Etiket: Kan

  • Glutatyon nedir?

    Glutatyon tüm insan hücresinde bulunan kuvvetli bir antioksidandır. 3 farklı aminoasitin(Glutamik asit , Sistein , Glisin) birleşiminden oluşmaktadır.

    Glutatyon karaciğerde üretilir ve bu vücutta birçok farklı fonksiyonda görev alır.

    DNA yapımı , protein ve hücresel oluşumlar

    İmmun fonksiyonları destekler yani bağışıklığı güçlendirir.

    Sperm hücresi yapımını destekler

    Serbest radikallerin vucuttan uzaklaştırılmasını sağlar

    Enzim fonksiyonlarını düzenler

    Vitamin C ve E’yi yeniler

    Beyinden civa atılımını sağlar

    Karaciğer yağlanması ile savaşır

    Programlı hücre ölümünün düzenlenmesinde görevlidir.

    Araştırmacılar artmış glutatyon değerlerinin vücutta birçok hastalıkta azalmaya neden olduğunu kanıtlamışlardır.

    Glutatyonun faydaları nelerdir?

    1-) Antioksidan Aktivite:

    Serbest radikaller yaşlanmaya ve birçok farklı hastalığa neden olabilir. Antioksidanlar serbest radikallerin vücuda verdiği zararı minimuma indirir. Glutatyon en kuvvetli antioksidanlardan biridir ve yüksek doz glutatyonun birçok hastalıkta faydası kanıtlanmıştır.

    2-) Kanser ilerlemesini durdurur:

    Bazı çalışmalarda Glutatyonun kanser ilerlemesini yavaşlattığı görülmüştür. Ancak bazı çalışmalarda ise Glutatyonun kemoterapinin etkisini azalttığına dair sonuçlar elde edilmiştir.

    Bu nedenle kanser- glutatyon ilişkisi hakkında daha fazla çalışma yapmak gerekmektedir.

    3-) Karaciğer Hastalıklarında Hücre Hasarını Azaltır:

    Hepatit , Karaciğer Yağlanması , alkol kullanımı karaciğer hücrelerinin tamamına zarar vermektedir. Yapılan bir klinik çalışmada alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığında potansiyel antioksidan ve detox etkisiyle glutatyonun faydalı olduğu gözlemlenmiştir.

    4-) İnsülin Hassasiyetini Arttırır:

    İnsülin direnci çağımızın en revaçta olan ve tip 2 diyabetin öncü basamağı olan bir rahatsızlık. İnsülin üretimi vücutta kısaca hücrelerde kullanılacak olan glukoz(Şeker)’in hücre içine girmesini sağlar. Bu sayede kan şekeri normal seviyelerinde kalır. Ancak insülin direnci geliştiğinde hücre içine giremeyen şeker nedeniyle kan şekeri artar ve Tip 2 diyabet gelişir.

    2018 yılında yapılan küçük bir çalışmada glutatyon tedavisi alan insülin direnci hastalarında birçok komplikasyon gerilemiş özellikle Nöropati (Sinirsel) problemler ve Retinopati (Bir göz hastalığı) belirgin gerileme göstermiştir.

    5-)Parkinson Semptomlarını Azaltır:

    Birçok çalışmada Glutatyonun parkinson’da görülen semptomları azalttığı kanıtlanmıştır. Tedavide ağızdan değil İV(Damar yoluyla) alınan glutatyonun daha etkili olduğu belirtilmiştir.

    6-) Ülseratif Kolitin Neden olduğu Hasarı Azaltır:

    Birçok inflamatuar hastalık gibi ülseratif kolitte oksidatif hasar (Serbest Radikaller) ve stres nedenli olduğu düşünülmektedir.

    2003 yılında yapılan hayvan deneylerinde ülseratif kolit hastası olan deney farelerinde glutatyon bağırsak hasarını minimuma indirmiştir. Ancak insan çalışmaları asıl sonuç için gereklidir.

    7-) Otizm ve Türevi Hastalıkların Tedavisi: Glutatyon vücudun her gün kullandığı çok kuvvetli bir antioksidan.

    2011 yılında yapılan bir çalışma ile glutatyonun farklı hastalıklarda da faydalı olabileceği düşünüldü. Otizmli çocuklara yapılan glutatyon tedavisi sonrasında otizm nedeniyle görülen birçok problemde belirgin düzelme görüldü.

    Çalışmalar daha çok yeni olmasına rağmen birçok hasta çocuk ve aile için umut olabilir.

    Glutatyon Nasıl Uygulanır?

    Glutatyonun ağızdan alınan ve Damar Yoluyla alınan formları bulunmaktadır.

    Kliniğimizde önerimiz damardan form ile tedavi alınmasıdır. Hastaya ve durumuna göre hekim tarafından doz belirlenir.

    İşlem 10-15 dk arasında sürmektedir.

  • Arginine

    Arjinin yarı esansiyel aminoasitlerden olan ve vücudumuz tarafından belli bir bölümü üretilen bir aminoasittir. Neredeyse %65 ‘i üretilirken kalan kısmı besinlerden tedarik ederiz. Özellikle protein içeriği fazla olan besinlerde et ve et ürünlerinde bolca bulunmaktadır.
    Vücudumuzda üretilen miktar yeterli olmadığı için dışardan da belli oranda Arginine almak esastır.

    Arjinin Vücutta Ne Yapar?

    Arginine gercçekten çok yararlı bir aminoasittir. Üstünde birçok çalışma yapılmış ve birçok farklı hastalıkta kullanılması önerilmiştir. Arginine kullanmanın en önemli faydaları kan dolaşımını ve debisini arttırmasıdır. Nitrik oksite dönüşerek bir damarları genişleterek bu işlevi yerine getirir.

    Bu durumun birçok avantajı vardır. Bağışıklık sisteminiz güçlenir, doğurganlık artar , detoks yeteneğiniz artar. Argininin bir diğer faydası ise hormon üretiminde artışa neden olmasıdır. Özellikle büyüme hormonu ve insülin bunların en önemlileridir. Bu hormonlar sayesinde fiziksel performans,dayanıklılık ve güçte artış sağlar.

    Argininin Diğer Faydaları

    İnflamasyonla savaşır
    Arterioskleroz ve damar hastalığı riskini azaltır
    Kan damarlarını tamir eder
    Konjestif ve koroner kalp hastalıklarında faydalıdır
    Yüksek Tansiyonu düşürmede faydalıdır
    Atletik performansı arttırır
    Bağışıklığı güçlendirir
    Kas ağrılarını hafifletir
    Böbrek fonksiyonlarını düzenler
    Mental aktiviteyi düzenler
    Demansla savaşır
    Erektil disfonksiyon ve erkek infertilitesinde faydalıdır
    Soğuk algınlığına karşı faydalıdır.

    Arginine denildiğinde aslında en önemli metaboliti olan Nitrik Oksit ‘i tanımak gerekli. Nitrik oksit hayvanlar ve bitkiler tarafından üretilen reaktif bir gazdır. Vücutta nitrik oksit Arginin ve Nitrik oksit Sentaz enzimi ve bir dizi işlem sonucu oluşur. Arginine damar duvarında bulunan endotel hücreleri tarafından kullanılması için nitrik oksite çevrilir ve bir çok faydasını bu sistem üzerinden yerine getirir.

    Arginine vücutta yeteri kadar olmadığı zaman kişilerde halp hastalığı riski artar.

    Şimdi 5 ana başlık halinde Arginin’in faydalarından bahsedeceğiz:

    1-) Kalp Sağlığına İyi Gelir:

    Çalışmalar bize Arginin’in inflamasyonu baskılamada ve damar dolayısıyla kardiovaskuler hastalıklara iyi geldiğini kanıtlıyor, bu durum oral arginin takviyesinin kardiologlar tarafından en fazla önerilen ürün olmasının da nedeni. Yüksek kalp hastalığı riski olan kişilerde kalp krizi ve inme riskini azaltmak için oral arginin kullanılır.

    Ayrıca arginin hastalarda yüksek kolesterol değerini azaltır, konjestif kalp hastalığı riskini azaltır , dayanıklılık ve kalp nedenli göğüs ağrılarında azalmaya neden olur(1). Göğüs ağrısını Nitrik Oksit değerini arttırarak gerçekleştirir. Son olarak arginin egzersiz performansında artışa neden olur. Bu durum özellikle dolaşım problemi ve kalp hastalığı hikayesi olan kişilerde belirgindir.

    2-) İnflamasyonu azaltarak Yaşlanma karşıtı Etkisi:

    Kalp sağlığı etkilerine ek olarak arginin inflamasyonun neden olduğu hastalıklarla savaşmada çok başarılıdır. Özellikle serbest radikalleri azaltma yeteneği bulunan arginin yaşlanma karşıtı bir etki gösterir. Bu etkisi Superoksit Dismutaz enzimi mekanizmasi ile gerçekleştirir. Genellikle Arginin kronik hastalıkları baskılamada ve serbest radikalleri uzaklaştırmada Omega 3 ve Vitamin C kombinasyonu ile birlikte kullanılırlar(2).

    Arginin ayrıca merkezi sinir sistemi ve immun sistem fonksiyonlarını düzenler. Bu etkiyi nörotransmitter olarak görev yapan ve beyni dış etkilerden koruyan Nitrik Oksit sayesinde yapar.
    Arginin ayrıca bazı metabolik hastalıklarda ve üretra travması sonucu kanda amonyak artışında, kandaki amonyak miktarını azaltarak fayda sağlar. Amonyak vücutta protein yıkımıyla ortaya çıkan , nekroza neden olup hücresel yıkım ve inflamasyona neden olan bir maddedir(3).

    3-) Egzersiz Performansını Arttırır:

    Arginin’in kan dolaşımını arttırdığını ve bu durumun kaslara ve eklemlere oksijen , besin taşıdığından bahsetmiştik. Bu etki arginin’in egzersiz performansını arttırmasını minimum ağrı ile gerçekleştirmesinin nedenidir. Ayrıca el – ayak soğukluğu olan dolaşımı bozuk , artrit veya diyabetli hastalarda iyileşme ve kan akımını arttırması ile iyileşmeyi arttırır. Arginin takviyesinin yürüyüş mesafesini ve kas ağrılarında azalma sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır(4).

    Ayrıca arginin insanda büyüme hormonu ,prolaktin ve Prolin ,Kreatin , Glutamat gibi aminoasitleri arttırır. Bu maddeler glukozun hücreye girişini insülin düzeylerini dengeleyerek sağlar. Ayrıca kas yaralanmalarında hızlı iyileşme sağlar.
    5 ila 9 gram arginin takviyesi alan hastalarda büyüme hormonunun belirgin derecede arttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır(5). Dinlenme halinde bile arginin büyüme hormonunu %100 arttırır. Bu durum egzersiz yapmasa bile kas yapısında artışa neden olabilir. Egzersize ek arginin kullanılması durumunda ise bu değer %300 – %500 arasında artmaktadır.

    Ayrıca arginin kandaki insülin değerini arttırarak kas yapımında artışa bir başka şekilde de yardımcı olur. Bu hormonal değişiklikler kas iskelet sisteminde iyileştirme,devamlılığı sağlar.

    4-) Bağışıklığı güçlendirir , Enfeksiyon Yayılımını Engeller:

    Arginin değeri düşük hastalarda kanser ve bazı hastalıkların arttığı bildirilmiştir. Bağışıklık sisteminin ana hücreleri olan Lenfositler ve T lenfositler vücudu koruma görevini yerine getirmek için arginin’e ihtiyacı vardır(6).

    Arginin’e ek olarak kullanılan omega 3 ve vitamin takviyeleri sayesinde enfeksiyon riski belirgin azaltılır. Özellikle bu durum solunum yolu hastalıklarında belirgindir. Ayrıca kanser hastalarında ve ameliyat sonrası yara iyileşmesinde arginin çok faydalıdır. Arginin tarafından üretilen prolin ciltte kollajen sentezini arttırır ve antioksidan aktiviteyi azaltır.

    Ayrıca yanık iyileşmesinde kullanılır ve diş çürüklerini azaltır. Ancak bu konulardaki çalışmalar daha yeterli değildir.

    5-)Erektil Disfonksiyon ve Kısırlık Tedavisinde Yardımcıdır:

    Birçok çalışmada argininin hücre yenilenmesinde ve kan dolaşımına faydalarından bahsetiştik. Bu faydalar sonucunda spermüretimi ve buna ek olarak sperm hareketlerinde artışa neden olur. Özellikle kalp hastalığı olan erkeklerde erektil disfonksiyon daha sık görülmektedir. Bu hastalarda nitrik oksit miktarı da belirgin düşüktür. Bazı çalışmalarda arginin’in erektil disfonksiyon tedavisinden %92 ‘ye varan başarıyla tedavi ettiğiden bahsedilmektedir.Bazı çalışmalarda stresin argininden sperm oluşması durumunu baskıladığını göstermiştir. Bu nedenle daha az stresli kişilerde arginin daha etkili olur. Buna ek olarak Glutamat ve Arginin birlikte kullanıldığında argininin tek başına kullanımından daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak birçok ilaç arginin gibi Nitrik oksiti arttırarak erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılır.Ayrıca kadınlarda da genital kan akımını arttırarak seksüel problemlerde ve kısırlıkta fayda sağlar. Ayrıca arginin yeşil çay ve orman meyveleri gibi antioksidanlarla birlikte kullanıldığında kadınlarda doğurganlığı arttırır.

    Peki yeteri kadar arginin alıyor muyuz?

    Arginin vücut tarafından üretilen bir aminoasit. Ancak inflamasyon, yaş , diyet kalitesi,genetik faktörler nedeniyle ihtiyaç olan düzeyde üretim değişmektedir.
    Örneğin vegan diyetle beslenenlerde arjinin alım miktarı azdır. Ayrıca bozuk bağırsak sağlığı arginin emiliminin yeterince olmamasına neden olabilir.
    Peki arginini besin olarak nerelerden alabiliriz?
    Organik yumurta
    Yoğurt , kefir gibi süt ürünleri
    Otlakta yetişmiş büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar
    Susam tohumu
    Kabak çekirdeği
    Badem
    Deniz balıkları
    Spirulina
    Hindistan cevizi

    Arginin Dozu ve Yan Etkileri:

    Arginin asla doktor kontolu ve izni olmadan kullanılmamalı. Doz durumu hastalık ve kişinin yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin sağlıklı erişkinlerde daha sağlıklı bir hayat için 1 gr günlük önerilirken ameliyat sonrası yara iyileşmesinde bu oran 9 grama kadar çıkabilir.

    Yan etki olarak ise protein artışına bağlı olarak Gut hastalığına neden olabilir. Ayrıca karın ağrısı , kusma , düşük kan basıncı ve ishale neden olabilir.

    Hepinize sağlıklı mutlu günler.

  • Hba1c nedir ?

    HbA1c uzun dönem glikoz seviyesi hakkında bilgi veren Amerikan Diabet Kurumu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından Tip 2 Diabet tanısında kullanılması önerilen testtir. Açılımı Glikoze Hemoglobindir.

    HbA1C glikozla kırmızı kan hücrelerinin birbirine bağlanması sonucu oluşur. HbA1C testine Glikoze Hemoglobin’de denir.

    Kırmızı kan hücreleri yaşam süresi erkeklerde 117 , kadınlarda ise 106 gün civarı olduğu tahmin edilmektedir. Kırmızı Kan Hücreleri kanda glikoza maruz kalır. Kan şekeri ne kadar fazla ise o kadar fazla HbA1C ortaya çıkar. HbA1C değeri kişilerde 2-3 aulık bir sürenin ortalama kan glikkoz düzeyini bizlere gösteren değerdir(1).

    Normal bireylerde HbA1C değeri ortalama %5 civarındadır. Fakat HbA1C her zaman kan glikoz değeri ile %100 bağlantılı değildir. Bazı dış faktörler sonucunda değişebilir.

    Örnegin Kırmızı Kan Hücreleriniz normalden uzun yaşıyorsa veya MCV dediğimiz kırmızı kan hücrelerinizin büyüklüğü normalden küçükse HbA1C değeriniz yüksek çıkabilir.

    Normal HbA1C değer aralığı nedir?

    Sağlıklı bireylerde HbA1C değeri %4 ile %5.6 arasında beklenir. Labaratuvarların kendi referans değerleri ile bu değerler 0.2 puan değişebilir.
    %5,7 ile %.4 arasında HbA1C değeri ölçülen kişiler diyabet açısından yüksek risk grubundadırlar.
    Değer %6,5 in üstünde ise kişiye diyabet hastası diyebiliriz. Ancak HbA1C değeri tek başına diabet tanısı koymaya yetmeyebilir. Bazı çalışmalarda HbA1C ile yemek sonrası 2 saatlik tokluk şekeri değerinin birbirinden farklı çıktığı gösterilmiştir.

    Diyabet tanısı konmuş hastalarda yılda en az 2 kez HbA1C baktırmaları önerilmektedir.

    Hba1c Testinin Diğer Testlere Üstünlükleri Nelerdir?
    Açlık gerektirmez her zaman yapılabilen bir testtir.
    Fiziksel aktivite ve stres gibi test öncesi oluşabilecek durumlardan etkilenmez
    Kısa süreli oluşmuş hormon düzeylerinden etkilenmez
    Hızlıca yapılabilinir , zamandan tasarruf ettiren bir testtir.
    HbA1C glikoza göre 37 derecede daha stabildir.

    Hba1c Değeri Değişkenlikler

    Zamana Göre:
    HbA1C zamana göre değişiklik gösterir. Yapılan çalışmalarda yaz aylarında yapılan HbA1C testleri kış aylarında yapılanlara göre daha yüksek sonuçlar vermiştir. Bu fark %0.3 civarındadır. Bu fark egzersiz , güneşe maruziyet süresi, karbonhidrat alımının azalması gibi nedenler ile değişebilir.

    Irka Göre:
    HbA1C değeri Afrikalı ve güney asyalı kişilerde avrupalı kişilere göre %0.27 ila 0.4 arasında yüksek değerler göstermiştir.
    Siyahi afrikalı HbA1C değeri %7 altı düzeye daha kolay ulaştığı ve buna ek olarak göz,böbrek,kardiovaskuler problemlere daha az yakalandığı belirtilmiştir.

    Cinsiyete Göre:
    Erkeklerde kadınlara göre fazla HbA1C yüksek kişilerde Metabolik Problemlerin daha fazla olduğu görülmüştür.
    Yaş:
    HbA1C yaşla birlikte diyabetten bağımsız artar.

    70 yaşının üstündeki hastalarda 30 yaş altı hastalara göre HbA1C değeri %0,47 daha yüksektir.

    HbA1C yaşla artışına bağlı yapılan araştırmalara göre her 10 yılda %0.074 – %0.094 arasında artışı gözlenmektedir.

    Aile öyküsü ve diyabeti olan hastalarda bu değer daha fazla artış göstermektedir.

    HbA1C Diyabet Hastalarında Artar:

    HbA1C ‘nin %6,5 in üstünde olması diyabet yönünden çok önemli bir gösterge olduğundan bahsetmiştik.
    Japonyada yapılan bir çalışmada 30-79 yaş arasında arasındaki deneklerde HbA1C değeri ne kadar artarsa diyabet riskinin o kadar arttığı belirlenmiştir.

    HbA1C değerinin %5.7 üzerinde olduğu zaman kişilerin gelecekte diyabet riski olduğu belirlenmiştir.

    2015 yılında Amerika Diyabet Derneği HbA1C değeri %5.7 ila %6.4 arasında olan hastaların diyabet öncesi riskli grupta olduğu ve gelecekte diyabet riskinin çok fazla olduğundan bahsedilmiştir.Ayrıca Amerika’da nüfusun %9.3 ‘ü diyabet hastası olduğu belirlenmiştir.

    Yüksek Hba1c Değeri İle Diyabet Komplikasyonları Artış Gösterir:

    Yapılan çalışmada Tip 1 diyabet hastalarında artmış HbA1C değerinin böbrek ve göz problemlerinde artışa neden olur. %7.6 değerinin altında bu problem görülmemektedir.

    Tabi ki bu durum sadece HbA1C değerine bağımlı değildir. Buna ek olarak başka birçok problem sonuçların değişmesine neden olur.

    Ayrıca HbA1C artan kişilerde el ayak gibi uzuvlarda daha fazla iyileşmeyen yaralar ortaya çıkmakta ve kesilmelerine neden olmaktadır.

    HbA1C değeri 8 den az olan hastalara göre 8 üstü olan kişilerde ağrılar 2 kat artmıştır.

    Böbrek Hastalıklarında HBA1C Değeri Artar:

    Yüksek HbA1C değerine sahip kişilerde kronik böbrek hastalığı riski artmaktadır.

    Tabi ki HbA1C değerine ek başka parametreler de bulunmaktadır.

    Ancak artan HbA1C değeri kan üresinden etkilenebilir. Kronik böbrek hastalarında değerler değişebilir.

    Diyabet Ve Duyma Kusuru:

    Yüksek HbA1C değerinin diyabet hastası olmayan kişilerde de duyma kusurlarında artışa neden olduğu birçok çalışmayla kanıtlanmıştır.

    Yüksek Hba1c Değerinin Kognitif(Düşünsel) Problemlerde Artışa Neden Olur:

    Sağlıklı erişkinlerde yüksek HbA1C değerinin düşünsel bozukluklara neden olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca bu kişilerde ataklar halinde unutkanlıklar farkedilmiştir. Bu durum kadınlarda daha sık görülmektedir.

    Çocukluk çağında HbA1C değeri 8.8 ‘in üstü olan kişilerde ise öğrenme ve bellek problemleri görülmektedir.

    Yüksek Hba1c Değeri Alzheimer Ve Demans Riskini Arttırır:

    HbA1C değerinin yüksekliği Alzheimer ve demans riskinde artışa neden olur.

    Yüksek Hba1c Değeri Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının Artışı İle İlişkilidir:

    Oral hijyen ile kan glikoz levelleri ilişkilidir. Diyabet kontrollerinde Diş Eti problemi olan kişilerde HbA1C değerinin yüksek olduğu belirlenmiştir.

    Kan Demir Değeri Ve Anemi Hba1c Değerlerini Etkiler:

    Kan demir değerinin düzeyi özellikle derin anemik kişilerde HbA1C değerinden etkilenir. Birçok anemi formunun düşük HbA1C değeri ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Benzer olarak anemik ve B12 değeri düşük olan kişilerde HbA1C değerinin yüksek olduğu dikkat çekmektedir.

    Buna ek olarak HbA1C normalleştikçe anemi hastalarında da düzelme olduğu görülmüştür.

    Hba1c Değeri Yorgunlukla İlişkilidir:

    Tip1 diabet hastalarının %45 inde kalıcı bir yorgunluk oluşmaktadır. Yapılan araştırmalarda HbA1C değeri ne kadar yüksekse yorgunluğun o derece arttığı belirtilmiştir.

    Tip2 diyabet hastalarında ise %7 den fazla HbA1C değeri olan hastalarda belirgin yorgunluk görünmektedir.

    HbA1C Değeri Yüksekliği Anksiyete ve Depresyonu arttırır:

    Diyabetlilerde sıklıkla depresif mod , uyku problemleri, iştah bozuklukları ,intihar riski artmıştır. Bu artış HbA1C değeri artışıyla aynı oranda gösterilmiştir. Bu durum ayrıca Tip 1 hastalarda Tip 2 ‘lere göre daha fazladır.

    HbA1C değeri %6.5 ‘in üstünde olan kişilerde intihar riski belirgin artmaktadır.
    Afrikada yapılan bir çalışmada 9 üstünde HbA1C değeri olan bireylerde depresyon ve anksiyete riski artmıştır.

    Yüksek HbA1C ve Hiperaktivite İlişkisi:

    HbA1C değeri yüksek olan çocuklarda kan glukoz değeri normal olan çocuklara göre Hiperaktivite daha sık görülmektedir.

    Yüksek HbA1C ile Ateroskleroz İlişkisi:

    Tip 1 adolesan hastalarda yüksek HbA1C değeri saptanan kişilerde damar tıkanıklığı daha sık görülmektedir.

    Damar tıkanıklığı HbA1C değeri ve kan şeker değeriyle ilişkilidir.

    HbA1C yüksekliği diyabet hastalarında diyabet olmayan bireylere göre daha fazla ateroskleroza neden olur.

    HbA1C yüksekliği ve kalp hastalıkları ilişkisi:

    HbA1C yüksekliği olan hem diyabetik hem de diyabet olamayan hastalarda kalp hastalığı nedenli ölümler artmıştır.

    Her %1 ‘lik HbA1C değeri artışı Kalp ve Damar Hastalığı nedenli ölüm oranını % 35’ e kadar arttırmaktadır. Diyabet olmayan hastalarda ise bu risk %26 civarındadır.

    HbA1C değeri artışı LDL (Kötü Huylu Kolesterol) ,kan kolesterolü ve trigliserid değerlerinde aynı oranda artışa neden olur.
    Ayrıca kronik olarak artan glukoz değeri kalp fonksiyonlarında aynı oranda azalmaya neden olur.

    Helikobakter Pylori Enfeksiyonu HbA1C değerini arttırabilir:

    Yaşlı kişilerde kronik HbA1C yüksekliğinin helikobakter pylori enfeksiyonu ile ilişkisi kanıtlanmıştır. Ayrıca H. Pylori tedavisi insulin direnci olan kişilerde HbA1C değerinde düşeye neden olur. Bu iki çalışma ışığında HbA1C değerini H.Pylori enfeksiyonunun etkilediği anlaşılmaktadır.

    Yüksek HbA1C Sindirim Sistemi Anomalileri İle Alakalı Olabilir:

    Yüksek HbA1C değeri olan kişilerde sindirim sistemi anomalileri özellikle Kolorektal Anematöz Polipler görülmüştür. Özellikle 50 yaş üstünde bu etki belirgindir.

    Yüksek HbA1C Karaciğer Yağlanması İlişkisi:

    Diyabet hastası olmayan kişilerde artan HbA1C değeri ile hem obezite hemde Karaciğer yağlanmasının arttığı çalışmalarla kanıtlanmıştır.
    Özellikle %6.5 üstü HbA1C değeri olan hastalarda karaciğer yağlanması belirgin artışlar göstermektedir.

    Yüksek HbA1C İmmun Yanıtı Bozar:

    Yapılan çalışmalarda influenza aşısı olan ve HbA1C değeri %7,6 ‘nın üstünde olan bireylerde virüse daha düşük bağışıklık gösterdiği saptanmıştır.

    Yüksek Hba1c Değeri Uyku Bozukluklarına Neden Olur:

    Uzun ve kısa süreli uykuların ortaya çıktığı uyku bozukluğu problemlerinin ikiside artmış HbA1C değeri ile ilişkili bulunmuştur.

    Buna ek olarak HbA1C değeri artışı uyku kalitesinde de bozulmalara neden olmaktadır.

    Yüksek HbA1C değeri olan Tip 1 diyabet hastalarında uyku apnesi hastalığı daha sık görülmektedir.

    Düzensiz Menstural Siklus Ve Hba1c Değeri İlişkisi:

    Tip 1 diyabeti olan kadınlarda menstürel siklusta bazı değişiklikler görülmektedir. Özellikle her 1 puanlık HbA1C yükselmesinde adet dönemi 3 gün uzamaktadır.

    Yüksek HbA1C değeri ve Kemik kaybı ilişkisi:

    Diyabet hastalarında bulunan bir diğer komplikasyon ise osteoporozdur.

    Osteokalsin kemik hücrelerinde üretilen bir proteindir. Kemik yoğunluğunu ve kemik yapımında görev almaktadır. Tip 1 diabet hastalarında yapılan bir çalışmada yüksek HbA1C değeri olan hastaların düşük osteokalsin değerlerine sahip olduğu bildirilmiştir.

    Ayrıca yüksek HbA1C değeri olan kadınlarda keik erime hızı daha fazladır.

    Yüksek Hba1c Metabolik Sendrom İlişkisi:

    Birçok çalışma diyabet olmayan kişilerde HbA1C yüksekliğinin metabolik sendro ile ilişkisi olduğunu kanıtlamıştır.

    Yüksek HbA1C Obezite İlişkisi:

    Obezite ve insülin direnci ilişkisi bilinmektedir. Yüksek vücut kitle indeksi , bel ve basen genişliği artışının artmış HbA1C değeri ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Yüksek HbA1C değeri Kanser İlişkisi:

    Yüksek HbA1C değerine sahip Kanser hastalarında ölüm oranı düşük HbA1C değerine sahip kanser hastalarına göre fazladır.

    Artmış HbA1C değeri Kolorektal , pankreas , solunum yolu ve kadınlarda genital kanserlerde artışla ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Ayrıca HbA1C değeri %7.5 ‘in üstünde olan hastalarda 5 yıl sağkalım oranı normal bireylere göre düşüktür.

    HbA1C ve Gebelik:

    Bu bilgilere ek olarak yüksek HbA1C değeri olan gebelerin daha fazla gestasyonel diyabet için risk oluşturduğu aşikardır.

    Ayrıca %5.9 ‘dan daha fazla HbA1C değerine sahip bireylerde preeklampsi riski de daha sıktır.

    Ayrıca bir çalışmada HbA1C değeri diabetik derecede olanlarda doğumsal bebek anomalisi görülme oranı %27,8 iken prediyabetik olanlarda %9.8 ve normal olanlarda %3 olarak tespit edilmiştir.

    HbA1C diyabet tanısında ve birçok gelişebilecek risk faktörünün önceden kestirilmesi açısından önemli bir testtir.

  • Ozon terapi nedir ve hangi tedavilerde kullanılır

    Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan doğal bir gazdır, kimyasal bir bileşen değildir. Tedavi sürecinde görevini tamamladıktan sonra hammaddesi olan oksijene dönüştüğü için doğaldır ve yan etkisi yoktur.

    Mikrop kırıcı, bakteri öldürücü, virüs çoğalmasını önleyici, mantar öldürücü etkisi yüksek bir gaz olan ozon, enfekte olmuş yaraların tedavisinde ve de bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Kan dolaşımını arttırma özelliğinden dolayı dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde de kullanılır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, yani vücudun direncini arttırır.

    Ozonterapi 4 temel alanda kullanılmaktadır:

    Dolaşım bozukluklarının tedavisi

    Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde; örneğin karaciğer hastalıklarından hepatitler, uçuklar.

    Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda örneğin; Bacaklardaki açık yaralar, Enflamatuar barsak hastalıkları, yanıklar, haşlanma ve enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları.

    Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak kullanılır.

    Ayrıca, Ozonterapi lipoliz etkisi ve oksijenasyon etkisinden dolayı bölgesel zayıflama ve genel zayıflama (ozon sauna) tedavilerinde de kullanılır.

    Uygulama yöntemleri

    Majör ozonterapi [Major Otohemoterapi] (Hastadan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşlanmaya bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemi aktivasyonu için kullanılır.

    Bu metotla, 50 ila 100 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tespit edilmiş ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya geri verilir. (Ozon kırmızı ve beyaz kan hücrelerini oluşturan spesifik maddelerle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya aynı damar yoluyla tekrar geri verilir.

    Minör ozonterapi [Minor Otohemoterapi], hastanın 3-5 ml kanı, ozonlandıktan sonra hastaya kalçadan geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: alerjik hastalıklarda, sedef, romatizmal hastalıklar, fibromyalji ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    Eksternal tedavi, ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot (ayaklar ve bacaklar için) içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, folyolar ile gerçekleştirilir. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon kuru bölgelere etki etmez. Bu metot cilt ülserlerini, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, shingles (herpes) ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su (dental tedavilerde) ve ozonlu saf medikal zeytin yağı (cilt erupsiyonları örneğin egzema, mantar, liken gibi) kullanımıdır.

    Ozon gazının rektal yolla uygulanması yönteminde ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı tarafından emilir. Bu metot genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında kullanılır ancak son zamanlarda iğnesiz olmasından dolayı genel sağlık desteği ve yeniden canlanma için de tercih edilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı majör ozonterapi ile aynı etkiye sahip olmasıdır.

    Ozonun eklem içi enjeksiyonunda ozon gazı, yavaşça eklem içine enjekte edilir. Bu metot ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır, artrit (diz eklem hastalığı gibi), tekrarlayan eklem-kıkırdak hasarı, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir.

    Akupunktur

    Ozon Terapi

    Fitoterapi

    Kupa-Hacamat

    Kök hücre-PRP-CGF

  • Hacamat (hijama = ıslak kupa tedavisi)

    •Hacamat; ilgili bölgelere uygun büyüklükteki kupaların vakumlanarak bir süre bekletildikten sonra, yüzeysel insizyonlar yapılmasını ve takiben; oluşan bu mikro kesilerin üzerinin tekrar kupalarla kapatılarak vakumlanması ve açığa çıkan kanın beden dışına alınması işlemidir.

    •Tedavinin başarılı olabilmesi için kan alınacak noktaların ve bölgelerin doğru seçilmesi önemlidir. Akupunktur; hem noktaların ve bölgelerin seçiminde, hem de doğru kombinasyonların oluşturulmasında en önemli yardımcıdır.

    •Akupunkturun etkisini açıklamakta kullandığımız kuto-visseral refleks, kapı kontrol teorisi gibi bir takım teoriler hacamat için de ileri sürülmüş olmakla birlikte hacamatın etkisini en iyi açıklayan mekanizma; kan alma işlemiyle mikrosirkülasyonun normalize olmaya başlaması; bunun sonucunda da bağ dokusunun detoksifikasyonu ve bedenin ilgili bölgesinin homeostazisinin sağlanmasıdır.

    •Hastalıklara sebep olan faktörlerden bir tanesi de bedende aşırı toksin birikimidir. Hacamat doğru bir şekilde uygulanırsa vücutta biriken toksinlerin bir kısmı kanla birlikte dışarı alınabilmektedir.

    •Hacamat, akupunkturun temel prensiplerine göre uygulandığı takdirde başarılı bir tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Bilindiği üzere;hücreden dışarı atılan atıklar lenfatik kapillerler tarafından alınarak mikrosirkülasyona aktarılırlar.

    Yani lenf sıvısı dediğimiz sıvı aslında , büyük ölçüde bedenin dışına atılması gereken toksinleri içinde barındırır.

    Bu sistem normalde çok düzenli olarak işler. Aşırı toksin birikiminde önce kapiller bileşkede sonra da interstisyel ortamda ve bağ dokusunda staz oluşur. Bu durum vasohumoral disregülasyondur.

    İşte hacamat uygulamasını yaptığımız dermisin orta-üst bölgesi ,tam olarak bu sorunlu bölgedir. Böylece atıklarla dolu lenf sıvısını ve periferik kanı drene etmekteyiz.

    UYGULAMA METODUMUZ

    İşlem yapılacak noktaların ve bölgelerin seçimini akupunktur metodolojisine göre yapmaktayız. Bir kupanın kapsadığı alanda genellikle birden fazla akupunktur noktası bulunmaktadır.

    BAZI BİYOKİMYASAL PARAMETRELER AÇISINDAN , İNTRAVENÖZ KAN ÖRNEKLERİNİN, HACAMAT KAN ÖRNEKLERİYLE KARŞILAŞTIRILMASI

    ÖZET:

    Hacamat geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarından birisi olup, binlerce yıldır hem koruyucu hekimlik hem de sağaltıcı hekimlik alanında başarıyla kullanılmaktadır.

    Hacamat uygulamasında, bedenin değişik bölgelerinden ama daima çok yüzeysel olarak, epidermisin altından, dermis bölgesinden kan alınmaktadır.

    •Bu deneklerden intravenöz yolla kan örnekleri alınmış, akabinde de aynı kişilere hacamat uygulaması yapılarak hacamatla elde edilen kan örnekleri de alınmış ve laboratuarda bazı parametreler incelenmiştir.

    •Biyokimyasal parametreler olarak üre, ürik asit, total kolesterol, trigliserit, ağır metallerden de kurşun, cıva, alüminyum ve arsenik temel alınmıştır.

    HİPOTEZ:

    •İntravenöz olarak alınan kan ile hacamatla alınan kan bir çok açıdan farklılık göstermektedir. Üre, ürik asit, total kolesterol, trigliserit, kurşun, cıva, alüminyum ve arsenik değerleri hacamat kanında, venöz kana göre daha yüksek seviyelerdedir.

    AMAÇ:

    •Venöz kan parametreleri ile hacamat kan parametrelerinin karşılaştırılarak, aralarında bir fark olup olmadığı eğer fark varsa; hangi değerlerde ne kadar fark olduğunun saptanması amaçlanmıştır.

    •GEREÇ VE YÖNTEM:

    •Bu çalışmada 23-75 yaşları arasında 10 erkek, 2 kadın toplam 12 denek seçilmiştir. Deneklerin kliniğimize başvuru nedenleri birbirinden farklı olup teşhis konulmuş olan rahatsızlıkları; Hepatit-B , kronik yorgunluk, gonartroz, hiperlipidemi, panik atak, boyun fıtığı, fibromiyalji, hipertansiyon, tremor ve kronik böbrek yetmezliği idi. Bazı hastalarda bu rahatsızlıklarının yanında başka kronik şikayetleri de mevcut idi.

    •Bulgular karşılaştırıldığında ölçümlenen değerler açısından venöz kan ile hacamatla elde edilen kan arasında farklılık olduğu görülmektedir.İncelenen tüm parametrelerde; hacamat kanındaki değerler daha yüksek bulunmuştur.

    •Biyokimyasal parametreler (üre,ürik asit,total kolesterol ve trigliserit)grubu;ağır metallerle (cıva,kurşun,alüminyum,arsenik) karşılaştırıldığında ağır metallerin,çok daha anlamlı bir şekilde yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır.

    •En az değişiklik ürik asitte %2.07 olup,sırasıyla üre (%9.38),total kolesterol %12.95 ve trigliserit (%18.23)şeklindedir.

    •Ağır metallerde ise en az değişiklik arsenik %6.28 , sonra sırasıyla kurşun %26.15, alüminyum %37.54 ve cıva %73.40 tır.

    Dr. Cemalettin EKMEKCİOĞLU

  • Panik atak tedavisinde akupunkturun yeri

    Panik atak tedavisinde akupunkturun yeri

    Beynimizin vücudumuzdaki organlarımızın fonksiyonlarını, duygularımızı ve davranışlarımızı nasıl yönettiğini daha kolay anlamak için bir benzetme yapacaksak, bir bankanın yönetiminde var olan hiyerarşik yapı gibi yönettiğini söyleyebiliriz.

    Nasıl ki bir bankanın bir genel müdürü vardır prefrontal korteksimiz o genel müdürdür. Genç, dinamik, yeniliğe açık.

    Nasıl bir yönetim kurulu vardır, limbic sisteme ait beyin bölümleri o yönetim kuruludur.

    Nasıl geniş bir otonomisi olan ama yönetim kurulu ile etkileşimi sürekli bir müdür vardır, o hipothalamustur ve de müdürün altında simpatik , parasimpatik sistem olarak adlandırdığımız iki şef çalışır.

    Bu şeflerin arasındaki denge sağlığımız için özel bir öneme sahiptir.

    Bu şeflerden simpatik sistem tehlike ve korku yaratan durumlarda daha çok çalışır.

    Parasimpatik system ise daha sakin ve huzurlu durumlarda fonksiyon görür.

    Bu hiyerarşik düzenin ahenkli çalışması sağlıklı bir yaşam için oldukça önemlidir.

    Gerçek bir tehlike durumunda örneğin bulunduğumuz odaya birisi tabanca ile daldığında, limbik sistemimiz bunu süretle değerlendirir ve altında çalışan hypothalamus ve simpatik sistemin active olmasıyla odada bulunan herkesin kalbi çok atmaya başlar çünkü iki şansımız vardır ya adamın elinden tabancayı almak ya da kaçmak, örneği uzatmamak için durumu kaçmak üzerinden aktaracak olursak ; kaçmak için bacaklarımıza ihtiyaç duyarız bu nedenle bacaklarımıza giden damarlar genişler, nereye nasıl kaçacağız yanı beynimizin çalışması lazım, beynimize giden damarlar genişler. Kanı nereden bulacağız? Derimizdeki damarlar daralır ve kanımız kalbimize alınır o yüzden betimiz benzimiz atar. O sırada vücudumuzda sindirim yapacak hal yoktur sindirim sistemimizi besleyen damarlarımız da daralır o kan da kalbimize alınır , tabi ki bu sırada bu hızla dolaşan kanımızın oksijenlenebilmesi için solunumumuz daha sıklaşır ve kalbimiz çok ve güçlü atarak oksijenlenmiş kanı bacaklarımıza ve beynimize göndererek bizim kaçıp kurtulabilmemizi sağlar.

    Limbik system fizyoloji sınırları içinde gerçek bir tehlike varken bu çalışma düzeni hayat kurtarıcı bir durumdur.

    Oysa depremde kalmak, hayati tehlike yaratabilecek bir trafik kazası geçirmek, fiziksel şiddete maruz kalmak, tecavüze uğramak, bir kaza ile bir uzvumuzu kaybetmek, bir bombalamanın ortasında kalmak, ölüm riski taşıyan bir hastalık teşhisi ile karşı karşıya kalmak gibi yüksek şiddetli birden ortaya çıkan stress uyaranlarına maruz kalan kişilerin limbik sistemleri o olaylardan kısa bir süre sonra çok küçük stres uyaranlarını ( asansör, siren, hızlı giden otomabil, biraz yüksek ses , karanlık, ıssızlık,vb.) bile gerçek bir tehlike uyaranı olarak algılamaya başlar, oysa ortada gerçek bir tehlike yoktur.

    Işte o andan itibaren gerçek bir tehlikede hayatımızı kurtaracak olan fonksiyonlarımız ; kalbin çok atması , betimizin benzimizin atması, soluğumuz yetmiyormuş gibi hissetme sonucu öleceğimizi düşünmeyle ortaya çıkan bir klinik tabloya dönüşür ki bu tablo panik atak olarak tanımlanan bir hastalığa dönüşür.

    Yapılan laboratuar araştırmalarında hiç bir neden bulunamaz ve her atak sonrakilerin şiddetini artıran bir sarmalın oluşmasına neden olur.

    Oysa neden limbik sistemimizin organ fonksiyonlarını yönetimindeki ahengin bozulmasından başka bir şey değildir.

    Akupunktur yapılan bilimsel çalışmalarda da gösterildiği gibi limbik sistemin çalışmasını düzenleyerek daha doğru çalışmasını sağlayarak panik atak tedavisinde psikiyatrik tedaviyi destekleyen bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır.

    Akupunktur panik atak tedavisinde haftada 3 seans olarak toplam 15 seans uygulanır.

  • Ozon tedavisi hangi hastalıklarda kullanılır ve uygulama yöntemi

    Ozon tedavisi hangi hastalıklarda kullanılır ve uygulama yöntemi

    – Damar ve dolaşım bozukluklarının tedavisinde ( Reynaud fenomeni, Burger hastalığı )

    – Anti aging; Antioksidan etkisiyle serbest radikalleri azaltır. Yaşlanma sürecini yavaşlatır.
    – Diabet (şeker hastalığı)
    – Metabolik Sendrom
    . Abdominal obezite
    .Trigliserit yüksekliği
    . HDL kolestrol düşüklüğü
    . Kan şekeri yüksekliği
    . Kan basıncı yüksekliği
    – Kolit
    – Romatizmal hastalıklar
    – Tenisçi dirseği
    – Fibromyalji
    – Topuk dikeni
    – Omuz, diz eklem hastalıkları
    – Uyku bozuklukları
    – Kronik yorgunluk sendromu
    – Stres
    – Ani işitme kaybı, kulak çınlaması
    – Yara tedavisi
    – Kronik bronşit
    – Kanserde kemoterapi ve radyoterapiye destek olarak
    – Virüs hastalıkları
    – Bakteri ve mantar enfeksiyonları,
    UYGULAMA YÖNTEMLERİ
    – Major: Hastadan 50-100 cc kanın özel ozon şişelerine alınıp, ozonlandıktan sonra tekrar geri verilmesidir.
    – Minor: Hastadan alınan 5-10 cc kanın ozonlandıktan sonra omuz veya kalçadan kas içine yapılmasıdır.

  • Kalp sağlığımızı nasıl koruyalım?

    Kalp sağlığının korunmasında dengeli beslenmenin rolü inkar edilemez.Hazır ve raf ömrü uzatılmış gıdalar yerine taze ve temiz besinlerin tüketilmesi hedeflenmelidir. Taze sebze ve meyveler, bakliyat grubu besinler, tahıllar ve hayvansal ürünlerden dengeli bir şekilde tüketmeye özen gösterilmelidir. Her gün en az 1,5 litre su içilmelidir( 8 bardak ). Az yağlı, özellikle hayvansal yağlardan ve margarin türü doymuş yağlardan uzak duracak şekilde besinler tüketilmesi kalp sağlığı açısından daha uygun olacaktır. Taze sebze ve meyve tüketimi artırılarak kalp sağlığının korunmasına katkıda bulunulmalıdır. Kalp sağlığınızın korunmasında kan şekeri, iyi- kötü kolesterol ve kan basıncı gibi değerlerin belirli seviyelerde tutulmasının büyük önemi vardır. Gerekli ölçümlerin düzenli olarak yapılması ve sağlıklı insanlar için belirtilen aşağıdaki değerlere dikkat edilmesi kalp sağlığının korunması açısından gereklidir.

    1- KAN ŞEKERİ <100 mg/dl
    2- HbA1C <%5.5
    3- TOTAL KOLESTEROL <200 mg/dl
    4- HDL >45-50 mg/dl
    5- LDL <160 mg/dl
    6- TRİGLİSERİD <150 mg/dl
    7- BEDEN KÜTLE İNDEKSİ <25 kg/m2
    8- KAN BASINCI <140-90 mmHg
    9- BEL ÇEVRESİ E:102 cm K:88 cm

    Kan basıncı yüksekliği, şeker hastalığı ve uyku bozukluğu ile ilgili olan sorunların üzerine eğilerek gerekli tedavilerin uygulanması kalp sağlığı açısından çok önemlidir. Çünkü yapılan araştırmalar, günümüzde şeker hastalarını damarları hasta insanlar olarak kabul edip, buna göre takip ve tedavi açısından yaklaşmak gerektiğini göstermektedir. Kan basıncı yüksekliği de çok yaygın olup, toplumsal bir sağlık problemidir, genellikle hastaları sakat bırakarak üretimi düşürüp sağlık maliyetlerini artırmaktadır. Uyku bozuklukları ve özellikle uykuda solunum durması problemlerinin ise (Uyku-apne sendromu) koroner damar hastalığı, kalp yetmezliği ve ani kalp ölümlerinden sorumlu olabileceğini akılda tutmak gerekir.

    İyi bir multivitamin, kalp sağlığınız için önemli olan mikro besin maddelerini sağlayabilir. Aşağıdaki vitamin ve mineralleri içeren bir multivitamin kullanmak kalbiniz için yararlı olabilir.

    Magnezyum Kalp ritminizin düzenli olmasını sağlamaya yardımcı olur ve kalsiyumla birlikte tansiyonu düşürür.

    Kalsiyumu iyi bir şekilde emebilmek için vücudunuzun D vitaminine ihtiyacı vardır. 60 yaşın altındakiler için günlük 400 IU (uluslararası birim) 60 yaş üstü kişiler için günlük 600 IU alınması kan damarlarındaki iltihaplanmayı azaltabilir.

    C vitamini ve E vitamini ikilisi, birleştiklerinde antioksidan etkisi yaratır. Birlikte alındıklarında, ayrı ayrı alındığından çok daha etkilidirler.

    Potasyum: Atardamar sağlığı açısından yararlıdır (yiyeceklerden alabilirsiniz: günde 4 meyve, özellikle muz, avokado ve kavun)

    Folik Asit: folik asitin, insan sağlığında birçok yerde gerekli olduğu kanıtlanmış bir gerçek ama kalbinizin sağlığı için çok önemli bir rol oynuyor: Günde 700 mikrogram folik asit, homosistein seviyelerini sağlıklı düzeylere düşürür.Homosistein düzeyinin kanda artışı damar sertliğine yol açabilmektedir. Vücudunuz yiyecekten alınan folik asiti sadece kısmen emer bu yüzden besin takviyesi almak yeteri kadar folik asit aldığınızı garantilemenin en kolay yoludur. Ancak, aynı zamanda B-6 ve B-12 de almalısınız çünkü folik asit bazen onların eksikliğini ortaya çıkarır.

    A vitamini, özellikle görme fonksiyonundan sorumludur, ciltte oluşan akne tedavisinde de kullanılır.Kalp sağlığı açısından da alınması önerilir.

  • Nöroproloterapi

    Nöroproloterapi kas-iskelet sistemindeki hasarlanmalarla oluşan nöropatik ağrı ve diğer ağrılı durumları tedavi etmek için kullanılan regeneratif tıbbın en yeni adımıdır. Neurofasial proloterapi, subcutanoz proloterapi veya lyfgot teknik olarak da isimlendirilmektedir.

    Neural proloterapi hasarlı-inflame sinirlerin düzelmesi ve doku fonksiyon restorasyonu için cilt altına medikal şeker veya mannitol enjeksiyonudur.

    Neural proloterapinin temeli Hilton kanununa dayanmaktadır. Hilton kanununda eklemi inerve eden sinirler, üzerindeki deriyi ve eklemi hareket ettiren kaslarıda inerve eder.

    Eklem üzerindeki cildin duyusu alan sinirlerin irritasyonu eklem çevresindeki doku ve kaslarda ağrı ve disfonksiyona sebep olur.

    Bilinmektedir ki klasik proloterapide hipertonik dextroz ligament ve tendonlardaki bağ dokusunda düzelmeyi sağlamaktadır. Neuroproloterapide de dokudaki şişliği azalttığı ,ağrıyı giderdiği ve fonksiyonda düzelme sağladığı görülmüştür.

    Doku yaralanmalarında proinflamatuar maddeler ( bradikinin,prostaglandin) salınır ve bunlar sinir üzerindeki geçici reseptör potansiyel V1(TRPV1) katyon kanalını (capsaicin) aktive eder.Bu kanallar açılınca inflamasyon ( substans P ve CGRP) kan damarlarında sızıntıya yol açar ( şişlik- ödem), aşırı duyarlılık ve ağrılı duyuya yol açar. Dextroz veya mannitol capsaicin reseptorlerini bloke eder, kaskadı önler ve normal sinir fonksyonunu restore eder.

    Neural proloterapi eklem, kas , tendon ve ligament zedelenmeleriyle ilgili ağrıların ( Akut ve kronik olsun) tedavisinde etkilidir. Tedavi boyun ,bel,diz, omuz, kalça, dirsek, el bileği, el,ayak bileği eklemini içerir. Total diz replasmanı sonrası ve failed back surgery sonrası ağrılar da da etkilidir.

    Tedavi Haftada 2-3 olarak düzenlenir. Seans 10 – 15 dk. arası gerekebilir.

  • Limbik sistem ve akupunktur

    Limbik sistemi oluşturan yapılar filogenetik olarak beynin en eski kısımlarıdır.

    Limbik sistem; insan beyin korteksinin geniş bir alanı tarafından idare edilen, dışardan gelen veya düşüncelerimizle oluşan her türlü uyarana bedenin vereceği cevabı düzenleyen sistemdir. Özellikle stres oluşturan uyaranların bedene zararını ortadan kaldırmaya, bunun için otonom sinir sistemi fonksiyonlarını düzenlemeye çalışır.(Dolaşım ve sindirim sistemi, endokrin sistem fonksiyonları gibi)

    Öncelikle gövdemizdeki tüm yaşamsal fonksiyonların limbik sistemimize gelen uyaranların etkisi altında olduğunu hatırlatmak isterim. Dışarıdan gelen tüm uyaranlar (müzik, gürültü, tüm görsel uyaranlar, bize söylenen iyi veya kötü sözler vb.) veya düşüncelerimizle oluşturduğumuz (kilo vermem lazım, ya çocuğum olmaz ise, yine kalbim çok çarpacak, yine tansiyonum çıkacak; kendimizle ilgili yaptığımız tanımlar; şişmanım mutsuzum, çirkinim, yalnızım, sinirliyim, vb.) uyaranlar limbik sistemimiz tarafından bir işleme tabi tutulur.

    Bu işlemde tüm geçmiş deneyimlerimiz, inançlarımız, ön kabullerimiz ve aldığımız eğitim de rol oynamaktadır. Bu işlem sonunda o an ki uyarana gövdemizde nasıl bir tepki gelişeceği limbik sistemin oluşturduğu kararla otonom sinir sistemimize iletilir ve kalbimizin, solunum sistemimizin, hormonlarımızın, sindirim sistemimizin çalışmaları düzenlenir. Burada amaç sağlıklılığın ve canlılığın devam ettirilmesidir. Örneğin gerçekten tehlike varsa bu durum karşısında önce kalbimiz çok atmaya başlar çünkü tehlikenin üstesinden gelecek gücümüz yoksa kaçmamız gerekmektedir. Kaçmamız için bacaklarımıza ihtiyaç duyarız bu nedenle kalbin pompaladığı kanın bacaklarımıza gidebilmesi için bacaklarımızın damarları genişleyecektir. Bu sırada nereye gideceğimizin kararını verecek olan beynimizin çalışmaya, dolayısı ile kana ihtiyacı vardır ve beyni besleyen damarlarımız da genişler. O sırada derimizde kan ihtiyacı yoktur ve deri damarları daralarak kan kalbe gönderilir. Yine tehlike anında sindirim işlemi ile uğraşacak durum yoktur ve sindirim sistemimizi oluşturan mide, bağırsak gibi yapıların damarları da daralır ve bu kan da kalbe döner ve kalbimiz bu kanların hepsini bizi tehlikeden uzaklaştıracak veya üstesinden gelecek organlarımıza gönderir. Tüm bu çalışmalar limbik sistemin kararları ile otonom sinir sistemimiz tarafından organize edilir.

    Yukarda ki durum limbik sistemimizin, dışarıdan gelen uyaranlara gövdenin vereceği tepkilerin önemli örneklerinden biridir.

    Güzel ve yumuşak bir müzik dinlediğimizde yine bedenimizde hissettiğimiz gevşeme ve huzur da limbik sistem tarafından organize edilen bir diğer örnek olabilir. Bu tepki örnekleri doğal ve fizyolojik olası durumlara aittir.

    Eğer kişi uzun süredir olumsuz uyaranlar ile karşı karşıya ise (İşyeri huzursuzluğu, aile içi huzursuzluklar vb.) veya birden yüksek şiddette stres uyaranına maruz kalırsa ( depremde kalmak, ciddi trafik kazası geçirmek, çok sevdiğimiz birinin beklenmedik ölümü vb.) limbik sistem uyarana karşı organların fonksiyonlarını düzenleyerek o uyarani beden için zararsız hale getirme görevini yapamaz hale gelebilir. İşte bu durumda basit uyaranlar veya düşünceler tehlike uyaranı gibi algılanmaya başlar ve otonom sinir sisteminin çalışmasındaki dengenin bozulması sonucu organ fonksiyonlarında bozulmalar ortaya çıkar.

    İrritabl kolon, kronik kabızlık, adet düzensizlikleri, tiroit problemleri, nedeni belli olmayan infertilite sorunları gibi sorunların nedenlerinden biri de limbik sistem disfonksiyonu (düzgün çalışmama) olabilir.

    Akupunktur, bozulmuş limbik sistem fonksiyonlarını düzenleyen bir tedavi yöntemi olarak tüp bebek veya aşılama yöntemi ile çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının vücutlarını uygulamaya hazırlama tedavisinden , spastik kolon, kronik kabızlık, adet düzensizliği, baş ağrısı, obeziteye kadar bir çok strese bağlı ortaya çıkan psikosomatik hastalıkların tedavisinde öne çıkmaktadır.Sonuç olarak akupunktur limbik sitemin fonksiyonlarını düzenleyebilir. Bunun yanı sıra; kişi limbik sistemine zarar verecek olumsuz uyaranlardan olabildiğince uzak durmayı başarmalıdır.