Etiket: Kadınlar

  • Dudak dolgu uygulamalarında trend dudak stilleri

    Dudak Dolgu Uygulamalarında Trend Dudak Stilleri

    Yüzün alt kısmında dudaklar yüz estetiğinin, genç bir ifadenin ve çekiciliğin en önemli anatomik alanı. Genetik yapı, diş ile çene kemiklerimiz, çevresel koşullar ve mimiklerimiz dudaklarımızın şeklini belirlemektedir. Yaşlanma ve çevresel koşullar dudaklarımız hızla istemediğimiz değişime zorlamakta. Moda ve trendler ile belirlenen dudak sitilleri ise hızla değişmekte. Bu nedenle günümüzde dudak estetik uygulamalarında kalıcı implantlar, cerrahi işlemler, kalıcı makyaj gibi uygulamalardan daha çok dolgu madde uygulamaları mükemmel sonuçları ve değiştirilebilirliği ile daha fazla tercih edilir olmaya başlamaktadır.

    Doğal Dudak Yapısı

    Estetik sonuçları mükemmel bir dudak uygulamasında hastanın doğal dudak yapısının belirlenmesi son derece önemlidir. Normalde üst dudak ile alt dudak estetik volüm oranı aşağıdaki gibidir.

    Normalde üst dudak ile alt dudak volüm oranları

    Genetik yapı, dudaklar ile çene kemikleri ve dişler arasındaki ilişki, çevresel faktörler ve mimiklerimiz dudaklarımızın yapısını belirlemektedir. Dudaklar için üst ve alt dudağın volümüne göre 3 tip tanımlanmıştır.

    1. Üst ve alt dudakların eşit olduğu dudaklar; Bu doğal dudak yapısında en istenmeyen dudak şeklidir. Doğuştan yapısal olabilir yada sıklıkla yaşlanma sürecinde ortaya çıkmaktadır.

    Üst ve alt dudak volümleri eşit

    2. Üst dudağın alt dudağa göre volüm olarak daha belirgin olduğu dudaklar; daha az sıklık gözlenen bir dudak yapısıdır. Kadınlar arasında arasın da estetik bulunmayan bir yapısı vardır. Sıklıkla büyük üst ön dişler yada üst çene kemiğinin alt çene kemiğinden önde olduğu durumlar ile birlikte olabilmektedir.

    Üst dudağın alt dudağa göre volüm olarak daha belirgin olduğu dudaklar

    3. Alt dudağın üst dudağa göre daha volümlü olduğu dudalar; daha sık gözlenen bir dudak yapısıdır. Kadınlar arasında daha fazla kabul edilmektedir. ideal dudaktada alr dydak üst dudaktan hafif büyük olmakla birlikte burada üst dudak nu oranlardan fazla büyüktür.

    Alt dudağın üst dudağa göre daha volümlü olduğu dudalar

    Estetik Dudak sitilleri ve dudaklar dolgularında sitil trendleri

    Dudak sitilleri hızla değişmekle birlikte günümüzde kadınlar ve estetik uzmanları tarafından belirlenmiş dudak stilleri bulunmaktadır. Bunlar hasta istekleri ve doğal dudak yapısına göre belirlenmelidir.

    Dudak volüm uygulamaları dudaklarda aşağıdaki bölgelere uygulanır.

    Dudak sitilinin verilmesi için dolgu volüm uygulama alanları

    Dudak sitilleri ve uygulama noktaları

    1. Klasik sitil dudak uygulaması; Bu gerçek anlamda bir klasik uygulamadır. Görünümünde ve dudak yapısında ciddi değişim istemeyen kadınların en fazla tercih ettikleri sitildir. Sıklıkla yapısal olarak dudakları ince yada yaşlanma sürecinde dudak volümünü kaybetmiş kadınlar tarafında tercih edilmektedir. Alt ve üst dudak arasında ideal ölçüler korunacak şekilde 5 noktada volüm uygulaması yapılmaktadır.

    Klasik sitil dudakta uygulama alanları

    2. Rubina sitil dudak uygulaması; aşırı ve estetik olarak hoşa gitmeyen bir görünüm olmadan dudaklarını daha dolgun sevenler için kullanılan bir sitildir. Klasik sitile çok benzer ancak klasik formdan daha fazla volüm olarak fazladır. Bu sitilde dudak uygulamadan önce hastanın yüz yapısı son derece önemlidir. Örneğin burun-çene mesafesi kısa olan kadınlarda “Rubina” stili çok hoş olmayan bir stil olabilir. Uygulama dudaklarda yine 5 uygulama alanına yapılmaktadır.

    3. Eve(Havva) sitil dudak uygulaması; Diğer sitil uygulamalardan farklıdır. Alt dudağın ağız köşesinde fazla kaybolduğu durumlarda kullanılmaktadır. Buraya yapılacak volüm uygulaması alt dudağın gerçek volüm ve yapısını ortaya çıkaracaktır.

    Eve sitil dudakta doğu uygulama alanları

    4. “Pearlique” sitil dudak uygulaması; Bu dudak sitili sadece alt dudakta iki inci tanesi gibi duran bir dudak sitilidir. Cupid dudak sitilinin tam tersidir. Dudaklara verilen daha çekici ve seksi bir formdur. Daha dikkat çekmek isteyen bir görünüm isteyen hanımların tercihi olmaktadır. Uygulama dudakta sadece 3 ve 4 alanlara yapılmaktadır. Bazen uygulama üst dudak vermilion kenarının belirginleşmesi ile kombine kullanılabilmektedir.

    Pearlique dudak sitilinde dolgu uygulama alanları

    5. Cupid Lip from sitil dudak uygulaması; Bu sitil dudaklar çok genç bir ifade sağlamaktadır. Kadınlarda dudakların doğal dolgunlaşma süreci ergenlik döneminde cupid bowda-üst dudağın tam ortasında başlamakta daha sonra dudağın dolgunluğu tüm dudağa estetik orantılarda dağılmaktadır. Bu nedenle Cupid lip sitili dudakları ergenlik dönemi öncesinde kadınlarda doğal olarak görmekteyiz. Bu sitil uygulamlarda dikkatli olunmalıdır. Buraya yapılacak biraz aşırı bir volüm uygulaması doğal görünümden hastayı uzaklaştırabilmektedir.

    Cupid sitil dolgu uygulama alanları

    6. Angelic-Melek kanadı sitil dudak uygulaması; Bu uygulama tamamen üst dudakta yapılmaktadır. Üst dudak vermilion belirginleştirilmekte ve sadece 1 ve 2 alanlara volüm yapılmaktadır. Kadınlar tarafından sade ancak gösterişli olması nedeni ile tercih edilmektedir. Uygulama sonrası görünüm melek kanadına benzerliği ile bu ismi almıştır.

    Angel sitil dudak uygulamasında üst dudak vermilion çizgisi belirginleştirilir ve yukardaki resimdeki alanlara volüm uygulaması yapılmaktadır.

    7. Hollywood sitil dudak uygulaması; Bu dudak sitili alt ve üst dudaklarında aşırı dolgu istemeyen ancak tüm dikkatleri dudaklarına çekmek isteyen kadınlar tarafından istenmektedir. Daha sıklıkla sineme ve tv sanatçılarının tercihi olarak seçildiğini görmekteyiz. Üst dudak kenarları diğer dudak sitillerinde olduğu gibi ağız köşesinde keskin bir silinme göstermemektedir. Normalde alt dudağın üst dudağa göre volüm fazlalığı tersine dönmüştür. Burada volüm uygulaması 1,2 ve 5 alanlara yapılmaktadır.

    Hollywood sitili dudak dolgusunda 1,2 ve 5 alanlara dolgu uygulanmaktadır.

    8.Erkek sitil dudak uygulaması; erkeklerde dudak dolgu uygulamalarında tercih edilmektedir. Burada uygulama dudakların ağız köşelerine yakın yapılmakta böylece erkek dudak formu bozulmamaktadır.

    Erkeklerde dudak dolgu uygulaması

  • BASİT (ATİPİSİZ) ENDOMETRİAL HİPERPLAZİ TEDAVİSİ  (RAHIM DUVARI KALINLAŞMASI TEDAVİSİ)

    BASİT (ATİPİSİZ) ENDOMETRİAL HİPERPLAZİ TEDAVİSİ (RAHIM DUVARI KALINLAŞMASI TEDAVİSİ)

    Rahim duvarı (endometrium) kalınlaşması nedeniyle endometrial kürtaj yapılan ve

    patoloji sonucu basit endometrial hiperplazi çıkan hastalar takip edildiğinde 20 yılda %5 den

    daha azı kanser olur. Atipisiz (malign değişim göstermeyen) vakaların büyük bir kısmı

    spontan olarak geriler.

    Yalnız gözlem ile tedavide gerileme olasılığı düşük olan kadınlarda ve anormal uterin

    kanamalı semptomatik kadınlarda progesteron tedavisi gereklidir.

    Obesite bir risk faktörüdür. Normal kiloya düşüldüğü zaman bile endometrial biopsiler

    ile takip gerekir. Fakat progesteron tedavisi yapıldığında hastalığın gerileme şansı daha

    fazladır.

    Atipisiz Basit Endometrial Hiperplazi Tedavisi

    Oral ya da lokal intrauterin progesteronlu rahim içi alet (LNG-IUS) tedavisi ile basit

    endometrial hiperplazide regresyon sağlanabilir.

    LNG-IUS, oral progesteron ile karşılaştırıldığı zaman daha etkili ve yan etkileri daha

    azdır. LNG-IUS’i kabul etmeyen kadınlara Medroxyprogesteron 10-20 mg/gün veya

    Norethisterone 10-15 mg/gün olacak şekilde kesintisiz progesteron tedavisi verilmelidir. Bu

    tedavi en az altı ay kullanılmalıdır. Aralıklı-siklik progesteron tedavisinin etkisi daha düşük

    olduğu için böyle hastalarda kullanılmaz.

    Hastanın çocuk arzusu yoksa ve ilaca bağlı yan etkilerden şikayeti yoksa, LNG-IUS

    mümkünse beş yıl kadar tutulmalıdır, böylece hem vajinal kanama hem de hastalığın

    tekrarlama riski azalacaktır.

    Hastadan ortalama altı ayda bir endometrial biopsiler alınarak histolojik durum kontrol

    edilmeye çalışılır. Bu süreden daha önce anormal vajinal kanama olursa hastalığın tekrarladığı

    kabul edilir ve gerekli müdahaleler zamanında yapılmalıdır.

    BMI’si 35 den fazla olan (obes) ve oral progesteron tedavisi alan hastalar rölaps için

    yüksek risk gurubunu teşkil ederler ve altı ayda bir endometrial biopsiler ile takip edilmelidir.

    Eğer iki ard arda endometrial biopsi sonucu negatif olarak gelirse, sonra yıllık takibe

    dönülebilir.

    Atipi olmadığı zaman endometrial hiperplazi için histerektomi yapılması önerilmez,

    çünkü histerektomi morbiditesi yüksek bir ameliyattır. Takiplerde atipik hiperplazi olursa,

    progesteron tedavisine rağmen endometrial hiperplazi tekrarlarsa, bir yıllık tedaviye rağmen

    histolojik gerileme olmazsa, tıbbı tedavi tamamlanmasına rağmen vajinal kanaması devam

    ederse, çocuk arzusu yoksa o zaman histerektomi (rahmin cerrahi olarak çıkartılması)

    önerilmelidir. Atipisiz endometrial hiperplazi için cerrahi tedavi gerektiren postmenopopozal

    kadınlara total histerektomi ile birlikte bilateral salpingo oferektomi de tavsiye edilmelidir.

    Postmenopozal kadınlar için, ovaryumları alma kararı hastanın durumuna göre

    tartışmalı bir konu olmakla birlikte ilerde ovaryan malignansi riskini azaltabileceği için

    bilateral ooferektomi düşünülmektedir.

    Endometrial hiperplazi tedavisi için endometrial ablation tavsiye edilmez, çünkü

    komplet ya da kalıcı endometrial yıkım sağlanamaz ve oluşan intrauterin adezyon formasyonu

    ilerde endometrial histolojik takibi engelleyebilir.

    Makale Yazım Tarihi: 11.07.2016

  • VAJİNİSMUS

    VAJİNİSMUS

    Vajinismus Nedir?

    Vajinismus  vajeni saran kaslarının (pelvik  taban kasları veya aşk kasları olarak da bilinir)  istemsiz olarak kontrolsüz olarak kasılması sonucu  cinsel ilişkinin ya hiç olamaması veya ağrılı olması halidir.

    Vajinismus tanısı  nasıl  konur?

    Vajinismus  hastaları çoğunlukla cinsel ilişkide bulunamama  şikayeti ile kliniğimize başvurdurlar.Ancak vajinismus vejene girişin  gerektiği  bazı hallerde de ortaya çıkar.

    **Bir kısım vajinismus hastası vajene fitil veya tampon  yerleştiremezler.

    **Bir kısım vajinismus hastası  jinekolojik muayene olamazlar.

    **Bir kısım vajinismus hastası  jinekolojik ultrasonografiye giremezler.

    **Bir kısım vajinismus hastası vajene parmak sokamaz hatta dokunamazlar.

    **Bir kısım vajinismus hastası cinsel ilişkide bulunur ancak oldukça ağrılıdır.

    İşte bu şikayetleri olan kadınlar da vajinismus hastası olarak kabul edilip tedavi olmalıdır.

    Vajinismus sorunu yaşayan kadınlar neler hisseder?

    Vajinismus sorunu yaşayan kadınlar hiç kimseyle bunu paylaşmazlar.Bir süre eşiyle birlikte bu sorunu çözmeye çalışırlar ancak profesyonel yardım almadan çözemezler.Sorunu çözemediklerini görünce de mümkün olduğunca cinsel ilşki girişimlerinden kaçmaya başlarlar.Bahaneler üreterek tedaviyi geciktirirler.Vajinismus bu yüzden bir erteleme hastalığı olarak da bilinir.

    Vajinismus sorunu yaşayan kadınların hepsi  değişen derecelerde depresyondadırlar.Kendilerini eşlerine karşı suçlu hissederler. Diğer kadınların kolayca yaptığı işikendisi yapamıyordur.Kendilerinin diğer kadınlardan farklı olduklarını düşünürler. Özgüvenleri düşüktür.Öfkeli ve sinirlidirler.

    Vajinismus sorunu yaşayan kadını eşi:

    Vajinismus sorunu yaşayan kadının eşi  çoğunlukla kibar ,anlayışlıdır.Aslında eşlerin anlayışlı olması sorunun çözümünün de gecikmesine neden olan bir faktördür.Cinsellik evlilikte önemli bir yer tutar.Vajinismus sorunu yaşayan çiftlerde zamanla çeşitli ilişki  bozuklukları oluşur:

    **Zamanla cinsel ilişki olmadan bir evliliğe uyum sağlarlar.Aynı evde iki arkadaş  gibi yaşamaya başlarlar.

    **Kadın ve erkek arasında çatışma başlar ve boşanma ile sonuçlanır.

    **Erkek kadını aldatır.

    Vajinismus tedavisi geciktiğinde erkekte ereksiyon(sertleşme ) problemleri,cinsel isteksizlik(libidoda azalma)erken boşalma gibi cinsel fonksiyon bozuklukları görülebilir.

  • Kuşatılmış Annelik

    Kuşatılmış Annelik

    Anneler artık değişmeli. Daha doğrusu anneleri kuşatan, bir güç ve etki alanı uğruna ömürleri yakan eril anlayış, düzen değişmeli. Annelik denen kutsal olmasa da çok değerli şeyin çocukla başbaşa, rekabet etmeden, anı ve ortaklığı sindirerek yaşanabileceği psikolojik alanlar tanınmalı kadınlara.

    Yakın dönemde, zaman zaman öne sürülen bir düşünce yeniden gündeme geldi: Anne-babalık için ehliyet sahibi olunmalı düşüncesi. Aslında bu düşünce bu topluma dair sancıları gören, duyan ve hisseden “okumuş” kesim için yeni değil. Siz de dost meclislerinde konuşulan toplumsal sorunların birey ve aile düzeyinde analiz edildiğine denk gelmişsinizdir. Burada kast edilen sanırım şu: etrafımız sahtekar, yalancı,fiziksel ve cinsel şiddet eğilimli bireylerle dolu. Bu kişileri neticede bir anne ve baba yetiştiriyor. Bu insanlar ne yapıyor, ne yediriyor, ne içiriyor, ne öğretiyor ki söz konusu insanlar tüm toplum için bir tehdit haline geliyor. Bir iftiracının, bir tacizcinin, bir canlı bombanın anne ve babası diğerlerinden farklı mı? Gerçekten de “bilinçli” ve “ehil” ebeveynlere sahip olursa her çocuk pırlanta gibi mi büyür?Bunu ön görmek çok mümkün değil. Biliyoruz ki kişilerin ruhsal ve sosyal anlamda sağlıklı olmalarının tek koşulu maalesef sadece yeterli ve etkin ebeveynlik tarzı değil. Psikolojik bilimler alanında insan gelişimi bir gen-çevre etkileşiminin ürünü olarak görünüyor. Bu demek oluyor ki biz bir genetik alt yapıyla doğuyoruz, bakım verenler tarafından yetiştiriliyor ve eğitim hayatıyla beraber başlayan süreçte çevrenin etkilerine maruz kalarak gelişiyoruz. Bu çok faktörlü açıklamanın amacı anne, baba ve geniş olarak ailenin rolünü küçümsemek değil. Tam tersine ne kadar kilit bir noktada olduğuna dair elimizde çok veri var. Ancak benim bu yazıda bu geniş konu içinde vurgulamak istediğim “annelik” ve anneliğin içinde yaşanılan kültür ve çağ tarafından nasıl şekillendirildiği. Belki bu bakış açısı insanları “anne babalık ehliyeti” vurgusuna getiren süreçleri kültür düzeyinde değerlendirmemize olanak sağlar.

    Anneliğin “kadınlığın” çok ötesinde bir anlam taşıdığı, hatta kutsandığı bir kültürde yaşıyoruz. Kadının tüm varlığı içinde taşıdığı özelliklerden sadece biri olabilecek doğurganlık tüm kadınlık anlayışının önüne geçiyor. Evlenmek ve doğurmak zorunda olmadığını haykıran kadınlar susturulup sindirilmeye çalışılıyor. Oysa her kadın anne olmak zorunda değildir ve kimlikleri arasına annelik kimliğini istememek de en doğal haktır. Buraya kadar bir sorun yok ancak biliyoruz ki kadınların ezici bir çoğunluğu için bu red mümkün değil. Biz elindeki oyuncak bebeğini bırakarak zorla evlendirilmiş çocuk gelinlerin vatanıyız. Kadınlar biz önce kadınız diyemeyecek kadar yoğun fiziksel ve cinsel travmalarla sindiriliyor. Gerçeklik bu iken konu aşırı kutsanmış bir annelik farkındalığından, zorunlu anneliklere doğru kayıyor. Benim gibi ruh sağlığı alanında çalışan veya işi ya da hayatı gereği toplumun her kesimine hakim kişiler olarak biliyoruz ki bu “zorunlu” anneler çoğunlukla mutsuz, depresif ve tükenmiş. Annelikle beraber tamamen süt makinası gibi görülenler, evde öfke patlamaları yaşayıp çocuğunu hırpaladığı için vicdan azabı çekenler, kayınvalidesi, kayınpederi, kayınpederi tarafından dövülenler, aşırı ve kurgu kıskançlıklarla eziyet edilenler, kendine ait harçlığı bırak evin hiçbir ihtiyacını karşılayacak meteliği olmadan seneler geçirenler. Kısacası baktığımız noktadan “annelik” ne kadar kutsansa da kadınlar için insanca bir yaşamın kapısını açmıyor. Koca izin vermiyor, ata izin vermiyor, erk izin vermiyor, devlet izin vermiyor.

    Hal böyleyken bu “kuşatılmış annelik” içinde çocuklar yetişiyor. Çocuğun en temel ihtiyacı sadece beslenmek değil farkedilmek, yanıt ve tepki verilmek, anlaşılmak ve aynalanmak iken çocuk sert bir duvara tosluyor. Kucak var ama sıcaklık yok, yüz var ama ifade yok, koruyup kollama var ama sahiplenmek yok. Sorduğunuzda “Türk Annesi” çok fedakar, hep çocukları için çırpınıyor. Yemiyor yediriyor, içmiyor içiriyor. Ama “anneniz sizi anlar mıydı, tanır mıydı, sevgisini, şefkatini gösterir miydi?” diye sorduğunuzda uzun bir suskunluk. Susuyoruz çünkü o yoksunluğun dili yok. Orada yitirilen şeyin ikamesi yok. Annenin attığı tokadın- kelimenin tüm anlamlarıyla- telafisi yok. Bu kültürde en doğal gelişimsel ihtiyaçlar horgörülür. Aile yaşar çocuk içinde haspel kader büyür. Bu kaostan kurtulmanın tek yolu annenin dizleridir ama ona da baş koyacak cesareti bulmak yılları gerektirir. Bu nedenle bu toplumda anne olmak da zordur, evlat olmak da. Anne uzak, mesafeli, kendine odaklı ve sert de olsa zordur, koruyucu, kollayıcı, kuralcı ve müdahaleci olsa da.

    Toplumda iilklerimize işleyecek kadar derin yaşadığımız ama adını koyup konumlandırmakta güçlük çektiğimiz bir durum var; eril anneler. Literatürde bu şekilde anıldığını sanmıyorum ama mesleki ve bireysel deneyimlerimden sonra ben bu anneleri böyle algılıyorum. Sanırım bunların stereotipi ismini bile şu an hatırlamadığım bir programdaki “Semra Hanım”dı. Aslında hepimize çok tanıdıktı. Söylenen, manipule eden, alt üst eden, ezen ve hiçleştiren anne. Oğluna, karısına, bazen kocasına ve bilhassa ve tercihen gelinine dünyayı zindan etme üzerine kurulu bir eril kurgu. Sayıca ne kadar fazla olduklarını tahmin edebiliyor musunuz bilmiyorum, ama bana güvenin çoklar. En basit düzeyde gelinlerinin buzdolabında bıraktıkları salçadan, oğluyla gelinin birlikte olma sıklıklarına, torununun zıbınından damadının telefona bakmasına varan bir repertuarda işlev görüyorlar. Genellikle bu eril iktidar oğlan çocuğa ve eşine kurulsa da kız çocukta da rastlanıyor. Benim eril olarak andığım annelerin oğlan çocukla beraber sahip olmadıkları “fallusu” yakaldıkları ve beklenileceği şekilde bir ömür bu erki ellerinden bırakmadıkları bir psikoloji bilgisi. Ama maalesef biz daha fazlasını biliyoruz. Bu gücün şiddete varan manipulasyonlar için kullanıldığına şahit oluyoruz. Söylerken bile utansam da gelinleri dövmesi için oğullarını ve aile üyelerini kışkırtan kadınlar var. Bu insanlar da anne. Onlar da belki bir kız çocuğu olarak tüm manevi/maddi yatırımın oğlan kardeşlere yapıldığı bir aileden geliyorlar. Sonuçta bu eril annelerin ihtiyaçlarını da motivasyonlarnı da anlamak önemli olabilir. Ama bu annelerin pasif-agresif, büyüklenmeci, müdahaleci halleriyle empati kurmak zor olabiliyor. Özellikle bu tarzın madurları olan çocuklar ve eşleriyle çalıştıkça.

    Bu bahsettiğim anne tipinden çok farklı olarak algıladığımız oysa benim çok benzer dinamikler gördüğüm başka annelik tarzları da var. Büyükşehirlerde yaşayan, iyi eğitim görmüş, sosyoekonomik olarak kendini güçlü hisseden, daha eşit evlilikler yaptığına inanan kadınlar. Bu annelerin en belirginleri sosyal medyada “influencer” anne olarak anılıyorlar. Etki yaratıyorlar kısacası. Binlerce anneyi mükemmel anneliğe çağırıyorlar. Çocuk nasıl beslenir, nasıl uyutulur, bir soru sorunca nasıl cevap verilir. Bu ve bunun gibi yüzlerce “annelik ipucunu” sağlıyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki bu annelerin ailevi veya sosyal anlamda zararları ne? Öncelikle bu mükemmel anneliğin peşinde koşma akımı bir çok hatayla kol kola geliyor. Gelişim psikolojisine dair kuram ve çalışmalar gösteriyor ki çocuğun ihtiyacı mükemmel annelik değil “yeterince iyi anneliktir”. Annelikte birçok nedenden kaynaklanan hatalar vardır ve çocuğun ruhsallığı açısından bu kırılmalar gereklidir. Örneğin bir anne çocuğunu diğer odadan takip ettiği megafonu kapalı unutabilir ve çocuk her ağlamasında “anne” denen kişinin hemen yanıt veremeyeceğini deneyimleyebilir. Oysa yeni moda süper annelik anlayışı buna olanak vermiyor. Hep yanında olmak, hep toplamak, hep müdahil olmak ihtiyacında. Bu korumacılık öyle bir noktaya geliyor ki çocuk daha okul çağlarına bile gelmeden kendi çocuğunun hakkını korumak adına daha sütten yeni kesilmiş başka bir çocuğa veya ebeveynlerine müdahalede bulunabiliyor. Daha sonraki yıllarda iyice ayyuka çıkan veliler ve çocuklar arasındaki aslında çok doğal olan süreçleri bombalayan ve “en kıymetli, en farklı, en yetenekli, en özel” çocuk benim çocuğum noktasına varan “veli terörü” işte böyle filizleniyor. Sonuç mu? Ortada kendini hep ayrıcalıklı hisseden, ötekileri hep rakip ve tehdit algılayan, derin ilişkiler kuramayan yalnız ve içe dönük çocuklar…

    Peki anneler bunu neden yapıyor? Hangi anne çocuğuna zarar vermek ister ki? Kadınların amacı elbette bu değil ama onlar “kuşatılmış anneler”. Modern çağın çılgınlığında asırlardır kaybedilmiş değerlerini tekrar kazanmaya çalışıyorlar. Bunun için de sıradan olmaya, pasif kalmaya, herşeyi doğal akışına bırakmaya katlanamıyorlar. O yüzden erkek çocukları fiziksel olarak vasat buldukları bir kadınla geldikleri zaman onları oğullarına layık görmeyip reddediyorlar. Yine bu yüzden kaydırak sırasında beklerken öne atılıp çocuklarının sırasını alan 3 yaşındaki çocuğa veya annesine haddini bildirecek kadar insancıllıktan uzaklaşıyorlar. Kısacası eski geleneksel annelik tarzları şu çağdaki annelik anlayışından çok farklı değil. Amaç hep o kaybolmuş kimliği geri kazanmak. Kadınlar çocuk da yapsınlar kariyer de. Ancak anne-çocuk ilişkisi bir savunma alanına döndüğü anda hatlar karışıyor. Ortada annesinin dizinin dibinde olmasına karşın dizine hasret kalan mağdur çocuklarla doluyor. Anneler artık değişmeli. Daha doğrusu anneleri kuşatan, bir güç ve etki alanı uğruna ömürleri yakan eril anlayış, düzen değişmeli. Annelik denen kutsal olmasa da çok değerli şeyin çocukla başbaşa, rekabet etmeden, anı ve ortaklığı sindirerek yaşanabileceği psikolojik alanlar tanınmalı kadınlara. Böyle bakıldığında “annelik ehliyeti” okullarda zeka testi uygulanması önerisinden çok farklı değil. Bu bakış olabildiğince faşizan ve ancak distopik romanların konusu olabilecek bir durum. Tek ihtiyacımız anlayan, saran, sarmalayan annemizle başbaşa kalmak…

  • Aldatma Nedir? Evliliklerde ve Romantik İlişkilerde Aldatılma

    Aldatma Nedir? Evliliklerde ve Romantik İlişkilerde Aldatılma

    Evlilik ya da ilişki dışı yaşanan cinselliğin toplumlar tarafından yaygın olarak onaylanmamasına rağmen, herkesin tek eşli olmadığı dikkat çekmektedir. Birçok bireyin evlilikleri ya da ilişkileri devam ederken, ilişki dışı cinsel birliktelikler de yaşadıkları görülmektedir. Ancak birçok kişi, aldatmayı sadece cinsel ilişki olarak değerlendirmemek gerektiğini savunmaktadır.

    Evlilik dışı ilişkilerde son yıllarda artış gözlendiği bilinmektedir. Evlilik dışı ilişkiler üzerine birçok çalışma düzenlenmesinin nedeninin bu tür ilişkilerin evlilik ilişkisine çok fazla zarar vermesi olduğu söylenebilir. Tek eşlilik ve çok eşlilik durumundan farklı olarak, ilişkinin sürekliliği ile sadakatin çoğu kez aynı anlamda kullanıldığını ve ilişki süresinin genel olarak, sadakatin derecesi olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Bu alanda güvenilir istatistikler olmamakla birlikte, Vaughan’nın (1998) araştırmasında aldatma oranını erkekler için %60, kadınlar için %40 olarak bulunmuştur. Boşanmış çiftlerle yapılan bir çalışmada boşanma ise bu oranın, erkeklerde %44 ve kadınlarda %40 olduğu görülmektedir (Janus ve Janus, 1993).

    Düzenlenen çalışmalarda, çevrelerinde evlilik dışı ilişki yaşamalarını destekleyen arkadaşları olan kişilerin bu tür davranışları daha çok gösterdikleri saptanmıştır. Aynı zamanda, geçmişte bu tür davranışta bulunanların aynı davranışı tekrarlama eğiliminin yüksek olduğu görülmektedir. Genel olarak erkeklerin kadınlara oranla daha fazla evlilik dışı ilişki yaşadıkları savunulmaktadır. Bir başka görüşe göre ise, ailelerinde aldatma ile karşı karşıya kalan çocuklarda ileriki yaşlarda aldatma eğilimi görülme riski daha fazladır. Bunu, çocukların aile ilişkilerini model alarak aynı modeli tekrarladıklarını belirterek açıklamakmümkündür.

    Düzenlenen bir araştırmada, babalarının aldattığını bilen yetişkinlerin aldatmayı kendi yaşamlarında da tekrar etme olasılığınınn daha fazla olduğu bulunmuştur. Ancak, annelerinin aldattığını bilen yetişkinler için durumun aynı olmadığı görülmektedir. Aynı araştırmada, bu durumun erkekler için olası olduğu; fakat kadınlar için anlamlı bir sonuç bulunmadığı görülmüştür.

    Bunların yanı sıra, erkeklerde ilişki baslangıcı ile evlilik kararı arasındaki süre arttıkça aldatma eğiliminin de arttığı görülmektedir. Bu bağlamda, uzatmalı ilişki sürdüren kişilerin ilişkiyi yasayış biçimleri ve ilişkiye bakış açılarının aldatma üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Uzatmalı ilişkilerin, uzun flört dönemi olan ve evlilik kararı geç alınan ilişkiler olduğu belirtilmektedir. Bu ilişkilerde ise, çiftlerin birbirleri ile daha az zaman geçirdikeri, boş zaman etkinlikleri sırasında eşlerinden ayrıldıkları ve gündelik işleri birlikte yapmadıkları görülmektedir.

    Ayrıca, bu tür ilişkilerde evlilik olasılığını yüksek görmeyen kişilerin, başka seçeneklerini açık tutmak amacıyla zamanlarının bir bölümünü başkalarına ayırdıkları savunulmaktadır. Uzatmalı ilişkilerde evlenme kararı alma nedenlerinin de ilişki dışı olaylar olduğu belirtilmektedir (iş degiştirdim, hastalandım, kader). Evlilik öncesi birbirini tanımak için zaman ayırmayan bu çiftlerde aynı evi paylaşma söz konusu olduğunda çatışmaların meydana geldiği söylenebilir. Çatısmaların da aldatma eğilimini arttırdıgı bilinmektedir. Ayrıca, evlilik öncesi ilişki alternatiflerini göz önünde tutan bu bireylerin; mutlu, doyumlu ve eşit ilişkide olsalar bile, çekici alternatiflerle karşılaşabildikleri savunulmaktadır.

    Bunların yanı sıra başka bir boyutun da, Türk örneklemi ile çalışıldığında geleneksel evlenme biçimi olan görücü usulü olduğu görülmektedir. Boğda ve Şendil (2012) tarafından düzenlenen araştırmada, evlenme biçiminin aldatma eğilimi üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür. Ancak, ilişki başlangıcı ile evlilik kararı arasındaki süre azaldıkça

    aldatma eğiliminin azaldığı düşünüldüğünde; görücü usulü ile yapılan evliliklerde, evlilik kararı ile yola çıkılmasının da göz önünde bulundurulması gerektiği söylenebilir. Geleneksel şemaya sahip olan bireylerin evliliklerinde en fazla bağlılık hissedenler olduğu görülmektedir.

    Düşünülmesi gereken bir başka noktanın da, erkeklerde aldatma nedenlerden birinin yenilik arama olduğu belirtilmektedir. Yenilik arama, eşe yönelik heyecan azalması ve bıkkınlıkla da bazı çatışmalara yol açabilir. Büyük bir olasılıkla, erkekler genellikle az konuştuklarından, sözleri anlamlı ve önemli olarak algılanmaktadır.

    Hem kadınlarda hem de erkeklerde evlilik uyumu ile aldatma eğilimi arasında negatif ve anlamlı iliskiler olduğu bulunmuştur (Amato ve Previti, 2003). Bu bağlamda, evlilik uyumu yüksek olan kadınların ve erkeklerin aldatma eğilimlerinin düştüğü ya da aldatma eğilimi düştükçe evlilik uyumunun yükseldiği söylenebilir. Kadınların ve erkeklerin evlilik uyumları ile çatışma eğilimleri arasındaki ilişkilerin de negatif yönde anlamlı olduğu dikkat çekmektedir.

    Bunların yanı sıra, evlilik uyumu yüksek olan kadınların ve erkeklerin çatışma eğilimlerinin düştüğü ya da çatışma eğilimleri yükseldikçe evlilik uyumlarının düştüğü görülmektedir. Ayrıca, kadınlarda ve erkeklerde aldatma eğilimi ile çatısma eğilimi arasında da pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirtilmektedir. Aldatma eğilimi yüksek olan kadınların ve erkeklerin çatışma eğilimlerinin de yükseldiği ya da çatısma eğilimi düşen kadın ve erkeklerin aldatma eğilimlerinin düştüğü savunulmaktadır.

    Aldatma Çeşitleri

    Literatürde yer alan çalışmalar incelendiğinde, aldatmanın duygusal aldatma, uzun süreli aldatma, tek gecelik ilişki, gönül eğlendirme olmak üzere 4 çeşidi olduğu görülmektedir. Duygusal ve cinsellik açısından aldatmanın, duygusal aldatma, sadece cinsellik, duygusal ve cinsellik olmak üzere 3 şekilde isimlendirildiği görülmektedir. Kişinin devam eden bir romantik ilişkisi varken bir başkasıyla duygusal bir yakınlık yaşaması, bir başkasına âşık olması, bir başkasıyla özel bir paylaşımda bulunması duygusal aldatma; yine romantik bir ilişki yaşarken bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi cinsel aldatma olarak tanımlanabilir. Erkeklerde cinsellik odaklı aldatma daha fazla iken, kadınlarda duygusal ve cinsellik odaklı aldatmanın daha fazla olduğu belirtilmektedir.

    Aldatma Nedenleri

    Yeniçeri ve Kökdemir (2004) araştırmalarında, aldatan kişilerin aldatma nedenlerine dair altı boyut olduğunu belirtmişlerdir:

    A.Suçlama: Bu çalışmaya göre, erkeklerin işlerine çok fazla zaman ayırmaları ya da kendi anneleri hakkındaki eleştirileri kabul etmekte zorlanmaları, kadınların aldatma nedenleri arasında yer almaktır.

    B. Sosyal yapı: Kişinin tutucu bir çevrede yetişmesi, erken evlenmesi, ergenlikte az kadın/erkekle birlikte olması ve görücü usulü evlenmesi aldatma nedenleri arasında yer almaktadır.

    C. Baştan çıkarma: Yine bu çalışmaya göre, erkeklerin karşı tarafa hayır deme ve baştan çıkma boyutlarına daha fazla anlam yükledikleri bulunmuştur. Erkekler ‘baştan çıkma’nın aldatma nedeni olarak daha önemli olduğunu belirtmişlerdir. Kadınlar ‘baştan çıkma’ nedeniyle aldatmayacaklarını söylerken, erkekler her iki cinsin de bu nedenle aldatabileceğini düşündüklerini belirtmişlerdir.

    D. Cinsellik: Yine bu çalışmada erkekler, eşlerinin evlenmeden cinsel ilişki yaşamak istemedikleri için başka kadınlarla cinsel birliktelik yaşadıklarını, kadınların da evli olmadıkları için, eşlerinin evlenmeden önce cinsel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için, başka kadınlarla cinsel ilişkiye girmelerini doğal karşıladıkları bulunmuştur.

    E. İntikam: Erkekler, intikam boyutuna kadınlara göre daha fazla atıfta bulunmaktadırlar, özellikle kadınların intikam nedeniyle aldattıkları bulgusuna varılmaktadır. Birlikte olduğu kişi hak ettiği için, birlikte olduğu kişiyi cezalandırmak için, birlikte olduğu kişiye kızgınlık duyduğu için ya da sadece inat olsun gibi olası nedenlerden oluşan bu boyut, özellikle erkekler tarafından “kadınların aldatmasına” neden olarak görülmektedir.

    F. Uyaran arayışı: Yenilik, heyecan, eğlence arayışı, monotonluktan sıkılma gibi nedenler de aldatmaya sebep olabilmektedir. Uyaran arayışı olarak adlandırılabilecek bu boyut hem kadınlar hem de erkekler için önemlidir. Aldatan kişi kadın da olsa erkek de olsa fark etmemektedir; uyaran arayışı her iki koşulda da aldatma nedeni olabilir. Örneğin uzun yıllardır aynı kişiyle evli olduğu için aldattığını söyleyen kişi, bu boyut altında yer almaktadır.

    Düzenlenen çalışmalar incelendiğinde, kişisel etkenler, dışsal faktörler ve ilişkisel faktörler olmak üzere aldatmayı etkileyen faktörlerin 3 başlık altında toplandığı görülmektedir (Duba, Kindsvatter ve Lara, 2008). Kişisel faktörlerin; evlilikteki tatmin, merak, mazeret, mutsuz cinsel ilişki gibi etkenleri kapsadığı belirtilmektedir. Düzenlenen bir araştırmada, özellikle kadınlar için evlilikteki tatminin aldatma eğilimine önemli etkisi olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bulguları incelendiğinde, %66 oranında kadınların aldatma öncesi mutsuz oldukları, erkeklerin ise %30’nun aldatma öncesi mutsuz oldukları görülmektedir. Bu bağlamda, kadınların birincil ilişkilerinde mutsuzluk yaşadıkları zaman aldatmaya daha eğilimli oldukları söylenebilir. Blow ve Hartnett’a (2005) göre ise, birincil

    ilişkilerde duygusal olarak ihmal ve reddedilmişlik hissi özellikle kadınları aldatmaya yönelten faktörler arasında yer almaktadır. Bunlara ek olarak, cinsel ilişkideki mutsuzluk da aldatmanın sebeplerinden biri olarak gösterilmektedir. Özellikle erkeklerin birincil ilişkilerinde cinsel tatminsizlik yaşamalarının aldatma eğilimini arttırdığı savunulmaktadır (Liu, 2000). Ayrıca, çocukların evlilikteki tatmin hissine etkisi çok sınırlıdır; ancak çocuk sayısı, yaşı ve karakteri evliliklerde aldatmayı etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Kişisel faktörlerden biri ise dini inançlardır.

    Birçok dinde aldatma dinen yasaklanan bir olgudur. Dinen yasaklı olması da çiftlerin aldatmadan uzak tutmaya yarayan faktörler arasında sayılabilmektedir.

    Bunlara ek olarak aldatma üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, kişilerin gelir durumunun ve çalışıp çalışmamasının önemli iki faktör olduğu görülmektedir. Düzenlenen çalışmalarda, 3000 dolardan fazla yıllık geliri olan kişilerin aldatma eğilimlerinin daha fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca, kişinin eşinin çalışıp çalışmamasının da aldatmayı etkileyen faktörlerden biri olduğu belirtilmektedir. Eşlerden birinin çalışıp diğerini çalışamaması ilişkideki dengeleri bozacağından çiftleri aldatmaya iten faktörlerden biridir. Aldatmayı etkileyen bir diğer etken ise eğitim düzeyidir. Özellikle kadınlarda partnerinin eğitim düzeyi kendisinden düşük olduğunda kadının eşini aldatma olasılığı daha yüksektir.

  • Çağımızda Depresyon

    Çağımızda Depresyon

    Günümüzde hemen hemen herkesin depresyondayım! Dediği depresyon kavramı gerçekte nedir?

    Depresyon kavramı, günümüzde kendini en üst sıralara yerleştirmiş olan bir kavramdır. Aslında depresyon temel olarak kişinin yaşamdan, yaşadıklarından zevk almama durumudur. Hayata dair içinde bulundurduğu yaşama sevinci, umut gibi duyguların yerine üzüntü, karamsarlık gibi olumsuz duyguları barındırmasıdır. Bazı insanlar bu duyguları gün geçtikçe daha yoğun ve uzun süre yaşarlar. Fiziksel ve zihinsel sağlığı etkileyen ve hayatı her geçen gün daha zor hale getiren yaygın ve ciddi bir tıbbı hastalıktır. Bunun yanı sıra her hastalıkta olduğu gibi depresyonunda genetik yatkınlığı vardır. Depresyon ruhsal bozukluğun, fizyolojik nedenlerin yanında aile bireylerinde depresyon öyküsü olanlarda depresyonun görülme olasılığını arttırıyor.

    Başlıca nedenlerini nelerdir?

    • Doğum, lohusalık dönemi

    • Genetik yatkınlık

    • Evlilik, aile içi sorunlar

    • Kayıplar,

    • Benlik saygısının azalması

    • Değersizlik, suçluluk

    Başlıca belirtileri nelerdir?

    • İsteksizlik, aşırı halsizlik

    • Sosyal İlişkilerden kaçma, içine kapanma

    • Yemek yiyememe/aşırı yemek tüketimi

    • Aşırı uyuma hali/uykuya dalamama/uykusuzluk

    • Umutsuzluk, hayattan zevk almama

    • Günlük aktivelerde yavaşlama

    Halk sağlığı olarak günümüze gelen depresyon hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü yapmış olduğu araştırma sonucu dünya nüfusunun yüzde 4,3’ünün yani dünya çapında 300 milyondan fazla kişinin depresyonda olduğunu belirtiyor.

    Depresyonun cinsiyet ile ilişkisini gösteren çalışmalarda ise erkeklerde depresyon oranı kadınlara göre daha az olduğu görülmüştür (Tarhan, 2013,97). Kadınların yüzde 12’sinin, erkeklerinse yüzde 6’sının depresyonla mücadele ettiği belirlendi. Depresyonla ilgili yapılan çalışmalarda kadınlarla ilgili sorumlulukların ve beklentilerin artmasıyla birlikte kadınlar, dramatik olarak değişmeye başlarlar ve bazı dönemlerde depresyonun açığa çıkma durumu yüksek düzeyde artar. Bireyin bu dönemle birlikte; yaşadıklarını yordama, kişilik kazanma, cinsiyeti ön plana çıkarma, birey olarak kendi başına karar verme, diğer fiziksel, sosyal değişiklikler ortaya çıkar. Açığa çıkan bu değişiklikler, erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterir ve kadınlar depresyon ile daha sıkı ilişkilidir. Günümüzün sorunlardan biri olma özelliğini taşıyan depresyon tedavi süreci gerektiren bir hastalıktır. Unutmamak lazım ki depresyon tedavi edilebilir ve etkili birçok tedavi yöntemleri mevcuttur. Kişinin iki haftadan daha uzun süren depresif bir dönem geçirmiş olması gerekir. Hafif depresyon belirtileri mevcutsa birincil tedavi yöntem (sosyal çevresi ve ailesi) varsa tedavisiz bir şekilde bir süre sonra iyileşebilir. Fakat ağır depresyon (iştahsızlık, intihar düşüncesi, fiziksel durumun kötüye gitmesi) mutlaka bir psikiyatriden yardım almalıdır.            Tedavi yöntemi olarak size tavsiyem;

    • Sosyal olma ve egzersiz yapma, çok sık duyduğunuz egzersiz yapın sözünden sıkılmış olabilirsiniz fakat egzersiz endorfin seviyelerini yükseltir hafif depresyona karşı yardımcı olabilir. Fırsatınız varken hareketlenin! 

    • Sevdiklerinizle zaman geçirmeyi ihmal etmeyin!

    • Kendinize hobiler edinebilirsiniz.

    • Bol bol temiz hava alın. Nerede nasıl dediğinizi duyar gibiyim ama eminim kaçamak yapabileceğiniz bol yeşillikli alanlar vardır. Oksijen serotonin düzeyini yükselten etkenlerden biridir.

    • Yeni yerler keşfedip, doğanın sesine kulak verin

    • Pozitif düşünen insanlarla ilişki kurun. Moralinizi yerine gelmesini sağlayıp keyif almanıza yardımcı olur.

    • İyi şeyler düşünüp iyi şeylere odaklanın. Hayatta kötülük, kötü düşünce yok diyemem var, hem de çok fazla var ama yaşamak içinde pek çok sebep var bir sürü iyilik, güzellik de var. Güzellikleri görmeniz dileğiyle.

    En önemlisi hastalığınızı önce siz sonrasında yakın çevrenizin kabul etmesi doğru yardım almak için gereklidir. Bu hastalık sadece sizin değil dünyada ki birçok insanın başına gelmektedir. Kendinizi bu hastalığı sadece ben yaşıyorum düşüncesine kaptırmayın. Psikoloji ilmine güvenin, seçmiş olduğunuz tedavinin yolu ne olursa olsun, profesyonel destek almak kendiniz gibi hissetmeye başlamanın ilk adımıdır. Kendinize bu iyiliği yapın. Unutmayın 

    İlk adımınızı ben atıyorum bir kahve alın ve izlenmesi gereken filmlerden birisini seçin! 

    Ordinary People-Sıradan İnsanlar- 1980-Imdb; 7,8

    The Hours – Saatler-2002-Imbd; 7,6 

    Interiors-İç Dünyalar-1978- Imbd; 7,5

    Girl Interrupted – Aklım Karıştı – 1999 – IMDb: 7,3

    Side Effects – Acı Reçete – 2013 – IMDb; 7,1

  • Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınların; erkeklerin ” kadınlar ne istiyor? anlamış değilim” diye yakındıkları sıklıkla duyarız. Kadınların son derece karmaşıkmış gibi görünen ama o karmaşık örtünün altında son derece naif, sağduyulu, erkeklere göre daha çok duygu odaklı ve anlaşılmayı bekleyen varlıklar olduğu doğrudur.

    Erkeklerin düşündüğünün aksine kadınlar kendilerini anlatırlar aslında hatta en çok istedikleri şeydir anlaşılabilir olmak. Hem de tüm bedenleriyle anlatırlar kendilerini fakat tuhaflık şurdadır erkek netlik sever, kadının tüm istek ve beklentilerini aktarmasını, dillendirmesini ister. Kadın ise ben aslında dilimle olmasa da bakışımla, duruşumla, dokunuşumla aktarıyorum der. Yani önemli olan nokta anlaşılabilir ve anlayabilir olmaktır. Belkide bilinmesi gereken önemli nokta; açık ve net şekilde ifade etmediğimiz bir şeyi asla karşı taraftan talep etme hakkımız olmadığıdır.

    Fakat bizim toplumumuzda bu çok mümkün değildir. Daha çocukluk yıllarından itibaren erkek çocukları ve kız çocukları toplumda kadına ve erkeğe biçilen rolleri gözlemleyerek büyütülürler. En önemli modeller de en yakınımızda ki anne ve babamızdır. Genelde gözlemlediğimiz ve sıklıkla karşımıza çıkan baba modeli evin ihtiyaçlarını karşılayan (maddi), vurdumduymaz, annenin ve çocukların duygusal ihtiyaçlarını okumakta zorlanan ve okuyabilmek için çok da çaba sarfetmeyen babadır. Ancak baba da böyle büyütülmüş olduğundan, olması gerekeni sanki buymuşcasına ve sanki başka bir davranış şekli ve olasılığı yokmuşcasına davranır sıklıkla. Haksızlık etmeyeyim baba yani erkek duygusal ip uçlarını okuyamasa da çözüm odaklıdır. Soruna odaklanır ve mutlaka bir çözüm üretir. Kadın ise sıklıkla çok sesi yükselmeyen, içten içe duygularını yaşamayı öğrenen, bakım verme odaklı bir hal alır geleneksel yapıda ki çiftlerde.

    Günümüzde durum kadının iş hayatına girmesi ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle bir nebze değişmiş olsa da hepimizin şemalarında az önce bahsettiğim ana baba modelleri bir yerlerde yer etmiştir. Her ne kadar aksi iddia edilse de kadınlar çok da karmaşık varlıklar değildir aslında. Hatta bazen bizim bir takım durumları karmaşık hale getirdiğimizi düşünmüyor değilim. Erkekler kadınlara nazaran daha açık sözlülerdir ve isteklerini net ve düz bir biçimde ifade ederler. Kadınlar ise biraz kibarlık, bir kaç yürek okşayıcı söz beklerler. Günümüzde genç erkekler biraz bu durumu anlamış fakat bu defa da isteklerine ulaşabilmek için kadınların duygularına saygı göstermeyi becerememişlerdir. Sonra kadınlar  ama çok sevdiğini söylüyordu, ama sensiz yapamam diyordu, ama çok güzelsin diyordu ne oldu da bu kadar kısa sürede başkasına gitti? Ne çabuk sevgisi bitti? gibi sorularla uğraşırlar. Halbuki erkek isteği doğrultusunda kadının isteklerini yerine getirmiş, istediği ölçüde sıkılana ya da daha iyisini bulana kadar bunu sürdürmüş, hatta belki de yukarıda bahsettiğim gibi kadının duygularını ifade etmemesinden ve sen anlayıver tavrından sıkılmış ve sonra sabırsız olan erkek çekip gitmiştir.

    Ne erkeklere lafım ne de kadınlara aslında sadece bize biçilen rollere ve bizim yani biraz farkındalığı olanların ilişkiyi yönetiş biçimlerine. Sanırım varoluştan bu yana bitmeyen kadın erkek arasında ki bu karmaşa bir ömür de bitmeyecek. Erkekler sizlere söyleyebileceğim şey, belki de bazılarınızın bu güne kadar hiç yapmadığı bir şey; kadınların gözünden bakmaya çalışmayı deneyin, belki biraz anlayabilirsiniz kadınları ve lütfen onları arkadaşlarınızın sevgilileriyle, eşleriyle hatta annenizle ve hatta kendi anneleriyle kıyaslamayın. Bir kadın kıyaslanmaktan nefret eder hatta hiç bir insan kıyaslanmaktan hoşlanmaz.

    Ve kadınlar neden böyle oluyor, neden hep beni buluyor sorularını bir kenara bırakın ve biraz geçmiş ilişkilerinizi ve en önemlisi kendi seçimlerinizi sorgulayın mutlaka bir şeyler bulup daha mutlu olacağınız erkekler bulacaksınızdır. Fakat hem erkekler hem kadınlar seçimlerinizin yanlış olduğunu düşünüyor fakat aynı yanlış seçimleri tekrarlıyor iseniz size en yakın bir uzmandan destek alınız.

    Sevgili kadınlar ve erkekler; umarım çok iyi arkadaş olmayı başarabildiğiniz ve sonrasında en güzel sevip mümkün olduğunca az sıkıldığınız (hiç sıkılmamak mümkün değil çünkü) bir partnerle ve bir ömür mutlu kalın.

  • KADIN CİNSELLİĞİ

    KADIN CİNSELLİĞİ

    Kadınlar için cinsel uyarıcı olan şeyler nelerdir? Bu konuda 21. yüzyıla kadar çok araştırma yapılmamıştır. Genelde erkeklerin nelerden etkilendikleri araştırma konusu olmuştur. Günümüzde kadınlarında çalışma hayatında yer almaları ve üst düzey yönetici kadrolara gelmeye başlamaları nedeniyle artık kadınlar içinde araştırmalar yapılmaya başlandı. Tüketim dünyasında daha çok yer almaları da kadınların mutluluğu için ve daha fazla cinsel haz alabilmeleri ile ilgili tüketime yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Tüm bunların içinde bilim adamları artık kadını cinsel yönden duyarlı hale getirmede nelerin ne ölçüde rolü olduğunu araştırmaya başladılar. Bu arayış hem kadınların cephesinde hem de erkeklerin cephesinde çok önemlidir. Kadının nasıl daha fazla cinsel zevk alacağı konusundaki bilgi hem kadını mutlu edecek, hem de ilişkiyi güzelleştireceği için erkeği de mutlu edecektir. Jacqualine Tarkiel “seks aşkla olur ama seks aşkın dışında da olur ve güzel, doyurucu olabilir” diyor. Aşksız seksin sadece erkeklere özgü olduğunu söylemek doğru bir düşünce değildir. Kadın da erkek gibi, uygun bir seks ilişkisinden haz alacaktır. Bu haz olayı gerçek bir doyumdur. Aşkla birlikte alınan doyum daha fazla haz veren ve daha farklı etkileri yaşatan bir durumdur. Bu yaşantıda aşk o kadar etkin ve baskındır ki, seksten alınan zevkin daima önünde yer alır.

    Ergenlik döneminde yaşanan bir başka önemli nokta ise, gençlik (ergenlik) döneminde tüm dürtülerin kabarmasıdır. Bu, kızda da erkekte de böyledir. Genel düşünce olarak, kızlar mastürbasyon yapmaz sanılır. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Hatta mastürbasyon yapan kız kendini suçlu ve günah işlemiş olarak görür ve çok büyük bir sıkıntı içine girer. Mutsuz olur. Genç kızların, cinsellik konusunu en yakınında olan annesiyle rahatça konuşabilmesi gerekmektedir. Ama genç kız hem konuşmaya çekinir, hem de anne yeterli bilgiye sahip olmadığı için kızı konuyu açtığında hemen kapatma yoluna gider.

    Kadın için çok önem verilmesi gereken bir nokta, menopoz döneminde sekstir. Bu dönemde seks ilişkisinin olmaması veya az olması, kadınları psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Kendilerini işe yaramaz ve değersiz hissetmektedirler. Bunun sonucu olarak eşlerini mutsuz eder ve ilişkilerini olumsuz etkiler. Menopoz döneminde östrojen hormonlarının azalması, salgı sistemindeki düzensizlikler, vajinal kuruluk gibi sorunlar tedavi edilmediği takdirde cinsel isteksizlik yaşanabilir. Bu sorunun çaresi vardır. Menopoz dönemine giren veya girmek üzere olan kadınların mutlaka bir psikologla görüşmeleri uygun olacaktır. Öncelikle kafalarındaki soru işaretlerini netleştirmelidirler. Bazen bu bilgilenme tamamen sorunu çözmektedir. Bazen cinsel ilişkiye girememe korkusuyla psikoloğa giden pek çok çift cinsellik konusunda bilgilendirme aşamasında ilişkiye rahatça girebilmektedirler. Bu da bize kadınların çoğunlukla cinsellik konusunda önyargılardan ve yanlış toplumsal değer yargılarından daha çok etkilendiğini göstermektedir. Kadın olsun erkek olsun cinsellik konusunda bilgi eksikliği Türkiye’de bütün yoğunluğuyla devam etmektedir. Utanma, bilgisizlik, yanlış bilgiler, batıl inançlar ve günah duyguları cinselliğin katili olmaktadır. Menopoz dönemindeki kuruluk gibi basit ve çözümü olan bir olay bile pek çok aileyi mutsuz edebilmektedir.

    Türkiye’de hala seksin güzel, hoş, temiz, herkes için gerekli bir olay olarak algılanmaması önemli sorunlar yaratmaktadır. Burada en önemli görev medyaya düşmektedir. Görsel ve yazılı basın sürekli olarak kadını bir meta olarak sunmamalı, özellikle televole gibi programların zaten bilinçli olmayan bir toplumda kadına bakış açısını daha da olumsuza doğru körüklemektedir. Medya seksin güzel, gerekli, zevkli bir olay olması gerektiğini topluma anlatabilirse, yanlış bilgi eksikliklerini ve inanışları düzeltebilir.

    Medya, psikologlar, sosyologlar ve ilahiyatçılarında desteğiyle cinselliğe bakış açısı değiştirilebilir. Yasalarla da kadına yönelik ayrımcılın ortadan kalkması desteklenmelidir.

  • KADINDA ORGAZM

    KADINDA ORGAZM

    Kadınlar ve erkekler cinselliği farklı yaşamaktadırlar. Öncelikle kadınlarda cinsel uyarılma erkeklerden daha yavaş olur. Erkekte uyarılma daha hızlıdır. Kadın sevişme sırasında tüm vücuduna yönelik okşamaları ister. Sevişme ilerledikçe ise, cinsel bölgelerin okşanmasını, orgazma yaklaşıldığı anlarda da cinsel bölgelerdeki okşamaların uzamasına izin verir.

    Erkekte ise bu olay kadının tam tersi olarak sevişmenin başlangıcında bile cinsel bölgelerin okşanmasını ve uyarılmasını ister. Kadının erkeğin omzunu, belini veya sırtını okşaması erkeğin uyarılması için yeterli değildir. Erkek, sevişmeye direkt cinsel bölgelerin okşanması ile başlamasını ve bu bölgelerde devam edilmesini arzu eder. Kadın erkeği de kendisi gibi düşünerek, onun zevk aldığı bölgeleri değil, kendi zevk aldığı bölgeleri okşayacaktır. Erkek de kadını kendi gibi düşündüğü için onu, kendi hoşlandığı ve uyarıldığı şekilde uyaracaktır. İlişkide her iki cins de, kendi hissettiği durumu karşısındakine yansıtarak hareket edecek ve karşısındakinin bundan çok hoşlanacağını düşünmektedir.

    Yukarıda bahsedilen bu farklılığı her iki cins de biliyorsa, farklılığı ilişkilerine uygulayacaklar ve ilişkide doyum kalitesi de artacaktır.

    Genellikle kadın cinsel isteklerini belli etmekten kaçınır. Örneğin, bu isteğin eşinden gelmesini bekler. Çok rahat iletişim kuran kadınlar bile ilişki isteğinin eşlerinden gelmesini beklemek durumunda kaldıklarını belirtmektedirler. Kadınlar bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Eşim her durumda beni yanlış anlayabiliyor. Okuyarak öğrendiğim şeyleri yaptığımda sen bunları daha önceki deneyimlerinden mi öğrendin şeklinde yersiz kıskançlıklar yapar. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi tepkisiz kalırsam, sen de hiçbir şeyden anlamıyorsun diye eleştirir.”

    Çeşitli çalışmalarda kadınlar, cinsel ilişkide ön sevişmenin uzun olmasını ve sevişme esnasında daha çok güzel sözler duymak istediklerini belirtmişlerdir.

    Cinsellik üzerine yapılan çalışmalar kadınlarda ön sevişmenin uzun tutulmasını önermektedir. Cinselliği kaliteli hale getirmek ve zevk süresini uzatmak her iki cins için de önemlidir.

    Ön sevişmede aşk oyunlarına ve dokunmaya önem verilmelidir. Kadın cinselliğinde özellikle orgazm sonrasında da bir farklılık gözlenmektedir. Kadın orgazma ulaştıktan sonra, cinsel duyarlılığı orgazmdan sonra bir süre daha devam eder. Erkek orgazma ulaştığı andan itibaren cinsel uyarılması son bulur. Erkeğin artık duyarlılığı biter ve çoğunlukla çok coşkulu bir orgazmdan hemen sonra bile uyuyabilir.

    Pek çok kadın bu durumdan şikâyetlerini “eşim orgazm olduktan sonra hemen arkasını döndü ve uyudu” biçiminde dile getirerek bu durumdan dolayı eşlerine kızdıklarını ve kırıldıklarını belirtmektedirler. Bu durum, orgazm sonrası cinsel duyarlılığı halen devam etmekte olan kadın için kabullenilir ve anlaşılır bir durum değildir. Kadın bu kadar zevkli, muazzam bir cinsel ilişkiden sonra bir süre daha erkekle konuşmak, sohbet etmek veya erkeğinin kendisine sarılmasını, dokunmasını, kendisini okşamasını ve güzel sözlerle ilişkiden çok zevk aldığını söylemesini bekler.

    Bu konuda hem erkek hem de kadın, bu cinsel farklılığın yaratılıştan geldiğini bilseler, birbirlerine kırılmazlar. Kadın erkeğin bu davranışının kendisine karşı yapılmış bir saygısızlık olmadığını ve orgazma ulaşma anından itibaren tüm erkeklerdeki cinsel duyarlığın son bulmasından kaynaklanan bir durum olduğunu bilmelidir. Erkekler de kadının orgazma ulaşmasından sonra bir süre hala cinsel duyarlılığının devam ettiğini bilseler, zor da olsa güzel bir ilişkiden sonra eşine sarılabilir veya onun elini sevecenlikle tutabilirlerdi.

    Diğer bir farklılık da, erkeklerde orgazm sayısı sınırlıdır. Kadınlarda ise ilişkide birden fazla sayıda peş peşe orgazma ulaşabilirler. Bu durum da, yaratılışlarından gelen bir başka farklılıktır. Kadınlar her ilişkide mutlaka orgazma ulaşmak gereklidir diye düşünmemektedirler. Bazen erkeğe sarılmak, onun sıcaklığını hissetmek onlar için doyurucu olabilmektedir. Erkeklerdeki orgazmın görünür olmasına karşın, kadınlarda da bir boşalma olmasına rağmen, bu göz önünde olmadığından erkek kadının orgazm olup olmadığını anlamayabilir. Bazen de kadınlar gerçekten eşlerini üzmemek için, ilişkiyi hızlandırmak için veya bir an evvel sonlandırmak için orgazm taklidi yapabilirler. Bu bazen sağlıklıdır, bazen de bir kaçış yoludur. 60’lı yıllarda cinsel devrim ve hippilik felsefesinin yaygın olduğu dönemlerde kadınla erkeğin aynı anda orgazma ulaşmalarının en uygun durum olduğu söyleniyordu. Cinsel terapistler şimdi orgazmın kadın ve erkekte aynı anda olmasının gerekli olmadığını söylemektedirler.

  • Gebelik Psikolojisi

    Gebelik Psikolojisi

    Bir yandan dünyaya bir çocuk getirmenin heyecanı, diğer yandan doğacak çocuğun normal olup olmadığının kaygısı… İşte pek çok hamile kadının yaşadığı psikolojik değişiklikler,aynı zamanda yoğun bir stresin oluşumuna da etken.Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikoloji,bazen ciddi tedavi gerektirecek boyutlarada varabilir.

    Aslında keyifli bir süreç olan hamilelik,aynı zamanda stresli bir dönem olarak da geçebilir.Kararsızlıkla beraber artan strese karşı verilen tepkiler,kişiden kişiye farklılıklar gösterir.Bazı kadınlar için;neşe,olgunluk,kendini gerçekleştirme olarak algılanabilen hamilelik,bazı kadınlar için;endişe, kaygılı bekleyiş,yüklenme olarakta yaşanabilir.Örneğin çoğu kadın için bu stres,bebeğin “normal”olup olmadığı için yaşanır ve kadın çevresine de bu stresi yansıtır.Yapılan çalışmalar bu kadınların bebeklerinin diğerlerine göre daha fazla strese maruz kaldığını ve riskli gebelik yaşama oranlarının arttığını göstermektedir.Gebelikle birlikte başlayan planlar,özellikle doğuma yaklaştıkça;doğacak çocuğun bakımına,yaşam değişikliklerine ve doğum sonrası olabilecek değişikliklere doğru kayar.Çoğu kadın doğumu,ağrılı bir olay gibi algılar.Bu nedenle,hamilelikte yaşanan sorunlar,doğumunda zor olacağının bir habercisi gibi kabul edilir ve yaşanan stres daha da artar.

    GEBELİK VE DEPRESYON

    Yapılan çalışmalar,kötü bir hamilelik dönemi geçiren kadınların,diğerlerine göre 2 kat daha fazla doğum sonrası depresyon geçirmeye yatkın olduklarını göstermektedir.Bu noktada doğuma hazırlanan anne adayının hamilelik öncesindeki kişilik yapısı önemli rol oynamaktadır.Eğer anne adayının daha önce geçirdiği depresyon gibi psikiyatrik hastalığı var ise,hamilelik dönemi boyunca dikkatle izlenmesi gerekir.Özellikle önceden geçirilmiş manik-depresif gibi ciddi psikiyatrik bozukluk dönemleri önemlidir.Bu kadınlar,hamilelik döneminde oluşacak değişimlere karşı daha duyarlı oldukları için diğer kadınlara göre çok daha fazla zorlanır.Aslında hamilelik doğal bir stres olarak değerlendirilmelidir.Daha önceki hamileliğe karşı olumlu yada olumsuz algılar,bu dönemin yaşanmasında karşımıza çıkmaktadır.

    HAMİLELİKTE PSİKOLOJİK KAYGI VE BEKLENTİLER

    Hamilelikteki her ay,kendine özgü psikolojik kaygılar ve beklentiler doğurur.Hamile kadın özellikle ilk ayda;bir dizi psikolojik ve fizyolojik değişiklik yaşar.Bu dönemde yorgunluk ,bulantı ve kusma gibi fizyolojik belirti ve depresif bir ruh hali ortaya çıkar.Kadının yeni duruma adaptasyonu ve hamile olmasıyla ilgili kaygı ve beklentileri süreci belirler.İstenen bir gebelikte, mutluluk ve doyum duygusu yaşanır.Ayrıca kadının ailesi ile ilişkisi, iş durumu,hamileliğin yaratacağı beklenti ve stresler, sürecin nasıl yaşanacağını etkiler.Yani hemen her anne adayında,kendi durumuyla ilgili olarak hamileliğin ilk ayında duygu ve mizaç değişiklikleri gözlenir.Fizyolojik belirti ve depresif ruh halinin ikinci ve üçüncü aylarda kesildiği görülmektedir.Burada kadının karnındaki bebeekle ilişkisi, geçmişte annesiyle yaşadığı duyguları ortaya çıkarmaktadır.Kişinin,bir yandan annelik rolüne uyum sağlerken,diğer yandan annesiyle özdeşleştiği görülmektedir. Örneğin ikinci ve üçüncü ayda kusması halen devam eden anne adayının psikolojik yapısı mutlaka etkilenir.Bu kadınların çocuksu oldukları,eşiyle arasında belirgin kültür farklılıklarının olduğu bilinmektedir.Eğer kusma,kişinin normal yaşantısını devam ettirmesini engelleyecek düzeyde ise,kadına psikolojik destek,hatta ilaç desteği gerekir.Ayrıca bu dönemde yapılacak, gevşeme çalışmaları da faydalıdır.Hamileliğin üçüncü ayında,doğacak bebek,annenin bütün sistemlerini etkiler.Bu dönemde doğuma ait beklentiler ön plana çıkar.Doğum korkusu yaşayan kadınların kendini kontrol edememe,beden ve duygusal denetimle ilgili kaygılarının olduğu izlenmektedir.Bu dönemde,hamile kadının bilgilendirilmesi,açıklamalarla yönlendirilmesi yararlıdır.Ayrıca eşin desteği de önemlidir.Bu kaygıların yoğun yaşandığı durumlarda ise psikolojik destek mutlaka gereklidir.Eşin de katılımı ile yapılan gevşeme çalışmaları,doğum ve sonrası konusunda bilgilendirme,kişinin kendi denetiminisağlayabileceği duygusunu arttırırken,korku ve kaygıyı azaltır.Bununla birlikte daha önceden bulunan veya hamilelikte oluşan psikolojik bozukluklar,doğum komplikasyonlarını arttırmaktadır.Bu nedenle eğer böyle bir durum var ise,anne adayının psikolojik açıdan yakın takibi ve desteklenmesi zorunludur.Hamileliğin son dönemlerinde doğum ve bebeğin sağlığına ait kaygılarla oluşacak yaşam değişikliklere ve bunlara uyum ön plana çıkmaktadır.Hamileliğin kadın rolu dışında anne rolüne ait tüm duygusal,ruhsal yaşantıları etkilediği ve bu durumla ilgili çatışmaları ya da beklentileri tetiklediği görülmektedir.Anne adayının yaşadığı psikolojik kaygı ve beklentileri hamilelik dönemini etkilemektedir.Bazı kadında kaygıyı arttırangebelik süreci,bazı kadınlarda da önceki yaşamına ilişkin beklenti ve kaygılarında azalma da gösterebilir.Bazen de gebelik kadınlarda,kendine güven,kendini gerçekleştirme,seçkinlik duygusu da verebilir.Burada tabiki kişilik yapısı son derece önemlidir.Kişilikyapısı problemli ve yetersiz, ya da çocuksu yapıdaki kadınların bu dönemi daha zor geçirdikleri görülmektedir.

    EŞİN TUTUMU VE ÇEVRENİN DESTEĞİ

    Hamilelikte önemli bir konu da,kadının bütün değişiklikleri yaşarken eşin tutumu ve yaşanılan çevredir.Eş,gebede oluşan değişimlerden birinci derecede etkilenmekte ve kendisi de annesiyle ailesiyle yaşadığı ilk çocukluk anıları ve problemlerini tekrar yaşayabilmektedir.Kadının kendi içine kapandığı durumlarda,eş ihmal edildiğini düşünmektedir.Burada eşin verdiği destek ve güven,kadının bu durumdan rahatça çıkmasına ve güven bulmasına yardımcı olmaktadırEşin psikolojik yapısı bu destekleri vermeye yeterli değilse,kadının yaşayacağı yük daha ağırlaşmaktadır.Bu durumda her ne olursa olsun,baba adayının da hamileliğin ilk dönemlerinde beraber değerlendirilmesi ve oluşacak değişimler konusunda bilinçlendirilmesi ve yardımcı olması sağlanmalıdır.Hamile kadın ve eşi dışında doktorun gebeye yaklaşımı da önemli olmaktadır.