller, farklı renkte lekeler, deride sertleşme ve kalınlaşmalar oluşabilmektedir. Güneşin uzun sürede ortaya çıkan bu etkisi erken deri yaşlanması olarak da adlandırılmaktadır. Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle yazın da daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır.’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    Yazın sık görülen bir diğer cilt sorunu da aşırı terlemeye bağlı gelişen ve halk arasında“isilik” denilen bir durumdur. Yazın artan ısı, öncelikle metabolizmada hızlanmaya, ter bezi aktivitesinde artmaya neden olur. İsilik aşırı üretilen terin deriye atılamaması sonrasında gelişir ve küçük, kaşıntılı, bazen yanma duygusuna yol açan lezyonlar gelişir. Sık banyo yapılmadığında, aşırı giyinme devam ettiğinde bu küçücük sivilceye benzeyen kızarıklıklar, daha büyük çıbana benzeyen sivilcelere dönüşebilir. Hava sıcaklıklarının artması ile birlikte aşırı terleme sonucunda kıvrım bölgelerinde ( kasık, koltuk altı, parmak arası, kadınlarda meme altı ya da arası) yine pişik dediğimiz kaşıntılı kızarıklıklar görülebilir. Bu bölgelerin ıslak ya da nemli kalması, maya hücrelerini harekete geçirerek mantar hastalıklarının oluşmasına da neden olur. Özellikle ayaklarda kötü kokular, pişiğe benzeyen görüntüler ve şiddetli kaşıntılar başlayabilir. Tatil anlayışımızdaki deniz ve havuz alışkanlıklarımız da bazı cilt hastalıklarının oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Duş alınmadan girilen havuzlar, ya da çıktıktan sonra duş almamak enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasını ve oluşmasını kolaylaştıran en önemli yoldur. Bu enfeksiyonlardan en sık rastlananı da molluskum, siğiller, mantar enfeksiyonlarıdır ki; bazen tedavileri uzun zaman alabilir veya tedaviye yanıt vermeyebilir.Havuz kenarlarında çıplak ayakla yürümek de bu hastalıkları bulaştırmamıza ya da kapmamıza neden olur. Mutlaka terlik kullanma alışkanlığı geliştirmemiz gerekmektedir. Terlik deyince de bilinmesi gereken önemli hususlar vardır: parmak arası ya da kapalı terlikler yazın pişiklerin, ya da nasırları temel nedeni olabilir. Çünkü sürtünme travması, deri sağlığı için istenilen bir pozisyon değildir. Yumuşak hava alan, deriye sürtme ya da terletme duygusu vermeyen terlikler kullanmak daha doğrudur.

    Otellerde kullanılan ortak alanlar ne kadar hijyenik görülürse görülsün, bu mekanlarda kullanılacak ya da temas edilecek yerlere şahsi eşyalarımızla gidersek yine bulaşıcı hastalıklardan korunmak için önemli bir adım atmış oluruz. Mesela sauna, hamam, buhar odaları gibi yerlere terlikle girmek, oralarda oturacağımız yerlerde havlu kullanmak riskleri minimuma indirecektir.

  • Kök hücre yardımı ile cilt gençleştirme, prp, plazma tedavisi

    Daha sağlıklı, daha genç bir cilde kavuşmak için kendi kanınızın iyileştirme gücünden faydalanmaya ne dersiniz? Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle hem daha genç bir görünüm elde edebilir, hem de daha sağlıklı bir cilde sahip olabilirsiniz. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır. PRP’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.
    Derimizin yaşlanması, tıpkı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimizi iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız. Büyüme faktörleri bu hasar sonrasında salınır ve süreci başlatırlar. Sonuçta derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine kendisidir.
    PRP nasıl uygulanır?
    PRP dolgu şeklinde uygulandığında, burundan ağız kısmına doğru inen boşluklar ile alındaki boşlukları doldurmak ya da sivilce izleri ve göz etrafındaki kırışıklıkları gidermek için kullanılıyor. PRP mezoterapi şeklinde de uygulanarak, küçük ve kısa iğnelerle derinin içine enjekte ediliyor. Mezoterapi şeklinde uygulanan PRP öncesinde hastanın ağrı duymaması için yüzü anestezik bir kremle kaplanıyor. Hasta bu anestezik krem ile yaklaşık 45 dakika bekledikten sonra PRP işlemi yapılıyor.
    Büyüme faktörlerinin uyarılması belirli bir zaman aldığı için tek uygulama yetmiyor. İlk uygulamadan sonra ciltteki ışıldama ve parlaklık fark ediliyor. Ancak uygulamanın daha kalıcı ve uzun süreli olması için birkaç kez tekrarlanması gerekiyor. Mezoterapinin bir ay arayla 3-6 seans yapılması yeterli oluyor. Uygulama, 8-12 ayda bir kürler halinde tekrarlanabiliyor.

    PRP yöntemi ayrıca dermaroller (mikroiğneleme yöntemi) uygulamasından sonra sonuçları artırmak ve iyileştirmeyi hızlandırmak için de uygulanabiliyor. Üzerinde mikro düzeyde iğneler bulunan küçük silindirik bir alet olan ‘dermaroller’ uygulaması sonrasında deride ince delikler halinde mikro kanallar oluştuğu için, bu durumda maskeyle uygulanması yeterli oluyor. Özel olarak hazırlanmış bu mikro iğneler, deri üzerinde açarak cilde uygulanan preparatların cilt altına 200 kattan fazla geçmesini sağlıyor. Uygulamanın ardından 10 dakika içinde kapanan bu mikro kanallar aynı zamanda cilt altında bir iyileşme mekanizması oluşturarak, vücudun kendi yapıtaşlarının yeniden oluşumunu hızlandırıyor.

    PRP’nin avantajları

    Kişinin kendi kanında hazırlandığı için allerji riski yoktur.
    Etkileri uzun sürelidir ve uygulama sonrasında yeniden canlandırıcı / yapılandırıcıdır işlevi devam etmektedir. Kolay ve güvenli biçimde uygulanır. Yalnızca yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler. Kırışıklıkların ve çizgilerin giderilmesini deriyi “doldurarak” değil “gençleştirerek” sağlar.

    Cilt çatlakları ve yara izlerinde de etkili
    PRP derideki ince kırışıklıkları azaltıyor, cildi parlatıyor, deriye esneklik kazandırıyor. Ayrıca yara izi varsa, dolgu maddesiyle yara izinde de iyileşme sağlanabiliyor. Aynı şekilde çatlaklar, ameliyat izleri ve sivilce izleri üzerinde de etkili olan PRP, saç dökülmesinin tedavisinde de kullanılıyor. Erkek tipi saç dökülmesinde oldukça etkili bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Ayrıca cilt lekelerinin tedavisinde ana yöntem olmamakla birlikte lekelerin iyileşmesini cildi gençleştirici etkisiyle hızlandıran destekleyici bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

    PRP kimlere uygulanmaz? Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, hamilelerde, kan sulandırıcı kullananlarda ve kanser hastalarında uygulanmaz.

  • Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Biliyorsunuz kan gruplari A B AB VE 0 olup bir Rh faktoru icerirler.Bu Rh faktoru RH+  ve ya Rh- olur.
     Gebe olan bir anne adayinin kan grubu Rh- ve babanin kan grubu Rh+ olursa kan uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu Sendromu ile karsi karsiya oluruz.Bu 
    durumlarin disinda kan gruplarinin Rh’lari ne olursa olsun asla Kan Uyusmazligi Sendromu yasanmaz.
       Bu uygunsuzluk neden onemli?Gebe olan anne adayinin bebeginin kani onemli,eger bebek kanini babadan aldiysa yani Rh+ ise (anne zaten  Rh- ) ozaman 
    gebelik ya da dogum esnasinda anne ve bebegin kani temas eder ve anne kanina bebegin kanindaki eritrositler (kirmizi kan hucreleri) gecer.Bu eritrositler
     uzerinde bebege ait Rh antijenleri vardir.Anne bu Rh antijenlerini yabanci olarak algilar,kendisi – olup bu antijenler + oldugu icin,ve bu antijenlere
     karsi Rh antikorlar uretir.Bu gebelikte bebek zarar gormez.Fakat bir sonraki gebelikte annenin bu Rh antikorlari bebege gecer ve bebegin eritrositlerini 
    parcalayip anemi dedigimiz kansizliga neden olurlar.
       Dogum ve gebelik esnasinda bebegin kaninin anneye gecip annenin bunlara karsi antikor olusturdugunu yazdim.
    Bu durumlar:Dusuk, kurtaj, dis gebelik, amniyosentez, CVS (Koryon Villus Biopsisi), kordosentez gibi girisimlerdir.Bu durumlardan birinin yasanmasi halinde
     annenin etkilenmesini onlemek amaciyla 72 saat icinde Anti-D ignesi yapilmasi gerekmektedir.Bu igne tek seferlik kalcadan kas icine (intramuskuler) yapilir
    .Bazi kaynaklara gore igne 14-28 gune kadar da yapilabilir.
    Kan uyusmazligi olan gebelerde ilk kontrolde Indirekt Cooms testi bakilir.Indirekt Cooms testinin negatif olmasi halinde antenatal donemde dusuk ihtimalle
     de olsa Rh Izoimunizasyonu (etkilesme ) gelistirme ihtimaline karsi 20.haftadan itibaren 1 aylik aralarla Indirekt Coomsun tekrar bakilmasi gerekir.
    Indirekt Cooms’u negatif olanlarda 28. haftada 300 mikrogram Anti-D gama globulin (kan uyusmazlik ignesi) ile profilaksi yapilmalidir.Profilaksi ile
     doguma kadar kalan 12 haftada bebekten anneye gececek kanin Rh izoimmunizasyonunu olusturmasini engellemek. Profilaksinin yapilmamasi durumunda da Anti-D 
    gama globulin dogumdan sonraki 72 saat icinde yapilir.Dogumdan sonra bebek kordon kanindan Direkt Cooms bakilir ve bebek kan grubu calisilir.Direkt Cooms 
    testinin negatif olmasi ve bebek kan grubunun Rh+ olmasi durumunda bebege 72 saat icinde kan uyusmazlik ignesi deddigimiz Anti-D gama globulin yapilir.Bu
     igne ile yeniden profilakside oldugu gibi Rh izoimmunizasyonu engellemeyi amaclamaktayiz.Yani annenin bebekten gelen eritrositlere karsi antikor 
    olusturmasini engellemeye calismaktayiz.

    indirekt ve Direkt Cooms testinden bahsettik.Bunlarin ne anlama geldigini aciklamak isterim.
         Indirekt Cooms anneden gebeligin ilk kontrolunde ve 20. haftadan sonra 4 hafta aralarla bakilan testtir.Anne kaninda serbest antikor tayini icin bakilir.Indirekt
     Cooms testi pozitif olan olgularda IgG yapisindaki spesifik Anti-D antikorlarina bakilir.Bu antikorlar icin kritik titre 1:16 ve ustudur.IgM plasentadan 
    gecmedigi icin bakilmasina gerek yoktur.1:16 uzerindeki degerlerde etkilenmenin durumunu arastirmak icin amniyosentez,kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere
     gecmek gerekir.Hastalik ileri derecede ise anne karninda bebek kanini degistirmek gerekebilir. Amniosentez ile alınan amnion sıvısı optik dansite ölçüm 
    yöntemi ile (DOD450 – biluribin yoğunluğuna bağlı olarak) değerlendirilir ve Liley eğrisi denilen eğride risk grubuna ayrılır. Liley eğrisinde 2. veya 3.
    zona girenlerde şiddetli etkilenme olmuş demektir ve kan transfüzyonu endikasyonu vardır. Kordosentez ile hemoglobin ölçümü ve bebeğe kan transfüzyonu 
    yapılabilir. 
         Direkt Cooms testi ise dogumdan sonra bebekten bakilir ve fetal eritrositler uzerindeki antikorlari tayin icin kordosentezle fetal kanda bakilir.
         Bir de Kleihauer-Betke testi vardir. O da anne kanina karismis olan fetal eritrositlerin miktarini hesaplamaya yarayan bir testtir.
         Eger Rh Uygunsuzlugunda bebek etkilenmis ise anneden bebege gecen Rh antikorlari bebegen eritrositlerini parcalayip cokeltecektir.Bu durum agir anemi 
    tablosuyla beraber Hidrops Fetalis dedigimiz anemi kalp yetmezligi ve bebegin vucut bosluklarinda sivi birikmesi ile giden agir tablonun olusmasina neden
    olur.Parcalanan ve cokeltilen eritrositlerin miktarina gore tablonun agirligi degisir fakat cok ileri durumlarda bebek kaybina kadar giden durumlar dahi
     yasanabilir.

  • Polikistik Over Sendromu (Yaşam Tarzı ve Diyet)

    Polikistik Over Sendromu (Yaşam Tarzı ve Diyet)

    Polikistik over sendromu (PKOS), santral sinir sistemi, hipofiz bezi, yumurtalıklar, böbreküstü bezi ve diğer dokular arasındaki etkileşimlerin bozulmasına bağlı olarak; üreme çağındaki kadınlarda en sık ortaya çıkan endokrin bozukluktur.
    Kronik seyreden ve gelecekte yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen kompleks bir hastalıktır.
    Başlatıcı faktör veya faktörler henüz tam olarak anlaşılamamakla beraber genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış bir hastalık olarak değerlendirilebilir.
    Temel olarak adet düzensizliği, tüylenme artışı, yağlı veya sivilceli bir cilt yapısı, saç dökülmesi ve şişmanlık ile ilişkili bir hastalık tablosudur. PKOS lu kadınların anne ve kızkardeşlerinde de benzer bulgular sıklıkla bulunmaktadır. Görülme sıklığı genel olarak %6-8 civarındadır.
    Anahtar bulgu ovulasyonun( yumurtlama) olmamasıdır. Tipik polikistik overler (çok sayıda kist içeren over dokusu), uzun süre yumurtlama olmaması sonrasında oluşmaktadır. Tek yada çift taraflı 2-9 mm’lik 12 adet folikül kisti varlığı veya en az 10 cm3’lük over hacmi bulunması( over hacminde artış) polikistik over görünümünü oluşturur. Normal kadınların %25 kadarında polikistik overin tipik ultrasonografi bulguları (overlerde inci tanesi gibi dizilmiş follikül kistleri) görülmektedir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların %14’ünde de bu ultrasonografik bulgu izlenmiştir. Bu durumda sadece polikistik over görüntüsü tanı koymada yeterli değildir.

    Uzun sure yumurtlamanın olmamasının klinik sonuçları

    1-Kısırlık
    2-Adet düzensizliği
    3-Tüylenme artışı, saç dökülmesi ve akne( sivilce)
    4-Rahim kanseri ve muhtemel meme kanseri riskinde artış
    5-Kalp-damar hastalıkları riskinde artış
    6-İnsülin (kanşeker kontrolünü sağlayan hormon) artışı mevcut olan kadınlarda Şeker hastalığı riskinde artış.

    TEDAVİDE YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ

    Polikistik over sendromu aslında anne karnında başlar. Bu durum tutumlu genler hipotezi ile açıklanır. Bu kişilerde anne karnında bebek iken gelişme geriliği görülür. Anne karnında besinlerden ve enerjiden yoksun kalan bebek, doğduktan sonra bu yoksunluk ortadan kalktığında bunları vücudu tutumlu kullanmaya başlar ve biriktirme alışkanlığı ortaya çıkar. Bu sebeple obezite görülür.
    Tedavide kilo kontrolü birinci basamaktır. Bu hastalarda dengeli beslenme yaşam tarzı olmalıdır. Kilo alımı polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırır ve ileriye dönük sağlık sorunlarının ortaya çıkma riskini arttırır.
    PKOSlu hastalarda obezite (şişmanlık) görülme sıklığı %40-60 olarak bildirilmektedir. Obezite vücut kitle indexi ile hesaplanabilir. (Vücut kitle indeksi vücut ağırlığın (kg) boyun (metre) karesine bölünmesi ile elde edilir. 30 un üzeri obezite kabul edilir.) Normal vücut ağırlığına sahip PKOS hastalarında da ağırlık yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre bel çevresi ve bel/kalça oranı artmıştır. PKOS hastalarında artmış androjen düzeyleri erkek tipi obeziteye neden olur. Erkek tipi obezitede bel çevresi ve bel /kalça oranı artmıştır. (Bel çevresi ≥80cm, Bel /kalça oranları ≥0,85 ) İdeal kilonun sağlanması ve karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılması yumurtlama, androjen fazlalığı ve metabolik anormalliklerin düzeltilmesine yararı vardır
    Polikistik over sendromunda diyet kompozisyonunun ne olacağı tam olarak açıklanmamıştır. Sık sık ara ara beslenilmelidir. Bu açlık krizlerini azaltır, vücut yağlanmasını ortadan kaldırır. Doymuş yağlardan fakir, glisemik indeksi düşük ve yüksek lif içeren diet önerilmektedir.
    Beslenmede günlük toplam yağ tüketimi enerjinin %30 unu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan zengin beslenilmelidir. Doymuş yağlar kan kolesterolünü yükseltir. Diyetle doymuş yağ asitleri günlük toplam enerjinin % 7 sinden az tüketilmelidir. Bu da toplam yağ tüketiminin üçte biri kadardır. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10’u, tekli doymamış yağlar % 15 ini oluşturmalıdır. Hayvansal kaynaklı yağlar ve katı margarin yerine bitkisel yağlar (zeytinyağı, soya, ayçiçeği) tercih edilmelidir.
    Kolesterol içeren besinler dietten çıkarılmamalıdır ancak sınırlandırılmak gerekir.
    Kolesterol içeren besinler. Süt, peynir, tavuk, balık, et
    Düşük glisemik indeksli gıdalardaki glikoz kana daha yavaş karışır; kan şekeri ani yükselip ani düşmez. Hemen acıkma olmaz ve daha uzun süre tokluk hissi oluşur.
    Yüksek glisemik indeksli gıdalar: beyaz un, beyaz pirinç, reçel, bal, makarna, kek, şeker, kızarmış patates, havuç
    Düşük glisemik indeksli gıdalar. Kepekli un, esmer şeker, kepekli pirinç, kepekli makarna, kurubaklagiller, meyveler(muz, incir, kavun hariç), yulaf, çavdar ekmeği, bezelye, yeşil fasulye, barbunya.
    Posa besinlerde bulunan karbonhidratların sindirilemeyen kısımlarıdır. Yüksek lif içeren( posalı) besinler kan şekerinin yükselme hızını düşürür, insülin ihtiyacının azaltır, tokluk hissi vererek kilo kaybını sağlar. Aynı zamanda yüksek oranda kan yağlarının düşürür, barsakların çalşmasını düzenleyerek kabızlık oluşmasını engeller.
    Yüksek lifli gıdalar: Kuru baklagiller, taze ve kuru meyveler, sebzeler, kepekli ürünler, çavdar, yulaf, tam buğday ekmeği ve bulgur
    Kilo kontrolünde beslenme dışında egzersiz de çok önem taşır. Kalp sağlığı için hafif veya orta düzeyde aktivite yapılmalıdır. Egzersiz;
    HDL yi arttırır, kalp krizi riskini azaltır.
    Glikozun hücre içinde kullanımını arttırarak kandaki şeker düzeyini azaltır.
    Dolaşımı arttırarak pıhtılaşma riskini azaltır.
    Kan basıncını azaltarak hipertansiyon riskini azaltır.
    Obezitenin ortaya çıkardığı risklerden korur.

  • Gebelik Takibi

    Gebelik Takibi

    Gebelik TakibiHanımlar gebeliklerini öğrendikleri ilk günden itibaren sağlıklı bir gebelik ve doğum için gerekli bilgilendirme ve periodik takiplerine dair mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.
    Adet gecikmesinin oluşması ile evde yapılan gebelik testi ve kanda bakılan BHCG testi ile anne adayları gebelik oluşumunu öğrenebilirler. Ancak bu testler gebeliğin sağlıklı ilerlediğini net olarak göstermez dış gebelik, mol hidatiform, sağlıklı gelişim göstermeyen gebeliklerde de bu testlet pozitif çıkar. Toplumumuzun bazı kesimlerinde erken dönem ultrasonun zararlı olabileceği ve bebeğin 3-4 aylık olmasına kadar ultrasonun geciktirilip aynı anda cinsiyetin de öğrenilmesi gibi bir inanış söz konusudur. İlk muayenenin geciktirilmesi dış gebelik, ölü gebelik ve mol gebelik tanısının konulmasını ve tedaviyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ilk 2 ay içerisinde yapılan ultrason çok önemlidir. 
    Normal bir gebelikte ideal takip şeması aşağıda gösterilmiş olup riskli gebeliklerde ve hastaya göre hekimin gerekli gördüğü durumlarda ek tahlil ve uygulamalar gerekebilir.
    6-8 hafta
    Genel sistemik muayene, kan basıncı ve kilo ölçümü
    Gebelikte Risk Tayini:
    Önceki gebelikteki olumsuzluklar: düşük, dış gebelik, kan uyuşmazlığı, troid bezi ile ilgili bozukluklar, diabet, erken doğum tehditi, sezaryan ile doğum, akraba evliliği, kan uyuşmazlığı…
    Gebelik kesesi ve fetus kalp atımının ultrasonografi ile saptanması
    Gerekli kan ve idrar tetkiklerinin istenmesi
    Gebelikte beslenme önerilerinde bulunulması
    11-14 hafta
    İkili tarama testi ve ultrasonografi ile fetusun ense kalınlığının ( nuchal translusensi) ölçülmesi
    16-18 hafta
    Üçlü tarama testi ve ultrasonografi ile fetal organ taraması
    20-21 hafta
    Fetal anomaliler yönünden ikinci basamak obstetrik ultrasonografi ile iler değerlendirmeler, gerekli durumlarda fetal ekokardiografi incelemesi
    24-28 hafta
    Gebeliğe bağlı diabet ( gebelik şekeri) taraması için 50 gr glukoz tarama testi ve 100 gram OGTT yapılması
    32-34 hafta
    Fetusun iyilik halinin, amnion sıvı miktarının ( fetusun içinde bulunduğu sıvı) , plasenta yerleşim ve yapısının, fetusun gelişimi ve kilo alımının ultrasonografi ile değerlendirilmesi
    Gebenin beslenme ve egzersiz önerileri ile doğuma hazırlanması
    36-40 hafta
    Annenin pelvik yapısının değerlendirilip normal doğum için engel olup olmadığı, rahim ağzı açıklığının değerlendirilir
    Haftalık NST takibi
    Gerekli durumlarda haftalık ultrason ve doppler ultrasonografi ile fetusa giden kan akımının değerlendirilmesi
    40 hafta ve üstü

    Fetusun değerlendirilmesi sonucu anne karnında daha fazla kalmasında sakınca yok ise: amnion mai azalması ( fetusun içinde bulunduğu sıvıda azalma), gelişme geriliği, doppler kan akımındaki bozulma olmaması ve bebeğin kilosunun normal doğuma uygun olması durumunda 41-42. Gebelik haftalarına kadar beklenebilir. Ancak bu süreyi de dolduran hastalarda gebeliğin ve rahim ağzının muayenesine göre suni sancı veya sezaryan önerilir

  • Gebelik ve Sigara

    Gebelik ve Sigara

    Erişkin insan kendi isteği ile sigara içebilir ve biz sigara içmenin zararlarını ona anlatsak da o kendi iradesiyle içip içmemeye karar verir. Ancak anne karnında ki bebek kendi iradesi dışında kendi istemeden annesi sigara içtiği için sigaranın zararlı etkilerine maruz kalmaktadır. Pek çok yan etkileri olduğu bilinen sigaraya bebeğimizin daha anne karnındayken maruz kalmasını hiçbir annenin istemeyeceğini düşünüyorum. Ama bazı anneler bağımlı olduklarından biz ne kadar çok söylesekde sigara içmeye devam etmektedirler.
    Bu annelerin bebeklerinde ve kendilerinde
    1. Erken doğum eylemi olasılığı artar
    2. Düşük doğum ağırlıklı dediğimiz intrauterin gelişme geriliğine sebep olabilir.
    3. Gebelik zehirlenmesine daha çok rastlanır. (preeklampsi)
    4. Erken membran yırtılması dediğimiz suyunun erken gelmesi olayı daha sık rastlanır.
    5. Erken doğuma bağlı olarak respiratuar distress sendromu dediğimiz solunum sıkıntısına daha sık rastlanır.
    6. Ani rahim içi bebek ölümlerine daha sık rastlanır.
    7. Bu bebeklerin ileri yaşlarında kansere yakalanma olasılıkları daha fazladır.
    Yukarda saydığımız pek çok olumsuz sonuçlarını düşünerek annelerimizin sigara içmemesini hatta sigara içilen ortamda dahi bulunmamalarını bebekleri adına istiyoruz.
    ***
    Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir. Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

    Kısa vadeli etkiler

    Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.
    Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

    Uzun vadeli etkilker

    Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.
    Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.
    Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:
    * Düşük riski artar…
    * Erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar…
    * Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar…
    * İntrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar…
    * Gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar…
    * İnutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar…
    * Bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar…
    * Solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar…
    * Lohusalıkta süt miktarı azalır…
    * Sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır…
    * Bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır…
    Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler:
    * Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. “Nasıl olsa olan olmuştur” düşüncesi hatalıdır. Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı mümkün olduğunca azaltın.
    * Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın… Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)
    Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz…

    Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/mine-sidika-kermalli/kadin-hastaliklari-ve-dogum-ureme-endokrinolojisi-ve-infertilite/ankara

  • Ozon terapi ,

    Ozon Molekülünün Temsili Gösterimi

    Ozon, üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Çok güçlü okside etme özelliği vardır. Etkin bir dezenfektasyon maddesidir. Ozon tedavisi birçok hastalığın tedavisinde destekleyici bir tedavi yöntemidir. Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer. Diğer tıbbi tedavi yöntemlerinde de olduğu gibi % 100 başarı garantisi verilemez. Tedavi başarısı uygulanan duruma, hastalığın ve hastanın genel sağlık durumuna bağlıdır. Ozon tedavisi ile hastanın genel durumunda iyileşme ve ağrılarında azalma olabilmektedir. Başarı hastanın ve hastalığın durumuna bağlı olduğu gibi uygu

    Ozon Molekülünün Temsili Gösterimi

    Özellikleri ve Etkisi

    Kronik yorgunlukta

    Allerjik hastalıklarda

    Kronikleşen üst solunum yolu hastalıkları (Örneğin Kronik Otit, Sinüzit)

    Dolaşım bozukluklarında

    Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde (Örneğin Hepatitler, Uçuklar (herpes))

    Zor iyileşen enfekte yaralarda (Örneğin Diabetik Ayak, Staz Ülserleri)

    Enflamatuar barsak hastalıklarında (Örneğin Kolit, Proktit)

    Eklem hastalıklarında (Örneğin Gonartrozlar gibi)

    Kas ağrısında (Örneğin Fibromiyaljiler)

    Nörolojik hastalıklarda (Örneğin Multiple Skleroz, Alzheimer, Parkinson gibi)

    Yaşlılıkta (Geriatri)

    Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak düşük dozlarda “majör otohemoterapi” formunda veya “minör otohemoterapi” olarak

    Antiaging ve zayıflamada

    Endikasyonları (Ozon Terapi Kimlere Uygulanmaz)

    Ozonun uygulanmasının yasak olduğu hastalıklar son derece sınırlıdır.

    Favizm (alyuvarlarda bir enzim eksikliği ile seyreden (Glukoz 6 fosfat dehidrogenz enzim eksikliği) hastalığında

    Aşırı alkol kullananlarda

    Hipertroidi; troid bezi aşırı çalışanlarda

    İleri derecede kansızlık ve kanla ilgili bazı rahatsızlığı (hemofili, kanama pıhtılaşma hastalıkları v.s.) olan hastalarda

    Kronik ve tekrarlayıcı pankreas bezi iltihaplarında (Pankreatitler)

    Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve kanamanın aktif olarak devam ettiği beyin felci gibi bazı hastalıklarda uygulama yapılmaz

    Medikal ozonun iyi bilinen bakterisidal (bakteri öldürücü), fungisidal (mantar öldürücü) ve virostatik (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Kan dolaşımını arttırma yeteneği sebebiyle dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır.

    Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder. Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak, vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferon yada interleukin gibi önemli aracıları içeren) adı verilen özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalarda başarılı sonuçların alınmasına yol açar.

    Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimlerini aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.

  • Saç tedavisinde yeni bir yöntem : prp

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren modern tıbbi uygulamalar arasında önemli bir basamaktır. Ülkemizde yeni yeni uygulanmaya başlanan PRP, saç dökülmesi, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi ve akne izlerinin tedavisinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plasma) trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazmadır, ayrıca “otolog kan konsantrasyonu” olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    PRP’deki içerik hastanın kendi kanından alındığı için alerjik reaksiyon ve enfeksiyon riski bulunmaz. Kanın alınmasında, plazma materyalinin hazırlanmasında steril bir kit kullanıldığından HIV, Hepatit B, Hepatit C gibi bulaşıcı hastalık riski yoktur.

    PRP Saç Tedavisi Nedir?

    PRP tedavisi zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleri ve ince tüy haline gelen saç tellerinin canlanması ve saçların eski sağlığına kavuşması amacıyla yapılır.

    PRP (Platelet Rich Plasma) tedavisi, hastanın kendi kanının özel işlemlerden geçirilerek trombositten zengin hale getirilmesi ve bunun seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP tedavisi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Son dönemlerde saç dökülmesi sorunu yaşayan, saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere de PRP tedavisini önerilmektedir. Türkiye’de yakın zamanlarda uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok olumlu etkiler gözlenmiştir.

    PRP Tedavisinin Saça Uygulanması Nasıl Olur?

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 8cc alınır. Kan santrifüj edilir. Kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    PRP tedavisinde elde edilen plazmada akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF (Trombosit Büyüme Faktörü)’ler bulunur. PRP yönteminde büyüme faktörleri kök hücrelerin göçünü ve çoğalmasını tetikler. Böylece dokuda yenilenme süreci başlatılmış olur.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesi esasına dayanır. Uygulama toplam 30 dakika sürer. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmaz.

    PRP Tedavisinin Süresi

    Ayda 1 kez, toplam 3 seans yapılan tedavi ile saç kökleri güçlenmekte, zayıf saç tellerinin dökülmesi azalmaktadır. Tedavi 6 ay-1 yıl sonra tekrarlanabilir.

    Kadınlarda ve erkeklerde, androgenetik alopesi (hormonlara bağlı erkek tipi saç dökülmesi) dahil, tüm saç dökülme tiplerinde etkilidir. Doğum sonrası saç dökülmesi, alopesi areata (saç kıran), kronik hastalıklara ( şeker hastalığı, tiroid hastalığı) bağlı saç dökülmeleri, ilaçlara bağlı saç dökülmeleri, protein ve demir eksikliğine bağlı saç dökülmelerinde uygulanmaktadır.