Etiket: İstek

  • Depresyon Masalı

    Depresyon Masalı

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çiçeği bildiğin çiçek, ağacı bildiğin ağaç, suları bildiğin su yani gayet sıradan bir ülkede İstek ve Eylem adında iki arkadaş yaşarmış. Beraber yer içer, beraber oturur kalkarlarmış. Bir şeyleri ayrı yaptıkları çok nadir olurmuş ki bu bile yetermiş ikisinin de üzülmesine, kavuşma isteğiyle yanıp tutuşmasına. Günlerden bir gün İstek asık suratla dikilmiş Eylemin karşısına ve demişki:

    İstek- Eylem! Ben olmadan hiçbir şey yapmak istemiyorsun, o da yetmezmiş gibi her şeyi benim başlatmamı istiyorsun. Bir kere sen bir şeyler yapsan da sonradan ben katılsam ne olur ki?

    Eylem- Değerli İstek, sen benim için çok önemlisin. Sensiz bir şey yapmak, hele hele bir şeyi başlatmak benim için neredeyse imkansız. Ne olur bunun için kızma bana ve eskisi gibi devam edelim.

    İstek- Hayır! Ben bundan çok sıkıldım. Sana küstüm, artık seninle konuşmayacam.

    Deyip gitmiş oradan İstek.

    Bu küslük ikisini de çok üzmüş. Eylem İstek olmadan hiçbir şey yapmak istemiyormuş. Eskiden kendisini mutlu eden şeyler artık canını sıkar olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş, uyku uyuyamaz, iki kelam edemez olmuş. İstek de aynı durumdaymış. Kendisini hep bir yarım hissetmiş, meğer Eylem kendisini ne kadar tamamlıyormuş.

    Günler, haftalar, aylar öylece geçip gitti. Eylem artık bu duruma dayanamayıp koşmuş bilgenin yanına. Anlatmış olup biteni. Bilge sormuş:

    Bilge- Neden İsteğin şartını kabul etmedin?

    Eylem- Ne bileyim onsuz hiçbir şey yapasım gelmiyor. Hele hele bir şeyi başlatmak bana ayrı bir zor geliyor.

    Bilge- Peki, şimdi sana söyleyeceklerimi harfiyen yerine getir.

    Eylem- Tamam.

    Bilge- İstek ile beraber yaparken çok eğlendiğiniz bir şeyi çık şu dağın başında yavaş yavaş yapmaya başla.

    Eylem- Ama hiç keyfim, isteğim yok.

    Bilge- Sen sözümü dinle gerisine karışma.

    Eylem- Peki, çok istemiyorum ama öyle olsun.

    Eylem çıkmış dağın başına. Mangal yapmak için odun toplamaya başlamış. Bunu gören istek; bu apaçık Eylamin bana ‘’seni özledim gel artık, bundan sonra bazı şeyleri ben başlatacam‘’ demesinden başka bir şey değil diyerek koşmuş dağın başına. İki arkadaş sarılıp hasret gidermiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamamışlar çünkü İstek arada bir naz yapıp küsüyormuş ama Eylem artık onun gönlünü nasıl alacağını bildiği için bu küslük çok sorun olmuyormuş.

    Depresyonda olan, hiçbir şey yapmak istemeyen değerli arkadaşlarım! Bazen hareket etmek, bir şeyler yapmak tekrar yaşama isteğimizi/mutluluğumuzu geri getirebilir. Mesela bu hafta sonu bir mangal yapın( istemeseniz bile). İsteğin, keyfin, mutluluğun size koşarak geleceğini göreceksiniz.

  • Evlilikte Arzu, İstek, İhtiyaç, Beklentiler ve Bunların Çatışması

    Evlilikte Arzu, İstek, İhtiyaç, Beklentiler ve Bunların Çatışması

    İki farklı birey evlendiklerinde eşlerden her ikisi de arzu, istek, ihtiyaç ve beklentileriyle bir sistem meydana getirmektedir. Bu sistem rollerin değişimini de beraberinde getirmektedir. Evlenmeden önce sevgili rolündeyken evlendikten sonra karı koca rolüne geçilmiş olması rol değişimine örnek olarak gösterilebilir. Evlilikle oluşan sistem ile yeni amaçlar ve işlevler belirirken, sevgiliyken sahip olunan amaç ve işlevler arka planda kalabilmektedir. Bu bağlamda, rollerin değişimi, kişilerin evlilikten beklentilerini de değiştirmektedir.

    Söze dökülmüş ya da dökülmemiş olabilmekle birlikte herkes evliliğe bazı beklenti, ihtiyaç, arzu ve isteklerle girmekte ve bunların karşılanmasını beklemektedir. Ancak evliliğin içerisinde beklentilerin arzuların ihtiyaçların değişebilir olması sebebiyle her zaman karşılanabilir olması mümkün değildir çünkü bu karşılanmasını beklediğimiz amaçlar bazı faktörlerden etkilenmektedir.

    Evliliğe dair beklentilere dayalı faktörler kimi zaman çiftler arasında probleme yol açabilmektedir. Evliliğe dair beklentilere sadakat, bağlılık, aile olma, diğerlerine karşı süregelen destek, çoğalma, sığınak, statü, maddi destek gibi durumları örnek olarak gösterebiliriz. Diğer yandan, evlilik sistemine genellikle farkında olmadığımız ama bazen de farkında olduğumuz beklentiler ile birlikte girmekteyiz. Farkında olduklarımız, eş tarafından kabul edilmiş olsun ya da olmasın beklentilerin, ihtiyaçların eşe ifade edilen yanının olmasının yanında öfke, utanç ve reddedilme korkularından dolayı ifade edilemeyen yanları da vardır. Farkında olmadıklarımız ise, genellikle zıtlıkla karakterize olan arzu, istek ve ihtiyaçlardan oluşmaktadır. Yakınlık-uzaklık, bağımlılık-bağımsızlık gibi.. Eşin uzak dururken yakınlık istiyor olması ile arzu ve isteklerin zıttını barındırıyor olmamız buna örnek olarak verilebilir.

    Diğer bir yandan, biyolojik kökenli olmasının yanında ailesel ve kültürel çevrelerin etkisiyle oluşan, bireyin içsel ihtiyaç ve arzularından da ortaya çıkan bazı faktörler vardır. Bunlar biyolojik belirlenmişliğimiz ve karşılıklı eylemselliğimize dayalı faktörlerdir. Eşlerden birinin beklentileri karşıladığı ancak diğerinin karşılamadığını hissetmesi ile oluşan ”gizli duygusal karşılık” evliliğin işlevselliğinin etkileyen bir hal alabilmektedir. Gizli duygusal karşılık bazı alanlardaki uyumsuzluklar ile ortaya çıkabilmektedir. Bunlar; bağımsızlık-bağımlılık, aktiflik-pasiflik, yakınlık-uzaklık, gücün kullanımı-suistimali, yalnızlık ya da terkedilme korkusu, hükmetme ve kontrol etme ihtiyacı, sevgi, eşlerin kendinin ve birbirinin kabulü gibi alanlardaki farklılıklar olarak örneklenebilir ve evlilik içerisinde problemlere yol açabilir. Örneğin; bağımsızlık-bağımlılık alanına baktığımızda, eşlerlerden birinin kararları alırken, harekete geçerken eşine ihtiyacı oluşu diğerinin ihtiyaç duymadan kendi kendine karar alabilir oluşu çiftler arasında uyumsuzluğa sebep olabilir.

    Evlilik problemlerinin diğer bir faktörü ise dışsal odaklardır. Bireyin karakterine sadece ebeveynler etki etmemektedir. Ebeveynlerimizin ebevenyleri, onların ebeveynleri olmak üzere geçmiş 7 kuşaktan karakterimiz etkilenebilmektedir. Bu belirlenmişliklerimiz ise bizim tekrarlayan ilişkisel davranışlarımızı oluşturmaktadır. Bu durumda biyolojik ve ebeveynlerimizle belirlenen davranışlarımız ilişkilerde çiftler arasında problemlere yol açabilmektedir. Bu problemlerin bazı dışsal odakları vardır. Bu dışsal odaklara örnek verecek olursak, çocuk yetiştirme, cinsel ilişki sıklığı, paranın yönetimi gibi tutumlardaki farklılıklar olduğu kadar siyasal ilişkiler, kıyafetler, okul, kültür, ilgi alanlarındaki farklılıklar gibi ilişkisel durumlar söylenebilir.

    Bireyin içsel ihtiyaçları, evliliğe dair beklentileri ve evlilik problemlerinin dışsal odakları bireylerin arzu, istek, ihtiyaç ve beklentilerini etkilemektedir. Arzu, istek, ihtiyaç ve beklentiler zaman zaman karşılanıp zaman zaman karşılanamamaktadır. Bu karşılanmama durumunda ilişkiler zora girmektedirler.

  • Çocuklar ve Sınırlar

    Çocuklar ve Sınırlar

    Hayatınızdaki en önemli şey nedir sorusuna herkesin birbirinden farklı vereceği pek çok cevap olsa da bu soruyu yanıtlayan anne babaların büyük kısmı için cevap “çocuklarım” olacaktır. Çocukları için her şeyin en iyisini isteyen kimi anne babalar onlara mükemmel bir hayat sunmak adına çocuklarının tüm isteklerini yerine getirmekte, onlar için kendilerini feda etmekte, kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçmekteler. Ancak ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkide gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Çocuklar sağlıklı gelişim için etkili ve kesin sınırlara ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacın farkında olmayan anne babalar için çocuklarının isteklerini reddetmek endişe verici bir durumdur. Çünkü çocuklarının isteklerini reddetmek demek, onların psikolojisinin bozulması, aralarındaki ilişkinin zarar görmesi, onların sevgisini kaybetmeleri ve ileride güven problemleri yaşayacak olmaları anlamına gelmektedir. Ancak yapılan pek çok çalışma tam tersine, çocukların ihtiyacı olan etkili sınırların çizilmeyerek her istediklerinin yerine getirilmesinin, onların yerine sorunların çözülmesinin ve kararların alınmasının, asıl endişe verici durum olduğunu göstermektedir.

    Hayatı, insanları, yabancı, karmakarışık ve de ilgi uyandıran pek çok şeyin yer aldığı dünyayı keşfetmeye çalışan çocuklar denemeler yaparak ne kadar ileri gidebileceklerini, ne zaman durmaları gerektiğini yani, sınırlarını öğrenmeye çalışmaktadır. Bu öğrenme süreci, sürekli talep etme, tekrar tekrar şansını deneme, istediğini yaptırmak için ağlama, küsme, öfkeli davranma gibi farklı stratejilerin takip edildiği bir süreçtir. Bir tür davranışsal çerçeve olarak tarif edilebilecek ve ebeveynler tarafından çizilecek olan “sınırlar” çocuğun yabancı, karmakarışık ve belirsiz olan dış dünyayı anlaşılır bir çerçeve içinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde keşfetmesinde ve psikolojik gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

    Her koşulda her istediği yerine getirilen çocuklar hayal kırıklıkları ile baş etmeyi, hazzı ertelemeyi öğrenemeden büyümekte ve her zaman kendi istek ve ihtiyaçlarını ön planda tutan benmerkezci, herkesten her şeyi istemeye hakkı olduğunu düşünen talepkar birer yetişkin olma yolunda ilk adımı atmaktalar. Aynı zamanda isteklerin her koşulda ve zamanda yerine gelmesi çocuklarda oluşabilecek doyumsuzluğun da bir anahtarıdır. Fakat ne yazık ki, gerçek dünya bu istekleri sürekli karşılayacak, bizlerin istek ve ihtiyaçlarını kendilerininkinden önde tutacak anne babalardan ibaret değildir.

    Düşünme becerileri henüz yetişkinlerin seviyesinde olmayan çocuklar için sınırlar ve kurallar onların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Hiçbir trafik kuralının, işaretinin olmadığı işlek bir caddede araba kullanmayı öğrenmeye çalıştığınızda ortaya çıkacak olan tehlike ve kaygıyı düşününce sınır ve kuralların çocuklar için ne denli önemli ve gerekli olduğunu hayal edebilirsiniz. Güven hissinin yanı sıra erken dönemlerden itibaren ebeveynleri tarafından sınır ihtiyaçları karşılanmış olan çocuklar, toplumsal yaşamda hangi davranışların kabul gördüğü ya da hangilerinin görmediğini öğrenmiş olacaklarından yaşamlarının ilerleyen yıllarında içinde bulunacakları sosyal yaşamlarında da daha kolay uyum sağlayacaklar ve çok daha az zorluk yaşayacaklardır. Öte yandan sınırlar çoğu zaman seçenekler arasında karar vermeyi gerektirdiğinden çocuklardaki karar verme ve sorumluluk alma becerilerini de geliştirecektir. Sınırların aile yaşamına da yansıyan bir takım avantajları söz konusudur. Her üyesi için sınırları olan bir ailede daha az kavga ve tartışmanın ve de aynı zamanda daha az stresin yaşanacağı öngörülebilir.

    Ebeveyn olmanın getirdiği pek çok sorumluluk bulunmaktadır. Çocuklar için ve aynı zamanda ebeveynler için sıcak, sevgi dolu bir ilişki kurmak kadar sınırlar belirlemek de bu sorumluluklar arasında yer almaktadır. Bu sorumluluğun farkında olmayan ya da nasıl yerine getireceklerini bilmeyen ebeveynler ile çocukları arasında ciddi çatışmalar doğabilmektedir. Bu çatışmaları çözmek ve geç de kalınsa sınırlar belirlemek için adımlar atılması hem aile ilişkisine hem de çocuğun gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

  • MUTLU AİLE FORMÜLÜ: BEN, BİZ, HEPİMİZ ENERJİ DEPOLARI

    MUTLU AİLE FORMÜLÜ: BEN, BİZ, HEPİMİZ ENERJİ DEPOLARI

    Günümüz evliliklerinin/ailelerinin yürümemesinin en büyük sebeplerinden biri çiftlerin birbirilerine
    sosyalleşme imkanı tanımamalarıdır. Halbuki, evlilik ve aile kurumunun “enerji depolarından” bazıları
    da sosyalleşme ile dolar. Bu enerji depolarını şarj edilebilen piller olarak da düşünebilirsiniz:
    Evliliğinizin enerjisini ve verimi yükseltecek pillerden bazıları da: ben, biz ve hepimiz enerji
    depolarıdır. Bu enerji depoları uzun süre deldurulmazsa, evlilikte sorunlar ortaya çıkabilir.
    Unutulmamalıdır ki, insan yaradılışı gereği sosyal bir varlıktır. Sosyallik, genellikle toplumumuzda
    dışadönük olma hali ve sevdiğimiz kişiler ile zaman geçirmek olarak tanımlanır. Bu tanım doğru
    olmakla birlikte aslında eksiktir. Sosyal olma hali bundan çok daha fazlasını kaplar; öyle ki bazen insan
    kendi kendine de kendi ile sosyalleşir.
    Kendi yalnızlığınız ile sosyalleşin: Aile kurumunda “Ben enerji deposu”
    Yalnızlık çoğu kez olumsuz bir durum olarak lanse edilse de, yalnızlığın insan psikolojisine iyi gelen bir
    yanı da vardır. İnsan, nasıl sevdikleri ile kalite zaman geçirince mutlu oluyorsa kendi yalnızlığından
    zevk aldığı ve kendisi ile kalite zaman geçirdiği durumlarda da mutlu olur. Buna aile terapisi
    literatüründe “ben enerji deposunun” dolması deriz. Kendi iç sesinize, isteklerinize, hedeflerinize
    öncelik vermek ve bunları gerçekleştirmek, ben enerji deposunun dolmasının temelidir. Maalesef,
    günümüz Türkiyesi’nde çiftlerin kendi istek ve uğraşılarına öncelik vermesi bencillik olarak algılansa
    da, aslında psikolojik açıdan sağlık bireyler kendi ilgi, alaka ve isteklerini öbür insanlarınkinden bir
    parça önde tutma eğilimindedir. Bu durum, ancak ve ancak çevrenizdeki insanların isteklerini ve
    ilgilerini yok sayıp yoğun bir şekilde kendi isteklerinize döndüğünüz zaman bencillik olur. Bunu
    gerçekleştirmediğiniz takdirde ise bu davranış son derece normaldir.
    Ben enerji deponuzu, eşinizden bağımsız olarak tek başınıza gerçekleştirdiğiniz aktiviteler ile
    doldurabileceğiniz gibi yine eşinizden bağımsız olarak başka insanlar ile sosyalleşerek de
    doldurabilirsiniz. Örneğin; ben enerji deponuzu, spor yaparak, kişisel bakımınıza özen göstererek,
    hobilerinize zaman ayırarak, kendinizi hem mesleki hem de kişisel anlamda geliştirerek
    doldurabilirsiniz. Bunun yanı sıra, arkadaşlarınız ile görüşerek ve sevdiklerinize zaman ayırarak da bu
    enerji deposunun dolmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayın, önce kendinizi mutlu etmeden, eşinizi ve/ya
    çocuklarınızı mutlu edemezsiniz.
    Birbiriniz ile sosyalleşin: Aile kurumunda “Biz enerji deposu”
    Tek başına ben enerji deposunun dolması, sağlıklı bir birliktelik ve aile için maalesef yeterli değildir.
    Kendi mutluluğuna, istek ve uğraşılarına zaman ayıran bireyin artık eşi ile biz enerji deposunun
    doldurulmasının zamanı gelmiştir.
    Özellikle yeni doğmuş bebekli ve/ya küçük çocuklu ailelerin en büyük sorunu, çiftlerin birlikte zaman
    geçirememesi ve çocuğun hep yanlarında olmasıdır. Bu durum tabiî ki yanlış değildir ancak çiftlerin
    sağlıklı şekilde ilişkilerine devam edebilmesi için çocuklarından bağımsız olarak birbirlerine de zaman
    ayırmaları gerekir. Örneğin; çift olarak sevilen bir filmin izlenmesi, ortak zevkleri içeren bir aktivitenin
    yapılması ve eğer şartlar çocuk açısından uygunsa çiftlerin baş başa tatile çıkması biz enerji
    deposunun doldurulması için iyi imkanlardır.

    Aileniz ile bir bütün olarak sosyalleşin: Hepimiz enerji deposu
    Ben ve biz enerji depolarını dolduran çiftler, aile olarak çocukları ile birlikte kalite zaman geçirerek
    hepimiz enerji deposunu dolduracaklardır. Ailecek yapılacak bir piknik, gidilecek bir film ve/ya tatil
    hepimiz enerji deposunu doldurabilecek iyi fırsatlar olabilir.
    Bu noktada, akılda tutulması gereken en önemli nokta ise, enerji deposunun doldurulması için
    yapılacak aktivitenin herkes tarafından benimsenip tercih edilmesidir. Sadece çocuk veya sadece
    ebeveyn tarafından benimsenmiş aktiviteler, ortak zevk ve istekleri yansıtmayacağı için enerji
    deposunun dolumu da sağlanmayacaktır.

  • CİNSEL PROBLEMLERDE ÜÇ AŞAMA

    CİNSEL PROBLEMLERDE ÜÇ AŞAMA

    Cinsel tepkiler üç evreden oluşur:

    • İstek (libido)

    • Uyarılma

    • Orgazm

    Cinsellikte libido uyarılma ve orgazmdan anotomik ve fizyolojik olarak ayrıdır. Yani uyarılma ve orgazm korunurken libido (istek) tek başına azalabilir.

    Araştırmalar erkek ve kadında cinsel isteğin (libido) beyindeki bazı merkezlerin faaliyetiyle ve salgılanan bazı aracı nörotronsmitter ve testosteron düzeyiyle ilişkili olduğunu bulmuştur. Bazı hastalıklar, kullanılan ilaçlar kişinin cinsel isteğini azaltabilir. Bunlara ilave kişinin psikolojik durumu, çiftin birbirleriyle iletişimi libidonun artma veya azalmasına neden olabilir.

    Cinsel İstek Bozukluğu kaça ayrılır ?

    Cinsel istek bozukluğu kendi içinde ikiye ayrılır.

    • Azalmış cinsel istek; kişide azalmış cinsel isteğe bağlı cinsellikten gizli bir kaçınma var.

    • Cinsel tiksinti bozukluğu, sexe karşı fobik bir kaçınma var. Hastada panik atak benzeri bulgular olduğunda ilaç başlanması gereken bir durumda

    Uyarılma bozukluğu; kadında uyarılamama, erkekte iktidarsızlık

    Orgazm bozukluğu; erkekte erken boşalma geç boşalma kadında orgazm olamama.

    Cinsel Problemlerde Tedavi Yaklaşımları:

    Yaşanılan cinsel sorunlar psikolojik savunmaların, duygusal ve problemli zihinsel süreçlerin bir sonucudur. Bu nedenler kişinin cinsel reflexlerini ve erotik duygularını bozar.

    Cinsel problemler kişinin gelişimi aşamasında çevreden aldığı olumsuz uyaranlar, bilinçdışı cinsel çatışmalar, eşi ile ilgili problemler gibi pek çok alt yapıda yer alan etiyolojik faktörler vardır.

    Cinsel problemlerin tedavisinde bir sebebe inemezsek hastada cinsellikle ilgili olumlu iç görü kazandırsak ta etkili bir yol alamayız.

    İktidarsızlığın altta yatan sebebi eş baskısının arttığı performans kaygısı ve buna bağlı vücutta noradrenalin salınımı ve ereksiyonun gerçekleşmemesider. Bur da problemin sebebini bulup onu ortadan kaldırmalıyız.

    Cinsel problemlerde her belirti farklı tedavi protokollerine cevap verir. Pek çok vakada görünen cinsel problemin altında çocukluk çağından kaynaklı cinsel çatışmalar, toplum kaynaklı yanlış öğretiler ya da şu an mevcut ilişkideki problemler olabilir.

    Cinsel terapide başarı altta yatan sorunları, kaygıları ve onların sebep olduğu cinsel problemin ele alınması ile olur. Çiftlerin iyileşmeye direnç gösterip göstermediğine odaklanıp gerekli müdahale yapılmalıdır.

    Cinsel sorunlarda kullanılan cinsel egzersizler son derece etkilidir. Fakat her bireyin özelliklerine göre bazı değişiklikler yapmalıyız. Bu esnek yaklaşım her bireyin psikodinomik farklılığı nedeniyle gereklidir. Mesela ülkemizde katı dini kurallarla yetişmiş kişilerde masturbasyon egzersizleri vererek gereksiz dirençle karşılaşabiliriz.

     

  • BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    1. ORGAZM OLAMAMA

    Zihinde başlayan sorunlar zihinden çözümlenmelidir. Orgazm olmaya direnen bir zihin bunu alışkanlık haline getirerek aslında orgazm olamamayı öğrenmiştir. Gerek kişinin kendini tanıması gerekse partnerinden beklentilerini karşılayamaması bu sorunu kronikleştirmiş olabilir.

    1. AŞIRI MASTURBASYON

    Karşı cins ile sağlıklı bir birliktelik gerçekleştiremeyen. Çoğunlukla içe kapanık kişilerde daha yaygın görünen kişilerde aşırı uyarılma ve ejekülasyon mastürbasyon ile gerçekleşmektedir. Zamanla bunu her zaman isteyen ve enerjisini dengeleyemeyen kişilerde sorun olur.

    1. ERKEN BOŞALMA

    Cinnsel ilişki kişinin kendi mutluluğu kadar karşısındaki kişinin de mutluluğuna hizmet eder. Bu ilişkide taraflardan birinin erken boşalması hedefe varmadan gücün tükenmesi sürecini doğurur ki bu da bir süre sonra karşı tarafta isteksizlik veya hayal kırıklığına neden olur.

    1. CİNSEL TAKINTILI DÜŞÜNCELER

    İstemediğiniz halde erotik hayaller kurmaktan kendini alıkoyamama. Gözünüzün her fırsatta karşınızdaki kişinin cinsel organlarına takılması. Cinsel içerikli rüyaların sıklığı. Sürekli uyarılmak ve günlük rutin işlere verimli bir konsantrasyon sağlayamamak cinsel takıntılı düşüncelerde görülen en yaygın sorunlardır.

    1. VAJİNİSMUS

    Kadınlarda ilk gece korkusu olarak ortaya çıkan, ancak evlendikten sonra aylar geçmesine rağmen ilişkiye girememe hali Türk toplumunda her 45 kadından birinde görülebilmektedir. Bu korku istemsiz kasılmalarla vajinayı kapatır ve zevkli olacak bir ilişkiyi acılı bir sürece dönüştürür. Mahremiyetinden dolayı bunu kendi içinde çözmeye çalışan çift bazen aradan yıllar geçtikten sonra bile bu durumun sonuçlarına razı olarak yaşamı sürdürür.

    1. AŞIRI İSTEK VEYA İSTEKSİZLİK

    İstek ve isteksizliğin uç noktaları tarafların ihtiyaçlarından fazla veya yetersiz oluşması halinde çiftlerde sorun yarabilir. Birin çok istekli olması diğerini yorabilecekken bir diğerinin isteksiz oluşu diğerini arayışlara sürükleyebilir. İlişki veya evlilik sadakatini tehlikeye atar.

    1. TACİZ KAYNAKLI KORKULAR

    Her taciz bir travmayı beraberinde getirir. Bu travmanın şiddeti karşı cinse olan güvensizliği doğurur ve kişinin kendine verdiği değeri değersizleştirir.

    1. İLİŞKİ KORKUSU

    Cinsellik konusunda tabularla yetişen bireyler ilişki öncesi yaşadıkları aşırı güvensizlik. Güzel bir ilişkinin başlamadan bitmesine neden olabilir.

    Cinsel terapilerde eşlerin birlikte katılması süreci daha verimli hale getirebilir ancak hipnoterapide böyle bir zorunluluk yoktur. Sorunun altında yatan nedenler tespit edilerek önce bilinç düzeyinde kişi bilinçlendirilir. Sonra çözümleri bilinçaltı düzeyde kişinin bilinçaltına yüklenir. Arzu edilen sonuç oluşuncaya kadar seanslar tekrar eder. Eğer bu sonucu oluşturan fizyolojik sebepler olduğundan şüpheleniliyorsa önce bunun patalojisi incelenmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.