Etiket: Kadınlar

  • Geblikte Egzersizden Korkmayın

    Geblikte Egzersizden Korkmayın

    Geblikte egzersizden korkmayın

    Egzersiz, sağlıklı yaşamın önemli bir parçasıdır ve gebelikte de belli kurallara uyularak uygulanabilir. Gebelikte yapacağınız egzersiz dolaşım ve solunum sisteminizin daha iyi çalışmasına katkıda bulunması yanında kendinizi daha iyi hissetmenize, uygun sınırlar içinde kilo almanıza, kendinize duyduğunuz güvenin artmasına, olumlu duygular hissetmenizi sağlar bununla birlikte uyku sorunları ile bel ve sırt ağrılarınızı azaltır; vücut bozukluklarını düzeltir..

    Ulusal en büyük organizasyonu olan Amerikan Obstetrik ve Jinekologlar Cemiyeti (ACOG), gebelik sırasında ve sonrasında kadınlar için yeni egzersiz yönergeleri yayımladı. Aralık 2015’te yayınlanan güncellenmiş önerilerine göre , komplikasyonsuz gebelik surci yaşayan kadınların, Prenatal Pilates gibi düzenli güç dengeleme egzersizlerine ve gebelik sırasında ve sonrasında BumpBarreTM gibi aerobik aktivitelere katılmaya teşvik edilmesini uygun görülmüştür çünkü Gebelikte fiziksel aktivite az risklidir ve çoğu kadında yararı gösterilmiştir ancak normal anatomik ve fizyolojik değişiklikler ve fetal gereksinimlere bağlı bazı değişikler gerekli olabilir.Düzenli fiziksel aktivite fiziksel kondisyonun sağlar, vücudun gelişmesine ve , kilo yönetimine yardımcı olur obez kadınlarda gestasyonel diyabet riskini azaltır, preeklampsi, sezaryen ve operatif vajinal doğum olasılığını azaltmasına ve Psikolojik iyiylik halını arttırmasına yardımcı olur,ama bazı durmlar varkı gebelikte egzersiz yapmak ACOG kesinikle yasak olduğunu bildiriyor örneğin:

    Kalp ve akciğer hastalığın varlığı, servikal yetmezliği,prematüre doğum öyküsü olaanlar,plasenta previa tanısı alan hastalar,preeklampsi ve şiddetli anemi bulunan gebelere egzersiz yapmak kesınıkle yasaktır.

    Bununla birlikte komite der ki “Preterm doğumun önlenmesinde yatak istirahatının etkili olmadığını” ve rutin olarak tavsiye edilmemesi gerekir .çünkü Uzun süreli yatak istirahati veya fiziksel kısıtlama önerilen hastalar, venöz tromboemboli, kemik demineralizasyonu ve kondisyonsuzluk riski altındadır. Sık önerilmesine rağmen, yatak istirahati sadece nadiren gereklidir ve, çoğu durumda, harekete izin vermek düşünülmelidir

    ACOG un yayımlanmış yönergesine göre Tip 1 diyabet, hipertansiyon, hiperthiroidizm, intrauterin büyüme bozukluğu gibi diğer hafıf komplikasyonları olan gebe kadınların, belirli kısıtlamalarla egzersiz yapabilir yalnız bu durumlarda yapılan tüm egzersizle kişiye göre özel olmalı.( Bu kadınlar için Reformer veya diğer Pilates ekipmanlarını kullanan Özel veya hafıf Pilates seansları gibi bireyselleştirilmiş egzersiz rutinleri önerilir)

    Egzersiz planlanmadan önce hasta ayrıntılı bir şekilde kadın doğum uzman tarfından değerlendirilmeli tibbi bir engel yok ise uyugun egzersiz tıpı seçilerek egzersiz başlanmali.
    Egzersiz sırasında dikat edilmesi gereken bazı öneli noktalar var:

    1. Uygun hidrasyon ile yeterli kalori alımına dikkat edilmelidir.çünkü dehidratasyona bağlı uterın kontarksyonlarda artiş ve buna bağlı erken doğum tehtidi oluşmasına dair bilgiler mevcut diebiliriz .

    2. Egzersiz esnasında gevşetici rahat giysiler giymeli ve ısı artışını önlemek için yüksek sıcaklık ve nemden kaçınılmalıdır.

    3. Buna ek olarak, hamile kadınlar düz durarak uzun süre ve belirli hareketsiz yoga pozisyonları gerektiren egzersizlerden kaçınmalıdır.

    4. Şu durumlarda egzersiz kesilmeli ve doktora başvurmalı:

    Ani başlayan karın ağrısı, uterusta kasılmalar, bebek hareketlerinin durması ve yeterli istirahat edilmesine rağmen geri dönmemesi, kanama, baş dönmesi, görme bozuklukları, nefes darlığı, çarpıntı, taşikardinin (nabzın ileri derecede hızlanması) istirahatle normale dönmemesi, şiddetli belağrısı, pubik bölgede (leğen kemiğinizin karnınızın en alt kısmında yeralan bölge) ağrı ve yürüme zorluğu.

    Kadın doğum uzmanı ve diğer obstetrik bakım sağlayıcılar için doğum sonrası dönem sağlıklı bir yaşam tarzı başlatmak, önermek ve güçlendirmek için bir fırsatırt

    ACOG ayrıca postnatal egzersizin önemini vurguladı; . Bazı raporlar, egzersiz programlarına katılım düzeyinin doğumdan sonra azaldığını göstermektedir ki bu sıklıkla fazla kilo ve obeziteye yol açar.. Emziren anneler süt oluşumu veya bebek büyümesini etkileme korkusu olmaksızın düzenli egzersiz programlarına katılabilirler. Yeni anneler için Fitness programları ve Postnatal Pilates en uygun seçenek olduğunu düşünüliyor

    Sonuç olarak gebelik belirgin anatomik ve fizyolojik değişiklikler ile ilişkili olmasına rağmen, egzersizin minimal riskleri vardır ama çoğu kadında yararı daha fazla gösterilmiştir. Eğer

    Komplikasyonsuz gebeliği yaşiyorsanız hamilelik öncesinde, sırasında ve sonrasında fiziksel aktivitelere katılmayi ihmal etmeyiniz.

  • Klamidya

    Klamidya trakomatis denen bakterinin neden olduğu sık rastlanan cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Bu hastalık, kadınların üreme sisteminde harabiyete neden olur. Klamidyanın belirtileri yok veya hafif te olsa kadınlar enfeksiyonlarının farkına varamadan,geri dönüşümsüz harabiyete ve hatta kısırlığa giden ciddi komplikasyonlar oluşabilir. Enfekte erkeklerde ise peniste akıntı görülür.

    Sıklık

    Çok sık görülür. Fakat çoğu kişi hastalığının farkında değildir. Bu nedenle testlerini de yaptırmaz. Ayrıca, kişi şikayetleri için tedavi oluyorken sıklıkla testlerin yapımı ihmal edilir. Eğer cinsel partnerleri tedavi olmazsa kadınlar tekrar tekrar enfekte olurlar.

    Bulaşma

    Klamidya, vajinal, anal veya oral cinsel ilişki sırasında bulaşır. Ayrıca, enfekte anneden bebeğine vajinal doğum sırasında da bulaşır.

    Cinsel yönden aktif olan herhangi biri klamidya enfeksiyonuna yakalanabilir. Cinsel partner sayısı arttıkça enfeksiyona yakalanma riski de artar. Ergenlik çağı kızlarının ve genç kadınların rahim ağızları tam olgunlaşmadığı için enfeksiyona eğilimi daha fazla olacağından eğer cinsel yönden aktif iseler klamidya enfeksiyonuna yakalanma riskleri artar. Klamidya, oral veyaanal cinsel ilişki ile de bulaşabildiğinden erkekler arasındaki ilişklerde de bu hastalığa yakalanma riski yüksektir.

    Belirti ve bulgular

    Klamidya sessiz bir hastalık olarak bilinir. Çünkü, enfekte kişilerin büyük bir çoğunluğunda belirti yoktur. Eğer belirti veriyor ise bu da bulaştıktan 1-3 hafta içinde ortaya çıkar.

    Kadınlarda, bakteri öncelikle rahim ağzını ve idrar yolunu tutar. Belirtisi olanlarda, anormal vajinal akıntı ve idrar yaparken yanma görülür. Eğer enfeksiyon yumurtalık kanallarını tutmuşsa ( bu kanallar döllenmiş yumurtayı yumurtalıklardan rahime taşırlar ) kişide hiçbir belirti olmama olasılığı yanında, bazılarında alt karın ağrısı, bel ağrısı, bulantı, ateş, cinsel ilişki sırasında ağrı,iki adet dönemi arasında kanama olur. Rahim ağzındaki klamidya enfeksiyonu rektuma ( alt barsak ) yayılabilir.

    Belirti ve bulgusu olan erkeklerde peniste akıntı ve idrar yaparken yanma hissi olur. Penis ucu etrafında yanma ve kaşıntı da olabilir.Testislerde ağrı ve ödem pek görülmez.

    Kadın ya da erkek, anal cinsel ilişkide alıcı olan tarafta enfeksiyon rektumu tutar. Rektal ağrı, akıntı ve kanama görülür. Enfektekişiyle oral cinsel ilişkide bulunan kadın veya erkeklerin gırtlaklarında bu enfeksiyona rastlanabilir.

    Tedavi edilmediğinde oluşabilecek komplikasyonlar

    Klamidya enfeksiyonu tedavi edilmezse uzun veya kısa dönemde üreme ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir. Hastalığın kendisi gibi harabiyeti de sessiz ilerler.

    Kadınlarda, tedavi edilmezse enfeksiyon rahim veya yumurtalık kanallarına yayılır ve kasık içi iltihabına neden olur. Tedavi olmamış enfekte kadınların % 10-15 ‘inde görülür. Ayrıca, yumurtalık kanallarında herhangi bir şikayet olmaksızın enfeksiyon oluşur. Kasık içi iltihabı ve sessiz enfeksiyonun ilerlemesiyle üst üreme sistemlerinde, yumurtalık kanallarında, rahimde ve çevre dokularda hasar gelişir. Bu harabiyete bağlı olarak kronik kasık ağrısı, kısırlık ve dış gebelik görülür.

    Klamidya enfeksiyonu olanların karşı karşıya kalındığında HIV ile enfekte olma riskleri yüksektir.

    Bunlardan korunmak için, 25 ve altı yaşta olan cinsel olarak aktif kadınlara yılda bir kez tarama testi gerekir. Daha büyük yaştaki kadınlarda yeni bir cinsel partnerin veya birden fazla partnerin varlığı önemli bir risk faktörü olduğundan tarama testlerinin düzenli yapılması önemlidir. Tüm gebe kadınlara da klamidya tarama testlerinin yapılması gerekir.

    Erkeklerde komplikasyon nadirdir. Enfeksiyon bazen epididimise ( spermi testislerden taşıyan kanal ) yayılır. Ağrı, ateş, nadiren kısırlık görülür.

    Nadir olgularda, genital enfeksiyon yanında artrit, deri döküntüleri, göz ve idrar yollarında enflamasyon görülür. Buna,Reiter ‘s sendromu denir.

    Gebe kadına ve bebeğe etkisi

    Gebe kadınlar tedavi edilmezlerse prematüre doğum olabilir. Enfekte gebe kadından doğan bebeğin gözlerinde ve solunum yollarında hastalık gelişebilir. Yenidoğanlarda klamidyaya bağlı zatürre ve konjonktivit görülür.

    Tanı

    Klamidyaya ait kan testleri yapılır.

    Tedavi

    Antibiyotiklerle çok kolay tedavi edilir. HIV + kişilere de aynı tedavi uygulanır. Tüm cinsel partnerlerin değerlendirilmesi,testlerinin yapılması ve gerekenlerin tedavi edilmesi şarttır. Klamidyası olanların ve bunların cinsel partnerlerinin tedavi bitene kadar cinsel temasta bulunmaları yasaklanır.Yoksa tekrar enfekte olurlar.

    Kadınların, cinsel partnerleri tam tedavi edilmezse tekrar enfekte olma riskleri fazladır. Birden fazla enfeksiyonu olan kadınların, kısırlık dahil üreme organlarına ait komplikasyon riskleri yüksektir.

    İlk enfeksiyonun tedavi edilmesinden 3 ay sonra klamidyaya ait testlerin tekrar edilmesi gerekir. Özellikle, cinsel partnerinin tam olarak tedavi edilip edilmediğini bilmeyen kadınlarda bu önemlidir.

    Korunma

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanın en emin yolu cinsel temastan uzak durmak veya uzun süreli, tek eşli ( testten geçmiş,enfekte olmadığı bilinen bir eş ) bir yaşam sürmektir.

    Kondom, cinsel ilişkinin en başından sonuna kadar, her seferinde ve doğru olarak kullanılırsa klamidya bulaşma riski azalır.

    25 yaş ve altı kadınlarla yeni partneri olan veya birden fazla partneri bulunan daha büyük yaştaki kadınların yılda bir kez test yaptırmaları uygundur. Tüm gebelerin de test yaptırması gerekir. Hatta bazı kadınlarda daha da sık yaptırılabilir.

    Farklı bir yara, kokulu akıntı, idrar yaparken yanma hissi, iki adet arasında kanama gibi belirtilerin varlığı cinsel yolla bulaşan hastalıkları düşündürmelidir. Eğer kadında bu belirtilerden herhangi biri varsa cinsel ilişkiye son verip hemen bir uzman hekime başvurmalıdır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları erken tedavi etmek kasık içi iltihabını önler.

    Cinsel yolla bulaşan hastalığı olduğu söylenen kadınlar ve tedavi edilenler önceki cinsel partnerlerini ( 60 gün öncesine kadarki ) uyarmaları gerekir. Böylece, bu kişiler de muayene olup gerekirse tedavi olurlar. Herkesin tedavisi sona erene kadar tüm cinsel eylemlerden uzak durulmalıdır.

  • POLİKİSTİK OVER NEDİR?

    POLİKİSTİK OVER NEDİR?

    Polikistik Over

    Yumurtlama nedir?

    Yumurtlama; üreme çağındaki kadınların her ay yumurtalarından bir ve bazen de iki yumurta hücresinin olgunlaşıp, yumurtalık dışına atılması ve tüplerden alınarak rahme taşınmasıdır. Yumurtlama olabilmesi için kadının hormon dengesinin normal olması gerekiyor. Hormonlar eğer düzenli çalışıyorsa, her ay bir yumurtalıktan yumurtlama olur. Bir ay birinden yumurtlama olurken, öbür ay diğer yumurtalık dinlenir. Yani aynı anda iki yumurtalıktan birden yumurtlama olmaz.

    Yumurtlamanın olup olmadığı nasıl anlaşılır?

    Kadının her ay adetinin 13. günü ila 17. günü arasında yumurtlama ağrısı dediğimiz bir ağrı oluşur. Kadın, her ay karnının bir tarafında gelip geçici, şiddetli olmayan bir ağrı tarif eder. Bu ağrı yumurtlamayı gösterebilir. Bu ağrı, kadınların hepsinde vardır ama yüzde 60-70 i belirgin bir şekilde hissedebilir. Yani, kadınlar bazen yumurtlamayı kendileri bile hissedebilir. Kadınlarda yine adetin 13. ve 17. günleri arasında, yumurtlamadan dolayı kadınlık hormonları arttığı için rahim ağzı sıvı miktarı ve akışkanlığı artar. Kadınlar bu dönemlerde sümüksü bir akıntının arttığını fark eder. Bu da kadınlarda yumurtlamayı gösteren bir belirtidir. Onun dışında biz doktorlar ise farklı yöntemler uygularız. örneğin; ultrasonda yumurtlamanın olup olmadığını tespit edebiliriz. Yumurtanın gelişimini ve çapını ölçeriz. Yumurtanın 18-20 milimetre çapa gelmesi de kadında yumurtlama olduğunu gösterir. Ayrıca kadınlarda vücut ısısı da kadınlardaki yumurtlamanın göstergelerden biridir. çok basit bir yöntemdir. Kadınlar kendileri, adetlerinin başından itibaren her akşam vücut ısılarını termometre ile koltuk altı veya ağız içinden ölçebilirler. Genellikle adetlerinin 13. ve 17. günleri arasında ateş gittikçe yarım ve 1 derece artış gösterir. Bu grafik de kadınlarda yumurtlamanın olduğuna dair bir kanıttır. Ayrıca rahim içi doku gelişmesinin artması, yani dokunun kalınlığının artması da yumurtlamanın göstergelerinden biridir. Kadınların adetlerinin 21-22 günleri arasında progestron hormonunun artışı da bize yumurtlamanın olduğunu gösterir. Ayrıca rahim içi dokuyu adete bir-iki güne kala parça alarak tahlile göndeririz ve tahlil sonucunda rahim içi dokudaki hormonal değişimlere bakarak yumurtlama olup olmadığını anlarız.

    BEYİNDEKİ BOZUKLUK YUMURTLAMAYI ETKİLİYOR

    Kadında yumurtlama; beynimizdeki hipofiz bezinden salgılanan FSH ve LH adlı hormonların yumurtalıkları uyarması ve 10-12 günde yumurta hücresinin gelişmesi şeklinde olur. İşte bu düzenekte bir bozukluk varsa, yani beyindeki hipofiz bezi ile yumurtalık arasındaki ilişkiyi bozan bir faktör varsa o zaman yumurtlama bozukluğu olur. Bu faktörleri şöyle özetleyebiliriz: Beynimizde hipofiz bezinde küçük tümörler varsa, yumurtalıkta kist ve tümörler varsa, yumurtalığın kendisinde hormon bozuklukları varsa, beynimizde guatr hormon bozuklukları varsa (özellikle hipotiroidi ve hipertiroidi) ya da böbrek üstü bezlerinin mekanizmasında bozukluk varsa bunlar da yumurtlamayı bozar. Böbreküstü bezinden salgılanan androjen hormonu dediğimiz erkeklik hormonları, yumurtalığın yapısını bozarak, yumurta gelişimini ve dolayısıyla da yumurtlamayı engeller. Bunların dışında; stresler, sıkıntılar, ölümler, üzüntüler, boşanmalar, ayrılmalar, harp ya da savaş gibi durumlar, yani sinire ve strese bağlı durumlar da yumurtlamayı bozar. Onun dışında yine Polikistik Over Sendromu da (PKOS) yine aynı şekilde yumurtlamayı bozan nedenlerin başında gelir. öte yandan diğer hormon bozuklukları, kullanılan bazı ilaçlar ve yumurtalık tümörleri de yumurtlamayı engelleyebilir.

    Yumurtlama bozukluğunun tedavisi var mı?

    Yumurtlama bozukluğunun tedavisi vardır. Eğer hastanın yumurtalığında, beyninde ve hipofiz bezinde tümör yoksa, kistler yoksa ve tüpleri normalse o zaman bu hastada yumurtlama tedavisi uygulanabilir. Yumurtlama tedavisinde en önemli adım, hastalığın altındaki nedeni belirleyip ortadan kaldırmak, sonra ilaç tedavisine geçmektir. Eğer hastada guatr hormon bozukluğu, şeker hastalığı veya böbrek üstü bezlerinde bozukluk varsa öncelikle bu sorunlar tedavi edilip ortadan kaldırılır. Sonrasında kadın kendiliğinden hamile kalır, ama eğer kalmazsa o zaman yumurtlama tedavisi uygularız. Yumurtlama tedavisinde, ilk önce ağızdan kullanılan hap şeklinde ilaçlı tedavi uygularız. Adetin beşinci gününde başlarız, beş günlük yumurtlama tedavisi sonucunda yüzde 80 yumurtlama olur. Ama yüzde 40-45 inde hamilelik oluşur. Eğer yumurtlama haplarına rağmen hamilelik oluşmuyorsa, o zaman yumurtayı büyüten FSH ve LH hormonlarını hastaya dışarıdan iğneyle belli dozlarla veririz ve takip ederiz. Yumurta gelişimi olduğunda da yumurtayı çatlatmak için bir iğne yaparız ve yumurtlama gerçekleşir. Yumurtlamadan 24-36 saat sonra eşlerin birlikte olmasını öneririz. Veyahut da bu hastalara bu dönemde aşılama tedavisi uygulayarak hamile kalmasını sağlarız.

    GENETİK MENOPOZA VE SİGARAYA DİKKAT!

    Bazı durumlar vardır ki o kişilerde yumurtalıklar çalışmaz. Bunlardan birincisi genetik sorunlardan kaynaklı olandır. Bazı kadınlar genetik bozukluk nedeniyle erkenden (25-35 yaş arasında) menopoza girebiliyorlar. Menopozda yumurta üretimi tamamen durduğu için adet de görmezler, yumurtlama da olmaz. İkincisi hastalar tümör vb. nedenlerle yumurtalıkları alınmışsa yumurtlama olamıyor. üçüncüsü yumurtalıklarda müdahale yapılmış, kist veya tümör çıkarılmış ama yumurtalık korunduğu halde bazen ameliyattan kaynaklanan nedenlerle yumurtalıklar bozularak normal fonksiyonunu kaybeder, iflas eder ve çalışmaz. Ayrıca imünolojik dediğimiz sebepler, bağışıklık sistemini bozan alerjik maddeler (virüsler vb.) imünolojik yumurtalık yetmezliğine sebep olabilir. Kanser tedavisi sırasında uygulanan kemoterapi veya şua yöntemleri de erken menopoza, dolayısıyla da yumurtalıkların iflasına neden olabilir. Burada özellikle bir noktayı vurgulamak istiyorum; kadınlarda sigara kullanımı yumurtalık fonksiyonlarını ileri derecede bozar. Ve bu erkenden menopoza sokar; yani menopoz yaşını en az 5-6 yıl erkene alır. Ayrıca menopoza girmese de, adet görmeye devam etse bile yumurtalık fonksiyonlarını bozarak hamile kalma şansını azaltabilir. Bu nedenle sigara içmek ciddi bir risk faktörüdür.

    Polikistik Over Sendromu (PKOS) nedir?

    PKOS, kadınlarda en sık görülen yumurtlama fonksiyon bozukluğunun adıdır. Normalde kadınların yumurtalıklarında her ay bine yakın yumurta hücresi gelişmeye devam eder ama son seçilme dönemine geldiğinde bunlardan 20 ila 50 tanesi seçilir. Bunlar o ayki gelişen yumurta grubunu oluşturur. Bu 50 ye yakın yumurta da 5-6 gün geliştikten sonra içlerinden bir tanesi olgunlaşır ve o ayki yumurtlama olacak yumurta haline gelmek üzere bu gelişimini devam ettirir. 18-20 milimetreden sonra da çatlar ve yumurtlama olur. Diğer yumurtalar ise geriler ve kaybolur. İşte bazı durumlar vardır ki bu mekanizma bozulmuştur. Yumurtalıklardaki yumurta hücreleri 8-10 milimetre çapa geldiklerinde daha fazla gelişemezler ve büyümezler. Bunlar, yumurtalık içinde küçük küçük kistler halinde kalır. çapları, 5 ila 10 milimetre arasında değişir. İsminden de anlaşılacağı üzere polikistik yani çok sayıda küçük yumurta kistleri oluşur. Yumurta tam gelişip yumurtlama oluşturamadığı için PKOS den sonra da yumurtalıklar büyüme başlar. Büyüyünce de yumurtalıktan erkeklik hormonları salgılanır. Bu da yumurtalığın yapısını, hastanın şeker metabolizmasını bozar. Adet düzenleri bozulur ve gecikmeli (2-6 ay) adet görürler. İşte biz bu duruma PKOS diyoruz. PKOS; gerçek bir kist değildir.

    PKOS Lİ HASTALARA öMüR BOYU SIKI TAKİP GEREKİR

    Bu hastalık neden ortaya çıkıyor ve nasıl kısırlığa neden oluyor?
    Vücutta hormon salgısını düzenleyen bazı enzimler var. O enzimler, kolesterolden kadınlık hormonlarını oluşturur ve hormon dengesini sağlar. Ama bazen anne karnındayken bu enzimlerde bir bozukluk oluşur ve bu da kadınlık hormonlarının yapısını bozduğu için yumurtalıklarda sapma meydana gelir ve hormon dengesi bozulur. Onun sonucunda yumurtalıklar büyür, içinde çok sayıda küçük küçük yumurta hücreleri olur, adetler gecikir, yumurtlama olmaz ve kısırlık sorununa yol açar.

    Kısırlık dışında başka hangi sorunlara yol açıyor?

    PKOS; sadece bir kısırlık ya da yumurtlama sorunu değil, aynı zamanda hastalarda çeşitli sağlık sorunları da yaratabiliyor. PKOS, kısa sürede yumurtlamanın olmaması, adetlerin gecikmesi ve kısırlığa yol açmasının dışında, hastaların orta derecede kilo almasına neden olur. çünkü yumurtalıktan salgılanan erkeklik hormonları şeker metabolizmasını bozduğu için kilo almaya eğilimi artırır; hastalar 6 ila 15 arasında kilo alırlar. Ayrıca hastaların yüzde 60 ı, uzun vadede (40-50 li yaşlarda) şeker hastası olarak karşımıza çıkarlar. Yine uzun vadede tansiyon, kalp hastalığı gelişebilir. Bu hastaların bir kısmında ileriki yıllarda rahim ve meme kanseri oluşabilir.

    BEYAZ UNU UNUTUN SEBZEDEN ŞAŞMAYIN

    Tedavisinde amacımız öncelikle hastaların zayıflaması ve kilo kontrolünün sağlanmasıdır. Bunun için de ekmekten, beyaz undan, şekerden kaçırmalarını bol posalı ve lifli gıdalar tüketmelerini öneriyoruz. Ancak sadece diyet yeterli gelmiyor. PKOS hastalarında hormon dengesi bozuk olduğu için az da yeseler akranlarına oranla kilo eğilimi oluyor. çünkü enerji ve şeker metabolizmaları bozulduğundan, sonuçta yediklerini vücutta yağ dokusuna dönüştürüp depo ederler ve bu da kilo almalarına neden olur. İşte bu nedenle diyetten sonra hastaya hareketlerini artırmalarını öneririz. Günlük yaşamda aktif olmalarını isteriz. Haftada en az üç kez, en az yarım saat olmak şartıyla çok hızlı yürüyüşler (bazen de koşu olabilir) öneririz. Diyet ve egzersizle hastanın genel sağlığını koruruz.

    Eğer hastanın çocuk beklentisi varsa; zayıflatıyoruz ve şeker metabolizmasını düzenleyici ilaçlar veriyoruz. Bunların yüzde 40-50 sinde hamilelik kendiliğinden oluşur. Ama eğer gebe kalamazlarsa o zaman yumurtlama ilaçları kullanırız. Ancak bazı hastalar var ki; çocukları var, hamile kalmak gibi bir beklentisi yok ama PKOS nedeniyle sağlık sorunları (geç adet görme, tansiyon, şeker, meme ve rahim kanseri riski vb.) yaşıyorlar. Bu koşullarda da hastanın mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Bu tür hastalarda kolesterolünü, şekerini, trigiliserit ve yağlarını ölçüp, ona göre tedavi ederiz. Bu tedavide amacımız hem hastaların düzenli adet görmesini sağlamak, hem de rahim içindeki aşırı gelişmeyi kırarak ileride rahim kanseri gelişme riskini azaltmaktır.

    HAMİLELİKTE SIKI DOKTOR TAKİBİ ŞART

    PKOS de her zaman ameliyat yapmayız. Ama bazı durumlar var ki; hastayı tedavi etmemize rağmen yumurtlama olmaz, hormon dengesi düzensizdir. Yani her şeye rağmen düzelmiyor… Eğer hastanın kısırlık problemi ve çocuk beklentisi varsa, yumurtlama ilaçlarına rağmen de hamile kalamıyorsa o zaman iki seçenek var; ya tüp bebek tedavisine alırız ya da ameliyat ederiz. Ameliyat için karından laporoskopi dediğimiz bir aletle gireriz. Kapalı ameliyatla her yumurtalığa lazerle 5-6 küçük delik açarız. Yumurtalıktaki erkeklik hormonu dediğimiz androjen hormonunu salgılayan kısmı azaltırız ve yumurtalık üzerindeki baskılayıcı etkisini ortadan kaldırırız.

    PKOS un gebe kadında olumsuz etkileri var mı?

    PKOS lu kadınların yüzde 30 ila 50 si kendiliğinden hamile kalır. Bu kadınlar gebelik süresinde PKOS nin olumsuz etkileriyle karşılaşabilirler. çünkü bu tür hastaların şeker metabolizması bozuktur. Böyle olunca da hamilelik sırasında aşırı kilo artışı olabilir, gebelikte şeker hastalığı gelişebilir, vücutta şişlikler görülebilir, gebeliğin altıncı ayından itibaren tansiyon yükselmesi ve gebelik zehirlenmeleri gelişebilir. O yüzden bu hastalar özellikle gebelik döneminde iyi bir şekilde takip edilmeli ve tedavileri de ona göre düzenlenmelidir. PKOS u bulunan ve hamile kalan kadınlar gebelik döneminde özellikle yemeklerinde unlu, hamurlu yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalı, egzersiz yapmalı ve lifli gıdalar tüketmeye özen göstermeli.

    DOĞURDUM KURTULDUM DEMEYİN

    PKOS lu kadınlar çocuk sahibi olsalar bile ben bu hastalıktan kurtuldum demesinler, yaşam boyu sağlıklarına dikkat etsinler. Kalp, tansiyon, şeker hastalığı ve meme ile rahim kanseri riski açısından düzenli olarak kontrollerini yaptırsınlar. Diyetlerine dikkat etsinler, düzenli olarak egzersiz yapıp hareketli olmaya özen göstersinler. PKOS nin tedavisi vardır ama ihmal etmesinler. Gecikirlerse sorun daha çok artar.

  • RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI

    RAHİM AĞZI KANSERİ AŞISI

    Rahim ağzı (serviks) kanseri rahim gövdesinin vajen ile birleşen kısmında oluşan jinekolojik kanserdir.

    Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülür. Rahim ağzı kanserine % 98 oranında HPV (İnsan

    Papilloma Virüsü) neden olmaktadır.

    Kimler rahim ağzı kanseri için risk altındadır?

    Sosyoekonomik düzeyi düşük olan kadınlar, erken evlenenler , erken cinsel hayata girenler, sigara kullanan ve çok doğum yapan kadınlar, sık eş değişimi, HPV virüsü ile enfekte olan kadınlar risk altındadır.

    Rahim ağzı kanserinden aşı ile korunmak mümkün..

    Rahim ağzı kanseri için HPV aşısı ergenlikten itibaren genç kız ve kadınlara yapıldığında koruyuculuk oranı çok yüksektir.
    Kliniğimizde erkek ve bayanlar için aşı uygulaması yapılmaktadır.

  • VAJİNİSMUS NEDİR

    VAJİNİSMUS NEDİR

    Vajinanın girişine dokunulduğunda , vajinanın 1/3 dış kısmının istemsiz kasılmasıdır. Bu kadınlar acıyacak korkusu ile cinsel birleşmeden kaçarlar. Cinsel terapi kliniklerine en sık müracaat sebebi olmuşlardır. Genelde kliniklerde tek taraflı bir sorun olarak terapiste iletilir. Oysaki temel sorun birleşememedir.

    Kadının olmasını istediği halde, penis, parmak, veya başka bir nesnenin vajinaya girmesine müsaade etmemesidir. Fobik bir kaçınma hareketidir. İstemsiz pelvik kasların kasılmasıdır. Ağrı beklentisinin acı duyma korkusu ile birleşmesidir. Sorun sürekli ötelenir ve beklenilir.

    Vajinusmuslu kadının organik bir problemi yoktur. Bazen kalın bir kızlık zarının varlığı ile karşılaşılsa da temel neden hiçbir zaman o değildir. Vajinusmus tanısı ancak pelvik muayene ile konur. Pek çok kadında pelvik muayeneden kaçınır.

    Birleşmenin acıtacağı korkusu ya da kasmaya bağlı oluşan acı çifte ilişkide hayal kırıklığı yaşatır. Sorun sadece vajinanın giriş kısmında ki kasılma değil tüm bedende başta bacak ve kollarda hissedilen daha sonra ruhsal ve bedensel savunma tablosuna dönüşür. Yüzündeki haz ifadesi korku, gerginlik ve dehşet anına dönüşür. Vajinusmuslu kadınların eşleri gerçekten çok zorlu bir yolculuktan geçer.

    Kadın çelişkilidir. Bir yandan yardım ister bir yandan tedaviden kaçar. Hayal kırıklığı yaşarken, terkedilme korkusu da bedenini sarar. Kadın olarak yetersizim duygusunu hisseder. Bazen istenmediğini düşünen bir erkekde de cinsel isteksizlik olabilir. Vajinusmuslu çiftler arasındaki ilişki de o güvenli bağ kurulamaz.

    Cinsel terapi sürecinde amaçlanan kasların gevşemesini sağlamak değil, ağrı korkusunun ve kaygısının giderilmesi olmalıdır. Özellikle vajina girişine yönelik ankisietenin giderilmesine çalışılmalıdır. Vajinismus vakaları batı toplumlarından daha çok, doğu toplumlarında görülmektedir. Gelenek ve dini ögelerin etkisi doğu toplumlarında daha fazladır. Biz gelenek ve modernlik arasında olan hala cemaat toplumundan cemiyet toplumuna uyum sağlamaya çalıştığımızdan bizde de çok sık görülmektedir.

    Vajinismus nedenleri arasında dinamik bakış çok önemli rolü oynar. Ancak basit cinsel terapi teknikleri ile çözülen vakalar olayın basit nedenlerden de kaynaklanabileceğini bize göstermektedir. Cinsel tabuların baskın olduğu, bekaretin evliliğe kadar korunduğu kollandığı toplumlarda vajinusmus daha fazla görülür. Psiko-sosyo-kültürel etkenlerin rolü çok fazladır. Çocukluk dönemi yaşanılan olumsuz cinsel deneyimler vajinusmusun diğer nedenleri arasındadır.

    Aile yapısı bizim için önemlidir. Otoriter bir babanın varlığında sağlıklı kurulamıyan baba kız ilişkileri, cinselliği değersizleştiren bir aile yapısı, cinsel organlardan hoşlanmama, katı dinsel ve ahlaki eğitimler, cinsel şiddet, eşcinsel özdeşleşme, yanlış bilgilenmeler ve ilk gece kabusu hikayeler.

    Vajinusmuslu kadınlar çocuksu özellikleri vardır. Kadın erkek ilşkilerinde sınır koyan kişilerken, erkekler ise oldukça saygılı beylerdir.

    Toplumun her kesiminden, her eğitim düzeyindeki kadında geleneksel yada modern olması fark etmez vajinusmus sorunu görülebilir. Cinsellik işin içine girdiğinde pek çok faktör vajinusmusu tetikler. Yapılan testlerde vajinusmuslu kadınlarda suçluluk duygusu, cinsellikten korkma, ankisite ön plandadır.

    Evlilik şeklide çok önemlidir. Bu kadınlar görücü usulü bir evlilik ,akraba evlilikleri,evdeki baskıcı ortamdan kaçıp evlenme, aile tarafından onaylanmayan evlilikler yada çok enteresan birleşmeyi evliliğe bırakan uzun yıllar süren flört aşk sonrası evlilikler olabilir.

    Vajinusmus semptomunu ortaya çıkaran ve devam ettiren nedenlerin başında kadınların kendilerini zayıf ve çaresiz hissetmesi erkeklerinse tehlikeli olduğu düşünülmesidir.Cinsel birleşmenin kadınların katlandığı acı verici bir süreç , erkeklerinse zevk aldığı bir eylem olarak görülmesidir. Vücudun içine alınan şeylerin acı verdiği hissi yoğun yaşanır. İlk gece korkusu ve bekaretin masumiyet olarak algılanması ve ona ait son kalenin de teslim edilmesi kendi içinde parçalanmayı yok olmayı düşündürebilir. Tedavisi bir sürü davranışsal tekniklerle basit vajinusmus vakaları çok rahat çözümlenebilir. Birlikte bilişsel psikoterapi teknikleride kullanılabilir. Israrlı vakalarda dinamik çalışmak bu olgularda oldukça güzel cevaplar almamızı sağlar.

  • Gebelikte Balık Tüketimi ve Önemi

    Gebelikte Balık Tüketimi ve Önemi

    Ülkemiz üç tarafı deniz ile çevrili olmasına rağmen doğurganlık yaşındaki kadınların balık tüketimi yeterli olmayabiliyor. Özellikle hamile ve emziren kadınların balık tüketimi çocuklarının zihinsel gelişimini olumlu etkilemektedir.

    Peki tüketilecek balık ne cins olmalıdır ve ne kadar tüketmelidir?

    Çocuk doğurma yaşında olan kadınlar, özellikle hamile veya emziren kadınlar hafta da en az bir kere 2-3 el ayası büyüklüğünde balık tüketmelidir. Değişik cins balıklar yenmelidir. Çocuklar iki yaşına geldikten sonra hafta da en az bir kere balık tüketmelidir. Tüketecekleri miktar çocuğun el ayasının iki katı şeklinde hesaplanmalıdır.

    Beyaz ton balığı haftada birden fazla tüketilmemelidir. Yüksek civa içeren balıkları tüketmemek gereklidir. Bizim ülkemizde bu tür balıklar fazla bulunmaz. Konserve ton balığındaki civa miktarı fazla değildir bu nedenle haftada bir kere tüketmenin zararı olmaz. Özellikle balıkçıdan aldığınız balıklarda civa oranı normal seviyededir. Önerilen miktarın üzerinde balık tüketmenin de herhangi bir zararı olmadığı gibi eğer düşük civa içeren balık ise, bebeğinize faydasının olacağı kesindir.

    Hamile kadınlar özellikle çiğ, az pişmiş deniz ürünü, yumurta veya et tüketmemelidir.

    Gebelikte balık yağı tüketimi şart mı?

    Eğer yeteri kadar balık tüketiyorsanız balık yağı hapı kullanmanıza gerek yok. Ama balık yeme konusunda sıkıntı yaşıyorsanız balık yağı hapı kullanmanızı öneririm. Balık yağı hapı kullanımına 12. Gebelik haftasından sonra başlanmalı ve emzirirken de devam edilmelidir.

  • NORMAL DOĞUM

    NORMAL DOĞUM

    Normal doğum sırasında ve sonrasında olacakların bilinmesi ile kadınların

    normal doğumdan çekinmeleri azalacaktır. Bu nedenle genelde ilk doğumunu

    normal yapan kadınlar ikinci doğumlarından önce korkmadıklarını ve ilkine göre

    daha iyi hissettiklerini söyler.

    Kadınların doğuma hazır olmalarına yardımcı olmak için hazırladığımız

    Kadınların doğumda karşılaşacakları olaylar ile ilgili genel bilgileri aşağıda

    bulabilirsiniz.

    Normal doğum sırasında neler olur?

    Doğum sırasında ebeniz veya doktorunuz bebeğinizi dünyaya getirirken size

    yardımcı olacaktır. Eğer bebeğin doğumu vajinal yoldan olur ise buna normal

    doğum denmektedir. Eğer doğum için annenin karnında kesi yapılarak ve rahim

    kesilerek bebek çıkarılıyor ise buna sezaryen ile doğum denmektedir.

    Normal doğum sırasında bebeğinizi çıkarabilmek için ıkınmanız gerekecek.

    Ikınma döneminden önce vücudunuzda bazı değişikliklerin oluşması gereklidir.

    Rahim ağzınız incelmiş olmalı ve devamında açılmalıdır. Nihayetinde rahim ağzı

    bebeğin kafasının geçeceği şekilde tam açıklığa ulaşmış olmalıdır. Ayrıca bu

    süreçte bebeğiniz rahimden aşağı doğru ilerlemiş ve vajen üst kısmına kadar

    inmiştir. Hatta bu dönemde sanki büyük abdestinizi yapacak hissi olur, veya

    makatınıza baskı hissi olur.

    Doğuma yardımcı olan doktorunuz veya ebeniz ıkınmanız gereken zamanı size

    söyler. Hangi duruş şeklinde rahat iseniz o şekilde ıkınmanızı öneririm. Örneğin

    yan yatar şekilde veya ayakta veya çömelerek ıkınabilirsiniz. Ikınmanın

    gerçekleştiği süre dakikalar veya saatler sürebilir. Eğer ilk doğumunuz ise bu

    süreç biraz daha uzun olabilir.

    Doğum acıtır mı?

    Evet, doğum genelde ağrılı bir süreçtir. Ağrının ne miktarda olduğu kadından

    kadına değişebilir. Kadın, ağrı kontrolü için kendine özgü uygulamalar

    seçmelidir.

    Bazı kadınlar doğal doğumu tercih eder. Yani doğum sırasında ağrılarını

    azaltmak için herhangi bir ilaç kullanmazlar. Bunun yerine hareket veya nefes

    alma teknikleri gibi doğal yöntemler aracılığı ile ağrı ile baş ederler.

    Bazı kadınlar ise doğum sırasında ağrı kesici kullanmak ister. Bunun için

    damardan veya kalçadan ağrı kesici uygulamaları veya epidural uygulaması

    tercih edebilirler.

    Bebek doğduktan sonra ne olur?

    Bebeğinizi doğurduktan sonra bebeğinizin eşi olarak bilinen plasentanın çıkması

    beklenir. Plasenta genellikle 30 dakikada çıkar. Daha sonra vajen ve vulva

    bölgesinde herhangi bir yırtık var mı diye muayene edilirsiniz. Eğer oluşan bir

    yırtık var ise uyuşturma işlemi yapıldıktan sonra dikiş atılır. Buraya atılan

    dikişler 10 gün içinde kendiliğinden erir. Şunu belirtmeliyim ki artık kesi yani

    epizyotomi işlemi gerekmedikçe yapılmamaktadır.

    Doğumdan sonra bebeğinize neler yapılır?

    Türkiye’de çok yaygın olmasa da yaptırdığım doğumlarda ten tene temasa çok

    önem veriyorum. Bu uygulamada, bebeğin göbek kordonu kesilmeden önce

    bebek annenin göğsüne verilir. 3 dakika beklendikten sonra göbek kordonu

    kesilir. Eğer bebekte sorun yoksa anne bebeğini bir süre daha tutabilir. Daha

    sonra bebeğin eder ve hareket, nefes alma, kalp atışı, cilt rengini değerlendirilir.

    Bu değerlendirmeye APGAR değerlendirmesi denir.

    Bebeğinizi hemen emzirmeniz hem sizin kanmanızı azaltır hem de bebeğiniz

    kendini güvende hisseder ve vücut ısısı düşmez. Bebeğiniz doğduğunda K

    vitamini iğnesi ve hepatit B aşısı yapılır. K vitamini bebeğin beyin kanaması veya

    barsak kanaması gibi bir sıkıntı yaşamasını engellemek için yapılmaktadır.

    Hastaneden ayrılmadan önce bebeğinizin beslenmesi ve emzirme ile ilgili

    değerlendirme yapılır. Ayrıca çocuk doktoru muayene eder. Ayrıca bebeğinize

    işitme testi ile ilgili randevu verilir. Bebekten topuk kanının en az 3 gün sonra

    aldırmak en doğru sonucu verecektir. Bu nedenle topuk kanını sağlık ocağında

    da aldırabilirsiniz.

    Doğumdan sonra hangi durumlarda doktorunuz ile görüşmelisiniz?

     Fazla miktarda vajinal kanama varsa

     Baş dönmesi veya bayılacak hissi varsa

     Ateş

     Kusma

     Yeni başlayan karın ağrısı

     Şiddetli baş ağrısı veya görme sorunu

     Üzgün veya umutsuz hissetme

  • GENİTAL SİĞİLLER KADINDA CİDDİ SORUNA YOL AÇIYOR

    GENİTAL SİĞİLLER KADINDA CİDDİ SORUNA YOL AÇIYOR

    Genital siğiller; hem kadında hem de erkekte genital bölgede Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu sonucu gelişen karnabahar görünümündeki siğillerdir. 
    Ülkemizde giderek artan sıklıkta görülen bu cinsel yolla bulaşan enfeksiyonun hem erkekte hem de kadında yaratması muhtemel pek çok ciddi sorun bulunmaktadır. Bu nedenle her bireyin bu enfeksiyon hakkında bilgi sahibi olması ve kendisinde ya da eşinde bu enfeksiyondan şüphelendiğinde derhal doktora başvurması gerekmektedir. Özellikle kadınlarda daha fazla soruna yol açtığı görülen genital siğiller bazen tek bir bölgede, bazen birkaç bölgede, bazen toplu iğne başı kadar ufak, bazen de 5 cm çapına (ender durumlarda 15-20 cm. çaplı olabilir) erişebilen ağrısız kitlelerdir. Çoğu virüs hastalığında olduğu gibi HPV de bir kez vücuda girdiğinde hücreler içinde yerleşir ve zaman zaman alevlenmelere yol açar. Bu yüzden HPV enfeksiyonu kesin tedavisi olmayan bir hastalık olarak kabul edilir. HPV enfeksiyonu, özellikle çok sayıda cinsel eşi olan (veya öncesinde olmuş olan) bireyler ve bu bireylerin eşlerinde yaygındır. Virüsün bulaşması başka bir bireyin enfekte bölgesinin (penis gibi) mukozalara (ağız ve vajina gibi) ya da doğal olarak nemli bölgelere (anüs gibi) temasıyla olur. 

    Erkeklerde belirtisiz seyredebilir

    HPV bulaştıktan sonra 2-6 aylık bir kuluçka devresini takiben genital bölgede ve/veya anüs etrafında sayıları ve büyüklükleri değişken kondilom (siğil) adlı kitlelerin oluşmasıyla belirti verir. Belirtiler bireysel özelliklerden oldukça etkilenir ve özellikle erkeklerde enfeksiyon tümüyle belirtisiz seyredebilir. Kadında da belirtisiz seyredebilir, ancak “belirtisiz” seyreden bu durumlarda büyüteçle (kolposkopi) yapılan ayrıntılı incelemelerde dış genital bölge, vajina ya da servikste çok ufak çaplı kitleler çoğu kadında saptanır. Özellikle kadınlarda bazı durumlarda vajina-anüs arası bölgeyi, anüsü ya da vajinayı tümüyle dolduran karnabahar görünümlü dev kitlelere de rastlamak mümkündür. Oral (ağız yoluyla) genital seks uygulamalarında ağız mukozasında da lezyonlar ortaya çıkabilir. Kadınlarda bazen HPV enfeksiyonunun tek belirtisi jinekolojik muayenede papsmear incelemesinde HPV enfeksiyonuna özgü hücresel anormallikler (koilositoz) bulunmasıdır. HPV oldukça bulaşıcı bir virüstür ve genital bölgedeki lezyonların mukozalar ya da genital bölgelerle (cinsel ilişkide olduğu gibi) kısa süreli teması bile bulaşması için yeterlidir. Genital bölge mukozasının vajina yoluyla dış ortama açık olması nedeniyle özellikle erkekten kadına daha kolay bulaşır. 

    Hücrenin genetik yapısını etkiliyor

    Genital bölgede kondilom (siğil) oluşumuna neden olan HPV, hücrelerin içine yerleşerek hücrenin genetik yapısını etkileyebilme özelliğine sahip bir virüstür. HPV’nin çok sayıda alt tipi vardır. Bu alt tiplerden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Gebelik döneminden önce varolan ya da gebelikte yeni çıkan kondilom kitlelerinin aşırı büyümesi bazen doğum kanalının tıkanmasına neden olur ve vajinal yolla normal doğum imkansız hale gelir. Genital bölgedeki kitlelerin tipik görünümü tanı koymak için yeterlidir. Şüpheli durumlarda kitlelerden biyopsi alınarak tanı koymak gerekebilir. 

    Nasıl tedavi edilir? 

    HPV enfeksiyonunun tedavisinde temel prensip, nüksleri en aza indirmek için kitlelerin mümkün olduğunca temizlenmesidir. Bu amaçla virüslere etkili ilaçlar kullanılarak lokal (bölgesel) tedavi ve büyük lezyonların koterizasyon yoluyla yakılması şeklinde tedavi uygulanır. Hatırda tutulması gereken nokta, tedavinin yalnızca görünen lezyonları ortadan kaldırmakla sınırlı olduğudur. HPV enfeksiyonu kronik seyreder ve kitleler ortadan tümüyle kalksa da hücrelerin içinde gizli bir şekilde yaşamını sürdüren virüsler sayesinde bulaştırıcılık devam eder. 

    İlişkide dikkatli olunmalı 

    HPV cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğundan bu konuda alınan genel önlemlerin alınması HPV enfeksiyonundan korunmada tek yoldur. Ancak HPV’nin bulaştırıcılığı o kadar yüksektir ki, şüpheli ilişkilerde kondom kullanımı bile koruyamayabilmektedir. Cinsel temas esnasında erkek genital bölgesinin prezervatifle korunmayan kısımlarından kadına ya da tam tersi kadından erkeğe bulaşma söz konusu olabilir. Bu yüzden bariz kondilom lezyonları olanlarla ilişkiye girmemek çok önemlidir.

    Genital kondilom yapan HPV virusunun birçok alt tipi vardır ve bunların bazıları servikal kanserler(rahim ağzı kanserleri) ile çok yakın ilişkilidir.Tüm cinsel aktif kadınlarda, ilk ilişkiden itibaren 3 yıl geçtikten sonra smear taramaları başlanması gerekirken özellikle HPV kaynaklı siğilleri olan kadınlar ile partnerlerinde bir zamanda siğil olan kadınlar bu kanserler açısından çok daha yüksek risk altındadır ve özellikle bu gurup kadınlar yıllık jinekolojik kontrollerini ve smear taramalarını kesinlikle ihmal etmemelidirler.

  • Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    1-Neden menopozdan korkmayalım da erken menopoza dikkat edelim.

    Menopoz ortalama 50 yaşlarında(44-56) tün kadınların %99 karşılaştıkları kendilerini bu doğal süreçlere duygusal ,sosyal ve fiziksel  olarak hazırlayabildikleri, menopoz ve menopoz sonrası yapılması gereken tıbbi,  sosyal ve psikolojik destekler konusunda biz hekimlerin oldukça hazırlıklı olduğumuz bir süreçtir. Oysa erken menopoz çoğunlukla kişileri hazırlıksız yakalar. Kadınlar hatta genç kadınlar kendi yaşamlarını olgunlaştırıp,eğitimlerini tamamlayıp, birtakım gündelik kaygılarını gidermeye çalışırken  karşılarına çıkar. Ansızın ve en hayal  edilen çocuk sahibi olma şansını çoğunlukla elinden alabilir.
    Böylece;günümüzde  modern şehir ve metropol hayatında uzayan eğitim süreleri ,iş bulma, kariyer planlarını yaparken, özellikle ülkemiz gibi dikey sosyal hareketliliğin olduğu toplumlarda genç kadınlar evlilikten, kariyerini tamamlamadan önce  kaçınmak da ve kendi gelişimlerine paralel sosyal ekonomik ve kültürel gelişmişlik gösteren bir eş arayışı ile evlilik ve çocuk sahibi olma  yaşlarını geciktirmektedirler.
    İşte tam da bu mükemmellik arayışı içinde kadınların %1 inde görülebilen erken menopoz çoğunlukla da bu gurup kadınları etkilemektedir. O nedenle şüphelenilmesi ,tanısı ve bu gurup hastalara erken danışmanlık yapılması hayati önemdedir.
    2-Erken menopozla kimleri tanımlıyoruz ve sıklığı nedir?

    Erken menopozun klasik tanımı 35 yaşın altında adetten kesilmektir, ancak bunun menopoz şikayetlerinin ve menopozun olası etkilerine erken yakalanmanın dışında çok da bir etkisi yoktur .Aslolan 40 yaşın altında yani üretken yaş tamamlanmadan menopoza girmektir ki ,40 yaş altında menopoza girme oranı tüm kadınların %1 inde görülür ve kadın kariyer planları ve uygun bir eş ararken kendi dünyasında ansızın üreme kabiliyetlerini kaybedebilir(bir başkasının yumurtası ile hamile kalmak dışında ki bu ülkemizde günümüzde yasal değil).

    3-Kimler özellikle risk altındadır?

    En önemli risk faktörleri;
    a-Ailesinde(özellikle  anne ,kız kardeş ) erken menopoz olanlar,
    b-Sık  ve düzensiz adet gören kadınlar  da mutlaka yumurtalık rezervleri araştırılmalıdır. 
    Ayrıca;
    -Kemoterapi ve radyoterapi görecek ve veya  görmüş olanlar
    -sigara içenler (erken menopoza sebep olmaz ancak bu kadınlar ortalama 1-1.5 yıl erken menopoza girerler ).
    4-Özelikle erken menopoz için yüksek risk taşıyan hastalar ve de olası  erken menopozdan korkan kadınlar ne yapmalıdır?

    Yapılacak en doğru iş bir  jinekoloğa başvurması ve bu konuda destek alınmasıdır. Son yıllarda gelişen teknoloji ile daha 5-10 yıl öncesinde kadınların sadece menopozda yada menopoza geçiş döneminde olup olmadıklarını tespit edebilirken günümüzde AMH (anti müllerian hormon) ve ultrason ile yumurta rezervleri oldukça doğruya yakın tespit edilebilip,  risk yada endişe altındaki kadınlar üreme fonksiyonları ve kapasiteleri açısından bir perspektif sunabiliyoruz. Hatta  anne yaşı ve AMH kullanılarak ,kadınları ortalama menopoza girme yaşını tespit etmeye çalışan pek çok  başarılı çalışma yapılmıştır, olası menopozun beklendiği yaşlar tahmin edilmeye başlanmıştır.
    5-AMH hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?
    Bir hormon testi ve tıpkı diğer hormonlar gibi kolunuzdan kan alınıp   çok  kısa sürede sonucu çıkabilen ve ülkenin her tarafında yapılan yeni bir test. Bu testle biz kadınların yumurtalık rezervler konusunda oldukça doğruya yakın bir şekilde bilgi edinebiliyor ve onların çocuk sahibi olma kapasitesi    ve menopoza girebilme  zamanının yakınlığı hakkında bilgilendirme yapabiliyoruz. Henüz yeni bir test olduğu için, zamanla çalışmalar arttıkça bizimde fikirlerimiz ve testin duyarlılığı konusundan küçük de olsa değişiklikler olabilmektedir. Ancak genel olarak günümüzde yumurtalık kapasitesi ve olası  menopoz ihtimali hakkında bize güçlü, kolay ve ucuz veriler verebilmektedir.

    6-Klasik menopoz bulguları ile asıl korkulan yumurtalık rezervinin tükenmesi ve çocuk sahibi olma kapasitesinin kısıtlanmasının bulguları arasında bir  benzerlik  var mıdır?

    Klasik menopozun; adet görememe ,ateş  basması, uykusuzluk, sinirlik  ve benzeri  bulgularının çoğunlukla hiçbiri yumurtalık rezervlerinin erkenden tükenmesinde olmaz. Olası tek uyarıcı bulgu düzensiz adet görmek hatta adet döngüsünün 22 günden sık olabilmesidir. Bu nedenler çoğunlukla adet herkes de ve masum görünen adet düzensizlikleri için hekime başvuran hastalarda yapılan testlerle  tespit ediliyor.
    7-Erken menopozu yada yakın ihtimalinin tespit edildiği hastalarda  ne gibi tepkilerle karşılaşılıyorsunuz?

    Aslında tüm reaksiyonlar çocuk sahibi olmuş olmak yada olmamakla ilişkili. Çocukları olan kadınlar sadece şimdi nasıl yönetelim bu durumu derken, hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar çok derin bir kaygı ve endişe ile karşılaşıyor .Bu gurup kadınlara sadece medikal değil mutlaka psikolojik destek vermek de gerekebiliyor çoğunlukla. Ayrıca kültürel faktörlerde bu durumdan etkilenmeyle çok ilişkili. Küçük şehir ve kırsal kesimlerde olası kültürel ve ekonomik faktörlerden   dolayı  yıkım çok belirgin olmasına rağmen daha çok erken yaşlarda evlenip çocuk sahibi olduklarından etkilenen insan sayısı daha az. Oysa metropollerde yaşam kaygısı süren , kariyer planları yapan ve bunları yaparken de evlilik ve çocuk sahibi olmak için daha ileri yaşlara gelen kadınların ise  henüz çocuk sahibi olmadıklarından daha yüksek sayıda etkilenebiliyorlar.
    8-Sizin menopoz haftasında tüm kadınlara öneriniz nedir bu durumla başa çıkabilmek için?
    Öncelikle yıllık jinekolojik kontrollerini  aksatmasınlar ,  eğer henüz çocuk sahibi olmamış ve bunu çok önemsiyorlarsa  üreme kapasitesi hakkında mutlaka danışmanlık alsınlar. Özellikle ailede erken menopoz olanlar ve düzensiz adet görenler mutlaka AMH testini   belli aralıklarla yaptırıp yumurtalık rezervleri  konusunda yaşamlarını planlarken bilgi sahibi olsunlar. Kısıtlı rezervleri olanlar evli kadınlar çocuk sahibi olmayı ertelemesin yada embrio  dondurulmasını   gibi yöntemleri düşünsün bekar olanlar ve yasal olarak uygun olanlar ise yumurta dondurulması alternatifi hakkında danışmanlık alsınlar.
    Erken menopoza girmiş olanlar ise mutlaka menopoz için medikal, ruhsal ve sosyal olarak destek almayı ihmal etmesinler ve olası kemik erimesi ve buna benze yıkıcı  menopoz etkileri n azaltılması yada yok edilmesi için yakın hekim desteğini ihmal etmesinler.

  • AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    Çeşitli doğum kontrol yöntemleri vardır. Doğum kontrolü “Aile Planlaması” anlamını da taşır. Çiftlerin istedikleri zamanda istedikleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için kullanılır. Aynı zamanda istenilmeyen olumsuzlukları da giderir. Örn. kadınlardaki kansızlık; gebelik ve doğuma bağlı ölüm riski; kadınlarda iltihabi pelvik hastalıklar ve buna bağlı kısırlık; erken yaş gebelikleri ve buna bağlı risk; sağlıksız zayıf bebek doğurma riski; bebek ölümleri azalır. Ayrıca; eğitim ve bunun beraberinde çiftlerde mutlu ve güvenli ilişki artar.

    Doğum kontrol yöntemleri; kişilerin yaşına, daha önce doğum yapıp yapmadığına, adet düzenine, cinsel yaşantılara göre seçilerek çiftler tarafından karar verilmelidir. Bilinçsiz doğum kontrollerinin olumsuz tarafları olduğu gibi başarısız sonuçları da olabilir.

    Değişik doğum kontrollerinden kısaca şu şekilde bahsedilebilir:
     

    Doğal Yöntemler

    1. Takvim Yöntemi : Amerikan Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü’nün araştırmalarına göre, kadınların adet sikluslarının 10-17 gün arasında gebe kalma riskinin çok yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. 25-35 yaş arasındaki kadınlar için geçerli olan bu araştırma, ergenlik ve menapozdaki kadınlarda adetten bir gün öncesinde bile gebe kalma riski oldugu görülmüştür. Buna rağmen; adeti düzenli olsa da takvim yöntemi gebelikten korunmak için riskli bir yöntem olup etkisizdir.
    2. Emzirme : Süt salgılanması yani laktasyon, belirlenemeyen bir süre ile yumurtalık fonksiyonlarını durdurur. Emzirmenin sıklığı ve kalitesi yumurtlamanın süresini etkiler. Doğum yapmadığı halde göğüslerinden süt gelen kadınların bazılarında da yumurtlama olmamakta ve hatta adet görmemektedirler. Bazen süt veren kadınlar 2 yıla kadar adet görmeyip, yumurtlama yapmamalarına rağmen genelde doğumdan sonraki 1-2 ay içinde yumurtlama başlar ve gebelik riski artar. Ek gıdalara başlandığı zaman emzirme sıklığı azalacağından gebelik riski hemen başlar. Emzirmeyen kadınlar ise hemen gebe kalabilirler. Bu dönemde doğum kontrol yöntemlerine başlamak gerekir. Ancak; doğum kontrol hapları sütün kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkileyeceğinden bunlardan uzak durulmalı ve diğer yöntemlere başvurulmalıdır.
    3. Geri Çekme : En yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ancak; çoğu zaman başarısızdır. Kesinlikle çocuk istenmeyen durumlarda bu yönteme başvurmak son derece risklidir.

    Doğum Kontrol Hapları

    Güvenliği yüksek olan bir yöntemdir. Kullanılacak hapın çeşidi kişi ile jinekoloğu arasında verilecek bir karardır. Düzenli kullanıldığında %97.96 başarılıdır. Pratik koruyuculuk oranı %97 dir. Riski %01 den azdır. Bu oranlara bakıldığında tercih edilecek güvenli bir yöntem olduğu ortaya çıkar. Çocuk yapmaya karar verene kadar ara vermeden kullanılabilecek bir yöntemdir. Ancak; hap yutmayı sevmeyenler ve dalgın olup bu ilacı almayı unutanlar için pek uygun bir yöntem değildir. Hap alması unutulduğu zamanlarda telafisi olmakla beraber, korunmak gerekebilir. Detaylar jinekolog ile görüşülmelidir.

    Doğum kontrol hapları şu durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır :
     

    • Bilinen ya da şüphe edilen gebelik olduğunda;
    • Damar iltihabi olan trambofilebit görüldüğünde ya da daha önce bu tür hastalık geçirmiş kişilerde;
    • Tramboembolik bozukluk ya da serebrovasküler hastalık varlığı ya da daha önceden geçirilmiş olma riski taşıdığında;
    • Koroner arter hastalığı ya da iskemik kalp hastalığı öyküsü olduğunda;
    • Belirgin karaciğer bozukluğu (hepatit problemi olanlar da bu gruba dahildir.) olduğunda;
    • Bilinen ya da şüphe edilen meme kanseri;
    • Tanısı konmamış anormal kanamalar;
    • 35 yaş üzeri sigara içenler;

    Aşağıdaki durumlarda ise, klinik değerlendirme sonrasında hastanın onayı ile dikkatli şekilde kullanılmalıdır :
     

    • Migren;
    • Yüksek tansiyon;
    • Miyomlar;
    • Gebeliğe bağlı şeker hastalığı;
    • Şeker hastalığı;
    • Epilepsi (Sara);
    • Gebelikte görülen tıkanma sarılığı;
    • Orak hücreli anemi;
    • Safra kesesi hastalığı ya da sarılık ile birlikte seyreden hastalıklar;
    • Kan lipide değerlerinin yüksekliği;
    • Büyük cerrahi girişim geçirecek olanlarda veya ameliyat sonrası damar tıkanıklığı geçirme riski olanlarda her türlü doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır. Genelde, doğum kontrol hapları kanın pıhtılaşma mekanizmasını etkilediğinden ameliyattan 4 hafta önce bırakılması uygun olur.

    Emzirmeyen ya da düzensiz emziren anneler doğumdan sonra 6. haftadan itibaren düşük doz hap kullanabilirler. Haplar sütün miktarını ve kalitesini düşürdüğünden emziren annelerde 3. aydan önce kullanılması tavsiye edilmez.

    Aşağıdaki durumlarda doğum kontrol hapları kesilmelidir :
     

    • Uzun süren başağrısı;
    • Başağrısı ile birlikte görülen bas dönmesi, bulantı, kusma;
    • Bulanık görme;
    • Ani görme kayıpları, geçici körlük;
    • Tek taraflı ve kesilmeyen başağrısı;
    • Tedaviye yanıt vermeyen başağrisi;
    • Bacaklarda kızarıklık ve ağrı;
    • İnme ya da felç;
    • Şiddetli karın ağrısı;
    • Şiddetli göğüs ağrısı ve nefes almada güçlük;
    • Kan basıncında yükseklik;

    Burada konu edilmeyen diğer durumlar jinekolog ile görüşülmelidir.