Etiket: Kadın

  • TÜP BEBEK VE HAMİLELİKTE HİPNOZ

    TÜP BEBEK VE HAMİLELİKTE HİPNOZ

    “İsrail Soroka Üniversitesi’nde bir araştırma yapıldı. Araştırmanın başkanlığını yürüten Dr. Eliahu Levitas tüp bebek tedavisi gören 185 kadın bu araştırmaya gönüllü katılır. Tedavi sırasında yapılan rutin işlemlerin yanında hipnozdan faydalanan kadınların yüzde 28’i gebe kalırken, hipnoz seanslarına katılmayan diğer gruptaki kadınlarda bu oran% 14’de kalır.

    Embriyo Naklinde Hipnoz’un Katkısı

    Hamileliği embriyo transferi ile gerçekleştirecek olan anne adaylarına bu işlem stresli bir süreç içinde gerçekleştirilir. Hipnozun veya kişinin kendi kendine uyguladığı otohipnoz’un kişiyi sakinleştirmesi tüp bebek tedavisinin de başarılı sonuçlanmasına da olumlu etkilemektedir.

    Annenin Olumsuz Ruh Hali Tüp Bebek Tedavisini Olumsuz Etkileyebilir

    “HipnoFertility” (hipnotik Doğurganlık) ABD ve Kanada da binlerce anne adayına uygulanmaktadır. Olasılıklar üzerine kurulu bu işlemde hipnozun kullanılması hamileliği en az iki kat arttırdığı gözlemlenmiştir.

    Her geçen gün daha çok kadın, hipnozun doğumla sonuçlanan gebe kalma şanslarını arttırdığına inanıyor. Yapılan bazı araştırmalar da kadınların bu inancını destekler nitelikte.

    1993’ten bu yana anksiyete (kaygı) ve depresyon zihin beden uyumu ile çok ilişkili olduğu açıkça söylenebilir. Bu ilişkiyi kuvvetlendiren inanç, duygu, moral, motivasyon, telkin vb araçlardan yararlanmak konusunda hipnoz güzel bir araç olacaktır.

    Tüp bebek tedavisi görünürde teknik bir konu gibi dururken vücudun çok hassas ve kırılgan döllenme işini gerçekleştirmeye çalıştığını hatırlamak gerekir. Ortam, mahremiyetin korunması gibi endişelerin sebep olduğu stresle baş etmek zorlaşır.

    Hipnoz kişinin ihtiyaç duyduğu dinginliği en doğal sağlayan ve hiçbir zorlama gerektirmeyen doğal sistemiyle entegreli çalışır.

    Kendi Kendine Hipnoz Öğretilerek Mahremiyet Korunur

    Aslında her türlü hipnoz kendi kendine hipnoz olmakla birlikte. Hipnoz için mutlaka bir hipnozcunun olması gerektiğine inanılır. Başlangıçta rehberlik etmek ve hipnozu öğretmek için bu gerekli olsa bile aynı bir yabancı dili öğrendiğinizde konuşurken öğretmene ihtiyaç duymamanız gibi hipnoz da kişinin kendi kendine yapması öğrenilebilir bir sistemdir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    Vajinismus istemsiz kasılma veya vajinan içine bir nesnenin girilmesiyle (tampon, parmak, penis, 

    spekulum), “aşk kasları” adını verdiğimiz pelvik taban kaslarının refleks sonucu kasılmasıdır. Aşk 

    kaslarının kasılması rahatsızlıktan kaynaklanan acı, yanma ve ağrıya neden olur. Vajinismus birincil 

    (yani yaşam boyu) ya da ikincil (normal cinsel fonksiyondan sonra meydana gelen) olabilir. Ayrıca 

    genel (tüm durumlarda ve herhangi bir nesne ile oluşabilir) ya da durumsal (partner ya da 

    partnerlerle olan bazı durumlarda veya tam tersi cinsel ilişkiyle değil de tampon veya spekulum 

    takılırken de) olabilir.

    Vajinismuslu kadınlar sık sık vajinalarının “çok küçük” olduğunu ve vajinalarının kapalı olması gerektiğini 

    düşünürler ve her cinsel ilişki deneyiminde acı ve ağrı duyarak eşlerini iterler. Oysa yaşadıkları sadece negatif bir 

    hipnoz halidir, bir hayaldir! Gerçek olan vajina çevresindeki aşk kaslarını kontrol etmeyi öğrenmeleridir.

    Cinsel ilişki sırasında yaşadığım ağrının vajinismus olduğunu nasıl anlarım?

    Vajinismus sorunu olan çift cinsel terapiste birkaç soru sorduktan sonra, terapist bu sorular üzerinden onlara en 

    doğru cevabı verecektir. Vajinismus ağrısı genellikle cinsel birleşme teşebbüsü (penetrasyon) ile oluşur. Bu 

    durum genellikle partnerinin penisini vajinaya sokmaya çalıştığı zaman başlar fakat her zaman değil. Ağrı 

    genellikle yanma veya parçalanma hissi yaratır. Kadınlar bu acıyı “Sanki partnerimin bir duvarıma çarpıyor!”, 

    “Sanki partnerimin penisi benim için fazla büyük!” ya da “Parçalanıyormuşum gibi hissediyorum!” diye tarif 

    ederler. Bu acı cinsel ilişki ilerledikçe gelişebilir veya gelişmez, yani dayanılmaz bir acı olmadığı zamanlarda olur. 

    Vajinismus kadınları genellikle tampon kullanırken ya da jinekolojik muayene olurken rahatsız olurlar fakat her 

    zaman değil.

    Ağrı kafamın içinde mi?

    Vajinismus öğrenilen bir reflekstir. Yani vajinismuslu bir kadın ağrılı bir cinsel deneyim ya da acı veren vajinaya 

    başka bir nesnenin girmesi teşebbüsü yaşadığında, aşk kasları dokunmaya veya girişe karşı kasılmayı öğrenir. 

    Sonradan herhangi biri veya kendisi vajinaya bir şey sokmaya çalıştığında, vajina ve aşk kasları kadının isteği 

    dışında gelişen refleks ile ağrıdan korunmak için kendini “kapatır” yanı kasar. Aşk kaslarındaki kasılma fark 

    edilebilir düzeyde bir ağrıya neden olur.

    Vajinismus ne kadar yaygındır?

    Vajinismus, oldukça yaygın olan bir cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismus kadınları bu konuda utandıkları için 

    kimseye bir şey diyemezler. Böyle yapmak oldukça kötü bir seçimdir, çünkü vajinismus ister birkaç ayda ister 

    birkaç yılda fark edilsin, sonuçta tedavisi oldukça kolaydır. Vajinismus birçok kadının hayatının belli bir döneminde 

    olabilmektedir. Vajinismus, cinsel birleşme sırasında ağrı ve aşk kaslarındaki kasılma nedeniyle, partnerin 

    vajinaya hemen girememesi gibi hafif rahatsızlıklarla kendini gösterebilir. Yıllardır birlikte olan ve vajinismustan 

    dolayı hiç cinsel ilişki yaşamamış birçok çift vardır. Bu çiftler “üste boşalma şeklinde gebelik” (partnerin 

    spermleri vajina yoluna bırakılır ve yumurtanın döllenmesi sağlanır) yoluyla çocuk sahibi olmaktadır. Birçok 

    vajinismuslu kadınının oldukça aktif bir seks yaşamı vardır; sadece penis vajina birlikteliğini içeren cinsel birleşme 

    yoktur. Çiftler bazen bir şeyleri değiştirmeye çalışmadan ellerinde olanlarla yetinirler ve bundan mutlu olurlar.

    Vajinismus sorunum için ne yapmalıyım?

    İyi haber, vajinismusun %100 tedavisi var; istemsiz kasılan aşk kaslarını ve daralan vajinayı nasıl kontrol edip 

    rahatlanacağını öğrenmenin basit bir yolu var. Kötü haber ise; bu bir gecede olabilecek mucizevî bir şey değil, 

    birkaç gün ya da birkaç hafta boyunca “aşk oyunları” adını verdiğimiz basit egzersizleri (Kegel egzersizleri, 

    sevişme, mastürbasyon, parmak egzersizleri, vb.) yapmak gerekiyor. Ne kadar süre egzersiz yapılacağı; 

    egzersizlere ne kadar sağdık kalındığına ve vajinismus probleminin ne kadar süredir olduğuna bağlıdır. Bu 

    egzersizler yapıldığı süre boyunca, cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Birkaç gün belki de birkaç hafta cinsel ilişkide 

    bulunulmayacağını çiftin bilmesi gerekiyor. Hazır olamadan teşebbüs edilen her cinsel ilişki deneyimi; kadının 

    daha çok acı çekmesine, olumsuz aşk kası reflekslerinin aşırı artmasına ve vajinismustan kurtulma sürenin 

    uzamasına yol açar. Yine de oral seks veya sevişme gibi çiftin zevk alabileceği diğer her şeyler yapılabilir.

    Aşk oyunlarını nasıl oynarım?

    Kegel egzersizlerini yaparak işe başlamak gerekiyor. Kegel egzersizleri aşk kaslarının kasılıp gevşetilmesi 

    yoluyla, onları çalıştırmayı ve aşk kasları adı verilen bu kaslar üzerinde iradeyi kontrolü amaçlar. Kegel 

    egzersizleri birçok açıdan faydalıdır. Hem vajina kasları üzerinde kadının kontrollü olmasını sağlar, hem orgazm 

    şiddetini arttırır, hem de vajinayı toparlar. Kegel egzersizlerini düzenli olarak yapmak gerekiyor. Şimdi hem Kegel 

    egzersizlerinin hem de parmak egzersizlerinin nasıl yapıldığına bakalım:

    “Hangi kas gruplarınızı çalıştırmanız gerektiğini öğrenmek için öncelikle idrarınızı yaparken idrarı yarıda kesin ve 

    hangi kasları kullandığınıza dikkat edin. Bu sırada karın ve kalça kaslarınızın gevşek olmasına dikkat edin. 

    Vajinanızın içinde bir kalem var ve onu düşürmek istemiyormuş gibi hayal edin ve bu sırada kasılan kaslarınız aşk 

    kaslarınızdır. Veya vajinanızın içine işaret ve orta parmaklarınızı yerleştirin ve parmaklarınızı sıkıştırmaya çalışın. 

    Bu esnasında çalışan kaslarınız aşk kaslarınızdır. Her birim egzersiz esnasında aşk kaslarınızı 5–10 saniye 

    süreyle kasın ve bu kadar bir süre ara verin. Bunu arka arkaya 5–10 kez uygulayın. Bu birim egzersizi günde 

    5–10 kez yapmanız sizin egzersizlerden maksimum fayda görmenizi sağlayacaktır. Egzersizler esnasında normal 

    nefes alıp vermeye ve yalnızca aşk kaslarınızın çalışıyor olmasına dikkat etmelisiniz. Kegel egzersizleri adını 

    verdiğimiz bu egzersizleri evde, iş yerinde, yolda, kısacası her yerde uygulanabilirsiniz. Asla dışarıdan bu 

    egzersizleri uyguladığınız anlaşılmaz. Bu egzersizleri her gün düzenli olarak uygulamayı alışkanlık haline getirin. 

    Bu şekilde aşk kaslarınız üzerinde istemli bir denetim sağlayabilirsiniz…”

    Bir süre sonra, bu egzersizler önce bir parmak ile başlayıp sonra üç parmağa kadar çıkıp, parmaklar vajinaya 

    sokularak yapılmalıdır. Bu sırada tırnakların kesilmiş olması ve kayganlaştırıcı olarak da bebe yağının 

    kullanılması gerekmektedir. Neden parmaklar? Acıma durumunda, kadının kolayca hareket ettirebileceği en kolay 

    şey parmaklarıdır. Eşlerin parmaklarını kullanıp kullanamayacaklarını kadınlar bazen merak ederler fakat 

    eşlerinizin parmaklarını kullanması tam anlamıyla kadınların kontrolünde olmadığı için bir süre beklenmelidir. İlk 

    önce kadınlar kendileri yapmalıdır. Böylece kadın, eşini ağrı ile ilişkilendirmemiş olur. Çoğu kadın bu egzersizleri 

    doğal esneklik sağlayan suyun bulunduğu bir küvette yapmaktan veya egzersizler sırasında mastürbasyon 

    yapmaktan zevk alır.

    Cinsel ilişki yaşayabilmek için ne kadar süre egzersiz yapmak zorundayım?

    Vajinaya iki parmak almak problemin süresine ve egzersizlerin zamanında yapılmasına bağlı olarak günler veya 

    haftalarca sürebilir. Ağrı çekmeden, birkaç dakika boyunca kadın vajinasına iki parmağı sokabiliyorsa veya eşinin 

    iki parmağını alabiliyorsa, cinsel ilişkiye girmenin zamanı gelmiş demektir. İlk birkaç dakika kadının üstte olduğu 

    bir cinsel ilişki pozisyonu denenmelidir, böylece kontrol onun elinde olacaktır. Sanki bir bağırsak hareketiymiş gibi 

    kadın eşinin penisini vajinasına yerleştirerek ve bunu dışarı iterek deneyebilir. Bu aynı zamanda kasları dışarı 

    itmek ve daraltmaktır. Acı verdiği takdirde kadın durmalı, aşk kaslarını kasıp, sonra rahatlatmalıdır. Vajinanın 

    içindeki penisi birkaç dakika kımıldatmadan içerde tutmak hiç de fena bir fikir değildir. Bunu başarıyla yaptıktan 

    sonra kadın bir iki kez hareket ettirebilir böylece kontrolü eline almış olur. Bunu yapmadan önce kadın eşiyle 

    konuşmalıdır. Acı çekilmediği takdirde, bir sonraki sefer çift istediği her şeyi yapabilir.

    Aşk oyunlarını oynadığımda vajinismustan kurtulma şansım nedir?

    Gayet basit olan aşk oyunları başarıyla oynandığında ve cinsel travma öyküsünden kurtulunduğunda %100 başarı 

    beklenmektedir. Açıkçası kâbuslar görme ve eski travmatik görüntülerin göz önüne gelmesi, cinsel saldırı ve 

    kötüye kullanma gibi rahatsızlıkla varsa bunların cinsel terapist tarafında ele alınması gerekir. Eğer kızlık zarında 

    veya vajinada bir anormallik varsa, vulvar bezlerinin enfeksiyon kapması, inflamasyondan kaynaklanan 

    problemler nedeniyle acı çekiliyorsa egzersizler işe yaramayacaktır. Bu durumda önce bir jinekolog tarafından 

    organik sorunların tedavisinin yapılması gerekir.

  • Vajinismus nedir? Tedavisi nasıldır?

    Cinsel birleşme sırasında kadında vajen kaslarının istemsiz kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur. Kasların kasılmasının önüne geçilememektedir. Vajinismusu genel olarak tanımladığımız zaman fiziksel bir engel olmamasına (Anatomik olarak normal) rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi,kendini kasması olarak tanımlanmaktadır. Kasılmalar, kadının kontrolü dışında oluşur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında tüm vücutta bir kasılma , endişe, korku ve panik hali olur, ve kadın bacaklarını sıkıca kapatır. Vajinusmuslu kadınların bazıları ise kızlık zarlarının çok kalın olduğuna ve bu yüzden ilişkiye giremediklerine inanırlar ve de eşlerini de inandırırlar, sorunun kızlık zarının ortadan kalkmasıyla çözüleceğine inanan çift, bir kadın doğum uzmanına giderek , anestezi ile kızlık zarlarını ameliyatla açtırırlar, ama bu da çözüm getirmez ..Aslında gerçek vajinusmusta bunun yeri yoktur. Vajinusmus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu doktora muayene olamaz, tıpkı ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya kapılır. Son zamanlarda vajene botox uygulamaları yapılmış ve vajen kasının kasılması engellenmiştir.Gerçek vajinismuslularda bu yaklaşımda çözüm sağlamammaktadır.Geçici çözüm yolu olarak kullanılmaktadır. Bu tip sıkıntılı kişilere sakinleştirici ilaç, antidepresan ilaç vermekle bu sorun çözülmez, aksine bu tip ilaçların bazılarının cinsel isteği azaltıcı etkisi vardır, böylece sorun çözülmediği gibi başka bir sorun olan cinsel isteksizlikte sıkıntıya eklenmiş olur. Kas gevşeticiler veya alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girme çabaları da hep hüzün ile sonuçlanır. Çok kolay tedavi edilebilen bir sorun olan vajinusmus bu tip yanlış bilgi ve denemelerle büyür. Kadında sıkıntı, gerginlik başlar, kendisinde eksiklik olduğu duygusu ile suçluluk duymaya başlar, Ümitsizlik ve karamsarlığa düşer , bunalımlar yaşayabilirler. Cinsel ilişki ile ilgili kaygı ve korkular yanlızca kadınlarda olmaz bazı erkeklerde de bu olabilir.Kadınlar için bunu anlamak veya hissetmek çok zordur çünkü onlar kendi problemlerine vede çözümlerine odaklanmışlardır. Vajinismusun nedenlerinde çocukluk çağından kalma korkuların,suçluluk,ayıp,günah duygularının yeri büyüktür.Korkular en çok ,kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme ,parçalanma korkularıdır.Ayrıca gebe kalma korkuları da önemlidir.

    Bunların yanında;

    -Eksik yada yanlış cinsel bilgi
    -Erken travmatik yaşantılar
    -Eşler arasındaki iletişim biçimi
    -Cinsel iletişim sorunları
    -Performans kaygısı
    -Kızlık zarını yitirme korkusu
    -Otoriter baba
    -Baba kız ilişkisindeki güçlükler
    -Cinselliği aşağılayan aile olabilmektedir.

    Kişiler bu sorunla başa çıkabilmek için kendince çözüm yolları bulurlar.Bunlar arasında çok sık cinsel ilşkide bulunmaya çalışma yada cinsel ilişkiden kaçınma davranışları olabilmektedir. Tabi ki bu durum sorunu daha da karmaşıklaştırır ve içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşur.Sonuçta evliliklerin bitmesi bile söz konusu olabilir. Cinsel uyum yalnızca cinsel organların birleşmesi demek değildir.Aslında cinsel uyum,genel uyumun bir parçasıdır ve bir çok karmaşık ruhsal olayları içerir.Eğer eşlerin genel uyumları ile ilgili sorunları varsa tabi ki bu durum cinsel uyumlarını da etkiler. Bu sebeple vajinismus tedavisinde öncelikle bu sorunları keşfedip,farkına varmak gerekir.Bazı vakalarda sadece bu sorunları keşfetmek ve terapisini yapmak vajinismus sorununu tamamen çözmektedir. Vajinismus tedavisinde bilişsel davranışçı terapilerin yanında hipnoz tekniği kullanılır.Buradaki amaç,kişinin korkularının ve kaygılarının ilk önce düşüncede aşılmasını sağlamaktır.Çünkü,vajinismusun temelinde olumsuz cinsel düşünceler vardır.Bunların keşfinde ve tedavisinde hipnoz kullanılır.Kişi bu sayade kendini,cinsellikle ilgili düşüncelerini farkeder,onun yerine olumlu cinsel düşünceleri oluşturur. Bununla birlikte kişi rahatlama egzersizlerini öğrenir ve kasılmalarını kontrol edebilir hale gelir. Tabiki tüm bunların olabilmesi için kişinin inançlı olması ve iyileşmeyi gerçekten istemesi gerekir.

  • Polikistik over tanı

    En sık kullanılan tanı kriteri çizelgesi (Rotterdam kriterleri)

    1- USG görüntüsünde
    -Overlerde 12 ve daha fazla folikül görünmesi
    -Overlerin boyutunun artması ( 10ml üstü)

    2- Androjen hormonlarına baglı
    -Kanda androjen hormonların yükselmesi
    -Androjen hormon yükselmesine bağlı semptomlar görülmesi = akne , kıllanma , sac kaybı gibi

    3-Menstural düzensizlikler
    -Adet düzensizliği ( adet görmeme ya da adet sürelerinin düzenli olmaması
    -Adet miktarında değişiklikler
    -Ovulasyonun olmaması ( oligo olulasyon ya da anovulasyon )
    ***Bu üç maddedn 2sini barındırıyorsanız genelde polikistik over sendromu tanısı alabilirsiniz.Ama hasta cok ayrıntılı değerlendirilmeli ve sadece bu kriterlere bakılmamalıdır.

    Not : Ayrıca Androgen Excess And Pcos Society Guidelines’ ta polikisitk over sendromunun androjen fazlalığına bağlı olduğu belrtilmiş ve buna bağlı kriterler ortaya konulmuştur. Tanı bu 3 kriteri birden barındırmalıdır. (son zamanlarda en cok kabul gören tanı kriterleridir)

    Bunlar :
    1-hiperandrogenisim (klinik ya da labaratuar olarak hiper androjenizim tanısı )
    2-overlerin disfonksiyonu ya da polikistik over ( 25 ve daha fazla folikül bulunması overlerde ; over hacminin 10 ml den fazla olması )
    3-Diğer androjen yüksekliklerinin elenmesi

    ***Hasta aşağıda sayacağım tüm parametreler acısından ayrıntılı değerlendirilmelidir.
    ***Polikistik over sendromu tanısı koymak için spesifik bir test yok. Bİrçok hormon ve semptom , aile öyküsü ,fiziksel muayane , labaratuar ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilerek tanı koyulmalıdır.
    ***testler değerlendirilirken bazı testler diğer nedenleri elemek için bakılır.adrenal ve over tümörleri , adrenal hiperplazi gibi nedenler elenmelidir.

    FİZİK MUAYENE

    Vücutta kıllanma , akne ve sac dökülmesi değerlendirilir. tansiyon ölcülmeli ve hipertansiyon var mı bakılmalıdır.
    Kişinin kilosu ölçülür.
    BMI endeksine bakılır .( Body-mass index )
    Pelvik fizik muayane yapılabilir.

    AİLE HİKAYESİ

    Polikistik over sendromu genetik yatkınlık gösterir. Buyüzden anne , kardeş ya da diğer yakın kadın akrabalarda polikistik over sendromu var mı sorgulanabilir. Aile bireylerinden birinde pcos var ise diğerlerinde de olma olaslıgı % 40 civarındadır.

    LABORATUVAR

    1- FSH =Hipofizden salınan bu hormon yumurtalıklardaki yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Polikistik over sendromunda laboratuvar sonucu normal ya da düşük olacaktır.
    2- LH =Hipofizden salınan bu hormon ovulasyonu sağlar , yani yumurtanın yumurtalıklardan salınımını uyarır.Polikistik over sendromunda muhtemelen yükselecektir

    Not : önceden lh/ fsh oranı 3 ve daha fazla olması polikistik over sendromu için bir tanı parametresi olarak kabul ediliyordu ama artık bu oransal değerlendirmenin pek doğru olmadığı belirlendi.Gene de bu değerlendirme tanı koymak için değil ama bir fikir edinmek için bakılabilir.
    Not : FSh ve lh seviyeleri adet döngüsünün basında 5-20 mIU/ml civarında seyreder. Çoğu kadın adet döngülerinin ilk yarısında eşit oranlarda fsh lh barındırır.Lh seviyesi ovulasyondan ( yumurtlama) bir gün önce 25-40 seviyelerine kadar çıkar.ovulasyon sonrasında normal seviyelerine doğru döner.Fsh ve lh oranları norml aralık olan 5-20 mIU/ml arasında olsa da yukarıda bahsettiğim gibi çoğu pcos lu kadında bu lh fsh’tan oldukça fazladır.BU bir tanı değildir ama yönlendirmesi acısından önemlidir.Yani fsh ve lh değerlerinin normal aralıkta olması polikistik over tanısını elemez.

    3- PROGESTERON = ovulasyondan sonra corpus luteumdan salgılanır.Uterusu gebeliğe hazırlar.Düşük seviye progesteron ovulasyonun olmadığının göstergesidir. ( genelde infertilite testlerinde oldugu gibi ovulasyonun olması gereken günden 7 gün sonra progesteron seviyelerine bakılır. Porgesteron seviyeleri 14 ng /ml den yüksek ise ovulasyon muhtemelen olmamıstır.)

    4- TESTESTERONE = Polkistik over sendromunda seviyeleri genelde yüksektir. Akne , kıllanma ,adet düzensizlikleri gibi birçok semptomdan sorumludur .Ama kan testeleriniz normal gelebilir ve bu semptomları ve polikistik over sendormunu yasıyor olabilrisiniz gene de.
    Not : yüksek testesteron seviyeleri yumurtalıklarda testesteron salgılayan over tümörlerinden kaynaklı olabilir; mutlaka elemine edilmelidir.

    ***total testesteron seviyesi =normalde 6.0-86 ng/dl arasındadır.Polikistik overde biraz artabilir.Total testesteron seviyesi 40 ng/ dl üzeri değerler yakından takip edilmelidir.
    ***serbest testesteron seviyesi = normalde 0.7-3.6 pg / ml arasındadır.Serbest testesteron seviyesi pcosta artabilir.

    5- DHEA-s (DEHİDROEPİANDESTERONE sülfat) =adrenal bezlerden salınan bir androjendir.Polikistik over sendromunda çoğunlukla artacaktır. Normal seviyeleri 35-430 ug/ dl arasındadır.Polikistik over sendormunda 200 üstü değerler şüpheli değerlendirilmelidir.
    Not : yüksek dhea seviyeleri böbrek üstü bezlerden androjen salgılayan tümör belrtisi olabilir.mutlaka elemine edilmelidir.
    6- ANDROSTENEDİONE =Overler ve adrenal bezler tarafından üretilen bir hormondur. normal seviyeleri 0.7-3.1 ng/ ml arasındadır.Polikistik over sendromunda muhtemelen artacaktır.
    7- ÖSTROJEN ( estradiol ) =Genelde yumurtalıklar tarafından sentezlenen ve az miktarda da adrenal bezlerden sentezlenen bir hormondur. Seviyesi artacak ya da azalacaktır. Polikistik overli cogu kadında östrojen seviyeleri normal aralığı olan 25-575 pg/ml arasındadır ; ama aslında olması gerekenden daha düşüktür.( yani normal aralıkra da olsa o anda siklüste olması gereken aralıktan daha düşüktür )
    8- SHBG ( SEX HORMONE BİNDİNG GLOBULİNE ) = azalmış olabilir. Fazla testesteron üretimini elemek için bakılır.Eğer ortamdaki shbg oranları azalıyorsa testesteron üretimi artmış olabilir ( shbg-testesteron ile bağlanır )

    9- HCG = gebelik için bakılır
    10- AMH ( ANTİ MÜLLERİAN HORMONE )=Overlerin ( yumurtalıkların ) çalışma kapasitesini gösteren bir testtir.(foliküllerin prematur olarak gelişmesini önler amh , Ama amh seviyeleri çok yüksek olduğunda bu süreç durur ve yumurtanın olgunlaşması aksar ) Polikistik over sendromunda genelde amh seviyeleri artacaktır.Son çalışmalar pcos tanısında amh seviyelerinin önemli bir yeri olduğunu belirtmektedir.Ve pcos hastalarını takip ederken de bir takip paramatresi olarak kullanılabilir.
    *** amh seviyeleri 5 ng/ ml üstü yüksek olarak kabul edilir.
    ***amh seviyeleri 3.5-5.0 ng / ml üst seviye sınırdır.
    ***amh normal seviyeleri 0.7-3.5 ng/ml dir
    ***amh sveşyeleri 0.3-0.7 arası alt seviye sınırıdır.
    ***amh seviyeleri = 0.3 ng/ml altı düşüktür.

    Not : özellikle 35 yaş üstü kadınlarda amh sveiyeleri pcos tanısı için oldukça önemlidir.35 yaş üstü usg de polikistik görüntüler sıklıkla görülmez ve burada amh bize oldukça faydalı olabilir.
    11- TSH , T3,T4 = tiroid sorunlarını elemek için bakılır.Birçok tiroid hastalığı ve hormon dengesizliği tiroid hormonlarındaki polikistik overe benzer smeptomlar oluşturmaktadır.
    12- KORTİZOL = cushing sendormunu elemek için ( 24 saatlik idrar serbest kortizolu bakılmalı ). cushing sendormunda yüksek olur. Ayrıca cushing sendromu olmasa bile yüksek kolesterol seviyeleri kilo alımına , hipertansiyona , şeker yüksekliğine , osteoporzise , cilt sorunlarına neden olabilir.
    13- PROLAKTİN =hipofizden salgılanan ve süt üretimini kontrol eden bir hormondur .yüksek seviyelerde salgılanması kadınlarda adet görmemeye neden olabilir. Buyüzden bu test hiperprolaktinemiyayı elemek için bakılır. Mr ( manyetik rezonans ) ile prolaktinoma adı verilen bir tümör var mı bakılır ve aynı zamanda hipotroidizm de hiperprolaktinoma yapabileceği için elenmesi gereklidir. Polikistik ovcer sendromunda genelde 25 ng/ ml den az seyreder seviyeleri. Bazı kadınlarda prolaktin seviyeleri polikistik over sendromunda artabilir , genelde 25-40 ng/ml arasında seyreder bu artış.

    14- 17-HİDROKSİPROGESTERONE =konjenital adrenal hiperplaziyi elemek için bakılır.

    15- IGF-1 = fazla büyüme hormonu var mı elemek için ( akromegali )

    16- HDL , LDL , TOTAL KOLESTEROL , TRİGLİSERİTLER = pcos ile artan kardiyovasküler riski değerlendirmek için bakılır.Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunda lipit profili ile alakalı metobolik sorunlar olabilir.Kalp hastalıklarına yatkınlıkları yüksektir.

    17- AÇLIK KAN SEKERİ VE HBA1C VE AÇLIK İNSÜLİN= pcos ile baglantılı insülin direncini değerlendirmek için bakılır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda insülin direnci ve diyabete yatkınlık odlukça yüksektir.
    Ayrıca ben hastanın durumunu değerlendirmek için bu tahlillere bakmaktayım.

    18- Homosistein

    19- Magnezyum

    20- Çinko

    21- Selenyum

    22- D vitamini

    23- B12 vitamini

    24- İdrarda spot iyot

    25- Spot iyot/ kreatinin

    26- Histamin

    27- Folik asit

    28- Hemogram

    29- Demir , ferritin

    30- Ggt ,ast,alt

    31- Crp , sedim

    32- BAZI VAKALARDA AGIR METAL PANELLERİ İSTENEBİLİR.

    Not : oral kontraseptif kullanırken ( doğum kontrol hapları ) bakılan test soncuları doğruyu yansıtmayacaktır. Özellikle androjen hormon sonuçları oldukça etkilenecektir .Polikistik over tanısı için labaratuar tahlili yapıldığında kişiye oral kontraseptif kullanıp kullanmadığı mutlaka sorulmalıdır. Doktorunuza mutlaka oral kontraseptif kullanıyorsanız belirtiniz. EN doğru labaratuar sonuçları için kişi en az 3 ay oral kontraseptif kullanmamış olmalıdır.

    GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

    ***TRANSVAGİNAL YA DA ABDOMİNAL USG ile yumurtalıklar değerlendirilr. Transvaginal usg cok daha doğru sonuçlar vermektedir.
    ***polikistik over hastalarında overler ( yumurtalıklar ) genelde 2-3 katı daha büyük olabilirler.
    *** her bir over ayrı ayrı değerlendirilir ve her bir overde 12 den fazla yumurtalık kisti olup olmadığı bakılır.(2-9mm arası kistler vesaire)
    ***genelde kistler yumurtalıklarda dizilmiş olarak bulunurlar.
    ***foliküller genelde küçük ve olgunlasmamıs olarak görülebilirler.
    *** görüntüleme yöntemleri % 90 oranında semptomları anlamada yardımcı olurlar. Ama tek basına anlamlı olmayabilirler. Görüntüsel olarak usg uyumlu iken labaratuar ve semptom olarak kişi herhangi bir semptom vermeyebilir. Ama bu vakalar herzaman yakından takip edilmelidir.
    Polikistik over tanısı almak için labaratuar-klinik-görüntüleme beraber değerlendirilmelidir.
    Sadece usg de çıkan sonuçlar polikistik görünüm olarak değerlendirilir ve direk sendrom tanısı almazlar.
    Not : polikistik over görünümü özellikle genç kadınlarda ( ergenliğe yeni girmiş ) sık sık görülmektedir. Buyüzden adet görmeye başlamadan 8 yıl sonraya kadarki dönemde usg de görülen polikistik over görünümü çok anlamlı olmayabilir.
    Not : ” İnternational Evidence-Based Guidelines For Pcos” , polikistik over sendromu tansıında polikistik over görğnümüün bir tanı kriteri olmaması gerektiğin, belirtmiştir: Poliksiitk over görünümünün her 3 kadından 1 inde görüldüğü ortaya konulmuştur.

  • Depresyon hastalığı üzerine

    Major depresyon toplumda oldukça sık görülen ve gitgide yaygınlığı artan bir ruh sağlığı problemidir. Hastalığın kişide yarattığı yaşam zorlukları açısından tüm hastalıklar arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Bu hastalığın yaygınlığını saptamak adına yapılmış çalışmalarda major depresyonun toplumdaki yaygınlığı yaklaşık %3-5 olarak bulunmuştur. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması’nda 1 yılda

    major depresyon atağı yaygınlığı kadınlarda % 5.4, erkeklerde % 2.3, tüm nüfusta %

    4.0 olarak verilmektedir. Kadınlarda bu hastalığın görülme riski 2 kat daha fazladır. Major depresyon tekrarlayan özellikle bir hastalık olup, 1 defa major depresyon atağı geçirmiş olan kişilerin %15’inde daha sonraki dönemlerde hastalık tekrarlar.

    Major Depresyonun Ana Belirtileri Nelerdir?

    Günboyu süren çökkün duygudurum

    Etkinliklere karşı ilginin kaybı, yaşamdan keyif alamama

    İştah azalması veya artması/kilo değişikliği

    Uyku düzeninde bozulmalar

    Hareketlerde ve zihinde yavaşlama veya tahammülsüzlük 6 )Neredeyse hergün halsizlik veya çabuk yorulma

    Kendini değersiz hissetme ve/veya suçluluk duyguları

    Dikkati – düşünceleri toparlamakta güçlük, karar vermekte zorlanma

    Tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar girişimi planları yapmak

    Major depresyon hastalığı; bir kişide yukarıdaki belirtilerin en az 5 tanesinin son 2 haftadır hemen hemen hergün, günlerin çoğunda mevcut olması ve bu belirtilerin

    tıbbi bir hastalığa, sevilen birinin ölümüne, alkol-uyuşturucu veya ilaç kullanımına bağlı oluşmuş olmamasıdır. Yukarıda sayılan ana belirtilere ek olarak bu hastalık tablosuna hiçbir nedeni bulunamayan ağrılar, mide barsak yakınmaları gibi çeşitli bedensel yakınmalar eşlik edebilir. Ayrıca DİABET, YÜKSEK TANSİYON, KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ gibi kronik hastalıklara ek olarak kişide major depresyon tablosu da

    görülürse var olan bedensel hastalıkların gidişi kötüleşebilir (Örn: Tansiyon ve şeker düzeyleri bozulabilir, mevcut ağrıların hissedilmesinde bir artış olabilir).

    Kimlerin depresyon geçirme riski vardır?

    Major depresyon hastalığı her insanda hayatının bir döneminde oluşabilir. Ancak bazı durumlarda kişinin depresyona girme riski artmaktadır. Riski arttıran etkenler aşağıda sıralanmıştır.

    Biyolojik etkenler

    Kişinin akrabalarında depresyon veya diğer psikiyatrik hastalıkların varlığı

    Kadın olmak

    Titiz ve alıngan kişilik yapısı

    Çeşitli bedensel hastalıkların varlığı (Özellikle tiroid hormon dengesizlikleri, kansızlık, hormonal diğer hastalıklar vb.)

    Daha önceden depresyon geçirmiş olmak

    Mevcut bedensel hastalığın tedavisi için kullanılması gereken bazı grup ilaçlar

    Çevresel etkenler

    Erken yaşta anne-baba kaybı

    Stresli yaşam koşulları, İşsizlik

    Evlilik problemleri veya boşanmış olma

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Alkol veya diğer uyuşturucu maddelerin kullanımı

    Çocukluk döneminde cinsel, fiziksel veya ruhsal istismara uğramış olmak

    Bu risk faktörlerinin varlığının dikkate alınması bu hastalığın erken tanısında ve oluşmasının veya şiddetlenmesinin

    önlenmesinde yardımcıdır.

    Depresyon tedavisi hakkında bunları biliyormusunuz?

    Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Orta ve ağır şiddetli depresyonlarda ilaç tedavisi gerekir.

    Karaciğer veya böbrek hastalığınız varsa antidepresan ilaç seçiminde dikkatli olunmalıdır.

    Depresyon mevcut kronik hastalığın seyrini kötüleştirir.

    Antidepresan ilaçlara yanıt en erken 3. haftada başlar. Bu nedenle

    antidepresan ilaçlara ilk günlerde yanıt alınamaması durumunda ilaç hemen kesilmemelidir.

    Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Antidepresan tedavi en az 12 ay süreli olmalıdır.

    Antidepresan ilaçlar hemen kesilmemeli; doz azaltılarak kesilmelidir.

    Depresyon tedavisi mutlaka hekimler tarafından düzenli aralıklı kontrollerle yapılmalıdır.

    Depresyonda Psikoterapinin (Psikolojik tedavinin) Yeri:

    Orta ve ağır şiddetteki depresyonların ilaç tedavisi olmaksızın düzelmesi beklenmemektedir. Bu nedenle hafif depresyon dışındaki depresyonlarda ilaç tedavisi şarttır ancak; hastalar ilaca ek olarak aldıkları psikoterapilerden de yarar görecektir.

    Depresyonun alevli dönemde nedenleri araştırmaktan çok destekleyici psikoterapiler kullanılmaktadır. Bu psikoterapi görüşmelerinde hedef, kriz yaratan sorunun çözümü değil sorunla başa çıkma becerilerinin kazanılmasıdır. Bunların dışında depresyonla ilgili bilgiler verilerek kişinin depresyonunu tanımasına yönelik bilişsel girişimler de uygundur. Günlük işleyiş ve davranışların değişimini hedefleyen davranışçı yöntemler de yararlı olmaktadır. Depresyonun alevli dönemindeki psikoterapilerde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da hastalığın ağırlığıdır. Psikiyatri uzmanı hastanın durumunun ağırlığına göre görüşmelerin hızını belirleyecektir.

    Kadın ve Depresyon

    Depresyon toplumda sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Bu hastalık hakkında fikir sahibi olmak en etkili baş etme yöntemlerinden biridir. Bu bölümde depresyonun kadın cinsiyetinde nasıl seyrettiği ve çeşitli yaş gruplarında nelere dikkat edilmesi gerektiğinden kısaca bahsedilmeye çalışılmıştır.

    Depresyon kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülmektedir. Kadınlarda genç yaş grupları depresyon açısından daha risklidir. Bu hastalığa yatkın olan bireyler özellikle 15-45 yaşları arasındaki doğurganlık döneminde ilk ataklarını yaşarlar. İlk atak sonrası yaşamdaki stresli olaylarla ilgili olarak depresyon atakları tekrarlayabilir.

    Kadının çalışma hayatı, aileye bakım verme, eşiyle iyi geçinme, sağlıklı yaşama gibi alanlarda toplum tarafından başarılı olması beklentisi denge kurmasını zorlaştırmıştır. Çocukluk çağı-erişkin cinsel travmalar, ev içi şiddet gibi faktörlerin depresyon sıklığını arttırdığı gözlenmiştir. Bunların yanı sıra gebelik, ergenliğe geçiş, menopoz ve adet dönemlerindeki hormonal değişiklikler kadınlarda depresyona yatkınlığı açıklayan biyolojik etmenlerdir.

    Depresyon, yaşamda anahtar roller üstlenen kadınların önemli alanlarda işlevselliğini bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkla kadınlarda sosyal hayattan çekilme, sinirlilik, cinsel isteksizlik, aileye bakım verememe gibi yeti yitimleri görülmektedir. Bunun sonucunda gebelik sonrası depresyonda bebeğe bakım verememe, evlilik sorunları, ailede parçalanma gibi çok önemli kişisel ve toplumsal problemler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerden dolayı kadınlarda depresyon çabuk tanınması ve etkin tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Kadınların çoğunun depresyonla baş etmede tıbbi yardım yerine alkol, ağrı kesici, esrar, uyku ilaçları gibi olayı daha karmaşıklaştıran ve bağımlılık gibi ek sorunlara neden olan yollar kullandığı bilinmektedir.

    Gebelik ve sonrası çoğu kadın için depresyonu başlatan veya kötüleştirebilen riskli bir dönemdir. Doğumu takip eden günlerde % 80 kadında ‘blues’ denilen çabuk ağlama, sinirlilik, duygusal olarak kırılgan olan 3-5 gün süren ve çoğunlukla kendiliğinden geçen dönem görülmektedir. Sosyal destekle atlatılabilen bu dönem geçmezse ciddi bir hastalık olan gebelik sonrası depresyonun başlangıcı olabilir. Bu durumda tıbbi yardım almak şiddetle tavsiye edilir.

    Gebelik Sonrası Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Önceki gebelik sonrası depresyon öyküsü

    Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Ailede depresyon görülmesi

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi.

    Stresli yaşam olayları (Ekonomik, aile desteği, eşin işsizliği gibi)

    Kırılgan kişilik yapısı (Endişeli, mükemmeliyetçi yapı)

    Gebelik Sonrası Depresyon Belirtileri:

    Bedensel yakınmalar (baş ağrısı, göğüs ağrısı, çarpıntı gibi)

    Endişelilik, duygusal oynaklık, takıntılı davranışlar (anlamsız korkular, kontrol davranışları, aynı konuyu düşünüp durma), bebeğe zarar verme korkusu

    Kontrolsüz ağlamalar, bebeğe ilgide azalma, toplumdan çekilme, sinirlilik ve aileyle çatışma

    Menopoz Dönemi Depresyon İçin Risk Faktörleri:

    Depresyon, şiddetli adet öncesi huzursuzluk belirtileri, gebelik sonrası depresyon, oks kullanımına bağlı duygudurum değişiklikleri

    Diğer tıbbi hastalıklar (Kalp hastalıkları, inme, diabet gibi)

    Kötü fiziksel sağlık (Kronik ağrı, düşük egzersiz toleransı, obezite)

    Şiddetli menopoz yakınmaları (Sıcak basmaları, terleme)

    Tedavilere bağlı erken menopoz yaşama

    Eş kaybı, boşanma, ayrılık, toplumdan izolasyon, işsizlik, düşük eğitim düzeyi, zorlu bakım verme dönemleri

    Menopoz Dönemi Depresyon Belirtileri:

    Sıcak basmaları, gece terlemeleri, halsizlik, uyku düzensizlikleri, baş ağrıları, duygusal felç, dudaklarda karıncalanma, göğüs ağrısı, çarpıntı

    Endişe, konsantrasyon zorluğu, cinsel istekte azalma

    Kontrolsüz ağlamalar, sinirlilik

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Riskler:

    Geçirilmiş gebelik sonrası veya herhangi bir dönem depresyon

    Doğum kontrol haplarına (oks) bağlı depresyon belirtileri görülmesi

    Ailede Adet öncesi huzursuzluk (premenstürel disforik bozukluk) öyküsü

    Adet Öncesi Huzursuzluk (Premenstürel Disforik Bozukluk) Belirtiler:

    Şişkinlik hissi, karında gerginlik, halsizlik, iştah değişiklikleri, aşermeler, ağrılar ve göğüste gerginlik

    Endişelilik, gerginlik, duygusal değişkenlik, depresyon, boğulma hissi veya kontrol kaybı

    Çabuk ağlama ve sinirlilik

    Bu belirtiler adetten önceki hafta başlayıp adet görme ile azalması beklenmektedir.

  • Obezitenin zararları

    1) Obezitenin kalp hastalıkları, hipertansiyon, kalp krizi ve felç risklerini arttırdığı bilinen bir tıbbi veridir.

    2) Kanser: Obezitede bazı kanser tiplerinin sıklığı artar. Erkeklerde özofagus, tiroid, kolon ve renal kanserlerinin görülme riskini arttırır. Kadınlarda ise endometriyum, safra kesesi, özofagus ve renal kanserlerin görülme sıklığı obez bireylerde artar. Asya-Pasifik popülasyonlarında ayrıca meme kanseriyle de ilişkilidir.

    3) Obezitenin en bilinen olumsuz etkilerinden bir diğeri de, dizler başta olmak üzere eklemlerde belli bir hasara neden olmasıdır. Bu zamanla osteoartrit riskini arttırabilir.

    4) Obezite, safra taşının meydana gelmesine yol açabilir: Obezlerde safra kesesinde yer alan kolesterol miktarı, safra asidine göre fazla olduğundan safra taşı oluşumu riski artabilir.

    5) Obezite, hastanın nefesinin daralmasına neden olabilir: Solunumda güçlük çekme ve uyku apnesi (uykuda nefes almanın belirli süre ile kesilmesi) ya da horlama problemleri sık karşılaşılan sağlık sorunlarından olmaktadır.

    6) Obezitenin kadın ve erkeklerde hormonal dengede değişiklikler meydana getirdiği ve bununla ilişkili olarak üreme sağlığını olumsuz etkileyebileceği bilinen faktörler arasındadır. Obezlerde karın bölgesindeki yağlarla ilişkili olarak testosteron üretimi artmıştır. Bu nedenle hirsutizm(kıllanma) ve adet düzensizlikleri görülebilir. Fazla kilolu ve obez kadınlarda seksüel uyarılma ve orgazm problemleri daha sıktır. Erkeklerde ise obezite erektil disfonksiyon(penis setleşmesinde sorunlar) için bağımsız bir risk faktörüdür.

    7) Obezite ve erişkin hayatta kilo alımı böbrek taşı riskini arttırır. Kadınlarda fazla kilo ve obezite üriner inkontinans(idrar tutamama) için önemli risk faktörleridir.

    8) Obezite, gebelik döneminde bazı problemlere sebep olabilir: Şişman hamilelik yaşayanlarda, gebeliğe bağlı bazı rahatsızlıkların meydana gelme riski, normal kilosunda olan kadınlara nazaran daha fazladır.

    9) Obezite ayrıca psikososyal sorunlar ve depresyonla da ilişkilidir. Çevreden kilo verme ile ilgili sosyal baskı olması veya hastanın kiloları sebebi ile kendini beğenmemesi, şişman kişilerde depresyonun ortaya çıkma riskini arttırır. Psikolojik problemler (Anoreksiya nevroza ya da Blumia nevroza, Binge eating -tıkınırcasına yeme-, gece yeme sendromu gibi problemler meydana gelebilir )

    10) Obezite her türlü ameliyatta riskleri arttırır.

  • Kadınlarda süregelen ağrı nedenleri

    Ağrı Hastası değerlendirilirken, hastanın cinsiyeti özellik arzetmektedir. Kadınlarda ağrı değerlendirmesi farklı bakış açıları ile daha iyi sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.

    KADINLARDA SÜREGELEN (KRONİK) AĞRILAR

    Kadın ve erkeklerin, farklı hastalık deneyimlerine sahip olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur. Bunun temelini biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler oluşturmakladır. Ağrının algılanması, iletilmesi ve hissedilmesi bakımından her iki cins arasındaki farklılığa beyindeki; kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonal değişiklikler yol açmaktadır.

    Ağrılar karşısında erkek ve kadın farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izlerler. Kadınlar ağrılarını ince ayrıntılarına kadar anlatırken, erkekler ise ağrılarını anlatmaktan çekinirler. Kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rolleri vardır. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrılı uyarana verilen cevabı da belirler.

    Çoğu yaşam biçimi nedeniyle oluşan kronik(süregelen) hastalıklar kadınlarda daha sıktır. Sonuç olarak; kadınlarda erkeklere oranla şiddetli, sık aralıklı ve uzun süreli ağrılı şikayetler, hastalıklar daha sık görülmektedir. Karın ağrıları, iskelet-kas sistemine ait ağrılar ve baş ağrıları kadınlarda daha yaygındır.

    Erken dönemde laboratuar verilerinde bir bozukluk saptanamadığı durumlarda, hekimler; kadınların daha fazla duygusal oynamalarının olduğuna ve psikosomatik hastalıklarının yaygın olduğuna inanırlar. Sonuçtakadınların ağrıları sıklıkla psikolojik olarak değerlendirilerek antidepresan tedaviler başlanır.Psikosomatik-antidepresan ilaçlar bayanların ağrılarını dindirmekte daha fazla kullanılır. Ancak hekimlerin bu tutumu özellikle kadın hastaların ağrılarına hatalı yaklaşımda bulunmalarına neden olmaktadır.

    Kadınların çoğu menstürasyon, ovülasyon, gebelik ve doğum ağrısı gibi hastalık olmayan nedenlere ait ağrı deneyimlerine sahiptir. Menstrüasyon ağrısı kadınların ağrı deneyiminde çok önemlidir. Menstrüel ağrısı olan kadınların %33' ü orta şiddette, % 32'si şiddetli ve %14' ünün dayanılmaz şiddette ağrıları vardır. Mestrüasyon ağrısı, vücudun tamamının bir sorunudur, bu şikayet; kadın enerji sisteminin tam olarak dengede olmadığının ilk göstergesidir.Kadın enerji sistemin temelini oluşturan hormonal sistemde bir dengesizliğe işaret etmektedir.

    Kadın enerji sisteminde vücut fonksiyonlarını kontrol eden organlar, bir çok durumda dengeyi korumak için birbirleri ile birlikte çalışırlar. Günlük kimyasal, fiziksel, sosyal ve yaşamsal stresler; bir bütün olarak çalışan hormonal sistemi doğrudan etkiler, dengesini bozar. Hipotalamus, hipofiz, troid, böbrek üstü bezi, yumurtalıklar ve rahim bu hormonal sistemi dengede tutmak için birlikte çalışmaktadır. Tiroid(guatr)/rahim bağlantısı ile ilgili bilgiler, kadın vücudunda bu organların beraber çalışarak bedeni dengelediklerini göstermiştir. Tiroid sorunu yaşayan bir kadının mutlaka rahiminde bir dengesizlik söz konusudur. Rahim, birçok hormon için hedef organ durumundadır. Hedefte yani rahimde, oluşan bir dengesizlik tüm vücutta bir dengesizliğe neden olur. Bu nedenle rahim alınması, kanama değişiklikleri ve menapozda tüm vücutta değişiklikler ve şikayetler ortaya çıkar. Bu bilgiler, kadın bedeninde herhangi bir yerde yapılan bir ameliyatın, vücudun diğer taraflarını nasıl hasta edebildiğini ve açıklanamayan şikayetlere neden olduğuna yanıt olmuştur.

    Kadın bedeninde bir ameliyat yapıldığında, kadınlık organlarının uyumu bundan çok etkilenir. Tekrar yeni ameliyatların yapılmasına neden olacak şikayetler ortaya çıkar. Tüm bunların nedeni vücudun hormonal dengesindeki bozukluk ve rahimdeki dengesizliktir.Kadınlarda gelişen; alt karın, kasık, bel, bacak ve kalça ağrılarında temel sorun rahimdeki fark edilmeyen yada ilgilenilmeyen dengesizliklerdir.

    Hormonlar işleri bittikten sonra karaciğer tarafından tutulup yıkılarak tekrar yapıma verilmektedir. Karaciğer yeterli fonksiyon gösteremediği durumlarda da benzer hormonal dengesizliklere neden olunmaktadır.Karaciğer yetersizliklerinde de hormonal dengesizlikler sonucu çeşitli ağrılı şikayetler oluşmaktadır.

    Kadınlarda menstrüasyon dengesizliği ve ağrıya neden olan önemli hormonlardan ikisi, estrojen ve progesterondur. Mestrüasyon dönemlerinde kadınlar hormonal dengesizliklere bağlı olarak ruhsal gelgitlere maruz kalabilirler. Yükselen estrojen seviyeleri kadınlarda yeme isteğini tetikleyerek yeni rahatsızlıklara zemin hazırlar. Diyet, yaşam biçimi ve çevre faktörleri kontrol altına alındığında, yumurtalık, rahim ve tiroid gibi kadın enerji sistemi organları daha az sorun çıkarmaktadır. Bu dengesizlik dönemlerinde yiyeceklere dikkat edilmez, yapay hormon içeren hayvansal gıdalar (süt, peynir, yumurta, et) fazla tüketilirse, kadın enerji sistemi daha fazla bozulacaktır. Bu nedenle özellikle kadınların yapay hormonlardan uzak durması mutlak gereklidir.

    Kadın enerji sistemindeki dengesizlikler sıklıkla ağrı olarak ortay çıkmaktadır. Bu durumda hastalık belirtisi olarak başlayan, kadınlardaki ağrılar, zamanında ve doğru olarak tedavi edilmeyerek süregelen kronik hastalıklara, organ kayıplarına neden olmaktadır. Bu nedenlerle kadınlarda süregelen hastalıklar da sık rastlanmaktadır.

    KADINLARA ÖZEL AĞRI NEDENLERİ

    Son yıllarda ağrı bilimi araştırmalarında cinsiyet farklılıklarının önemi artmıştır. Özellikle kadınların enerji sistemlerinin karmaşık ve özel yapısı, bu hastalara daha özel bilgilerle yaklaşılması gereğini ortaya koymuştur. Kadınlarda yaygın olarak görülen ve cinsiyet farklılıklarından kaynaklanan başlıca ağrılı hastalıkları özetleyecek olursak:

    1.Adet Öncesi Sendromu ( PMS : PreMestrüel Sendrom)

    a.PMS-Tip A – Anksiyete (huzursuzluk, huysuzluk)

    b.PMS-Tip C –Yiyeceklere Özlem (iştah artışı)

    c.PMS-Tip H – Hidrasyon (Şişme, ödem)

    d.PMS-Tip D – Depresyon (mutsuzluk, keyifsizlik)

    2.Ağrılı Adet Görme (Dismenore) ve/veya Adet Ortası Ağrısı (Mıttelschemerz)

    3.Artık Yumurtalık Dokusu Sendromu : Kadın Hastalıkları ve Dogum Operasyonları Sonrası Ağrı Sendromu

    4.Belirgin Bir Nedeni Olmayan Kronik Pelvik Ağrı

    5.Rahimin Arkaya Doğru Olması- UterusRetroversiyonu-Ağrılı Cinsel İlişki (Disparönia)

    6.Tekrarlayıcı Ağrılı Fonksiyonel Yumurtalık Kistleri

    7.Rahim Duvar Hücrelerinin Farklı Yerlerde de Bulunması – Endometriozis

    8.PosteriorParametrit

    9.Tüberküloz salpenjit

    10.Psikolojik Kaynaklı Rektal, Perinaeal ve Genital Ağrı

    1. Adet Öncesi Sendromu ( PMS : PreMestrüel Sendrom)

    PMS vücudun tamamının bir sorunudur. Kadınlarda, vücudunun bütününün sağlığı, kadınlık sisteminin sağlığına doğrudan bağlıdır. PMS' nin nedeni; vücudun hormonal sistemindeki ve rahimdeki dengesizlik olabilir. Diğer nedenler ise; hormonal sistemi etkileyen, vücudun başka uzak bir yerindeki başka bir organsal sorun, bir ameliyat bölgesi yada duygusal bir yaralanma olabilir. Hormonal dengesizlikler çoğunlukla PMS ve diğer adet düzensizliklerini başlatmaktadır.

    Aşırı sürekli stres durumlarında böbrek üstü bezi yoğun adrenalin üretimine mecbur kalır. Bu durumda tüm hormonal sistem dengesi bozulmaktadır. Karaciğer yeterince fonksiyon göremez ise salgılanan hormonlar yeterince ortamdan yıkılarak uzaklaştırılamaz. Bu durumda hormonal dengesizlikler baş göstermektedir. Sentetik hormon içeren hayvansal gıdaların(yumurta dahil) ve mevsim dışı bitkisel gıdaların yoğun tüketilmesi de hormonal dengesizliklere neden olmaktadır.

    Duygusal neden olarak çoğunlukla, çocukluk çağında cinsel istismara uğramış olma sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Bilinçli zihin, farkında olmasa da bu istismar deneyimini vücutlarında, özellikle kadınlık organlarında gizlemektedir.

    Organsal sorunların biyolojik çözümlenmesi, fiziksel istismarın psikolojik destek ile yüzeye çıkarılıp yok edilebilmesi sağlanabilmektedir. PMS tedavisi, bedenin bütünsel olarak değerlendirilmesi sonucu düzenlenecek bütünsel vücut tedavileri ile gerçekleştirilmelidir.

    Prof Dr. Guy Abraham'ın araştırmalarına göre PMS aşağıdaki tiplerde tanımlanmıştır.

    a. PMS-Tip A – Anksiyete (huzursuzluk, huysuzluk):Aşırı korku, sıkıntı, alınganlık, kırılganlık, güvensizlik gibi ruhsal değişiklikler bu tip PMS' nin özellikleridir. Çeşitli minarel eksiklikleri durumunda vücut bu minarellere benzerliği nedeniyle rafine tuz (NaCl) tüketimi ile bu eksiklikleri tamamlamaya çalışır. Rafine tuz, beyin ve diğer vücut organlarında su tutulmasına neden olmaktadır. Bu durum A tipi PMS ‘ li kadınlarda adet döneminde anksiyete ve diğer ruhsal değişikliklere neden olmaktadır. Bunun için rafine tuz içeriği yüksek gıdalardan yani; hazır çorba gibi işlenmiş yemeklerden ve işlenmiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    Bu hastalarda, bütünsel değerlendirme yapılarak uygulanacaknöralterapi girişimlerive kinezyolojik muayene ile tespit edilen gıda takviyeleri hızlı düzelmeleri sağlayacaktır. Gıda takviyesi olarak; krom, çinko gibi mineraller, özellikle B kompleks (B6, B12) ve diğer belirlenmiş vitamin takviyeleri önemli destek sağlayacaktır.

    b. PMS-Tip C – Yiyeceklere Özlem (iştah artışı) :Bir çok kadın, adetlerine bir hafta on gün kala, yemeklere aşırı istek duyarlar. Özellikle, PMS-Tip C hastaları tatlı ve şekere karşı karşı konulmaz bir istek duyarlar. Bunun temelinde hormonal bir dengesizlik örneği olarak hipoglisemiye (kan şeker düşmesi) yatkınlık vardır. Kan şekeri düşmesi, bir tür hormonal denge bozukluğu olup şiddeti artan başağrısına neden olabilmektedir. Bu hastalarda sıklıkla kan değeri düşüklüklerine yani, kansızlığa rastlanmaktadır.

    PMS-Tip C' de, bütünsel değerlendirme yapılarak uygulanacaknöralterapi girişimlerive özel (kinezyolojik) muayene teknikleri ile tespit edilecek gıda takviyeleri hızlı düzelmeleri sağlayacaktır. Gıda takviyesi olarak; magnezyum ağırlıklı, demir, krom, çinko gibi minerallerin alınması, bol miktarlarda özellikle yeşil taze mevsim sebzelerinin az pişirilmiş veya çiğ olarak tüketilmesi önemli destek sağlayacaktır.

    c. PMS-Tip H – Hidrasyon (Şişme, ödem) :Bu tip kadınlar adet öncesi dönemde, genel şişiliklik hissederler ve bu durumdan şikayetçidirler. Bu kadınların vücudu diğerlerinden daha kolay şişer ve enflamasyona maruz kalır, iltihaplanır. Bazılarında, bariz kırmızı lekeli yanaklar ve boyun tiroid bölgesinde, kızarıklıklar oluşmaktadır. Bazılarında ise ağrılı gergin kaslar, kas tutulmaları ve kasın su tutması durumu yaşarlar.

    PMS – Tip H kadınlarında, çeşitli besinlere karşı duyarlılığın, alerjinin bu şişme durumundan sorumlu olduğu kanıtlanmıştır. Bir gecede veya kısa sürede, 1-3 kilo gibi ciddi kilo artışları ile karşılaşılabilmektedir. Şişlikler çoğu zaman ayak bileklerinde ve ellerde olmakta, birlikte tüm eklemlerde ağrılar ve sertleşmeler görülmektedir. Özellikle ayaktaki şişlik bölgelerine parmakla bastırıldığında, ciltte çukurluk kalan bir durum oluşmaktadır.

    H tipi kadınlarda, besin duyarlılığı (alerjisi) gelişmiş gıdaların belirlenmesi ve bunların beslenme rejimlerinden çıkarılması vücuttaki şişme ve enflamasyonu, iltihaplanmayı durdurmaktadır. Besin duyarlılığını kinezyoljojik olarak ve özel testlerle(bkz. Kronik ağrılı hastalıklar ve gıda duyarlılığı) belirlemek mümkündür. Besinlerin seçilerek yenmesi, tuz kısıtlaması uygulamaları şişmeleri kontrol altına almaktadır. Bunun için tuz içeriği yüksek gıdalardan yani; hazır çorba gibi işlenmiş yemeklerden ve işlenmiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    Bu kadınların yine, kafein içeren gıdalardan ve kahve çeşitlerinden uzak durmalarında yarar vardır. Kahve dışında kafein içeren, çaylar, çeşitli soğuk içecekler ve ilaçlardan (Geralgine K v.s.) uzak durulmalıdır. Bu ürünler vücutta daha fazla enflamasyon, iltihaplanmaya ve şişliğe neden olurlar. Ayrıca kafein, hormon üretimini kötü yönde etkileyerek, hormonal bozukluklara neden olur. Bu kadınların sigara tüketmeleri sakıncalıdır, diğer kadınlara oranla daha şiddetli etkilenmelere yol açmaktadır. Bunlarda sigara, hücre oksijen tüketimini arttırarak vücut ısısını daha fazla yükseltmektedir.

    Bu grup içindeki kadınların, B kompleks vitaminler, magnezyum desteği almalarında fayda vardır. Kısa sürelerde kullanılmak üzere doğal idrar söktürücü, bitkisel ürünler (maydanoz suyu, kereviz, ayı üzümü v.b.) kullanılması önerilebilir. Ayrıca, bu kadınların beslenme rejimleri, omega 3, 6, 9 yağ asitlerini içermelidir. Bu yag asitleri, keten tohumu yağı, üzüm çekirdeği yağında bolca bulunmakla beraber, bu yağlar ısıtılmadan salatalarda veya direk olarak kullanılmalıdır.

    d. PMS-Tip D – Depresyon (mutsuzluk, keyifsizlik) :Bu gruptaki kadınlarda aşırı ruh hali değişiklikleri yaşanmaktadır. Bu davranış, normal zamanda duygusal bir tepki oluşturmayacak durumlar karşısında, yoğun tepki gösterilmesi durumudur. Depresyon, vücutta aşırı progesteron hormonu birikmesi sonucu gelişmektedir. Depresyonun diğer bir nedeni vücutta ağır metal (kurşun) birikmesi olabilmektedir. İlave belirtiler sinirlilik, unutkanlık, sık uyanma gibi uyku bozuklukları ve bacakta kollarda uyuşmalardır. Kol ve bacakta görülen uyuşmalar, ciddi hareket kısıtlılıklarına neden olabilmektedir. Bu durumlarda, çeşitli radyolojik film görüntülemeleri yapılarak bel fıtığı, boyun fıtığı gibi teşhislere yönelinmekte, hastaların gereksiz yere ameliyat olmalarına neden olunmaktadır.Hatta bu hastalara bu nedenlerle bir çok bel ve boyun fıtığı ameliyatı sonrası çeşitli vidalama ve protez ameliyatları yapılarak daha içinden çıkılmaz durumlar oluşturulmaktadır. Oysa bel fıtığı erkeklerde daha fazla görülmekte iken bazı hastanelerde daha fazla kadın, bel fıtığı ameliyatı olmak durumunda kalmaktadır.

    Bu grup içindeki kadınların, bozuk ruhsal durumları tetikleyen rafine şeker ve diğer işlenmiş karbonhidratlardan uzak durması gerekmektedir. Kahve, hazır meşrubatlar ve alkol gibi kuvvetli uyarıcılardan ciddi zarar görürler, korunmaları gerekir. Özellikle regl dönemlerinin yaklaştığı depresyonlu dönemlerinde her türlü baharatlı yiyeceklerden uzak durup, mevsim meyve – sebzeleri ve tahıllarla beslenmelerinde yarar vardır.

    Bu grup kadınların tedavilerinde, B ve E vitaminleri, magnezyum, çinko gibi minareler ve belirlenmiş amino asitler(Thyrosine, L- Phenylalanin, L-Glutamin v.b.) faydalı olacaktır. Sakinleştirici olarak papatya çayı v.b. bitki çayları tercih edilebilir.

    Her tip PMS (Adet Öncesi Sendromu) için, nöralterapi, akupunktur, kinezyoloji, fitoterapi, dengeli beslenme gibi “Tamamlayıcı Tıp” uygulamaları tedaviyi sağlayacaktır. PMS den rahatsız kadınların kinezyolojik muayenelerinde ve “vegatest” sonuçlarında saptanan bozukluklara yönelik, diyet, vitamin, minarel, amino asit tamamlayıcıların kullanılması, nöralterapi ve mikro akupunktur yöntemleri ile vücut dengelenmesinin sağlanması başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Eğitimlerini aldığımız bu uygulamalar ağrı merkezimiz bünyesinde başarı ile uygulanan yöntemlerdir.

    2. Dismenore (Ağrılı Adet Görme)

    İki çeşit dismenore vardır: Primer dismenore ve sekonder dismenore.

    Primer dismenorede ağrı herhangi belirlenen yapısal bir nedene bağlı değildir.

    Sekonder dismenorede yapısal organik anomali ile birlikte ağrılar vardır.

    Dismenorenin sıklığı oldukça fazladır ve ilgili çalışmalar farklılık göstermektedir. Bir çalışmada 19 yaşındaki kızların %72'sinde dismenore olduğu gösterilmiştir.

    2-A. Primer Dismenore (Birincil Ağrılı Adet Görme)

    Birincil dismenorede yapısal bir bozukluk yoktur. Genellikle ilk adetten birkaç ay sonra başlar, birkaç yıl sürer. Ağrı genellikle kolik tarzında ve hafiftir. Günlük aktiviteleri engellendiği zaman ağrı şiddetli olarak nitelendirilir. Çoğunda, ağrı menstrüasyondan yarım gün önce başlar, bir günden az sürer. Adet ile birlikte ya da iki gün önce başlayıp en fazla iki gün daha uzun sürebilen ağrı dönemleri vardır. % 25 hastada adetten bağımsız devamlı nitelikte bir ağrı gelişmektedir. Ağrı genellikle simetrik olarak pelviste, leğen kemiği çevresinde ve alt karında gelişir.

    Arkada uyluk bölgesine, kalçalara, alt bele, sırta, yayılır ve % 25 hastada devamlı (süregelen-kronik) niteliktedir. Bel, kalça, bacak ağrısı ön planda olduğunda, bu şikayetlerle bel fıtığı veya kalça kemiği eklemi ağrıları ile karıştırılır. Yapılan MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerindeki yalancı pozitif disk fıtığı görüntüleri ile bağlantı kurularak operasyonlar bile yapılabilmektedir. Kalçaya yansıyan ağrılar, leğen kemiği (sakroiliak) eklemindeki radyolojik görüntülerdeki yanıltıcı değişikler nedeniyle, sakroileit, ankilozan spondilit gibi romatolojik hastalıklar lehine tanılar konulabilmektedir.

    Primer dismenore ağır ise bulantı, kusma, ishal olabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayarak işten, okuldan ayrı kalmaya yol açabilir, birkaç yıl içinde kendiliğinden kaybolabilir. Fakat 10 hastanın 8'inde ilk doğumdan sonra kaybolur.

    Geleneksel tıp tam nedeni saptamamış olmakla birlikte, ağrının rahim boynu gerginliği artışına, normal menstrüel gevşemenin olmamasına, kan akımında geçici bir tıkanma bulunmasına ve bunlarla birlikte artmış prostaglandin sentezine bağlı olabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle, tedavi edici yöntemler yerine sadece, ağrı kesicileri kullanmaktadır. Ağır vakalarda, ağrı kontrolü için doğum kontrol ilaçları kullanılmaktadır. Ancak yeterli ağrı tedavisi sağlanamamakta, sadece geçici olarak ağrı bir miktar azaltılabilmektedir.

    Modern yaklaşımlar, bu hastalarda hormonal dengesizlik olduğunu, hormon düzeyleri normal olsa bile horman kalitesinde veya hormon hedef organındaki (rahim) hormon reseptörlerinde bir dengesizliğin olduğunu belirlemiştir. Bu hastalarda bu bozukluklar, özel muayene yöntemleri (kinezyolojik) ve gelişmiş testlerle(Vegatest) saptanabilmektedir. Özellikle tiroid bezi ile ilişkisi olan rahim reseptör dengesizlikleri gözden kaçırılmamalıdır. Hastaların endokrin-hormonal hastalık hikayeleri ve tiroid hormonları mutlaka gözden geçirilmelidir.

    Bu hastalarda, bütünsel yaklaşımla yapılacak özel muayene yöntemleri(kinezyolji) ve özel testlerle(vegatest) hormonal dengesizlik nedenleri saptanabilir. Teşhisin kesinleşmesi sonucu medikal tedaviler, nöralterapik girişimsel ağrı tedavileri ve tamamlayıcı fitoterapik tedaviler kalıcı iyileşmeyi sağlayabilmektedir.

    2-B. Sekonder Dismenore (İkincil Ağrılı Adet Görme)

    Ağrı bir nedene bağlı ise ikincil dismenore olarak adlandırılır. Ağrı pelviste, uylukta, kalçalarda, alt bel bölgesinde hissedilebilir. Ağrı endometriozis, adenomiyozis, submukozfibroidler ve çeşitli obstrüktif dismenore nedeniyle olur ve sıklıkla tek taraflıdır. Bu hastalarda, bazı dönemlerde şiddetlenen bel, kalça ve bacak ağrıları tek taraflı olup, dismenore düşünülmediğinde; yapılan MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerindeki yalancı pozitif disk fıtığı görüntüleri ile bağlantı kurularak gerekmeyen operasyonlar bile yapılabilmektedir. Kalçaya yansıyan ağrılar, leğen kemiği (sakroiliak) eklemindeki radyolojik görüntülerdeki yanıltıcı değişikler nedeniyle, sakroileit, ankilozan spondilit gibi romatolojik hastalıklar lehine tanılar konulabilmekte ve uzun dönem kimyasal ilaç tedavileri yapılabilmektedir.

    a)Endometriozis

    En sık rastlanan semptom, adet dönemlerinde ağrı artışı ya da sürekli seyreden adet ağrısı benzeri ağrıdır. Ağrı tüm adet boyunca, kimi zaman da bir gün daha fazla sürer. Rahim dokusundan bazı hücrelerin uterus dışı bölgelerde yerleşmesi durumudur. Nedene yönelik tedaviler uygulanır. Ağrı tedavisinde organik hormon gibi davranan fitoterapik tedaviler başarılı sonuçlar vermektedir. Yine bütünsel yaklaşımla hormonal düzensizliklerin nöralterapi ile dengelenmesi başarılı sonuçlar vermektedir.

    b)Adenomiyozis

    Rahim yüzey dokularının küçük adacıklar halinde rahim kas tabakasında bulunmasına adenomiyozis ya da endometriozis interna denir. En sık rastlanan şikayetler kanama bozuklukları ve pelvik ağrıdır. Adetler genellikle şiddetli ağrı ile seyreder ve hasta aktivitelerden yoksun kalabilir. Adenomiyozis sıklıkla kısırlığa yol açar.

    Ağrı ve anormal kanama menopozdan sonra kaybolur. Ancak hastalar genellikle bu nedenlerle menopoz öncesi histerektomi (rahimin operasyonla alınması) olmak zorunda kalırlar.

    Girişimsel nöralterapik ağrı tedavileri ile pelvik lenfatik-venöz kan akımı düzeltilmeleri sonucu ağrı tedavisi mümkün olmaktadır. Özellikle hormonal dengesizliğin doğal fitoterapik medikal ürünlerle tedavileri sağlandığında, nöralterapik girişimsel tedavilerle ağrı kontrolü diğer şikayetlerde kalıcı olarak düzelme sağlanabilmektedir. Sadece dirençli ağrı ve kanama şikayeti olan hastalarda uygulanan operesyonlar, daha sonra ciddi bel, kalça, bacak uyuşması ve ağrısı gibi başka sorunlara yol açmaktadır.

    c)Fibroidler

    Rahim kas yapısından, rahim boşluğuna doğru uzanmış olduklarında, ya da rahim azgını kapadıklarında kolik tarzda ağrıya neden olurlar. Nadiren görülür, cerrahi olarak tedavi edilirler.

    d)Tıkanmaya Bağlı Dismenore (Tıkanma Adet Ağrısı)

    Adet kan akımı doğumsal ya da edinsel olarak tıkandığında oluşan ikincil dismenore, tıkanmaya bağlı dismenore olarak tanımlanır.

    Doğumsal olanda ağrı genellikle adet başlamasından birkaç ay sonra, vajina ya da rahmi gerginleştirecek kadar kan biriktiğinde ortaya çıkar. Kızlık zarı tam kapalı olduğunda vajinada menstrüel kan birikmesi ile adet kanı gelmeden ağrılı adet durumu oluşur. Çift rahim varlığında birinde sıvı birikimi olduğunda menstrüel ağrı tek taraflı seyreder.

    Çeşitli doğumsal anomaliler ikincil dismenoreye yol açabilir. Edinsel formlar ise rahim ağzının çıkarılması (serviks amputasyonu), elektrokoter ya da konizasyon uygulamaları gibi cerrahi sonrası yapışıklıklarla ortaya çıkar. Tanı hastalığın hikayesi ve klinik muayeneye bağlı olarak konabilir.

    2-C. Psikolojik Kaynaklı Dismenore

    Bu grupta incelenen dismenorelerin abartıldığı kadar sık olmadığı gözlenmiştir. Organik herhangi bir neden bulunmadığında ve psikolojik değerlendirmede kişide nörotik yapı ya da başka bir psikolojik kaynak bulunduğunda tanı psikolojik kaynaklı dismenore olarak konur.

    Bu hastaların özel muayene (kinezyolojik) yöntemleri ile tanı ve tedavileri mümkün olmaktadır. Temelde yatan bozukluk hormonal dengesizlik oldugunda; fitoterapik medikal tedavilerle beraber nöralterapi uygulamaları iyileşmeye katkı sağlayacaktır.

    2-D. Adet Ortası Ağrısı (Mıttelschemerz)

    Adet dönemi ortası ağrısı yumurtlama günlerinde ağrı ile seyreder. Ağrı aynı veya değişen taraf pelvis kemiği üzerinde oluşabileceği gibi tüm alt karında hissedilebilir. Hastalık kendisini yumurtlama sırasında tekrarlayıcı ağrı olarak belli eder. Ağrı birkaç saat ile bir iki gün arasında, kimi zaman da dört güne kadar sürebilir. Şiddetli formu karın içi kanama ile beraber olduğunda, alt karında hassasiyet saptanır. Olgunlaşmakta olan yumurtanın, yumurtalık, kanal duvar ya da adale tabakasının kasılmalarının yarattığı adale gerginliği artışı sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca nadiren endometriozis odağına bağlı olarak da gelişebilir.

    Hafif formda analjezikler yeterlidir. Ağrı östroprogesteron içeren ilaçlar ile engellenebilir. Şiddetli formlarda karın içi kanama da eşlik ediyorsa, girişimsel laparoskopi gerekebilir.

    Süregelen hale gelmiş bu tür ağrılı durumlar, hormonal dengesizlik nedeniyle olabilmektedir. Bu hastalarda özel kinezyolojik muayene metodları sonucu, fitotrapik hormon tedavileri ve nöralterapik bütünsel yaklaşımla değerlendirlerek yapılacak girişimsel ağrı tedavileri kalıcı iyileşmeler sağlanabilmektedir.

    3. Artık Yumurtalık Dokusu Sendromu : Kadın Hastalıkları ve Dogum Operasyonları Sonrası Ağrı Sendromu

    Sezaryan, rahim ve/veya yumurtalıkların alınması operasyonları sonucu rahim skar(nedbe) dokusunda veya çevrede kalan kesilmiş organ-dokulara bağlı oluşan ağrılı durumlar “Artık Yumurtalık Doku Sendromu” olarak adlandırılır. Geleneksel tıp yöntemleri bu hastalarda, tedavi olarak cerrahi girişim önererek kalan yumurtalık ve skar dokusunun dikkatli olarak çıkarılmasını önermektedir. Ancak bu cerrahi girişimlerle ağrı tedavisi sağlanamamaktadır.

    Kadın hastalıkları ve doğum nedeniyle operasyona maruz kalan kadınların, daha sonra bir çok hastalıklar (guatr, safra kesesi, bel fıtığı, kalça, diz, hemoroid, fissür v.s.) nedeniyle peşpeşe ameliyat olmak zorunda kalması sonucu, araştırmalar derinleştirilmiştir. Son gelişmeler; yapılmış operasyonun nedbe-skar dokusunun “Bozucu alan” oluşturduğu yönündedir. Bir çok hormonun hedef organı durumundaki rahim ve yumurtalıkların alınması veya operasyon nedeniyle yaralanmasının sonucu alt karında, her iki veya tek taraflı kalçada ve bacakta uyuşma, yanma tarzında ciddi ağrılar oluşabilmektedir. Bir çok hormonun hedef organı durumundaki rahimin alınması dolayısı ile hormonal dengesizliklere de neden olunmakta ve uyku düzensizliklerinden depresyona kadar bir çok farklı şikayet ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar, MR görüntüleme yöntemleri sonucu, bel fıtığı teşhisleri ile farklı bel cerrahisi girişimlerine maruz kalmakta ancak iyileşme sağlanamamaktadır. Bazı hastalara sakroileit gibi teşhislerle uzun yıllar sürecek romatolojik hastalık tedavileri başlanmaktadır.

    Bu hastalarda kinezyolojik muayene yöntemleri ile bozucu alan, özel kan testleri (vegatest) ile hormonal dengesizlikler tespit edilerek tedavi edilmesinde fayda vardır. Bozucu alan tedavilerinin girişimsel ağrı tedavileri ve nöralterapi ile düzeltilmesi, hormonal dengesizliklerin fitoterapik(organik bitkisel) medikal ürünlerle ve nöralterapik hormonal eksen injeksiyonları ile tedavisi başarılı sonuçlar vermektedir.

    Bu hastaların gereksiz ve başarısız yeni cerrahilere yönlendirilmemesi gerekmektedir. Böylece hasta çok da gerekli olmayacak, belki de yeterli tedaviyi sağlayamayacak bir ameliyattan korunmuş olacaktır. Ağrı kliniğimizde bu uygulamalarla başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    4. Belirgin Bir Nedeni Olmadan Ortaya Çıkan Kronik Pelvik Ağrı (Alt Batın-Alt Bel) (Bpogkpa)

    Herhangi bir nedenin ya da hasarın bulunmadığı süregelen, tekrarlayıcı pelvik ağrı şikayetleri vardır. Ağrı cinsiyet veya idrar yolları organları kaynaklıdır. Belirgin patoloji olmaksızın gelişen kronik pelvik ağrı (BPOGKPA); yüzyılı aşkın bir süredir bilinen, pelvik sempatik sendrom gibi çeşitli adlar verilen ve belirgin bir patolojiye bağlanamayan pelvik ağrının yeni ismidir.

    Hastaya BPOGKPA tanısı koyabilmek için tanı araştırmaları sonunda;

    1) Ağrının jinekolojik ağrı karakterine sahip olması;

    2) Laparoskopik tetkike rağmen hastada bilinen bir jinekolojik ağrı nedeninin saptanmamış olması gerekir.

    Hastaların çoğu neden olmaksızın oluşan pelvik ağrı ve şiddetli cinsel birleşme ağrısından şikayet ederler.En önemli şikayet alt karın ve/veya alt bel ağrısıdır. Ağrı leğen kemiğinin birinde, her ikisinde ya da yaygın olarak tüm alt bel ve/veya karında bulunabilir. Bel ağrısı, alt bel ve kalçalarda hissedilebilir. Ağrı şikayetleri adet öncesi daha şiddetli olup, adetin birinci, ikinci gününde şiddeti azalır. Karın muayenesinde yumurtalık bölgelerinde ağrı bulunabilir. Rahim muayenesi hassas olabilir. Alttan muayenede rahimde, yumurtalıklarda ağrı saptanabilir. Vajen sıklıkla konjeste ve ödemli görülür.

    Son zamanlarda bu rahatsızlığa etken olabilecek birçok neden ortaya atılmıştır. Hastaların bir kısmında şikayetlerin; sakrouterinligamanın veya geniş ligamanların biri veya ikisinin posterior kısımlarının travmatiklaserasyonuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Venöz kan ve lenfatik sıvı dolaşım faktörlerinin süregelen ya da aralıklı alt karın ağrısına yol açabileceğine dair bulgular mevcuttur. BPOGKPA olgularında pelvis ve rahmin kan ve lenf dolaşım tetkiklerinde duraganpelvik kanlanma saptanmış, bu durumun tek başına etken olamayacağı düşünülmüşse de, pelvik varislerin varlığı ağrının ana nedeni olarak kabl görmüştür.

    Son araştırmalardaki “Bozucu Alan” teorileri bu tabloyu açıklamakta daha etkin görünmektedir. Kadınlarda adetlerle değişen rahim, over dokuları ve bölgedeki kan-lenf dolaşımı bozuklukları dolayısı ile damar yapıları “Bozucu alan”lar gibi davranarak bu açıklanamayan ağrıların sebebi olabilir. Aylık adetler, kızlık zarının yırtılması, düşük, küretaj, rahimiçi araç kullanımı, doğum, rahim ağzı yara-yırtıkları, sezaryan ve diğer pelvis-alt karın bölgesi am

  • Kısırlık (infertilite) ve tüp bebek tedavisi (ıvf)de nöralterapi ve akupunkturun başarıya olan katkısı

    Kısırlık veya infertilite herhangi bir korunma olmaksızın, düzenli ilişkiye rağmen bir yıl içerisinde çocuk sahibi olunamaması durumuna denir.

    Evli bir çift belli bir sağlık sorunu olmamasına rağmen 1 yıl boyunca bebek sahibi olamıyorsa bir Kadın-Doğum hastalıkları uzmanına başvurmalıdır. Bazı durumlarda ise bir müracaat için 1 yıl beklemeye gerek yoktur. Örneğin kadın yaşının ileri olması, çok sık veya seyrek düzensiz adet kanamaları, ikiden fazla düşük yapmış olmak, daha önce geçirilmiş pelvik enfeksiyonlar, erkeklerde ise prostat enfeksiyonu, testislerin çok küçük olması gibi..

    Genital organlar kadınların genel psikolojik halini yansıtan organlardır. Mesela ağır duygusal durumlarda kanama anomalileri meydana gelebilir. Beklenmedik bir ölüm haberi halinde ya da hayatı tehdit eden durumlarda adet görememe şikâyeti ortaya çıkabilir. Hamilelik korkusuna ya da tam tersi gebe kalma isteğinin çok fazla olmasına bağlı olarak oluşabilen adet bozuklukları da örnekler arasındadır. Aynı ortamda yaşayan kadınların bir süre sonra regl tarihlerinin aynı zamana gelmesi, iklim ve seyahat şartlarının adet düzenini etkilemesi gibi durumlar bilinen şeylerdir.

    Dünya Sağlık Örgütü-WHO dünyada 50-80 milyon kadının kısır olduğunu yayınlamıştır. Türkiye’de ise (DİE) 12 milyon kadın doğurganlık çağında olduğunu, 1 milyon kadının kısır olduğunu bildirmektedir.

    Kısırlık sebepleri arasında kadına bağlı faktörler %40-45, erkeğe bağlı faktörler %30, açıklanamayan faktörler ise %25 oranındadır.

    Suni döllenme yöntemlerinde başarıyı arttıran faktörler aşağıda sıralanmıştır. Nöralterapi bu basamakların hepsi üzerinde etkiye sahiptir. Akupunktur ile kombine edildiği takdirde çok daha iyi sonuçlar vermektedir.

    1. Rahim ve yumurtalıklara kan akımının arttırılması

    2. Bağışıklık faktörlerinin düzenlenmesi

    3. Hormon-sinir sisteminin düzenlenmesi

    4. Stres, endişe, kaygı ve depresyonun önlenmesi

    Bu konuda yapılan pek çok çalışma arasından seçilen 24 çalışmanın meta analizi 2012 yılında yayınlanmıştır; “ Akupunktur IVF başarı şansını arttırmaktadır, eğer uygun bir kontrol ve daha bireysel bir akupunktur programı kullanılırsa IVF de akupunktur uygulamalarından daha pozitif etkiler beklenebilir” denilmektedir. IVF denemelerinde sıklıkla yapılan yanlış, her hastaya aynı protokolün ve sadece transfer öncesi ve sonrası toplam 2 seans uygulanmasıdır. Çalışmada da bu konu üzerinde durulmuş ve her çifte özel bir yaklaşım gerekliliği vurgulanmıştır.

    Bizde klinik deneyimlerimize göre bu konuda aynı şekilde düşünüyoruz ve her başvuran kişiye özel bir tespit yaparak akupunktur, nöralterapi, fitoterapi, ozon, detoks( arındırma) gibi farklı tedavilerden uygun olanları seçiyoruz. Sonuç olarak; çoğunlukla IVF uygulaması öncesinde 2-3 adet dönemi boyunca hastanın tedavi edilmesi daha iyi sonuç vermektedir.

  • Orgazm bozuklukları

    ORGAZM BOZUKLUKLARI

    Kadınlardaki cinsel işlev bozukluklarından biri de orgazm olamama sorunudur.Orgazmın fizyolojisi bu gün artık ayrıntılı olarak bilinse de orgazm olamamak,kişiye ve partnere ait son derece karmaşık nedenlere dayanabilir.

    Yapılan araştırmalar göstermiştir ki ülkemizde orgazm olamama sorunu yaklaşık%40 civarındadır.Bu veriler kadın cinsel yaşamında orgazmın önemli bir yer işgal ettiğini göstermektedir.Peki orgazm nedir?Aslında orgazmı tanımlamak subjektifliği ve her kadın için orgazm deneyimi biricik olması sebebiyle zordur.Ortalama bir tanımla orgazm, insanların cinsel uyarılmanın zirvesinde yaşadıkları kuvvetli fiziksel ve ruhani bir durumdur.Orgazm esnasında nefes sık ve derin hale gelir, kalp atımı hızlanır,genital bölgede özellikle pubokoksigeal kaslar tarafından kontrol edilen vajenin 1/3 dış kısmındaki kaslarda kasılma meydana gelir.

    Bazı kadınlar tek bir orgazm yaşarken,bazıları birden fazla bçlgenin uyarımından kaynaklanan reaksiyon ile çoklu orgazm yaşayabilirler.Kadınlarla ilgili çeşitli orgazm türleri bildirilmiştir.Bunlar;klitoral orgazm,vajinal orgazm,anal seks kaynaklı orgazm ve diğer tipler olarak sınıflandırılabilir.

    Orgazm problemlerini primer,sekonder,durumsal ve total gibi çeşitli başlıklar altında inceleyebiliriz.Prmer orgazm bozukluğu,cinsel hayatın aktive olmasının başından beri olan durumu tanımlarken,sekonder orgazm bozukluğu sonradan gelişen problemleri ifade etmek için kullanılır.Durumsal dediğimizde;örneğin mastürbasyonla boşalabilen bir kadın partneriyel boşalmada sorun yaşıyorsa ve ya başka bir partnerle orgazm sorunu yaşamazken eşiyle yaşıyorsa kastedilen durumdur.Total orgazm bozukluğu ise hem mastürbasyonla hem değişik partnerlerle kişinin orgazm olamama halini tarifler.Bu sınıflama,zor vakaları ayırt etmemizde yardımcı olur.Primer orgazm bozukluğu kadınlarda sık gözlenmektedir.

    ORgazm olamama nedenlerine gelirsek;organik nedenler(omurilik travmaları,vajinal ameliyatlar ve bazı kronik hastalılar) ve psikolojik nedenler olarak ayırabiliriz.Psikolojik nedenleri açarsak;

    1.)Cinsel mitler;iyi bir sevişme orgazm ile sonuçlanmalıdır,cinsellik hakkında konuşmak ve düşünmek ayıptır,iki tarafın da aynı anda orgazm olması gerekir gibi cinsellikle ilgili bilinen yanlış inançlar ve beklentiler.

    2.)Düşük benlik saygısı ve cinsel özgüven eksikliği;kendini aşırı eleştirme,bedenini beğenmeme,yatakta iyi olmadığını düşünme gibi.

    3.)Yetersiz uyarı;kendi bedenini ve haz noktalarını bilmeme ve bununla ilgili partneriyle konuşamama,uygun ortamı sağlamadan ve ön sevişme olmadan ilişkiye geçmek gibi.

    4.)Çift ilişkisine dair problemler;eş reddi,eşe karşı duyulan öfke ve iletişim problemleri gibi.

    5.)Aşırı kontrolcü kadınlar;duygusal ve fiziksel olarak kontrolünü kaybetmekten korkmak gibi.

    6.)Cinsellikle ilgili korkular,kaygılar;erkeklerden korkmak,acı duyacağından korkmak,gebelikten ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korkmak gibi.

    7.)Partnerin cinsel işlev bozukluğu;erkeğin erken boşalma ve sertleşme problemleri gibi.

    8.)Cinsel travmalar;çocuklukta ve ya sonrasında yaşanan bir cinsel travma sonrası yaşanılan suçluluk ve kendini cezalandırıp boşalmama durumu gibi.

    9.)Sosyokültürel nedenler;ahlaki açıdan katı bir ailede yetişmek,kadın olmakla ilgili yasaklamalar ve önyargılar gibi.

    10.)Baba-kız ilişkisindeki olumsuzluklar;baskıcı baba figürü ve ya tam tersi idealleştirilmiş baba figürüne sahip kadınlarda görülebilen,dinamik altyapısı olan problemler gibi.

    Tüm bu sayılan nedenlere rağmen orgazm öğrenilebilen bir yetidir ve problemlerinin de tedavi edilebildiği bir durumdur.Bazı kadınlar için orgazm sözkonusu olduğunda olsa da olur olmasa da olur mantığı hala geçerliliğini korumakta.Cinsellik haz alıp verme ve partnerinizle bir ve bütün olma sanatıdır ve bu sanatın incelikleri öğrenilip daha kaliteli ve doyumlu bir cinsel yaşam mümkün olabilir.