Etiket: Kadın

  • MENOPOZ

    MENOPOZ

    Kız çocukları daha anne karnında 20 haftalıkken her yumurtalığında yaklaşık 2-3 milyon yumurta vardır. Sahip olunan en yüksek yumurta sayısı bu dönemdedir. Doğduğunda her yumurtalıkta 1 milyona, ergenlik döneminde ise yaklaşık 300 bine düşmektedir. Kadın 40 yaşına geldiğinde yumurta sayısı yaklaşık 10 bine düşer. Üreme çağı boyunca her ay yumurtalardan bir kısmı yok olur ve sadece bir tanesi olgunlaşır ve yumurtlanır. Her kadından farklı olabilmesine rağmen yaygın olan 13-48 yaş arası olan üreme çağı boyunca 400 – 500 arası yumurta ile gebelik potansiyeli olabilir. 40 yaşından sonra yumurtalar hızla kaybolur. Yumurtaların tükenmesiyle hormon üretilmemeye ve adet görülmemeye başlanır. Yani menapoz yaşanır.

    Değişebilmesiyle birlikte yaklaşık 48 yaş civarı menapoz yaşıdır. Genetik faktörler, sigara kullanımı, obesite (şişmanlık) ve çevresel etkenler menapoz yaşı için etken faktörler arasındadır. Menapoz yaşı yumurtalık içindeki yumurta hücre sayısına göre belirlenmektedir. Klinik olarak menapoz tanısı koyulabilir. Ancak kesin teşhis, beyinden salgılanan FSH, LH ve yumurtalıklardan salgılanan E2 hormonlarının kanda düzeyleri ile koyulabilmektedir.

    Hasta adet gördüğü halde kanda o yaş grubu için FSH düzeyi yüksekse “Gizli Yumurtalık Yetmezliği” görülmektedir. Yumurtalıkta “Follikül” adı verilen ve yumurta üretim rezervini gösteren yapıların sayısının azaldığı ultrason ile tespit edilebilmektedir. Bu durum bazı kadınlarda interfilite (kısırlık) nedeni olabilir.

    Menapoz fizyolojik bir oluşumdur ve her kadının yaşayacağı bir süreçtir. Kadının yaşam kalitesini belirgin oranda azaltır. Bu dönemde östrojen hormonu azalır. Ateş basmaları, terlemeler, hatırlama güçlükleri, konsantrasyon bozuklukları, depresyon ve cinsel istek kaybı, kemik yoğunluğunda azalma ve kemik ağrıları, meme dokusu kaybı, ciltte incelme, vaginada kuruluk, cinsel ilişkide ağrı ve yanma, sık idrara çıkma ve tuvalete zor yetişme, adet düzensizlikleri ve nadiren aniden adet kesilmesi menapozun önemli belirtilerindendir.

    Menapoz dönemi bir hastalık değildir. Gerekli tedbirlerle yan etkiler azaltılarak bu dönem sağlıklı geçirilebilir. Yaşam tarzında değişiklikler ve düzenli egzersiz yapmak menapoz dönemini kolay geçirmek için yardımcı olacak etkenlerdir. Bu döneme yaklaşıldığında mutlaka bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına giderek bu dönemin getirebileceği yan etkileri azaltma çabası içinde olunmalıdır. Rahim ve yumurtalık kanseri, kalp hastalıkları riski için taramalar, meme filmi çekilmesi, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yapılması önerilmektedir. Bu aşamalarda uzmanın önerebileceği ilaçlar dikkate alınmalıdır.

    Sıradışı yaşanan menapozlarda olabilir. Mesela 40 yaşından önce menapoz görmek “Erken Menapoz” grubuna girmektedir. Bu yaşta normal menapoz yaşına kadar olan döneme geçişte hekimden yardım almak yerinde olabilir. Bir diğer menapoz grubu ise “Cerrahi Menapoz”dur. Çeşitli nedenlerle ameliyat ile yumurtalıkların alınması durumudur.

    Menapoz sonrası vaginal bir kanamayla karşılaşılırsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bunun bir çok ve hayati önem taşıyan nedeni olabilir.

  • KISIRLIK

    KISIRLIK

    Doğurganlık çağındaki bir çiftin herhangibir doğum kontrol yöntemi kullanmadan, en az bir yıl düzenli cinsel ilişkiye girmesine rağmen gebeliğin oluşmamasına “kısırlık” (infertilite) denir. Daha önceden gebe kalmış veya çocuğu olan bir çiftin, istemesine rağmen gebe kalamamasına ise “sonradan gelişen kısırlık” (sekonder infertilite) denir. Hiçbir problemi olmayan ve düzenli cinsel hayatı olan bir kadının, bir ay süresince gebe kalma şansı % 20-25 kadardır.

    Görülme sıklığı ne kadardır?
    Üreme çağındaki evli çiftlerin yaklaşık % 10-15 kadarında kısırlık mevcuttur. Kısır çiftlerde yapılan incelemelerde %40’ında nedenin erkekte, %40 kadarında kadında, %10’unda hem erkek hem kadında olduğu belirlenmiştir. %10 çiftte ise herhangibir neden bulunamamaktadır. Bu duruma açıklanamayan kısırlık denilir. Gelişmiş toplumlarda eğitim ve kariyer beklentileri nedeniyle çocuk isteğinin ileri yaşlara ertelenme eğilimi mevcuttur. Kadınlarda 30’lu yaşların sonları ve 40’lı yaşların başlarında yumurtalık rezervleri ve doğurganlık kapasitesi azalmaya başlar. Bu durum daha fazla çiftin yardımcı üreme yöntemlerine (tüp bebek) başvurması sonucunu doğurur. Ülkemizde kısırlık sadece ilgili çifti değil, geniş bir sosyal çevreyi de etkilemektedir. Özellikle tedavi sürecinin uzadığı durumlarda, bu çiftler üstlerinde çok büyük bir sosyal ve psikolojik baskı hissetmektedirler. Aslında bu durum da tedavi sürecine olumsuz etki yapmaktadır. 

    Kısırlık nedeniyle başvuran çift nasıl değerlendirilir?
    Çift birlikte değerlendirmeye alınır. Cinsel hayatları, beraberlik sıklıkları sorgulanır.
    1.) Öncelikle erkekte meni tahlili (spermiogram) istenir. Üç günlük cinsel perhizden sonra yapılan meni tahlili değerlendirilir. Miktarı 2 ml den fazla, hücre sayısı (sperm) ml. de 20 milyondan fazla, hücrelerin hareketlilik oranı % 50′ den fazla, normal hücre oranı % 30’dan fazla olmalıdır. Meni tahlilinde anormallik tespit edilen kişiden bir süre sonra ikinci bir tahlil istenir ve değerlendirilmek üzere bir üroloji uzmanına gönderilir.
    2.) Kadındaki kısırlık nedenleri 4 başlık altında incelenebilir.
    a.) Yumurtlama bozuklukları: Kadındaki kısırlık nedenlerinin %30-40 kadarını oluşturur. Kadının adet düzeni normal, adet döngüsü 25-35 günler arasında ise ( bir adetin ilk gününden diğer adetin ilk gününe kadar geçen süre) genellikle yumurtlama problemi gözlenmez. Kadında yumurtlamayı tespit edebilmek için vücut ısısı takibi, adetin 21-23. günlerinde progesteron hormonu bakılması, beklenen adet kanamasından 3-4 gün önce rahim içerisinden örnekleme (endometriyal biyopsi) yapılması, ultrasonografi ile yumurtlama hücresinin takibinin yapılması gibi yöntemler kullanılabilir. Ayrıca FSH, TSH ve prolaktin hormonlarının bakılması gerekmektedir. 
    Ultrasonografi ile yumurta hücresi takibi
    b.) Yumurtalık kanalları (tuba uterina) ve karın iç zarına (periton) ait nedenler: Kadın kısırlığındaki nedenlerin % 30-40 kadarını oluşturur. Kanallardaki başlıca problemler, daha önce geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriozis veya geçirilmiş ameliyatlara bağlı gelişen yapışıklıklar ve tıkanma nedeniyle oluşur. 
    Yumurtalık ve kanal çevresinde gelişmiş yoğun yapışıklıklar.
    Karın iç zarında (periton) endometriozise bağlı odaklar ve yapışıklıklar da gebeliği olumsuz etkiler. 
    Rahim arkasında, yumurtalık ve kanalların etrafında endometriozise bağlı yapışıklıklar.
    Kanalların değerlendirilmesi ve endometriozis teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (histerosalpingografi-HSG) ve laparaskopi yapılmalıdır. 
    c.) Rahimden kaynaklanan faktörler: Belli sayı ve büyüklükteki myomlar, polipler, rahim içi yapışıklıklar (kürtajlardan sonra gelişebilir) ve rahimdeki doğumsal anomaliler kısırlığa sebep olabilir. 
    Rahimden kaynaklanan faktörlerin teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (HSG), ultrasonografi bazen de MRI kullanılabilir.
    d.) Rahim ağzından kaynaklanan sebepler (servikal faktör): Olguların %5 kadarından sorumludur. Bu bölgedeki bazı olumsuz faktörlerin erkek hücresinin (sperm) geçişini olumsuz etkilemesi nedeniyle oluşur. Cinsel birleşme sonrası yapılan bazı testlerle değerlendirilir.
    e.) Nedeni belirlenemeyen olgular: Bütün bu incelemelere rağmen bir problem tespit edilemeyen kısırlık vakaları da mevcuttur. Bunlara “açıklanamayan kısırlık” vakaları denir. %10’luk bir orana sahiptir.

    Kısırlığın tedavisi nasıl yapılır?
    Tedavi altta yatan nedenlere göre yapılır.
    1-) Erkeğin tedavisi ürologlar tarafında düzenlenir.
    2-)  Kadındaki yumurtlama bozuklukları ilaçlarla tedavi edilir
    a.) Kanallar tamamen tıkalı, kadın genç ve birden fazla çocuk istiyorsa, ameliyatla kanalların açılması denenebilir. Bu yöntem uygun değilse yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) önerilir. Endometriozise bağlı çikolata kistleri, yapışıklıklar ve diğer lezyonlar laparaskopi ile tedavi edilebilir. b.) Rahimdeki myom, polip, yapışıklık ve doğumsal anomaliler değişik ameliyat teknikleri ile tedavi edilebilir.
    c.) Rahim ağzından kaynaklanan problemlerde aşılama önerilir.
    d.) Sebebi bilinmeyen kısırlık vakalarında da aşılama veya tüp bebek tedavileri önerilir.
    Tedavi yönteminin belirlenmesinde kadının yaşı, kısırlık süresi, tedavi sürecine tahammül edebilme gibi faktörler rol oynar. Sebebi bilinmeyen uzun süren kısırlık vakalarında çiftlerin üzerinde çok yoğun bir psikolojik baskı vardır. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkiler. Psikolojik baskının en güzel örneğini, bu çiftlerin çocuk beklentisi kalmadıktan birkaç yıl sonra kendiliğinden çocuk sahibi olabilmeleri göstermektedir. Gerçekten yıllar boyu tedavi görüp, umutlarını kaybeden çiftler, bir süre sonra kendiliklerinden çocuk sahibi olabilmektedirler.

  • GEBELİK ÖNCESİ DEĞERLENDİRME

    GEBELİK ÖNCESİ DEĞERLENDİRME

    Gebelik teşhisi konulduğu andan doğuma kadar geçen süre, kadın yaşamındaki en büyük psikolojik ve fiziksel değişimlerin yaşandığı dönemdir. Bu dönemde kadın doğum hekimi anne ve bebeğin sağlığını değerlendirir, annenin sağlığının devamı için önerilerde bulunur. Yani, gebelik takibinin iki ana unsuru vardır; birincisi fetusun büyüme ve gelişiminin değerlendirilmesi, ikincisi annede gebeliğe adaptasyona bağlı oluşan fiziksel ve psikolojik değişikliklerin etkilerinin değerlendirilmesidir.
    Gebelik her biri 3’er aylık bölümlerden oluşan 3 döneme (trimester) ayrılır. Her dönem ayrı bir öneme sahiptir. Örneğin, bebekle ilgili anomalilerin taramaları ilk iki dönemde yapılır. Gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği ve şeker hastalıkları ise son üç ayda ortaya çıkar. Gebe kadınların ultrasonografik muayenesi de bir seromoniye dönüşebilir. Bu muayeneye anne-kayınvalide, kardeş ve yakın arkadaşlar da katılarak, bebeği görme meraklarını gidermek isteyeceklerdir. Bu nedenle bir kadın yıllık smear kontrollerini atlayabilir, fakat gebelik muayenesini çok nadir olarak unutur. 

    Gebelik öncesi (Prekonsepsiyonel) muayene: Aslında ideal olan, çiftin gebeliğe karar verdiğinde kadının gebelik öncesi muayenesinin yapılmasıdır. Bu muayenede ayrıntılı bir öykü alınır ve sistemik muayene yapılır, yakın zamanda yapılmadıysa smear testi alınır. Tiroid bezi (Guatr) ve meme muayenesi bu dönemde önemlidir. Çünkü tiroid bezi (guatr) bozuklukları gebelikte ciddi sorunlara yol açar. Ayrıca gebelikte memelerde büyüme ve ödem nedeniyle değerlendirme yapmak ve mamografi çekmek zorlaşır. Ailesinde menopoz öncesi meme kanseri olan kadınlarda, 40 yaşın altında olsa dahi mamografi çekilmelidir. Kadının aşılanma durumu belirlenir, eksikse, kızamıkçık (rubella), hepatit-B, tetanos aşılar yapılır. Riskli bölgelerde yaşayan kadınlarda tüberküloz taraması yapılmalıdır. 
    Gebelik öncesi muayenenin en önemli aşamalarından birisi hastanın risklerinin değerlendirilmesidir. Bu risklerin bazıları değiştirilemez, bazıları da çeşitli önlemlerle değiştirilebilir. Hastanın boy, yaş, ırk, eğitim düzeyi, genetik yapısı, sosyoekonomik seviyesi değiştirilemeyecek risk faktörlerindendir. Buna karşın, tansiyon yüksekliği (hipertansiyonu ), şeker hastalığı, tiroid bezi bozuklukları (guatr hastalığı), astım, epilepsi (sara), aşırı zayıflık ve şişmanlık değiştirilebilen risk faktörlerine girer. Bu kadınların gebelik öncesi mevcut hastalıkları tedavi edilmeli veya kontrol altına alınmalıdır. Fetusta anomalilere yol açan teratojen dediğimiz A vitamini (accutane), pıhtılaşma önleyici kumadin (coumadin), bazı sara (epilepsi) ilaçları gebelik öncesi bırakılmalıdır. İş ortamında ağır metallere (cıva, kurşun) veya uçucu toksik maddelere maruz kalan kadınlar uyarılmalı, aile içi şiddetin mevcudiyeti araştırılmalıdır. Bu konularda iyileştirici önlemler alınmalıdır. Alkolün fetus üzerine zararlı etkileri kesin olarak kanıtlanmıştır. Bu zararlı etki kullanılan alkol miktarıyla orantılı olarak artmaktadır. Bu nedenle gebelik planlayan kadınların alkol alımını bırakması önerilir. Sigaranın da gebelik üzerine olumsuz etkileri bilinmektedir. Bebekte düşük doğum ağırlığına yol açması, erken doğum ve bebek ölümü bilinen yan etkileridir. Sadece gebe kadınların değil, aynı evdeki diğer aile üyelerinin de sigarayı bırakması önerilmelidir. Kadındaki dişeti iltihapları da önemlidir. Çünkü bunlar erken doğum riski oluşturur. Bu nedenle gebelik öncesi dönemde tedavisi yapılmalıdır. Gebelik öncesi dönemde kadınlara folik asit kullanımı önerilmelidir. Çünkü folik asit, bebeklerdeki doğumsal beyin ve omurilik anomalilerini önemli oranda azaltmaktadır. Bu etki özellikle önceki gebeliklerinde beyin ve omurilik anomalili bebek doğurmuş kadınlarda çok önemlidir. Bu kadınlarda, gebelikten 1 ay önce başlamak üzere gebeliğin ilk üç ayı boyunca, günde 4 mg. folik asit kullanmaları önerilmelidir. Risk kategorisi yüksek olmayan kadınlar ise 400 mcg-1mg arası folik asit kullanabilirler.

    Normal doğumu engelleyebilecek iskelet sistemine ait (ortopedik) bir problemin varlığı araştırılmalıdır. Eğer mevcutsa, doğumun sezaryenle gerçekleştirilmesi planlanır. Yaşla birlikte gebeliğe ait bazı riskler de artmaktadır. Örneğin 40 yaşının üzerindeki kadınlarda düşük yapma, düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma, erken doğum, ve bebek ölümü riskleri artmıştır. Bu bilgiler de kadınlarla paylaşılmalıdır.
    İdeal olarak gebelik öncesi konuşulması gereken konulardan birisi de genetik hastalıklardır. Türkiye gibi akraba evliliklerinin sık olduğu ülkelerde maalesef genetik hastalık riski de artmaktadır. Ayrıca yaşadığımız coğrafyadan dolayı toplumda sıklığı artmış genetik hastalıklar da vardır (Akdeniz anemisi gibi). Son olarak, kadınların eğitim ve iş planlamaları nedeniyle, çocuk sahibi olma yaşının ötelenmeye başlanması da, ileri anne yaşına bağlı gelişen Down sendromu (Mongolizm) gibi genetik hastalıkların oranında artışa neden olur. Dolayısı ile çiftin ailelerini de kapsayacak şekilde ayrıntılı bir öykü alınması gereklidir.

  • Estetik Genital Cerrahi (Vajina Estetiği)

    Estetik Genital Cerrahi (Vajina Estetiği)

    Son yıllarda özellikle ABD kökenli başlamış olan estetik genital (vajina estetiği) cerrahi trendi içerisinde yer alan çok sayıda yeni cerrahi teknik mevcuttur. Bu tür cerrahi prosedürler yakın zamanda British Medical Journal’da yayınlanan bir makalede eleştirilmekte Ve ABD kökenli ‘designer vagina’ trendi gereksiz bulunmaktadır. 

    Bu konunun oldukça tartışmaya açık olduğu kesin bir gerçektir. Ancak konunun merkezinde kadınların vajina yenilenmesi yolu ile cinselliklerini ifade etme ve cinsellikten zevk alma konusunun bulunduğu unutulmamamalıdır. 

    Kadınların erkeklerle bir çok konuda eşit haklara sahip olmaya başladığı günümüz toplumunda, cinsel bölge görüntülerini değiştirme özgürlükleri ve cinsellikten zevk alma konusundaki bilinçlenmeleri de toplum tarafından kabul edilmelidir. 
     

    Genital Bölge Anatomisi

    Genital bölge anatomisinde kişiden kişiye değişen ciddi farklılıklar olabilir. Ancak genel olarak dışta bulunan dudaklar (labium majus), içte bulunan dudaklar (labium minus),ve üstte ortada klitoris mevcuttur. Genellikle dudaklar altta perinenin en alt kısmına, üstte de klitorise kadar uzanır. Nadiren steroid türü çeşitli ilaçlara bağlı ya da yapısal olarak klitoriste büyüme görülebilir.Klitoris embryonik hayatta erkek penisinin karşılığıdır. Yaklaşık 8000 adet sinir ucu bu bölgede bulunur ve bu sayı erkek cinsel organının yaklaşık 2 katıdır. 

    Teorik olarak klitoris üzerindeki doku miktarı ne kadar fazla olursa, cinsel uyarılmanın o kadar zor olacağı söylenebilir. Klitorisin hemen alt kısmında küçük dudakların arasında üretra girişi (idrar yolu) onun altında da vajina girişi mevcuttur. Kızlık zarı (himen) hemen vajinanın girişinde bulunan ince dairesel doku parçasıdır. Himen de çeşitli anatomik şekillerde olabilir. Dudaklardan yukarıya doğru yer alan tüylü bölge mons pubis (Latince anlamı Venüs Tepesi) olarak adlandırılır. 

    Çeşitli cerrahi müdaheleler uygulanarak kadın genital bölge görüntüsünü değiştirmek mümkündür.Bazı müdaheleler sonrasında cinsel fonksiyonlarda da düzelme olmaktadır. 

    Estetik cerrahi müdahelelerin toplumda daha çok kabul görmeye başlaması ve kadınların toplumdaki yerinin değişmesiyle daha fazla sayıda kadın genital bölge estetik müdahalelerine ilgi duymaya başlamıştır.Bazı kadınlar ise genital bölgenin görüntüsü ya da şeklinin eşiyle mutlu bir cinsel hayat yaşamasına engel olduğunu düşünmektedir. 

    En sık başvurulan genital estetik müdahaleler vajinoplasti (vajina daraltma)ve labioplasti (dudak küçültme) operasyonlarıdır.Daha az sıklıkla mons pubis için liposuction, labium majus ya da minuslara yağ enjeksiyonu,klitoris etrafından doku çıkarılarak duyarlılığın artırılması,lazerle genital cilt yenileme ve kültürel nedenlerle yapılan himenoplasti( kızlık zarı dikilmesi) operasyonları uygulanmaktadır. 
     

    Labioplasti (İç Ve Dış Dudaklarla İlgili Cerrahi Teknikler)

    Labium minus küçültülmesi: 
    Çeşitli yöntemlerle labium minus (iç dudaklar) için yapılan küçültme operasyonudur. İç dudakların küçültülmesi estetik genital cerrahide en çok başvurulan müdahalelerden birisidir. Genellikle labiumların çok büyük, sarkık ya da estetik olarak hoş görünmediğini düşünen kadınlar bu operasyon için başvurur. Ayrıca labiumlar arasındaki büyüklük ya da görüntü farklılığının giderilmesi için de uygulanabilir. Bazı kadınlar ise dar giysilerin, bisiklete binme vb fiziksel aktivitenin ya da cinsel ilişkinin rahatsız edici olduğunu ifade eder. Genellikle lokal anestezi altında bile uygulanabilen oldukça basit bir prosedürdür. Çeşitli kesi yöntemleri kullanılabilir. Kesi yerinin iyi seçilmesi ameliyat sonrası ağrılı kontraktür oluşumunu engellemek için önemlidir. İki çeşit kesi yöntemi yaygın olarak kullanılır. Birinci yöntemde Y şeklinde bir kesi ile labium minus kenarında bulunan doku klitorise kadar çıkarılabilir. Özellikle labiumları daha uzun olan hastalar için tercih edilebilir. Labiumları daha kısa olan hastalar için ise V şeklinde bir kesi ile labiumun en geniş olduğu bölgeye kesi yapılarak doku çıkarılabilir. Her iki yöntemde de kendiliğinden eriyen dikiş materyali kullanılabilir. Genel anestezi, sedasyon ya da topikal anestezi sonrası lokal anestezi ile yapılabilir. Labioplasti, vajen girişinde normalden iri, geniş, kırışık ve sarkmış durumlarındaki genital iç dudakların kesilerek estetik olarak küçültülmesi ameliyatlarına verilen isimdir. 

    Jinekolog hekimler tarafından genital estetik ameliyatları içinde yer alan labioplasti ameliyatlarına “iç dudak estetiği” da denilebilmektedir. 

    Labioplasti ameliyatları, kişilerin istedikleri şekilde dış genital bölgeden memnun kalabilmeleri amacıyla yapılan vajen estetik ameliyatlar grubundadır. Labioplasti ameliyatlarının kozmetik amaçları haricinde işlevsel yararları da bulunmaktadır. 

    İç dudakların normalden iri ve geniş olması genelde doğuştan gelen bir durumdur. Özellikle ergenlik döneminde hormonal etki ile birlikte artmaktadır. Bu durumun aslında bir hastalık olmadığını, yalnızca kişiden kişiye değişen anatomik (yapısal) bir varyasyon olduğunu da söyleyebiliriz. 

    Diğer taraftan bazı kişilerde kronik tahriş olma (mantar enfeksiyonu, kaşıntı veya sürtünme gibi), ırsi (genetik) nedenlere bağlı olarak iç dudaklar normalden daha iri, geniş yüzeyli, kırışık ve sarkık olabilir. Hormonal nedenler arasında androjen hormonu alınması da labial hipertrofi sebebidir. 

    Dudakların çekilmesi ve yapılan doğumlar da iç dudaklarda sarkma ve genişlemelere neden olabilir. Ayrıca ilerleyen yaşlarda aynı tüm vücudumuzun cilt dokusunda olduğu gibi iç dudaklarda da sarkma, saçaklanma ve kırışıklıklar artabilir. Yine hormonal nedenlere bağlı genital iç dudaklarda renk koyulaşmaları ve esmerleşmeler de ortaya çıkabilir. 

    Bazı durumlarda ise doğuştan tek taraflı asimetri söz konusu olabilir (Labial asimetri). Labial asimetri durumlarında yapılan labiyoplasti operasyonları da son derece yüz güldürücüdür. Hastalarımızın bir kısmı iç dudaklarındaki büyümenin ergenlik döneminde ortaya çıktığını, bir kısmı da doğuştan beri hep var olduğunu bizlere iletmektedirler. 

    Tarafımıza başvuran hastalarımızdan çok az kısmında ise çocukken geçirilmiş trafik kazaları veya bisiklet kazaları gibi genital travmalar sonucunda iç dudaklar zarar görmüş olabilir. Bu hastalarda da cinsel estetik ameliyatlar oldukça yüz güldürücü olmaktadır. İç dudakları normalden geniş ve iri olan bayanlarda öncelikle özgüven eksiklikleri ve psikolojik olarak kendilerini partnerlerine karşı yetersiz hissetmeleri gibi sorunlar ortaya çıkar. 

    Doğal olarak güzel ve estetik görünmek her kadının hakkıdır. Cinsel organın şekilsizliği kişilerin sosyal ortamlarda rahat hissedememelerine, cinsel ilişkide kendilerini iyi hissetmedikleri için ilişkiden haz alamamalarına, ilişkide hazza değil kendi vucutlarındaki eksikliklere konsantre olmaya ve tüm bunların bir sonucu olarak da kolay arkadaşlıklar kuramamalarına neden olabilir. 

    Vajeni veya dış genitalyasından memnun olmayan pek çok genç kız veya kadın karşı cinsle sosyal arkadaşlıklardan bile kaçınabilmektedirler. Hatta, kliniğimize başvuran pek çok kişi bu probleminden ötürü evlenemediğini bile bize itiraf etmiştir. 

    Labial hipertrofi sorunu yaşayan bayanların pek çoğu sıkı pantolon, tayt ve bikini giymekten kaçınmaktadırlar, sosyal ortamlardan rahatsız olurlar. Kendilerini adeta “herkesin seyrettiği düşüncesi” onları son derece rahatsız eder. Bu durum plajlarda ve arkadaşlık ortamlarında çok daha da belirgindir. Bu sorunu yaşayan çoğu bayan hayatları boyu pantolon yerine etek giymeyi tercih ederler. 

    Diğer taraftan geniş, sarkık ve bol kıvrıntılı dudakların içlerinde enfeksiyon gelişme riski (vulvit ve vaginit) artmaktadır. Sık enfeksiyonlar vajen akıntılarına ve vajen bölgesinde hoş olmayan kokulara neden olabilmektedir. 

    Bazı bayanlar da iç dudakların sarkıklığından ötürü cinsel ilişkide penetrasyon (penisin vajene girmesi) sırasında gerilmeye bağlı ilişki sırasında acı çektiklerini söylemektedirler (disparonia). 

    Çok nadiren de olsa bazı bayanlar iç dudakların vajen girişini kapatmasından ötürü idrar yaparken zorlanma, ıkınarak idrar yapma ve idrarın bacaklara akması gibi şikayetlerde de bulunmaktadırlar. Hatta bu kişilerde idrar yolu enfeksiyonları ve sistit riskleri de artmaktadır. 

    İç dudakların normalden geniş ve uzun olması batılı kültürlerde can sıkıcı ve utanma sebebi olmasına rağmen, bazı kültürlerde bu durum oldukça hoş ve seksi bulunmaktadır. 

    Örneğin Japonya’da iç dudaklarda genişlik ve uzunlukla giden “kelebek görünüm” bir hayli çekicidir. Yine bazı Afrika ülkelerinde küçük yaşlardan itibaren genç kızların iç dudakları çekilerek uzatılmaya çalışılmaktadır. 

    Diğer taraftan Afrika kıtasında bazı müslüman ülkelerde “kadın sünneti” de bir hayli yaygın bie töredir (Mali, Mısır, Somali, Sudan gibi ülkelerde). 

    Vajen estetiği içinde yer alan labioplasti (labiaplasty) ameliyatları herşeyden önce kişilerde özgüven artışına neden olmaktadır. Genital estetik ameliyat sonrası kendilerini çok mutlu ve huzurlu hissetmektedirler. Bu durum hayata tüm bakışlarını bile olumlu yönde etkilemektedir. 

    Vajen estetik operasyonları ve labioplasti ameliyatı olan bayanlar partnerlerine karşı artık çok daha rahattırlar. Bu hastalar cinsel ilişkiye daha iyi konsantre olduklarınadan ötürü ilişkiden daha fazla haz almaktadırlar. Fazla dokuların çıkarılması kişideki özgüveni arttırdığı için uyarılma ve hazzı da olumlu yönde etkilemektedir. 

    Eğer önceden idrar yaparken zorlanma şikayetleri de ameliyattan sonra son bulacaktır. Genital estetik ameliyat sonrası sistit, idrar yolları enfeksiyonu, mantar enfeksiyonları ve genital enfeksiyonlar da daha nadir olarak görülmektedir. 

    Diğer taraftan bu bayanlar eskisene göre çok daha hür ve mutlu bir şekilde dar pantolon, bikini ve tayt giyebilecekler, sosyal ortamları paylaşabileceklerdir. Önceden doğum yapmamış kadınlar ve genç kızlar labiyoplasti olabilirler. Labiyoplasti ameliyatı gebelik için asla bir engel değildir. 

    Labioplasti operasyonu olan bayanlar ileride rahatlıkla normal doğum veya sezaryen ile doğum yapabilirler. Bakire yani daha önceden hiç cinsel ilişkiye girmemiş bayanlar labioplasti ameliyatı olabilirler. Labioplasti ameliyatları kızlık zarına (hymen) asla zarar vermez. 

    Labium Majus Küçültülmesi: 
    Dış dudakların küçültülmesi prosedürü genellikle daha nadir olarak başvurulan bir cerrahidir.Genellikle dar giysilerle veya mayo ile hastayı rahatsız ettiği için talep edilir.Wedge şeklinde doku çıkarılması ya da liposuction yoluyla dış dudaklar küçültülebilir. 

    Labium Majus Büyütülmesi: 
    Labiumlara Yağ enjeksiyonu labiumların daha genç ve dolgun görünmesi için yapılan estetik müdaheledir. Nadiren bu tür cerrahiye başvuran hastalar için , kalça ya da bacağa yapılan liposuction işlemi sırasında alınan yağ dokusu büyük dudakların içine düşük basınçlı bir sistem kullanılarak enjekte edilebilir. 
     

    Vajinoplasti

    Vajina (vagina, vajen) kadınlarda cinsel ilişkinin gerçekleştiği 8-10 cm uzunluğunda, adeta bir “akordion” gibi esneme özelliği bulunan bir kas dokusundan oluşan bir kanaldır. 

    Kadınlarda vajina aynı zamanda doğum kanalı ve rahimden gelen adet kanının dışarıya boşaldığı kanaldır. Ayrıca vajina içinden geçen idrar kanalı (üretra) kadınlarda işeme fonksiyonunu sağlar. 

    Vajinanın sınırları iç genitalya ile dış genitalyayı ayıran kızlık zarı ile başlar, rahim ağzı organının olduğu alanda sonlanır. Vajina “vagina” veya “vajen” (vagen) olarak da ifade edilebilmektedir. 

    Vajinanın yaş, doğumlar, jinekolojik müdahaleler, kürtajlar ve sık cinsel ilişkiler sonucunda sıkılığı ve darlığı zaman içinde azalabilir. 

    Doğum ya da yıllara bağlı olarak vajinanın gevşediğini düşünen kadınlar genellikle bu operasyon için adaydır. Buna bağlı olarak cinsel ilişkinin kendisi ya da eşi için daha az tatmin edici olduğunu ifade eden kadınlar vardır.İki farklı yöntemle yapılabilir.Birinci yöntemde vajina girişine dikiş konulur. İkinci yöntemde ise vajina arka duvarındaki kaslar sıkılaştırılarak ve vajina mukozasından parça çıkarılarak daraltma işlemi gerçekleştirilir.İlk prosedür genellikle çok etkili olmadığı için önerilmez. Vajinoplastiye ihtiyaç duyan kadınların bir kısmında doğum sonrası gelişmiş olan idrar ya da dışkı kaçırma sorunları da bulunabilmektedir. Bu durumda eş zamanlı olarak bu sorunların da basit cerrahi müdahele ile düzeltilmesi mümkündür. Genel anestezi altında yapılması tercih edilen basit bir cerrahi prosedürdür. 

    Bazı kişilerde yapısal olarak vajina normalden çok daha geniş olabilir. 20 yaşında olmasına ve daha önceden hiç doğum yapmamasına rağmen geniş vajinası nedeniyle vajina daraltıcı ameliyat olan hastalarımız olmuştur. Bu durum ‘Wide and smooth vagina’ (geniş ve yumuşak vajina) ismi ile bilinmektedir. Vajina sıkılığının azalması doğum yapmamış kişilerde dahi cinsel ilişki sırasında boşluk hissi, vajinadan gaz çıkışı ve duyarsızlaşmaya neden olabilmektedir. Özetle bu tür operasyonlar daha önceden doğum yapmamış kişilere dahi uygulanabilir. 

    Vajina sıkılığının azalması, gevşemesi, esnekliğinin azalması cinsel tatminsizliği, hem kadın hem de erkekte cinsel ilişki sırasında duyarlılık ve his kaybını beraberinde getirmektedir. His kaybı da orgazm olamama sorununu ortaya çıkartabilir. 

    Genişlemiş vajinaya yeniden sıkılık vermek için yapılan ameliyatlara “vajinal daraltma ameliyatları” (vajina sıkılaştırma, vajinoplasti veya vajen daraltıcı operasyon) isimleri verilir. 

    Vajinal daraltma ameliyatları, vajina estetiği ameliyatları kapsamında ele alınmaktadır. 

    Vajina daraltma ameliyatları; vajina daraltıcı ameliyatlar, vajen daraltma ameliyatları, vajina yenileme ameliyatları, vajen gençleştirme ameliyatı, vagina daraltma operasyonu, vajen düzeltme ameliyatları, vajina sıkılaştırma (sıkılaştırıcı) ameliyatlar, vajina düzeltme (düzeltici) ameliyatlar gibi değişik isimlerle de anılmakta olup ideal “vajina darlığı” için yapılmaktadır. 

    Vajina daraltıcı ameliyatlar İngilizce’de “surgical vaginal rejuvenation” veya “vagina tightening surgery” olarak geçen cinsel estetik operasyonları arasında bulunmaktadır. 

    Vajina sıkılaştırma operasyonları vajinoplasti (vaginoplasti) ameliyatları olarak da bilinmekle birlikte aslında bu tabir doğru değildir. Çünkü vaginoplasti (vajinoplasti) “vajina oluşturma” anlamına gelmektedir. 

    Vajinoplasti ameliyatları; vajinası kör şekilde sonlanan (Rokitansky Meier Küstner Hauser Sendromu) veya vajinanın doğuştan gelen yapısal (anatomik) problemlerinde yani vajina darlığı durumunda tercih edilen bir ameliyat çeşididir. 

    Halbuki vajina daraltıcı ameliyatlarda vajina oluşturmaktan çok vajinayı yenileme ve sıkılaştırma amaçlanmaktadır. Bu bölümde de sık kullanımından ötürü vajen daraltma operasyonları ile vajinoplasti eş anlamda kullanılmıştır. 

    Vajinoplasti İngilizce’de “vaginoplasty” olarak geçmektedir. Vaginoplasty operasyonları özellikle yurt dışında da büyük ilgi gören cinsel estetik ameliyatları arasındadır. 

    Neovajinoplasti (neovaginoplasty), “yeni vajina oluşturmak” için yapılan ameliyatlardır. 

    Açmamız gerekirse neovajinoplasti , erkek cinsiyetinden kadın cinsiyetine geçiş için yapılan cinsiyet değiştirme (transseksüalite) ameliyatlarında kişiye “yeni bir vajina oluşturmak” amacıyla yapılan işleme verilen isimdir. 

    Vajinoplasti- Perinoplasti ameliyatı olan hastaların % 85’i ameliyat öncesindeki cinsel hayatlarını “yetersiz ve kalitesiz” olarak tarif etmektedirler. Yapılan bir çalışmada bu hastaların % 93’ü ameliyat sonrasındaki cinsel hayatlarının belirgin veya orta düzeyde düzeldiğini ifade etmişlerdir. Vajina daraltıcı ve vajina sıkılaştırıcı ameliyatları esas itibari ile gevşek ve genişlemiş vajinayı sıkılaştırmak, vajina darlığını sağlamak, gerginliğini arttırmak ve bu şekilde hem kadında hem de erkekte cinsel ilişki sırasında hazzı arttırmak amaçları ile yapılmaktadır. 

    Vajinanın sıkılaşması hem kadında hem de erkekte ilişki sırasında duyarlılık hissini arttırarak cinsel hazzı olumlu yönde etkilemektedir. Yapılan bir çalışmada ameliyat sonrasında seksüel partnerin tatmini % 83 olarak bildirilmiştir. Yani, sıkı bir vagina ilişki sırasında kadına olduğu kadar erkek partnere de keyif vermektedir. 

    Gevşemiş, esnemiş, deforme olmuş ve bollaşmış vagina içinden ilişki sırasında seslerin gelmesi çiftlerdekonsantrasyonun bozulmasına da neden olabilmektedir. Vajen daraltma ameliyatı sonrasında vaginadan gelen bu tuhaf sesler de kaybolmaktadır. 

    Vajen darlığı için yapılan ameliyatlar sırasında hastada idrar torbası sarkması (sistosel), idrar kaçırma problemi ve barsak sarkması (rektosel) problemleri de varsa aynı seansta bu sorunlar da düzeltilebilir. Kötü iyileşmiş ve iz bırakmış doğum izleri (epizyotomi skarları) de vajen darlığı ameliyatı sırasında çıkartılarak estetik olarak daha iyi bir görünüm sağlanabilir. 

    Doğum sonrasında kötü atılan dikişler, doğum dikişlerinin tutmaması, iltihap kapması veya evde doğum yapma gibi nedenlerle vagina dokusunun hasar görüp düzensiz iyileşmesi sonucunda “perine” adı verilen dış genital alanda izler (epizyo skarları, nedbeler) oluşabilir. 

    Vajina ve dış genitalya (vulva) üzerindeki düzensiz nedbeler zaman içinde cinsel ilişkide ağrı (disparoni) şikayetleri yapabilir. Kliniğimizde, vajen daraltma ameliyatları ile eş zamanlı olarak bu epizyo (doğum kesisi) izleri de çıkartılabilmektedir. 

    Daha önce bartholin absesi, vajinal kist ameliyatları geçirmiş olan kişilerde vajinanın görünümü bozulabilir. Bu konularda da yapılan vajinal estetik ameliyatları ve vajen daraltıcı operasyonlar ile kişilere güzel bir genital estetik görünüm kazandırılabilir. 

    Estetik açıdan güzel görünümlü bir vajina kadınlarda kendilerine olan güvenleri arttırmakta ve cinsel açıdan tatmini, orgazm olmayı kolaylaştırmaktadır. Ayrıca cinsel ilişki sırasında erkek eşin iyi bir şekilde tatmin olması evlilikleri ve beraberlikleri güçlendirmektedir. 

    Cinsel açıdan kötü görünen bir vajina kadında kabusa dönüşebilir; bu şeklide kadınlarda depresyon, öz güvensizlik, cinsel tatminsizlik, eşinden utanma, cinsel ilişkiden kaçınma ve cinsel isteksizlik gibi sorunlara yol açabilir. 

    Özetle vajina sıkılaştırıcı ve vajina yenileme ameliyatları hem cinsel fonksiyon hem de estetik görünümaçısından kişilerde ve eşlerde memnuniyet verici olmaktadır. 

    Vajina yenileme operasyonları deneyimli kişiler tarafından yapıldığında oldukça rahat tolere edilebilen, ağrısız ve riskleri son derece az olan ameliyatlar grubundadır. 

    Vajinoplasti, labioplasti gibi vajen daraltma ve vajina estetik ameliyatlarından 3 gün sonra işinizedönmenizde bir sakınca olmamaktadır. 

    Vajinoplasti (vajina daraltma) gibi vajina estetik ameliyatlarından bir gün sonra ılık suyla banyo yapmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. 

    Vajen estetiği ameliyatı sonrasında hastalarımızda ciddi bir ağrı olmamaktadır. Verdiğimiz ağrı kesici ilaçlar ile birkaç gün süren hafif ağrı, şişlik (ödem) ve hafif lekelenme tarzı kanamanın olması ise normaldir. 

    Vajinoplasti, labioplasti gibi vajina estetik ameliyatlarından 1-1.5 ay sonra cinsel ilişkide bulunmanızda bir sakınca olmamaktadır. Yine, bir ay sonra havuz veya denizde yüzmenizde de bir sakınca olmamaktadır. Kliniğimizde ameliyat sonrası yapmanız gerekenler liste olarak size verilecektir. 

    Vajinal daraltıcı ameliyat sonrasında 15 -20 gün sonra dikişleriniz kendiliğinden dökülecektir. Kliniğimizde yapılan ameliyatlar sonrasında dikiş aldırmanıza gerek bulunmamaktadır. Bir ay sonrasında da dikişleriniz hiç ameliyat olmamış gibi iyileşecektir. 

    Ameliyattan 1-1.5 ay sonra bile değil partneriniz tarafından, bir jinekolog tarafından muayene dahi edilseniz bu tür bir ameliyat geçirdiğiniz siz söylemedikçe anlaşılmayacaktır. 

    Vajen estetiği sonrasında normal doğum yapmadığınız sürece yeniden bir vajinal genişlemeniz olmayacaktır. Vajen estetiği sonrası sezaryen ile doğum yapan kişilerde ise vajinal genişleme sorunu olmamaktadır. Vajinoplasti (vajen daraltma) ameliyatı veya labioplasti ameliyatı olmanız ileride normal doğum yapmanızı engellemez. 

    Ancak vajinal daraltma ameliyatı sonrasında normal doğum yaptığınız takdirde vajinanız yeniden genişleyecektir. Sezaryen olmanız halinde ise yeniden genişleme olmaz. Elastikiyeti azalabilir ve bu durum da cinsel ilişkide hazzı olumsuz etkileyebilir. 

    Bu nedenle vajina sıkılaştırıcı ameliyatlar doğum yapmamışlarda da uygulanabilmektedir. Her ameliyatta olduğu gibi ameliyat başarısındaki en önemli unsur ameliyatı gerçekleştiren jinekoloğun cerrahi tecrübe ve bilgisidir. 

    Ayrıca ortamın hijyenliği, ekipmanın yeterliliği ve modernizasyonu da son derece önemlidir. Vajina yenileme operasyonları hastane haricinde muayenehane ve klinik ortamında dahi yapılabilmektedir. Vajina daraltma egzersizleri adı altında ve vajinayı daraltıcı bir egzersiz bulunmamakla birlikte, vajina kaslarını güçlendiren, vajinanın kas tonusunu arttıran “kegel egzersizleri” kadınlarda oldukça yararlar sağlayabilmektedir. 

    Kegel egzersizleri hafif düzeyde geniş vajinası olan kadınların tercih edebileceği egzersizlerdendir. Ayrıca 50 yaşından sonra kadınlarda ortaya çıkan idrar kaçırma problemlerini de önlemek açısından kegel egzersizi yapılmasını hastalarımıza önermekteyiz. Kegel egzersizleri vajina sıkılaştıran egzersizlerdir. 
     

    G Noktası Büyütme

    Cinsel ilişki sırasında vajinal orgazmı sağlayan g noktası cerrahi olmayan, basit bir kollajen enjeksiyonu ile artık büyütülebiliyor. Bu şekilde hem cinsel ilişki daha tatminkar olmakta hem de orgazm olma daha kolay bir hale gelmektedir. 

    Özellikle Habertürk Gazetesinde yayınlanan röportajımız sonrasında G shot işlemi daha da ilgi duyulan bir işlem haline gelmiştir. G noktasının belirginleşmesi ve cinsel ilişki sırasında duyarlılığın arttırılması amacıyla uygulanılan G noktası büyütme işlemi “G shot” ve “G shot amplification”, “G spot amplification” isimleri ile de bilinmektedir. 

    Bu bölümde orgasm olma, klitoris ile klitoral orgasm, g noktası ile vajinal (coital) orgasm ve g noktası büyütücü işlemler ile ilgili güncel bilgiler bulunmaktadır. 

    Aslında her iki organın verdiği haz ve orgazm hisleri birbirinden oldukça farklıdır. Klitoris daha çok dış kısımda yer alan ve yüzeyel temas ile orgasmı sağlayan erojen bölgedir. 

    G noktası, ilk kez 1950 yılında Alman Jinekolog Dr. Ernest Grafenberg tarafından tanımlanmış olan diğer bir erojen bölgedir. Herhalde Dr. Ernest Grafenberg (1981-1957) bilimsel makalesinde bu bölgeyi ilk kez tarif ederken bu bölgeye kendi isminin baş harfinin verileceğinden habersizdi. Çünkü bu bölge, Dr. Grafenberg öldükten sonra “G noktası” adı ile anılmaya başlandı; bu sayede pek çok basın yayın kuruluşları tarafından konu biraz da abartılarak ayyuka çıkarıldı ve mizah konusu oldu. 

    G noktası İngilizcede “G spot” olarak geçmektedir. 

    G noktası vajina içinde, üst duvarda, idrar kanalının hemen altında yer alan elle dokunmakla belirgin hale gelen erojen bir bölgedir. Bu bölgede erkekteki prostat bezine karşılık gelen ve vajina içinde salgı üreten “skene bezleri”nin toplu (kümeleşmiş) şekilde yerleşmesinden oluşmaktadır. Bu nedenle G noktasını bir organdan çok bir anatomik bölge olarak görmek daha doğru olacaktır. 

    G noktası vajina içinde yer aldığından ötürü daha çok vajinal orgazmı sağlayan ana yapıdır. Vajinal orgazma “koital orgazm” (coital orgasm) veya “ilişki sırasında oluşan orgazm” isimleri de verilmektedir. 

    Bazı bayanlar dışarıdan elle masturbasyon yolu ile veya sürtünerek orgazm olabilmelerine rağmen vajinal (koital) yoldan orgazmı yaşayamamaktan yakınırlar. İlişki sırasında (penis vajina içindeyken) orgazm olamama kişilerde güvensizlik duygusuna, mutsuzluklara, depresyona ve dönem dönem öfke patlamalarına neden olabilir. 

    Maalesef ülkemizde dahi pek çok bayan partnerine karşı “orgazm taklidi” yaparak durumu kurtarmaya çalışsa da zaman içinde bu durum ciddi sıkıntılara, ilişki problemlerine ve cinsel arzularda azalmalara sebep olabilmektedir. G noktası günümüzde artık büyütülebilmektedir. 

    Vajina orgazmı sağlayan G noktası (g spot) günümüzde basit bir işlem ile büyütülebilmektedir. G shot adı verilen bu işlemin amacı ilişki sırasındaki orgazmın rahat bir şekilde sağlanabilmesidir. 

    G noktası büyütme işlemi ilk defa ABD’li bir jinekolog olan Dr. David Louis Matlock tarafından uygulanmış ve daha sonra bu uygulama dünyadaki pek çok yerde yaygın hale gelmiştir. 

    G noktası büyütülmesi işlemi, G noktası olarak bilinen bölgeye kolajen enjeksiyonundan ibarettir. Bu işlem “G shot”, “G spot amplification” veya “G spot augmentation” olarak geçmektedir. 

    G shot için en sık olarak uygulanılan kolajenler arasında “hyaluronik asid” bulunmaktadır. Bazı cerrahlar bu bölgeye yağ enjeksiyonu ile g noktası büyütme işlemi de yapmaktadır. G shot işlemi birkaç dakika kadar süren oldukça basit, cerrahi olmayan, ancak mutlaka deneyim gerektiren bir uygulamadır. Kliniğimizde yaptığımız işlemler genelde lokal anestezi eşliğinde (bölgesel uyuşturma) ile olur. Bu nedenle işlem günü aç karınla gelmenize de gerek yoktur. İşlem sırasında ve sonrasında hastalarımız hiçbir şekilde ağrı hissetmez. 

    Aynı gün içinde işlemden 6 saat kadar sonra cinsel ilişkiye girmenizde bir sakınca bulunmamaktadır. 

    Eğer şehir dışından gelecekseniz, işlemden hemen sonra yola çıkmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. İstirahate de gerek yoktur. 
     

    Mons Pubis için Küçültme ya da Liposuction

    Mons için liposuction işlemi,tek başına ya da kalça ve karın bölgesi için yapılan liposuction işlemi sırasında uygulanabilir.Lokal anestezi altında uygulanması mümkündür.Mons pubis bölgesine estetik amaçlı uygulanan bir cerrahidir.Cilt sarkması bulunmayan hastalarda tercih edilebilir. Ayrıca hızlı kilo kaybı nedeniyle mons bölgesinde cilt sarkması bulunan hastalara wedge şeklinde doku çıkarılarak müdahele edilebilir. 
     

    Hoodectomy

    Klitoris cinsel ilişki sırasında “aynı erkeğin penisi gibi” içi kanla dolarak şişer. Klitoris içeriğindeki sinir yoğunluğundan dolayı oldukça hassastır ve kadınlarda orgazmı sağlayan ana organdır. Klitorisin kanlanımının artışı ile oluşan orgazma “klitoral orgazm” adı verilir. 

    Bu cerrahi ile klitoris etrafındaki cilt katmanlarının çıkarılarak, klitorisin daha duyarlı hale getirilmesi ve böylece, cinsel uyarılmanın daha fazla olması amaçlanmaktadır.Ayrıca klitoris görüntüsünün düzeltilmesi için de uygulanabilir. Bu tür cerrahide mümkün olduğu kadar klitorisin uzağında kalınarak klitoris çevresinde skar oluşumu engellenmelidir. 
     

    Himenoplasti

    Kültürel ya da dini nedenlerle, bütünlüğü bozulmuş olan kızlık zarına yapılan cerrahi müdaheledir.Bu hastaların bir kısmını çocukluk ya da genç kızlık döneminde cinsel saldırıya uğramış olanlar oluşturur.Hastaların bu kararı vermesi genellikle evlilik öncesi döneme rastlar.Ancak evlilik öncesi dönemi beklemeden kalıcı olarak kızlık zarının eski bütünlüğüne kavuşturulması basit bir cerrahi prosedür ile mümkündür.(Bu konu ile ilgili detaylı bilgiye Kızlık Zarı başlığından ulaşabilirsiniz).

  • KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    İstem dışı idrar yapma kadınların yaşadıkları en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma kadının günlük hayatına büyük sıkıntılar getirmektedir. Çalışma hayatını olumsuz etkileyen bu olay kadının cinsel hayatına dahi olumsuz olarak yansımaktadır. İdrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında gebelik ve doğum, ileri yaş, şişmanlık, kronik solunum yolu hastalıkları vb. sayılabilir. Özellikle iri bebek doğurma (4000 gr. üzerinde bebek doğurma), forseps ve vakum yardımıyla yapılan doğumlar ve doğum sayısının fazla olması idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Yukarıdaki risk faktörleri yalnızca idrar kaçırmaya değil, aynı zamanda kadın genital organlarında değişik derecelerde sarkmalara da neden olabilmektedir. İdrar kaçırma yakınması orta ve ileri düzeyde olan kadınlar, sürekli ped kullanmak zorunda kalırlar. Sosyal ve çalışma hayatlarını bu yakınmaya göre düzenlemeye çalışırlar. Uzun süreli seyahatlere çıkmamaya, alıştıkları sınırlı ortamları değiştirmemeye özen gösterirler. Çünkü alışık oldukları ortamlarda bu sorunla yaşayabilecek uyumu gerçekleştirmişlerdir. Kadınlarda ortalama % 20-25 oranında görüldüğü tahmin edilen idrar kaçırma yakınması, maalesef çoğu zaman hekime başvurmak için bir neden oluşturmamaktadır. Kadınların çoğunluğu bu yakınma için hekime başvurmamakta, bazıları utanma nedeniyle, bazıları da yaş ve doğumların doğal sonucu olarak kabul ettiklerinden bu problemle yaşamaya çalışmaktadırlar.

    Oysa günümüz tıbbında idrar kaçırma problemiyle ilgili gerek teşhis koyma gerekse de tedavi yöntemleri olarak önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerine çeşitli nedenlerle başvuran kadınlara bu yakınma özellikle sorulmalıdır. Çok farklı nedenlerle ve farklı çeşitte oluşan idrar kaçırma durumunda öncelikle olayın nedeni ve hangi tür idrar kaçırma olduğu tespit edilmelidir. Bunun için hastaya çeşitli muayene yöntemleri ve testler uygulanır. Başlıca idrar kaçırma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncını arttırıcı nedenlerle oluşan idrar kaçırma: İdrar kesesinin tabanı ve alt idrar yollarında çeşitli nedenlerle oluşan yapısal değişiklikler en önemli sebeptir. 
    2- Ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırma: İstemsiz idrar kaçırma ani ve aşırı bir idrar yapma isteği ile birliktedir. İdrar kesesinin kontrolsüz kasılmaları ve bazı nörolojik hastalıklara bağlı oluşabilir.
    3- Karışık tür idrar kaçırma: Yukarıdaki iki tür idrar kaçırma probleminin her ikisinin de özelliklerini taşır.
    4- Taşma tarzında idrar kaçırma: İdrar kesesinde aşırı idrar birikmesi sonucu meydana gelen idrar kaçışıdır. Burada az miktarda idrar kaçışı söz konusudur. Başlıca sebepler; idrar kesesinin çıkış kısmında daralma, genital organ sarkmaları, B12 vitamin eksikliği, bazı nörolojik hastalıklar olarak sayılabilir.
    5- Fonksiyonel idrar kaçırma: Kadındaki zihinsel ve fiziksel fonksiyonların kronik bozukluğu sonucu oluşan idrar kaçırma şeklidir. Diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile tanı konulabilir. Ağır bunama ve ağır depresyon başlıca nedenler arasında sayılabilir. Bu tip idrar kaçırmalar hastanın fonksiyonel durumu, eşlik eden hastalıkların tedavisi ve çevresel şartların değişmesi ile tedavi edilebilir veya kısmi olarak iyileşebilir.
    6- Doğumsal problemlere bağlı idrar kaçırma: Doğumsal anomalilere bağlı olarak oluşan idrar kaçırma şeklidir.
    7 -İdrar yolları ile başka organlar arasında sonradan oluşmuş kanallara bağlı idrar kaçırma: Fistül denilen bu kanallar bazı ameliyatlar, zor doğumlar sonucu gelişebilir.
    8- Geçici idrar kaçırma: Alt idrar yollarını etkileyen enfeksiyonlar bu tür idrar kaçırmalara yol açabilir.

    Yukarıda bahsedilen idrar kaçırma tiplerinin herbirisinde tedavi yöntemi farklıdır. Bütün idrar kaçırma durumlarında ameliyat tavsiye edilmez. Bazılarında çeşitli egzersizler, bazılarında ilaçlar, bazılarında da yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temel unsurunu oluşturur. Ameliyatın gerekli olduğu idrar kaçırma olgularında uygulanabilecek çeşitli ameliyat yöntemleri vardır. Son yıllarda uygulanan bazı ameliyat yöntemleri hem kısa süreli, hem hastayı uzun süre yatağa bağlamayan hem de başarı oranları % 85 gibi yüksek oranlardadır.

    YANLIŞ BİLİNENLER
    1-) İdrar kaçırma doğumlara bağlı sarkmalar nedeniyle oluşur.
    YANLIŞ. İdrar kaçırmanın birçok nedeni vardır. Hiç doğum yapmamış kadınlarda da görülebilir.
    2-) İdrar kaçırmanın tedavisi çok zordur. Kadın bununla yaşamasını öğrenmelidir.
    YANLIŞ. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma durumlarında önemli olan nedeni ortaya çıkarmaktır. Nedene bağlı tedavinin başarı şansı yüksektir.
    3-) İdrar kaçırma sadece kadının yaşam kalitesini etkiler.
    YANLIŞ. İleri düzeyde idrar kaçırma sadece yaşam kalitesini değil, iş başarısını ve hatta cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir.

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vaginal akıntı kadınların yaşamları boyunca en sık karşılaştığı yakınmalardan birisidir. Kadın doğum polikliniklerindeki hasta başvurularında birinci sırayı oluşturur. Vaginal akıntı yakınmasında genellikle altta bir hastalık söz konusu iken, bazen fizyolojik dediğimiz normal akıntılar da kadınların hekimlere başvurmasına yol açabilir. Yani, her akıntı mutlaka bir hastalığı işaret etmeyebilir. Adet döngüsünün belli dönemlerinde, şeffaf, kokusuz, herhangi bir yakınmaya yol açmayan akıntı doğaldır, bir hastalığa işaret etmez. Bu tür akıntılar hormonların etkisiyle oluşur ve kendiliğinden geçer. Bu tür akıntılar için hekime başvurmaya gerek yoktur.

    Vaginal akıntıda miktar, akıntının öneminde rol oynamaz. Bazen tamamen normal bir akıntının miktarı fazla olup, kişiyi rahatsız edebilir. Vaginal akıntı renkli (sarı, yeşil), kokulu, beyaz peynir parçaları şeklinde ise, yanma, kaşıntı ve cinsel ilişkide rahatsızlığa yol açıyorsa altta bir patojen etken söz konusudur. Eğer akıntı kanlı, et suyu renginde ise akla kadın organları kanserleri gelmelidir.
    Vaginal akıntıda ilk akla gelen etken enfeksiyon oluşturan mikroplardır. Daha az oranda rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanallarının kanserleri akla gelmelidir.

    Akıntının özellikleri (rengi, kokusu ve yoğunluğu) bize hastalığın nedeni hakkında yaklaşık bir bilgi verebilir. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda yeşil-gri, köpüklü bir akıntı, şiddetli yanma kaşıntı varken, gardnerella vaginalis enfeksiyonunda kötü (bozuk balık kokusu) kokulu ve gri-beyaz renkli bir akıntı vardır. Mantar enfeksiyonlarında ise beyaz peynir parçaları şeklinde bir akıntı, yoğun yanma ve kaşıntı şikayeti vardır. Yumurtalık kanallarının kanserinde et suyu renkli bir akıntı ve alt karın ağrısı, rahim kanserinde ise menopoz sonrası kanama veya adet dışı kanama şeklinde kendini belli eder. Rahim ağzı kanserinde ilişki sonrası kanama veya kanlı akıntı vardır, hastalığın ileri dönemlerinde bu kanlı akıntı kötü kokulu hale döner. Yani akıntıdaki kötü koku mutlaka bir patolojiyi ifade eder.

    Bakteri ve mantarlarla oluşan akıntıların hepsinde kadınla birlikte eş tedavisi gerekmez. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda eş tedavisi de gerekirken, mantar enfeksiyonlarında genellikle eş tedavisi gerekmez.

    Akıntı ile birlikte kasık ağrısı ve ateş yüksekliğinin olması iç genital organlarda da enfeksiyon şüphesi uyandırır. Bu durum derhal ciddi bir tedavinin başlanmasını gerektiren sağlık sorunudur. Yine kanlı akıntının kötü kokulu olması rahim ağzı kanserini akla getirmelidir. Buradaki kötü koku dokuların harabiyeti nedeniyledir. Kanlı akıntı ile birlikte alt karın ağrısının olması kadın organ kanserlerini akla getirmeli ve derhal uzman doktora başvurulmalıdır.

    Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi aslında akıntı birçok hastalığı teşhis etmemizi sağlayan bir belirtidir. Bu nedenle beyaz, şeffaf, kokusuz akıntılar dışındaki bütün akıntılarda derhal bir hekime başvurmalı ve gerekli tedavileri uygulamalıyız.

  • Kadın Hastalıkları ..

    Kadın Hastalıkları ..

    Ülkemizde En Sık Görülen Kadın Hastalıkları
    Maalesef ülkemizde kadınların pek çoğu, Kadın Hastalıkları konusunda bilinçli davranmıyor ve bu anlamda kendilerine yeterli özeni göstermiyorlar. Üstelik pek çok kadın jinekoloğa gitmekten de fazla hoşlanmıyor. 

    – Kadın hastalıkları arasında, ülkemizde hangi hastalıklar daha sık görülmektedir?
    Kadın Hastalıkları arasında, hem ülkemizde hem de dünyada en sık kanama bozuklukları ve akıntılı hastalıklar görülmektedir. 

    – Kadın sağlığı açısından, jinekolojik muayenenin önemi nedir? Kadınlar hangi aralıklarda muayene olmalıdır?
    Periyodik jinekolojik muayenenin önemi çok büyüktür. Çünkü jinekolojik muayene sırasında hasta çeşitli açılardan kontrol edilir. Bu muayenede, hastada bir enfeksiyon, rahimde bir polip ya da miyom varsa tespit edilir, ayrıca yumurtalıklardaki iyi ve kötü huylu kistler ve tümörler belirlenir. Düzenli jinekolojik kontrollerin yanısıra, 40 yaşından itibaren her hadın memografi yaptırmalıdır. Çünkü meme kanseri erken teşhis ile korkulu rüya olmaktan çıkabilir. Özel durumlar dışında, yılda bir kez muayene ve smear testi yeterlidir. 

    – Jinekolojik hastalıkları önleme açısından hijyenin önemi nedir? Hijyen konusunda öncelikle nelere dikkat etmek gerekir?
    Sağlık açısından hijyen elbette çok önemli. Kadınlar özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olmalılar, mümkün olduğunca fiziki temasta bulunmamaya çalışmalılar. Bunun yanısıra cinsel ilişki esnasında da hijyen ön koşul. Özellikle tek eşlilik dışı durumlarda prezervatif kullanmak, hem kadın hem erkek sağlığı için çok önemli. Bazı kadınlar, cinsel ilişki sonrasında önlem olarak vajinanın içerisini yıkar. Oysa bu fayda yerine zarar getirmektedir. Vajinanın içi mekanik olarak temizlenmemelidir.

    – Regl dönemlerinin düzensiz olmasının sebepleri nelerdir? Düzenli olması için neler yapılmalıdır?
    Adet dönemlerinin düzensizliği, hormonal sorunlardan ya da miyom, polip veya yumurtalık kislerinden meydana gelebilir. Kişi aşırı zayıf ya da aşırı kiloluysa, bu da adet düzensizliğine yol açabilir. Böyle bir durum söz konusuysa, kilo problemi hemen çözülmelidir. Ayrıca tiroid, prokistik over ya da prolaktin fazlalığı gibi hormonal nedenler de adet düzensizliklerine neden olur. Bu sorunlar söz konusu ise, öncelikle bunların tedavisine yönelinmelidir. 

    – Peki ara kanamalar tehlikeli midir?
    Ara kanamalar iki grupta incelenmelidir; doğurganlık çağı kanamaları ve menapoz sonrası kanamalar… Menopoz sonrası kanamalar çok önemlidir ve ciddiye alınarak bir hekime başvurmak gerekir. 35 – 40 yaşlarına kadar olan kanama bozuklukları, bir kez olduğunda çok panik yapmaya gerek yok. Fakat bir aydan daha fazla tekrarlıyorsa, yine hekime görünmek gerekiyor. 35-40 yaş ve sonrası ara kanamalar da mutlaka hekime başvurmayı gerektirir.

    – Ara kanamalar hangi hastalıkların belirtisidir?
    Rahim kanserinin en erken belirtisi ara kanamalardır. Kanamayı uyarı kabul edip, hekime başvuran bir kadın, rahim içi kanseri gelişmeden veya çok erken evresinde yakalanmasını sağlar ve tedavi şansı ile bu hastalıktan kurtulur. Erken teşhis tamamen kurtulma şansı demektir. Kanamaları ciddiye almayıp hekime geç gidilirse, yapılacak tedavi yaşamı kurtarmak değil, ancak uzatmak için olacaktır.

    – Hem anne hem de çocuk sağlığı açısından iki doğum arasında ne kadar süre olmalıdır?
    Gebelik süreci kadınlarda çok ciddi hormonal, ruhsal, fiziksel immünolojik (bağışıklık sistemi ile ilgili) değişikliklere yol açmaktadır. Dolayısıyla bu muazzam değişikliklerin eski haline ve gebelik öncesi durumuna dönebilmesi için, gebelikler arasında 2 yıl kadar bir süre geçmelidir. 

    – Hangi hastalıklarda muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekir? Erkekler bu konuda biraz tutucu. Onlara önerileriniz nelerdir?
    Enfeksiyon hastalıklarında muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekiyor, çünkü bu tür hastalıklarda, her iki kişiye tedavi veriliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ve kısırlık tedavisinde de yine eşler kontrole birlikte gitmelidir. Bunların yanısıra, gebelik takiplerinde de, erkeğin eşinin yanında olması, kadına psikolojik destek sağlaması ve motivasyon açısından önemlidir.

  • GEBELİKTE ZAMANLAMA

    GEBELİKTE ZAMANLAMA

    1-Gebeliğe karar veren kadın ne yapmalıdır?
    Günümüzde kadınların eğitim ve kariyerle ilgili hedef ve beklentileri oldukça ilerlediği için evlilik yaşı artmakta ve planlanan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu nedenle çocukla ilgili planlamaları doğru zamanda yapmak çok önemlidir. Gebelik planlayan kadın gebe kalmadan önce mutlaka jinekolojik muayeneden geçmeli, meme muayenesi ve smear testi yapılmalı ve gebelikten 2-3 ay önce folik asit kullanmaya başlamalıdır. Jinekolojik muayene ile gebeliği engelleyebilecek veya gebelik sırasında ciddi sorunlara yol açabilecek myom, polip, kist gibi problemlerin varlığı açığa çıkartılır. Gerekirse bu problemlerin tedavisi yoluna gidilir. Meme muayenesi önemlidir. Çünkü gerek gebeliğin ileri aylarında, gerekse emzirme döneminde göğüslerdeki değişikliklerden dolayı memede ortaya çıkacak kitleleri doğru değerlendirmek pek kolay değildir. Smear testi ile rahim ağzında hücresel değişiklik veya kanser öncüsü değişiklerin tespiti ve uygun tedavisi mümkündür. Oysa gebelik sırasında tespit edilecek bu tür problemlerin tedavisi, gebelikte bazı ciddi sorunlara yol açabilir. Gebelikten 2-3 ay önce kullanılmaya başlanan folik asit, bebekte oluşabilecek beyin-omurilik sistemi anomalilerinin önemli ölçüde azalmasını sağlayacaktır. Jinekolojik muayene sırasına kadının önceden bilinen hastalıkları varsa, bunlar da değerlendirilmeli ve gerekirse ilgili uzmanlık dallarından değerlendirme istenmelidir. Gebelik öncesinde kadının fazla kilolarından kurtulması da çok önemlidir. Böylece kadın, gebeliğin vücudunda oluşturabileceği olumsuz fiziksel etkilerden korunabilir.

    2- Doğru zamanlama ve en uygun yaş nedir?
    Her şeyden önce kadının kendisini gebeliğe ve anneliğe hazır hissetmesi gereklidir. 20-35 yaş aralığını en uygun doğurganlık yaşı olarak söyleyebiliriz.

    3- Erken ve ileri yaş gebeliklerle ilgili problemleri değerlendirirecek olursak ..
    Hem erken yaş (19 yaş altı) hem de ileri yaş (35 üzeri) gebelikleri çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir.
    Adölesan dediğimiz erken yaş (19 yaş altı) gebeliklerinin çoğunluğu plansız gebeliklerdir. Plansız olduğu için bu gebeliklerin önemli bir kısmı düşükle sonuçlandırılır. Bu dönem gebeliklerinde hem anne hem bebek açısından bazı riskler söz konusudur. Gebelikte ortaya çıkan tansiyon yüksekliği (gebelik zehirlenmesi) ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle anne ve bebek ölümleri artmıştır. Bebeklerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek ihtimali de artmıştır. Bu yaş grubu doğumlarda, hem anne hem de bebek ölüm oranları da daha fazladır.
    İleri anne yaşı dediğimiz 35 yaş üzeri gebelikler de riskli gruba girmektedir. Bu gruptaki gebeliklerde de düşük riski artmıştır. Anne yaşına bağlı olarak bebekte gelişebilecek anomali oranları artmıştır. Bunların başında Down sendromu dediğimiz Mongol bebek olguları gelmektedir. 30 yaşın altındaki kadınlarda Mongol bebek doğurma ihtimali 1/1000 iken, 35 yaşında bu oran 1/400, 40 yaşlarında ise 1/100 kadardır. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı hastalıklar (gebelik zehirlenmesi), gebelikteki şeker hastalıkları, erken doğum oranları artmıştır. Doğumda sezaryen oranları, anne ve bebek ölüm oranları yüksektir. Tabii ki kadının evlilik yaşı veya eğitim veya kariyer nedenleriyle gecikmiş bir gebelik planlaması yapılabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirilebilir. Burada önemli olan, gelişebilecek riskleri ortaya çıkaracak uygun bir gebelik takip programını uygulamaktır.

    4- Gebe kalmak için yaz mı, kış mı, bahar mı? Hangi mevsim?
    Gebelikte kadın vücudundaki metabolik faaliyetler, kalbin iş yükü ve nabız sayısı artar. Hormonal değişikliklerden dolayı vücut ısısı bir miktar artar. Bu kaçınılmaz değişiklikler gebeliğin ikinci yarısında daha belirgindir. Dolayısıyla yaz aylarında gebeliğin ileri dönemlerini yaşamak kadın için biraz daha sıkıntılı olacaktır. Zaten artmış hava sıcaklıkları, kadının vücut ısısının artması nedeniyle daha fazla hissedilecektir. Varisi olan kadınlarda önerdiğimiz varis çoraplarının yaz aylarında kullanımı pek mümkün olmamaktadır. Sonbahar ve kış aylarında başlayan gebeliklerin son ayları yaz mevsimine denk gelmektedir. Oysa ilkbahar ve yaz aylarında başlayan gebeliklerin ileri ayları sonbahar ve kış aylarında olmaktadır. Gebelik planlanırken bunlara dikkat edilebilir.

    5- Hangi saat? Saatin önemi var mı?
    Gebeliğin oluş saatinin gebeliğin sağlığı üzerine bilinen bir etkisi yoktur. 

    6- Sağlıklı hamilelik için kadınla erkek arasında yaş farkı ne olmalıdır?
    Böyle bir yaş farkı tanımlaması yapılamaz. Fakat kadınlarda 19-35 yaş aralığı dışındaki gebelikler riskli gruba girmektedir. Erkeklerde 40 yaşlarından itibaren üreme kapasitesi çok hafifte olsa azalmaya başlar ve 70’li yaşlara kadar devam eder. İleri erkek yaşı da, gebelik üzerine azda olsa olumsuz etkiler yapar.

  • MENOPOZ…

    MENOPOZ…

    MENOPOZ HASTALIK DEĞİL.. KADINLIĞIN DOĞAL HALİDİR.. MENOPOZ KABUS DEĞİLDİR.. HER KADININ MENOPOZU FARKLIDIR… HER KADIN MENOPOZU FARKLI YAŞAR…

    Kadın için hayatın doğal bir dönemi olan menopoz, artık korkulu bir rüya olmaktan çıktı. Her kadın menopoz dönemini farklı yaşayabilir. Ancak tüm kadınlar için ortak doğru, bu dönemin sağlıklı bir yaşama başlangıç için önemli bir fırsat yaratmasıdır.

    Menopoz artık bir hastalık olarak değil, kadın hayatının doğal, kaçınılmaz bir dönemi olarak kabul ediliyor. Bu dönemde önemli olan, kadınların vücutlarında olan değişikleri bilmeleri ve daha sağlıklı bir yaşama kendilerini hazırlamaları. Menopozu korkulu bir rüya gibi görmekten vazgeçip, ‘kadınlığın sonu’ algısını beyninizden silerek, çok daha sağlıklı, çok daha mutlu ve huzurlu bir döneme başlangıç yapmak için bu dönemi bir fırsata çevirebilirsiniz. 

    BİLGİLENİN VE KABULLENİN
    *Adet gören bir kadının, başka nedenlere bağlı olmaksızın en az 12 ay süreyle adet görmemesi ‘menopoz’ alarak adlandırılır. Menopozda yumurtalık fonksiyonlarının azalması, östrojen ve diğer hormonların kan seviyelerinin düşmesi ve doğurganlığın kalıcı bir şekilde kaybı söz konusu olur.
    *Menopoza geçiş yıllarında kadının doğal adetleri 7 günden daha fazla uzamaya başlar. Kadın vücudunda bazı değişiklikler olur. Her kadın menopozu farklı şekilde yaşar. Bazılarında çok az veya hiç yakınma yokken, diğerleri çok yoğun psikolojik ve fiziksel yakınmalara sahip olabilir. Burada kadının menopoz hakkındaki bilgileri, menopozu kabullenişi, kültürel ve genetik etkiler önemli rol oynar. 

    GEÇİŞ YILLARINDA HAMİLELİK
    *Perimenopoz adı verilen dönem, menopoza geçiş yıllarıdır. Son adet kanamasından yaklaşık 6 yıl kadar önceki bir dönemi kapsar. Kadın vücudunda menopozla ilgili değişikliklerin başladığı yıllardır. Düzensiz adet kanamaları, ateş basması, vajinal kuruluk ve duygusal değişiklikler perimenopoz döneminin yaygın şikayetleridir. Kadın perimenopoz döneminde düşük şansla da olsa hamile kalabilir. Bu nedenle hamilelik istenmiyorsa bu dönemde doğum kontrolü uygulamalarını terk etmemek gerekir.

    DOĞAL YAŞ TÜRKİYE’DE 47-50
    Herhangi bir hastalık veya tıbbi uygulamaya bağlı olmaksızın, adetlerin kendiliğinden kesilmesine doğal menopoz denir. Doğal menopoz yaş aralığı 42-58’dir. Batı toplumlarında ortalama menopoz yaşı 51’dir. Bizim ülkemizde bu konuda çok kesin veriler olmamakla birlikte 47-50 yaş aralığında olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların yüzde 10 kadarı 40 yaş, yüzde 0.1 kadarı da 30 yaş altında menopoza girer. Doğal menopoz yaşını genetik ve sigara içilmesi belirler. Sigara içen kadınlar ortalama olarak 1.5-2 yıl daha erken menopoza girdiği bilinmektedir… Sigara içiyorsanız, bırakarak sağlıklı yaşama ilk adımı atın…

    BEKLENMEYEN MENOPOZ
    *Menopoz bazen, çeşitli tedaviler veya ameliyatlar sonucunda da oluşabilir. Kanser kemoterapileri (ilaç tedavisi) veya alt karın bölgesine ışın tedavileri yumurtalıklarda önemli oranda hasara yol açar. Bu tedaviler sonrası menopoz görülebilir. Ayrıca tıbbi zorunluluklar nedeniyle iki yumurtalığın ameliyatla çıkartılması da menopozla sonuçlanır. Burada yakınmalar doğal menopozdan çok daha ağırdır. Çünkü kan hormon seviyeleri aniden düşmüştür. Bu kadınlarda menopozal yakınmaların tedavi ihtiyacı doğal menopoz yaşayan kadınlara göre çok daha fazladır. İlerleyen dönemde ortaya çıkacak vajinal kuruluk ve kemik erimesi gibi sağlık sorunları açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini bilin…

    40 YAŞ ÖNCESİ ERKEN
    İster doğal veya yapay olarak oluşmuş olsun, bir kadının 40 yaşında önce menopoza girmesine erken menopoz denir. Erken menopozu genetik faktörler veya tıbbi tedaviler etkileyebilir. Burada yumurtalık fonksiyonlarının çok erken kesilmesi söz konusu olduğundan, kadın östrojen hormonunun vücuttaki koruyucu etkilerinden (kalp hastalıkları ve kemik erimesi) uzun yıllar mahrum kalacaktır. Ayrıca aniden ve beklenmedik bir zamanda gelişen adetten kesilme, doğurganlığın kaybı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda çok ciddi psikolojik travma oluşabilir. Doğurganlıkla kadınlığı ve cinselliği eş tutan anlayışa sahip bir kadın için bu dönem bir yıkım olabilir. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçin…

    STRES SÜRECİ HIZLANDIRIR
    *Bazen erken yumurtalık yetmezliği (prematür ovariyan yetmezlik) denilen tablo aşırı stres, aşırı egzersiz, aşırı zayıflama veya çeşitli ilaçlara bağlı olarak gelişebilir. Söz konusu etkilerin kalkması ile adetler tekrar başlayabilir. Geçici menopoz dediğimiz bu tabloda yumurtalıklar tekrar normal fonksiyonlarına döner ve kadın doğal menopoz yaşına kadar adetlerini görmeye devam edebilir.

    RİSKLER KORKUTMASIN
    *Her kadın menopozu farklı yaşar, fakat hepsi için ortak doğru; menopoz döneminin kadın sağlığını gözden geçirmek ve sonraki yaşamını düzenlemek için eşsiz bir fırsat yarattığıdır. Siz de bu fırsatı değerlendirin…
    *Menopozun kadın yaşamına getirdiği değişikleri anlatırken öncelikle risklerden bahsedelim. Eğer kadının menopozla ilgili bilgileri yetersizse ve adetten kesilmenin kadınlığında ve cinsel hayatında önemli eksiklikler doğuracağını düşünüyorsa, menopozal yakınmaları çok daha yoğun olarak yaşayacaktır. Bu algılama kadının cinsel hayatını olumsuz etkileyecek, depresif bir duygusal durum oluşturacaktır. 
    *Östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak da özellikle vajinada kuruluk oluşacak, kemik erimesi süreci de hızlanacaktır. Kadın, östrojeninin kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkilerinden mahrum kalacaktır. Bu dönemde yaşanabilecek değişiklikleri bilin ancak bunlardan korkmayın…

    BU DÖNEMİ FIRSATA ÇEVİRİN
    *Saydığımız tüm olumsuzluklara karşın, menopoz dönemini kadın hayatı için bir fırsata çevirmek mümkün. Genellikle o zamana kadar ailesiyle, çocuklarıyla ilgilenen kadınlar, kendi vücudunu tanıması, sağlığına özen göstermesi, yıllık tarama kontrollerini yaptırması ile birçok hastalıktan korunabilir ve kalan yaşamını daha mutlu ve keyifli geçirebilir.
    *Bu nedenle öncelikle, menopoz döneminin kadınlar tarafından ‘kadınlığın sona ermesi’ algısının değiştirilmesi gerekmektedir. Yeterli tıbbi bakımı alan kadınlar, menopoz sonrası uzun yıllar tatminkar bir cinsel hayat sürebilir. Bunun için öncelikle vajinada gelişecek olan atrofinin engellenmesi gerekmektedir. 
    *Yıllık smear ve mamografi kontrollerini yaptıran kadınlar, rahim ağzı ve meme kanserinin çok erken yakalanması ile kolaylıkla tedavi edilebilir. Yıllık kontrollerdeki kan tahlilleri ile şeker, guatr gibi hastalıklara erkenden teşhis konulabilir. 
    *Sürekli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla irtibatı olan kadın, normal dışı kanamaları hekimine bildirir. Bu sayede olası bir rahim kanseri çok erken teşhis edebilir ve tedavisi de başarıyla gerçekleşir.

    MENOPOZ SONRASI DÖNEM
    *Kadının gördüğü son adetten itibaren yaşadığı döneme postmenopoz yani menopoz sonrası dönem denir. Tıbbi olarak bu dönem iki alt döneme ayrılabilir. Son adet tarihinden itibaren ilk 5 yıla erken menopoz sonrası dönem, 5 yıldan ölünceye kadar geçen süreye de geç menopoz sonrası dönem denir.

    BİR KADININ MENOPOZA GİRDİĞİ NASIL BELİRLENİR?

    MENOPOZA GİRDİĞİNİZ NASIL ANLAŞILIYOR?
    *Kırklı yaşlarındaki kadınlardaki ilk belirtiler adetlerdeki düzensizlikler ve ateş basmalarıdır. Kadının 12 ay adet görmemesi menopoz teşhisini koydurur. Burada kandaki bazı hormonlar da bize yardım eder. 
    *Kan FSH seviyeleri sürekli olarak 30 mIU/mL değerlerinin üzerinde seyrediyorsa bu kadının menopoza girdiğini söyleyebiliriz. 
    *Perimenopoz döneminde FSH seviyeleri dalgalı bir seyir izler. Bu dönemde bir kez FSH yükselmesi, yanlışlıkla menopoz olarak değerlendirilmemelidir.

    ENGELLEMEK MÜMKÜN DEĞİL SİGARAYI BIRAKARAK GECİKTİRİN
    *Menopoz yumurtalıklardaki hormon üreten ve adet döngüsünü sağlayan hücre yapılarının tükenmesi sonucu oluşur. Dolayısıyla bu hücre yapılarının tükenmesini engellemek mümkün değildir. 
    *Fakat menopoz yaşını etkileyebileceğimiz bilinen en önemli faktör sigara içimidir. Sigara içenlerde menopoz ortalama 1.5-2 yıl öne gelir. Sigara içmeyen kadınlardaki menopoz yaşı 1.5-2 yıl kadar uzayacaktır. 
    *Bunun dışında menopoza geçiş yıllarındaki adet düzensizlikleri ve ateş basmaları nedeniyle verilen hormon tedavileri sonucu kadın düzenli adet görmeye devam etmektedir. Fakat bu menopozun engellendiği anlamına gelmez. Çünkü verilen hormon ilaçları kesilip, kandaki FSH değeri bakıldığında menopoz eğerlerinin üzerinde olduğu görülecektir. 
    *Menopoza geçiş dönemindeki hormon tedavileri sayesinde kadınlar, yaşamın bu önemli dönemini daha rahat geçiririr, kalp hastalıkları, kemik erimesi, cinsel ilişkide ağrıya yol açan vaginal kuruluktan korunmuş olur.
    *Menopoza geçiş döneminde verilen ilaçlarla adet görülmesi kadının doğal menopoz yaşını uzatmaz. Ancak bu dönemde kadında ortaya çıkan ateş basmaları, vajinal kuruluğu tedavi edecek, kemik erimesi, kalp hastalıkları, kolon kanseri risklerini de azaltacaktır.

    EN YAYGIN ŞİKAYET ATEŞ BASMALARI
    *Menopozal dönemdeki yakınmaları ateş basmaları, uyku bozuklukları, başağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları şeklinde sınıflandırabiliriz. Bu yakınmalar için hemen psikiyatriste başvurulmasına gerek yoktur.
    *Ateş basmaları, menopozda ateş basması en yaygın şikayettir. Beyindeki ısı düzenleme merkezlerinin hormonal değişikliklerle etkileşmesi nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Fakat ateş basmalarının sadece menopoza bağlı olmayacağı bilinmelidir. 
    *Tiroid, enfeksiyon, kanser gibi hastalıklar ve tamoksifen (meme kanserinde kullanır) ve raloksifen (kemik erimesinde kullanılır) gibi ilaçlar da ateş basması yakınmalarına yol açabilir. 
    *Ateş basmalarının şiddeti kadından kadına değişir. Bazılarında belli belirsiz yakınma şeklinde seyrederken, bazılarında da kadının sosyal hayatını ileri derecede sıkıntıya sokabilir. Genellikle 3-5 yıl kadar sürer. Ateş basmalarının şiddeti zamanla azalır. Yakınmaların şiddetli olduğu kişilerde tedavi seçenekleri vardır.

    YAŞAM TARZINIZI DEĞİŞTİN, SPOR YAPIN
    *Menopoz döneminde yaşanacak sıkıntılarla baş edebilmek için, yaşam tarzınızda değişiklikler yapın.
    *Öncelikle sıcak ortamlardan kaçınma, saç kurutma makinesi kullanmama, sıcak içecekler, alkol, kafein ve sigaradan uzak durma gibi önlemler uygulayın.
    *Düzenli spor stresi azaltır ve rahat uyumayı sağlar. Çalışma ortamı ve yatak odalarının serin olmasını sağlayın.
    *Bazı bitkisel kökenli zayıf estrojenik ilaçlar (soyadan elde edilen fitoöstrojenler) ateş basmalarını yüzde 30 oranına azaltabilir. 
    * Şiddetli yakınmaları olan kadınlara hormon tedavileri, antidepresan ilaçlar ve bazı tansiyon ilaçları verilebilir. 

    EN AZ 6 SAAT UYUYUN VE GÜNE AYNI SAATTE BAŞLAYIN
    *Bazı kadınlarda özellikle gece gelen ateş basmaları sırasında uyku bozuklukları görülebilir. Bu yaşlardaki bir erişkin ortalama 6-9 saat kadar uyuması gereklidir.
    *Uyku bozukluklarında ilk olarak basit önlemler alınmalıdır. Bunlar ağır akşam yemeklerinden kaçınmak, ışık ve gürültüyü azaltmak, yatak odasının ısısını düşürmek şeklindeki yaklaşımlardır. Alkol, kahve ve sigara tüketiminin azaltılması uyku kalitesini artıracaktır. 
    *Yatak odası sadece uyku ve cinsel aktiviteler için kullanılmalıdır. Diğer aktiviteler evin başka alanlarında gerçekleştirilmelidir. Hafta sonları dahil sabah uyanma saatleri, gece yatış saatine bakılmaksızın düzenli olmalıdır. 
    *Bütün bu önlemlere rağmen uyku bozuklukları düzelmiyorsa, tiroid hastalıkları, alerji, kansızlık, huzursuz bacak sendromu, depresyon ve uyku apnesi gibi nedenler araştırılmalı. Uykusuzluğunuzun nedeni depresyon ise, psikiyatriste başvurun.

    HORMONAL DEĞİŞİM BAŞ AĞRISI YAPABİLİR
    *Menopoz döneminde baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları gibi santral sinir sistemi bozuklukları sık görülebilir.
    *Baş ağrısı çeşitli nedenlerle oluşabilir. Enfeksiyon, diş problemleri, stres, alerji, duygusal değişiklikler, çevre değişiklikleri bunlardan bazılarıdır. 
    *Hormonal değişiklikler de baş ağrısına neden olabilir. Adet dönemlerinde ve doğum kontrol hapı kullanırken baş ağrısı yakınması olan kadınlarda menopoz döneminde de bunun görülme olasılığı fazladır. 
    *Hormonlarla ilişkili olan baş ağrıları adetlerin tamamen kesilmesi ile geçer. Yeni başlamış ve şiddetli baş ağrısı varsa, giderek şiddetleniyorsa, her zamankinden daha fazla şiddette ise, uykudan uyandırıyorsa, ateşle birlikte seyrediyorsa tıbbi yardım alın. Hormon tedavisi sırasında migren ortaya çıkıyorsa, hormon kesilmelidir.
    *Hafıza ve diğer mental kapasiteler yaşla birlikte azalır. Menopozal yakınmalarla birlikte bu süreç hızlanabilir. Hormon tedavilerinin bu süreçte olumlu etkileri olduğu genellikle kabul edilir. Özellikle cerrahi menopoz dediğimiz ameliyatla menopoza sokulan kadınlarda, östrojenin beyin kapasitesi üzerine etkisi daha belirgindir.
    *Duygusal değişimler, depresyon ve sıkıntı hissine menopozal dönemde sık rastlanır. Kadında önceden adet öncesi gerginlik sendromu varsa, menopozal geçiş dönemi uzun sürüyorsa veya ateş basması gibi semptomlar çok şiddetli ise depresif yakınmaların görülme riski artar. Hormon tedavileri ile düzelmeyen depresif yakınmalar için psikiyatriste başvurun.

    İLAÇLAR GECİKTİRMEZ AMA RİSKLERİ AZALTIR
    Son yıllarda menopoza kullanılabilecek ilaç çeşitliliği artmıştır. Bunları gruplara ayırarak inceleyebiliriz:
    *Ağız yoluyla verilen östrojen hapları: Çeşitli dozlarda ağız yoluyla kullanılabilecek saf östrojen içeren haplar vardır ( Premarin tab, Estrofem tab. vb.) Burada mümkün olan en düşük estrojen dozu ile tedavi planlanmalıdır. Eğer kadının rahmi alınmış ise (cerrahi menopoz) saf östrojen hapları tek başına kullanılmalıdır. Yok eğer rahim alınmamışsa, o zaman östrojeninin rahim üzerindeki yan etkilerini azaltmak için her ay 12 gün progesteron içeren haplar ilave edilmelidir.
    *Deri yoluyla verilen östrojen preparatları: Ağız yoluyla ortaya çıkabilecek genel yan etkileri azaltır. Haftada bir-iki kez uyluk ya da bel bölgesine yapıştırılan flasterler (Estroderm, Climara vb.) kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Ayrıca deri yoluyla emilen kremler şeklinde de (EstroGel ) uygulanabilir. Bu kremlerin her gün uygulanması gerekmektedir. Kadının rahmi alınmamışsa, tedaviye her ay 12 gün progesteron hormonu ilave edilmelidir.
    *Vajinal yoldan uygulanan östrojen ilaçları: Vaginal krem (Ovestin, Premarin vag. Krem) hergün vajinaya uygulanır. Daha çok vajinal atrofi (kuruluk) için kullanılmaktadır. Tedavide belirli bir etkinlik kazanılınca haftada 1 kez uygulanması yeterli olacaktır. Vaginal halkaların (Estring, Femring vag. halka) etkinliği 90 gün kadardır. Hergün belirli miktarda östrojen hormonunu vaginaya salgılar. Kullanım kolaylığı vardır. Vajinal tabletler (Vagifem vag. tab) de her gün bir kez uygulanır. Aylık iğne şeklindeki östrojen preparatları ülkemizde yoktur.
    *Östrojen ve progesteron içeren kombine hormon ilaçları: Özellikle doğal menopoza giren, rahmi alınmamış kadınlarda tercih edilen ilaçlardır. Ağız yoluyla alınan Trisequens, Activelle, Anjeliq bu ilaçlara örnektir. Trisequens menopozal geçiş döneminde kullanılırken, diğerleri postmenopoz döneminde tercih edilir. Activelle ve Anjeliq düşük hormon değerleri olan ilaçlardır. Yapıştırma flaster şeklindeki kombine ilaçlara Estracombi ve Climara Pro bantları örnek olarak verilebilir. Estracombi fasterleri haftada 2 kez, Climara Pro ise 1 kez yapıştırılır.
    *Sadece Progesteron hormonu içeren ilaçlar: Östrojen verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda yalnızca progesteron içeren ilaçlar verilebilir. Ağız yoluyla kullanılan Provera tab, Progestan tab. bunlara örnektir. Hormonlu spiraller (Mirena ) de hergün az miktarda progesteron hormonu salgılarlar. Vajinal krem şeklinde (Crinone jel) olan ilaçar da vardır. Progesteronun bu yolla emilimi ağız yoluyla emiliminden çok daha fazladır.

    MENOPOZ TEDAVİSİ CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR
    30’lu yaşlarda başlayan cilt yaşlanması, menopoz döneminde daha da hızlanabilir. Ancak menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu yaşlanmayı engellediği gibi tersine de çevirebilir. Östrojenin olumlu etkisiyle, cildin görünüşü ve gerginliği düzelir.
    Menopoz döneminde kadınlarda cilt yaşlanmasının hızlandığı gözleniyor. Yaşa bağlı olarak artan kuruma ve kırışmanın bu dönemle artıyor. Çünkü östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor. Ancak menopoz tedavisinde kullanılan östrojen, bu süreci tersine çevirebiliyor. Doç.Dr. Alparslan Baksu, menopoz döneminde kadınlarla görülen hızlı yaşlanma, kemik erimesi, kalp krizi gibi riskleri ve tedavi sürecinde yaşanacak olumlu gelişmeleri paylaştı:

    CİLTTE YAŞLANMA 30’LARDA BAŞLIYOR
    *Menopozda yumurtalıkların östrojen hormon üretiminin azalması ile, vücutta yaşa bağlı olarak gelişen değişikler hızlanır. Bunların en belirgin olanları cilt ve bağ dokusundaki değişiklikler, iskelet sistemindeki değişiklikler, kalp ve damar sistemindeki değişikliklerdir.
    *Yaşın ilerlemesi ile birlikte cilt ve bağ dokusunda değişiklikler oluşur. Cildin yaşlanması 30’lu yaşlarda başlamaktadır. 30-70 yaşları arasında yavaş seyreden yaşlanma, 70 yaşlardan itibaren hızlanmaktadır. Bu süreçte bağ dokusunun esasını oluşturan kollajenin miktar ve yapısı değişir. Kollajenin azalması ve kabalaşması cildi inceltir, hiyalüronik asit miktarının azalması ise kurumasına ve kırışmasına neden olur. 

    ÖSTROJEN CİLDE YARIYOR
    *Östrojenler derideki kollajen sentezini arttırır. Ayrıca hiyalüronik asit sentezini hızlandırarak, derideki nemliliği ve canlılığı sağlar. Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, menopozdaki östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor.
    *Menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu olumsuz değişiklikleri önemli oranda engeller, hatta tersine çevirebilir. Östrojenin cilt üzerindeki etkilerini olumlu etkilerini söyleyecek olursak; dokuya sağlamlık ve esneklik veren kollajen miktar ve kalitesini arttırır, cildin kalınlığını ve damarlanmasını arttırır, cildin görünüş ve gerginliğinden sorumlu yapıları düzeltir.

    2 TÜRLÜ KEMİK ERİMESİ VAR
    *Menopoz döneminde iskelet sistemindeki değişiklikler de önemli. Kemik dokusunda yapım ve yıkım hayat boyu devam ediyor. İleri yaşlarda yıkım, yapımdan daha fazla olduğu için kemik erimesi görülüyor. 
    *Osteoporoz (kemik erimesi) iskelet sistemindeki kemik dokuda azalma ve buna bağlı olarak kemiklerde kırılma riskinin artması ile seyreden bir hastalıktır. Kadınlarda iki tip kemik erimesi (osteoporoz) vardır. 
    * Osteoporoz, menopoz sonrasında hızla artmaktadır. Tip I veya menopozal osteoporoz adetin kesilmesinden sonraki ilk 15-20 yıl içerisinde görülür. Östrojen eksikliği ile kemik yapımını sağlayan hücrelerin aktivitesi azalır, buna karşın yıkımı hızlandıran hücrelerin aktiviteleri artar. Oluşum itibarıyla kemik yapım-yıkım dengesinin yıkım lehine bozulduğu, artmış kemik yıkımı ile karakterizedir.
    *Menopozal dönemdeki kemik erimesinin hızlanması ile kadın vücudunun yapısı değişir, kemikler zayıflar ve boy kısalır. Tip II osteoporoz ise yaklaşık 35 yaşlarında başlar ve hayat boyu sürer.

    SAĞLIK TARAMALARINI ATLAMAYIN
    *Östrojen hormonu kemiklerde yapımı sağlayan hücreleri uyarır, yıkım yapan hücreleri baskılar. Menopozda östrojen hormonunun azalması ile kemiklerde yıkım süreci hızlanır ve kemik erimesi artar. Menopoz dönemi kadının sağlık taramalarını yaptırması gereken önemli bir dönemdir.

    KALP RİSKİ İKİ CİNSİYETTE DE AYNI
    *Kalp-damar hastalıkları kadınlarda daha az görülmesine karşın her iki cinste de en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. 50 yaşların altında, kalp-damar hastalıkları erkeklerde kadınlara göre daha sık görülürken, menopoz sonrası yıllarda (50 yaş sonrasında) her iki cinsiyette de aynı oranda görülüyor. Bunun nedeni ise kadındaki östrojenin bazı koruyucu etkilere sahip olması.
    *Östrojen, özellikle, kan yağları kadınlarda önemli etkiler oluşturuyor. Kadınlarda LDL-kolesterol (kötü kolesterol) menopoz öncesinde erkeklerden daha az oranlarda bulunmasına rağmen, menopoz sonrasında iki cins arasında fark kalmıyor.

    TEDAVİ KOLESTROLÜ OLUMLU ETKİLİYOR
    *İyi huylu kolesterolde (HDL kolesterol) ise durum tersine yaşanıyor. Menopoz öncesi kadınlarda, erkeklere göre daha fazla bulunmasına karşın, menopozdan sonra hafif derecede azalıyor. 
    *Menopoz sonrası verilen östrojen tedavileri ile total kolesterol ve zararlı kolesterol (LDL) azalıyor, buna karşın faydalı kolesterol (HDL) anlamlı olarak artıyor. Ayrıca östrojen hormonunun, damar içyapısının fonksiyonları üzerine de olumlu etkisi görülüyor. Menopozla birlikte östrojen hormonunun olumlu etkilerinden mahrum kalan kadınlarda kalp krizi riski artıyor.
    *Menopoz sonrası yıllarda meme, rahim, yumurtalık ve kolon kanseri artışı tamamen kadının yaşı ile ilgili. Östrojen hormonunun meme, rahim ve yumurtalık kanserleri üzerine herhangi bir koruyucu etkisi söz konusu değil. Fakat menopoz sonrası verilen östrojen tedavisinin kadınlarda kolon kanseri oluşumunu bir miktar azalttığı biliniyor.

    KARACİĞER RAHATSIZLIĞI OLMAYAN KOLESTROL İLACI KULLANABİLİR

    KOLESTROL İLACI KULLANMADAN KARACİĞERİNİZİ KONTROL ETTİRİN
    *Adet görülen yıllarda kadındaki östrojen hormonu, kan kolesterol düzeyleri üzerine olumlu katkı yapar. Kötü huylu kolesterolü (LDL) düşürür, iyi huylu kolesterolü (HDL) yükseltir. *Menopozla birlikte östrojenin bu olumlu etkisi ortadan kalkınca kadınlarda kötü huylu kolesterol (LDL) yükselir, iyi huylu kolesterol (HDL) azalır. Bunun sonucu olarak da 50’li yaşlara kadar erkeklere göre kalp damar hastalıkları oranı düşükken, menopoz sonrası bu oran eşitlenir. Tabii ki risk altındaki kadınlarda kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir. 
    *Bu ilaçların en önemli yan etkisi karaciğer üzerinde görülüyor. Menopoz döneminde kullanılan hormonlar da karaciğerde metabolize ediliyor. Dolayısıyla hem kolesterol ilaçları hem de hormon ilaçları kullanan kadınlarda karaciğer üzerindeki riskler artabilir. 
    *Bu nedenle bu hastalarda önceleri aylık olmak üzere sık sık karaciğer enzimlerini kontrol etmek gerekiyor. Bilinen bir karaciğer hastalığı olan hastalarda ise bu ilaçlar kesinlikle kullanılmamalı.
    *Hormon tedavisi kullanmayan ve bilinen bir karaciğer hastalığı olmayan menopozdaki kadınlarda ise kolesterol ilaçları rahatlıkla kullanılabilir. Bunun dışında menopoz döneminde kullanılması sakıncalı ilaç grubu yoktur.

    KADIN HASTALIKLARI UZMANLARI OSTEOPOROZ İLACI YAZABİLİR
    *Kemikte yapım ve yıkım olayları ömür boyu devam eden bir süreçtir. Ancak yıkım hızı, menopozla birlikte hızlanabilir. Bundaki en önemli faktör de östrojen hormonu eksikliğidir. Bu yıllarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvuran kadınlarda sağlık taraması amacıyla smear, mamografi, bazı kan tahlillerinin yanında kemik erimesi taraması da (osteodansimetri) isteniyor. Bu taramalarda kemik erimesi tespit edilirse, tiroid, paratiriod, kronik böbrek yetmezliği, uzun süreli kortikosteroidli ilaç kullanımı gibi nedenler araştırıldıktan sonra tedavi başlanabilir. 
    *Menopozal osteoporozda en etkili tedavi yöntemlerinden birisi östrojen verilmesidir. Günümüzde östrojen hormon tedavisinin bilinen en önemli faydaları menopozal ateş basmaları, vajinal kuruluk ve kemik erimesi üzerinedir. Çünkü östrojen hormonu kemikte yapımı arttırırken, yıkım hızını ise yavaşlatıyor. Dolayısıyla biz öncelikle östrojen kullanımının sakıncalı olmadığı hastalarda, bu tedaviyi tercih ediyoruz. Takipte bu tedavinin yeterli olmadığı kadınlarda diğer osteoporoz ilaçlarını da kullanıyoruz. Bu ilaçlar kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından da yazılabilir. Bunda herhangi bir sakınca yoktur. *Osteoporoz ilaçları uzun süreli kullanılır. Tabii ki uzun süreli kullanımda bazı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bilinen en belirgin yan etkileri mide-barsak sistemi üzerinedir. Ülser, gastrit gibi mide-barsak sistemi hastalığı olan kadınlarda bu ilaçların kullanılması sakıncalıdır.

    GEÇ MENOPOZ NEDİR?
    Kadınlarda ortalama doğal menopoz yaşı 48-52 aralığındadır. Geç menopoz yaşı olarak tanımlanmış kesin bir yaş dilimi yoktur. Fakat 54-55 yaşlarından sonra menopoza girilmesi geç menopoz olarak kabul edilebilir.

    MENOPOZDA İSTEK AZALSA DA SEKSE VEDA ETMEK GEREKMEZ
    Menopoz döneminde kadınların vücutlarında yaşadığı değişimler cinsel isteği azaltabiliyor. Ancak bu seks hayatının bitmesi anlamına gelmiyor. Menopozla ilgili doğru bilgilere sahip olan, yeterli tıbbi tedaviyi gören kadınlar, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebiliyor ve cinsel hayatını devam ettirebiliyor.

    Menopoz döneminde kadınların cinsel hayatını etkileyen bazı olumsuz faktörler ortaya çıkıyor. Bu dönemde kadının vücudunda önemli değişiklere bağlı olarak, cinsel hayatında da bazı değişiklikler meydana geliyor. Doç. Dr. Alparslan Baksu bu değişikliklerin nedenlerini sıralarken, bu sorunlarla nasıl baş edileceğini ve cinsel hayatın nasıl devam edeceğini anlattı:

    HORMONLAR DEĞİŞİYOR
    *Menopozla birlikte kadında yumurtalıklardan salgılanan östrojen, progesteron ve testosteron hormonları azalıyor. Östrojen hormonu libidoyu (cinsel istek) indirekt, testosteron hormonu ise direkt olarak etkiliyor. Dolayısıyla bu hormonların azalması kadında cinsel isteği azaltıyor.
    *Cinsel hayatı etkileyen bir diğer faktör de vulva ve vajinadaki değişikliklerdir. Menopozla birlikte bu bölgedeki doku elastikiyeti azalır, atrofi dediğimiz kuruluk başlar. Şayet tedavi edilmezse cinsel ilişkide zorluklar yaşanır, acıma ve ilişki sırasında kanamalar oluşabilir. 
    *Bu sebeplerle cinsel ilişkiden kaçınan kadınlarda bir süre sonra vajinanın boyutları değişir, kısalır ve daralır. Böylece cinsel ilişki iyice zorlaşır. Halbuki bu dönemde kadın yeterince tedavi edilir ve cinsel ilişki motivasyonunu kaybetmezse, uzun yıllar önemli bir sorun yaşamadan cinsel beraberliğini sürdürebilir.
    *Cinsel hayatı etkileyen başka vücut değişiklikleri de yaşanıyor. Kas ve bağ dokusunda, pelvis yapılarında zayıflama, memelerde boyut ve gerginliğin azalması, deride bağ dokusu değişikliklerine bağlı kuruma incelme, saçlarda seyrelme, bazı bölgelerde erkek tipi kıllanma bu değişikliklerin bazıları olarak sıralanabilir. Bu değişiklikler kadının kendisini cinsel olarak daha az arzulanır hissetmesine neden olur.

    TOPLUMDAKİ OLUMSUZ ALGI
    *Menopoz döneminde, vücuttaki ağırlık ve yağ dağılımındaki değişikliklerin etkisi de cinsel hayatı etkileyebiliyor. Menopoz sonrasında genellikle gözlenen kilo alma ve bel bölgesinde yağ depolanması kadının kendi cinselliğiyle ilgili algısını olumsuz etkileyebilir. 
    *Bir önemli faktör de, toplumdaki ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz algı olarak karşımıza çıkıyor. Bizim toplumumuzda genellikle ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz bir algılama vardır. Şayet kadın bu algılamadan etkileniyorsa, doğal olarak cinsel hayatında yaşadığı zorlukların da katkısıyla cinsel isteğinde azalma görülecektir. 
    *Kadınlarda bütün yaş grupları göz önüne alındığında yüzde 30-40 oranında görülen cinsel istek azlığı, menopoz sonrasında daha da artıyor. Fakat kadın menopozla ilgili doğru bilgilere sahipse, yeterli tıbbi tedavi görüyorsa, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebilir ve tatminkar bir cinsel hayatı devam edebilir.

    DUYGUSAL BAĞI KUVVETLİ OLAN ÇİFTLER DAHA AZ SORUN YAŞIYOR

    DUYGUSAL BAĞI OLAN YATAKTA SORUN YAŞAMAZ
    *Yaş ilerledikçe hem kadının hem de erkeğin cinsel hayatında bazı sorunlar yaşanacaktır.
    Bunları; “Cinsel istekte azalma, uyarılmada azalma, orgazmda azalma, cinsel ilişkideki zorluklar ve erkekteki sertleşme problemleri” olarak sıralayabiliriz.
    *Kadındaki sorunlar erkeğe göre daha belirgin oluyor. Çünkü kadın menopozda çok daha hızlı bir değişim yaşıyor. Bu dönemde tıbbi yardım alan kadınlar sorunlarla daha kolay baş edebilir. Özellikle kadının hormon tedavisi alması, bedeninde gelişecek değişiklikleri azaltacaktır. 
    *Vajinal kuruluğa bağlı ağrılı cinsel ilişki, uygun bir tedavi ile kolaylıkla önlenebilir. Çiftin arasındaki ilişki de bu sorunları aşmaya yardımcı olur. Birbirlerine karşı duygusal bağlarını koruyan çiftler, karşılaştıkları zorlukları aşmak için gerekli uyumu gösterebilir.
    *Eşinden anlayış gören kadın da, kendi cinselliğiyle ilgili olumsuz algılara kapılmaz ve cinsel hayatını bir kısır döngü şeklinde kısıtlamaz. Örneğin kadındaki uyarılma azlığı için ön sevişme dönemi uzatılabilir. Erkekteki sertleşme problemleri çeşitli orgazm yöntemleri ile giderilebilir. 
    *Bunun aksine, aralarında duygusal bağ olmayan çiftlerin, yaşadıkları bu sorunlar karşısında bocalama şansları yüksektir. Cinsel ilişkide acı ve yanma hisseden bir kadın, giderek ilişkiden kaçınmaya, ilişki süresini kısa tutmaya çalışabilir, bu da bir süre sonra erkekte cinsel problemlere neden olabilir. Birbirlerinin yaşadığı sorunlara empati yapamayan çiftlerde, cinsel sorunların çözümü zorlaşır.

    ERKEKLER ANDROPOZA DAHA HAFİF DAHA UZUN SÜREDE GEÇİYOR

    ANDROPOZ SÜRECİ MENOPOZDAN FARKLI
    *Menopoz, 5-6 yıllık bir geçiş döneminden sonra adetlerin kalıcı olarak kesilmesidir. Adetten kesilme de yumurtalıkların hormon üretiminin önemli oranda azalması ve doğurganlığın kaybedilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla kadında menopoz dönemiyle birlikte çok belirgin hormonal, fiziksel ve ruhsal değişiklikler görülüyor. 
    *Hormonal değişiklikler hemen her kadında aynı olmakla birlikte, fiziksel ve ruhsal değişiklikler farklılıklar gösteriyor. Birdenbire doğurganlığı kaybeden kadının, kendi cinselliğiyle ilgili algıları değişebiliyor. Buna bir de toplumdaki ileri yaşta cinselliğe olumsuz bakışı da ilave edersek ortaya olumsuz bir tablo çıkıyor.
    *Erkekler, andropoz olarak adlandırılan dönemi ise kadındakinden farklı yaşıyor. Erkeklerde, aniden hormon üretiminin ve üreme yeteneğinin kaybolması diye bir şey yoktur. Ortalama olarak 50 yaşlarına kadar erkeklerde hormon seviyeleri sabit bir şekilde seyreder. Bu yaşlardan itibaren yıllar içerinde, 75-80 yaşlarına kadar yavaş bir düşüş gösterir. 
    *Yani kadınlara göre aynı yaş grubu erkekler, daha hafif değişiklikleri uzun sürede yaşarlar. Bu nedenle erkeklerde, kadınların ani hormon azalmasına bağlı yaşadığı sorunlar gözlenmiyor. 
    *İlerleyen yaşla birlikte erkekte de cinsel istekte azalma, kıllanmada azalma, güçsüzlük, adale ve bağ dokusunda zayıflık, terleme, sinirlilik, sertleşme problemleri, konsantrasyon güçlüğü gibi sorunlar gözlenebilir. Bu durumlarda erkeklik hormon seviyeleri belirli düzeyin altında ise, o zaman ilave testosteron hormonu verilerek tedavi bu yakınmalar giderilebilir.

    ARTAN RİSKLER YÜZÜNDEN DEVLET 40 YAŞ ÜSTÜ TÜP BEBEK TEDAVİSİNİ KARŞILAMIYOR
    *Kısırlık ülkemizde hem sağlık sorunu, hem de sosyal bir sorun. Özellikle kırsal kesimde, çiftler evlendikleri andan itibaren yakın çevrelerinin çocuk baskısını hissetmeye başlıyor. Ortalama olarak çiftlerin yüzde 15 kadarı kısırlık problemiyle karşılaşır. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde en büyük bedeli de, maalesef kadınlar ödüyor. Genellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar, sırf bu nedenle evliliklerini kaybedebiliyor. 
    *Sosyal güvenlik kurumu, bu nedenle ülkemiz için önemli bir sağlık ve sosyal sorun olan kısırlığın tedavisindeki son aşama olan tüp bebek yönteminin tedavi masraflarını karşılıyor. Fakat burada çok kesin sınırlarla belirlenmiş kısıtlamalar konulmuş durumda. 
    *Bir tüp bebek uygulamasında başarı 20-30 yaşlarındaki kadınlarda yüzde 35-40 kadarken, 40 yaşlarında bu oran yüzde 10’lara kadar düşüyor. Ayrıca 40 yaş gebelikleri, hem anne hem de bebek için risk taşıyor. Annede hipertansiyon, gestasyonel diyabet gibi hastalıklar artarken, bebekte de kromozom anomalisi ihtimali artıyor. 
    *Hem başarı şansındaki azalma, hem de anne ve bebek açısından riskleri nedeniyle, elindeki kaynakları doğru kullanmak zorunda olan sosyal güvenlik sistemi 40 üzerindeki kadınlarda tüp bebek tedavilerini karşılamıyor.

  • EMZİRME….

    EMZİRME….

    Doğumdan hemen sonra başlayan emzirme hem bebeğin besin ihtiyacını karşılayacak, hem de anne ile bebeğin bedensel temasını sağlayarak ilk duygusal iletişimin kurulmasını temin edecektir.

    1- Sütün yetersiz olmasının nedenleri nelerdir?
    Memede süt oluşumu, bebeğin emmesi sonucu annede salgılanan bazı hormonlar aracılığıyla başlar. Yetersiz süt gelmesinin en önemli nedenlerinden birisi, yetersiz meme uyarısı yani bebeğin yetersiz emmesidir. Bu ya yanlış bir teknikle emzirmeye ya da yeterince sık emzirmemeye bağlı olabilir. Yenidoğan bir bebek bir günde 8-10 kez emmelidir. Süt azlığı ayrıca memedeki yapısal veya hormonal bozukluklara (prolaktin eksikliğine) bağlı olarak da gelişebilir. Ayrıca gebelik öncesi kadının şişman olması süt miktarı ve emzirme süresine olumsuz etki yapmaktadır.

    2- Annenin emzirmesini engelleyen en önemli hastalıklar hangileridir?
    Annedeki tüberküloz (verem) ve HIV (AİDS) emzirme önermediğimiz en önemli anne hastalıklarıdır.

    3- Emzirirken kullanılabilecek doğum kontrol yöntemleri nelerdir?
    Emziren kadına rahim içi araç (spiral) uygulanabilir. Ayrıca sadece progesteron hormonu içeren hap (femulen) ve 3 aylık iğne (depo-provera) de kullanılabilir. Bu yöntemlerin kullanımına doğumdan 3-4 hafta sonra başlanırsa, süt oluşumuna olumsuz etkileri görülmez.

    4- Emzirirken hamile kalınır mı?
    Emzirme kadında yumurtalıkların çalışmasını baskıladığı için doğum kontroluna katkı sağlar. Emzirmenin ilk altı ayında, kadın hiç adet görmemiş ve bebek sadece anne sütüyle besleniyorsa koruyuculuk oranı % 90-95’e kadar çıkabilir. Fakat 6. ayda koruyuculuk % 60 lara kadar düşer. Yani emziren kadınlar da hamile kalabilir. Bu dönemdeki hamilelikler (kadın adet görmediği için ) geç fark edilebilir.

    5- Sağılarak elde edilen anne sütü ne kadar saklanabilir?
    Anne sütü buzdolabında 48 saat saklanabilir. Günlük kullanılan dondurucularda 3 ay, derin dondurucularda ise 6 ay kadar saklanabilir. Dondurulma sütün bağışıklık sistemine yaptığı katkıları azaltır, fakat besin değerini azaltmaz. Dondurulmuş süt mikrodalga fırında ısıtılmaz. 

    6- Emzirmenin bebek için en önemli faydaları nelerdir?
    Anne sütü bebek için en değerli besindir. İçerisinde bebeğin ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ, mineral ve vitaminler dengeli bir oranda bulunur. Ayrıca anne sütünün sindirimi çok kolaydır.
    Bebeği enfeksiyonlardan koruyucu etkisi vardır. Sütün içerisindeki antikorlar sayesinde bebek birçok hastalıktan korunur. 

    7- Emzirmenin anne açısından faydaları nelerdir? 
    -Anneye faydalarına bakacak olursak; rahim kasılmalarını arttırarak, doğum sonrası kanamaları azaltır. Büyümüş olan rahmin normal boyutlara inmesini kolaylaştırır.
    – Annede menopoz öncesi gelişebilecek meme kanseri oranını azaltır. 
    -Yumurtalıkların çalışmasını baskılayarak adet görülmesini engeller ve doğum kontroluna katkı sağlar.
    -Ayrıca rahim ve yumurtalık kanser riskini azaltıcı etkisi vardır.
    -Emziren kadınlarda kalp-damar hastalığı riski azalır.
    -Toplam 1 yıldan fazla emziren kadınlarda şeker hastalığı (diyabet), tansiyon yüksekliği ve kan yağlarının yüksekliği (hiperlipidemi) daha az görülür.

    8- Uzun süre emzirme sonucu adet görmeme kadınlarda ne gibi değişikliklere neden olur? Kemiklerde problem olur mu?
    Uzun süre adet görmeme yumurtalıkların çalışmasının baskılandığı anlamına gelmektedir. Bunun en önemli sonucu vaginadaki atrofik değişikliklerdir. Östrojen hormonu eksikliğine bağlı olarak kadın vaginasında kuruluk oluşur. Bu da cinsel ilişkide ağrı, acıma ve yanmaya neden olacaktır.
    Yapılan çalışmalarda uzun emziren kadınlarda, menopoz sonrası kemik erimesi oranında artma olmadığı bulunmuştur.

    9-Emzirme-menopoz ilişkisi?
    Yapılan çalışmalarda emzirme süresi ile menopoz yaşı arasında ilişki bulunmuştur. Emzirme süresinin uzaması, kadında menopoz yaşının artmasına ve doğurganlık süresinin uzamasına olumlu katkı yapmaktadır. 

    10- Emzirme anne ile bebek arasında nasıl duygusal bir bağ yaratıyor?
    Anne karnında besinlerini kan yoluyla alan ve korunaklı bir ortamda bulunan bebek, doğumla birlikte hayat mücadelesine başlar. Doğar doğmaz dış ortama uyum sağlamak ve karnını doyurmak zorundadır. İşte bebeğin kendisini aciz hissettiği bir anda (doğumdan hemen sonra) annesinin yanına verilmesi, onunla ten teması yapması ve emmesi, kendini güvende hissetmesini sağlar. Anne memesiyle karnını doyurması, bebekle anne arasında ilk duygusal bağın oluşumuna büyük katkı sağlayacaktır.

    11- Kaç yaşına kadar emzirmeli?
    En az 6 ay olmak üzere 1 yıl kadar emzirmek genellikle yeterli olacaktır. Zaten günümüzde kadınların çalışma hayatında daha fazla yer almaları nedeniyle uzun süre emzirmeleri mümkün olmamaktadır. Altı aydan itibaren ek gıdalar alan ve 1 yaşından itibaren birçok gıdayı tüketebilen bebeklerin anne sütüne ihtiyaçları oldukça azalmaktadır. Fakat ekonomik olarak çok düşük gelir seviyesine sahip toplumlarda, en temiz ve ucuz besin olan anne sütünün mümkün olabildiğince uzun süre verilmesi önerilmektedir.

    12-Komposto, pekmez gibi şekerli gıdalar sütü arttırır mı? Lohusa kadınların bunları fazla tüketmesi önerilir mi?
    Hayır. Anne sütünün % 90 dan fazlası sudur. Emziren kadınların şekerli gıdaları fazla tüketmesini önermeyiz. Şekerli gıdaları fazla tüketmek anne sütü miktarını arttırmaz. Fakat günde en az 2 litre kadar su içmelerini ve dengeli beslenmelerini öneririz. Yeterli süt gelmesi için en önemli faktörleri annenin bebeğini gerçekten emzirmek istemesi, doğru emzirme tekniği, sık emzirme, yeterli sıvı alma şeklinde sıralayabiliriz.

    13- Büyük göğüslü kadınların sütü daha mı fazladır? 
    Meme büyüklüğü ile süt miktarının birebir direkt ilişkisi yoktur.

    14- 3 hatta 5 yaşına kadar çocuğunu emziren anneler var. Bu kadın sağlığı açısından yararlı mı?
    Günümüzde annelere en az 6 ay olmak üzere, 1 yıl kadar emzirmelerini öneriyoruz. Bazı kadınlar çocuklarını 3-5 yaşlarına kadar emziriyor. Bunun ne anneye ne de bebeğe önemli bir faydası yok. Zaten günümüzde kadının topumdaki statüsünün yükselmesi, sosyal ve ekonomik faaliyetlere katılması ile, uzun süre emzirme pratik olarak da mümkün olmamaktadır. Fakat kadının sosyoekonomik statüsünün düşük olduğu, az gelişmiş bölgelerdeki düşük gelir düzeyine sahip ailelere, temiz ve ucuz bir besin olduğu için anne sütünün ek gıdalarla birlikte uzun süre verilmesi önerilebilir.