Kalıp değil bir fikir… Elmas sorguçlu fakir; Açıkta sırrı bakir; Kadın… Çölde kaçan bir serap; Yönü kementli mihrap… Madeni som ıstırap; Kadın… Dipsiz hasrete tuzak; En yakınken en uzak…. Tadı zehrinde erzak; Bir işaret, bir misal. Ayrılık remzi misal. Allah’a yol birtimsal Kadın… Necip Fazıl Kısakürek Kadın… Doğanın dengesi, olmazsa olmazı… Elmanın diğer yarısı. Kadın denince aklıma bunlar geliyor. Bir de Hazreti Muhammed’in “hadis-i şerifi”. Şöyle demiş peygamberimiz: “Cennet annelerin ayağının altıdadır.” Anneler de kadın olduğundan cennete erkeklerden daha yakın olduklarını düşünüyorum. Dişinin bu tartışmasız yüceliği insanlık tarihinin neredeyse başlarından beri hep ikincilleştirilmiş, hatta çoğu kez kimliksiz bir kılıfa sokulmuş. Bu, fizik gücüne dayalı erkek egemenliğinden kaynaklanıyor olmalı. Çünkü erkekte kadının bu mükemmel donanımı yok. Çetin ALTAN bu konudaki araştırmasını “Divanda Kadın” başlığıyla yapmış: “Sanırım erkekler arasında; bizim Osmanlı ozanları kadar, kadınlara ağız dolusu sövüp sayanı pek gelmemiştir. Fazıl Efendi, tüm dünya kadınlarını ayağa kaldıracak bir küstahlıkla yükleniyor kadınlara: Er olan bir ola mı kancık ile Anulur (bir tutulur mu) mu kaçi (keçi)kıvırcık ile Sümbülzade Vehbi Efendi de ünlü kadın düşmanlığıyla sorunu özetliyor: Ne açık göz o pür-efsunlardır Ne başı örtülü mel’unlardır. Neden bu kadar kızmışlardır kadınlara, bilinmez. Oysa geçen yüzyılın ortasına dek; Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye kapısı dışındaki pazarda, neredeyse okkayla satılıyordu fakirler. İmam nikâhını kıyıp, şerbetleri içtikten sonra; ertesi sabah tepen attı da: “ – Testi boş” diye bağırdın mı; yeni gelin, pılısını pırtısını koltuğunun altına sıkıştırarak anasının evine dönüyordu. Ve sen, imam nikâhıyla bir tane daha alıp, ertesi sabah: “ – Testi boş” diye yine bağırabiliyordun. Yahut tutsak pazarına gidiyor, evire çevire her yanına bir iyi baktıktan sonra, beğendiğin bir tanesini alıp, getiriyordun eve. Bir süre sonra da; canın isterse, yine götürüp satıyordun pazarda. Üç beş kuruş üstüne vererek, bir yenisini alıyordun. Bizim Osmanlı edebiyatında, düzyazı geleneği olmadığı için; kimse tutsak pazarından alınmış anne, yahut ninelerinin anılarını yazmamıştır. Eski yüzyıllarda İstanbul’a gelmiş yabancılar yazmışlardır tutsak pazarlarını daha çok. Kadının bu ölçüde kişiliksiz olduğu bir toplumda; yine de ozanların onlara veryansın etmeleri, bilmiyoruz nedendir. Kadınların ise erkekler için söyledikleri hiçbir şey yok. Kendi kendilerine: “ – Allah iki gözünü kör etsin de, süründürsün inşallah” diye beddua etmekten başka… Osmanlı ozanlarının kadına karşı duydukları öfke, insanı şaşırtacak kadar acımasız ve derin. Oysa oyalı, oymalı nice nice aşk şiirleri yazanlar da yine onlardır. Anlaşılan: “ – Hem söverim hem döverim, hem de severim”diye bakmışlar kadına… Çağımızda dahi biraz böyle. Ama hiç değilse eleştiri ve veriştiri, sadece erkeğin tekelinde değil artık. Üstelik gitgide belki de; eskiye inat, sadece hanımların tekelinde olacak.” Aslında kendini üstün gören eril güç oldukça âcizdir dişinin karşısında; çünkü gönendiği tüm varlığını istese de istemese de onun desteğine borçludur. Bunun farkındadır veya değildir, ama fizik gücüyle donanmış yapılı bedeninin ego’su bu kavramı hep göz ardı etmiştir. Bedenî zafiyetine rağmen aslında erkekten çok daha güçlüdür kadın. Fıtri kabiliyetlerinden bahseden Duhamel, onların “erkeklerden daha çok hikmet sahibi olduklarını, ancak daha az bilip daha çok anladıklarını” söyler. Bilim, erkeğe göre ağrı eşiklerinin çok daha yüksek olduğunu saptamıştır onlarda. Hasletleri fazladır. Esneklikleriyle olumlu, doğurganlıklarıyla ve annelikleriyle kutsal; çekicilikleriyle de birer maşuka’dırlar. Tarihe şöyle bir bakarsak, Mustafa Kemal’in dışında ne kadar güçlü lider varsa, hemen hepsinin arkasında bir kadın olduğunu görürüz. Attila ve Cengiz ana erki toplumdan geldikleri için, hatunlarıyla olmalarına rağmen asıl güçlerini annelerinin desteğinden almışlardır. Napolyon’un arkasında Jozefin, Hitler’in arkasında Eva Braun, Arjantin’de devrim yaratan Juan Peron’un arkasında da Eva’yı görürüz. Viktor Hugo “Aşkın bir deniz, kadının o koca deryanın kıyısı olduğunu” söylemiş. Deniz keyfinizi yoğunluğunuzu atmak amacıyla karaya ayak basmakla sürdürüyorsunuz. Bir atasözümüz, “kadının zarf, erkeğin mazruf” olduğundan bahisle, zarfın erkeğin her olumsuz davranışını, her yanlışını massetmesi, kısaca onlara ters gelen her oluşumun “erkeklerin aflarına mağruren” yok edilişini anlatıyor. Mazruf’un“zarfın içine giren” anlamını taşıdığını söyleyelim bu arada. Naturalarındaki “geçim ehli olmak” gibi özelliklerinin yanında, Konfiçyüs’un tespitiyle “Her şeyi affederler, fakat asla unutmazlar.” Bir de bu yanları var kadınların. Atatürk’ün önderliğini yaptığı karanlığa karşı savaş, ölümünden sonra hedefine gidiyor görüntüsü altında yön değiştirmiş; ilkelerinin ışığı saptırılarak eskiye dönüş hızlandırılmıştır. Gün geçmiyor ki, kadına şiddet olayları yaşanmasın. Ülke insanımızın paydaş olduğu bu durumdan arınma şansının olup olmadığının hesabını yapmamız da mümkün görünmüyor. Olumluluk yelpazeleri çok geniş olan kadının savunma güçleri de o nispette fazladır, ancak gelişmişliği bizimki gibi ya da bizden aşağıda olan toplumlardaki kadınlar bunun farkında değiller. Zaten fark edenin de borusunu tıkıyorlar hemen. Halide Edip Adıvar’ın bu konudaki savı şöyle: “Kadınlar kendilerini sevenler için değil, onlara hükmedenler için can verirler.” Bunun “feodal yapının” bir parçası olduğunu görüyoruz. Yaradılışı itibarıyla onu kalıba sokmak çok zordur; meğer kendi isteye… Aksi halde kabullenmiş gibi göründüğü kuralları tersine çevirir. Alexandre Dumas’nın da şöyle bir tespiti var: “Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar” Arkaik çağ düşünürlerinden Publius Syrus da “Bir kadın ya sever ya nefret eder; ortası yoktur.”sözüyle tamamlıyor Dumas’yı. Bir başka yönleri de sevecen, yakınsak ve özverili oluşlarıdır. “Kadın kocasının delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hastabakıcısıdır.” Diyor Francis Bacon ve ekliyor: “Kadın, içinde ne kadar çok kadın barındırırsa o kadar çok sevilir.” Yani o “sevgili,arkadaş, anne, ev kadını, aşçı, hizmetçi ve sair unsurları” bünyesinde tutabildiğince çok sevilir. Çünkü bunlar erkekte bulunmayan vasıflardır. “Kişiye imandan sonra verilen şeylerin en hayırlısı ‘saliha’ kadındır”diyor Hazreti Ömer. Saliha’nın elverişli iyi, uygun anlamlarını taşıdığını belirtelim. Mozart’ın bestesi “Bütün Kadınlar Böyle Yapar” Operasının librettosu da ilginç. Sanırız yazarının kadınlardan beklediği ilgi sürekli tavsiye olunca umutlarını yitirmesine sebep olmuş. Bir bölümünde şu dizeler var: “Her kim ki kadın kalbinden sadakat bekler; O denizi sabanla sürer, Kuma tohum atar, Rüzgârı ağla yakalamak ister” Bu davranışı umduğu kişiyi bulamamasından kaynaklanıyor olabilir; güçlü üreme içgüdüsü belki de mükemmeli beklemesi gerektiğini söylüyor… İspanyol filozof José Ortega Gasset de kadının bir erkekle yakalayabileceği duygusal hazzı şöyle dile getirmiş: “Bir kadının sevgisi, tutkulu kadının yaptığı gibi, içindeki varlığı ilahi bir biçimde teslim etmesi, belki de ussallıkla ulaşılamayacak tek şeydir. Dişi zihninin çekirdeği; kadın ne kadar zeki olursa olsun, us dışı bir güçle yüklüdür. Erkek ussal bir yaratıksa, dişi us dışı yaratıktır. İşte bizim bir kadında bulduğumuz en yüce mutluluk budur.” Lord Byronda bir saplama yapmış kadınlarla ilgili: “Kadınlar hakkında feci olan şey, neonlarla ne de onlarsız yaşanabilmesidir” diyor. Bizce de öyle. Baştan da belirttiğimiz gibi, elmanın diğer yarısıdır kadın. Gazeteci yazar Pakize Hanım da (Pakize Suda) kadınları anlamaya çalıştığını söyleyen bir erkeği şöyle cevaplıyor: “ -Hamamböceğini takip edeceksin! Hamamböceği hızla bir istikamete doğru yol alırken, hiç bir engelle karşılaşmamasına rağmen aniden durur ve bambaşka bir yöne doğru koşmaya başlar.” Bunun nedenini çözdün mü, kadınları anladın demektir.” Bu da bir kadın yazarın kadınların anlaşılırlıkları hakkındaki fikri. Geçmişe döndüğümüzde erkek egemen yaşantıya baş kaldıran kadınları da görüyoruz.Bunlardan biri kalemiyle savaş veren Aurora Dupin, müstear adıyla George Sand. Küçük yaşından itibaren babaannesi tarafından yetiştirilen, yaşamını bir süre de manastırda geçiren Aurora erkek egemen ağırlıklı evliliğe ancak bir yıl dayanabilmiş; benliğindeki güçle yaşamını yazar olarak kazanma çabasıyla birçok zorluğu yenerek seçkin bir edebiyatçı olmuştur. Balzac, Flaubert, Musset ve Alexandre Dumas gibi edebiyat tarihinin devlerinden takdir ve destek görmesine ve: “Bir erkeğin kişilik özelliklerinin tümüne sahip olduğunu”nun söylenmesine rağmen, “Bu şerefin erkeklere ait olduğunu” beyanla onu “Academie Française’e” kabul etmezler. Bu olumsuz kavram,yine sahne almıştır. Ama o aldırmaz. Diri kişiliğinin gücüyle bunun önemsiz olduğunu vurgular. Rus yazar İvan Turgenyev’e yazdığı mektupta şöyle der Flaubert: “Gömüldüğünde bir çocuk gibi ağladım. Bu çok değerli insanın içinde ne denli müthiş bir kadınlık duygusu ve bu dehanın içinde ne müthiş bir şevkat olduğunu bilmek için onu, benim tanıdığım gibi tanımak gerekir.” İşte Aurora Dupin… Erkek egemenliğinin yıldıramadığı büyük bir kadın! Diğeri de silahıyla savaş vermiş, Martha Jane Canary. Toplum ona Calamity Jane adını yakıştırmış. Bunun ağzı pis, erkek tarzında viski içip tütün çiğneyen biri; ama mert… ama haksızlığa, hele de toplumsal ikiyüzlülüğe karşı. Silahı da çok güçlü.Bu arada Calamity’nin bela ve pislik anlamına geldiğini hatırlatalım. Geçmiş bu tip kadınlarla dolu. Haydi, gelin de bir erkek olarak takdir etmeyin onları! Yazıyı bir düşünürün tümceleriyle tamamlayalım: “Hayatınız, seçtiğiniz kadındır… Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz artar. Hayat kat kattır. Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir başka terasa sizi o kadın götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat,yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır… Hayatınız, seçtiğiniz kadındır.” Zaman zaman akıl erdiremediğim, kimi zaman da ufuklarına ulaşamadığım tüm kadınlara saygılarımı sunuyorum buradan. Gönüllerince kaçamak bakışlar, ilk dokunuşlar, zıplatan yürek çarpıntıları, uyur-uyanık tatlı hayaller yaşasınlar… Kısaca hepsine aşk diliyorum.
Etiket: Kadın
-

Erkeğin Kolektif Soyut Aklı
Değişmeyen tek şeyin değişim kendisi olduğu görüşü, çeşitli yaşam biçimlerine, yönetim şekillerine, kültürlere olumlu özellikler kazandırsa da, bu görüş dünyanın en eşit ve demokratik toplumlarında bile kadın-erkek eşitliği konusunda işlememiş ve toplumların kültürel referansları kadınla erkek arasındaki farklılıkları sadece cinsiyet farklılığına indirgeyerek onlar arasındaki insani farklılıkları yok saymıştır. Feodalizm, teokrasi, monarşi, aristokrasi, demokrasi,komünizm, sosyalizm, anarşi, bu güne kadar ki bütün dinler, dinsizlik, sanat,kültür, tarih, ikili ilişkiler, aşk ve aklın alabileceği her şey ya tamamen erkeklik olgusunun ilkeleri çerçevesinde şekillenen ya da bu babasoylu düzenin belirli yerlerinden referansları olan durumlardır. Kadınları ideolojilerle ve törelerle öldüren, onu köleleştiren, zorla evlendiren, onun cinselliğini bastıran,erkeği pek çok konuda öncelikli kılan ve giderek daha da çok özümsediğimiz heteroseksüel toplum düzeni, içinde ne tıptan ne üfürükçülerden medet umamayacağımız bir hastalıktır. Evrensel ve ortaklaşa bilinçaltının ifadesi olan kadına dair tüm söylenceler erkeğin kolektif soyut aklı neticesinde şekillenir ve bütün sistemler ataerkilliğin yarattığı hiyerarşi üzerinden kurulur. Her kültürün kendine özel fiziksel, toplumsal,ekonomik ve siyasal koşullarının şekillendirdiği arketipler insanın ortak bilinçaltında kadını ideolojik, sınıfsal, etnik, dinsel ve cinsel bir ayrımcılığa sürükleyen anne, Tanrıça, iffet timsali, doğurgan, hanım vb.isimlerle kodlanır. Kolektif bilinçaltımızdaki bu kodlamalar daha çocuk doğmadan çalışmaya başlar. Ana rahmine düşen ceninin cinsiyeti belli olduğu andan itibaren, ilgili çocuk derhal “kadın” hatta “bayan” ya da “erkek” kategorisi kazanır ve eş, dost, akraba, hısım, anne, baba henüz doğmayan çocuğa aldıkları eşyaların renk seçiminde bile “ana soyu” ve “baba soyu” ayrımını yaratırlar. Pembeyle sembolize edilen kız bebek, kadın hatta bayandır; maviyle sembolize edilen bebek erkektir. Mavi- pembe ayrımı; yiyecekten, giysi biçimine, hitabet biçimlerinden evlilik ve miras sistemine kadar çeşitli toplumsal düzenlemelerde yerini bulur. Var olan bu toplumsal düzenlemeleri, biyolojik olarak kaçınılmaz göstererek meşrulaştıran biyolojik belirlenimcilikle de modern cinsiyet ayrımcılığını yaratarak kadının tarihteki rolünü arafta bırakır ve kadını bir şekilde kusurlu kılmaya devam eder.Toplumsal ve politik iletileriyle, olgusal destekten yoksun olan fikirlerine rağmen yüzyıllar boyu yerleşik iletişim araçlarından da destek gören biyolojik belirlenimcilik, kadına dair uzatmalı ve şiddetli tartışmanın en büyük unsurudur. Hırslı, doyumsuz, bireysel ve geleceği pek düşünmeyen,erkeği yücelten ve ayrımcılığa yatkın Ataerkil toplum yapısı biyolojik belirlenimcilikten kaçınılmaz olarak beslenir. Oysa ataerkil düzenden önceki, yeryüzündeki toplulukların önemli bir kısmında temelde dişil etki ve değerler aracılığıyla yönlendirilen anaerkil toplumda biyolojik faktörler, kadının lehineydi. Cinsellikle ve üremeyle ilgili bilgilerin sınırlılığı nedeniyle, o dönemde kadın doğurganlık özelliğiyle soyun devamını sağlayan bir tanrıça olarak görülüyor ve rahmiyle kutsanıyordu. Anaerkil süreçten geçen ve kültürleri” dişil” bir yapı arz eden yeryüzü merkezli bu toplumlarda Rosenberg’in belirttiği gibi “Anaerkil toplumun, ekonomik, siyasal, toplumsal ve dini temeli tarımsal yıla dayanır.Tarımın önemi, tüm yaşayan nesnelerin doğumdan olgunluğa, oradan ölüme ve oradan da tekrar doğuşa giden gelişimlerini vurgulayarak dairesel bir yaşam görüşünü beslemiştir…” (Rosenberg, 2003: 23- 24 )dairesel bir yaşam görüşü vardı. “Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları” isimli kitabında Eric Fromm anaerkil düzendeki insanların oral kişiliğe sahipken, ataerkil toplumdaki bireylerin anal kişilik dediğimiz kişiliğe sahip olduklarını söylemektedir. Yaşadığımız ataerkil toplum anal bir kapitalizm toplumudur. Ne anaerkil ne de baba erkil kurallar tek başına faydalıdır. Anaerkil ilkeler bir toplumda tek başına hüküm sürüyorsa o toplumdaki çocukların olgunlaşamama ve anneye aşırı düşkün olma, yetişkinlerinse sık sık çocuk gibi davranma riskleri vardır. Tam anaerkil bir toplum tekniğe, rasyonelliğe ve mantıklı bir ilerlemeye engel olarak kişinin kendini gerçekleştirme sürecine ket vurur.Anaerkil kültürün değerler sistemi ; anneye, doğaya ve dünyaya pasif bir teslimiyeti ön görür. Bu da sadece doğal ve biyolojik olan değerli kılarken,ruhsal, kültürel ve rasyonel olanlar ise anlamını ve toplumsal pratiğini yitirir. Baba otoritesinin tek başına hükümran olduğu ataerkil toplum yapısında ise, babanın egemenliği ve aşırı kontrolü çocukta korku ve suçluluk duyguları yaratır. Babaerkil yapı sevgiye ve eşitliğe önem verse de, sadece yasalarla, devletle,somut ilkelerle ve itaatle ilgilenmesiyle bir korku imparatorluğu inşa eder.Ataerkil kültürdeki aklın ve ruhun evrimiyle, anaerkillliğin merhamet ve eşitlik gibi ilkelerin sentezi, kadın ve erkeğin eşitliği konusunda atılacak gerçek bir adımın temelini oluşturabilir. Frankfurt Okulu düşünürlerinden Erich Fromm yarım asır önce kaleme aldığı “Sevme Sanatı” adlı eserinde eşitlik meselesine ışık tuttuğu bölümde şöyle der: “Günümüzde eşitlik ‘bir olmak’ değil ‘aynı olmak’ anlamına geliyor. Tekdüze soyutlamalar söz konusudur, yani aynı işlerde çalışan aynı biçimde eğlenen, aynı gazeteleri okuyan, aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hisseden insanlar. Bu bağlamda genelde ilerlememizin kanıtı olarak gösterilen, örneğin kadın erkek eşitliği gibi kazanımlara kuşkuyla yaklaşmak gerekir. Kadınların eşitliğine karşı olmadığımı özellikle vurgulamam gerekmiyor sanırım; ama eşitlik eğiliminin olumlu yönleri bizi yanıltmamalıdır, burada söz konusu olan ayrımların yok edilmek istenmesidir. Eşitliğin bedeli şu olmuştur: Kadın ve erkek eşittir, çünkü kadını erkekten ayıran farklar yoktur artık.Aydınlanma felsefesindeki ‘ruhun cinsiyeti yoktur’ tezi, günümüzde yaygın görüş olmuştur.(…) Artık kadın ve erkek karşıt gruplar olarak eşit değil birbirinin aynı olmaya başlamıştır. Günümüz toplumu bireysel olmayan eşitlik idealini önermektedir. Çünkü zahmetsizce, sorun çıkarmadan çalışan,seri halde üretim yaparken tamamen birbirine benzeyen insan atomlarına ihtiyaç duymaktadır. Bu insanların aynı emirleri yerine getirip yine de kendi gönüllerine göre davranmaları istenir. Günümüz seri üretimi nasıl ürünlerin standartlaşmasını zorunlu kılıyorsa, toplumsal süreç de insanların tek tip olmasını ister ve bu standartlaşmaya da ‘eşitlik’ adı verilir.”
-

KADIN CİNSELLİĞİ
Kadınlar için cinsel uyarıcı olan şeyler nelerdir? Bu konuda 21. yüzyıla kadar çok araştırma yapılmamıştır. Genelde erkeklerin nelerden etkilendikleri araştırma konusu olmuştur. Günümüzde kadınlarında çalışma hayatında yer almaları ve üst düzey yönetici kadrolara gelmeye başlamaları nedeniyle artık kadınlar içinde araştırmalar yapılmaya başlandı. Tüketim dünyasında daha çok yer almaları da kadınların mutluluğu için ve daha fazla cinsel haz alabilmeleri ile ilgili tüketime yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Tüm bunların içinde bilim adamları artık kadını cinsel yönden duyarlı hale getirmede nelerin ne ölçüde rolü olduğunu araştırmaya başladılar. Bu arayış hem kadınların cephesinde hem de erkeklerin cephesinde çok önemlidir. Kadının nasıl daha fazla cinsel zevk alacağı konusundaki bilgi hem kadını mutlu edecek, hem de ilişkiyi güzelleştireceği için erkeği de mutlu edecektir. Jacqualine Tarkiel “seks aşkla olur ama seks aşkın dışında da olur ve güzel, doyurucu olabilir” diyor. Aşksız seksin sadece erkeklere özgü olduğunu söylemek doğru bir düşünce değildir. Kadın da erkek gibi, uygun bir seks ilişkisinden haz alacaktır. Bu haz olayı gerçek bir doyumdur. Aşkla birlikte alınan doyum daha fazla haz veren ve daha farklı etkileri yaşatan bir durumdur. Bu yaşantıda aşk o kadar etkin ve baskındır ki, seksten alınan zevkin daima önünde yer alır.
Ergenlik döneminde yaşanan bir başka önemli nokta ise, gençlik (ergenlik) döneminde tüm dürtülerin kabarmasıdır. Bu, kızda da erkekte de böyledir. Genel düşünce olarak, kızlar mastürbasyon yapmaz sanılır. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Hatta mastürbasyon yapan kız kendini suçlu ve günah işlemiş olarak görür ve çok büyük bir sıkıntı içine girer. Mutsuz olur. Genç kızların, cinsellik konusunu en yakınında olan annesiyle rahatça konuşabilmesi gerekmektedir. Ama genç kız hem konuşmaya çekinir, hem de anne yeterli bilgiye sahip olmadığı için kızı konuyu açtığında hemen kapatma yoluna gider.
Kadın için çok önem verilmesi gereken bir nokta, menopoz döneminde sekstir. Bu dönemde seks ilişkisinin olmaması veya az olması, kadınları psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Kendilerini işe yaramaz ve değersiz hissetmektedirler. Bunun sonucu olarak eşlerini mutsuz eder ve ilişkilerini olumsuz etkiler. Menopoz döneminde östrojen hormonlarının azalması, salgı sistemindeki düzensizlikler, vajinal kuruluk gibi sorunlar tedavi edilmediği takdirde cinsel isteksizlik yaşanabilir. Bu sorunun çaresi vardır. Menopoz dönemine giren veya girmek üzere olan kadınların mutlaka bir psikologla görüşmeleri uygun olacaktır. Öncelikle kafalarındaki soru işaretlerini netleştirmelidirler. Bazen bu bilgilenme tamamen sorunu çözmektedir. Bazen cinsel ilişkiye girememe korkusuyla psikoloğa giden pek çok çift cinsellik konusunda bilgilendirme aşamasında ilişkiye rahatça girebilmektedirler. Bu da bize kadınların çoğunlukla cinsellik konusunda önyargılardan ve yanlış toplumsal değer yargılarından daha çok etkilendiğini göstermektedir. Kadın olsun erkek olsun cinsellik konusunda bilgi eksikliği Türkiye’de bütün yoğunluğuyla devam etmektedir. Utanma, bilgisizlik, yanlış bilgiler, batıl inançlar ve günah duyguları cinselliğin katili olmaktadır. Menopoz dönemindeki kuruluk gibi basit ve çözümü olan bir olay bile pek çok aileyi mutsuz edebilmektedir.
Türkiye’de hala seksin güzel, hoş, temiz, herkes için gerekli bir olay olarak algılanmaması önemli sorunlar yaratmaktadır. Burada en önemli görev medyaya düşmektedir. Görsel ve yazılı basın sürekli olarak kadını bir meta olarak sunmamalı, özellikle televole gibi programların zaten bilinçli olmayan bir toplumda kadına bakış açısını daha da olumsuza doğru körüklemektedir. Medya seksin güzel, gerekli, zevkli bir olay olması gerektiğini topluma anlatabilirse, yanlış bilgi eksikliklerini ve inanışları düzeltebilir.
Medya, psikologlar, sosyologlar ve ilahiyatçılarında desteğiyle cinselliğe bakış açısı değiştirilebilir. Yasalarla da kadına yönelik ayrımcılın ortadan kalkması desteklenmelidir.
-

KADINDA ORGAZM
Kadınlar ve erkekler cinselliği farklı yaşamaktadırlar. Öncelikle kadınlarda cinsel uyarılma erkeklerden daha yavaş olur. Erkekte uyarılma daha hızlıdır. Kadın sevişme sırasında tüm vücuduna yönelik okşamaları ister. Sevişme ilerledikçe ise, cinsel bölgelerin okşanmasını, orgazma yaklaşıldığı anlarda da cinsel bölgelerdeki okşamaların uzamasına izin verir.
Erkekte ise bu olay kadının tam tersi olarak sevişmenin başlangıcında bile cinsel bölgelerin okşanmasını ve uyarılmasını ister. Kadının erkeğin omzunu, belini veya sırtını okşaması erkeğin uyarılması için yeterli değildir. Erkek, sevişmeye direkt cinsel bölgelerin okşanması ile başlamasını ve bu bölgelerde devam edilmesini arzu eder. Kadın erkeği de kendisi gibi düşünerek, onun zevk aldığı bölgeleri değil, kendi zevk aldığı bölgeleri okşayacaktır. Erkek de kadını kendi gibi düşündüğü için onu, kendi hoşlandığı ve uyarıldığı şekilde uyaracaktır. İlişkide her iki cins de, kendi hissettiği durumu karşısındakine yansıtarak hareket edecek ve karşısındakinin bundan çok hoşlanacağını düşünmektedir.
Yukarıda bahsedilen bu farklılığı her iki cins de biliyorsa, farklılığı ilişkilerine uygulayacaklar ve ilişkide doyum kalitesi de artacaktır.
Genellikle kadın cinsel isteklerini belli etmekten kaçınır. Örneğin, bu isteğin eşinden gelmesini bekler. Çok rahat iletişim kuran kadınlar bile ilişki isteğinin eşlerinden gelmesini beklemek durumunda kaldıklarını belirtmektedirler. Kadınlar bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Eşim her durumda beni yanlış anlayabiliyor. Okuyarak öğrendiğim şeyleri yaptığımda sen bunları daha önceki deneyimlerinden mi öğrendin şeklinde yersiz kıskançlıklar yapar. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi tepkisiz kalırsam, sen de hiçbir şeyden anlamıyorsun diye eleştirir.”
Çeşitli çalışmalarda kadınlar, cinsel ilişkide ön sevişmenin uzun olmasını ve sevişme esnasında daha çok güzel sözler duymak istediklerini belirtmişlerdir.
Cinsellik üzerine yapılan çalışmalar kadınlarda ön sevişmenin uzun tutulmasını önermektedir. Cinselliği kaliteli hale getirmek ve zevk süresini uzatmak her iki cins için de önemlidir.
Ön sevişmede aşk oyunlarına ve dokunmaya önem verilmelidir. Kadın cinselliğinde özellikle orgazm sonrasında da bir farklılık gözlenmektedir. Kadın orgazma ulaştıktan sonra, cinsel duyarlılığı orgazmdan sonra bir süre daha devam eder. Erkek orgazma ulaştığı andan itibaren cinsel uyarılması son bulur. Erkeğin artık duyarlılığı biter ve çoğunlukla çok coşkulu bir orgazmdan hemen sonra bile uyuyabilir.
Pek çok kadın bu durumdan şikâyetlerini “eşim orgazm olduktan sonra hemen arkasını döndü ve uyudu” biçiminde dile getirerek bu durumdan dolayı eşlerine kızdıklarını ve kırıldıklarını belirtmektedirler. Bu durum, orgazm sonrası cinsel duyarlılığı halen devam etmekte olan kadın için kabullenilir ve anlaşılır bir durum değildir. Kadın bu kadar zevkli, muazzam bir cinsel ilişkiden sonra bir süre daha erkekle konuşmak, sohbet etmek veya erkeğinin kendisine sarılmasını, dokunmasını, kendisini okşamasını ve güzel sözlerle ilişkiden çok zevk aldığını söylemesini bekler.
Bu konuda hem erkek hem de kadın, bu cinsel farklılığın yaratılıştan geldiğini bilseler, birbirlerine kırılmazlar. Kadın erkeğin bu davranışının kendisine karşı yapılmış bir saygısızlık olmadığını ve orgazma ulaşma anından itibaren tüm erkeklerdeki cinsel duyarlığın son bulmasından kaynaklanan bir durum olduğunu bilmelidir. Erkekler de kadının orgazma ulaşmasından sonra bir süre hala cinsel duyarlılığının devam ettiğini bilseler, zor da olsa güzel bir ilişkiden sonra eşine sarılabilir veya onun elini sevecenlikle tutabilirlerdi.
Diğer bir farklılık da, erkeklerde orgazm sayısı sınırlıdır. Kadınlarda ise ilişkide birden fazla sayıda peş peşe orgazma ulaşabilirler. Bu durum da, yaratılışlarından gelen bir başka farklılıktır. Kadınlar her ilişkide mutlaka orgazma ulaşmak gereklidir diye düşünmemektedirler. Bazen erkeğe sarılmak, onun sıcaklığını hissetmek onlar için doyurucu olabilmektedir. Erkeklerdeki orgazmın görünür olmasına karşın, kadınlarda da bir boşalma olmasına rağmen, bu göz önünde olmadığından erkek kadının orgazm olup olmadığını anlamayabilir. Bazen de kadınlar gerçekten eşlerini üzmemek için, ilişkiyi hızlandırmak için veya bir an evvel sonlandırmak için orgazm taklidi yapabilirler. Bu bazen sağlıklıdır, bazen de bir kaçış yoludur. 60’lı yıllarda cinsel devrim ve hippilik felsefesinin yaygın olduğu dönemlerde kadınla erkeğin aynı anda orgazma ulaşmalarının en uygun durum olduğu söyleniyordu. Cinsel terapistler şimdi orgazmın kadın ve erkekte aynı anda olmasının gerekli olmadığını söylemektedirler.
-

Cinsel Efsaneler
Cinsellikle ilgili yanlış olan, gerçeği yansıtmayan, doğruluğu bilimsel olarak desteklenmeyen, yıllarca kulaktan kulağa dolaşarak yayılmış, herkes tarafından kabul edilen, doğru sandığımız ve hayatımızı etkilemesine izin verdiğimiz bilgilere ‘Cinsel Mit’ denir. Bu mitler zamanla efsanelere dönüşür, sorgusuz kabul edilir hale gelir.
Erkekler cinselliğin bütün püf noktalarını bilirler ?
Cinsellik kadın ve erkeğin birlikte yaşadığı, karşılıklı zevk aldığı bir süreçtir. Yaşadığımız kültür erkeğe cinsellikle ilgili sorumluluklar yüklerken erkeğin performans anksiyetesi yaşamasına sebep olur. Kadına ise görev sorumluluğu yüklerken kadının cinsel haklarını elinden alır. Erkek cinsel ilişki sırasında sürekli sert kalması gerektiğini ve başarılı olması gerektiğini düşünür ve performans sorunları yaşamaya başlar. Kadın ise cinsellikten haz almaz, sadece görevini yerine getirir. Haz almayan, haz vermeyen, görev sorumluluğuyla sonuca odaklanan çiftler sağlıksız, mutsuz ve doyumsuz cinsel hayatlara sahip olurlar.
Kadınların cinsel isteği azdır.
Kadın cinsellikle ilgili olumsuz bilgilerle yetiştirilir; ‘Cinsellik hakkın değildir’ ’Cinsellik bir görevdir’ ‘Cinsel birleşme acı verir, ağrı olur, canın yanar’. Bu şekilde yetiştirilen kız çocuğu zamanla cinsellikten uzaklaşır. Ergenliğe geldiğinde cinselliğini bastırır, yanlış bilgilerini destekleyen hikayeler dinlemeye devam eder. Kadın, yetişkin cinsel hayatında ise kendi cinselliğine dair fikir sahibi bile değildir çünkü böyle bir hakkı olduğundan habersizdir. Bildiği şey ise cinselliğin acı verdiğidir. Baskıladığı cinsel isteği acı çekeceği korkusuyla baskı altında kalmaya devam eder. Oysaki kadının da erkeğin de cinsel isteği vardır, sağlıklı bir şekilde yetiştirildiğinde kadın da cinsel isteğini arzusunu ifade edebilir.
Mastürbasyon kirli ve zararlıdır.
Mastürbasyon yapmak kişinin suçluluk hissetmesine sebep olur. Yasak ve günah olarak bilinen mastürbasyon alelacele yakalanma korkusuyla yapılır. Suçluluk duygusuna kirlilik hissi de eklenir. Pek çok insan mastürbasyonun zararlı olduğuna, bazı organlara zarar verdiğine körlük, cinsel isteksizlik gibi sorunlara sebep oluğuna inanır. Aksine mastürbasyon yakalanma korkusu ile yapılmadığında herhangi bir cinsel işlev sorununa sebep olmaz. Organlara zarar vermez, ayıp günah değildir, alışkanlık yapmaz, duygusal ya da fiziksel sorunlara sebep olmaz aksine cinsel terapilerde teknik olarak kullanılır. Mastürbasyon bir tercih meselesidir her yaşta yapılabilir. Utanç, suçluluk ve günahkarlık duyguları yersizdir.
Mastürbasyon ile kızlık zarı bozulabilir.
Mastürbasyon aşırıya kaçılmadığı ve cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece zararlı bir şey değildir. Vajinaya bir şey sokmadan dış cinsel organları ve klitorisi uyararak yapılan mastürbasyon kızlık zarına zarar vermez.
Mastürbasyon cinsel isteği azaltır, hastalık yapar.
Mastürbasyonun cinsel gücü ve isteği azalttığına dair bilgiler yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değildir ona eşlik eden suçlululuk, günahkarlık, ayıp gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendi cinselliği ile barışık olduğunun göstergesidir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkı sağlar. Ancak yakalanma korkusuyla yapıldığında peşine gelen suçluluk duyguları ile birlikte erkekte erken boşalma ve cinsel isteksizlik sorunlarına sebep olabilir. Kadın ise mastürbasyon ile cinselliğini tanır, evlilik hayatındaki cinselliğine katkı sağlar. Mastürbasyon sivilce yapmaz, kör yapmaz, kısırlık yapmaz, adet düzenini bozmaz, erken boşalma ve sertleşme sorunu yapmaz, peniste eğrilik yapmaz, günahkar yapmaz.
Testler bölümüzde yer alan cinsel mitler testimizle kendinizi sınayabilirsiniz.
-

Vajinusmusun Psikolojik Tedavisi
Vajinismus Nedir?
Vajinismus; eğitim ve sosyo-kültürel düzeyi ne olursa olsun bütün kesimlerde görülen, kadının bir takım korku ve endişelerden dolayı istem dışı vajinasını kasması sonucunda cinsel ilişkinin gerçekleşememesi durumudur. Bazen penisin vajinaya girme durumunda değil, sadece ilişkinin hayal edilmesinde bile bu kasılma durumları söz konusu olabilir. Ülkemizde görülme sıklığı hayli yüksek olan vajinismus, daha çok yeni evli çiftlerde görülmekle beraber yıllarca evli kalan çiftlerde de görmekteyiz. Dünyada görülme sıklığı %2-4 arasında iken ülkemizde %10 ları bulmaktadır.
Vajinismusun Nedenleri Kişiye, yaşadığı kültürel ortama göre değişen birçok nedeni vardır. Fizyolojik olarak bir çocuğun doğabileceği şekilde esnek olan vajinanın cinsel birleşmeye karşı kasılıp kendini kapatması anlamsız gibi görünse de, o an yaşanan endişe, korku ve kaygılar göz önünde bulundurulduğunda normal bir tepki olduğu anlaşılmaktadır. Önemli olan bu yaşanan kaygıların altında yatan psikolojik nedenlerdir.
•Toplumumuzda ayıp ve yasak olarak algılanan cinsellik hakkında sağlıklı bilgiler edinilmemesi, yanlış ve yetersiz cinsel bilgiler,
•Abartılarak anlatılan ilk gece hikayelerindeki korkutucu ve ürkütücü durumlar, genç kızlarda kendilerinin de ilişki esnasında çok acı çekeceklerine dair korku oluşturması,
•Bekaretin kutsandığı toplumumuzda kızlık zarının yırtılacağı, patlayacağı, çok kan akacağı şeklindeki kaygılar,
•Vajinanın küçük olduğu ve penisin giremeyeceği endişesi,
•Yeterli uyarılma ve sevginin olmaması,
•Kızlık zarının çok kalın olduğu düşüncesi,
•Erkeğin ilk ilişki sırasında kaba davranması,
•Bilinç dışı kadınlığı kabullenememe ve kız olarak kalma, masumiyetini kaybetmeme,
•Annenin değersiz görüldüğü bir ailede kız çocuğunun önemsenmek istediği için kadınlığı reddetmesi,
•Geçmişte yaşanan taciz ve travmalar,
•Gebelik ve doğum korkusu,
•Cinsel güvensizlik,
•Cinsel isteksizlik,
•Cinsel kimlik sorunları,
•Güvensizlik,
•Cinselliğin kadın için zevk değil görev olduğu algısı,
gibi nedenler olabileceği gibi kadının daha farklı farkında olmadığı, bilgi çarpıtması, bilinç dışı nedenler, farklı bir kaygı ve korkunun buraya transfer edilmesi de olabilir.
Vajinismus İlişkiyi Nasıl Etkiler?
Vajinismusta ilk tepkiler genelde yaşanan durumu anlamlandıramama, korku ve panik halleri, umutsuzluk, başarısızlık, çiftlerin kendilerini birbirlerine karşı suçlu hissetmeleri ve çaresizliktir. Genelde ne yapacaklarını bilemezler ve çözümü ötelerler.
Kadın kendini eksik ve yetersiz hissederken, erkekte de istenilmeme, reddedilme gibi algılandığından öfke ve kırgınlık yaşanabilir.Yaşanan durumun sadece kendilerine özgü olduğunu düşünerek yoğun ümitsizlikler yaşarlar.
Uzun süre tedavi edilmediğinde erkekte, cinsel isteksizlik ve erken boşalma gibi sorunların ortaya çıktığı görülmüştür. Ayrıca evlilikte bir çok çatışmanın da temelinde cinselliğin olmaması yatmaktadır.
Cinselliği konuşmanın bile yadırgandığı toplumumuzda sorunu dile getirmek ve çözüm arayışında bulunmak çok zordur. En yakınlarından bile çoğu zaman gizlenir. Zamanla düzeleceği düşünülerek beklenir, yeni denemelerde bulunulur.
Neden bizim başımıza geldi?
Nasıl geçecek bu durum?
Tedavisi varmıdır?
Nasıl tedavi edilir?
Nereye, kime başvurmak gerekir?
Nasıl tedavi edilecek?
Tedavi ne kadar sürecek?
Maliyeti ne kadar?
Tedavi edilirse daha sonra tekrar bu sorunu yaşarmıyız?
gibi bir çok soru akla gelir. Bu durumda yapılması gereken şey ne kadar süredir olursa olsun, hemen bir kadın doğum uzmanının muayenesinden geçip, cinsel terapiste başvurulmalıdır. Terapiye gelen danışanlarımızdan yıllarca vajinismustan dolayı cinsellik yaşamadan evliliklerini sürdürmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Mutlu bir evlilikte önemli bir yer tutan cinsellik hem çiftlerin ilişkilerini güçlendirmesi, neslini devam ettirmesi açısından önemliyken hem de alınan hazzın, keyfin hayatlarına lezzet kattığını unutmamalıdır.
Vajinismusun Tedavisi
Tedavisi en kolay ve kısa süreli olan vajinismus, psikolojik bir sorundur. Sadece kadının değil çiftin her ikisinin de sorunudur.
Fizyolojik bir rahatsızlığın olup olmadığını anlamak için yapılacak jinekolog muayenesinden sonra, herhangi bir organik sorun olmadığı psikolojik nedenlere bağlı olduğu anlaşıldığında cinsel terapi yapan bir terapiste gidilmelidir.
Evli çiftlerin terapiye birlikte katılmalarını önermekteyiz. Kadın isterse tek başına da terapiye gidebilir. Eşlerin katılımı terapiye olumlu bir destek sağlar.
Vajinismus tedavilerinde bir çok değişik teknikler uygulanmaktadır. Tedavi şekli vajinismus sorunu olan danışanın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Sorunun altında yatan nedene göre kişiye özgü bir yaklaşım sergilenmektedir. Bazı danışanlarda sadece bilgilendirme yapıldığında sorunun çözüldüğünü görürken, bazılarında davranışsal terapi teknikleri uygulanması gerekmekte, bazılarında ise geçmişle ilgili ayrıntılı dinamik psikoterapi teknikleri uygulamak gerekmektedir. Bütün bu tekniklerin birleştirilerek bütüncül bir yaklaşımda sergilenebilmektedir.
Sorunun kaynağı sadece penisin vajinaya girmemesi, yani organlarla ilgili bir durum değil, ruhun, beynin ve bedenin ortak sorunudur.
Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz vajinismus terapisinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; sorunun nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır
Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.
Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Vajinismusun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.
Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır. Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.
-

Kadınlarda Orgazm Bozukluğu
Kadınlarda orgazm bozukluğu, hiç orgazm olamama, zaman zaman orgazm olamama ya da cinsel birleşmeyle orgazm olamama ancak mastürbasyon ile orgazm olma şeklinde görülen durumdur. Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmamasıdır. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
Sağlıklı bir kadın bir ilişki sırasında birden çok kez boşalma yaşayabilme yeteneğine sahiptir. Ne yazık kibir çok kadın hayatı boyunca hiçbir zaman tamamıyla boşalamamıştır. Kadınların% 29’u hiçbir zaman , % 70’ i cinsel birleşme sırasında hiçbir Zaman boşalamamış olduğunu belirtmiştir.
Orgazm Sorunlarının Nedenleri;
· Cinsel mitler ve doğru olmayan önyargılar; Kadının bedeniyle ve cinsel süreçle ilgili bilgisinin olmaması buna sebep olur. Vajinasını ve klitorisini tanımayan kadın, cinsel birleşmenin ve klitoral uyarılmanın zevk vereceğini bilemez hatta canının acıyacağını düşünür. Boşalma, kadının bedeni ve kaslarını kontrol edebilmesiyle öğrenilecek bir süreçtir. Boşalmak için kadının çaba harcaması gerekir. Vücudunu kasmadan öylece bekleyen kadın boşalamaz sadece boşalmayı bekler ve sonuç olumsuz olur. Bu sebeple cinsel eğitim yoksa ya da eksikse orgazm sorunu ile karşılaşılabilir.
· Eş reddi; kadının kendi isteği dışında, gönlü başkasındayken bir başkasıyla evlendirilmesi cinsellik sırasında eşini istememesine sebep olabilir.
· Yetersiz uyarı; cinsel uyarının yeterli olması fiziksel temas, hayal gücü ve duygulanımın tam olması halinde gerçekleşir. Bunlardan birindeki eksiklik yetersiz uyarıya sebep olur. Uygun zamanda, mekânda, uygun partner ile uygun süre ve yoğunlukta uyarılmalar ‘yeterli uyarı’ için belirleyicidir. Bazen yanlış bir insan tarafından yapılan kusursuz uyarılar ağrılı, acılı, rahatsız edici olabilir.
· İlişkisel çatışmalar ve sorunlar; seks insanların vücutlarını paylaşmalarının, duygularını boşaltmalarının, hayata karşı keyifli bir baş etme yöntemi belirlemelerinin şekli olarak kabul edilebilir. İyi bir seks olmadığında çift arasında iletişim sorunu başlayabileceği gibi, çiftler arasında zaten var olan bir çatışma ve iletişim sorunu varsa kötü bir seks hayatı yaşamaları kaçınılmazdır. Kötü seks hayatı hayal kırıklığına, partnerlerin birbirlerini suçlamasına ve cinsel yetersizlikten doğan özgüven kaybına sebep olur. Zamanla bu çift cinsellikle ilgili konuşamaz olur, arzuları ve hoşlandıkları şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşamaz hale gelir.
· Endişe, korku ve kaygı; bu duygular cinsel uyarılmayı engeller, bedeni savunmaya ve kendini korumaya almasını sağlar. Cinsel birleşmenin can acıtacağına olan inanç korku oluşturur. Mali kaygılar, taşınma, yeni bir ev alma, çocuk sahibi olma, aile büyüklerinin aynı evde yaşamaya başlaması, iş kaybı bu duygulara sebep olur.
· Utanma suçluluk ve günahkârlık duyguları; cinselliği günah olarak düşünen kadın, böyle bir deneyimden sonra suçluluk hissedecektir, cezalandırılması gerektiğini düşünecektir ve utanma duygusu yaşayacaktır. Suçlunun cezalandırılması gerekir ve kadın bir yolunu bulur, kendini cezalandırır.
· Erken yaşta anne olmak; kadın kendi bedenini tanımadan, kadınlığını öğrenemeden anne olur, boşalmayı öğrenemez.
· Seyirci rolüne girmek; hazza odaklanmak yerine olması gerekenlere yönelmek; ilişkinin sürecine odaklanmak, doğal davranmak yerine istemli hareketlerde bulunmak uyarılma sürecine zarar verir.
· Cinsel özgüvenin düşük olması; kendini aşırı eleştiren, mükemmel olması gerektiğini düşünen kadınlar genellikle vücudunu beğenmeme eğilimindedirler. Beden algısının zayıf olması, kadının cinsel isteklerini ifade edememesiyle ve seks sırasında kendini iyi hissetmemesiyle doğru orantılıdır.
· Performans anksiyetesi; başaramama korkusu kadını ketler.
· Cinsel travmalar; erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kötü davranım, taciz, saldırı, ensest cinsel yaşantıyı olumsuz etkiler.
· Gebe kalma korkusu, · Evlilikle ilgili çatışmaların çözüme kavuşmaması ve bunun cinsel birlikteliğe zarar vermesi,
· Anne-baba-kız çocuk ilişkisi; Annesine öfke duyan, ona karşı kızgınlıkları olan ama sözde itaatkar olan kız temelde terkedilme, sevilmeme, yalnız kalma duyguları yaşar. Annesini ve babasını kaybetmek istemez diğer yandan da hissettiği olumsuz duyguları ifade edecek gücü yoktur. Bu duygulanımlar eşine yansır, ona karşı da olumsuz duygularını sözel olarak ifade edemez ve seks sırasında bedeniyle ifade eder.
• Partnerin erken boşalma sorununun olması,
• Partnere karşı ilgi kaybı,
• Alkolizm, depresyon ve üzüntü,
• Vajinanın geniş olması, vajinal akıntılar,
• Şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar ve ilaç alımı,
• Düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmaması,
• Cinsel kimlik çatışmaları,
• Aldatılmak,
Tedavide amaç orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçip, ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve çiftlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır. Cinselliğin bir görev olmadığını; günah, yasak, ayıp olmadığını çiftlere hissettirmek, karşılıklı mutluluğa dayanan deneyimler yaşamalarını sağlamaktır.
-

Gebelikte psikolojik rahatsızlıklar tedavi edilebilir mi?
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de çok sayıda kadın psikolojik destek alıyor. Bazı psikolojik
rahatsızlıklar ise kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Örneğin; depresyon, bipolar hastalıklar,
şizofreni, duygulanım bozuklukları, kişilik bozuklukları.Psikolojik tedavi gören birçok kadın sağlıklı gebelik geçirebileceği gibi gebeliğe bu hastalıkların olumsuz
etkisi de olabiliyor. Gebelikte stres veya hormonal salgılar bazı ruhsal probleminizin şiddetlenmesine ya
da daha önce geçirdiğiniz ve iyileştiğiniz eski bir hastalığınızın tekrarlamasına sebep olabilir. Eğer bu
sorun tedavi edilmezse kendinize gerektiği gibi bakamazsınız. Hastalığı bağlı olarak yeterli
beslenemezsiniz, düzenli uyuyamaz ve uyuyamadığınız için yeterli dinlenemezsiniz, bu yüzden de
gebelik kontrollerinizi aksatabilirsiniz.Herhangi bir ruh sağlığı probleminiz varsa bunu mutlaka gebeliğinizi takip eden doktorunuza söyleyin ve
kullandığınız ilaçlarla ilgili bilgi verin. Bazı ilaçların gebelikte kullanımı uygun olsa da bazılarının
kullanılması bebeğinize zarar verebiliyor. Eğer kullandığınız ilaç varsa gebeliğinizi takip eden doktor ve
psikiyatristiniz ilacın gebelikte kullanımı veya bırakmanız hakkında size bilgi verecektir. İlaca devam
kararlılığı hastalığınızın şiddeti, iyileşmiş olmanız veya halen bazı belirtilere sahip olmanıza göre
değerlendirilecektir. Gebelik sırasında ruh hastalığı tedavisi yapılırken tek bir ilacın yüksek dozda
kullanımı birden fazla ilaç kullanımına tercih edilir. Doktorunuz ve siz ilacın size katacağı artı ve eksileri
konuşarak tedavi hakkında karar vereceksiniz. Eğer ilaç tedaviniz kesilirse farklı tedavi yaklaşımları
mesela piskoterapi gibi tedavileri gerektiğinde uygulayabilirsiniz.Gebelik sonrasında da psikolojik sorunlar yaşayan kadınlar vardır. Daha önce ruh sağlığı problemi olan
kadınların psikiyatrik sebepten hastaneye yatma ihtimalleri doğumdan sonra eskiye yani son 2 yıla göre
20 kat arttı. Bu kişilerin doğum sonrası depresyon geçirme ihtimalleri de arttı.Doğum sonrası ilk bir hafta tüm anneler için stresli bir dönemdir. Doğumdan sonra bebeğe alışma
sürecinde aileniz veya arkadaşlarınız tarafından desteklenmeniz bu süreci daha rahat atlatmanıza
yardımcı olacaktır. -

Eşcinsellik, Homoseksüelite, Lezbiyenlik Nedir? Tedavisi Var mıdır?
Tarih boyunca cinsellik ve cinsiyet üzerine bir çok şey söylenmiş olmasına rağmen, eşcinsellik ve türevi
konular üzerinde konuşulmaya ve yanlış bilgiler dolaşmaya devam etmektedir. Genel ortalamadan farklı
olan eşcinsel eğilimler insanlık tarih boyunca yanlış, çarpık, hastalıklı olarak değerlendirilmiş ve bu
eğilime sahip kişilere sapkın gözüyle bakılmıştır. 1970′li yıllara kadar psikoloji camiasında da anormal
olarak değerlendirilen eşcinselliğin bir hastalık ya da bir tercih olmadığı kabul edilmiş ve hastalık
sınıflamasından çıkarılarak doğal ve normal olarak kabul edilmiştir. Halbuki eşcinsellik kavramı insanlık
tarihi kadar eski olmakla birlikte, insanların yanı sıra doğada bir çok hayvanda da görülen doğal ve
normal bir durumdur. Doğada eşcinsel eğilim gösteren onlarca hayvan türü vardır.Toplumlarda eş cinselliğin reddedilme nedenleri arasında bir çok sebep varken en önemlisi din ve sosyal
dayatmacı normlar olmuştur. Özellikle son yıllarda gelişmiş ülkelerde eşcinsel evliliklere izin verilmeye
hatta eşcinsel çiftlerin ya da bireylerin evlat edinilmesine dair bir çok yeni uygulama başlatılmıştır.Eşcinsellik: Bir erkeğin cinsel ve duygusal yönden erkeklere ilgi duymasıdır.
Lezbiyen: Bir kadının cinsel yönden kadınlara ilgi duymasıdır.
Biseksüel: Kadın ya da erkeğin cinsel yönden her iki cinse de ilgi duyan.Transseksüel: ‘Ben erkek olarak bir erkeğe aşık oluyorsam, o zaman kesin ben bir kadınım’
Bu düşünce homoseksüel erkeklerde oluşabilen bir düşüncedir ve çoğu toplumlarında bu şekilde yanlış
düşündükleri görülür. Ergenlerde ve erişkinlerde primer ve sekonder cinsiyet özelliklerinden kurtulma
üzerine kafa yorma davranışı çok sık görülür. Örneğin diğer cinsiyeti taklit etmek icin kendi cinsiyet
özelliklerini fiziksel olarak değiştirmek üzere hormon, cerrahi ya da başka tür bir girişim uygulanmasını
ister. Transseksüelliğin ayrıca iki tipi vardır, birincisi primer transseksüeller, bu kişiler çocukluğundan
itibaren yanlış vücudun içinde hissederler. İkincisi sekonder transseksüeller, bu kişiler transseksüel
olduklarını daha olgun yaşta keşfederler ve daha önce ergenlik dönemlerinde erkek ve ya kadin gibi
yaşamıştır. Transseksüellerde yanlış cinseyette doğduğuna ilişkin bir inanç taşırlar. Aynı zamanda uzun
bir süre boyunca cinsiyet değişimi arzusundadırlar. Cerrahi girişim sayesinde diğer/karşı cins olarak
yaşayabilirler.Transgender/Cinsel Kimlik Bozukluğu:
Hayatın ileri zamanında artık bir kadın veya erkek olarak büyümek önem taşımamaktadır, ama daha çok
kişisel ve sosyal hayatı geliştirmeye bakılır (Bussey & Bandura, 1999). Cinsel Kimlik gelişmesi genelde
global olarak şu şeklde gelişir;Kadın ve erkeğin yüzünü ve sesini ayırt etmeyi öğreniriz.
Birey kendini kadın ve ya erkek olarak yaşamayı öğreniriz.
Kadın ve ya erkek olarak davranmaya başlar.
Cinsel Kimlik Bozukluğu tam hangi yaşta gelişir diye bir tespit yok fakat çocuğun 18-30. ayında oluştuğudüşünülür (Zucker, 1999).Erkek çocuklarında, penis ya da testislerinin iğrenç olduğunu, ilerde yok
olacaklarını ya da bir penis sahibi olamamanın daha iyi olacağını öne sürme, kuralsız kaba saba
oyunlardan tiksinme ya da erkeklere özgü oyuncakları, oyunları ve etkinlikleri reddetme gibi bir takım
davranışlar görülür.
Kız çocuklarında, oturarak idrar yapmayı reddetme, penisinin olduğunu ya da ilerde bir penisinin
olacağını öne sürme, göğüslerinin büyümesini ya da menstruasyon görmeyi istememe üzerinde durma
ya da olağan kadınsı giysilere karşı ileri derecede tiksinti duyma gibi davranışlarla kendini
gösterir.Ergenlerde ve erişkinlerde diğer cinsiyette olma isteğini dile getirme,sıklıkla kendini diğer
cinsiyetteymiş gibi gösterme, diğer cinsiyetteymiş gibi yaşamaya ya da davranılmayı isteme ya da diğer
cinsiyete özgü duygularının ve tepkilerinin olduğuna ilişkin bir inanç taşıma gibi kendini gösterir. Cinsel
kimlik bozukluğu da karşı cinsiyetle güçlü ve sürekli bir özdeşim kurma vardır.
Cerrahi ya da başka tür bir girişim uygulanmasını isteme ile kendini gösterir. Bazi erkekler testis ve
göğüs arzusundadır. Bazı kadınlar göğüsü kadının bir sembolü olarak gördükleri için göğüslerini cerrahi
girişim ile aldırır fakat genital bölgesini değiştirmek istemez.
Cinsel Kimlik hayatın bir parçasıdır, bunun kültürel ve evrimsel sebepleri vardır. Erkekler ve kadınlarhayatlarında kültürün etkisi altında farklı bir şekilde sosyal birey oluyorlar (Eagly, Wood Johannesen-
Schmidt, 2004)Özellikle kapalı toplumlarda birçok eşcinsel kendi kimliğini gizlemekte ya da bundan utanmaktadır.
Bunun ana nedenleri arasında toplumsal baskı ve dışlanma, aile baskısı, iş yerinde yaşayacağı sorunlar
gibi sebepler başta gelmektedir. Halbuki eşcinsellik bir seçim değil doğal bir dürtüdür. Nasıl ki bir erkek
kendini kadınlardan hoşlanmak konusunda zorlamıyor ve doğallığında bir kadına ilgi duyuyorsa aynı
durum bir eşcinsel içinde geçerlidir.
Bir çok eşcinsel insan ebeveynlerine ve ailelerine karşı açılmaktan korkuyor. Eşcinsel olduklarını
paylaştıktan sonra ebeveynlerin nasıl karşılayacaklarını ve davranacaklarını bilmedikleri için bir korku
duyuyor ve açılmamayı tercih edebiliyorlar ve gizli yaşamanın ağırlığını göze alıyorlar.Biz aileleri üç gruba ayırıyoruz: korkan aileler, bilgiye sahip aileler ve kabul etmeyen aileler.
1.Korkan aileler
Genelde korkan ebeveynler eşcinsellik hakkında çok bilgileri olmayan kısım oluyor. Televizyon ve
medyadan, ahlak anlayışı, kültürden dolayı, negatif bir ön yargıya sahip olabiliyorlar. Eşcinselik beyinde
hastalık olduğu düşünülüyor, bir sürede bu böyle kitaplarda yer almıştı. Ve ya eşcinseller bir şizofren ve
aids taşıyıcı gibi bir takım teoriler düşünülüyor. Korkan ebeveyn kısmının korkuları genellikle bu
sebeplerden kaynaklanıyor:
-Aileye ve arkadaş çevresine karşı utanç duygusu
-Çocuğumuzla dalga geçilirse
-Torunumuz asla olamayacak üzüntüsüÇocuğumuz kötü ve dışlanmış bir hayat yaşayacak ve hatta parayla fuhuş yapacak düşüncesi.2.Bilgiye
sahip olan aileler
Bilgiye sahip olan ebeveynler eşcinselliği araştırdıkları ve bildikleri için daha rahat olabiliyorlar. Çocuğunu
tanıdığı için ve aslında açılmasını beklediği için de şaşıra biliyorlar. Bilgiye sahip olan aileler çocukları
açıldıktan sonra bir süre zamana ihtiyaç duyabilir ve ‘’çocuğumun mutlu olmasını istiyorum’’ düşüncesiyle
zamanla kabullenen aileler var.3.Kabul etmeyen aileler
Kabul etmeyen ebeveynler inancına, kültür ve ahlak anlayışına göre eşcinselliği yanlış buluyorlar. Böyle
düşünceye sahip olan aileyi en iyi çocukları tanır ve en iyi açılma yolunu da çocuk bilir aslında. Bu
gruptaki aileler bazen bir daha çocuğuna şiddet gösterebilir ve en kötü durumda bir daha görmek
istemediğini söyleyebilir.
Böyle durumlarda aileye açılmak için, güvenilir ve şiddet gibi tepkiye maruz kalamayacağınız mekanseçmeniz önemlidir.
Çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen ailelerde ortaya çıkan genel tepki ”yas”tır. Yas sürecinin 5
aşaması vardır;Şok: aile ne olduğunu anlamaz ve adeta öğrenmiş oldukları gerçek karşısında şok geçirir ne
yapacaklarını bilemezler.İnkar: aile böyle bir şeyin olamayacağını, çocuklarının yalan söylediğini ya yanlış şeyler hissettiğini
düşünerek gerçeği reddederler.Pazarlık: aile bunun gerçek olamayacağını düşünüp psikolog, psikiyatrist ya da hocalara giderek bu
durumu değiştirmenin yolunu arar. Hatta bu süreçte bunu tedavi edebileceğini iddia eden bir kişi
tarafından da Maalesef istismar edilir ve sömürülürler. Çareleri tükenen ve gerçekle yüzleşen aile
durumu kabul etek zorunda olduğunu anlar.Öfke: kabul süreci öfkeyi de beraberinde getirir. Aile çocukla ilgili konularda kendilerini suçlar ya da öfke
duyar. Bunun yanı sıra çocuklarına ve dünyaya yönelik içlerinde bir öfke ve isyan duygusu uyanır.Depresyon: gerçeği kabul eden aile üyelerinde içe kapanma, ve isteksizlik gibi bir dizi tepkinin oluştuğu
aslında koruyucu olan bir süreç deveye girer. Ve bu depresif dönemin ardından gerçekle yüzleşen ve
kabul eden aile yeni yaşamına adapte olma yönünde çaba sarf eder.Yukarıda anlatılan süreç normal bir işleyiştir aile üyeleri bu süreçlerin herhangi birinde takılı kalırlarsa
çaşitli psikoloji sorunların yanı sıra çocuklarıyla da faklı sorunlar yaşamaya devam ederler. Örneğin bu
gerçeği reddederek (inkar) çocuktan uzaklaşırlar.Böylesi bir süreçte hem eşcinsel olan kişi hemde ailesinin destek alası kabul ve uyum sürecinde büyük
yararlar sağlamaktadır.Aileye açılırken (coming out) dikkat edilmesi gereken bazı şeyler vardır;
Birincisi ebeveynlerinizle bizzat kendiniz konuşarak açılabilirsiniz. Açılmadan önce ‘sizlerle önemli bir şey
paylaşacağım’ ve ya ‘sizinle paylaşacağım şey benim için çok önem taşıyor’ diyerek açılabilirsiniz. Bu
cümleleri kullanarak artık geri dönüşü yok hissi sizi açılmaya daha kolay itebilir. ‘Ben eşcinselim’ yerine
‘ben erkek ve ya kızlardan hoşlanıyorum demek ile o şok anını hafifletebilirsiniz.Mektup
Mektup yoluyla kendi duygularınızı rahatlıkla açıklayabilirsiniz kendi temponuzda güzel bir şekilde
duygularınızı ifade edebilirsiniz. Mektubun bir başka avantajı kimsenin sizi bölemeyeceği ve baştan sona
rahat bir şekilde anlatabilme şansını verir.Güvendiğiniz İnsandan Destek Almak
Son olarakta güvendiğiniz bir insanı yanınızda bulundurarak daha bilinçli açılabilirsiniz .
Son olarak bilinmesi gereken şeyi tekrar hatırlatacak olursak eşcinsellik bir hastalık ya da anormallik
değil doğal ve genelde doğuştan getirilen bir eğilimdir. Tedavisi söz konusu değildir. Yalnızca eğer
eşcinsel kişi bu eğilimden uzak durmak ve bunu yaşamak istemediğini belirtirse psikologtan alacağı
destek sayesinde cinsel eğilimini değiştirmese bile bunu kontrol altına almayı ve hemcinslerine
yönelmemeye yönelik bazı beceriler kazanmayı öğrenebilir. Bu birazda sigara ya da alkolden uzak
durmayı (yani bir bağımlılıktan)öğrenmek gibidir. Kişi hala alkol ya da sigara içmek ister ama uzak
durmak için yapması gerekenleri bilir. -

Gebelik Sürecinde Psikoloji
Gebelik sürecinde vücutta ki hormonların değişimi gibi kadının psikolojisi de değişmeye başlar hem de ilk
günlerden itibaren. Mutlaka bu süreçte hormonların psikolojiye etkisi yadsınamaz. Gebe kadın
hassaslaşmaya, duygusallaşmaya başlar. Önceden onu kırmayan, incitmeyen sözler artık incitebilir hale
gelebilir. Gebelik öncesinde’’ aman boşver’’ diyebildiği ve umursamadığı şeyler artık onun için önemli bir
hal alabilir. Duygu durumu dalgalı deniz gibidir adeta, gülümserken bir anda ağlamaya başlayabilir ya da
tam tersi.Henüz karnında büyüttüğü ve taşıdığı bebeği için şimdiden kaygılanmaya başlayabilir. Bir de yanına
doğumun nasıl yapılacağı, doğum sırasında herhangi bir komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği, doğum
sırasında canının çok mu az mı yanacağı, doğumun hangi hastanede yapılacağı gibi çok çeşitli ve ek
kaygılar da yaşanabilir. Mutlaka bu süreçte zorluk yaşayan sadece kadın yani anne değildir. Eş yani
baba da anne gibi zorluklar yaşamaktadır.Karşısında günden güne değişen bir kadın (hem fiziksel hem
ruhsal ),değişen bir cinsel hayat, bebeğe ve doğuma endeksli bir yaşam, eşle yapılan sohbetlerin büyük
bir kısmının sadece bebekle ilgili olması eşi de oldukça olumsuz etkileyebilir.Bu süreçle başlayıp doğum sonrası süreçle devam eden bir takım sorunlar bütünün de bebeğimizle
birlikte hastaneden yanımıza alınan bir dolu poşet gibi bizimle gelir. Eşler arasında sıklıkla gebelik sonra
ki süreçlerde de kopuşlar yaşanabilir. Yeni doğan bebeğimizin hayata adapte olması, annenin anne
olmaya, emzirmeye , babanın baba olmaya adapte olması için geçen süreçte kadının kendini sadece
ayaklı meme halinde görmesi ve onun dışında ki herşeyi unutması eşin sürekli saçı tepeden
tutturulmuş,bazen yüzünü yıkamayı bile unutan bir kadın görmesi, ayrıca sıklıkla ağlayan, gaz sorunları
yaşayan bir bebek sesi duyması bebeğin dünyaya geldiği ilk bir kaç ay da gerçekten son derece zorlu
olabilir.Eşlerin bu zor ama bir o kadar da güzel şeyi yaşayabilmesi için iyi ve kaliteli devam eden bir ilişkilerinin
olması son derece önemlidir. Bebek bir evliliği kurtarmaz, iyi giden bir ilişkiyi daha da güzelleştirir.
İzmir’de yaşıyor ve gebelik öncesi, gebelik ve sonrası süreçlerde zorluk yaşadığınızı farkediyorsanız
mutlaka bir uzmandan destek alınız.Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla büyüyecek çocuklarınız olması dileğimle.
