Etiket: Kalsiyum

  • Kalsiyum düşüklüğü – hipokalsemi;

    Kalsiyum, kalbin çalışmasında iskelet ve bağırsak kaslarının kasılması için kanın pıhtılaşmasından sinir sistemine kadar sinir iletimindeki mediatör rolüne kadar hücre çoğalmasından kemiklerin metabolizmasına kadar hücrelerin hormon salgılanmasına kadar pek çok enzimin ve reaksiyonun gerçekleşmesi için kalsiyum gereklidir. Kalsiyum düşünce zaten hastalar ciddi kramp ve ritim bozukluklarıyla karşımıza gelir. Ciddi kas ve kemik ağrıları vardır, uzun süre kalsiyum düşük hastalarda hatta bunlar depresiftir, kötü rüya görme, ağız çevresinde uyuşma, karıncalanma, stopor dediğimiz uyku haliyle de karşımıza genel durumu kötü halde de gelebilirler.

    Kalsiyum düşüklüğü önemli de kalsiyum yüksekliği de bizim için daha önemli bir parametredir. Kalsiyumu yüksek hastalar bazen hiç şikayet olmadan rastlantısal olarak tespit edilirler. Bazılarında iştahsızlık, aşırı susuzluk hissi, çok su içme isteği, kemik ağrıları, böbrek taşları, çarpıntı, ritim bozuklukları, kas güçsüzlüğü, bilinç bulanıklığı, kas ve eklem ağrıları, kabızlık, uyku hali, kas seğirmeleri, depresif mizaç, depresyon, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk hissiyle karşımıza gelebilirler. Kalsiyum yükseklikleri ne yazık ki genelde altta önemli hastalıklara delalet eder.

    Kanser, tümör, tüberküloz, böbrek yetmezliği, meme, akciğerin ve böbreklerin bazen iyi huylu çoğu zaman kötü huylu tümörlerine delalet edebilir. Onun için kalsiyum yüksekliği olan hastayı ciddi olarak altta acaba kötü bir hastalık var mı diye araştırmamız gerekmektedir.

  • Paratiroid hormon bozuklukları tanı ve tedavisi:

    PARATİROİD BEZİ HASTALIKLARI

    Paratiroid bezleri boyunda Tiroid bezi arka üst ve alt taraflarına yerleşmiş 4 adet küçük bezden oluşur. Bu bez Parathormon (PTH) isminde bir hormon salgılar. Parathormon vücudumuzda kemik ve kas metabolizmamızın ana elementleri olan Kalsiyum ve Fosfor dengesinin sağlanmasını sağlar. Dolayısı ile paratiroid bezler ile ilgili bir hastalıkta Kalsiyum ve Fosfor dengemiz bozulacağından buna bağlı olarak birçok farklı semptom ortaya çıkar. Bu bez ile ilgili olan hastalıkları çok basitçe ikiye ayırabiliriz. Fazla hormon salgılanması durumuna Primer Hiperparatiroidi, az hormon salgılanmasına ise Hipoparatiroidi diyoruz.

    1- Primer Hiperparatiroidi :

    Paratiroid bezlerden gereğinden fazla PTH salgılanması sonucunda ortaya çıkan hastalıktır. PTH yüksekliğinin en sık sebebi Paratiroid bezlerden bir yada birkaçında ortaya çıkan Adenomlardır. Daha az sıklıkla görülen diğer iki neden ise Paratiroid bezlerin büyümesi (Hiperplazi) ve Paratiroid bezi kanseridir.

    Semptomlar : Parathormon yüksekliğinde Kanda Kalsiyum artarken Fosforda azalma görülür. Kanda artan Kalsiyum yüksekliğinin derecesine göre değişmekle birlikte hastalarda çok su içme, çok idrara gitme , tekrarlayan böbrek taşları, kabızlık, kalpte ritim problemleri, halsizlik, kas ağrıları, depresyon , hipertansiyon , gözlerde bant keropati hastalığı ve kemiklerde erime gibi bir çok farklı semptom ortaya çıkabilir.

    Tanı testleri : Şüphelenilen bir hastada ilk bakılması gereken test kan kalsiyum ve fosfor düzeyleridir. Kalsiyum yüksekliği görülen hastalarda ikinci aşamada Parathormon ve Vitamin D düzeylerine bakılır. Parathormon düzeyi uygunsuz bir şekilde yüksek olan hastalarda paratiroid ultrason , paratiroid sintigrafisi gibi radyolojik testler ile hormon yüksekliğine yol açan adenom tesbit edilir. Hiperparatiroidisi olan hastalarda kemik erimesi, böbrek taşı ve göz bulguları açısından gerekli olan diğer testlerde istenir.

    Tedavi: Kan Kalsiyum düzeyi çok yüksek olanlarda Kardiak etkilerden korumak için acil müdahale edilmesi gerekir. Ilımlı kalsiyum yüksekliği olan kişilerde kalsiyumu yükseltme potansiyeli olan Lityum, Tiyazid ve kalsiyum preperatları gibi ilaçlar kesilir. Hastaların günde en az 2-2.5 litre su içmeleri ve kalsiyumdan fakir (süt, peynir, yoğurt vb) diyet ile beslenmeleri söylenir. D vitamini eksik olanlar uygun şekilde tedavi edilir. Kemiklerinde hiperparatiroidiye bağlı erimesi olanlara Bifosfanat grubu kemik erime ilaçları başlanır.

    Paratiroid Adenomlarının kesin tedavisi cerrahidir. Şikayeti olan hastaların hiç beklemeden ameliyat olmaları gerekmektedir. Paratiroid adenomu olup hissedilen hiçbir şikayeti olmayan kişilerde (Asemptomatik Hiperparatiroidi) ise aşağıda sıralanan durumlardan herhangi birinin olması durumunda yine cerrahi tedavi önerilmektedir.

    Kan kalsiyum değeri normal laboratuar üst sınırından 1mg/dl (0,25 mmol/L) fazla ise

    Kreatinin klirensinin, uygun yaş ve cins normal değerine göre, % 30 ve üzerinde azalması

    Kemik kırık riskinin artmış olması

    Hastanın 50 yaşından küçük olması

    Tıbbi açıdan takip edilemeyecek hastalar

    2. Hipoparatiroidi :

    Parathormon eksikliği veya Parathorormonun etkisine direnç gelişmi sonrası ortaya çıkan duruma hipoparatiroidi denilir. Hipoparatiroidi nedenlerini genel olarak 3 grupta toplayabiliriz.

    Poligandüler sendrom kompanenti olarak

    Tiroid cerrahisi veya İyot 131 (Atom) tedavisi sonrası

    Parathormon etkisine direnç gelişimi (Psödohipoparatiroidi).

    Semptomlar : Parathormon düşüklüğü sonrasında kan kalsiyum düzeyinde düşüklük gelişir. Hipokalsemi sonucunda el, ayak ve dudak çevresinde uyşma , karıncalanma ve kasılma , tetani, bronkospazm, kalte ritim bozukluğu, depresyon, gözde katarak ve hipotansiyon gibi bir çok farklı semptom ortaya çıkabilir.

    Tanı Testleri : Klinik şüphesi olan hastalarda total kasiyum iyonize kalsiyum, fosfor, magnezyum, albumin, alkalen fosfataz, 25-OH vitamin D ve parathormon düzeylerine bakılır. Poliglandüler sendrom düşündüren bulgusu olan hastalarda vücuttaki diğer hormonlar ile ilgili gerekli görülen testlerde istenir. Psödohipoparatiroidi düşünülen hastalarda ise dinamik endokrin testler uygulanır.

    Tedavi : Bronkospazmi tetani ve ritim bozukluğu gibi hayatı tehtit eden hipokalsemi bulgusu olanlarda ve kan kalsiyum düzeyi ileri derecede düşük olanlarda acil damardan kalsiyum replasmanı yapılır. Cerrahi veya İyot 131 tedavisi sonrası hipoparatiroidi gelişen hastalarda ise ömür boyu uygun dozda ağızdan kalsiyum ve aktif vitamin d takviyesi verilir ve belirli aralıklar ile hastanın değerleri kontrol edilir. Parathormon düşüklüğü tedavisinde kullanılmak üzere Parathormonun enjeksiyon şeklinde kullanılabilen formu üretilmiştir. Yurtdışında Natpara isminde piyasada bulunan ve kullanılan ilaç henüz ülkemizde bulunmamaktadır.

  • Psödogut (yalancı gut)

    Eklemlerde, kalsiyum tuzu kristallerinin (kalsiyum pirofosfat olarak bilinen) birikmesine bağlı, iltihabi bulgulara neden olan bir hastalıktır. Genellikle gutla karıştırıldığı veya onu taklit eder özellikleri olduğundan; psödogut (yalancı gut) hastalığı adı verilir.

    Psödogut tedavi edilmediği takdirde, uzun vadede ciddi kronik (uzun dönem), ağrılı ve iltihabi hastalıklara yol açabilir.

    Psödogut nedir?

    Guta benzer belirtileri olan bir artrit (eklem iltihabı) türüdür. Ancak psödogutta, guttan farklı bir kristal; kalsiyum pirofosfat birikimi, inflamasyonu (iltihabı) başlatır. Psödogut, bir veya birden çok eklemde ağrılara ve şişmelere yol açabilir; bu ağrılar haftalarca hareketi engelleyebilir. Aynı zamanda osteoartrit veya romatoid artrit benzeri, daha uzun süren artritlere neden olur. Hastalık daha çok dizlerde ve el bileğinde görülür; bazen omuzlarda bileklerde ve diğer eklemlerde de görülebilir.

    Psödoguta ne yol açar?

    Psödogut, kalsiyum pirofosfatın, eklemlerde birikmesiyle oluşur. Kristal ilk kıkırdakta birikir ve bu dokuya zarar verir. Kristal aynı zamanda eklemde iltihaba; şişlik, sıcaklık ve şiddetli ağrılara neden olur. Çoğu zaman kristalin neden oluştuğu bilinmez, ancak kristaller yaş ile orantılı olarak artar. Ailedeki genetik yapı da hastalıkta önemli bir rol oynamaktadır.

    Psödogutu tetikleyen diğer faktörler şöyle sıralanabilir:

    Demir depo hastalığı

    Kandaki magnezyum düşüklüğü

    Fazla aktif paratiroid bezi

    Kanda aşırı kalsiyum

    Tiroid bezinin az çalışması

    Psödogut kimlerde görülür?

    Psödogut, 60’lı yaşlardaki kişilerin %3’ünü, 90’lı yaşlardakilerin ise neredeyse yarısını etkilemektedir. Kalsiyum fosfat kristallerinin eklem sıvısında birikmesi, beyaz kan hücrelerini bölgeye çekerek ağrılı bir atağa sebep olabilir. Akut artrit atakları eklemdeki yaralanma (çarpma gibi) sonra veya eklem ve diğer ameliyatlardan sonra gelişebilir. Bu tip ataklar belli bir nedeni olmadan da oluşabilir.

    Kalsiyum fosfat kristalleri kıkırdakta, hiç şikayeti bulunmayan yaşlı insanların eklem sıvılarında da bulunabilir. Bu kristallere sahip olan birçok insan hiçbir zaman akut gut benzeri ataklar veya kronik artrit geçirmeyebilir. Bu kristaller aynı zamanda osteoartrit, gut ve eklem enfeksiyonu gibi diğer artrit hastalarında da bulunabilir.

    Nasıl teşhis edilir?

    Tanı muayene bulguları ve medikal test sonuçlarının incelenmesiyle yapılır. Doktorunuz şişmiş ve ağrılı ekleminizden sıvı örneği (eklem sıvısı) alıp kalsiyum fosfat kristallerinin varlığını inceleyebilir. Eklemin direkt röntgen filminde, kalsiyum içeren birikimlerin kıkırdakta var olup olmadığı görülebilir. Direkt filmde bu görüntü ‘kondrokalsinozis’ olarak da adlandırılır. Doktorunuz tarafından, benzer bulgulara neden olan, gut, romotoid artrit ve eklem enfeksiyonu dışlanmalıdır.

    Nasıl tedavi edilir?

    Kristal birikimlerini çözmek için belirli bir tedavi bulunmamaktadır. Akut ataklar geçiren hastalara, doktorları steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçları (NSAİİ; indometazin, naproksen, diklofenak gibi) verebilir. Ancak, karaciğer fonksiyonları bozuk, mide ülseri olan ve kan inceltici ilaçlar alan hastalar, genellikle NSAID kullanamamaktadır. Bu hastalar için en iyi yöntem, doktorun eklem sıvısını boşaltması ve o eklem içine kortikosteroid enjekte etmesidir. Gelecekteki atakları engellemek için düşük dozda kolşisin (genellikle gut için kullanılır) kullanılabilir.

    Daha ciddi vakalarda ise eklemi onaran veya değiştiren cerrahi yöntemler uygun görülmektedir.

  • Kemik sağlığı için beslenme ipuçları

    Kemik sağlığı için beslenme ipuçları

    Araştırmalara göre zeytinyağı, soya fasulyesi, böğürtlen ve omega 3’den zengin gıdalar (balık yağı gibi) kemik sağlığı açısından yararlıdır.

    – Fasulye; kalsiyum, magnesyum, lif ve fitatlar gibi başka besleyiciler açısından zengindir. Fitatlar, vücudun kalsiyum emilimini olumsuz etkiler. Fakat, fitat seviyesi fasulyeleri bir kaç saat su içinde tuttarak ve sonra taze suda pişirerek düşürülebilir.

    – Yeterli seviyede, aşırı olmamak kaydıyla protein tüketimi, kemik sağlığı ve genel vücut sağlığı için faydalıdır. Bir çok yaşlı-erişkinler diyetlerinde yeterince protein bulundurmuyor ve bu da kemikleri icin zararlıdır. Ancak yoğun proteinden içeren diyetler de vücudun kalsiyum kaybetmesine neden olur. Bu kaybı yeterince kalsiyum alarak telafi etmek mümkün. Örneğin süt ve süt ürunleri kalsiyumdan zengindir ve diyet içinde mutlaka bulundurulmalıdır.

    – Çok fazla tuz içeren yemek seçimi, vücudun kalsiyum kaybına dolayısıyla kemik kaybına neden olur. Bu nedenle tuz alımı olabildiğince azaltılmalıdır. Eğer bir yiyeceğin ne kadar sodyum içerdiğini öğrenmek için mutlaka içindekiler etiketine bakın. Eğer %20 ve daha fazla ise yüksek sodyum içeriyor demektir. Hedef günlük 2400mg/gün veya daha az sodyum alımı olmalıdır.

    – Ispanak ve diğer okzalat içeren diğer gıdalarla kalsiyum emilemez. Ispanak, yeşil pancar ve fasulye türleri gibi bazı yemekler sağlıklı besleyicilerden olmasına rağmen kalsiyum kaynağı olarak kabul edilemez.

    – Buğday kepeği; fasulyeler gibi yüksek miktarda fitat içerir bu da vücutta kalsiyum emilimini etkiler. Ancak fasulyelerin aksine buna sut eklendiğinde sutteki kalsiyumun tamami emilmez. Bu nedenle kalsiyum desteği buğday kepeği almadan en az 2 saat önce alınmalıdır.

    – Alkolün fazla tüketimi kemik kaybına neden olur. Alkol tüketimi günlük 2-3 kadehten daha fazla olmamalidir.

    – Kafein; Kahve, çay, sodalı icecekler; kafein içerir ve kalsiyum emilimini azaltarak kemik kaybına neden olurlar. Günde 3 bardaktan fazla kahve ve çay tüketmek, kalsiyum emilimini azaltarak kemik kaybına neden olur. Kolalı içecekler, kafein ve fosfor içerir ve kalsiyum emilimini bozar, böylece kemik kaybına neden olur.

  • Böbrek taşı hastalığı

    Böbrek taşı hastalığı

    Son yıllarda gerek ABD gerek İngiltere hasta kayıt sistemleri üzerinden yapılan incelemelerde yeni ortaya çıkan semptomatik (belirti veren) böbrek taşı hastalığı görülme sıklığında önemli bir artış olduğu belirtilmektedir. Yaşamları süresince erkeklerin yaklaşık % 12, bayanların yaklaşık % 7 sinin en az bir böbrek taşı oluşturduğu hesaplanmaktadır. Son yıllarda bayanlarda böbrek taşı hastalığı ile karşılaşma sıklığının giderek arttığı dikkati çekmektedir.

    Böbrek taşı hastalığı tekrarlama özelliği olan bir hastalıktır. Böbrek taşı hastalığı tespit edilen olguların yaklaşık % 50 sinde 8 yıl içerisinde ikinci bir taşın oluşma şansı vardır. Bazı olgularda bu tekrarlama özelliği çok daha sık olarak görülür.

    Böbrek taşı hastalığının en sık görüldüğü yaş grubu 20-30 arasıdır.

    Böbrek taşlarının yaklaşık % 90 ı kalsiyum içeren taşlardır. Bu taşlar ya tek başına kalsiyum oksalat ya tek başına kalsiyum fosfat veya bu ikisinin karışımıdır. Kalsiyum taşlarının % 85-90 ınında ana komponent kalsiyum oksalattır. Diğer % 10-15 lik kesimde kalsiyum fosfat ya “apatite ya brushite” formundadır. Geri kalan % 10 luk kesim ya ürik asit taşı, ya struvite (magnesyum amonyum fosfat) taşı ya sistin taşıdır. Sistin taşları tüm taşların sadece % 1 lik kısmını oluşturur.

    Böbrek taşı/taşları ya renal kolik (düşen taşın neden olduğu ağrı), ya idrar yolu infeksiyonu ya ultrasonografide idrar yolu darlığı, tıkanması (komplet ve inkomplet idrar yolu obstrüksiyonu) sonucu gelişen hidronefroz veya hidroüreteronefroz bulguları ile bireylerin hastaneye baş vurmasına neden olur.

    Böbrek taşı hastalığı toplumda sık görülen bir hastalık olmasına karşın diyalize giren olguların ancak % 1-3 kadarında neden olarak böbrek taşı hastalığı gösterilir. Bu olguların da yaklaşık % 40-50 sinde neden struvite taşlarıdır.

    Böbrek taşı hastalığı hikayesi bulunan olgularda kronik böbrek hastalığı görülme sıklığının hafifçe daha fazla olduğu belirtilmekle birlikte bu ilişkinin özellikle vücut kitle indeksi 27 kg/m2 den daha fazla olan olgularda hafifçe belirgin olduğu yayınlanmıştır.

  • Kalsiyum yüksekliği (hiperkalsemi)

    ‘’ Aşırı yorgunluk, kemik ağrıları ve şiddetli mide ağrısı çekiyordu. 35 yaşındaydı. Daha önce mide yanması ve ağrısı için doktora gitmiş muayene ve tetkikler sonrası mide asidi azaltan ilaçlar verilmişti. Son şikayetlerinden sonra karın ağrısına dayanamamış gittiği acil serviste karın ultrasonografisi çekilmiş ve böbreklerinde kum olduğu söylenmişti. Şikayetleri sık sık tekrarlamaya başlayınca genel bir kontrolden geçmeye karar verdi. Sabah aç karınla gittiği hastanede alınan kan tetkikleri sonrası kanda kalsiyum değerleri yüksek tesbit edilip Endokrinoloji polikliniğine yönlendirildi.”

    Evet yukarıda bahsedilen şikayetlerle hergün acil servise binlerce hasta başvuruyor . Hiperkalsemi ve önemli sebeplerinden hiperparatiroidi düşünülmediğinde kolayca atlanan tanılardan biri. Birkaç sistemi ilgilendiren müphem şikayetlerde mutlaka kalsiyum düzeyinin ölçülmesi gerekiyor. Başlıca belirtiler her sistem için ayrı. Bulantı, kusma, kabızlık, karın ağrısı ve distansiyon görülebilir. Kemik ağrıları, artralji, artrit ve fraktürler, tansiyon yüksekliği, kalpte ritim problemleri, fazla su içip fazla idrara çıkma, tekrarlayan böbrek taşı ve kum şikayetlerine, kas zayıflığı, nörolojik problemlere yol açabiliyor. Hiperkalseminin klinik bulguları kan kalsiyumunun düzeyi ile ilişkilidir. Genelde 12mg/dL seviyesine kadar herhangi bir bulgu görülmeyebilmekle birlikte bu değerin üzerine çıktığı durumlarda hayati tehlike oluşur. Kalsiyum 12-14 mg/dL düzeylerinde ise hiperkalsemi ile ilgili direkt yakınmalar ortaya çıkar. Birlikte neden hastalığa ait bulgular da vardır. Kan kalsiyum düzeyi 14 mg/dL in üstünde ise hiperkalsemin tüm bulguları görülür.

    Kalsiyum yüksekliği yapan sebeplerin ayrıntılı araştırılması gerekiyor. Eğer sebep paratiroid bezleri ise tanı için görüntüleme teknikleri (ultrasonografi ve sintigrafi) ile tanı doğrulanıyor tedavi ise paratiroid bezlerinin ameliyatla alınması gerekiyor. Endokrin sebepler arasında; D vitamini zehirlemesi, tiroid bezinin fazla çalışması sebep olabiliyor. Müphem şikayetleriniz varsa Kalsiyumunuzu ölçtürmeyi ihmal etmeyin.

    Rahatınız bozulmasın, Sağlıkla kalın.

    Yard. Doç. Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • D vitamini zehirleme yapar mı ? D vitamini kullanırken nelere dikkat edilmelidir ?

    Günümüzde pandemi şeklinde Vitamin D eksikliği bulunmaktadır. D vitamini eksikliğinin ana nedeni güneşe maruziyetin yeterli olmamasıdır. İnsanlar D vitamini ihtiyaçları için güneşe muhtaçtır.

    Vitamin D toksisitesi (25-OH D VİTAMİNİ > 150 ng/mL) olduğunda görülür. Vitamin D fazlalığında tiler susuzluk hissi, fazla idrara çıkma, başağrısı , halsizlik, yorgunluk gibi kalsiyum yüksekliği belirtileri gelişir. D VİTAMİNİ zehirlemesine bağlı hayatı tehdit eden kalsiyum yükseklikleri , idrarla kalsiyum atılımında artma, böbreklerde taş oluşumu, kalpte ritim bozukluğu , böbrek yetersizliği görülebilir. D vitamini dozu 10 000 IU/gün altında olduğunda zehirleme nadir görülür. Laboratuvar olarak artmış serum kalsiyum, normal veya artmış serum fosfor, artmış kreatinin ve üre düzeyinin yanı sıra çok yüksek 25(OH) vitamin D, normal 1,25(OH) D3 ve azalmış PTH düzeyi görülür. Piyasada bulunan D vitamini ampullerinde 300.000 Ü D vitamini bulunmaktadır. D vitamini ampulleri D vitamin düzeyine bakılmadan kullanılmamalıdır. Özelikle geç yürüyen çocuklara , bilinçsiz bir şekilde D vitamini vurdurmak doğru değildir, çocuklar ve bebekler , gebeler D vitaminine daha hasastırlar. Bunlarda kontrollü replasman tedavisi yapılmalıdır.

    D vitamini zehirlemesinde kanda artan kalsiyum düzeyini azaltmaya yönelik sıvı tedavisi, kortizon , parenteral bifosfanat tedavisi ve bazen diyaliz tedavisi gerekebilmektedir.

    D vitamini vücut fonksiyonları özellikle kemik sağlığı için çok önemlidir ama kulaktan dolma bilgilerle D vitamini takviyesi almak bazen ölümcül zehirlemelere yol açabilir.

  • Vitamin sınavı : çocuğunuzun ihtiyacı olan vitaminleri hangi besinler sağlar ?

    Vitamin sınavı : çocuğunuzun ihtiyacı olan vitaminleri hangi besinler sağlar ?

    Bazı besinler çocuğunuz için diğerlerinden daha mı faydalıdır ?

    Kötü sebze diye birşey yoktur. Ancak bazıları daha çok vitamin ve mineral içerir. Çocuğunuzun öğlen yemeğini hazırlarken parlak renkli sebzeleri daha çok tercih edebilirsiniz: Brokoli, domates,biber,havuç gibi. Sağlıklı bir öğlen yemeğinde aynı zamande protein, meyve ve tahıllar da bulunmalıdır. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tercih edin. Böylece çocuğunuz meyvenin kabuğunu da tüketerek fazladan vitamin de almış olacaktır. Öğlen yemeğini kendisi tüketiyorsa fazla tuz ve yağ içermeyen sağlıklı besinler seçmesini öğretmelisiniz.

    Çocuğunuz için en zengin kalsiyum kaynağı domates mi, badem mi yoksa şeftali midir ?

    Kalsiyum kaynağı dediğimizde aklınıza muhtemelen süt ve süt ürünleri gelir. Çocuğunuz süt sevmiyorsa badem,fasulye, portakal suyu gibi gıdalarda kalsiyum almasına yardımcı olurlar. Çocuklar, sağlıklı kemik ve diş gelişimi için kalsiyuma ihtiyaç duysalar da özellikle ergenlik döneminde yeterli almazlar. Kalsiyum ve D vitamin desteği almaları gerekebilir.

    Sebzeli omlet sağlıklı bir kahvaltı seçeneği olabilir mi ?

    Mısır gevreği, süt, meyve sabah kahvaltısında kolay bir seçenek olsa da sebzeli omlet , proteinden daha zengindir, daha fazla enerji verir ve daha uzun tok tutar.

    Çocuğunuzun Yeterli Demir Aldığından Nasıl Emin Olabilirsiniz ?

    Kırmızı kan hücrelerinin oksijeni dokulara taşıyabilmesi için demire ihtiyaç vardır. Çocuklar büyürken demire ihtiyaç duyarlar. Kırmızı et, somon, yumurta, kuru meyvelerin hepsi değişik miktarlarda demir içerirler. Bu besinleri, brokoli, domates, portakal, çilek gibi C vitamininden zengin gıdarla birlikte verirseniz demir emilimi de daha iyi olacaktır. Süt, barsaklardan demir emilimini azalttığından günlük süt miktarını 2 bardakla sınırlamak uygundur.

    Çocuğunuz iştahsızsa , yeterince vitamin almıyor olabilir mi?

    Birçok anne – baba çocuğunun iştahsız olmasından, sürekli ‘’ Tokum ‘’ demesinden şikayet eder. Ancak çok da büyük olmayan bir porsiyon bile çocuğunuzun yeterli vitamin ve mineralleri alması için yeterlidir. Hergün küçük porsiyonlar tüketiyorsa dışarıdan vitamin – mineral desteği alması için doktorunuza danışmanız faydalı olacaktır.

  • Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Sevgili anne-babalar daha önce “Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı” diye çarpıcı bir yazı yazmıştım. Ve doğada süt ve süt ürünleri yerine geçebilecek birçok gıda olduğundan bahsetmiştim. Şimdi bu konuyu biraz daha detaylı olarak irdelemek istiyorum. Besinlerin kalsiyum içerikleri hakkında size bilgiler verdikten sonra, süt içmeyen çocuklar için bazı önerilerde bulunacağım.

    Bir besinin ne kadar iyi bir kalsiyum kaynağı olduğuna karar verirken sadece 100 g’ında ne kadar kalsiyum içerdiğine bakmak yetmez, kaynağın iyi olduğuna karar verirken emilmeyi etkileyen etmenlerin de birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Kalsiyumun en iyi kaynakları, emilebilen kalsiyumu en çok içeren besinlerdir.

    Bu yönden besinlerimizi kalsiyumun en iyi, iyi, orta ve zayıf kaynakları olarak 4 ana sınıfa ayırabiliriz. Özetle söylemek gerekirse

    En iyi kaynaklar: Süt ve süt ürünleri (Yoğurt, peynir v.s)

    İyi kaynaklar: Pekmez, susam, fındık, fıstık ve benzeri yağlı tohumlar,yeşil yapraklı sebzeler,kuru baklagiller ve kurutulmuş meyvelerdir.

    Orta derecede kaynaklar: Yeşil sebzeler , yumurta, portakal, mandalina, limon,çilek gibi besinlerdir.

    Zayıf kaynaklar: Tahıllar, diğer sebze-meyveler ve etlerdir.

    Küçük balıklar kılçığı ile birlikte yenildiğinde kalsiyumdan zenginleşir. Kemikler kırılıp sirke ile kaynatıldığında,kalsiyum kemiğin suyuna geçer ve bu kemik suyu yemeklerde kullanılarak yine kalsiyumdan yararlanılabilir.

    Süt sevmeyen, belki de hiç süt ürünü tüketmeyen çocuğunuza uygun menüler hazırlayabilmeniz için farklı oranlarda kalsiyum içeren gıdaların 100 g’ında kaç mg kalsiyum içerdiğini gösteren aşağıdaki listeye göz atmanızda da büyük fayda görüyorum.

    En iyi kaynaklar

    İnek sütü (Yağsız) 123 Beyaz peynir-urfa 338

    İnek sütü(Yarım yağlı) 122 İnek Sütü (Yağlı) 119

    Kars tipi 731 Cheddar 721

    Yoğurt (Yarım yağlı) 120 Kaşar peyniri 700

    Yoğurt (Yağlı) 111 Rokfor 662

    Beyaz peynir(Yağsız) 96 Çökelek kuru 505

    Beyaz peynir(Yağlı) 162 Otlu peynir 497

    İyi kaynaklar

    Pekmez(Üzüm) 400 Roka 205

    Badem 234 Maydonoz (taze) 203

    Fındık 209 Nane (taze) 200

    Antep fıstığı 131 Madımak 166

    Ayçiçek çekirdeği 120 Pancar yaprak 119

    Susam 110 Lahana kara 116

    Ceviz 99 Pazı 114

    Yer fıstığı (iç kavrulmuş) 72 Ispanak 93

    Soya fasulyesi 226 Bamya taze 92

    Nohut 150 Kıvırcık 81

    Kuru fasulye(Beyaz) 144 Pırasa 52

    Barbunya 135 Soğan yeşil 51

    İç bakla 102 Kivi 100

    Mertcimek 79 Erik pestil 90

    Börülce 74 Kayısı pestil 86

    Bamya kurutulmu 678 Kuru incir 126

    Fasulye kurutulmuş 480 Kuru kayısı 67

    Patlıcan kurutulmuş 137 Kuru üzüm 62

    Biber kurutulmuş 120 Kuru erik 51

    Asma yaprağı 392 Tarhana 685

    Ebegümeci 249

    Orta derecede zengin

    Yumurta 56 Taze biber kırmızı 29

    Portakal 41 Sarımsak baş 29

    Mandalina 40 Kabak yaz 28

    Greyfurt 16 Taze börülce 27

    Taze incir 36 Soğan kuru 27

    Böğürtlen 32 Bezelye iç 26

    Kiraz-Vişne 22 Hıyar soyulmamış 25

    Çilek 21 Hıyar soyulmuş 17

    Lahana beyaz 49 Kuşkonmaz 22

    Lahana bürüksel 49 Kabak kış 21

    Taze bakla 43 Karnabahar 25

    Kereviz 43 Lahana kırmızı 42

    Yukarıdaki listeye bakarak ben sizin için birkaç örnek menü sunmak istiyorum. Daha sonra siz de bu listelere bakarak farklı menü seçenekleri oluşturabilirsiniz.

    Hiç süt içmeyen bir çocuk kahvaltıda 15-20 g kaşar peynir yediği takdirde 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alır. Diyelim ki bu çocuk peyniri de ağzına sürmüyor. 25’er g yaklaşık 2’şer tatlı kaşığı pekmez ve tahini karıştırdığınız takirde yine 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alınmış oluyor, buna 1 de haşlanmış yumurta eklerseniz, ya da karışık sebzeli bir omlet yaparsanız, daha sabahtan 1 bardak sütü bile geçmiş olursunuz. Unutmayın ki yeşil yapraklı sebzeler kalsiyumun iyi kaynaklarındandır.

    Yine hiç süt içmeyen, ağzına yoğurt peynir sürmeyen bir çocuğa öğlen ya da akşam için nasıl bir menü hazırlasak? Barbunya, nohut, kuru fasülye, bamya gibi birçok klasik yemekten tek 1 tabak yedirerek (150-200 g) en az 1 bardak süt içirmiş kadar kalsiyum verebilirsiniz. Daha mı az yedi, yanında kalsiyumdan zengin yeşilliklerle yapılmış bir salata, gün içinde 3-4 adet kuru meyve, 1 adet kivi, işte yine sınırı geçtik.

    Yalnız menü hazırlarken kuruyemişlere dikkat ! Nasıla bol kalsiyum var diye devamlı aşırı kuruyemiş yedirirseniz bu sefer de diyetteki yağ miktarı artacağı için kilo sorunu yaşayabilirsiniz. Özetle sağlıklı ve dengeli beslenen birinin kalsiyumsuz kalması imkansız, hesaba kitaba bile gerek yok, ama ben sizleri rahatlatmak için biraz da kanıtlar sunmak istedim.

    Sağlıcakla kalın.

  • Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı?

    Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı?

    Sevgili anneler ne zamandır bu konuyu yazmayı hep istedim. Annelerin kabusu çocuğum süt sevmiyor, çok üzülüyorum, çocuğumun kemikleri gelişmeyecek, boyu kısa kalacak. Sevgili dostlarım biliyor musunuz? “birçok anne bu kabusla yatıp kalkıyor “.

    Öncelikle süt içmeyen birçok çocuk yoğurt, peynir, muhallebi, çikolata ve dondurma gibi birçok süt ürününü severek ve büyük bir istekle zaten yer. Yani bu çocuğun süt içmese de günlük kalsiyum ihityacını fazlasıyla aldığını söylemek mümkündür. Diyelim çocuk gereçkten ne süt ne de başka bir süt ürünü asla kabul etmiyor. Öncelikle şunu düşünmek gerekir ki sevmiyor denen kavramın altında yatan ana neden, çoğu zaman, vücudu reddediyor, bu gıdayı sindirmek için gerekli enzimlere sahip değil demektir. Yani çocuğunuz size resmen “ anne bu gıda bana uygun değil” diye haykırıyor aslında.

    Şimdi size basit bazı sorular sormak istiyorum ve bir kağıt kalem alın ve bu soruların cevabını alt alta yazın

    Bu dünyadaki en gelişmiş canlı organizma hangisidir?

    İnekler ne yiyerek kalsiyum yüklü bir süt üretebilirler?

    Doğada kalsiyumun tek kaynağı süt ve ürünleri midir?

    İnsan vücudu ineğin yaptığını yapmaktan aciz mi sizce?

    Vejetaryen annelerin sütünde kalsiyum yok mu sizce?

    Dünyada başka canlıların sütünü içen insandan başka bir varlık biliyor musunuz?

    Şimdi de doğru cevapları alalım:

    Bu dünyada en gelişmiş canlı insandır.

    İnekler sadece ot yiyerek kalsiyum yüklü bir süt üretirler.

    Bu durumda ineğin yediği basit ot dahil , birçok bitki ve kuruyemiş ve tohumun içinde bol miktarda kalsiyum vardır. Ünlü Fransız kimyacı Lavoisier’nin hoş bir sözü aklıma geldi “Rien ne se pert, rien ne se crée”, yani Türkçesi “Bu dünyada hiçbirşey kaybolmaz, hiçbirşey yoktan var olamaz”.

    Bu durumda insanlar da süt içmese, süt ürünü yemese bile vücudu kemiklerini geliştirmek için ve boyunu uzatmak için ihityacı olan kalsiyumu birçok gıdadan temin edebilir.

    Tabii ki vejetaryen annelerin de sütü, süt ürünü kullanan annlerinkie eşdeğer oranda kalsiyum içerir.

    Bu dünyada her canlı kendi annesinin sütünü içer. Böyle bir durum insan dışında hiç görülmemiştir.

    Doğduğumuz andan itibaren sütün kemiklerimizi geliştiren, boyumuzu uzatan yegane içecek olduğunu görerek duyarak büyürüz. Reklamlarda süt içen veya bir süt ürünü yiyen çocuğun 10 saniye sonra boyunun uzadığını, hatta erişkin bir basketçi olduğunu şaşkınlık içinde izleriz. Sevgili dostlarım bu duruma özetle “Beyin Yıkaması diyoruz”

    Sevgili anneler-babalar ne olur rahat olun süt iyi hoş, faydalı ama hayatın vazgeçilmezi değildir, Süt içmeyen çocuğunuzn boyu kısa falan kalmaz.

    Besinlerin kalsiyum içerikleri ve idameleri, buna göre örnek menüleri de başka bir yazımda sizlerle paylaşacağım.

    Sağlıcakla kalın