Etiket: Kalp

  • Balık yağı!

    Yağ asitleri, yağın doymuşluk derecesini gösteren farklı uzunluktaki karbon zincirinden oluşan trigliseritler olduklarından hem kompleks yağların önemli bir parçası hem de kendisinden kolayca enerji sağlanan bir kaynaktır. Doymuş ve doymamış yağ asitleri olarak iki çeşittir. Doymamış yağ asitleri de tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri (ÇDYA) olarak iki gruba ayrılır. Linoleik ve linolenik asit ÇDYA’dir. Vücutta yapılmadıklarından mutlaka dışardan besinlerle alınmaları gerekir. ÇDYA omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grupta toplanır. Omega-3 yağ asitlerinin çoğunluğu alfa-linoleik asittir. Alfa-linoleik asit vücutta eikosapentaenoik aside (EPA) ve dokosaheksaenoik aside (DHA) dönüşür.

    Omega-3 yağ asitleri soğuk su balıklarında bol miktarda bulunmaktadır. Balık yağlarının esasını oluşturan EPA ve DHA besin zinciri yoluyla deniz ürünlerinde birikmektedir. Karada yetişen bitkiler genellikle omega-6 yağ asitleri üretmekle beraber, belirli bazı deniz ve tatlı su bitkileri (özellikle algler ve soğuk su bitkileri) omega-3 yağ asidi üretirler. Beş veya daha fazla çift bağ içeren onega-3 ÇDYA, yüksek doymamış yağ asitleri (YDYA) olarak isimlendirilir ve balıklar temel olarak insanlar tarafından tüketilen YDYA’nin tek kaynağıdır.

    Omega-3 yağ asitleri vücutta sentezlenmedikleri için mutlaka besinlerle dışarıdan alınmalıdır. Balıklardaki yağ oranı ile yağ asitlerinin dağılımı türlere, vücut bölgelerine, beslenmeye, avlanma avlanma mevsimine ve cinsiyet gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir. Buna göre balıklardaki yağ oranı % 1 ile % 20 arasında olabilir. Kabuklu deniz ürünlerinde ise yağ oranı % 1’den daha az miktarda bulunur. Balık türüne göre omega-3 miktarı da farklılık gösterir. Özellikle derin denizlerde yaşayan ve siyah etli olan balıklarda bu oran daha yüksektir. Somon, sardalya, uskumru, ton balığı gibi balıklar omega-3 yönünden oldukça zenginken, kültür balıklarında omega-3 miktarı biraz daha düşüktür. Ancal omega-3 yönünden zenginleştirilmiş yemlerle beslenen kültür balıklarında doymamış yağ asit miktarı da yüksek bulunmaktadır.

    Balık yağı ve ana içeriğini oluşturan omega-3 yağ asitleri sayesinde;

    Trigliseritler ve kolesterol düşer, böylece ateroskleroz ve buna bağlı kalp hastalıkları, kalp krizi ve akut inme riski azalır.

    Bağışıklık sistemi güçlenir

    Kansere karşı koruma sağlanır

    Beyin, retina, sperm, cilt hücreleri güçlenir

    İnsülin kullanımını artar (diyabet için faydalı)

    Kanı inceltir ve akışını kolaylaştırır, kanın pıhtılaşmasını önler

    Yangı önleyici etkisiyle romatizmal hastalıklara karşı koruma sağlar

    Anne-bebek sağlığında rolü:

    Omega-3 yağ asitleri, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimine aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Bebeğin beyin ve retina gelişiminin desteklenmesi

    Erken doğum riskinni azaltılması

    Hamilelik süresinin ve bebeğin doğum ağırlığının artırılması

    Doğum sonrası depresyonundan korunulması

    Omega-3 yağ asitleri ayrıca çocuğun matematik zekasının geliştirilmesine, okuma, telaffuz ve yazma beceresini artırılmasına yardımcı olabilir.

    Zihin sağlığında rolü:

    Omega-3 yağ asidinin beyin ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur. Omega-3, beyin ve sinir sisteminde başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Depresyon tedavisini desteklemesi

    Bunama ve Alzheimer hastalığı riskinin azaltmasına yardımcı olması

    Ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına karşı yardımcı olması

    Saldırganlık azaltmaya ve sakinleştirmeye yardımcı olması

    Mizaç, tepkisellik ve kişilik üzerinde olumlu etkisi olması

    Göz sağlığında rolü:

    Yüksek doz omega-3 alımı gözde yaşa bağlı olarak gelişen sarı nokta hasarları riskini önleyebilmektedir. Omega-3 yağ asitleri eksikliğinde, retinada görme fonksiyonunun azaldığı tesbit edilmiştir.

    Kemik-eklem sağlığında rolü:

    EPA ve DHA’nın antienflamatuar etkisi vardır, ayrıca kas-iskelet sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde faydalı etkileri bulunmaktadır. Omega-3 kemik ve eklem sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Kemiklerde kalsiyum toplanmasına destek olarak güçlenmelerinin sağlanması

    Eklem iltihabı ve kıkırdağa zarar veren enzim aktivitesinin azaltılması

    Eklemlerde hassasiyet ve sabah sertliğinin azaltılması

    Romatoid artritli hastada ilaç ihtiyacının azaltılması

    Kalp-damar sağlığında rolü:

    Yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitlerinin dengeli alımının özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından yararlı olduğu vurgulanmaktadır. Omega-3 tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur. Omega-3, kalp ve damar sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Kalp damar hastalığı riski olanların ya da bu hastalığa yakalanmış olanların kalp sağlığını korumaya yardımcı olması.

    Damar sertliği oluşumunun yavaşlatılması

    Trigliseritlerin kan düzeyini düşürülmesi

    Kalp hastalıklarında “kötü kolesterol”ün (LDL) düşürülüp, “iyi kolesterol”ün (HDL) artırılması.

    Kalp krizi sonrası felç, ikinci bir kalp krizi ya da ölüm riskinin azaltılması

    ÇDYA’leri olan omega-3 ve omega-6 yağ asitleri, insan sağlığı için belli bir oran içinde kullanılmalır. Omega-6 yağ asitlerinin çoğunluğu linoleik asittir ve mısır özü, soya fasülyesi, pamuk ve ayçiçeği yağı omega-6’dan zengin besinlerdir. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna, yani hücreleri yıpratan, eskiten serbest oksijen radikallerinin oluşumuna eğilimli olduğundan günlük toplam kalorinin % 10’unu geçmemelidir. Omega-6 ve omega-3 yağ asitlerinin hangi oranlarda alınması konusu halen tartışmalı olmakla birlikte mümkün olduğunca omega-3’ü artırıp omega-6’yı azaltmak günümüzde kabul gören görüştür.

    Balık yağının temel içeriğini oluşturan EPA ve DHA, omega-3 yağ asitlerinin ana komponenti olan alfa-linoleik asidin vücuttaki metabolitleri yani son ürünleridir. Bu nedenle balık yağı kullanımı pratikte omega-3 yağ asidi kullanımı ile eş anlama gelmektedir ve vücut gelişimindeki rolleri ve sağlığımız üzerine etkleri de balık yağı ile aynıdır. Bunun dışında uzun zincirli ÇDYA (UZÇDYA) içinde en önemlilerinden biri de DHA’dır. Özellikle prematüre bebeklerde hem UZÇDYA depoları azdır hem de yapımları yetersizdir. Bu nedenle bebek mamaları ile beslenen çocuklardaki UZÇDYA düşük saptanmıştır. Anne sütü ile beslenen prematüreler anne karnındaki gereksinimlerini karşılayacak kadar DHA alırlar. Bu nedenle özellikle prematüre bebeklerin beslenmesi kendi annelerinin sütleri ile yapılmalıdır. Son yıllarda UZÇDYA’lı mamalar da üretilmeye başlanmış ve içerikleri anne sütüne yakınlaştırılmaya çalışılmıştır. Anne sütündeki UZÇDYA annenin beslenme şekliyle yakından ilişkilidir. UZÇDYA ile bebeklerin zihinsel fonksiyonları arasında yakın bir ilişki bulunmuştur.

  • Kardiyak ritim bozuklukları ve çarpıntı eğitimi

    Ritim bozukluğu nedir?

    Kalp atımlarının düzensiz olmasına ritim bozukluğu denir. Kalp atımlarının düzensizliği, kalp atımlarında yavaşlama veya hızlanma şeklinde ortaya çıkabilir. Bu farklı iki durumda, uygulanan tedavilerde değişmektedir.

    Ritim bozukluğunun sebebi nedir?

    Ritim bozukluklarına neden olan bir çok faktör vardır. Doğumsal kalp hastalıkları en önemli nedenlerden birisidir. Kalbinde yapısal herhangi bir bozukluğu olmayan çocuklarda da ritim bozuklukları görülebilir. Bu durum, kalbin çalışmasını sağlayan ileti sisteminin değişik bölgelerinde meydana gelen gecikmelere veya fazladan uyarılara bağlı olabilir. Tam olarak nedenlerinin belirlenmesi için bazı ileri tetkiklerin yapılması gereklidir.

    Ritim bozukluğunda ne gibi şikayetler olur?

    Kalp atımlarında hızlanma olursa (çarpıntı), halsizlik, terleme, huzursuzluk, sıkıntı hissi, karın ağrısı, kusma ve uzun süre devam eden durumlarda bayılma ortaya çıkabilir. Bebeklerde beslenme bozukluğu, huzursuzluk, terleme ve solunum bozukluğu görülebilir.
    Kalp atımlarında yavaşlama olduğunda ise, çabuk yorulma, halsizlik, ani bayılmalar, gece uykudan aniden uyanma ve bağırma şeklinde ortaya çıkan şikayetler görülebilir.

    Ritim bozukluğu nasıl anlaşılır?

    Hastanın nabzının sayılması ilk yapılması gereken işlemdir. Daha sonra bir sağlık merkezinde elektrokardiyografi (EKG) çekilmelidir. EKG ile ritim bozukluğunun tipi belirlenir. Hastanın eşlik eden yapısal kalp hastalığının olup olmadığının değerlendirilmesi için ekokardiyografi ile değerlendirilmesi gereklidir. Ayrıca gerekli vakalarda, 24 saat (veya 96 saate kadar uzatılabilir) holter ekg kaydı alınabilir. Yine bazı gerekli vakalarda event recorder ekg kayıtları alınabilir.

    Ritim bozukluğu nasıl tedavi edilir?

    Çarpıntı durumunda hastanın genel durumunda bir bozukluk yoksa, ilk olarak ilaç tedavisi uygulanır.
    Kalp atımlarında yavaşlama ile gelen hastalarda, hastanın kalp atımlarının sayısına göre ve genel durumuna göre tedavi planlanır. Genellikle hastalara pil takılması gerekir.

    Ritim bozukluğu tekrarlayabilir mi?
    İlaç tedavisi uygulamasına rağmen özellikle kalp hızlanması ile ortaya çıkan ritim bozuklukları tekrarlayabilir. Bu durumda ilaç dozları tekrar ayarlanabilir veya ilaç değişikliği yapılabilir.

    Ritim bozukluğu tamamen düzelebilir mi?
    Özellikle çarpıntıya yol açan bazı ritim bozuklukları kateter yöntemi kullanılarak uygulanan tedavi ile ortada kaldırılabilir.

    Çarpıntı sırasında ailenin veya hastanın dikkat etmesi veya yapması gereken uygulamalar nelerdir?

     Çay, kahve, koka kola, sigara, stres (gerilim) ve uykusuzluktan kaçınılmalıdır.
     Çeşitli hastalıklar için kullanmak gerektiğinde doktor arkadaşlarımız uyarılmalı ve aşağıdaki ilaçları içeren preperatlar kullanılmamalıdır.
     Atropin, efedrin, adrenalin, noradrenalin, kafein, teofilin, fenotiyazin, trisiklik, antideprasanlar, halotan
     Ateş, heyecan, ve efor yokken çarpıntı varsa ve nabız sayısı dakikada 150’nin üstünde ise çarpıntı atağını geçirmek için sıra ile:
    Büyük çocukta:
    1. Derin derin nefes alıp ıkınılması,
    2. Soğuk-buzlu su ile yüz yıkama ve soğuk su içirilmesi,
    Küçük çocukta:
    1. Öğürtmeye ve kusturulmaya çalışılması,
    2. Yüze buz torbası ( naylon torbaya doldurulmuş buz) tatbik edilmesi,
    Yukardaki yaklaşımlar uygulanırken, zaman kaybetmeden, en yakın sağlık kuruluşuna başvurularak Uzun D2’li EKG çektirilmesi ve bulgulara göre doktor gözetiminde tedavi edilmesi, tedavide etkinlik sağlamazsa Çocuk Kardiyoloji ünitesi veya çocuk acil polikliniği ile irtibata geçilmesi gereklidir.

    Sağlıklı günler dileklerimizle

  • Çocukluk yaş grubunda hipertansiyon ( tansiyon yuksekliği)

    Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür. Çocuklarda erişkinlerden farklı olarak yaş grublarına göre tansiyonun normal değerleri değişkenlik göstermektedir. Kan basıncı aynı birey içinde ve bireyler arasında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı (kan basıncının sfingomanometre ile ayrı ayrı zamanlarda en az 3 kez ölçülmesi) ortalaması alınarak belirlenmelidir. Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar, göz ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.

    Kan Basıncı Nasıl Oluşur?
    Kan basıncının damar sistemiyle yakından ilişkisi vardır. Kan damarları kalpten çıkıp, tüm organlara ve hücrelere yayılırlar. Elastik bir tüpe benzeyen kan damarları bir ağacın dalları veya karayolları haritasındaki yollar gibi, giderek incelerek, tüm vücuda dağılırlar. En küçük damarlar ancak mikroskop altında görülebilirler. Bu damarlar organlara vücut için gerekli oksijen ve besin maddeleri ile kan hücrelerini taşırlar. İşte bu damarların büzülmesi veya genişlemesi ile kan basıncı yükselir veya düşer. Kan basıncını oluşturan mekanizmalar aşağıda sayılmıştır;

    A. Kan damarlarına giren kanın hızı,
    B. Damarın çapı,
    C. Damar duvarının kayganlığı, sertliği, elastikiyeti,
    D. Kanın yoğunluğu ve miktarı.
    Hipertansiyonun Yaygınlığı Nedir?
    Çocuklarda tansiyon yüksekliği toplumda yaygın bir kanı olan ‘ÇOCUKLARDA TANSİYON OLMAZ’ düşüncesinin tersine sık görülür. Bunu tespit edebilmek için çocuklarda muayenenin bir parçası olarak mutlaka tansiyon her çocuk hastada ölçülmelidir.

    Hipertansiyonu Olan Kişilerde Hangi Yakınmalar Oluşur?
    Kan basıncımız normalin üzerinde seyretmeye başladığında, yani hipertansiyon rahatsızlığı geliştiğinde en sık dile getirilen yakınmalar özellikle ense bölgesinde yoğunlaşan, rahatsızlık verici bir baş ağrısı, kulaklarda çınlama, başta bir dolgunluk hissi, baş dönmesi, ayaklarda ödem, çarpıntı, kalp atışlarının kuvvetli olarak hissedilmesi, görme problemleri, havale geçirme, karın ağrısı gibi yakınmalardır. Ancak bu şikayetler genellikle gözardı edilir ve uzun sürmediklerinden önemsenmezler. Ayrıca yakınmalar kan basıncı yüksekliği ile çok da doğru orantılı değildirler. Çocuklarda tansiyon yüksekliği dikkat edilmez ve tanı ve tedavisinde geçikilirse ileriki yaşlarda göz bulguları, böbrek yetmezliği ve kalpte sorunlarla karşımıza çıkabilir.

    Hipertansiyon Riskleri Nelerdir?
    Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir. Üstelik ateroskleroz ve bunun yol açabileceği iskemik kalp hastalığı (belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık sonucu dokuların hava alamaması) riskini önemli ölçüde arttırır. Buna ek olarak; hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtıyla tıkanmasına) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur ki, bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir. Bahsettiklerimizin hepsi tedavi edilmeyen hipertansiyonun sonuçları olup hipertansiyona bağlı morbidite (hastalık), mortalite (ölüm) büyük bir bölümünü oluşturur.

    Hipertansiyon Gelişiminde Tuzun Ve Böbreklerin Önemi

    Hipertansiyon gelişiminde, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir. Gerek hayvan deneyleri gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalar, hipertansiyon gelişiminde, tuzun rolünün olduğunu ispatlamıştır.Böbreklerin hipertansiyon gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada olasılıkla bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle, tüm hipertansif hastalar böbrek hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu amaçla, basit bir idrar incelemesi bile çoğu zaman yeterlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, böbrek hastalığının saptanması, böbrek hastalığının erken tanısına ve tedavisine de olanak sağlar. Zaten böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrek hastalığı tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok zordur. Bazı durumlarda, hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir; “hipertansiyon mu önce olmuştur böbrek hastalığı mı önce olmuştur” bunu ayırmak zor olabilir. Bu durum, aynen “tavuk mu önce olmuştur yumurta mı önce olmuştur” ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.

    Hipertansiyonun Vücuda Verdiği Zararlar
    İnsan vücudunda, tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Evimizdeki musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç, tüm damarlarda mevcuttur. Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma ve patlamalara yol açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir.
    Hipertansiyonun vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:
    1. Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)
    2. Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma
    3. Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma
    4. Görme azalması ve körlük
    5. Büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu damarlarda tıkanma. Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı ölüm gelişir.
    Hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır ve yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir. Bu zararları minimuma indirebilmek için hastalarımızın Sık Yapılan Hatalar bölümünü mutlaka okumaları gereklidir. Hipertansiyon zamanında teşhis edilip, uygun şekilde tedavi edilirse, yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler önlenebilir.

    Kan Basıncı Nasıl Ölçülür?
    Kan basıncı cıvalı, aneroid ve elektronik cihazlar olmak üzere üç çeşit cihaz yardımıyla ölçülür. Klasik yöntem, cıvalı ve aneroid dediğimiz havayla ölçülen cihazlardır. Klasik yöntem ile ölçüm kısaca şu şekilde yapılır. Kol giysisi omuza kadar sıvanır, üst kol tansiyonun aletinin manşon diye tabir edilen, içinde şişen lastik olan kısmıyla sarılır. Bu kısım lastik bir tüp ile asıl cihazın manometre denilen kısmına bağlıdır. Bu kısımdan hava verilerek koldaki manşonun içindeki lastik kısım şışırilir. Steteskobun diyaframı hiç zaman kolluğun altına yerleştirilmemelidir.Bu şışırme işlemi, tansiyon aleti nabız kaybolduktan sonra 30-40 mmHg daha şişirilir. Bu seviye genelde kol atardamarı içindeki kanın aşağı akmasını engelleyen seviyedir. Bu sırada dinleme aletinin uç kısmı hemen dirseğin üzerinde bulunan atardamarın üzerine yerleştirilmiş olmalıdır. Daha sonra manometrenin yanındaki düğme yavaş yavaş gevşetilerek, havanın yavaşça boşaltılması sağlanır. Damarın üzerindeki basınç azalmaya başlar. Kanın damar içinde akmasını sağlayan seviyeye gelindiği zaman kalp atımları gibi ses duyulmaya başlanır. İşte ilk duyulan ses sistolik, yani büyük tansiyonu gösteren seviyedir ve manometrenin üzerindeki kadrandan okunur. Havanın indirilmesi işlemine devam edilir. Bir süre sonra ses duyulmaz olur. Kaybolduğu nokta ise küçük tansiyon yani diyastolik tansiyondur. Kadrandan okunarak kaydedilir.
    Tansiyon ölçümü için genel kurallar
    • Tansiyon, ideal olarak sakin ve sessiz bir ortamda, dinlenmiş ve sakin iken ölçülmelidir. Son 15 dakika içinde sigara, çay gibi kan basıncını etkileyebilecek şeyler almamanızda yarar vardır,
    • Kan basıncı ölçülecek kolunuz çıplak olmalı, kolunuzu sıkan giysiler giymemelisiniz,
    • Manşon kalp hizasında olmalı, gerekirse kol alttan yastık gibi bir cisimle desteklenmelidir,

    Hipertansiyon Hastası Nasıl Beslenmeli?

    Hipertansiyon hastalarında tuz kısıtlaması ile tansiyon hastalarının yaklaşık üçte birinde kan basıncı değerlerinde düzelme sağlanabilir. Bu yüzden diyette tuz kısıtlaması önem taşır. Kişinin kilo fazlalığı varsa ideal kilosuna erişip o kiloda kalacak şekilde diyet yapması, eşlik eden kan yağlarında ya da şekerde yükseklik mevcutsa o zaman ilgili rahatsızlıklara yönelik diyet uygulaması gerekmektedir.

    Tedavi
    Hipertansiyon tedavisinde temel amaç, hedef organ hasarını önleyerek sakatlık ve ölümleri azaltmaktır. Öncelikle mevcut olan diğer kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ hasarları tedavi edilmelidir. Sekonder hipertansiyon olan hastalarda yani hipertansiyonu başka bir hastalığa bağlı olan hastalarda hipertansiyona yol açan hastalık tedavi edilmelidir.Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise kan basıncı, hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya ilaçla düşürülmelidir. Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi (ilaçsız tedavi) kesinlikle ihmal edilmemelidir. Tansiyon yüksekliği saptanan çocuk hastalar mutlaka çocuk nefroloji merkezine başvurmalı, düzenli kontrollere gitmelidir

  • Çocuğum anjiyoya dayanabilir mi?

    Merhaba sizlere çok sıkça karşılaştığım bir sorunun yanıtını vermek üzere yazıyorum. Gerçekten de kalp rahatsızlığı olan çocuklarımıza anjiyo kararı çıktığında aklımıza gelen ilk soru bu oluyor. Minik kalpler bu önemli iş yapılırken sıkıntı yaşayabilir mi?

    Elbette her işlemin olduğu gibi anjiyonun da riskleri mevcuttur. Bu noktada verilmesi gereken yanıt asıl şu olmalı; “Eğer kateter yöntemi ile yapılmazsa bebeğimi nasıl tedavi ettirebilirim”. Unutmayalım ki yapısal kalp hastalıklarının asıl tedavisi cerrahi, yani açık kalp ameliyatlarıdır. Bu işlem çoğu zaman göğüs kafesi açılarak kalp ve akciğer durdurlmak suretiyle yapay bir kalp akciğer makinesine bağlanarak yapılan daha zor bir işlemdir. Elbette ki cerrahi gerektiğinde yapılması gereken bir işlem olmakla birlikte eğer çocuğumuzun kalp rahatsızlığı sadece bir iğne deliğinden girilerek yapılan bir işlemle halloluyorsa bu önemli bir avantajdır. Transkateter yani ameliyatsız yöntemle tedavi edilerek çocuklar;

    1.Kalp akciğer makinesine bağlanmazlar, bu sayede bu makineye bağlı birçok olumsuz etki yaşanmaz

    2. Göğüs kafesi kesilmez bu nedenle oluşacak sinir ve damar yaralanmaları gerçekleşmez

    3.Kozmetik açıdan çok avantajlıdır. Göğsünüzde ömür boyu bir kesi izi taşımazsınız, çocuğunuzda kalp rahatsızlığı olduğunu ve tedavi edildiğini kimse anlayamaz.

    4.Yoğun bakıma bile girmeden çoğu zaman ertesi gün evinize döner ve normal hayatınıza devam edersiniz.

    5.Tekrarlayan operasyonlar her zaman bir öncekine göre daha zordur. Bazen olacak ameliyatların sayısını azaltmak bile çok büyük avantaj getirir.

    6.İşlem sonrası ameliyatta olduğu gibi ağrı ve acı duymazsınız.

    Peki kalp kateterizasyonu ne kadar küçük bebeklere uygulanabilir. Bunun için belirgin bir sınır yoktur. Kendi klinik tecrübemde 1700 gram bebeklere anjiyo ile tedavi uygulayıp bir daha hiç operasyon olmayan hastalarımız mevcuttur. Her işlem için belli bir zamanı beklemek elbette ki gerekmektedir.

    Tüm bu yukarıdakini düşününce aslında kalp kateterizasyonu ve anjiyo yöntemi ile tedavi edilebilen kalp rahatsızlıklarının ne kadar geniş bir hasta kitlesine hitap ettiği anlaşılabilir. Önemli ve doğru olan çocuğa yapılan işlemin gerçekten gerekli olup olmadığı sorusunun yanıtıdır. Eğer gerçekten çocuğu tedavi etme gerekliliği varsa ve bunun transkateter yöntemle tedavisi mümkünse cerrahiye çok iyi bir alternatif olabilir,kilo ve yaş gözetmeksizin….

    Sağlıklı günler dilerim.

    Prof. Dr. Ender ÖDEMİŞ

  • Çocuk sporcularda kalp sağlığı

    Her yıl milyonlarca çocuk ve genç yarışmalı sporlara katılım için hekim raporu alıyor. Aynı zamanda spor yaparken aniden kaybedilen insanların haberleri de hiç de az değil. Sağlık yönünden diğer insanlara göre daha iyi olduğu dahi düşünülen profesyonel ya da amatör dalda spor yapan insanların bu tür sağlık sorunları yaşaması olayın ani ve beklenmedik olması nedeni ile hem aile hem de toplum için yıkıcı etkilere yol açıyor. Spor öncesinde kalp sağlığı yönünden çocuklar nasıl bir incelemeden geçirilmeliler Ne zaman spor yapmak kalp yönünden güvenlidir? Bu aslında çok kolayca verilecek bir yanıt değil…

    SPOR ÖNCESİNDE HANGİ İNCELEMELERDEN GEÇMELİ

    KAN BASINCI ÖLÇÜLMESİ

    Bu çok basit ve zahmetsiz yöntem çocuğunuzda gizli kalmış bir kalp hastalığını ortaya çıkarmakta çok etkil olacaktır.

    EKG:

    Spor öncesi yapılan EKG taramasının en sık ani ölüm nedeni olan hipertrofik kardiyomiyopati ve aritmojenik sağ ventikül kardiyomiyopatisinin yaklayarak oranı %89 azalttığı gösterilmiştir.

    EKOKARDİYOGRAFİ:

    Çocukta var olan ve bulgu vermemiş olan bir çok yapısal kalp hastalığı ve kalp kası hastalıklarının tanısı bu şekilde konabilir.

    EFOR TESTİ:

    Çocuğunuzun kalbinin yapacağı spora vereceği yanıtı, ritm, kalp performansı ve kan basıncı yönünden test eder. Mutlaka Çocuk Kardiyoloğunun gerekli gördüğü hallerde ve doktor gözetiminde yapılmalıdır.

    HOLTER EKG:

    Yirmdört saat ya da daha uzun süre kalp EKG nizin kayıta alınarak incelendiği bu yöntemle kısa süreli olan kalp ritim problemleri yaklanabilir. Ancak Çocuk kardiyoloğunun gerekli gördüğü çocuklarda uygulanmalıdır.

    HANGİ BULGULAR ÇOCUĞUNUZDA SPORA ENGEL KALP HASTALIĞI OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜRÜR?

    Çocuğunuz;

    Egzersizle göğüs ağrısı tarifliyorsa,

    Spor ile nefes darlığı ve aşırı yorgunluk hali oluyorsa,

    Bayıldı ya da bayılmaya yakın bir hissiyat yaşadı ise,

    Ailenizde;

    50 yaşından önce beklenmedik bir ölüm yaşandı ise,

    Kardiyomiyopati (kalp kası hastalığı),

    Kalıtsal ritim problemi hastası,

    Romatizmal hastalığı olan varsa,

    Çocuk Doktorunuz Muayenede,

    Kalp üfürümü duydu ise,

    Marfanoid bir görünüm saptadı ise,

    Hipertansiyon (yüksek kan basıncı) saptadı ise,

    Femoral nabızlarını yeterince hissedemedi ise,

    MUTLAKA SPOR ÖNCESİ BİR ÇOCUK KARDİYOLOĞUNA GÖRÜNMELİSİNİZ.

  • Fetal ekokardiyografi

    FETAL EKOKARDİYOGRAFİ

    “Kime, ne zaman, nasıl? “

    Fetal Ekokardiyografi, Doğuştan kalp hastalıklarının (DKH) anne karnında tanınmasını sağlayan ultrasonografik bir yöntemdir. DKH tüm doğumların yaklaşık % 1'inde görülmesi ve sık tespit edilen anomali olması nedeniyle bu tetkikin önemi artmaktadır. Bu hastalıkların anne karnında tanısı, izlemi bazen de tedavileri mümkündür. Bu nedenlerle de Fetal Ekokardiyografi ile tanı konulduktan sonra hastalığın seyri, yapılabilecek işlemler ve tedavi hakkında fikir vermektedir.

    Fetal ekokardiyografi, kime yapılmalıdır?

    Doğuştan kalp anomalilerinin en sık anomaliler olması, bu tetkikin anne ve bebeğe hiçbir zararı olmamasından dolayı Avrupa ülkelerinin çoğunda tarama amaçlı her gebeliğe yapılmaktadır. Böylece DKH'lerin hemen hemen tümüne tanı konmaktadır. Bunun dışında alttaki özel durumlarda kesinlikle yapılmalıdır.

    ·Anne' de

    Gebelikte geçirilmiş bulaşıcı hastalık varlığında,

    Annenin kronik hastalıklarında (Şeker, Romatizma vb),

    Gebelikte ilaç kullanımında, radyasyona maruziyet (röntgen, BT çekimi vb)

    Hipertansiyon ya da riskli gebeliklerde

    Tarama ve biyokimya testlerinde anormallik varsa

    Ölü doğum ya da düşük öyküsü varsa

    İleri yaş gebeliklerinde (35 yaş üstü)

    ·Bebekte

    Kadın Doğum Hekiminin kalbe ait bir şüphesi varsa

    Kromozom anomalisi ya da şüphesi varsa

    Ultrasonografide kalbe ait yada kalp dışı anomali şüphesinde

    Ritm bozukluğu şüphesi

    Ense kalınlığı testi yüksekse

    Bebekte gelişme geriliği varsa

    Kalp ritminde düzensizlik varsa

    ·Aile'de

    Anne Babada ya da aile fertlerinde doğuştan kalp hastalığı varsa

    Anne-baba ve kardeşlerde genetik anormallik varsa

    Daha önce anne kalp anomalili çocuk doğurduysa

    ·Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi önerdiyse

    Fetal ekokardiyografi, ne zaman yapılmalıdır?

    Bu işlemin en ideal zamanlaması gebeliğin 19-24. haftasıdır. Ciddi kalp anomalisi şüphesinde 16. haftalardan itibaren yapılabilir. 24. haftadan sonra bebeklerin kemiklerinin gelişimi nedeniyle işlem zorlaşır ve aynı zamanda 24. haftadan sonra ağır kalp hastalığı tanısı konsa bile bebeğe yapacak bir şey kalmamıştır. Bu nedenle tetkik 24. haftanın üstüne bekletilmemelidir.

    Fetal ekokardiyografi, bebeğe zarar verir mi ve işlem ne kadar sürer?

    İşlem standart USG'den farklı değildir ve ses dalgaları ile yapılır. Bu tetkik bu konuda iyi eğitimli bir Pediatrik Kardiyolog tarafından yapılmalıdır. Bebeğe hiçbir yan etkisi ve zararı yoktur. İşlem yaklaşık 15-30 dk. civarında zaman alır. Ciddi anomali varlığında daha da uzayabilir. Bu sırada anne aynen USG' de olduğu gibi sırt üstü yatar ve işlem karından yapılır. İşlem sonrası Çocuk Kardiyoloğu işlem ve sonuçlar hakkında bilgi verir.

    Fetal ekokardiyografi ile tüm kalp hastalıkları tanınabilir mi, hata payı varmıdır?

    Tecrübeli bir pediatrik kardiyolog tarafından yapılan işlemde doğruluk oranı %90'ın üstündedir. Özellikle ciddi kalp hastalığı tanıma oranı %100'e yakındır. Ancak çok küçük delikler, birde anne karnında normal olan açıklıklar doğum sonrasında tanınabilir. Bu işlemde tanınamayan küçük problemler genellikle bebeğe de doğum sonrası zarar vermezler. Burada en önemli nokta anne karnında normal olan deliklerin doğum sonrası devamı halinde kalp hastalığı yapmasıdır. Bu işlemin hata payını biraz artırır. Bu nedenle Fetal EKO yapılan bebeklerde çocuk hekimi gerekli görürse doğum sorası bebekte normal ekokardiyografi yapılmalıdır.

    Fetal Ekokardiyografi'nin faydası nedir?

    DKH' leri önceden bilmenin anneye ve bebeğe sayısız faydası vardır. Ritm bozuklukları gibi bebeğin anne karnında ölümüne neden olabilecek problemleri hamilelikte tedavi etmek mümkündür. Kalpte sorun olan bir bebekle doğum sonrası sürpriz olarak karşılaşmanın anne ve bebek açısından sayısız zararları vardır. Öyle kalp hastalıkları vardır ki tedavide saatler önemlidir ve doğumun anjiyo ve ameliyat şansı olan bir merkezde yapılması gereklidir. Çocuk kardiyologları bu hastalıkları bildiğinde bütün önlemleri ve ilaçları buna göre hazırlarlar. Bu hızlı süreç bebeğin yaşam şansını üst düzeylere çıkarır. Çünkü bugün bu hastalıkların çoğunun tedavisi mümkündür. Çok önemli bir diğer nokta şudur: öyle doğuştan kalp hastalıkları vardır ki bazılarının tedavileri mümkün değildir, ya da tedavi edilmeye çalışılsalar bile bu çocukların hiçbir zaman normal bir kalpleri olmayabilir ve yaşam kaliteleri çok bozuktur. İşte bu işlemin en önemli yararı budur. Bu hamileliği devam etmek anlamlı olmayabilir, annenin tüm hamilelik sürecini geçirmesine gerek yoktur ve buda aileye bu şansı verir.

    Sonuç olarak; Fetal Ekokardiyografi zamanında ve tecrübeli kişilerce yapıldığında doğruluk oranı çok yüksek ve bir o kadar da faydalı bir test olarak sağlıklı gebelik izleminde ki yeri ve önemi hızla artmaktadır.

    Prof. Dr. Ertürk LEVENT

    Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanı

    Tel: 0532 3736750-0232 4617441

    erturk.levent@ege.edu.tr – www.erturklevent.com.tr

  • Çocuklarda göğüs ağrıları

    Çocuklarda Göğüs Ağrıları

    Prof. Dr. Ertürk Levent

    Çocuklarda göğüs ağrıları, baş ve karın ağrılarından sonra en sık ağrı tipidir. Erişkinlerde göğüs ağrılarının çoğunda bir kalp hastalığı bulunurken, erişkinlerin tersine, çocuklarda göğüs ağrısı nadiren kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Bununla birlikte bu tip ağrılar çoğunlukla kronikleşmekte, ailede ve çocukta şiddetli endişeye yol açarak çocuğun ve ailenin günlük yaşamlarını oldukça bozmaktadır.

    Nedenleri

    Göğüs ve Göğüs duvarı deri, kas ve iskelet sistemleri, solunum, kardiyovasküler ve gastrointestinal sistemlerden oluşmaktadır. Göğüs ağrılarında bunlara ait nedenlerin yanı sıra psikojenik etkenler de göğüs ağrısına neden olabilmektedirler.

    Çocuklarda ağrının zamanlaması, süresi ve kaybolma süreci, eşlik eden diğer bulgular (öksürük, bayılma gibi) ağrının nedenini belirlemede yardımcı olurlar. Egsersiz sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen ağrı kalp hastalıklarını düşündürürken, hareketle ortaya çıkan ve değişen ağrılar kas iskelet sisteminden kaynaklanırlar. Somatik yakınmalarla birlikte olan göğüs ağrılarında psikojenik etkenler ön plandayken, yemeklere olan ağrılarda gastrointestinal sistem hastalıkları ön plana çıkmaktadır.

    ·göğüs duvarının vurma, çarpma gibi travma ile zedelenmesi

    ·kaburga kırıkları, çıkıkları (özellikle spor yapan çocuklarda)

    ·spor sonrası kaslarda spazm

    ·Kostokondrit dediğimiz kaburgaların birleşim yerinin iltihabına baplı ağrılar

    ·Prekordial catch sendromu; nedeni bilinmeyen, iyi huylu bir hastalıktır. Çoğunlukla ergenlik döneminde görülür. Sırtta veya göğüste aniden ortaya çıkan, keskin ağrı ile karakterizedir. Ağrı nefes alma ile artış gösterir. Ağrı birkaç dakikada kendiliğinden iyileşme eğilimindedir. Ağrı derin ve güçlü bir nefes alma ile de kesilebilir. Gün içerisinde birkaç kez tekrarlayabilir

    ·Akciğere ait nedenler

    ·Mide- sindirim yoluna ait nedenler

    ·Psikolojik nedenler

    ·Kalbe ait nedenler;

    Eğer göğüs ağrısına bu bulgular eşlik ediyorsa göğüs ağrısı çok ciddiye alınmalı ve tüm tetkikler yapılmalıdır ;

    ·göğüs ağrısının egzersizle beraber olması (terleme, solukluk, fenalaşma hissi)

    · ağrı ile beraber çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi ve bayılmanın olması

    ·daha önce kalp cerrahisi uygulanmış olması

    ·ailede ani ölüm ve/veya kalp kası kalınlığı olan hasta hikayesinin bulunması

    Göğüs ağrısı olan bir çocukta bu konuda uzman bir hekimin iyi bir öykü alması ve iyi bir muayene ile ayırıcı tanı genellikle yapılabilir. Kalp hastalığı şüphelenilen olgularda EKG, Tele, Ekokardiyografi, efor testi vb bir çok tetkik aşamalı olarak yapılabilir.

    Tedavi

    Göğüs ağrısının kalp hastalığından kaynaklandığı kuşkusu, hasta ve ailesinde endişe ve strese neden olmaktadır. Bu da çocuklarda ağrıyı ve psikolojik yakınmaları daha da artırmaktadır. Bu nedenle tedavide öncelikle hasta ve ailesinin ikna edilmesi, nedenlerin açıklanması ve gerekirse hastanın izlenmesi uygun olur. Nedene yönelik tedavi uygulanmalı, göğüs duvarına ait patolojiler de ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Kalp kökenli ağrılarda hastaların pediyatrik kardiyoloji bölümlerinde tetkik ve izlenmeleri planlanmalıdır.

    İdiyopatik yani neden bulunamayan göğüs ağrılarının izlemlerinde, herhangi bir tedavi almamalarına karşın ağrı sıklığının giderek azaldığı gözlemlenmektedir.

    Prof. Dr. Ertürk Levent

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Kardiyolojisi BD Öğretim Üyesi

    Erturk.levent@ege.edu.tr

  • Obezite (kilo fazlalığı/şişmanlık)

    Kilo fazlalığı ve obez (şişman) insan sayısı her geçen gün artmaktadır. Giderek artan şehirleşme, hareket azlığı, çocuk ve gençlerin televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri sürenin kontrol edilemez düzeyde artması, neredeyse bebeklik döneminden itibaren televizyon, bilgisayar ve elektronik oyuncaklar çok daha az hareket eden bir kuşak ortaya çıkartmıştır. Buna “beslenme alışkanlıklarındaki” değişiklikler de eklenince obezite zengin fakir ayrımı yapmadan küresel bir sorun haline gelmiş, Dünya'nın hem zengin hem de fakir ülkelerinde artmaya başlamıştır. Çünkü gıdaların enerji içeriği konusunda bilgisizlik, özensizlik, çocuğuna yeterince zaman ayıramayan anne baba ve daha birçok faktör sonucunda çocuk ve gençlerde kilo fazlalığı ve şişmanlık artmaktadır. Kilo fazlalığı ve şişmanlık sadece estetik bir sorun değildir. Çocuklarda erişkin dönemdeki bir çok önemli sağlık sorununun temelleri böylece atılmaktadır. Bu açıdan kilo fazlalığı ve şişmanlığın ÖNLENMESİ, TEDAVİSİ, BİRLİKTE GÖRÜLEN HASTALIKLARIN GETİRDİĞİ EKSTRA RİSKLERİN kontrol edilmesi açısından “HEKİM, ANNE-BABA; ÇOCUK-ERGEN, DİĞER AİLE BiREYLERİ” arasında iyi bir iletişim ile iyi yönetilmesi gereken bir sağlık durumudur obezite.

    KİLO FAZLALIĞI VE OBEZİTE İÇİN TEMEL BİLGİLER

    Dünya'da obez sayısı artıyor mu?

    1980'lerden sonra Dünya'da obez insan sayısı iki kat artmıştır. 2008 yılında Dünya'da 20 yaşın üzerinde 1.4 milyar kilo fazlası insan olduğu hesaplanmıştır. 200 milyon erkek ve 300 milyon kadın obez (şişman) tanımı içine girmektedir. 2010 yılında ise Dünya'da 5 yaşın altında 40 milyon'dan fazla kilo fazlası olan çocuk bulunmaktadır.

    Obezite'nin getirdiği riskler nelerdir?

    Kilo fazlalığı ve obezite Dünya'da 5. en sık ölüm nedenidir. Her yıl 2.8 milyon erişkin kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkili hastalıklardan ölmektedir. Diyabet, iskemik kalp hastalıkları, kanser'de ilişkili hastalıklar arasındadır.

    Hastalıkların kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkisi
    • Diyabetlerin %44'ü,
    • İskemik kalp hastallıklarının %23'ü,
    • Kanserlerin %7-41'i

    Obezite neden olur?

    • Alınan ve harcanan kalori miktarının dengesizliği
    • Enerji yoğun yiyeceklerin (yağ, şeker, tuz) fazla tüketilip, vitamin, mineral ve diğer mikrobesinlerin az tüketilmesi
    • Fiziksel aktivitenin şehirleşme, ulaşım kullanımındaki ve iş yaşantısındaki değişiklikler nedeni ile giderek azalması

    Kilo fazlalığı ve obezitenin yol açtığı hastalıkları

    • Kalp hastalıkları ve kalp krizi
    • Diabet
    • Kas iskelet sistemi hastalıkları (özellikle osteoartrtit)
    • Baz kanserler (endometrium, meme, kalın barsak) kanserleri

    Çocuklarda obezite'nin birlikte olduğu hastalıklar

    • İleride obez bir erişkin olması riski
    • Erişkin yaşamda erken engelli durumlar ve erken ölümler
    • Solunum problemleri
    • Daha fazla kırık görülmesi
    • Hipertansiyon
    • İnsülin dirençliliği
    • Kalp damar hastalıklarının erken belirtileri
    • Erişkin yaşama dair sağlık risklerinin artması

    Kilo fazlası ya da obez olunup olunmadığı nasıl anlaşılır
    Vücut ağırlığının değerlendirilmesi için yapılan ölçüm Vücut kitle indeksidir (BMI, Body Mass index).

    Vücut Kitle İndeksi şöyle hesaplanır;
    BMI (Vücut kitle indeksi, Body mass index) = Vücut ağırlığı/Boy2 (kg/m2)

    Vücut kitle indeksi nasıl yorumlanır?
    Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) kilo fazlalığı ve obeziteyi şöyle tanımlamaktadır.
    Kilo fazlalığı: BMI ≥ 25
    Obezite: BMI ≥ 30

  • Fetal ekokardiyografi – anne rahmindeki bebeğin kalbinin incelenmesi

    Fetal ekokardiyografi (fetal eko), anne karnındaki bebeğin kalp hastalığının olup olmadığının araştırılmasını sağlayan ultrasonografi tetkikidir. En uygun zamanın gebeliğin 16-22 haftalar arası olduğu kabul edilmektedir. Daha erken haftalarda yapılan ekolarla kesin sonuçlar alma oranı daha düşüktür. Anneye ve bebeğe, bilinen hiçbir olumsuz ve zararlı etkisi yoktur. Bebeğin kalp boşluklarının gelişimi, damarları ve çalışması bu tetkik ile kolaylıkla belirlenebilir. Kalbe ait yapıların ve kalbin ritminin değerlendirilmesinde çok yararlıdır. Ülkemizde fetal ekokardiyografi, genellikle pediyatrik kardiyologlar tarafından birçok ilde ve pediyatrik kardiyoloji kliniklerinde yapılmaktadır.

    Görüntüleme tekniklerindeki çok hızlı gelişmeler, anne karnındaki bebeğin kalbinin detaylı incelenmesini mümkün kılmaktadır. Böylelikle, bebekteki kalp hastalığı, bebek daha doğmadan tespit edilebilir. Ölü doğan veya doğumdan kısa süre sonra ölen bebeklerin büyük bir çoğunluğunda yapısal kalp hastalıklarının olabileceği bilinmektedir. Canlı doğan bebeklerde kalp hastalığı görülme sıklığı yaklaşık %1 olarak tahmin ediliyor. Kalp hastalığı olan bebeklerin hastalıklarının daha doğmadan teşhis edilmesi, bebeğe anne karnında veya doğumdan çok kısa süre sonra yapılması gerekebilecek müdahaleler için çok önemlidir. Günümüzde donanımlı merkezlerde doğumdan önce veya hemen sonra yapılabilen gerekli girişimlerle, bebeklerin daha az sorunlu veya problemsiz yaşamaları mümkün olacaktır. Anne karnındayken bile az sayıdaki bebeklere, düzeltici girişimsel işlemler yapılabilmektedir.

    Anne sağlığını da olumsuz etkileyebilecek, tedavileri günümüzde henüz mümkün olmayan ağır kalp hastalığı olan bebeklerin erken tanınarak, gereken müdahalenin ilgili doğum doktoru ve aile ile konuşularak zamanında yapılması sağlanır.

    Tanının doğumdan önce konulması, doğum sonrasında bebeğin birçok olumsuz duruma maruz kalmasını önler ve en iyi tedavi için hekimin hazırlıklı olmasını sağlar. Bunun için, fetal eko öncesi bebeğin diğer organ sistemleri hakkında da bilgi edinilmesi amacıyla, deneyimli bir radyolog tarafından ayrıntılı ultrasonografi tetkikinin yapılması çok önemlidir. Tanının doğru konulmasında hekimin deneyimi ve cihazın kalitesi son derece etkilidir. Yeterli bir değerlendirme için fetusun anne karnındaki pozisyonunun uygun olması da önemlidir. Ortalama 20-30 dakika süren işlem sırasında %85'e yakın oranda doğru tanıya ulaşılabilir. Anne, baba ve kardeşlerden herhangi birinde kalp hastalığı olmasının, doğacak bebekte kalp hastalığı riskini artırdığı iyi bilinmektedir. Fetal eko, kendisinde doğuştan kalp hastalığı bulunan veya daha önceden kalp hastalıklı bebeği olan hamile annelere öncelikle önerilmektedir. Ülkemizde, hamileliğin izlenmesinde kullanılan ultrasonografik incelemede önemli bir kalp anormalliğinin tespiti veya bebeğin içinde bulunduğu sıvının fazlalığı veya azlığı durumunda daha çok fetal eko tetkiki istenmektedir. Ayrıca, annede gebelik öncesinde ve gebelik sırasında diabetes mellitus saptanması, fenilketonüri, bağ dokusu hastalığının olması fetusun kalbinin incelenmesini gerekli kılar. Anne yaşının 35'in üzerinde olması ve çoğul gebelik durumlarında da fetal eko gerekebilir. Annelerin, gebeliğin ilk aylarında fetusun organlarının gelişimini olumsuz etkilediği bilinen ilaç, radyasyon ve çeşitli hastalıklara maruz kalmaları durumunda, değerlendirilmeleri uygun olacaktır. Fetusun kuşkulu veya kanıtlanmış kromozomal bozukluklarında da ekokardiyografi tetkiki önerilir.

    Fetusun kalp yetmezliği veya kalp hızındaki belirgin anormallikler (nabız sayısının artması veya azalması) erken teşhis edilerek anneye verilen ilaçla kolaylıkla kontrol altına alınabilmektedir. Böylece, bebeğin hayatının kurtulması ve genel sağlığının korunması sağlanır. Bebeklerin mümkün olan tanı ve en iyi tedavi imkânlarından yeteri kadar yararlamalarına yardımcı olması bakımından, günümüzde fetal eko tetkikinin önemi büyüktür.

  • Çocuklarda göğüs ağrısı

    Çocuklarda Göğüs Ağrısı

    Prof. Dr. Gülendam Koçak

    Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanı

    Göğüs ağrısı çocuklarda sık görülen ve çoğu zaman ailede endişeye yol açan bir durumdur. Bunun nedeni göğüs ağrısının yetişkinlerde ani ölüme yol açabilen ciddi kalp hastalıklarının bir işareti olmasıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı nedeniyle polikliniğe getirilen hasta çocuk pediatrik kardiyolojiye yönlendirilir. Aslında çocukluk çağı göğüs ağrılarının nedenleri araştırıldığında kalp hastalıklarının nispeten az bir kısmını oluşturduğu görülmektedir. Buna rağmen ağrıların en ciddi nedeninin kalp hastalıkları olması nedeniyle hastanın titiz bir şekilde değerlendirilmesi ve göğüs ağrısına yol açabilecek tüm hastalıkların araştırılması gerekir.

    Göğüs ağrısı, göğüs kafesinde bulunan tüm organlardan köken alabilir. Bunlar arasında başlıca kalp, akciğerler, göğüs kafesini oluşturan kaslar ve kemik yapılar, eklemler ve yemek borusu sayılabilir. Bunların yanı sıra psikolojik nedenlerle oluşan göğüs ağrıları da nadir değildir.

    Göğüs ağrısı kız ve erkek çocuklarda eşit sıklıkta görülür. Genellikle 12-14 yaşlarında sık olmakla birlikte, 4 yaşında bile yakınması olan çocuklar olabilir. On iki yaş altındaki çocuklarda kalp-akciğer hastalıkları, 12 yaşın üzerinde ise psikolojik nedenler ön plana çıkar. Kız çocuklarda psikolojik nedenler, erkek çocuklarda ise spor yaralanmalarına bağlı göğüs kafesi zedelenmeleri daha sık görülür.

    Çocuklarda göğüs ağrısı genellikle uzun süreli ve tekrarlayıcıdır. Hastaların % 45-70’inde ağrının uzun süredir olduğu, yaklaşık % 20’sinde ise ağrının en az üç yıldır devam ettiği görülmüştür.

    Göğüs ağrısı olan çocuğu değerlendirirken şu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Göğüs ağrısının ne zamandır olduğu, hangi sıklıkta ortaya çıktığı, hangi durumlarda arttığı-azaldığı, süresi, yeri, yayılımı, ağrının özelliği ve şiddeti önemlidir. Bu sorular ağrının nereden kaynaklandığını bulmamızda yol göstericidir. Yemek yemekle, vücut pozisyonuyla ve egzersizle ilişkisi de önemli ipuçları verir. Göğüs ağrısına eşlik eden bulgular, ağrının çocuğun günlük hayatına ve aktivitesine ne ölçüde etki ettiği önemlidir. Aile öyküsü özellikle yakın akrabalarda ani ölüm, erken yaşta geçirilen kalp krizi yönünden araştırılmalıdır. Çocukta psikolojik bozukluğa yol açabilecek anne-baba ayrılığı, taşınma, okul başarısızlığı, olumsuz arkadaşlık ilişkileri öğrenilmelidir. Çocuğun katıldığı sportif aktiviteler, oyunlar ve geçirilmiş fiziksel kazalar ağrılara yol açmış olabilir. Öykü alındıktan sonra kalp-akciğer sistemi başta olmak üzere dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır.

    Öykü ve fizik incelemeden edinilen bilgilere göre ağrının hangi sistemden kaynaklandığına dair ön fikir edinilebilir.

    Kalp-Damar Hastalıklarından Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Çocuklarda göğüs ağrılarının yaklaşık % 4-6’sını kalp-damar hastalıkları oluşturur. Nadir olmasına rağmen kalp hastalıkları kötü seyirli olabilecekleri için çok önemlidir. Bilinen bir kalp hastalığı olan çocuklarda, egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrılarında, göğsün ortasında olup ezici tarzda ve boyuna/sol kola yayılan göğüs ağrılarında, çarpıntı, bayılma, baş dönmesi, çabuk yorulma yakınmaları olan çocuklarda kalp hastalıklarından şüphe edilmelidir. Fizik incelemesinde ritim bozukluğu, çarpıntı, hipotansiyon, hipertansiyon, anormal kalp sesi, üfürüm saptanan hastalarda kalp hastalıkları üzerinde durulmalıdır. Sendromik (Down, Marfan, Turner..) bir görüntüsü olan hastada kardiyak bir neden olasıdır.

    Kalp hastalıklarında genellikle kalpte bir üfürüm duyulur. Kalp hastalığına bağlı üfürümlerin masum üfürümlerden ayırtedilmesi son derece önemlidir. Çünkü masum üfürümler sağlıklı çocukların yaklaşık % 40’ında duyulan, kalp hastalığından kaynaklanmayan üfürümlerdir. Kalp hastalığı düşünülen çocuklarda EKG ve akciğer grafisi değerlendirilmelidir. Pediatrik kardiyoloji konsültasyonu bu grup hastalarda tanının kesinleştirilmesi ve takibin yapılabilmesi açısından gereklidir.

    Akciğer Hastalıklarından Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs ağrılarının özellikle 12 yaşından küçük çocuklarda en sık nedenlerinden biri akciğer hastalıklarıdır (% 12-21). Akciğer hastalıklarında dinleme bulguları ve akciğer grafisi tanıda çok yardımcıdır. Astım, egzema, egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrısı-nefes darlığı-öksürük-hışıltı yakınmaları olan hastalarda alerjik hava yolları araştırılmalıdır. Akciğer enfeksiyonlarında (zatürre vb) göğüs ağrısı görülebilir. Bu hastalarda ateş, öksürük yakınmaları çoğu zaman göğüs ağrısına eşlik eder. Öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum, balgam, morarma olan hastalarda akciğer hastalıkları üzerinde durulmalıdır.

    Sindirim Sisteminden Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs ağrısı ile başvuran çocukların % 4-7’sinde göğüs ağrısının nedeni sindirim sistemi hastalıklarıdır. Özellikle gastrit ve reflü hastalığına bağlı ağrılar çocuk tarafından göğüs ağrısı gibi algılanabilir. Bu durumlarda ağrı yemekle ilişkilidir; bazı durumlarda yemekle birlikte ortaya çıkar, bazı durumlarda ise açlık sonucu gelişir. Yine yemek sonrası sırtüstü yatınca ortaya çıkan ağrı reflüyü düşündürmelidir. Mide ülseri, gastrit ve reflü durumlarında antiasit tedavi ile yakınmalar düzelebilir. Yemekten sonra ağrı, sırt üstü yatarken artan ağrı, karın ağrısı öyküsü bulunan hastalarda sindirim sistemi rahatsızlıkları düşünülmelidir.

    Kas-İskelet Sisteminden Kaynaklanan Göğüs Ağrıları

    Göğüs kafesi kemiklerinin ön göğüs kemiği ile birleşim yerinde ağrı (kostokondrit) özellikle kız çocuklarında görülür. Ağrı genellikle göğüs kemiğinin üst kısımlarındadır. Çoğu zaman tek taraflıdır ve ağrılı bölgeye bastırmakla ağrı artar. Ağrı keskin, batıcı karakterdedir ve derin nefes almakla artar. Birkaç saniye-dakika sürebilir. Kazalar (çarpma, düşme) veya sportif faaliyetler sırasında göğüs duvarında oluşan zedelenmeler göğüs ağrısına yol açabilir, bu gibi durumlarda öykü tanıda çok yardımcıdır. Özellikle iyi ısınma hareketleri yapmadan başlanan oyun ve egzersizlerde kas iskelet sisteminde zedelenme sıklıkla görülür.

    Psikiyatrik nedenler

    Çocuklarda göğüs ağrılarının % 5-17’sini psikolojik nedenler oluşturur. Genellikle çocukta strese yol açan anne-baba ayrılığı, yakınlardan birinin ölümü, okul başarısızlığı, arkadaş baskısı gibi bir neden söz konusudur. Sıklıkla birlikte depresyon bulguları vardır. Aile veya yakınlardan birinin kalp krizi geçirmesi de çocuklarda psikolojik kökenli göğüs ağrılarına yol açabilir. Çocuk istismarının da çocukta psikolojik göğüs ağrılarının bir nedeni olduğu unutulmamalıdır. Bu gibi durumlarda çocuk psikiyatrisinden destek alınmalıdır.

    Nedeni Bilinemeyen Ağrılar

    Çocuklarda görülen göğüs ağrılarının bir kısmında en ileri tetkikler yapılsa bile ağrının nedeni bulunamaz. Bu hastalarda neden gösterilemezse bile büyük olasılıkla kas-iskelet sisteminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu ağrılar keskin karakterdedir ve derin nefes almakla artar. Hasta ağrı geçinceye kadar derin nefes almaktan kaçınır. Çocuk ağrıyı iğne batması veya bıçak girmesi şeklinde tarif eder. Ağrı birkaç saniye-dakika sürebilir. Ağrının yerleşimi genellikle göğsün ortasında veya sol meme başının altındadır. Bu ağrılar çoğu zaman çocuk büyüdükçe azalır veya kaybolur. Çok kısa süreli oldukları için ağrı kesici kullanılmasına gerek yoktur.

    Tetkik Gerekir mi?

    Çoğu zaman iyi bir öykü ve fizik inceleme ile ciddi bir hastalık olup olmadığı anlaşılabilir. Pek çok hastada EKG ve akciğer grafisi dışında ek tetkik gerekmez. Şüphe edilen durumlarda ekokardiyografi ve ileri tetkiklerle kalp-damar hastalıkları araştırılmalıdır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Göğüs ağrısında ağrıya yol açan hastalık tespit edilerek tedavi edilir. Kas iskelet sistemine ait göğüs ağrılarında tedavi edilebilir bir neden yoksa aileye bilgi verilmesi yeterli olabilir. Gerekirse hafif ağrı kesiciler önerilebilir ama genellikle ağrı hafif ve kısa süreli olduğu için buna gerek kalmaz. Kalp, akciğer, sindirim sistemi ve psikolojik nedenlerden kaynaklanan ağrılarda hasta çocuk mutlaka uzman hekim tarafından takip ve tedavi edilmelidir.