Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu bir balonlaşma şeklinde ortaya çıkar.Bu balonlaşma damar duvarını zayıflatır ve normal damara göre daha dayanıksızlaştırır. Bu zayıflayan ve incelen damar duvarı yırtılarak kişinin hayatını tehlikeye sokabilir. Anevrizmanın oluşumu herhangi bir kan damarında meydana gelse de daha çok atardamarda görülür.olşumunda çok fazla neden olabilir. Damar sertliği anevrizmanın oluşmasında en önemli etkendir.Bunun yanında kafa travması, damar iltihaplanması, yüksek tansiyon ve doğuştan gelen damar gelişme bozuklukları da olabilmektedir.
Mca Anevrizmaları
Anevrizma Belirtileri nelerdir?
Belirtileri vücutta oluştukları bölge ile doğrudan ilgilidir. Anevrizmanın patlaması sonucu ağrıdan bayılma, inme inme ve şok şeklinde görülen hayatı ciddi şekilde tehdit eden bir çok belirtiler görülebilir.Genel olarak karın, göğüs,baş ve sırtta ısrar eden ağrılar olarak da sayılabilir. Ancak kişide kanamamış anevrizması varsa çoğunlukla hiçbir belirti görülmeyebilir. Belirti vermediğinden başka hastalıklarada karıştırılabilir. Belirti görülmeyen anevrizmalar uzman bir doktorun klinik muayenesi sonucu ve ek testler yapılarak tespit edilebilir. Bazı hastaların vücudunda başka anevrizmalarında olma ihtimali düşünülerek, bu noktada doktora hastalığın etkileri iyi anlatılmalıdır. Hastalık tespiti yapılan kişilerin kontrol ve takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.
Tedavisi nasıl yapılır?
Ülkemizde birçok kişi bu hastalığın farkında olmadan yaşamlarını sürdürmektedirler.Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa sadece takip iyi bir seçenek olabilir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi uygulanabilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır.
Günümüzde yaygın olarak uygulanan standart tedavi şekli ameliyatla tedavidir. Anevrizmaların tedavisi, yerlerine, büyüklüklerine, büyüme hızlarına, damarda meydana getirdikleri hasara, patlama riskleri gibi çeşitli etkenlere göre planlanmaktadır. Artık dünyada bir çok merkezde uygulanan endovasküler tedavi yöntemleri sayesinde hastalar bir-iki gün gibi kısa süre hastanede yatmakta ve tedavi olmaktadırlar. Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan bir yöntemdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Bugün artık pek çok modern kapalı veya açık cerrahi teknikleri kullanılmaktadır.
Beyin kanaması, zannedilenin aksine bir değil pek çok farklı sebepten dolayı ortaya çıkabilen oldukça karmaşık bir hastalık. Genel olarak beynin zarları arasında, beyin içerisinde veya kafatası ile saçlı deri arasındaki kanamaların tümüne birden beyin kanamaları deniyor. Bunların bazıları tedaviye ihtiyaç gösterirken bazıları hiçbir tedavi gerektirmiyor.
Beyin kanamalarının en fazla, travmaya uğramış olgularda görülür.Özellikle trafik kazası, düşme gibi travmalardan sonra beyin kanamalarının görülebildiğini söylüyor. Travmadan sonrası cilt altında oluşan kanamalar, özellikle çocuklarda çok önemli. Çünkü bunlar herhangi bir şekilde tedaviye ihtiyaç göstermese bile, çocuğun kan miktarı az olduğu için, cilt altıyla kafatası arasında biriken kanama çocukta kansızlığa neden olabiliyor. O yüzden bu kanamanın miktarının mutlaka saptanıp çocuğa kan takviye edilmesi gerekiyor.
Epidural kanama: Beyin kanaması türlerinden bir diğeri, beynin en dış zarıyla kafatası kemiği arasında oluşan kanamalar. Bunlara, duvarın (beynin en dış zarı) dışındaki kanamalar veya diğer bir değişiyle epidural kanamalar deniyor. Bunlar, kemiğin kırılmasıyla, kemiğin içerisinden geçen damarların yırtılmasıyla ya da kemiğin kendi içinin kanamasıyla biriken kanamalardan oluşuyor.Bu tür hastalarda cerrahi müdahale açısından çok hızlı davranmak gerekir. “Özellikle, kaza geçirdikten sonra belirli bir dönem uyanık kalıp da daha sonra şuur kapanan hastaları muayene ederek, beyin zarıyla kemik arasındaki kanamanın varlığını saptadıktan hemen sonra acilen ameliyata almamız gerekiyor. Almadığınız takdirde ölümle, sakatlıkla ya da bir tarafın felciyle karşılaşmak mümkün. Acil servisten gelebilecek böyle bir hastayı, 10-15 dakika içerisinde ameliyathanede ameliyata başlar hale gelebilmeyi gerektiren bir vaka olarak kabul etmek lazım.”
Subdural kanama: Bir başka kanama türü olan subdural kanamalar ise beynin en dış zarıyla (dura) beynin ortadaki zarı arasında oluşuyor. Bu tür kanamalar da yine darbelerle olabildiği gibi, çok alkol almış kişilerin sarhoşluk sırasında kafasını nereye ve nasıl vurduğunu bilmediği için ufak travmaların ve darbelerin neticesinde uzun dönemli kanamalar şeklinde de kendini gösterebiliyor. Bu tür baskılara karşı beynin bir toleransı vardır.Bu tolerans beynin plastisitesi ve elastisitesinden kaynaklanır.Beyin toleransını kaybettiği ya da sınırına geldiği anda reaksiyon verir hale gelir. Bu durumda hastanın nörolojik tablosunda bir değişiklik olur. Önemli olan bu plastisiteyi ve elastisiteyi aşmadan ve geriye dönüşü olmayan durumlar oluşmadan önce problemi ortadan kaldırabilmek.
Bebek sallama sendromu: Bir başka kanama türü de beynin son, orta ve alt zarı arasında, su miktarının olması gereken yerden başka bir bölüme geçmesinin verdiği baskıyla ortaya çıkan su toplanması nedeniyle oluşan ve buna eşlik eden kanamalar. Bu durumda problem, su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde, annelerin gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda küçük çocuklarını uyutmak için ayağında ya da bir örtü yardımıyla elle oluşturulan salıncakta hızla sallanması bebek sallama sendromu denen ciddi bir hasara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları dediğimiz bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir.
Subaraknoid kanama: Beyin kanamalarının en önemlisi, vücuttaki bütün damarların korunması için, beyin omurilik sıvısının gezdiği zarların arasında bulunan bölümde seyredeni. Burası damarların herhangi bir şekilde sıkıştırılmamasını, bükülmemesini sağlayan bir mekanizma aslında. Beyin omurilik sıvısı içerisine bir kanamanın sızması, subaraknoid kanama denilen ve özellikle damarsal problemlerin olduğu hastalarda görülen durum. Eğer damarda damar sertliğine, tansiyonun artımına, yumaklaşmanın, balonlaşmanın veya damardaki diğer başka anomalilere bağlı olan bir kanama oluşursa, kanamanın ilk ortaya çıktığı nokta bu su sistemi oluyor. Ani bir sızma ile çok şiddetli baş ağrısı oluşuyor. Beyin omurilik sıvısı, beyinden omuriliğe kadar gittiği için, bu sızmanın neticesinde beyin basıncını artıyor ve ense sertliği meydana geliyor. Böyle bir beyin kanaması, damardaki balonlaşmanın ani patlamasıyla kişinin birden yere düşüp bayılmasına, çok şiddetli ve gelip geçici bir baş ağrısına sebep olabileceği gibi hastayı komaya sokar bir duruma kadar getirebiliyor.
Anormal damarlaşmalar: Beyinde kanama yapan bir başka sebep de anormal damarlaşmalar. Damarsal yumaklaşma denilen atardamarların ya da toplardamarların yumaklaşması veya bir, iki atar damarla beslenip bir iki toplar damarla kendisini boşaltan, görüntü olarak böğürtlene benzeyen bazı damarsal anomalilerin olduğu durumlarda da beyin kanamaları meydana geliyor. Bu damarsal durumların bazılarının doğumsal, bazılarının sonradan geliştiği varsayımları bulunuyor. Beynimizde, kalpten gelen kanı alan, iki adet önde iki adet arkada yer alan atar damarlardan oluşan büyük bir damar sistemi var. Bu damarlar dallanarak, birbirleriyle birleşerek beynin içerisinde bir poligon yapıp, her tarafı besliyorlar. Bu sistem içerisinde, atardamarla toplardamar arasında olması gereken ince yapıdaki damarların doğumsal yokluğu, atardamarın basınçla kanı aniden toplar damara geçirmesine ve damarlarda şişmeler oluşmasına neden olabiliyor. Anormal ağlaşma denen bu durum, beynin normalde belli bir yere gitmesi gereken kanı başka bir yere sevk etmesine sebep olduğu için çalma sendromlarına sebep oluyor. Yani bir tarafa hiç kan gitmiyor veya az gidiyor ve oraya gitmesi gereken kan başka bir tarafa gidiyor.
Tanı yöntemleri
Beyin damarları hastalıklarında, bazı şikayetlerin uzun süre ve belli aralıklarla devamlılığı söz konusu olduğunda tanı programları uygulanıyor. Tetkik yöntemleri kendi içinde belirli bir sıralama izliyor. Örneğin bir hastada baş ağrısı periyodik olarak devam ediyor ve belirli bir bölgede oluyorsa, bu hasta için en basitinden başlayıp daha komplike olanına kadar giden geniş bir tetkik yelpazesi bulunuyor. Tanı yöntemleri olarak, belden beyin omurilik sıvısı alınması, beyin damarlarını görüntüleme metotlarından MR ya da bilgisayar tomografik görüntüleme sistemi kullanılıyor. Çok ufak olan milimetrik boyuttaki damarsal problemler MR ya da bilgisayar tomografide görünmese bile, büyüyüp gerçekten soruna neden olabilecek diğer damarsal anomalileri bu tetkiklerle görmek mümkün. Hastanın kolundaki bir toplardamardan verilen kontrast maddeyle yapılan tetkiklerde bilgisayarın görüntüleme sistemiyle kafanın içerisindeki bütün arteriyel ve venöz damarsal sistemi görmek mümkün. Bilgisayar tomografi beyindeki bütün damarların sağlıklı olup olmadığını tıbbi anlamda kalptekiyle eşdeğer olarak ortaya koyabiliyor. En ileri tetkiklerden biri de dijital substruction anjiyografi (DSA) dir.DSA, kalp anjiyosu yapar gibi beyindeki damarların patolojisini görme imkanı veren bir teknik. Ama ondan önce MR anjiyo, MR venografi gibi toplardamarların, atardamarların MR’da ve bilgisayar tomografide görülme imkanı sağlanması gerekiyor. Bu bazı hastalıkları engelleme imkanı verir.
Anormal damarlaşmaların tedavisi
Anormal damarlaşmaların tedavisi cerrahi yöntemlerle yapılıyor. Ancak ameliyatlardan sonra bu tür damarsal durumlar ortadan kaldırılsa da bazen daha önce tam kan gitmeyen yerde aşırı kanlanma sorunu yaşanabiliyor.
Beyindeki kan damarlarının ve beyin suyunun akımında fizik kanunlarının hepsi geçerlidir.Beyindeki damarsal yapılarda beyin bu akımı bazen normal yaparken, fazla kan geldiğinde damarları kasmak, az kan geldiğinde damarları açmak suretiyle gerekli olan kanı temin etmeye çalışıyor. Ancak damarsal bir anomali olduğu veya kişinin tansiyonu çok yükseldiği zaman beyin bu otoregülasyon işlemini tam yapamıyor. Bu mekanizma işlemeyince de zayıf olan ya da damar sertliği olan bir yerden rahatlıkla kanama olabilir.
Ateroskleroza, damar sertliğine ya da damardaki anomalilere bağlı gelişen kanamalarda ise kanamaların zamanlaması, kanamanın yeri, damarın yeri veya kanamanın ne kadar devam ettiği çok önemli. Bu kanama bazen bir sızma sonrasında ortadan kalktığı gibi, bazen de çok aşırı miktarlarda olabiliyor. Aşırı kanama, su yollarını yırtıp beynin diğer su boşluklarında veya beynin kendi dokusu içerisinde de kanama yapabiliyor. Beynin içerisindeki bölgeye göre kanamanın tedavisi de farklılıklar yaratıyor. Örneğin derinde, az miktarda olan ancak hastanın bir tarafını felç edecek kadar çok ağır problemler yaratmış bir kanamanın cerrahiye ihtiyacı olmuyor. Ancak hastada yarattığı problemler ömür boyu devam edip hiç iyileşmeyebiliyor. Bazı büyük kanamalara anında müdahale edilmesi ise hastada yerleşik problemlerin oluşmamasını sağlıyor. Hasta hızla normal durumuna dönebiliyor. Anormal damarlaşmaların bir kısmına müdahale edilirken bir kısmına edilemiyor. Büyük bir toplar damarın varis gibi bir yerde genişlemesi tedaviye ihtiyaç göstermiyor. Sara nöbetleri oluşturan, küçük böğürtlen gibi birkaç damarla beslenip birkaç damarla kendini boşaltan damarsal sorunlar ise mutlaka cerrahi tedavi gerektiriyor. Cerrahi yöntemin alternatifi olarak derinde, hayati bölgelerde, çıkartılmasında hastaya problemler yaratabilecek bölgelerde, küçük damarsal patolojilerde Gamma Knife kullanılıyor. Balonlaşma problemlerinde ise genellikle embolizasyon denilen radyolojik girişimlerle balonların içerisi kapatılıyor.
Sinirlerin çevre dokular tarafından basıya uğraması ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük veya fonksiyon kaybına neden olabilir. En sık el bileğinde, dirsekte ve dizin yan tarafındaki sinirlerin sıkışmasına rastlanır.Temel problem sinirin çevre doku tarafından basıya uğramasıdır. Bu durum yaralanma sonrası, hastalık sonrası veya tekrarlayan hareketlere bağlı oluşabilir.
Cerrahi sırasında ilgili bölgedeki siniri sıkıştıran bant kesilerek açılır ve sinir rahatlatılır.
Alternatif tedaviler:
• Her türlü riski göze alıp ameliyat olmamak
• Ağrı kesici ilaç tedavisi
• Değişik iğne uygulamaları
• Ağrılı bölgeyi sabitleyici bileklik dirseklik, dizlik gibi ateller kullanmak.
Ameliyatın Riskleri:
• Anestezi riski:Lokal veya genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle ) riskler vardır. Ayrıca anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.
• Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede bir kanama olabilir. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.
• Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.
• Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra ağrı ve diğer bulgular pek muhtemel olmasa da artabilir
• Fonksiyon kaybı:Nadiren girişim sonrası hastanın mevcut fonksiyonlarında azalma veya tamamen kayıp olabilir.
• Enfeksiyon:Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin yapılarda iltihap meydana gelebilir.
• Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.
Boyun omurları arasındaki diskin yerinden taşarak sinirlere bası yapmasıdır. Boyun, kol, omuz, baş, sırt ağrılarına neden olabilir. Kollarda güçsüzlük ve uyuşmalar başlayabilir.
İlaç, egzersiz ve fizik tedaviye yanıt vermeyen hastalarda operasyon önerilir.
AMELİYAT İÇİN EN ÖNEMLİ BULGU KUVVETSİZLİKTİR!!
MR DA FITIK SAPTANMASI AMELİYAT GEREKLİLİĞİ DEĞİLDİR!!
ÇOK ŞİDDETLİ YEŞİL VEYA KIRMIZI REÇETELİ İLAÇLARLA DAHİ GEÇMEYEN AĞRILARDA DA OPERASYON İYİ BİR SEÇENEKTİR.
Anterior servikal mikrodiskektomi, servikal disk hastalığına bağlı ağrı, uyuşukluk ve/veya güç kaybı gibi şikâyet ve bulguları gidermek için uygulanan bir ameliyat yöntemidir. Omurga kemiklerinin aralarında doğal bir şok emici yastık vazifesi gören disk adlı yumuşak, jölemsi yapılar bulunur. Disklerin orta bölümünde bulunan yumuşak kısmı çeşitli nedenlerle etrafını saran ve nispeten daha sert olan disk çeperinden fıtıklaşarak komşu sinirlere ve omuriliğe bası yapabilir. Aynı şekilde disklerin yıpranmasına bağlı oluşan kemik çıkıntıları (kemik spurları, kireçlenmeler) da sinirlere ve omuriliğe bası yapabilir. Bu ameliyatla üst boyun bölgesi omurilik ve/veya sinir köklerinin üzerinde fıtığa bağlı olan bası giderilmeye çalışılır. Bu ameliyat sırasında etkilenen boyun seviyesindeki fıtıklaşmış disklerin ve kemik çıkıntılarının genellikle boynun ön tarafına yapılacak cilt kesisi yoluyla çıkartılması yöntemi kullanılır. Disk çıkartıldıktan sonra üst ve alt omuru birbirine kaynaştırmak, iki komşu kemik arasındaki boşluğu doldurarak çökmesini önlemek için önceden hazırlanmış küçük bir kemik grefti(Hastanın kendisinden ameliyat sırasında alınan (en ideal kaynaştırma materyalidir) veya donörlerden alınmış banka kemikleri) veya cage veya protez denilen materyaller kullanılabilir. Hazır materyallerin hiçbirinin birbirinden belirgin daha üstün olduğu henüz kanıtlanmamıştır. Bu materyallerin hiçbirini kullanmayı tercih etmeyen, kemikler arasına birşey koymayan uzmanlar da vardır. SON ZAMANLARDA TEK VEYA İKİ SEVİYELİ YAPILAN BOYUN FITIĞI AMELİYATLARINDA ARAYA YABANCİ CİSİM KONULMADAN YAPILAN AMELİYATLARIN BAŞARILI OLDUĞUNU GÖSTEREN YAYINLAR ÇIKMAYA BAŞLAMIŞTIR.
Ameliyat sonrasında hastalar genelde 2-4 saat içinde kalkar yürürler ve aynı gün veya ertesi gün (benim tercihim bir gece yatırmaktır) taburcu olurlar.
Alternatifler:
• Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak.
• İlaç tedavisi yoluyla ağrı veya kas spazmını gidermeye çalışmak.
• Boyun kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak.
• Fizik tedavi yöntemleriyle şikâyetleri gidermeye çalışmak.
İşleme Ait Sorunlar:
• Anestezi riski: Lokal ve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek sorunlar olabilir.
• Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.
• Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.
• Omurilik yaralanması: Çok nadir olsa da ameliyat esnasında omurilik yaralanmasına bağlı felç meydana gelebilir. Genellikle geçicidir.
• Kardiyak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.
• Ameliyatın başarısız olması: Füzyonlu Anterior Servikal Diskektomi ameliyatından sonra ağrı, uyuşukluk, kas gücü kaybı veya diğer şikâyetlerin giderilememe olasılığı düşükte olsa vardır.
• Omurların birleşememesi: Anterior Servikal Diskektomi ameliyatından sonra komşu omurlar birbirine kaynamayabilir ve bu durum omurga bozukluklarına ve/veya ağrıya yol açabilir.
• Ağrı yakınmasında artış: Nadir de olsa ameliyat sonrasında ağrı yakınması artabilir.
• Enfeksiyon: Enfeksiyon cilt kesi bölgesinde ve altında olabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu ( beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) bulunur.
• Sinir hasarı: Ses tellerine giden sinirin yaralanma riski az da olsa mevcuttur. Bu durum sonucunda geçici veya kalıcı ses kısıklığı görülebilir. Çok nadiren vagus sinirinde oluşabilecek bir yaralanma diyafram fonksiyon bozukluğuna yol açabilir.
• Sinir kökü yaralanması: Sinir kökü yaralanması; kolda ağrıya, ilgili kas gruplarında güçsüzlüğe ve ilgili ciltte duyu bozukluklarına neden olabilir.
• Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.
• Solunum problemleri: Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnömoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.
• İnme: Ameliyat esnasında veya sonrasında Karotid arterin yaralanması ve gerilmesi sonucunda inme meydana gelebilir.
Beyin tümörleri genellikle beyinin kendi hücrelerinden kaynaklanan tümörlerdir (Gliomalar). Ayrıca beyin zarlarından kaynaklanan tümörlerde sık görülenlerdendir (menengiomalar). Başka bir yerdeki tümörün beyne sıçraması ile oluşan tümörlere ise metastaz denilir. Bu üç cins tümör erişkinlerde beyinin en sık görülen tümörleridir.
Baş ağrısı, bulantı kusma, nöbet, bir tarafında uyuşma ve kuvvetsizlik, çift görme, şuur bozukluğu en sık görülen şikayetlerdir.
Tanısı muayene sonrası çekilen MR, BT, grafilerle konulur.
Beyin tümörlerinin tedavisinde cerrahi ve/veya ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisinde (kemoterapi seçenekleri birlikte veya tek tek uygulanır.
Tüm beyin tümörlerinde amaç genelde tümörün tamamen çıkarılmasıdır. Bazı durumlarda tümörün bir kısmı zorunlu olarak bırakılabilir bu durumda alternatif tedavi yöntemleri tedaviye eklenebilir.
Alternatif tedaviler:
• Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak
• Radyoterapi
• İlaç tedavisi
• Bilgisayarlı tomografi ve MR ile takip
Biyopsi.
Ameliyatın Komplikasyonları:
• Anestezi riski: Lokalve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.
• Denge problemleri: Denge bozukluğu ve/veya baş dönmesi tümörün kendisinden kaynaklanabileceği gibi tümör çıkartılma ameliyatı da bunlara yol açabilir. Ameliyat sonrası bulantı ve/veya kusma görülebilir.
• Kanama: Nadirolsa da ameliyatım sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyulabilir.
• Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Ameliyat bölgesinde oluşan pıhtılar çevre beyin dokusuna bası ile beyin dokusu hasarı, kan akımını engelleyip ağrı, ödem, inflamasyon veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.
• Beyin dokusunda hasar: İşlemsırasında etraf beyin dokusunda hasar oluşma riski vardır. Bu hasarlara bağlı şikayetler tümörün yerine göre farklılık gösterebilir.
• Kardiak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.
• Ameliyatın başarısız olması :Ameliyat ile tümör tamamen çıkartılamayabilir. Ayrıca ameliyat öncesi mevcut olan nörolojik tablo ve yakınmalar ameliyat sonrası düzelmeyip daha da kötüleşebilir.
• Hidrosefali: Ameliyat sonucunda beynin etrafında dolaşan beyin-omurilik sıvısının dolanımında bozukluklar olabilir. Bu durumu düzeltmek amacıyla ameliyat dâhil çeşitli ek tedavilerin uygulanması gerekebilir.
• Enfeksiyon: Ciltkesibölgesindeolabileceğigibikemik flebinden de kaynaklanabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu(beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) ve beyin apsesi (iltihap dokusu birikimi) bulunur.
• Görme kaybı: Tümöre bağlı veya ameliyat sonrası görme keskinliğinde azalma veya görme kaybı olabilir.
• Kuvvetsizlik: Ameliyat sonrası kısmi kuvvetsizlik meydana gelebilir. Geçici veya kalıcı olabilir.
• Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra 1 haftadan 1 aya kadar uzayabilen sürelerde kraniotomiye bağlı baş ağrısı görülebilir.
• Ameliyat sonrası nörolojik kötüleşme: Ameliyatsonrasıbeyininiçineveya etrafına olabilecek kanama veya beyin ödemi (sıvı birikmesi neticesinde beyine baskı) gibi sorunlara bağlı olarak sinir sistemi fonksiyonları az ihtimalle de olsa kötüleşebilir.
•Solunum problemleri:Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnomoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.
• Nüks: Tümörün eski bölgesinden tekrarlama riski vardır. Fakat bu durum tümörün cinsine veya ilk ameliyatta ne oranda çıkartılabildiğine bağlı olarak değişebilir.
• Nöbet (havale) :Beyindeki anormal bir elektriksel olay nöbet/havale geçirmeye neden olabilir ve bu durum tümörün kendisinden veya tümörün çıkarılması sonrası oluşan değişimlerden kaynaklanabilir.
Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olup sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görülür. Bu balonlaşan yapı normal damara göre daha dayanaksızdır ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açarak yaşamı tehlikeye sokabilir. Anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebilir. Anevrizmalar çoğunlukla beynin tabanında yerleşir ve buradaki beyin-omurilik sıvısı içinde kanamaya neden olurlar. Anevrizmaların yıllık kanama riski yaklaşık %1’dir.
Anevrizma Tipleri
Sakküler (kese biçimli) anevrizmalar
En sık görülen anevrizma tipi olup beynin tabanında büyük damarların çatallanma bölgelerinde oluşur. Bu çatallanma noktalarında damar duvarı daha fazla basınca maruz kalmaktadır. Bu sabit basınç zamanla damar duvarında oluşturduğu hasar sonucu balonlaşmaya neden olabilir. Sakküler anevrizmalar yıllar içerisinde gelişir ve bundan dolayı anevrizmanın yırtılma riski yaşla birlikte artar. Anevrizmanın bu şekildeki gelişmesini eskiden araçlarda kullanılan tekerlek iç lastiklerinde görülen balonlaşmaya benzetebiliriz. İleri yaşlarda damar yapısının bozulması sonucu damar duvarının esnekliğini kaybetmesi de anevrizma oluşmasında diğer önemli bir nedendir.
Fuziform (iğ biçimli) anevrizmalar
Bu anevrizma damarın uzunca bir bölümünü içeren iğ şeklinde bir genişleme olarak görülür. Bu tip anevrizmalar da yırtılarak kanayabilir, ileri derecede genişleyip çevresindeki beyin dokusunda baskıya yol açarak veya içinde pıhtılaşma gelişip buradan ayrılabilen kalıntıların normal beyin damarlarında tıkanmaya (emboli) neden olması ile inme benzeri yakınmalar oluşturabilir.
Mikotik (iltihap sonucu gelişen) anevrizmalar
Nadir olup damarın mikrobik hastalığı sonucu gelişir. Genellikle kese biçimlidirler. İltihap damar duvarında hasara neden olur böylece duvar zayıflaması sonucu anevrizma oluşumu ve bunun yırtılma riski artar. Sıklıkla subakut bakteriyel endokarditin (toplumumuzda ‘kalp romatizması’ olarak bilinir) bir komplikasyonudur.
Travmatik (kaza sonucu gelişen) anevrizmalar
Beyin kan damarlarında kaza sonrasında gelişen anevrizma türüdür. Travma bölgesinde hasar gören damar duvarı zayıflar ve sonrasında yırtılabilir.
Toplumdaki Yaygınlığı ve Sıklığı
Beyin anevrizmasına bağlı gelişen beyin kanaması sıklığı bir yılda 100.000 kişide 10-15 civarındadır. Ülkemizde her yıl ortalama 10.000 kişinin anevrizmaya bağlı beyin kanaması riski taşıdığı kabul edilebilir. Bu hastaların yaklaşık 1/3’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuramadan kaybedilmektedir. Bir sağlık kuruluşuna başvurabilen kanamış hastalarda da ölüm oranı %25-40 arasındadır. Dolayısıyla anevrizması kanamış hastaların yarıya yakını kaybedilmektedir. Burada önemli bir nokta henüz kanamamış olan ancak hastayı yine de risk altında bırakan beyin anevrizmalarının erken teşhis edilmesi ve tedaviye yönlendirilmesidir. Anevrizma her yaş grubunda görülebilir ancak 25 ve yukarı yaşlarda sıklık giderek artmaktadır. Yaygınlığı en sık olarak 50-60 yaş arasındadır ve kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Ailede anevrizma hikâyesi olması diğer aile bireylerinde anevrizma bulunma riskini arttırmaktadır. Bir kişide aynı anda birden çok sayıda anevrizma bulunması bu riski daha da artırmaktadır.
Anevrizmanın oluş nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir.
1) Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
2) Sigara içilmesi/nikotin kullanımı
3) Şeker hastalığı
4) Aşırı alkol tüketimi
5) Doğuştan gelen (genetik) yatkınlık
6) Kan damarlarına hasar (özellikle damar sertliği) veya travma
7) Bazı enfeksiyonlar
Belirtiler/Uyarıcı İşaretler
Anevrizma yırtılması/kanaması olan hastalarda bazı uyarıcı işaretler görülebilir.
Herhangi bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
Bulantı ve kusma,
Ensede sertlik (kişi başını kolay eğemez),
Bulanık veya çift görme
Işığa karşı hassasiyet (fotofobi)
His kusurları
Kanamamış anevrizması olan kişilerin çoğunda hiçbir belirti görülmeyebilir.
Az bir hasta grubunda aşağıdaki belirtilerin bazıları veya tümü görülebilir:
Göz sinirlerinde felçler (göz kapağının düşmesi, gözü rahatça hareket ettirememe gibi)
Tek taraflı genişlemiş göz bebeği
Çift görme, gözün arkası veya üstünde ağrı
Bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
İlerleyen halsizlik ve uyuşukluk
Riskler ve Komplikasyonlar
Anevrizmalar yırtıldığında sıklıkla subaraknoid (beyin ve beyin ince zarı arasına) kanama (SAK) gelişir. Damardan subaraknoid mesafeye yüksek basınç ile geçen kan burada birikerek beyne bası oluşturabilir, kanama beynin içine de olabilir; kan elemanları aynı zamanda daha düşük basınca sahip omurilik çevresine de ulaşabilir. Anevrizmadan olan kanama bazen sızma şeklinde de olabilir; bu durumda sızma noktasında küçük bir pıhtı oluşup kanamayı durdurabilir ve hasta yaşayabilir. Ancak pıhtının yol açtığı bu süreç tekrar kanama riskini önlemez; her ek kanamada yaşam daha fazla tehlikeye girer ve hayatta kalma ihtimali azalır. Kendiliğinden (spontane) gelişen SAK’ların çoğunun nedeni anevrizmalardır. Anevrizmanın yerinin, büyüklüğünün ve konfigürasyonunun tam olarak saptanması tedavisi ve dolayısı ile yeniden kanamanın önlenmesinde kritik bir noktadır. Bir kanama sonrası tekrar kanama ihtimali ilk 14 gün için %20 civarındadır. Yukarıda bahsedildiği gibi anevrizma kanaması %50’lere varan oranlarda ölümcül seyreder. Ayrıca yaşayan hastalarda ise %25 oranında kalıcı nörolojik bozukluklara neden olur. Aklî fonksiyonlar yanında tüm vücut fonksiyonlarında da bozulma (örneğin kısmi felç) ortaya çıkabilir. Daha ciddi durumlarda ise kanama beyin hücrelerinde ağır hasara yol açabilir ve hastayı komaya sokabilir. Anevrizma büyük ise kanamadan da çevre beyin dokusunda baskıya yol açarak zarar verebilir. Ayrıca büyük anevrizmalar içinde pıhtı gelişebilir ve içinden kopan parçalar çok sayıda inmeye sebebiyet verebilir. Beyin çevresine sızan kan damarlarda daralmaya (vazospazm) yol açabilir. Bu durum beyin dokusuna gelen kan akımında azalmaya ve dolayısıyla inmeye neden olabilir. Vazospazm genelde kanamadan 5-8 gün sonra gelişir. Tedavisi oldukça zordur, hastanın yaşamını tehlikeye sokabilir. Kanamış bir anevrizmadan sızan kan beyin- omurilik sıvısı (BOS) dolaşımını engelleyerek hidrosefali (beyinde aşırı sıvı birikmesi) dediğimiz tabloya neden olabilir. Bu durumda beyinde ventrikül dediğimiz boşluklarda aşırı sıvı birikerek kafa içi basıncının artmasına neden olabilir. Bu sıvı artışını engellemek için bu boşluklara dren yerleştirilerek biriken sıvı ve sızan kan dışarı alınmalıdır. Anevrizma kanaması beyin ödemi veya şişmesine de neden olabilir. Bu durum beyin fonksiyonlarını etkileyerek çok ciddi problemlere yol açar. Beyin dokusunun şişmesi ve basıncının artması beyin dokusuna zarar verir. Beyin ödemi kan damarlarında bası oluşturarak beyne kan gitmesini yavaşlatabilir.
Tanı Yöntemleri
Ülkemizdeki yürürlükte olan tıbbi yönetmeliklere göre beyin anevrizmalı hastalar ancak beyin ve sinir cerrahlarının (nöroşirürjiyenlerin) kontrolünde hastanelere yatabilmektedirler. Kanamış beyin anevrizmalı hastanın tanısı muayene ile doğrulukla saptanabilir, ancak tanının kesinleşmesi için ek testlere gereksinim vardır. Bu konuda hekime hastalık öyküsü iyi anlatılmalıdır (geçmişteki tüm ilgili rahatsızlıklar bildirilmelidir). Böyle bir hastada ilave başka anevrizmaların da bulunma ihtimali olduğundan doğru tanısal testler kullanılması yaşamsal bir konudur. Hekim tanıya ulaşmak amacıyla doğru test için doğru bilgiye ihtiyaç duyar.
Beyin Anjiyografisi: Bu test anevrizmaların tespitinde en geçerli yöntemdir. Testin yapılması için hastanın kan tablosunun bilinmesi gereklidir; kanamaya eğilimi olan hastada bu test yapılamaz. Anjiyografi genelde radyoloji bölümünce uygulanır, ancak yeni yönetmelikle nöroloji ve beyin-sinir cerrahisi bölümleri de bu uygulamayı yapmaya başlamışlardır. İşlem sırasında bazen ilaçla hafif bir sakinleştirmeye ihtiyaç duyulsa da genelde hasta uyanık halde iken yapılabilir. Hasta tetkik masasında yatarken anjiyografiyi çekecek kişi kasıktan ince bir iğne ile atar damara girer. Sonrasında küçük bir plastik tüp (kateter) damar içerisine yerleştirilir. Röntgen ışınları altında kateterin geçişi görüntülenir ve dört ana beyin damarının bulunduğu baş-boyun bölgesine kadar ilerlenir. Bu işlem sırasında ağrı olmaz. Her bir beyin atar damarına görüntülenebilen damar içi boya ayrı olarak verilir ve bu sırada röntgen görüntüleri alınır. Bu uygulama damarların net olarak görülmesini sağlar. Anjiyografi görüntüleri alındıktan sonra kateter çıkartılır ve çıkarılan bölgeye kan sızıntısı olmaması için baskılı pansuman uygulanır. Bir müddet gözlem sonrasında hasta yatağına gönderilir. Hasta işlem sırasında kateterin geçişini hissetmez ancak kullanılan boya maddesinin verilmesi sırasında başın bir tarafında belli belirsiz bir his oluşabilir veya geçici yıldız uçuşması veya boyun kramplarına neden olabilir. Anjiyografi işlemi, kişinin yaşamını riske sokabilen beyin anevrizmalarının tespitinde duyarlı ve spesifik olmasına karşın sonuçta hasta için müdahaleci (invazif) bir girişim olup düşük oranlarda da olsa damar duvarına hasar, inme ve kullanılan boyaya karşı alerjik reaksiyon riski vardır.
Bilgisayarlı Tomografi-Anjiyografi (BTA): Daha yeni bir teknoloji olup hastanın kolundaki bir toplardamardan boya maddesinin verilmesi ile konvansiyonel anjiyografiye benzer görüntüler alınır. İşleme ait risk konvansiyonel anjiyografide de anlatılan boyar maddenin yol açabileceği alerji ve böbreklerde oluşturabileceği potansiyel hasardır. Bu yöntemde önemli bir avantaj hastayı anjiyografi ünitesine nakletmeye gerek duyulmaması ve ek personele ihtiyaç olmamasıdır. Sadece bir dakikadan daha az bir sürede çekim işlemi tamamlanır ve inme riski taşımaz.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Manyetik alan ve bilgisayar teknolojisi kullanarak vücuda ait organların üç boyutlu görüntülerini sağlayan bir tanısal testtir. Beyin anatomisinin net görüntülerini sağlar. Beyin MRG’si önceden var olan küçük inmelere ait bulguları da gösterebilir. Hastaya zararı olmayan bir testtir ancak cihazın içi dar olduğundan bazı kişiler kapalı yerde bulunma korkusu (klostrofobi) yaşayabilir. Ayrıca manyetik alana girmesi sakıncalı olanlar kişilerde (koroner stendi veya vücudunda manyetik protezi olanlar gibi) problemlerle karşılaşılabilmektedir.
Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA): MR görüntüleme cihazı ile yapılabilen ve hastaya zararı olmayan bir testtir. Manyetik görüntüler bir bilgisayar tarafından analiz edilerek baş ve boyun bölgesinin damarları görüntülenir. MRA gerçek kan damarlarını gösterir ve tıkanmış, dar olan damarlar ve anevrizmalar hakkında net bir bilgi sağlayabilir.
Tedavi Seçenekleri
Günümüzde anevrizma tanısı almış hastalar için üç önemli tedavi seçeneği mevcuttur.
Gözlem ve/veya cerrahi olmayan tedavi (yalnızca takip)
Cerrahi tedavi ve anevrizmanın kapatılması (kliplenmesi)
Damar içi (endovasküler) tedavi ile stentleme ve/veya tıkama
Tüm hastalıklarda olduğu gibi bir anevrizmanın tedavisine hasta ve hekim birlikte karar vermelidir. Eğer durum acilse veya hastanın şuuru anevrizma kanaması sonucu kapanmış ise, bu karar hastanın en yakını olan akrabası(ları) ile birlikte verilmelidir. Tedavi eden hekim her bir seçeneğin risk ve yararlarını hasta (veya yakınları) ile tartışmalıdır. Hastanın durumuna göre hekim tarafından bu seçeneklerden en uygunu hastaya önerilmelidir. Karmaşık ve uygunsuz yapıdaki anevrizmalarda cerrahi ve damar içi tedavinin her ikisinin birlikte uygulanması gerekebilir. Nöroşirürjiyen ve damar içi tedavi uzmanları ile hasta veya yakınları en iyi tedavi seçeneğini tartışıp belirleyebilir. Günümüzde anevrizma tedavisindeki en iyi yöntem halen tartışılmalı bir konudur ancak tedavinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesinin gerektiği de unutulmamalıdır. Cerrahi riskler anevrizmanın kanamış olup olmadığıyla da ilişkilidir. Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın yaşı ile genel durumunun da tedavinin başarısında diğer önemli faktörlerdir.
Gözlem ve/veya Cerrahi Olmayan Tedavi
Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa yalnızca takip iyi bir seçenek olabilir. Bu hastaların izleminde tanısal testlerin tekrarlanması gerekmektedir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi verilebilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır. Bu faktörler anevrizma oluşumunda, büyümesinde ve/veya kanamasında önemlidir. Yüksek kan basıncı önemli bir yakınma ise antihipertansif tedavi ve/veya diyet, egzersiz programı kan basıncını azaltabilir. Düzenli aralıklarla radyolojik inceleme (beyin anjiyografisi, MRA veya BTA) anevrizma boyutundaki değişiklikleri ve büyümesini gösterir. Kanamamış anevrizmalı kişilerde aşağıdaki faktörlerin iyice irdelenip sorgulanması sonrası takip planlanmalıdır.
Boyut ve yerleşim yeri
Yaş ve hastanın sağlık durumu
Aile hikâyesi
Tedavi riskleri
Cerrahi Tedavi ve Klipleme (Mandalla Kapatma)
Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan ve halen altın standart olan bir girişimdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Kemik ameliyat bitiminde tekrar yerine yerleştirilir. Anevrizma çevre beyin dokusundan ve damarlardan sıyrılır ve genelde titanyumdan yapılan küçük metal bir klip (bir tür küçük metal mandal) ile boynu kapatılır. Anevrizmanın köken aldığı damarda normal kan akımının devam etmesi sağlanır. Ameliyat sırasında çeşitli tekniklerle mandalın anevrizma boynunu tam olarak kapattığı ve diğer kan damarlarında akımın normal olarak devam ettiği kontrol edilebilir. Klipler kalıcıdır, yerinde bırakılır ve bu durum vücuda herhangi bir zarar vermez. Bu ameliyatı geçiren kişilere MR çekilebilir. Normal koşullarda anevrizma cerrahisinden sonra hasta hastanede 3 ile 5 gün süreyle yatar ve sonrasında 3-4 hafta ev istirahatı uygundur. Kanamış anevrizmalar için hastanede kalma süresi 7 veya daha fazla gün olmaktadır. Anevrizma cerrahi olarak kapatıldıktan sonra takip anjiyografisi cerrahiden 5 yıl sonra gerekebilir.
Cerrahi Tedavi ve Kliplemenin Avantaj ve Dezavantajları Kliplemenin avantajları; tedavi sıklıkla kalıcıdır aynı anevrizmaya tekrar ameliyat gerektirmez, anevrizma doğrudan görülür (karmaşık yapıda olan anevrizmalar için bu durum önemlidir), klip uygulaması sonrası anevrizma söndürülebilir ve anevrizmanın beyin dokusuna yaptığı bası cerrahi olarak kaldırılabilir ve cerrahi sırasında başka anevrizma(lar) varsa doğrudan görülüp tedavi edilebilir. Kanamış olanlarda cerrahi sırasında anevrizma çevresi ve beyin dokusundaki kan elemanları, pıhtılar temizlenebilir; bu temizleme bazı hastaların çabuk iyileşmesinde önem taşır. Ek olarak cerrahi sırasında kraniektomi (kafatasından bir miktar kemik çıkarma işlemi) ile kafatasının bir kısmı alınabilir ve hastaların kötüleşmesine yol açabilen kafa içi basınç artışı (beyin ödemi gibi) önlenebilir. Cerrahinin dezavantajları; invaziv (müdahaleci) bir girişimdir, kafatasının açılması gerekir ve buna bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Klip uygulaması sırasında çevredeki yapılar ve önemli damarlara hasar verilebilir.
Damar İçi Tedavi -Tıkama
Damar içi tedavi son 15 yılda geliştirilmiş bir yöntemdir; kardiyologların kalp veya vücudun büyük damarlarındaki tıkalı damarları açma işlemlerine benzerlik göstermektedir. Özellikle son 5 yılda cerrahi klip uygulamasına kabul edilebilir bir alternatif olarak gündeme gelmiştir. Yüksek cerrahi riske sahip olan ve kötü nörolojik tablodaki hastalarda veya baziler arter (beyin sapını ve derin beyin bölgelerini besleyen büyük beyin atar damarı) gibi zor yerleşimli bazı anevrizmalarda damar içi tedavi uygun bir seçenek olabilir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada klip uygulaması ve damar içi tedavinin her ikisine de uygun olan kanamış anevrizmalarda eğer damar içi tıkama uygulanırsa en azından erken dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği saptanmıştır (ölüm veya sekelli kalma oranı 1 yılda tıkama yapılanlarda %23.5, cerrahi klipleme yapılanlarda % 30 olarak bulunmuştur). Damar içi tıkama yöntemi genel anestezi veya sedasyon altında yapılabilir. Atar damar sistemine kasıktaki büyük bir damardan ulaşılır (uyluktaki femoral arter). Artere bir iğne yerleştirilir. Küçük bir kateter ile ilerlenerek röntgen ışınlarının kılavuzluğunda beyini besleyen dört ana damara ulaşılır. Bunun içerisinden daha küçük bir kateter (mikrokateter) ile anevrizmaya ulaşılır. Anevrizma içerisinde katetere pozisyon verilerek ince bir tel veya diğer adıyla koil anevrizma içerisine yerleştirilir. Bükülebilir platinden yapılan bu koil bulunduğu anevrizmanın şeklini alır. Ek koiller gönderilerek anevrizma iç kesiminden doldurulur ve kan akımının anevrizma içerisine geçişi engellenir. Anevrizma içerisinde pıhtı oluşur ve uzun dönemde ise yeni gelişen dokuların anevrizma tabanında koillerin tabanını doldurması ve tam bir iyileşme beklenir. Balon yardımı ile koil yerleştirilmesi diğer bir yöntemdir; burada işlem sırasında bir diğer kateter yardımı ile bir balon damar içinde anevrizmanın boyun kısmında şişirilerek koillerin damara kaçması engellenir ve anevrizma içinde durması sağlanır. Benzer bir biçimde stent yardımı ile koil yerleştirilmesi sırasında ise küçük esnek bir silindirik kafes kullanılır ve bu koilleme için iskele vazifesi görür. Yukarıda tarif edilen stent veya balon yönteminin her ikisi de geniş tabanlı karmaşık anevrizmalarda tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.
Damar İçi Tedavi-Koillemenin Avantaj ve Dezavantajları Damar içi tedavinin avantajları; öncelikle minimal invaziftir (müdahaleye bağlı yan etkisi azdır), kafatasını açmayı gerektirmez ve işlem sonrası erken dönem komplikasyonu daha azdır. Kanamamış anevrizmalı hastalar bir iki gün içerisinde evlerine gönderilebilir ve bir iki hafta içerisinde işlerine dönebilirler. Koillemenin dezavantajları; anevrizmanın erken dönemde kapanma ihtimalinin daha düşüktür ve daha yüksek ihtimalle nüks görülür. Bu nedenle ek bir girişim daha gerekebilir ve tam tedavi için daha uzun süre takip gerekebilir.
İyileşme ve Takip
İyileşme hastadan hastaya değişmekle birlikte anevrizma tipi, yerleşim yeri, kanama olup olmadığı, tedavi tipi ve hastanın genel durumu önemli faktörler arasında yer almaktadır. Beyin kanaması geçirmiş olanlarda nörolojik kayıplar daha çok ve belirgin olup bu hastalar daha uzun iyileşme süresi gerektirmektedir. Her hastada kendine özel bulgular görülse de cerrahi sonrası görülebilecek bazı yan etkiler aşağıda sıralanmıştır.
Baş ağrıları
Uyuşukluk ve yorgunluk
Operasyon yerinde ağrı
Çene ağrısı
Başından saat tıklaması şeklinde ses gelmesi
Görsel bozukluklar
Kısmi veya tam körlük
Görme alanı kayıpları
İnce motor hareket bozuklukları
Duygusal problemler
Depresyon
Kavramsal güçlükler
Konuşma problemleri
Algısal problemler
Davranış değişiklikleri
Denge ve koordinasyon bozuklukları
Konsantrasyon güçlükleri
Kısa dönemli hafıza problemleri
İnme hastalarında olduğu gibi anevrizma tedavisinde de iyileşme ve rehabilitasyon dönemi önemli bir yer tutar. Bazı olgularda anevrizma kanadığında veya tedavi edildiği sırada kaybolan fonksiyonlar hasar görmeyen beyin alanları tarafından üstlenilebilmektedir. Rehabilitasyonda fizik tedavi, konuşma terapisi ve mesleksel eğitim gibi alanlarda uygulamalar yapılabilir.
Tarama Testleri
Bir kişide anevrizma tespit edildiğinde diğer aile bireyleri için tarama yapılmasının gerekip gerekmediği henüz kanıtlanmamıştır. Ancak birden fazla kardeşte anevrizma tespiti halinde veya ailenin bir bireyinde çok sayıda anevrizma tespit edildiğinde, ailenin diğer bireylerine tarama önerilebilir.
Beyin kanaması , beyin dokusu içine (intraserebral) ya da onu çevreleyen zarlar ve kemik arasına (subaraknoidal, subdural, epidural) olan kanamayı ifade eder. Bu kanamaların tümü travmatik yani herhangi bir nedenden dolayı beyne alınan darbe sonrası olabileceği gibi,hipertansiyon ve başka sistemik herhangi bir hastalık neticesinde de ortaya çıkabilmektedir.
İNTRASEREBRAL KANAMALAR: Beyni besleyen damarların, özelliklede belirli bölgelerdeki küçük damarların cidarında yırtılma sonucu, kanın beyin içine sızması ve beyin dokusunu tahrip etmesidir. Her yıl yaklaşık olarak 100.000 kişi içinde 12-15 olgu görülmekte ve bu oran 40 yaş üzerinde artmaktadır.Erkek, kadın oranı 11,67’dir.Risk faktörleri hipertansiyon,amyloid anjiopati,travma, alkol ve nikotindir.Bunların yanında tedavi amacıyla kulanılan aspirin, nonsteroid antienflamatuarlar ve trombolitik ajanlar da neden olabilmektedir.. Beyin damarları yaş ilerledikçe yıpranırlar ve elastiki özelliklerini kaybederler. Hipertansiyon ve amyloid anjiopati gibi hastalıklar neticesinde elastikiyetini kaybetmiş bu damarların cidarları yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar. Bu kan beyin dokusu içerisinde birikerek kitle etkisi oluşturur ve beyin dokusunu tahrip eder. Aynı zamanda bu kitle etkisi beynin dolaşım sistemini de bozarak iskemiye neden olur. Klinik olarak genellikle tek taraflı kuvvet kaybı, başağrısı ve bilinç değişiklikleri ile ortaya çıkar.Bunun yanında konuşma bozukluğu, nöbet, bulantı, kusma da görülebilir. Ön tanı için ayrıntılı bir hikaye alınmalıdır. Radyolojik tetkiklerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri tanıda kullanılır. Kısa süreli olması ve daha iyi tanı koyduruculuğu nedeniyle bilgisayarlı tomografi daha çok tercih edilmektedir. Tedavide ilk yapılması gereken hastanın hayati fonksiyonlarını korumaya yönelik, solunum ve dolaşım sisteminin idamesini sağlamaktır. Kanamanın büyüklüğü, beyindeki lokalizasyonu, hastanın nörolojik tablosu değerlendirilerek tedavinin cerrahi ya da medikal yapılacağına karar verilir. Cerrahi olarak yapılacak tedavi beyin dokusunda birikmiş ve kitle etkisi yaratan kanın boşaltılması, kanamanın durdurulmasıdır. Medikal tedavi olarak da kafa içi basıncını azaltacak ve kanama etrafında oluşan ödemi azaltmaya yönelik kullanılacak ilaçlardır. Hastanın nöbet geçirmesini engelleyen antiepileptik ilaçlar da koruyucu olarak başlanır.
SUBARAKNOİD KANAMA:
Beyni çevreleyen araknoid zarı altına olan kanamalardır. Görülme sıklığı 10-16100000 dir. Risk faktörleri ailesel, sigara, alkol,hipertansiyon,oral kontraseptif, kokain,amfetamin gibi ilaç alışkanlıklarıdır. Sebep olarak en sık anevrizma, bunun yanında hipertansiyon, ateroskleroz, arteriovenöz malformasyonlar, beyin tümörleri, kanama bozuklukları, ensefalit, menenjit, meningoensefalit, antikoagülan tedavi komplikasyonları, kafa travması ve bilinmeyen nedenli olanlardır. Bulgular en sık olarak şiddetli başağrısı ve ense sertliğidir. Bunun yanında bulantı,kusma,başdömesi,çift görme,nöbet, şuur bulanıklığı ve eşlik edebilecek olan intraserebral kanamaya ait bulgular olabilmektedir. Tanı ilk başta hızlı sonuç veren bilgisayarlı tomografi ile kanamanın tespit edilmesidir. Kanamanın tespitinden sonra yapılması gereken beyin damarlarını görüntülemeye yönelik yapılacak olan anjiografidir. Şayet anjiografi neticesinde anevrizma tespit edilir ise o zaman yerleşim ve konfigürasyonuna göre cerrahi veya endovasküler yöntemlerle anevrizmanın dolaşım dışı bırakılması gerekir. Tüm gelişmelere rağmen günümüzde bu hastaların %25-30’u hastaneye gelemeden kaybedilmekte, geriye kalanların ise %30-50 kadarı kurtarılamamaktadır.
EPİDURAL HEMATOM:
Travmaya bağlı meydana gelen beynin kalın zarı (dura) ile kemik arasında olan kanamalardır. Travma sonrası dura üzerindeki damarların zedelenmesi sonucu oluşurlar,genellikle kafatası kemiğindeki bir kırık buna eşlik eder. Tüm kafa travmalarının %0,2-0,6 sında görülürler. Klinik üç şekilde karşımıza çıkar, birincisi lucid interval (şuurun açılıp kapanması) , ikincisinde şuur tamamen kapalıdır ve hiç açılmaz, üçüncüsünde bilinç bulanıklığı şeklindedir. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur,manyetik rezonans görüntüleme de tanıda kullanılabilir,ancak bilgisayarlı tomografi çok daha erken sonuç vermesi ve zamanın hayati önem taşıması nedeniyle tercih edilmektedir. Tedavi dura ile kemik arasında biriken kan miktarı ve beyne yaptığı basının derecesine göre takip veya cerrahidir. Eğer çok az bir miktarda kan birikimi varsa hasta çok yakın gözlem altında tutularak takibe alınabilir. Karar cerrahi ise çok hızlı bir şekilde uygulanmalıdır. Cerrahi olarak dura ile kemik arasındaki kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak durdurulur. Cerrahi tedavi sonrası sonuçlar yüzgüldürücüdür. Tedavi sonrası alınan iyi sonuç %55-89 arasında, mortalite %5-29 arasında değişmektedir.
SUBDURAL HEMATOM
Kafa travması geçiren hastaların %8-57’sinde subdural hematom görülmektedir.Dura ile beyin dokusu arasında olan damarların zedelenmesine bağlı oluşan kan birikimidir. Subdural hematomlu vakaların %50’sinde beyinde ek olarak başka patolojiler de vardır. Genellikle hastalar çok ciddi nörolojik bozukluklarla gelirler ve %50 hastada şuur kapalıdır. Tanıda en iyi yöntem bilgisayarlı tomografidir,manyetik rezonans görüntüleme de tanı koydurabilir. Kitle etkisi olan ve nörolojik bozukluk yapan hematomlarda tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak beyin ile dura arasındaki birikmiş olan kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak kontrol altına alınır. Mortalite oranı %42-90 arasında değişmektedir,bu oran epidural hematomlara nazaran çok daha yüksektir.
Beyin kanaması birçok farklı nedene bağlı oluşabilir. Yüksek tansiyon, darbe, beyindeki damarlarda zayıflamayla birlikte kan birikmesi sonucu oluşan anevrizmalar, kanama bozukluğu, damar bozukluğu, kanamayı arttıran karaciğer hastalığı bu nedenler arasına girebilir. Genellikle 50 yaşın altındaki kişilerde darbe sonucu beyin kanaması görülürken 50 yaşın üstündeki kişilerde anevrizmalar ve yüksek tansiyon başroldedir. Kanamaya yol açan etmenler kanamanın olduğu bölgede ağır ağır yıpranmaya sebep olmasından ötürü ileri aşamaya geçene kadar belirti vermez. Önemli olan beyin kanamasından şüpheleniyorsanız zaman kaybetmeden bir hekime görünmenizdir. Basit bir baş ağrısı bile olsa küçümsemeden muayene olmanız gerekir.
Beyin Kanaması Belirtileri
Belirtiler kanamanın oluştuğu bölgeye göre değişir. Mesela beynin görmeyle ilgili bir bölgesinde kanama oluştuysa görmede sıkıntı, konuşmayla ilgili bir bölgesinde kanama oluştuysa konuşmada bir bozukluk meydana gelebilir.
Vücudun bir tarafında gerçekleşen güçsüzlük, denge bozukluğu beyin kanaması belirtisi olabilir.
Beyin sapında kanama oluştuysa kişi komaya girebilir.
Baş ağrısı sık görülen belirtidir fakat her baş ağrısı tabi ki beyin kanaması belirtisi olmayabilir. Daha önce de dikkat çektiğimiz gibi en ufak bir şüphe dahi olsa hekime başvurmakta fayda vardır. Beyin kanamasına bağlı baş ağrıları genellikle şiddetlidir. Uykudan uyandıracak kadar can sıkan ağrılardır. Hastalar bu ağrıları tarif ederken “Ben ömrümde böyle bir ağrı görmedim, kafam yerinden çıkacak gibiydi, sanki bıçak saplanıyordu” gibi cümleler kullanırlar.
Diğer belirtileri ise şöyle sıralayabiliriz;
Bilincin zayıflaması, çevrede oluşan olaylara, seslere karşı kayıtsız kalmak
Uykulu hal
Konuşma zorluğu ve konuşanları anlayamama
Yutkunmada güçlük
Denge bozuklukları
Yazarken ya da okurken zorlanma
Elde titreme
Vücudun bir yanında oluşan güçsüzlük
Midenin bulanması, kusma
Duyuların zayıflaması (Tat almama gibi)
Uyuşma, karıncalanma
Görme bozukluğu, gözün istemsiz kayması, göz kapağının düşmesi
Beyin Kanaması Nasıl Anlaşılır?
Beyin kanaması ağır ilerleyebilir. Bu yüzden örneğin darbe sonucu kanama gerçekleştiyse kısa zamanda belirti vermeyebilir, beyin kanaması yaşandığı anlaşılmayabilir. Belirtilerinde bahsettiğimiz gibi bazı bulgular başka hastalıkların belirtisi olabilir. Ancak her ihtimale karşı yukarıdaki belirtiler gözlemleniyorsa bir hekime başvurmak gerekir.
Beyin Kanaması Tedavisi
Tedaviden önce kanamaya neden olan durumun ve kanamanın hangi bölgede olduğunun tespit edilmesi için çeşitli testler ve tetkikler yapılacaktır. Beyin kanamasının nedeni, çapı ve yerine göre tedavi yöntemi belirlenecektir.
Beyin Kanaması Ameliyatı
Kanamayı durdurmak için ve beyni baskılayan şişliği azaltmak amacıyla cerrahi tedavi uygulanabilir. Ağrıyı geçirmek için ilaç yardımı alınabilir.
Tanım: Bir beyin vasküler malformasyon türü olup genellikle düşük debili bir beyin damar anomalisidir.
Sinir sisteminin herhangi bir yerinde (orta fossa, diensefalon, pons, ventriküler içi, retina, optik sinir ve kiazma, saçlı deri, kafatası, periferik sinirler ve omurilikte) görülürler. Kavernomlar beyin arteriovenöz malformasyondan sonra ikinci sıklıkla görülen doğuştan iyi huylu lezyonlardır. Omurilik kavernomları beyine göre oldukça nadirdir. Bazı beyin kavernomlarından birden fazla yerleşimli olanlar genetik geçişlidir. Beyin kavernomların diğer vasküler malformasyonlardan farkı, lezyon içerisinde beyin dokusu bulundurmazlar. Kavernomların çok düşük akımlı besleyici arterleri yanında boşaltıcı venleri vardır. Kadınlarda erkelere nazaran daha sık görülür. Kadın erkek oranı 10/1’dir. Kavernomlar çok küçük milimetrik çaplardan daha büyük çaplara ulaşabilir. Örneğin 1,5 cm – 3 cm hacme ulaşanlar vardır. Kavernom içerisindeki kan akımının düşük olması nedeniyle kalsifikasyon veya ossifikasyon, trombozis sık görülür.
Kavernomların klinik şikayet ve bulguları; En sık şikayeti başağrısı olup, bu ağrılar çoğunlukla kronik gerilim başağrısı, migren ağrısı şeklinde yorumlanırlar. Yıllar içerisinde gerilim veya migren ağrısı teşhisi ile takip ve tedavi gören başağrısı tipidir. En önemli bulgusu şüpheli beyin kanamasıdır. Bu kanamalar çoğu kez hasta tarafından bilinmeyen küçük ve sessiz beyin kanamasıdır. Kavernom kanamalarında subaraknoid veya büyük parenkimal kanamalar nadirdir. Beyin sapı kavernomları beyin kavernomlarına göre daha sık kanama eğilimi gösterirler. En önemli şikâyeti epilepsi (sara) olup), bu nöbetler ( motor,duyusal), (temporal lob; kism kompleks), (frontal lob; jeneralize konvulzyon) şeklinde olabilir. Kavernomlardaki epilepsi oluşumunda hipotezlerden biri kavernomların küçük ve sessiz kanamaları sonrası lezyonun etrafinda biriken methemoglobinin yapmış olduğu beyin irritasyondur. Kavernom ameliyatında sadece kavernom rezeksiyonu yapılanlarların yanında etrafındaki sarımtrak alanında rezeksiyonu yapılanlarda epilepsinin iyileşmesinde önemli istatistiksel farklar vardır. Kavernomlar çoğu hayat boyu şikâyetsiz sessiz kalabilirler. Herhangi bir neden dolayısıyla veya check up için beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya MagneticRezonans Görüntüleme (MRG) test teknikleri çekimi esnasında tesadüfen görülürler.
Kavernomların teşhisi; Kavernomların günümüzde teşhisi oldukça kolay ve çabuk konulur. Burada kullanılan teşhis yöntemleri;
1: Kraniografi: Kalsifikasyon bilinen özelliğidir. 2: Bilgisayarlı Tomografi (BT): Oldukça hassas ve güvenilir bir inceleme olup; iyi, sınırlı, düzgün, konturlu ve çok az kontrast tutulumlu gösteren lezyonlardır. 3: Magnetic Rezonans Görüntüleme (MRG): Beyin BT’den daha hassas olup özellikle T2 sekanslarında yüzük tutulumu şeklinde karekteristik kanama alanları görülür. Bu inceleme kavernom teşhisinde yeterli olup, beyin anjiografisine gerek yoktur. Ayrıca Beyin damarları anjiografisinde kavernom için özellikli ilave bir bulgu da yoktur. Böylece bu invazif incelemeye gerek yoktur.
Kavernom ayırıcı teşhisi; 1)Düşük evreli beyin tümörleri 2)Kalsifiye astrositom 3)Oligodendrogliom 4)Tromboze areteriovenoz malformasyon 5)Sfenoid kanad menengiom sayılabilir.
Kavernom tedavisi
1) Şikayetsiz tesadüfen görülen kavenomlar yalnızca klinik takip edilir. 2) Şikayet veren kavernomlarına cerrahi tedavi önerilir; Cerrahinin amacı; a: Lezyonun doku teşhisini koymak için, b: beyin kanaması riskini ortadan kaldırmak için, c: En önemlisi ise epilepsiyi iyileştirmek içindir. 3: Beyin sapı kavernomların bazı yerleşimlilerine ise sterataksik radyoterapi uygulanırken bazılarına cerrahi uygulanmakatadır.
Bir iyi huylu vasküler lezyon olan kavernom cerrahisi, diğer arterio venoz malformasyonlara göre belirli yerleşimli olanlar kolay ve risksiz bir cerrahi işlemdir. Kavernom cerrahisinde mortalite ve morbidite oldukça düşük olup, cerrahi başarı oldukça iyidir.
Kavernom prognozu ve sonuç
Şikayet veren gerek beyin gerekse omurulik kavernomların ameliyat sonrası prognozları oldukça iyidir. Sonuç olarak;
1) Beyin kavernomlarında cerrahiyler hastalar; tekrarlı beyin kanaması önlenmekte, böylece hastalar hem kanamanın yapacağı zedelenmeden, hem de dirençli epilepsiden korunmaktadır. 2) Özellikle omurilik yerleşimli kavernomlarda ameliyat sonrası tekrarlı omurilik kanamaları önlenmekte, böylece hasta için daha konforlu ve kaliteli yaşam sağlanmaktadır. 3) Günümüzdeki beyin cerrahisi ameliyathanesindeki teknolojik gelişmeleri kullananan tecrübeli cerrahların yapacağı kavernom cerrahi tedavisi, emniyetli, güvenilir ve minimal invazif bir işlemdir.
Bel omurları arasında bulunan ve disk adı verilen yapının fıtıklaşarak kalça ve bacağa giden sinir köklerine bası yapmasıdır. Tedavisinde istirahata ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikayetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır. Fizik tedaviye rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa veya çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Ameliyatla omurilikten çıkan sinirlere olan mekanik bası giderilmelidir. Eğer cerrahi müdahale yapılmaz ve sinire bası devam ederse hastada idrarını tutamama, seksüel gücün kaybı, ayaklarda felç gibi sorunlar gelişebilir. Maalesef halk arasında ameliyat olursam sakat kalırım, uzun süre yataktan kalkamam, korse takmak zorunda kalırım veya fıtığım tekrarlar, tekrar ameliyat olurum gibi inanışlar mevcuttur. Ancak Mikrocerrahi sayesinde bu tip korkulara gerek kalmamıştır.
Omurilik Kanal Daralması: (%10)
Tıpta lomber spinal stenoz denilen kanal darlığı omuriliği çevreleyen kemik ve bağ dokusu kireçlenmesiyle omuriliğe bası oluşması olayıdır. Bu bası sonucu her iki bacakta ağrı yanma karıncalanma ve yürüme güçlüğü gibi belirtiler gözükür. Kişi kısa bir mesafe yürümeye çalışsa bile sık sık durup dinlenme ihtiyacı hisseder. Otururken vücudunu öne doğru eğer, anacak böyle rahatlar. Hastalık ilerlerse bacaklarındaki uyuşukluk ve yanmalar gece hastayı uyandırır, uyandığında bacaklarını bir kütük gibi hisseder, bacaklarını nereye koyacağını bilemez. Hastalığın ilerlediğini gösteren diğer bir belirti de bacaklara sık sık kramp girmesidir. En ileri safhada ise cinsel güç kaybolur, hasta idrar kaçırmaya başlar. Sadece uyuşmanın veya yanmaların olduğu dönemde hastaya fizik tedavi, yüzme ve eksersizler önerilir. er bu darlık ileri derecedeyse yani hasta yürürken sık sık dinlenmek ihtiyacını duyuyor veya geceleri uyuşukluk nedeniyle uyanıyorsa mutlaka ameliyat gerekir.
Beyin Kanamaları, Damar Tıkanmaları: (%2)
Halk arasında felç de denilen bu rahatsızlığın belirtileri: Vücudun bir tarafında halsizlik Bu his eldeki bir eşyayı tutamayıp düşürmekten, kolu bacağı kaldıramamaktan tam paralize olmaya kadar türlü türlü biçimlerde olabilir. Diğer belirtiler gibi bu da bazen geçici olur ve birkaç dakika, bir kaç saat, hatta bir kaç gün kadar sürer ve sonra kaybolur. Bu nedenle kişiler olayın üzerinde fazla durmaz ve ihmal ederler. Vücuttaki bu halsizliğin belki yatakta biçimsiz bir pozisyonda uyumuş olmaktan kaynaklandığını sanırlar, Vücudun bir kısmında uyuşma veya hissizlik Ayağın uyuşması gibi, Eşyayı çift görme, Ayak üstünde dururken sendelemek Bazen bununla birlikte bulantı hissi de olabilir, Gözün tamamen veya kısmen görme yeteneğini yitirmesi, Konuşmakta veya konuşulanları anlamakta güçlük çekmek, Şiddetli ve nedeni bilinmeyen başağrısı. Bu ağrı gerginlikten veya migrenden kaynaklanan baş ağrısına benzemez. Ağrı aniden ve gök gürlemesi gibi gelir,oldukça şiddetli ve diğer bütün baş ağrılarından daha kötüdür. Gerek kendinizde gerekse ailenizin bireylerinde bu tür belirtileri gördüğünüz zaman göz ardı etmeyiniz. Belirtiler felcin her an gelebileceğinin habercisi olabilir. En iyisi hemen ya doktora veya bir hastanenin acil servisine gitmektir. Yerinde müdahale ile felç önlenebilir veya etkileri hafifletilebilir.
Beyin Veya Omurilik Tümörleri: (%1)
Yukarıda sayılan tüm belirtiler tümörlerde de görülür.
Beyin Veya Omuriliği Tutan Enfeksiyonlar: (%1)
Felç belirtilerine yüksek ateş, lökosit sayısında ve sedimantasyon hızında artış da eklenir.
Şeker Hastalığı: (%5)
Şeker hastalığı, kan şekerinin çok yüksek olmasıyla kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Dünyadaki en yaygın hastalıklardan biridir. Vücut glikozu enerjiye dönüştüremediği zaman ortaya çıkar. Glikozun enerjiye dönüştürülmesi pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla olur. Eğer pankreastan insülin salınımı azalır veya kaybolursa, glikoz kanda kontrolsüz bir şekilde yükselir ve şeker hastalığına yol açar.
Huzursuz Bacak Sendromu: (%2)
Huzursuz bacak sendromu olan kişiler genellikle yatağa girip hareketsiz kaldıklarında bacaklarında fark ettikleri ancak tam olarak da tarif edemedikleri rahatsız edici hislerden yakınırlar. Bu hisler kişiler tarafından “baldırlarım ağrıyor”, “bacaklarıma derinden bir şeyler batıyor”, “yanıyor”, “uyuşuyor”, “bacaklarımla böcekler yürüyor”, “küçük bıçaklar saplanıyor” gibi çok farklı şekillerde tarif edilir. Bu hislerin ortak özelliği istirahat halinde ortaya çıkıp, hareket ile kaybolmalarıdır. Bu nedenle bu hisler sadece yatarken değil gün içinde özellikle uzun süre hareketsiz kalındığında da (televizyon, sinema seyrederken, seyahat sırasında) ortaya çıkar ve kişi bacaklarını hareket ettirme ihtiyacı duyar.Huzursuz bacak sendromu kalıtsal geçişi olan bir durumdur. %95 oranında sebebi belirsiz olarak ortaya çıkar, %5 oranında da demir eksikliği, şeker hastalığı, üremi, vitamin B12 eksikliği, kalsiyum veya magnesium eksikliği, bel fıtığı, bacak varisleri nedeni ile de ortaya çıkabilmektedir.
Kanser Metastazları: (%1)
Akciğer kanseri, uzak organlara yayıldığında şu belirtilere sebep olabilir: Kemik ağrısı, Nörolojik belirtiler (bir bacak veya kolun uyuşması, baş dönmesi, göz kararması), Sarılık (deri ve gözlerin sararması). Bacak Kırılmaları: (%1) Eğer kırılan kemiklerin arasında sinirler sıkışırsa uyuşma hissedilir.
Vitamin Eksiklikleri: (%3)
Özellikle akşam saatlerinde hissedilen bacaklardaki uyuşmaların demir ve folik asit yetersizliğinden kaynaklandığı biliniyor.
Hematolojik Hastalıklar: (%1)
Özellikle myelodisplastik sendromda görülür. Myelodisplastik sendromda kemik iliğinde yapılan kan hücrelerinin olgunlaşamaması yanında kemik iliğindeki kan hücrelerinde normal hücrelerden farklı olan gelişim bulunur. MDS’li hastalarda kan yapımında azalmanın sonucu olarak kan hücrelerinde azalma (anemi) ve kan hücrelerinin kalite bozukluğu vardır.
Donma: (%1)
Donma olayında en önemli belirti el ve ayak parmak uçlarının uyuşması ve karıncalanmasıdır. Derhal ayakkabı bağlarını gevşetip sert darbelerle ayaklarınızı yere vurun ve ellerinizi birbirine vurarak uyuşmanın geçmesini sağlayın. Böyle bir durumda aşırı ısı kaynağına uyuşan bölgenizi yaklaştırmayın. Uyuşmadan sonraki en tehlikeli belirti, artık iyice hissizleşen çimdikleme veya sert uçlu darbelere tepki vermeyen organlardır. Böyle bir durumda donan kısım battaniye ile sarılmalı, eller mümkünse koltuk atlarına sokulmalıdır. Büyük donmalarda 37 dereceye ısıtılmış su ile donan bölge ovulmalıdır. Ancak bu şekilde çözünen doku tekrar donma tehlikesi ile karşılaşırsa donan bölgede büyük hücre kayıpları olur ve organ kangren olabilir. O nedenle bu işlem açık arazide yapılmamalıdır.
Multipl Skleroz: (%1)
Nörolojinin en önemli hastalıklarından biri olan ve son yıllarda görülme sıklığı artan MS hastalığı, doktorların tabiriyle sinsi bir hastalık. Daha çok 15-40 yaşlarındaki yetişkinlerde görülen, baş dönmeleri, uyuşmalar ve bacaklarda halsizlik gibi birtakım belirtiler gösteren MS hastalığının ne yazık ki kesin bir tedavisi de yok.