Etiket: İster

  • Çocuklarla 3 Aşamalı İletişim Şekli

    Çocuklarla 3 Aşamalı İletişim Şekli

    Ebeveynler tarafından çok fazla rastladığımız cümlelerle başlayacağım sözlerime…

    “Çocuğum beni anlamıyor”

    “Onun düşeceğini biliyorum ama o kadar inatçı ki oralı olmuyor.”

    “Bir şeyi ondan isteyecek oluyorum ama yok beni hiç dinlemiyor.”

    Ebeveynler genelde bu tarz şikayetlerle gelmektedir. Çocukları bir şey ister fakat anlayamazlar.

    Çocuk öfkelenir, çocuk sinirlenir, çocuk agresif davranır hatta belki çocuk vurmaya başlar, ısırır ya da elindeki oyuncağı fırlatır.

    İnsan evladı olarak temelde en büyük problemimiz anlaşılmaktır. Anlaşılmak isteriz. İsteklerimiz karşı tarafa geçsin isteriz. Burada direkt evet kesinlikle öyle diyeniniz de vardır, düşüneyim diyeniniz de bir de hayır alakası yok diyeniniz olacaktır. Hayır diyeniniz için önerim şu lütfen bir düşünün, sıkıntılı anlarınızı aslında neyi problem ettiğiniz, karşı taraftan ne beklediğiniz…

    Beklenti demişken çocuklardan bahsetmeye devam edeyim.

    Çocuklar da anlaşılmak ister. Aslında bu döngü bebeklikte başlar. Bebek ağlar, aç olduğunu anlatmak ister, ağlar uykusunu anlatmak ister, ağlar altını pislettiğini anlatmak ister, ağlar gazının çıkartılması için yardım ister. Aslında bebeğin burada temel sorunu anlaşılmaktır. Anlaşılma uğruna ağlayıp iletişime geçer.

    Bebeklerimiz büyür bu defa her yerde anne babalar “sendrom” kelimesiyle karşılaşır. Aslında sendrom diye bir şey yoktur. Çocuğun yaşına gore yaşadığı bir takım dönemler olabilir evet ama bunu sendrom kelimesiyle sorun kabul etmeyi doğru bulmuyorum.En çok şikayet edilen 2 yaş dönemidir. 2 yaş döneminde çocuk istediği her sözcüğü çıkartamaz. Farkındalığı artmıştır ama ihtiyaçlarını dile vuramaz. Bu da onlarda öfke, saldırganlık, şiddet, agresyon doğurabilir. İhtiyaçları karşılanmayan çocuk bu durumu ileriki dönemlerde de iletişim haline getirebilir.

    Peki ne yapmalı? Ağlayan, öfkelenen çocuğa nasıl müdahale etmeli, ne demeli?

    Çocuk eğer size oyuncak fırlatıyorsa, ağlayıp kendisini yere atıyorsa sizin dikkatinizi çekmek istiyordur. Aslında bu sağlıklı bir tepkidir. Çünkü çocuk hala sizin ilginizi çekmek istiyor, hala size kendisini anlatmak istiyordur evet bu durum aslında çocuğunuzun sizinle iletişim kurma biçimidir.

    Öyleyse artık 3 aşamalı iletişim şekline geçelim…

    Çocuğunuz sizden bir şey istedi ve bu durum sizin için mümkün değil, direkt “HAYIR!” cevabı vermek yerine ona sebeplerinizi anlatmalısınız. Biz yetişkinler olumsuz bir cevap aldığımızda hemen kabul etmektense bir açıklama bekleriz. Çocuklarla iletişim kurarken de bu açıklamaları yapmalıyız.

    1- Çocuk sizden çikolata, süpriz kutusu, oyuncak, kış mevsiminde dondurma isteyebilir, ya da yazın mont giymek isteyebilir. Burada ilk olarak çocuğunuza onu anladığınızı belirtin. Aksi taktirde çocuğunuz “ya hayır anlamıyorsun istiyoruum” demeye devam edecektir.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun.”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun.”

    2- Çocuğunuza onu anladığınızı ifade ettikten sonra isteğinin neden gerçekleşemeyeceğini anlatın. İkinci aşamada “Çünkü…” cümlesi kurun.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun, montunu seviyorsun ama bugün bunu giyemezsin çünkü yaz mevsimindeyiz ve hava çok sıcak. Eğer sen bunu giyersen gün içerisinde çok terlersin, kollarında terden kırmızı kabarcıklar çıkabilir, ya da terliyken hasta olabilirsin…”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun fakat biliyorsun ki günde sadece bir tane çikolata yeme hakkın var. Daha fazla çikolata almanı uygun görmüyorum çünkü çikolatayı fazla yemek hepimiz için zararlı. ”

    3- Çocuğunuzun derdini anladığınızı ona ifade ettiniz, hayır deme sebebinizi ona anlattınız. Şimdi sıra duygularınızı ifade etmede, sosyal paylaşımını arttırmada. Bu aşamada çocuğunuza “sen… ben…” dili kullanın.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun, montunu seviyorsun ama bugün bunu giyemezsin çünkü yaz mevsimindeyiz ve hava çok sıcak. Eğer sen bunu giyersen gün içerisinde çok terlersin, kollarında terden kırmızı kabarcıklar çıkabilir, ya da terliyken hasta olabilirsin. Eğer sen hasta olursan ben çok üzülürüm. Ben senin hasta olmanı istemiyorum.”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun fakat biliyorsun ki günde sadece bir tane çikolata yeme hakkın var. Daha fazla çikolata almanı uygun görmüyorum çünkü çikolatayı fazla yemek hepimiz için zararlı ve ben senin zarar görmeni istemiyorum.

    Unutmayın… Çocuğunuzun en iyi gözlemcisi sizsiniz. Eğer çocuğunuzu gözlemlerseniz ne istediğini anlayacaksınız, ve herşey anlamakla başlar…

    Çocuğunuzla iletişiminiz bol ve doygun olsun…

  • Çocuğum Neden Ders Çalışmıyor?

    Çocuğum Neden Ders Çalışmıyor?

    Bırakın ödevlerini yapmazsa yapmasın… – Size ne… • Çocuğunuz; – İster anaokuluna gitsin, ister ilkokula, – İsterse ortaokula yada liseye gitsin… – Evde; ister sessizlik saati uygulanarak düzenli ders çalışsın, – İsterse, “çalakaşık” ders çalışıp ödev yapsın…düzensiz…kuralsız…rastgele… • Bu çocuğunuz; bir gün gelip de size: – “ Anneciğim, öğretmenimiz bir çok sayfa ödev verdi…canım ödev yapmak istemiyor.” – “ Babacığım, öyle çok ders verdi ki öğretmenim…

    Ama çalışmak istemiyorum…çünkü canım sıkkın…” dediğinde, tavrınız şu olmalıdır: – “ Yapma…sen bilirsin.” – “ Çalışma…karar senin.”. • Biraz sonra; – Gülümseyerek, koşarak, hayretler içinde kalarak yanınıza geldiğinde, kucağınıza zıplayıp sizi öptüğünde ve sizden şöyle bir ricada bulunduğunda: – “ Ama babacığım, okula gelsen de öğretmenle bu konuda konuşsan…” – “ Anneciğim, yarın okula gelip, ödevlerim hakkında öğretmenimle konuşur musun,”… • Yanıtınız gayet kesin ve tutumunuz son derece kararlı bir şekilde: – “ Bak işte bu olmaz…Bize söylediğin gibi, öğretmenine de, canının sıkkın olduğunuz, canının istemediğini, kendin söylemelisin.” • Bakın bakalım bu çocuk, kaç gün derslerini, ödevlerini savsaklayacak… • Anneler-babalar; – Çocuklarının bütün iradelerini elinden alarak, – Onların hislerine, duygularına “ipotek” koyarak, – Çocukların kendilerine ait işlerini burunlarını sokarak, aslında şunları yapmış oluyorlar:

    1- Çocukları ile aralarında çatışma ortamı oluşturuyorlar

    2- Onların “aidiyet” duygularını zedeliyorlar

    3- Çocukların; gelecekleri ile ilgili, akademik başarıları ile ilgili ileride kendilerinde belki oluşacak olan “haz” ve “merak” larını kırıyorlar.

    Halbuki;

    – Dersine çalışmadığı için

    – Ödevlerini yapmadığı için, okulda öğretmeni, sınıf içinde kendisini uyardığında, arkadaşlarına mahcup olduğunda, eziklik hissettiğinde…büyük bir istekle derslerine, ödevlerine odaklanacaktır…tabi, evde, ebeveyni tarafından çeşitli zamanlarda, ruhu değersizlik, suçluluk hisleri ile rencide edilmemişse.

  • DEĞİŞMEK YERİNE GELİŞMEYİ DÜŞÜNÜN

    DEĞİŞMEK YERİNE GELİŞMEYİ DÜŞÜNÜN

    Herkesin kendisiyle ilgili bir fikri vardır. İstemeden de olsa gün içerisinde sürekli kendimizle ilgili düşünürüz. Çevremizde olaylar yaşanmaya devam ederken gün sonunda yalnız kaldığımızda ister istemez olayların nedenleri ve sonuçlarını kendimizle bağdaştırırız. Bu yapılan analiz yanlış mıdır? Bu soruya evet ya da hayır diye cevap vermek çok doğru olmaz. İnsanın doğası gereği bu süreç bilinçaltımızda otomatik olarak gerçekleşen pek önüne geçilemeyecek bir süreçtir.

    Kalabalık içerisinde kendimizin olumlu yönlerine ya da başkalarının olumsuz özelliklerine odaklanırız bunun sebebi çevremizdeki uyaran fazlalığıdır. Yalnız kaldığımızda ise kendimizin olumsuz yönlerine odaklanırız.

    “Orada gereken cevabı veremedim!”

    “Özgüvenim çok düşük bunu değiştirebilmeyi çok isterdim.”

    eşim beni yeteri kadar güzel bulmuyor bunu değiştirmeyi çok isterim.”

    “İnsanları yeteri kadar güldüremiyorum bunu değiştirmeyi çok isterim.”

    “ Eşim yaptığım yemekleri çok beğenmiyor fikrini nasıl değiştirebilirim.”

    “Olaylara çok olumsuz bakıyorum bunu değiştirebilmeyi çok isterdim.”

    “Öfkemi iyi kontrol edemiyorum bunu değiştirmeyi çok isterdim.”

    “Zayıf bir karakterim var bunu değiştirebilmeyi çok isterdim.”

    Eksenimizi değişim olarak ayarlarsak kendimizden ve sorunlarımızdan kaçmış oluruz. Sorunlarımızı belirlemek kolaydır fakat bundan sonrasında ne yapacağımızı belirlemek zor olan kısımdır. İnsanların sizinle ilgili düşüncelerini değiştirebilmek neredeyse imkansız bir şeydir. Kişilerin kafasının içerisine girip yerleşmiş düşünceleri değiştirebilmek çok zorlu bir süreçtir. Bunun yerine kendi eksik yönlerimizle barışık olup onları geliştirmeyi seçersek daha az zorlanmış oluruz ve daha fazla kendimizle barışık oluruz.

    Terapi süreçlerinde analiz ettiğimiz eksik yönlerimizi değiştirmek yerlerine başka bize ait olmayan özellikler getirmek yerine halihazırda karakterimizi oluşturan özelliklerimizle barışık olmayı ve onları geliştirebilmek için yeni yollar keşfedebilmeyi öğreniriz. İnanın süreç böyle daha doğal bir hal alır ve çevremizdekilerin takdirini kalıcı olarak kazanmış oluruz. 

    Bu sebeplerden terapi sürecine başlamayı düşünüyorsanız kendinize hedef olarak değişmeyi değil gelişmeyi seçmenizi öneririm. İçinizden yeni bir insan çıkmasını beklerseniz kendinize çok büyük haksızlık yapmış olursunuz ve kendi öz sevginizi kaybedebilirsiniz. Değişime değil gelişime inanın yaşam kalitenizi arttırın. Bu şekilde yaptığınız takdirde gelecek hedeflerinize doğru ilerlerken daha güçlü daha sağlam ve daha inançlı şekilde yürüyebileceğinizi hissedebilirsiniz.

  • Sınır koymayı başarabildiniz mi?

    Anne babalar çocukları üzerinde söz sahibi olmak isterler, çocukları sözlerinden çıkmasın isterler, yapma dedikleri davranışları yapması hiç de hoşlarına gitmez. Peki ama çocuğunuza “hayır” demeyi başardınız mı? Sizin sınırınızı ona hissettirdiniz mi?

    Günümüzde neden çocuklar da görülen kural dinlemem, hırçınlık, bireysellik bu kadar arttı hiç düşündünüz mü? Bu durumun bir çok sebebi olabilir isterseniz önce bunlara bir göz gezdirelim;

    Geç çocuk sahibi olma,

    Beklenen çocuk olması,

    Çalışan anne baba olma,

    Ebeveynlerin anne- baba sevgisinden yoksun büyümesi,

    Anne- baba arasında yaşanan çatışmalardan çocuğu koruma çabası,

    Bu ve buna benzer birçok sebebi olabilir. Öncelikle bu durumları irdelemek istiyorum. Günümüzde anne- baba olma yaşı ilerledikçe geç çocuk sahip olmayı beraberinde getiriyor. Geç çocuk sahibi olduysanız hele bir de bu özlem duyduğunuz bir duygu ise işte bunu doğrudan çocuğa yansıtıyorsunuz, öyle değil mi? Yoksa farkında değil misin ? İsterseniz bir kaç soru ile başlayalım; evde kuralları kim koyuyor? Kimin istediği yemek pişiyor? Kimin istediği televizyon programı izleniyor? Yanlış olduğunu bildiğin halde hayır diye biliyor musun? Anne babandan öğrendiğin “bağırarak konuşma” kuralı ne kadar uyguluyorsun? Belki bu kadar yeter ne dersiniz J Bir de evlenme yaşını geciktirmeyen fakat çeşitli sebeplerden dolayı çocuk sahibi olamayan ailelerimiz var. Onların öne sürdüğü düşünce ise “çok geç buldum” “ çok bekledim ama” ile başlayan cümleler ve sonrasında gelen sonsuz izin. Günümüzün en büyük sorunu beklide çalışan anne babaların iş yoğunluğundan kaynaklı çocuklarına yeterince zaman ayıramadıkları için çocuklarına karşı vicdan duygusunun ağır basması ve üzmeyim bir de yapsın ne olacak ile olaya bakmaları. Evet anne babalar ne yazık ki günümüz şartlarında çok geç saatlere kadar çalışıyor, çocuklar erken dönemde anneden ayrılıyor kimi zaman bakıcı kimi zaman büyüklerin desteği ile büyüyorlar. Ebeveynleriyle akşamdan akşama görüşüyor ve kimi zaman çok erken saatlerde uyanmadan beklide ayrılıyor. Haklısınız çocuğunuza çok zaman ayıramıyorsunuz ama bunun çözümü ona sonsuz kredi vermek olmamalı bunun yerine az da olsa günün kalan zamanında kaliteli zaman diye duyduğunuz ve oda neymiş diye geçiştirdiğiniz o etkili zamanı ona ayırmanız önemli. Bu kimi zaman beraber yemek yapmak, kimi zaman günün nasıl geçtiği ile ilgili bir sohbet sonrasında bunu hikâyeleştirmek kimi zaman da kan ter içinde kalacak şekilde oyunlar oynamak olmalı. Çocuğunuza ayıramadığınız zamanın telafisi asla pahalı oyuncaklar ya da sonsuz izin olmamalı, buna dikkat edilmez ise ilerleyen süreçte çocuklar da doyumsuzluk ve bencillik baş göstermeye başlayacaktır ve mutsuz çocuklar yetişecektir. Bireyler aile gördükleri olumsuz tutumlardan kaynaklı kimi zaman olumlu etkilenir kimi zaman ne yazık ki olumsuz etkilenir. Nasıl mı?

    Mutsuz, çatışma içinde büyüyen bir çocuk yaşamın ilerleyen yıllarında bu duruma alıştığı için hayatında da bu durumu normalleştirir. Yetişkin olup evlendiği zaman da küçüklükten bu yana gördüğü yaşamış olduğu durumu hayatına aktarır. Çatışmalar içinde yetişen bir birey için sizce tartışmak, bağırmak belki de şiddet anormal bir durumu mudur? Tabi ki her bireyde aynı etkiler yaşanacak diye bir şey söz konusu değil bu durum tam tersi şekilde de olabilir, nasıl mı? Problemlerde yorulan bir birey “ben çocuğuma bunu yaşatmayacağım, üzmeyeceğim ve ne isterse yapacağım” düşüncesini benimseye bilir. Bu durumun bir sonra ki adımı ise çocuğuna karşı sonsuz anlayış getirmesi. Ya da kendi ailesinde problem yaşayan ebeveynler çocuklarına bu durumu hissetmek istemezler ve “aman çocuklar üzülmesin” diye literatürlerinden “hayır” kelimesini çıkartırlar. Şimdi sizlerden gelen tepkiyi duyar gibiyim “ peki hep bu kadar katımı olacağız?” Hayır tabii ki de o kadar acımasız olmayacaksınız. Çocuklarının istekleri önemli, çocukların isteklerini söylemesi istediğimiz bir şey bireyselliğini gözler önüne serdiği bir durum. Özgüven gelişimi için kendi fikir ve duygularını ifade etmesi gerekiyor fakat bu süreçte “aman yeter ki özgüveni gelişsin” diye çocuğa sınır koymamak doğru bir davranış değildir. Çocuklar ister, hep ister her zaman daha fazlasını ister önemli olan nerde durması gerektiğini göstermeniz. Ailelerin ve aile büyüklüklerinin yaptığı en büyük hata çocuğun büyümesini beklemektir. Büyüdüğü zaman kurallar koymaya başlanır fakat bu noktada çocuğun kişilik gelişimi biriktirdiği verilerle şekillenir bu nokta unutulmamalı.

    Ebeveynler çocukları ile iletişim kurmaya anne karnında başlaması ve ilerleyen süreçte konu ne olursa olsun yaşına ve anlayacağı dilde anlatması çok önemlidir. Fikirleri alınmalı ve ortak yol bulunarak sonuca gidilmeli. Eğer çocuğun yaptığı davranış onaylanmıyorsa mantıklı ve tutarlı bir açıklama yapılmalı. Neyi neden yapmaması gerektiğini anlayan çocuğun davranışlarının oturması çok daha kolay olur ve doğru olanda budur. Küçük yaşlar da açıklama yapılarak ilerleyen yaşlarda aile toplantıları ile uzlaşmaya varılması çocuğun hem aile olan güvenini pekiştirir hemde kişisel gelişimi için son derece önemlidir.

    Mutlu çocuklar istiyorsak, çocuklarınızı önemseyin ve değer verin. Çocuklar alınan pahalı oyuncaklarla kendilerini değerli hissetmez, fikirlerinin önemsenmesi ile değerlerini hissederler.

    Uzm. Çocuk Gelişimci

    Funda ÇİÇEK