Etiket: Kan

  • Melanom nedir?

    Deriye rengini veren melanin adlı pigmenti üreten melanosit adı verilen hücrelerden oluşan deri kanseridir. Melanom diğer deri kanserlerinle karşılaştırıldığında sık görülmese de kan veya lenf dolaşımıyla vücuda yayılabildiği için en ölümcül olanıdır.Bu nedenle erken tanısı çok önemlidir. Benler üzerinde gelişebilir veya beni taklit eden bir leke şeklinde normal deride ortaya çıkabilir. Düzensiz koyu renkli bir leke veya kabartı şeklinde başlayabilir. Benlerde asimetri, kenar ve renk düzensizliği, hızlı büyüme veya değişiklik olması melanom belirtisi olabilir. Melanom sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

    Kimler melanom için risk altındadır?

    Açık tenli, çilli, güneşte kolay kızaran ancak bronzlaşamayan, sarı veya kızıl saçlı, ve renki gözlü kişiler
    Aile bireylerinde melanom olması
    Çok sayıda bene sahip olmak
    Atipik (düzensiz) benlere sahip olmak
    Sık olarak güneş yanığı geçirmiş olmak ( özellikle çocukluk çağında)

    Melanom tanısı nasıl konur?

    Yukarıda sayılan risk faktörüne sahip kişilerin doktor kontrolünde olması önemlidir. Ayrıca bu kişiler büyük ayna karşısında küçük ayna yardımı ile tüm vücut derisini kendi kendilerine muayene edebilirler. Muayene sırasında saçlı deri, kulak arkaları, genital bölge, avuç içi, ayak tabanı, parmak araları ve tırnaklar unutulmamalıdır. Bu muayene yılda 2-3 kere yapılabilir.

    Atipik benleri olan kişilerin cilt doktoru kontrolünde olması önemlidir. Şüpheli benler dermatoskop (deri mikroskopu) ile incelenir ve gerekli görünen benler izlem ve ve kontrol için kayda alınır. Bende değişiklik fark edildiği zaman cerrahi olarak çıkarılarak patolojik olarak incelenmesi gerekir. Melanomun tanısı şüpheli lekenin tam olarak çıkarılması veya geniş bir leke ise biopsi alınması ve patolojik olarak incelenmesi ile konur.

    Melanom nasıl tedavi edilir ?

    Melanomun tedavisi hastalığın evresine göre değişir. Sadece deride olan erken evre melanomun tedavisi geniş olarak çıkarılmasıdır. Kanserin ne kadar geniş çıkarılacağına kanserin derideki kalınlığına göre karar verilir. Erken tanı konmuş 1 mm’den ince melanomu olan hastalarda iyileşme oranı çok yüksektir (% 98). İlerlemiş melanomda lenf bezi tutulumu olabilir ve lenf bezlerinden de biopsi alınması gerekebilir. Kanserin vücuda yayılıp yayılmadığını anlamak için radyolojik görüntüleme yöntemleriyle hastayı taramak gerekebilir. Ayrıca ilerlemiş melanomda kemoterapi, interferon gibi biolojik ajanlar kullanılabilir.

    Melanomdan nasıl korunabiliriz?

    Güneşten korunma, özellikle çocukluk çağından başlayarak güneş yanıklarını engellemek çok önemlidir. Ayrıca ailesinde melanom öyküsü olan, çok sayıda beni olan veya düzensiz benleri olan kişilerin kendi kendilerini muayene etmeleri ve cilt doktoru tarafından izlenmeleri erken tanı açısından çok önemlidir.

  • GEBELİK VE DOĞUM

    GEBELİK VE DOĞUM

    Gebelik Öncesi Hekime Başvurunun Önemi
    gebelik-oncesiGebelikte oluşabilecek birtakım problemlere karşı önceden tedbir alınabilmektedir. Bunların başlıcalarını sıralarsak:Üreme çağındaki bir bayanın gıda ile veya ilaç şeklinde günde en az 400 mikrogram folik asit alması gereklidir. Folik asit alımının gebe kalmadan önceki 3 ayda başlanması ve gebeliğin en az ilk 3 ayında alıma devam edilmesi önerilmektedir.Kızamıkçık ve Suçiçeği gibi enfeksiyonlar sakat dogumlara yol açabilmektedir. Bu nedenle gebelik planlayan bir bayan eğer daha önce kızamıkçık (rubella) enfeksiyonu geçirmedi ise gebelik öncesi aşılanmalı ve aşı sonrası en az 3 ay geçtikten sonra gebe kalmalıdır. Suçiçeği içinde aşı yapılabilinir.Anemi ve troid fonksiyonları da yapılacak kan testleri ile degerledirilmelidir.Dengeli vesağlıklı beslenmeyi sağlayan bir diyette hastalarımızı riskli gebelik grubundan kurtarabilmektedir.Vitamin D eksikliğininde gebelikte preeklempsi, gebelik diabeti, erken doğum, bebekte gelişme geriliğinde etken olduğunu unutmamalıyız.
    Gebelikte Beslenme
    Hem aşırı, hemde düşük kilolu bayanlar gebeliğin kötü sonlanması açısından risk altındadırlar.Gebelikte, gebe olmayana göre hastanın kilo ve aktivasyonuna bağlı olarak yaklaşık %15 yani 300-500kcal fazla alması yeterli olmaktadır.Gerektiğinde belirli haftalarda eklediğimiz demir, vitaminler, kalsiyum ve magnesiumda önemlidir.Bol sıvı tüketimi şarttır.
    Gebelikte Egzersiz
    gebelikte-egzersizDüzenli ve ağırlık kullanmadan yapılan (yüzme, yürüyüş gibi)sporlar anneyi doğuma hazırlar ve doğum sonrası eski formlarına dönmeyi kolaylaştırır.Egzersizin Yasak Olduğu DurumlarGebeliğin indüklediği hipertansiyon,erken membran rüptürü, erken doğum öyküsü, servikal yetmezlikte, kanama ve gelişme geriliğinde ayrıca annede kalp ve akciğer hastalıklarında egzersiz önerilmemektedir.
    Yüksek Riskli Gebelikler
    Tekrarlayan gebelik kayıpları
    Rahim ağzı yetmezliği(servikal yetmezlik)
    Gebeliğe bağlı hipertansiyon(preeklampsi)
    Gebeliğe bağlı diyabet (gestasyonel diabet)
    Gebelik kanamaları(plasentanın erken ayrılması, plasentanın rahim kanalını örtmesi)
    Eken doğum tehdidi
    Erken membran rüptürü
    Amnion sıvısı fazlalığı veya azlığı (polihidroamnioz veya oligohidroamnioz)
    Gelişme geriliği
    Çoğul gebelik
    Gebelik kolestazı (kaşıntı ile kendini gösterir)
    Annenin yaşı, gebelikte geçirdiği enfeksiyonlar (rubella, toksoplazmagibi), sigara alkol kullanımı, radyasyon ve bazı ilaçlar, ailedeki genetik hastalıkların öyküsünün pozitif olması gebeyi riskli gruba alır.
    Gebelikte Rutin Testlergebelikte-testler
    Kan grubu, tam kan sayımı, biyokimya, Rubella, VDRL, Toksoplazma, Hbs, HIV gibi serolojik testler, idrar tetkiki ve kültürü, smear testi ilk vizite istenir.
    11 – 14 hafta arasında ikili test, ultrasoda ölçülen ense kalınlığı ve nazal kemik ölçümüyle beraber değerlendirilir.
    Riskli grupta CVS önerilir.
    16 – 18 hafta arasında üçlü veya dörtlü test istenir.
    Riskli grupta Amniosentezönerilir.
    18 – 20 haftalar arasında anomali tarama ultrasonu ve gerektiğinde ilerleyen haftalarda fetal eko eklenir.
    24 haftada şeker yükleme testi ve yine takipler sırasında idrar tetkiki kültürü heemogram ve biyokimya tahlileri tekrarlanabilir.
    Rh uygunsuzluğu dediğimiz annenin kan grubu – baba ise + olduğunda indirek coombs testi yapılarak takip edilir. Riskli durumlarda kanama, amniosentez gibi işlemlerden sonra ve 28. gebelik haftasında ANTİ D yapılmalıdır.
    NST ise gebelik haftasına ve hastanın şikayetine göre başvurulan, bebeğin kalp atışlarını ve annedeki rahim kasılmalarını gösteren tetkiktir.
    Doktorunuzu Arayın
    Bebek hareketinde azalma
    Suyun gelmesi
    Kanama
    Tansiyon yükselmesi, görme bozukluğu, ciddi mide agrısı(epigastrik ağrı), elde yüzde şişlik
    Düzenli sancıların başlaması
    Normal Doğum
    Birinci Evre: Ağrıların başlamasından rahim ağzının tam olarak(10 cm) açılmasına kadar geçen süredir. Bu evre ilk doğumlarda 10 – 12 saat kadar sürebilir..İkinci Evre: Rahim ağzının tam olarak açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süreyi kapsar. İlk doğumda yaklaşık olarak 1 saat sürer. Enerjisini doğru ayarlayan ve ıkınma ile inişi kolaylaştıran hastalarımızda bu evre çok daha kısa sürebilir. Burada doğumu yöneten biz hekimlere çok görev düşer.Üçüncü Evre: Doğumunu takiben plasenta ve zarların tam çıkmasını kapsar.
    Ağrısız Normal Doğum
    Epidural anestezi anestezi uzmanınca uygulanan bele yerleştirilen bir katater sayesinde verilen ilaçlarla anne ağrı hissetmemektedir. Bu sırada doğum ilerlemekte ayrıca annenin ıkınma refleksinide etkilemeden doğum ağrısız geçmektedir. Bu anestezi şekli son evrede olan epizyotomi ve onarımındada hastaya ve ekibe büyük konfor sağlamaktadır.
    Sezeryan
    Sezaryan vajinal doğuma göre maliyeti daha yüksek, daha ağrılı ve iyileşme süreci daha uzun olan ancak bazen hayat kurtarıcı bir doğum şeklidir.
    Başlıca Sezeryan Endikasyonları
    Fetal sıkıntı(fetal kalp atışı bozulması)
    Baş geliş dışında diğer geliş anomalileri
    Önceki sezeryan
    Çoğul gebelikler
    Plasenta plevia (plasentanın rahim azgında yerlesmesi) ve plasentanın erken ayrılması
    Baş pelvis uygunsuzlukları
    İri bebek

  • Cilde gençlik iksiri; prp

    İlerleyen yaşla birlikte ciltte oluşan kırışıklıklar birçok kişi için ciddi sorun olabiliyor. Cilt gençleştirme konusunda pek çok kozmetik ürün ve çeşitli tedavi yöntemi uygulanıyor. PRP (Trombositten Zengin Plazma) ile yaşlanma belirtileri, ciltteki lekeler sorun olmaktan çıkıyor. PRP ile ciltteki leke ve akne izlerinden kurtulabilir, daha parlak, sıkı ve canlı bir cilde sahip olabilirsiniz. Kişinin kendi kanından elde edilen plazmanın, cilde enjekte edilmesiyle yapılan PRP ile cilt daha parlak ve genç bir görünüme kavuşuyor. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesini sağlar ve yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

    PRP, trombositten zenginleştirilmiş plazma tedavisinin kısaltılmış ismidir. Bu yöntem, kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen trombositten zengin plazmanın, yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesi şeklinde uygulanır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımı ve doğal haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır. Eğer dokularımızda herhangi bir hasar olursa bu kan hücreleri, hasarlı dokuya gelerek onarım sürecini başlatırlar. PRP tedavisinde ise normal şartlar altında toplanan trombositlerden daha çok miktarda hücre hasarlı dokuda birikmektedir ve böylece onarım süreci hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    PRP tedavisi nasıl uygulanır?

    Tedavi için hastadan yaklaşık 10 CC kan alınır. Özel bir tüpte santrifüj edilir. Bu işlem sonucu plazma içinde normalden daha fazla miktarda trombosit birikmiş olur. Trombositten zenginleştirilmiş bu plazma, aynı kişiye enjeksiyon yoluyla verilir. Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmez. Uygulama 4-6 hafta arayla 3-4 seans yapılmaktadır. Cilt gençleştirme tedavisinde lazer sistemleri, peeling, dermaroller yöntemleri ile birlikte kullanılabilir.

    Hangi durumlarda PRP uygulanmaz?

    Kişinin trombosit sayısı yetersiz olan hastalar

    Kanser hastaları

    Kan sulandırıcı ilaç alanlar

    Aktif enfeksiyonu olan hastalar

    Dermatolojide PRP’nin kullanıldığı alanlar

    Cilt gençleştirme: Yapılan çalışmalar PRP tedavisi ile ciltte yaşlanma ile azalan kollajen yapısının yenilendiğini göstermektedir. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesine olanak sağlar. Bu amaçla yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

    Saç dökülmesi: PRP, genetik olmayan saç dökülmelerinde tek başına etkili bir tedavidir. Genetik saç dökülmelerinde ise tek başına ya da saç ekimi yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır.

    Yara iyileşmesi: Vücutta iyileşmeyen uzun süreli yaralar, yatağa bağlı olan hastalarda görülen yatak yaraları, damar hastalığı sonucu oluşan bacak yaralarında iyileştirici etkileri bulunmaktadır.

    Sivilce izi ve ameliyat izi tedavisi

  • Kızlık Zarı

    Kızlık Zarı

    Kızlık Zarı Dikimi (Hymenoplasti)

    Kızlık zarının yeri iç dudaklar arasında yaklaşık 1 – 1,5 cm içeride dıştan bakılınca görülemeyen

    ancak dudaklar açılınca izlenebilen ve ortasında açıklık olan bir alandır. Bizim gibi müslüman

    ülkelerde inançları gereği bekaretin göstergesi olan kızlık zarı kanaması önemlidir. Ancak

    unutulmaması gereken zar her zaman kanamaz. Bu anormal değildir yapısal olarak bazı kızlık

    zarları elastiktir ve cinsel birleşmede kanama gelmez. Bazende yırtılan alanda damar olmaması

    bu duruma yol açabilir.

    Zarın ortasındaki delik akıntı ve kanamanın direnajı için önemlidir. Bazen delik tamamen kapalı

    olur ve adet kanı hiç akamaz. Bu duruma imperfore hymen denir ve mutlaka cerrahi işlem

    gerektirir.Zarın diğer yapısal farklı şekilleride yuvarlak(anüler), yarım ay(kresentrik),

    bölmeli(septalı), çok delikli(kribriform), küçük delikli(mikroperfore) olabilir.

    Kızlık zarı cinsel birliktelik, mastürbasyonda vajene yabancı madde sokulması, travma, muayene

    ve doğumda bozulur. Mastürbasyonda sürtünme ile bozulmaz. Zarın tamirinde asıl amaç eski

    anatomik yapısına kavuşturmak ve cinsel birleşmede kan gelmesini sağlamaktır.

    Zar dikiminde kullanılan geçici dikim evlenmeden 3 – 4 gün önce yapılandır. Ancak tercih edilen

    kalıcı onarım dediğimiz fleb yöntemidir başarısı çok yüksektir. Lokal anestezi ve sedasyonlada

    yapılabilir. Dikişler tekrar alınmasını gerektirmez. Onarımın dışardan başka biri tarafından

    anlaşılması mümkün değildir. İşlem sonrası hasta günlük hayatına devam edebilir.

  • KÜRTAJ

    KÜRTAJ

    Yasal Tahliye istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması için yasalarımıza göre 10. gebelik haftasına

    kadar yapılan bir işlemdir. Gebelik haftası sadece son adet tarihi değil ultrasonlada mutlaka teyit

    edilmelidir. İşlem öncesi 18 yaşını geçmiş ve bekar hastada kendi rızası, evli olanlarda eş onayı

    gerekir. 18 yaş altında ebebeyn rızası (imzalı onayı) şarttır.

    Gebelik teyidinde ultrasonun yeri çok önemli, işlem öncesi kese görülmesi ve dış gebelik olmadığı

    kesinleştirilmesi daha sonraki çıkacak sorunları başta önler. Yani kese görülmeden kürtaj

    olunmamalıdır.

    Ağrısız ve Vakumla Kürtaj için hasta aç gelmeli genellikle genel anestezi tercih edilsede nadir

    hastada (daha önce normal doğumuda varsa) lokal anestezi uygulanabilir.

    Tüm aletler ve ortamı steril hazırlamak şarttır. Tecrübeli kadın dogum uzmanlarınca yapılan

    vakumla kürtaj güvenilirdir. İşlem genellikle 5 – 10 dakikayı geçmesede hastaların anesteziden

    uyanıp masadan kalkması 20 – 30 dakikayı bulur. Dinlendikten sonra istediğini yer, içer ve günlük

    işlerine devam edebilir. Kürtaj işleminden sonra hasta uyanmadan yapılan ultrasonografiylede

    sorunsuz kürtaj oldugunu teyit edilmektedir.

    Kürtaj Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Doktorunuzun yazacağı antibiyotik ve ağrı kesiciyi mutlaka kullanınız.

    Kan uyuşmazlığı dediğimiz anne negatif, baba ise pozitif kan grubu olduğunda kan uyuşmazlığı

    iğnesi olarak bilinen iğneyi 72 saat içinde yaptırmalısınız.

    1 – 2 hafta içinde kontrole gitmeyi ihmal etmeyiniz.

    Kanama hastadan hastaya değişkenlik göstersede 7 – 10 günü genelde geçmez, bazen birkaç

    gün olmayıp arkasından adet kanamasını geçmeyen ağrılı bir kanama eşlik eder .

    Kanama çok açık renk, adetten aşırı ve halsizlikle beraberse doktorunuza hemen gidiniz.

    1 hafta cinsel ilişki, havuz, deniz yasağına uymalısınız.

    Kürtaj Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler steril ve vakumla yapılan dikkatli kürtaj ve ultrason

    kontrolleri ile minimuma inmiştir. Bu sorunların neler olabileceğini sıralarsak enfeksiyon, aşırı

    kanama, parça kalması, rahim delinmesi, rahimde yapışıklıklar olabilir.

    Tıbbi Tahliye adıylada bilinen kürtaj yapılması gerekli durumlar; ölü bebek, düşükten sonra parça

    kalması, annenin sağlığını tehdit eden ciddi hastalıklar yada bebeğin yaşamla bağdaşmayan

    sakatlık durumu sayılabilir. Bu durumlarda 10 haftanın üzerinde bir gebelik varsa heyet kararı

    dediğimiz üç hekim imzalı rapor gereklidir.

    Diğer Kürtaj Nedenleri ise anormal uterin kanama dediğimiz özellikle 35 yaş üzerinde düzensiz,

    sık ve fazla olan kanamalarda ayrıca menapoz sonrası dönemdeki kanamalarda yapılan tanı

    koymak amacıyla mutlaka patolojiye gönderilen kürtajlardır.

  • ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    Menstrüel düzensizlik, normal adet dışında kanma oluşması şeklinde tanımlanmaktadır. Normal menstrüel siklusta 21-38 gün aralıklarla 3-7 gün süreli düzenli kanmalar oluşur.Kaybedilen kan miktarı 30-40ml arasındadır.Bu miktar normal kabul edilir. Düzensiz kanma, adet günleri dışındaki kanmaları,lekelenmeleri,cinsel ilşkiden sonra oluşan ve postmenopozal kanmaları içerir.Menstrüel düzensizlik sürecinde amenore(adet görmeme) ve menoraji(aşırı kanama) da oluşabilir. Tıbbı bir hastalık veya pelvik patoloji gibi (myom,kist,polip vs)herhangi bir organik nedene bağlı olmayan kanmalar ise disfonksiyonel kanama olarak adlandırılır.
    Menstrüel düzensizlik sık karşılaşılan sorunlardır. Üretken yaştaki kadınlarda adet düzensizliği oranı %9-30 arasındadır.Düzenli menstrüel sikluslar için hipotalamus, hipofiz ve over aksının doğru çalışması ve uterus ile vajina anotomisinin normal olması gerekir.

    Menstrüel Düzensizlik Nedenleri —
    1- Endokrin Sorunlar..( tiroid,diabet, polikistik over sendr.,prolaktin yüksekliği v.s)
    2- Sistemik Hastalıklar..(kan hastalıkları, karaciğer hast., obezite, kullanılan ilaçlar)
    3- Jinekolojik Sorunlar.. (gebelik komplikasyonları,myomlar,uterin veya servikal polipler,enfeksiyonlar, kanser, travma, rahim içi araç)
     

    Menstrüel Düzensizlik Nedenlerinin Yaşa Göre Değerlendirilmesi–
    Menstrüel düzensizliği olan hastalarda şikayetlerin başlangıç yaşı çok önemlidir. Menarş(ilk adetin görülmesi) öncesindeki anormal kanama nedenleri enfeksiyon,malignite , travma ve cinsel taciz ve saldırıyı içermektedir.
    Adölesan dönemdeki menstrüel düzensizlikler çoğunlukla olgunlaşmamış hpotalamo- hipofizer aksın sonucu olarak, düzenli yumurtlayamamaya bağlıdır. Menarşdan sonraki ilk yılda adet düzensizliği oranı %85 iken, ilk 4 yıldaki oran %56 lar civarındadır. Ama bu yaş grubunda fazla kanayan hastalarda hematolojik problemler olup-olmadığı mutlak değerlendirilmelidir.
    Doğurgan çağdaki kadınlarda, adet düzensizliğinde hormonal, sistemik ve jinekolojik nedenler göz önünde tutulmalıdır. Bu hastalarda öncelikle gebelik olasılığı ekarte edilmelidir.Bu grupta gebelikten sonra en sık rastlanan kanama düzensizliği nedeni hormonal kanamalardır. Yaş ilerledikçe myom,polip,endometrial hiperplazi ve karsinom oranı artar. En sık neden myomlardır. Kanama bozuklukları olan hastalar,hormonal bozukluğu olan hastalar mutlaka ayırıcı tanıda ekarte edilmelidir. Duygusal ve fiziksel stres ve belirgin beden ağırlığı değişiklikleri, hormonal dengeyi bozarak adet düzensizliğine neden olabilir.
    Postmenopozal dönemde oluşan tüm kanamalar aksi kanıtlanmadıkça anormal olarak değerlendirilmeli ve araştırılmalıdır. Bu yaş grubunda enfeksiyonlar, selim veya habis tümörler ve travma gibi diğer jinekolojik sorunlarında kanamaya neden olabileceği unutulmamalıdır.Ayrıca menopoz nedeni ile hormon replasman tedavisi alan hastalarda da lekelenme tarzında düzensiz kanama olabileceği unutulmamalıdır.
    Sonuç olarak; menarşdan menopoza kadar her yaşta kadın, menstrüel siklus bozukluklarında mutlak jinokologlarına danışmalıdır. Neden tespit edildikten sonra tedavi nedene uygun seçilecektir..

     

  • Çikolata Kisti

    Çikolata Kisti

    Endometriozis

    Rahim içini döşeyen ve adetle birlikte dökülen tabkaya

    endometrium denir. Endometriozis ise endometriuma

    benzeyen dokunun rahim dışında bir yerde gelişmesidir. Genel

    olarak pelvis denilen ve leğen kemikleri ile sınırlanmış

    bölgede olmakla birlikte vücudun her yerinde görülebilir. En

    sık görüldüğü yerler yumurtalıklar, periton (karın zarı) ve

    rahmi yerinde

    tutan sakrouterin bağlardır. Rahmin dış yüzeyi, tüpler, barsaklar ve mesane diğer yerleşim

    yerleridir. Genellikle endometriozis birden fazla yerde görülür.

    Endometriozisin nedenleri

    – Doğumla sonlanmayan gebelikler

    – Annede endometriozis olması

    – Kanama süresinin 8 günden fazla olduğu fakat 27 günden kısa süren adet periyotları

    – Adet kanının akışını engelleyen durumlar (rahim ağzında darlık, rahim içinde septum)

    – Beyaz veya sarı ırktan olma

    Bunların aksine adet miktarını ve sıklığını azaltan durumlar ( hiç adet görmeme-amenore,

    gebelik ve doğum kontrol hapı kullanmak) ise endometriozis riskini azaltırlar.

    Endometriozisin oluşum mekanizması bugün tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda birçok

    teori öne sürülmüşse de en geçerli olanlar şunlardır;

    – Adet kanının geriye yani batın içine akması. Bu teoriyi destekleyen en önemli durum rahim

    içinde veya ağzında adet kanının dışarı akmasını engelleyen durumlarda endometriozisin sık

    görülmesidir.

    – Endometrium dokusunun kan veya lenf damarları yoluyla vücudun diğer bölgelerine

    taşınması

    – Bağışıklık sistemindeki aksamalar nedeniyle rahim dışında gelişen endometrium dokusunun

    büyüyüp gelişmesine engel olunamaması

    – Çölomik metaplazi denen teoride ise batın içine akan adet kanı veya enfeksiyonlar nedeniyle

    karın içini kaplayan periton denen zarın veya yumurtalıklar üzerindeki dokunun endometrium

    dokusuna dönüşmesi.

    Endometriozisin belirtileri nelerdir?

    Tamamamen belirtisiz olabilir ve belirtinin şiddeti hastalığın yaygınlığı ile doğru orantılı

    olmayabilir. Örn; hafifi endometriozis olan bir kadında şiddetli kasık ağrıları olabilir. Yine de

    birçok kadında şiddetli kasık ağrıları endometriozisin en önemli belirtilerindendir. Ağrı adet

    öncesinde veya sırasında olabildiği gibi sex sırasında veya sonrasında olabilir. Ayrıca barsak

    üzerinde endometriozis odakları varsa barsak hareketleri ile ağrı olabilir, kanlı gaita

    yapılabilir, adet öncesi lekelenme, idrar yaparken ağrı veya kanlı idrar olabilir. Sancılı adet

    görme yıllar içinde şiddetlenebilir.

    Endometrioma (Çikolata kisti)

    Bunlar büyük endometriozis odakları olup içleri çukulata kıvamında kanla doludur. Genellikle

    ultrason ile tespit edilirler ve kesin tanı ancak cerrahi olarak çıkarılmasından sonra konur.

    Endometriozis menarştan önce (kadın yaşamındaki ilk adet) ve menopozdan sonra çok nadir

    görülürler. Eğer kadın ağrılı adet görüyorsa veya yoğun kanamaları varsa endometriozisten

    şüphelenilebilir. Bu durum cerrahi ile teyit edilmelidir. Zira kesin tanı için bir kan testi veya

    görüntüleme tekniği mevcut değildir.

    Günümüzde endometriozisin kesin tanı ve tedavisindeki en sık kullanılan yöntem laparoskopi

    veya laparotomidir. Her iki işlem de ancak ameliyathane şartlarında yapılabilir. Ameliyatta

    endometriozis odakları siyah, mavi, pembe veya kırmızı olarak görülebilir. Etraflarında

    yapışıklıklar veya çekilmeler olabilir. Buralardan yapılacak biyopsi ile tanı kesinleştirilir.

    Cearrah endometriozis odağının büyüklüğü, derinliği ve bulunduğu yeri göz önüne alarak bir

    evreleme yapar ve tedaviyi de buna göre planlar.

    Tedavi

    – Gözlem (tedavi verilmez)

    – Ağrı kesiciler

    – Doğum kontrol hapları

    – Hormonal tedavi

    – Cerrahi

    – Kombine tedavi

    Tedavinin planlanmasında kadının isteği ön plana çıkmaktadır. Kadın ağrısının kesilmesini

    isteyebilir veya çocuk arzu edebilir.Ya da batında büyük bir kitle vardır ve cerrah direkt

    ameliyata karar verebilir.

    Minimal hastalığı olan veya menopoza yakın olan hastalarla belirtileri şiddetli olmayan

    hastalar gözlem altında tutularak hiç tedavi verilmeyebilir. Menopoza girildiğinde hastalık

    kendiliğinden gerileyeceği için tedavi verilmez, henüz evlenmemiş hastalarda veya evli olup

    çocuk istemeyen kadınlarda hastalığın ilerlemesini önlemek ve olası bir gebeliğin önüne

    geçmek için doğum kontrol hapları kullanılabilir.

    Endometriozis yavaş ilerleyen ve menopozla gerileyen bir hastalıktır. Hastaların çoğunda

    ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap verir, ancak bazıları sadece cerrahi sonrası rahatlar. Gebelikte

    ve menopozdan sonra ağrı olmaz. Çocuk sayısını tamamlamış, ağrı kesicilere cevap vermeyen

    kadınlarda yumurtalık ve rahmin alınması bir seçenek olarak düşünülebilir.

    Endometriozis çocuk sahibi olmak isteyen fakat olamayan çiftlerin %30-40’ında görülebilir.

    Bunlarda cerrahi tedavi veya yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek)olumlu sonuçlar verebilir.

    Ağrıların kesilmesi için tıbbi tedavi veya cerrahi uygulanabilir. Ağrı kesicilerin sindirim

    sisteminde ağrı, kanama yapabileceği, böbrek problemlerine yol açabileceği unutulmamalı ve

    yüksek tansiyonu olanlarda dikkatli olunmalıdır.

    Doğum kontrol hapları endometriozis odaklarının büzülerek küçülmesine neden olur. Gebelik

    arzusu olmayan hafif veya minimal hastalığı olanlarda uygundur. Sigara kullanan ve damar

    hastalığı olanlarda tavsiye edilmez.

    Progesteron içeren ilaçlar diğer ilaçlarla ağrısı kesilmeyen hastalara, doğum kontrol hapı

    kullanamayan (sigara nedeniyle)hastalara verilebilir.

    GnRH agonistleri ve danazol isimli ilaçlar yan etkilerinin fazlalığı ve ilaçların kesilmesinden

    sonra endometriozisin tekrar alevlenmesi nedeniyle eskisi kadar kullanımda olmadığından

    burada ayrıntılı olarak anlatılmayacaktır.

    Tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı veya şiddetli endometriozis olgularında cerrahiye başvurulur.

    Endometrioma ( çukulata kisti) 3 cm den büyük ise, barsak ve mesane tutulumu var ise

    cerrahi uygundur. Hastaların yaklaşık %80’i cerrahiden fayda görür ve ilaçların yan etkilerine

    maruz kalmaz. Cerrahi ile çocuk sahibi olmak isteyen hastalarda 1 yıl içindeki gebelik

    oranları yaklaşık yardımcı üreme tekniklerine eşittir. Cerrahi işlem esnasında endometriozis

    odakları yakılır veya alınır, çocuk istemi olmayan dirençli olgularda yumurtalıklar ve rahim

    alınabilir.

    Endometriozis ve kısırlık

    Endometriozis olgularında yumurtalıklar ve tüpler arasında ya da barsaklarla tüpler arasında

    oluşan yapışıklıklar nedeniyle gebe kalmada zorluklar yaşanabilir. Bu yapışıklıkların nedeni

    endometriozis odaklarından salgılanan yapışkan maddeler olup bunlar yumurtlamayı,

    döllenmeyi ve döllenmiş yumurtanın rahim içine yapışmasını önleyebilir.

    Sonuç olarak eğer kısırlık sorunu yaşayan bir çiftte endometriozis bir sebep olarak tespit

    edilmişse tedavi seçenekleri gözlem, cerrahi, aşılama veya tüp bebek uygulanabilir. Bu gibi

    hastalarda tıbbi tedavinin yeri yoktur.

  • HAFTA HAFTA GEBELİK

    HAFTA HAFTA GEBELİK

    1.TRİMESTER (İlk 3 ay) 1-14 HAFTA ARASI

    1 – 4. Hafta
    – Yumurtlama olur.
    Zamanlama yerindedir. Şimdi tek gereken bu yumurtanın döllenmesidir.
    – Döllenme gerçekleşir
    Sonuçta oluşan yapıya ilk 8 haftaya kadar ‘embriyo’ denir.
    Gebelik boyunca rahim kapasitesinin 1000 kat attığını biliyor muydunuz?
    – Cinsiyet belirlenir
    Hemen döllenme sonrası bebeğinizin kız mı erkek mi olacağı bellidir. Sperm kromozomunun “X” (kız) veya “Y” (erkek) olmasına göre cinsiyet belirlenir. Annenin bu aşamada yapabileceği bir şey yoktur, çünkü yumurta sadece X kromozomu içerir. Cinsiyetin ultrason ile görülebilmesi için 2. trimesteri (üç ay) beklemek zorundasınız.
    – Rahim içine yuvalanma (implantasyon)
    Döllenmeden 10-14 gün sonra, rahim içine yerleşme aşamasında bazen lekelenme tarzı kanama olabilir. Bu adet kanaması ile karışabilir, ama genellikle daha hafif ve kısa sürelidir.

    4. Hafta
    – Gebe olduğunuzdan şüphelenmeye başlarsınız.
    – Rahime yerleşen hücre kümesi ikiye ayrılır:
    1- Rahim duvarına komşu yarı ‘plasenta’yı (bebeğin eşi) oluşturacaktır. 
    2- Rahim boşluğuna bakan diğer yarı ise bebeği oluşturacaktır. 
    – Rahim içindeki sıvı ortam, yani ‘amniyos sıvısı’ oluşmaya başlar.
    – Beyin-omurilik kanalı oluşur
    Bu kanaldan gebeliğin 1-4. haftaları arasında beyin, omurilik, saç ve deri gelişir. Tüpün bir ucundaki genişleme beyini oluşturacaktır. Şimdiden bebeğinizin düşünce, duygu ve çok daha fazlası için temelleri hazırdır ! 
    – Kalp ve ilkel dolaşım sistemi hızla oluşur
    Henüz başlangıç aşamasında da olsa, yaşamın devamlılığını sağlayacak bu sistemin gelişimi hiç şüphesiz ki çok önemlidir. 
    – Akciğer, mide, karaciğer de gelişmeye başlar.

    5. Hafta
    – 5. haftada ilk kalp atımları başlar
    Döllenmeden sonraki 26. gün ilk kalp atımının başladığı zamandır. Bu haftadaki görüntüyü ‘bebek’ olarak tanıyamasanız da ekranda kalp atımlarını görmek kadar heyecan veren bir duygu olmasa gerek.
    Plasenta işlev yapmaya başlar:
    Göbek kordonu ve embriyonun rahime sıkıca tutunmasını sağlayan ‘koriyonik villuslar’ plasentadan gelişir. Anne karnındaki bebeğin yaşama tutunduğu yer ‘göbek kordonu’dur. Tüm gebelik boyunca bebeğinize oksijen, gerekli besinleri sağlarken bir taraftan da artıkları temizler. 
    – Bu haftada artık kan pompalanmaktadır
    Kalbin 4 odacığı çalışmaya başlamıştır.
    – Tüm temel organların taslağı oluşmuştur
    Embriyonun akciğer ve beyni belirmeye başlar. Şimdiden yaşam boyu öğrenmeye doğru kendini programlama başlamıştır! 
    – Beynin iki yanında kulakların gelişeceği kıvrımlar belirir
    – Beyin-omurilik sistemi, vücudun kalanından daha hızlı geliştiği için kuyruğumsu bir görünüm verir
    – Kol ve bacak tomurcukları belirir
    Bu haftada pek kayda değer bir görünümleri olmasa da ileride alacakları şekille ilgili hayal gücümüzü besler. Dans eden kızınızı veya topa vuran oğlunuzu hayal etmekte bir sakınca yoktur. Boyutu ise kuru üzüm kadardır.
    – Boyutu ise kuru üzüm kadardır.

    6. Hafta
    – Embriyo boyu 6 mm.dir.
    – Gebeliğe ait bulguları hissetmeye başlamışsınızdır bile.
    – Kollar ve bacaklar gelişmeye devam eder
    Uzuvlar uzamaya devam eder. Daha ilerde tekmeleri, dirsekleri hissetmeye hazır olun! 
    – Beyin ve omurga kanalını birleştiren nöral tüp kapanır.
    – Beyin de gelişmektedir:
    Kalan haftalarda bebeğiniz 100 trilyondan fazla beyin hücresi geliştireceğini biliyor muydunuz? Bu sadece başlangıç!
    – Gözdeki lensler 6. haftada belirir
    Bebeğinize ultrasonla bakıldığında, yavaş da olsa bir yenidoğan görünümü kazanmaya başladığı görülür.
    – Burun delikleri oluşmuştur
    Burun normal pozisyonuna yerleşmiştir. Bir sonraki aşamada burun ile beyin arasındaki sinir bağlantıları kurulacaktır! 
    – Barsaklar gelişir
    İlk aşamada barsaklar, vücudun dışında, göbek kordonu içinde gelişmeye başlarlar.
    – Pankreas:
    Artık bebeğiniz ihtiyacı olan şekeri kullanmaya hazır donanımdadır.

    7. Hafta
    – Kuyruğumsu görünüm kaybolur.
    – Dirsekler oluşur
    Artık kollarda bükülme, kırılma hareketleri görebilirsiniz. 
    – El ve ayaklar kürek gibi olsa da parmaklara ait küçük tomurcuklar belirmeye başlar.
    Parmaklar bebeğinizin ilk oyuncakları olacaktır! Bebeğinizin kalbinizde şimdiden ‘ayak izlerini’ bıraktığını hissetmek kadar muzicevi bir şey olabilir mi?
    – Temel kas sistemi gelişmiştir
    Artık embriyo hareket etmeye çalışmaktadır. 
    – Bebeğin yüz özellikleri görünür haldedir.
    Ağız ve dil olmak üzere tüm yüz belirginleşir. 
    – Kulaklar, gözler ve burun da belirmeye başlar
    Belki bir ‘uzaylı’ gibi görünse de hepsi kısa zamanda yerli yerine oturacaktır. 
    – Dişler, damak içinde gelişmeye başlar
    En azından şimdilik diş ağrısı ile uğraşmak zorunda değilsiniz! 
    – Göbek kordonu içinde barsaklar gelişmeye başlar
    Dakikada atım sayısı 150’dir! Sizinkinin iki katı!
    – Temel kas sistemi gelişmiştir
    Barsakların vücudun içinde oluşmadığını biliyor muydunuz? 
    – Bebeğin kendi kan grubu vardır ve karaciğerde kan hücrelerinin üretimi başlar.

    8. Hafta
    – Doğmamış bebeğiniz artık ‘fetus’ olarak adlandırılır.
    – Fetusu koruyan amniyos kesesi ve içini dolduran amniyos sıvısıdır
    Fetus kese içinde yüzmeye başlar.
    – Vücut büyümüş ve artık yer kaplayan bir boyuta ulaşmıştır.
    -Beyin gelişimi çok hızlı olduğu için kafa, vücuttan daha iri görünür
    Beyin dalgaları artık saptanabilir.
    – Gözün temel yapısı oluşmuştur
    Pozisyonu şimdiden yenidoğandaki gibidir!
    – Dişler, damak, dil ve kulak yapıları belirginleşir.
    – Kollar ve bacaklar uzamaya devam ederken parmaklar kısa ve künt olmalarına rağmen artık iyice seçilir!
    – Kıkırdak ve kemikler oluşmaya başlar
    Bu haftanın sonunda bebeğiniz doğuma kadarki yolculuğunun beşte birini tamamlamış olacak!
    – Cilt parşümen kağıdı gibi olduğundan damarlar izlenebilir.
    – Barsaklar göbek kordonundan karın içine göç eder.
    – 8. haftanın sonunda, bebeğin boyu, ‘baş-popo mesafesi’ olarak ölçülür
    1.6 cm.dir. Bir üzüm tanesi kadar olan fetus 1 gr. kadardır.

    9. Hafta
    – Artık, bebek hareketleri başlamıştır:
    Henüz sizin hissetmeniz için çok küçük olsa da, bebeğiniz dönmeye, kıvranmaya, dolanmaya başlamıştır!
    – Birçok eklem artık oluşmuştur
    Hareketler çeşitlenmeye başlamıştır. Dansı seyretmeye hazır olun!
    – Bebeğiniz elleriyle kavrama hareketi yapabilmektedir
    Bunu izlemek müthiştir!
    – Cillte parmakizleri şimdiden belirgindir.
    – Gözkapakları yapışıktır
    27. haftaya kadar böyle kalacaktır. 
    – Bu haftada ortalama boyu 2.3 cm. ve ağırlığı 2 gr.dır.

    10. Hafta
    – Bebeğinizin en önemli gelişim aşaması artık tamamlanmıştır
    Bundan sonra hızlı büyüme evresine geçişe hazır olun.
    – Görünümü biraz tuhaf olsa da, bebeğinizin başı, boyunun yarısı kadar olmuştur
    Kısa zamanda geri kalan vücud kısımları da bu gelişmeyi yakalayacaktır; ancak, beyin gelişim hızı süratle devam etmektedir.
    – İris gelişmeye başlar
    Göz rengi de bu noktada belirlenir.
    – Plasenta bu haftadan itibaren tamamiyle çalışmaya başlar
    Plasenta, anne ile bebek arasında tüm iletişimi sağlayan dokudur. Besinleri bebeğe sağlarken artıkları da anneye ileterek bebeğin sağlıklı gelişimini sağlar. 
    – Kalp, yenidoğandaki yapıya ulaşmıştır
    Fetusa özgü, akciğerleri ‘by-pass’ eden dolaşım söz konusudur.
    – El ve ayak bileği belirginleşmiştir.
    – Bu haftanın sonunda bebek boyu 3.1 cm ve ağırlığı 4 gr. kadardır.

    11. Hafta
    – Nerdeyse tüm yaşamsal yapılar ve organlar oluşmuş ve çalışmaya başlamıştır.
    – El ve ayak parmakları tek tek fark edilir
    Bu küçücük ayaklar ne kadar değerlidir şimdi sizin için!
    – Saç ve tırnaklar uzamaya başlar.
    – Dış cinsiyet organları genetik cinsiyet karakterini göstermeye başlar
    Birkaç hafta sonra ultrasonda cinsiyeti net olarak söylenebilecek ! Biraz sabır.
    – Böbreklerin çalışmaya başlaması ile amniyos sıvı miktarı artmaya başlar
    Asıl olarak sudan oluşan bu sıvı, anne karnında bebeği koruyan bir yastık gibidir.
    – Barsaklar yavaşça kasılmaya başlamı
    – Baş, vücudun yarısını oluşturur.
    – Bu hafta biterken 4 cm. boyunda, 7 gr. ağırlığında bebeğiniz vardır.

    12. Hafta
    – Beyin tamamiyle gelişmiştir
    Ağrı duyusunu fetus algılayabilir.
    – Ses telleri oluşmaya başlar:
    İlk çığlığını duymak için sabırsızlandığınıza kuşku yok!
    – Göz kapakları tüm göz yuvarlağını örter.
    Böylece çok hassas olan görme siniri korunmaktadır. Bu değerli gözler daha yakınlaşmaya başlar – Acaba kime benzeyecek gözleri? 
    – Kulaklar başın her iki yanındaki normal pozisyonlarına yerleşir.
    – Parmak emmeye başlanmıştır.
    – Saç ve yumuşak tırnaklar belirir.
    – Barsaklar tamamiyle karın içine geri döner.
    – Karaciğer çalışmaya başlar artık.
    Kanın temizlenmesi, besinlerin depolanması ve gerekli maddelerin sağlanması bebeğin gelişiminde çok önemli bir dönümdür. 
    – Pankreas insülin, böbrekler de idrar üretimine başlar.
    – Bebeğin boyutlarını tahmin edin bakalım? Tam 5.5 cm. ve 15 gr.

    13. Hafta
    – İçeriye bir göz atma fırsatınız olsa solunum hareketlerini başladığını gözlemleyebilirsiniz.
    – Kıkırdak doku yerini kemik dokuya bırakmaya başlar
    Göğüs kafesi belirginleşir.
    – Göz ve kulaklar gelişmeye ve normal yerlerine doğru kaymaya devam eder.
    – Bebeğin ensesi belirginleşmektedir ve çene artık göğüs duvarına yaslanmamaktadır.
    – Bebeğiniz ağzını açıp kapayabilir.
    – Eller daha fonksiyonel olmaya başlamıştır
    Artık yumruğu ile oynamaya başlar.
    – Dış genital organlar neredeyse belirmiştir
    Belki cinsiyet görülebilir.
    – Bu haftadan itibaren tüm besin plasenta tarafından sağlanmaktadır.
    – Bir sonraki muayenemizde Doppler ile bebek kalp atımlarını duyabilirsiniz
    (Duymasanız bile ultrason ile gayet net görülecektir) Bebeğinizin kalbi sizden çok daha hızlı atar. Adeta sonu doğumla bitecek bir yarışta gibidir ! 
    – Bu haftanın sonunda 7.5 cm. ve 25 gr. ağırlığındadır.

    14. Hafta
    – Hormon üretiminin başlangıcıdır.
    – Tüm hayatı boyunca kullanacağı tiroid hormonu üretilmeye başlanır
    – Erkeklerde, prostat dokusu gelişir.
    – Kızlarda, karın içinde gelişmeye başlayan yumurtalıklar kasıklara inmeye başlar.
    – Artık parmak emecek duruma gelmiştir!
    – Bebeğinizin kemikleri güçlenmeye ve sertleşmeye başlar!
    – Halen cildi çok saydamdır.
    – Tüm vücudu ‘lanugo’ denen (Latince kökeni ‘aşağı’ anlamında) çok ince tüylerle kaplıdır
    Bunlar 26. haftaya kadar uzamaya devam eder – Genellikle bu tüyler doğum sonrası dökülür. Görevleri, amniyos sıvı içindeki bebeğin cildini korumaktır. 
    – Gözler yüzün ortasına doğru yavaşça yaklaşır; burun ve kulaklar belirginleşmiştir; yanak kemikleri görülebilir.
    – Amniyos sıvısı 250 ml. kadar olmuştur.
    – Artık bebeğiniz 9 cm. ve 45 gr. olmuştur: yaklaşık olarak bir mektup ağırlığında!

  • DOWN SENDROMU TARAMA VE TANI TESTİ

    DOWN SENDROMU TARAMA VE TANI TESTİ

    Sevgili Anne ve Baba Adayı,

    Down sendromu, normalde insanda 46 olan kromozom sayısının, fazladan 1 tane 21 numaralı kromozom eklenmesi sonucu 47’ye yükselmesi ile karakterize, doğan bebekte değişik düzeylerde zeka geriliği ile seyreden, bunun yanında kalp, mide barsak sistemi , üriner sistem, santral sinir sisteminde de değişik oranlarda anormalliğe sebep olan bir hastalıktır.

    Ailesinde Down Sendromu olan, 35 yaş üstü annelerde bu hastalığın ortaya çıkma riski artmakla birlikte, çalışmalara göre Down Sendromlu bebeklerin çoğunlukla genç yaşta ve ailesinde herhangi bir genetik hastalığı olmayan annelerden doğduğu görülmektedir. Bu nedenle, annenin hiçbir risk faktörü olmasa bile, hastalığın taranması amacıyla bazı testler anne adaylarına uygulanmaktadır.

    Bu amaçla 11-14 haftalarda Perinatal Muayene yapılmaktadır;

    -PAPP-A ve Free-Beta HCG horrnoniarı ya da fetal-DNA .

    -Bebeğin ultrason ile ense deri saydamlığı ölçümü .

    -Burun kemiği varlığı, yüz açısı

    -Doppler ile kalp atım hızı, duktus venozus ve triküspid kapak incelemesi

    -Bazı organlara özgü belirteçler için muayene yapılmaktadır.

    PAPP-A ve Free-Beta HCG hormonlarına 9-13, gebelik haftalarında anne kanı alınarak bakılır. 3-4 ml kan ön kol damarından steril bir enjektörle alınır. Bir dakika kadar süren, anneye ve bebeğe zararı olmayan bir yöntemdir, Sadece kan alınan yerde kızarıklık oluşabilir. Birkaç saat içinde bu kızarıklık alanı iyileşir. Kan testi bölümü eğer 10,haftada yapılırsa daha tercih edilir olacaktır.

    Down Sendromu olan bebeklerde gebeliğin 11-14. haftaları arasında ensedeki bir sıvı toplanması olmakta, 14. haftadan sonra bu sıvı kaybolmaktadır. Ense deri saydamlığı ölçümü normal gebelik ultrasonu sırasında, bu konuda tecrübeli hekim tarafından yapılabilen tamamen zararsız bir tetkiktir.

    Yine ultrasonografi yardımıyla 11-14. haftalar arasında bebeğin burun kemiğinin  görülüp görülemediğine bakılmaktadır. Down Sendromlu bebeklerde burun kemiğinin kemikleşmesi gecikmekte ve böylece ultrasonda burun kemiği görülememektedir. Ayrıca yüz açısı ölçümü de bu maksatla yapılmaktadır. Doppler ile yukarıda belirtilen kalp damar ve kapak kan akım ölçüleri alınmaktadır. Muayene tüm organların bu haftaya özgü görünümleri ve bulgularına yönelik olarak yapılmaktadır. Böylece ultrason ve kan testi ile birlikte yapıldığında, %93-97 civarında bir olasılıkla Down Sendromu’nu tespit etmektedir.

    Bu testlerin yanı sıra, 11-14 hafta muayenesi zamanı kaçırıldığında ya da yaptırılmadığında, 16-20. gebeiik haftalarında anne kanında AFP, HCG, Estriol bakılması esasına dayanan 3 lü tarama (bu üçlüye inhibin eklendiğinde dörtlü test olarak isimlendirilir) testi uygulanmaktadır. Bu testin tek başına Down Sendromunu tespit olasılığı %64’tür. Aynı anne adayında hem 11-14 hafta tarama testi hem de üçlü testin birlikte yapılmasının yararı şimdilik ortaya konulamamıştır ve karışıklığa yol açabilmektedir.

    Yukarıda bahsedilen kan testleri yanında, son birkaç yıldan bu yana uygulamaya giren ve yine anneden alınan kanda bakılan fetal-DNA testi ile de tarama testi yapılmaktadır. Bu testin duyarlığı daha yüksek olmakla beraber, pahalı bir testtir. Her ne kadar fetal-DNA testi tercih edilen bir yöntem olmakla beraber, sosyal sigorta kapsamında olmaması ve ayrıca ucuz olmaması nedeni ile ilk planda tercih edilmesi elzem olmayabilir. Burada iki seçenek söz konusudur: Ya fetal-DNA testi pahalı olmasına rağmen ilk aşama testi olarak (10.haftadan itibaren) yapılabilir. Ya da ilk aşamada diğer kan testi olan PAPP-A ve beta-hCG testi ve ultrasonografi muayenesi 11-14 hafta aralığında veya gebelik haftası 15-20 haftalarda ise o zaman üçlü-dörtlü test yapılır ve şayet elde edilen risk oranı tatmin edici olmazsa, o zaman fetal DNA testi ikinci aşama olarak yapılabilir ya da doğrudan tanı testi olan CVS / amniosentez testi yapılabilir. Bu konuda ayrıntı ihtiyacında iseniz lütfen doktorunuz ile görüşünüz.

    Bu testlerin hepsi tarama testleridir ve mevcut gebelikte olası riski matematiksel olarak hesaplar. Yani riskin ne olduğunu belirler. Bebeğin kromozomunun normal olup olmadığının belirlenmesi ise ancak fetal hücrelerden yapılan genetik inceleme ile saptanabilir. Bu amaçla; 11-14.haftada CVS ( koryon villus örneklemesi) veya 15-20. haftada ise amniyosentez işlemi yapılmaktadır.

    Koryon villus örneklemesi, ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek, bebeğin plasentasından (eşinden) hücre örneği alınması esasına dayanır. Bu işlemin avantajı erken (1-2 hafta) sonuç vermesi ve erken uygulanabilmesi, dolayısıyla anormal bir bebeğin erken tanınmasına olanak sağlamasıdır. Dezavantajı ise, bazen %0.5-1 olguda testin tekrarlanmasının gerekliliğidir. Koryon villus örneklemesi işlemi sonrasında, binde iki (%0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.

    Amniyosentez ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almaktır. Bu işlemin avantajı testin tekrarlanma gerekliliğinin çok düşük olması (%0.1), dezavantaj ise daha geç (3 hafta) sonuç vermesi ve daha ileri gebelik haftalarında uygulanabilmesi, dolayısıyla müdahale zamanına kadar gebeliğin büyümesidir. CVS ve amniyosentez işlemi sonrası alınan dokular genetik laboratuvarında çeşitli işlemlere tabi tutulur ve sonuç alınabilmesi için bu hücreler uygun ortamlarda çoğaltılır. Nadiren bu hücrelerin çoğaltılması aşamasında, alınan dokunun yetersiz olması, amniyon sıvısının kanlı olması veya kültür ortamının enfeksiyonu gibi nedenlerle başarısızlık olabilir. Bu da genetik araştırmadan sonuç alınmamasına yol açabilir. Ancak bu olasılık çok düşüktür. Amniyosentezden sonra, binde iki (% 0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.

    Yapılan muayene sonucunda kesin sonuç için başka testlerin yapılması gerekebileceği ve bu testler sırasında düşük olasılıkla da olsa bebeğin düşebileceğini veya erken doğabileceğini bilmekte yarar vardır. Çok düşük olasılıkla da olsa, bu testlerin işlemden veya laboratuvar ortamdan kaynaklanabilecek, öngörülemeyen sorunlar nedeniyle sonuç vermeyebileceği bilinmelidir.

  • Kök hücre ve medikal estetikte kullanımı

    KÖK HÜCRE VE MEDİKAL ESTETİKTE KULLANIMI

    Son zamanlarda estetik uygulamalar içerisinde vitamin aşısı, kan aşısı, PRP, Sertap Erener’in kök hücre uygulaması, gençlik aşısı olarak popüler olan uygulamalarda yanlış kullanılan bir tanımı Kök Hücre Uygulamalarını özetle anlatmaya çalıştık .Öncelikle yukarıda geçen hiç bir uygulama kök hücre uygulaması değil bunun ile başlayalım.

    Kök Hücresi nedir?

    Kök hücreler işlevsel olarak farklılaşmamış, yani vücudun herhangi bir organ ya da dokusunda özel bir görev yapabilmek için tam olarak olgunlaşmamış, karmaşık bir yapısı olan, sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme yeteneğine sahip, insan vücudunda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Kısa bir tanımla kök hücreleri, vücudun başlangıç yani öncü hücreleridir.

    Bu hücreler bölündüğünde, kendilerini ya da diğer doku hücre tiplerini üretebilirler. Örneğin, derideki kök hücreler daha fazla deri kök hücresi yapabilir ya da deriye rengini veren melanin yapmak gibi kendi özgün işlevleri olan melanosit adını verdiğimiz diğer deri hücrelerine farklılaşabilirler. Kök hücrelerin ayrışması ve spesifik bir hücreye dönüşmesi için bir uyarının gelmesi gerekmetedir.

    Kök hücreleri aynı zamanda çok genç, hızlı bölünen ve çok hareketlidirler. Örneğin deriye yerleştirildiklerinde adeta deriye enerji salgılamakta, daha hızlı bölünerek deriyi gençleştirip harekete geçirmektedir.

    Kök hücrelerin özelikleri nedir ?

    1. Kendiliklerinden yada bir uyaranla uygun bir büyüme ortamına yerleşebilirler.

    2. Çok hızlı çoğalma yetenekleri vardır.

    3. Başka vücut doku hücrelere farklılaşıp bu hücrelerin devamını sağlayabilirler.

    4. Kendilerini yeniledikleri için hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler.

    5. Vücudun bir yerindeki zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme ve onu işlevsel hale getirebilme potansiyeline sahiptirler.

    Kök Hücrelerin sınıflandırması

    Kök hücreleri farklılaşma yeteneklerine göre ya da elde edildikleri kaynağa göre şöyle sınıflandırılabilir.

    Farklılaşma yeteneklerine göre;

    1-Totipotent Kök Hücre: Sınırsız sayıda farklılaşma yeteneği ile her türlü vücut hücresine dönüşebilme yetenekleri vardır. Bu tür hücreler ancak embriyolarda bulunurlar ve embriyonik ve plasantal hücrelere dönüşmektedir.

    2-Pluripotent Kök Hücre: Sınırlı sayıda farklılaşabilen, bununla birlikte organizmada birçok dokunun oluşması veya onarımı yeteneğine sahip kök hücreleridir.

    3-Multipotent Kök Hücre : Özellişmiş hücre gurupları oluşturabilen kök hücrelerdir.

    4- Unipotent yada projenitör Kök Hücre : Tek tip kök hücre tipi oluşturabilen kök hücrelerdir Tek bir yönde farklılaşabilen hücreler örnek olarak beyinden elde edilen kök hücrenin yalnızca sinir hücresine dönüşmesi verilebilir

    5- iPKH ya da dışarıdan uyarılmış pluripotent kök hücre: iPKH embriyonik kök hücrelerin neredeyse tüm özelliklerine sahiptirler ancak, embriyodan oluşturulmamışlardır. Bu nedenle iPKH ile ilgili etik problemler yoktur. Dahası, iPKH hastanın kendi kök hücre olmayan hücresinden elde edilir, bu da, iPKH hastaya bağışıklık sistemi reddi olmaksızın verilebileceği anlamına gelmektedir ki, bu durum kök hücre nakillerinde çok önemlidir.

    Elde edildikleri kaynağa göre :

    1-Embriyonik Kök Hücre: Sperm ve ovumun döllenmesini takiben oluşan “zigot” ta embriyonik kök hücreler gelişmektedir. 5. gün içerisinde yaklaşık 150 hücreli “blastosit” denen içi boş bir küre meydana gelmektedir. Blastosit küçük kum zerrecikleri gibi hücrelerden ibarettir ve iki tip hücre kapsamaktadır; trofoblast ve merkezde bulunan hücre kümesi. Merkezdeki hücre kümesi bir araya gelerek embriyonik kök hücreyi meydana getirirler. Embriyonik kök hücreler de tüm yetişkin hücre tiplerine dönüşebilirler. Gebeliğin ilk 8 haftasına kadar dönemdeki kök hücreler bu isimle tanımlanmaktadır.

    2- Fatal Kök Hücre; Potansiyel kök hücre kaynaklarından biri de erken fetal dokudur. Embriyo döllenmeyi takiben yaklaşık 7-8 haftalık iken “fetüs”adını alır.

    3-Erişkin Kök Hücre : . Erişkin kök hücreler embriyo ve fetüsten alınan hücrelerden farklıdır ve doğumdan sonra insan ya da hayvanlarda gelişen dokularda bulunur. Erişkin tip kök hücreler bir çok dokuda bulunan hücrelerdir. Bunlar arasında kemik iliği, kan, kornea , retina, beyin, çizgili kas, karaciğer,deri, gastrointestinal sistem ve pankreas sayılabilir. Bununla birlikte bu hücrelerin elde edildiği en uygun yer bazı kemiklerin merkezinde yerleşmiş olan kemik iliğidir. Kemik iliğinde; hematopoetik kök hücreler, endotelyal kök hücreler ve mezenkimal kök hücreleri de içeren farklı tipte kök hücreler yer almaktadır. Hematopoetik kök hücrelerin kanı; endotelyal kök hücrelerin damarsal sistemi(arterler ve venler) ve mezenkimal kök hücrelerin kemik, kıkırdak, kas, yağ ve fibroblastları oluşturduğu bilinmektedir.

    Kemik iliği dışındaki erişkin kök hücre kaynakları

    Göbek kordon kanı: Erişkin kök hücreler yeni doğanın göbek kordonu gibi kaynaklardan da sağlanabilmektedir. Göbek kordonu beyin ve kemik iliğindeki benzer erişkin dokulara kıyasla daha kolay ulaşılabilir ve çoğalma potansiyeli daha yüksek bir kök hücre kaynağıdır.

    Bebek dişi: Göbek kordon kanından ya da bebek dişinin altındaki etsi yapıdan alınan kök hücreler erişkinlerden elde edilen hücrelerden daha genç kök hücrelerdir. Kültür ortamında birçok erişkin hücreden daha fazla çoğalma yeteneğine sahip olan bu hücreler farklı dokuları meydana getirme özelliğine sahiptirler. Farklı hücre tipleri oluşturmadaki potansiyelleri kapsamlı şekilde araştırılmaktadır.

    Yağ hücreleri: Yağ dokularından liposuction ile elde edilen materyalden kök hücreler elde edilmektedir.

    Tarihçe

    Kemik iliği nakillerinin başarı kazanmasıyla birlikte kök hücrelerinin nakli gündeme geldi ve ilk uygulamaları umut verici oldu. İlk önceleri yalnızca kemik iliği onarımı için kullanılan kök hücreleri, az sayıda uygulama olsa da, vücudun diğer organ ve dokuları için de kullanılmaya başlandı. Embriyolojik kökenli kök hücreleri ise sonra tanımlandı, ancak bu hücreler ile yapılan uygulamalar, ahlaki boyutta karşılaşılan sorunlar tam olarak bir çözüme kavuşturulamadığı için, birçok ülkede sınırlandırıldı ya da yasaklandı. Hâlihazırda, dünyada her yıl yaklaşık olarak 15 bin kök hücre nakli yapılmaktadır. Bunların çoğunluğu erişkin insan kaynaklı uygulamalardır.

    Günümüzde Kök Hücre Bir Tedavi Yöntemi Olarak Kabul Edilmekte midir? Kök Hücreleri Halen Hangi Hastalıklarda Kullanılmaktadır?

    Kök hücreleri dünyada henüz bir hastalık tedavi yöntemi olarak kullanılmamaktadır. İletişim araçlarında sıkça duyurulan kök hücre nakli uygulamaları daha çok doku ‘onarımı’ amacıyla yapılmaktadır. Örneğin; şeker hastalığında pankreas dokusu çalışmıyor ve insülin üretemiyorsa pankreasın yetersiz de olsa insülin üretmesini kök hücre nakli ile sağlamak veya beynin, omuriliğin bazı hücreleri çalışmıyorsa kök hücre yardımıyla sinir hücrelerinin az çok yenilenmesini sağlamak gibi. Daha önce anlatılan kemik iliğinin yetersiz işlev gördüğü kan kanseri ve bazı anemi hastalılarında da amaç kök hücreleri yardımıyla kemik iliğini onarmaktır, kan kanserini bu yol ile tedavi etmek değildir. Burada şu soru ortaya atılabilir: Anlatılan bu yöntem de bir tedavi şekli değil midir? Teorik olarak bu sorunun yanıtı evettir, ancak günümüzde bilimsel tıp disiplinleri kök hücrelerinin kullanıldığı hastalıklarda sağlanan bu standardize edilmemiş sağaltım şeklini yerleşmiş bir yöntem olarak kabul etmemektedir.

    Günümüzde kök hücreleri, en fazla olarak kan hastalıklarında kullanılmaktadır. Bunlardan en bilinenleri kan kanseri ve kalıtsal anemilerin yol açtığı kemik iliğinin çalışmadığı durumlardır. Bu hastalıkların yol açtığı kemik iliği yıkımının onarılmasında, tekrar kan üretimi yapabilir hale gelmesinde kök hücre uygulamaları ile oldukça yüksek oranda başarı sağlanmaktadır. Ayrıca şeker hastalığında pankreas için, böbrek yetmezliğinde, omurilik hasarlarında, beynin Parkinson, Alzheimer gibi çeşitli dejeneratif (sinir hücresi yıkımıyla giden) hastalıklarında, inmelerde, gözün retina hastalıklarında, bağışıklık sistemi hastalıklarında, bazı kalp ve damar yetmezliği hastalıklarında da halen hem deneysel hem de klinik olarak çalışmalar devam etmektedir. Bazı umut verici gelişmelere rağmen bu hastalıklarda henüz kesin bir başarı elde edilememiştir. Basında sık olarak yer bulan, bir organın (örneğin mesane gibi) veya dokunun (örneğin gözün ağ tabakası retina gibi) kök hücresi kullanılarak yeniden oluşturulması veya işlevsel hale getirilmesi hâlihazırda laboratuar ortamında küçük deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilmektedir, insanda uygulaması yoktur. Ülkemizde çok yeni olarak, omurilik hasarı bulunan, tedavi için saptanmış uygun ölçütlere sahip kısıtlı sayıda felçli hastada kök hücresi nakli ile tedaviler uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların sonuçları önümüzdeki yıllarda bildirilecektir. Son yıllarda yapılan araştırmalar kandan elde edilen kök hücrelerinin laboratuarda uygun koşullar altında yağ, kas, damar endoteli (iç çeperi), karaciğer, kıkırdak, kemik ve sinir hücrelerine dönüşebildiğini göstermiştir.

    Ülkemizde Kök Hücre Uygulamalarının Yasal Boyutu Nedir?

    Ülkemizde uzun yıllardır kök hücreleri ile hem klinik hem de araştırma düzeyinde uygulamalar yapılmakla birlikte bu konuda gerekli yasal düzenlemeler henüz ortaya konulmamıştır. 2006 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde Kök Hücre Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Bilimsel gelişmelerin ve bilgi birikiminin güncel takibinin gerçekleşmesi, kök hücrelerin araştırma ve uygulamalarında ulusal ve uluslar arası bir standardizasyon sağlanması amacıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) bünyesinde 2004 yılında Kök Hücre Çalışma Grubu oluşturulmuştur.

    Kordon Kanı Saklanmalı mıdır?

    Kordon kanı kök hücre elde etmek için iyi bir kaynaktır. Bebek doğarken alınan kan eksi 196°C’de çok uzun süre kullanıma hazır olarak saklanabilir. Kordon kanından elde edilen kök hücreleri embriyolojik kök hücreleri kadar farklılaşma yeteneğine sahip değillerdir. Kemik iliği ya da kandan elde edilen kök hücresinden farklı olarak kordon kanı günümüzde yalnızca ait olduğu kişi için kullanılmaktadır, ancak teorik olarak doku uyuşması durumunda başka kişiler için de kullanılabilir. Kordon kanının bugün için kullanımı çok sınırlıdır. İstatistiklere göre her üç bin kişiden birisinin kendi kordon kanına gereksinimi vardır. Konunun uzmanları kordon kanının saklanmasını önermemektedirler. Ülkemizde özel bazı kurumlar kordon kanı bankası hizmeti vermektedir, ancak bu kurumlar henüz resmiyet kazanmamıştır.

    Embriyolojik (Ceninin Erken Evresi) Kök Hücre Uygulaması Nedir?

    Embriyolojik kök hücreleri, ceninin erken aşamasında döllenme gerçekleştikten kısa süre sonra elde edilen hücrelerdir. Bu hücreler, ancak tüp bebek uygulamasında yapay döllenme ile oluşturulan embriyonlardan gereksinim fazlası olanlardan veya istenmeyen gebelik sonrası yapılan düşük sonucunda elde edilebilirler. Embriyolojik kök hücreleri erişkinden elde edilen kök hücrelerine göre sınırsız sayıda farklılaşma potansiyeline sahiptir (totipotent), kısaca; bu tür hücreler her türlü organdaki hasarı onarma yeteneğine sahipken erişkin tipi olanlar daha sınırlı farklılaşma gösterirler (pluripotent ve unipotent). Halen ülkemizde ve birçok ülkede embriyolojik kaynaklı kök hücre çalışmaları yasaklanmış durumdadır. İngiltere ve Belçika’da bu sınırlama yoktur, Almanya’da ise belirli kısıtlamalar getirilmiştir.

    Kök Hücre Tedavisinin Bugün İçin Bilinen Yan Etkileri Nelerdir?

    Özellikle ceninin ilk aşaması olan embriyondan elde edilen (embriyolojik) kök hücreler ile yapılan çalışmalarda yeni tümör ortaya çıkabildiği bildirilmiştir. Araştırmalarda kullanılan serum, kimyasal madde ve besi yerleri varlığında üretilen hücrelerin insan sağlığı için ne gibi potansiyel riskler taşıdığı bilinmemektedir. Otolog kök hücre nakillerinde %2, allojenik kök hücre nakillerinde ise %9 ölüm riski vardır.

    Estetik uygulamalarda kök hücre kullanımı var mıdır?

    Günümüzde estetik uygulamalar içerisinde gerçek kök hücre uygulaması yağ dokusundan elde edilerek yapılanıdır. Son çalışmalarda yağ dokusunun içinde kemik iliğinden 5 katı kadar fazla kök hücre bulunduğu saptanmıştır. Hastadan liposuction ile alınan yğ dokusu bir sistem yardımıyla laboratuvar ortamında içindeki genç kök hücreleri, yağ hücrelerinden ayrıştırılmaktadır. Bu 2.5-3 saat kadar süren bir işlemdir. Kök hücreleri ayrıştırdıktan sonra toplanıp az oranda PRP ve yağ dokusu ile karıştırılmakta ve estetik olarak amaçlanan bölgelere enjekte edilmektedir. Yaşlanmanın estetik probemleri olan, deri yağ dokusu, kas dokusu ve kemik dokusundaki azalma bu uygulama ile yerine konulmaktadır. Bu kök hücreler deride ve deri altında uygulandığı doku hücrelerini yapmakta ve onları canlandırmaktadır.

    Bu amaçla karın yada basen bölgesine küçük bir alanda lokal anestezi altında 40-200 cc yağ dokusu alınacak şekilde liposuction yapılmaktadır. Daha sonra bunlar santrifüjden geçirilmekte. Yağ dokusundan kök hücreler ayrılmaktadır.

    Daha sonra hastadan 50-100 cc kan alınarak trombosit ve büyümek faktöründen zengin PRP elde edilmektedir. Sonra Kök hücreler ile PRP birlşetirilmekte böylece kök hücreler aktive edilmektedir. Bu aktivasyon % 50 civarında. Bu karışım IPL geçirilmekte ve aktivasyon % 90 lara kadar ulaşmaktadır. En son elde edilen aktive kök hücreler hastaya damardan, deriye uygulanabilmektedir.

    Son zamanların popüler işlemi olan PRP kök hücre uygulaması değildir. PRP hastadan alınan kanın santrifüjde geçirilmesi ve trombosit adını veridiğimiz doku onarım ve yenilenme hücrelerin ayrılarak hastaya geri uygulamasıdır.

    Sertap Erener’ e yapıla kendi derisinin alınması ve deriden fibroblastların çoğaltılarak geri deriye uygulanmasıdır. Kök hücre tedavisi değildir.